Prens’imle Müzede

Eylül’de yine harika bir hafta sonu. Hava çok güzel, güneş ısıtıyor,tam anlamıyla,tatlı tatlı okşuyor. Denize girenler çok mutlu, memnun. Girmeyenler de öyle.

Teknedekiler, yelkendekiler,sahildekiler, denizdekiler herkes keyifli. Bense hepsinden keyifliyim,bu çok güzel havada deniz kenarında,  prensimleyim.

Konuşuyoruz, kaykaya biniyoruz.Birşeyler yiyoruz, yeni arkadaşlarımız var.

Keyfimiz süper, prensim, sahte gülüşüyle poz veriyor.

Günün çok da özel bir programı daha var. Oyuncak Müzesi.Fotoğraflamaya çalıştım.Bakalım beğenecek misiniz?

İstanbul Oyuncak Müzesi 23 Nisan 2005 yılında Sunay Akın’ın ailesinden kalma Göztepe’deki köşkünde kurulmuş, yazar, müze kurma fikrinin temellerini daha çocukluk yıllarında atmış,  ailesi ile birlikte İstanbul’a yapmış olduğu bir seyahatte Arkeoloji Müzesini ziyaret edince bu geziden o kadar etkilenir ki müzeciliği oyunlarına katar ve en çok sevdiği oyun haline gelir. Ancak diğer çocuklar pek ilgi göstermediklerinden oyunu hep kısa sürer. Oyuncak müzesi fikrinin temelleri ise şairin, 20 yıl önce Almanya’nın Nürnberg kentine yapmış olduğu seyahatine uzanıyor. İlk kez o zaman böyle bir müzeyle karşılaşan Sunay Akın, kendini oyuncaklardan saatlerce alamadığını itiraf ediyor. Akın daha sonra gittiği tüm ülkelerde oyuncak müzesi aramaya başlıyor ve bu gezilerin sonunda gelişmiş her ülkenin mutlaka oyuncak müzesi olduğunu ve teknolojik açıdan kendini geliştiren ülkelerin oyuncak sanayisinde lider olmayı başardıklarını fark eder. Şair o müzeleri gezerken şunları düşünür “Hayal etmenin ve düş kurmanın tarihi var. Bu tarih o müzelerde yaşatılıyor. Türkiye’de de böyle bir müze olmalı ve hayaller korunmalıydı.”Yazar bu müzeyi kurma amacını ise şu sözlerle ifade etmekte “Oyuncak Müzelerini gezerken içimde hep anlaşılmaz, garip bir duygu taşıdım. Neden benim ülkemde oyuncak müzesi yok diye. Bu beni rahatsız etti. Hani istiridyenin içine bir kum taneciği girer, istiridye bundan rahatsızlık duyar ve o kum taneciğini izole etmek için etrafında bir salgıya çevirir ya; hani böylelikle inci oluşur ya… İşte oyuncak müzesi de böyle bir inci. İçime bir kum taneciği girdi ve bu beni rahatsız etmeye başladı. Çünkü bütün uygar ülkelerin oyuncak müzeleri var, o zaman bir salgı ortaya çıkardım ve bu müzeyi kurdum”

Müzenin kapısındayız.                                                                                                                      15 yılda gezdiği ülkelerdeki antikacılardan ve açık arttırmalara katılarak satın aldığı oyuncaklarla bu müzeyi kuran sanatçı insanlara masalsı bir dünya kurmak istemiş. Sunay Akın oyuncak Müzesi hayalini gerçeğe taşırken sahne tasarımcısı Ayhan Doğan ile çalışmış. Yazar, Ayhan Doğan ile çalışmasının sebebini ise şöyle açıklamakta; “Bu müzede hayallerimizdeki kahramanları sergileyeceğimize göre, her odanın bir sahne görünümünde olması gerekliydi. Bu işi de en iyi başarabilecek olan isim Ayhan Doğan’dı.

Burası kız çocuklar için, bu bölümler için ben bir daha gitmek istiyorum.                                                                                                                      Müze sözcük olarak ilham perisi anlamını taşıyor. Müze mitolojideki Zeus’un 9 güzel kızı “Musa”lardan gelir. Akın hiçbir müzenin kar amaçlı kurulmayacağını ilham perilerinin ona kazandırdığı ne varsa onlarla müze kurduğunu, sevenlerinin kendisi için harcadığı parayı onlara hizmet olarak sunmaya çalıştığını ifade ediyor.

Prensim için araba olsun başka şey istemez.Bu markayı ilk defa gördü, hemen hafızasına kaydetti.
Müzedeki oyuncakların sayısı ve çeşidi konusunda sınır bulunmuyor. Oyuncak müzesinden içeri adımınızı attığınız anda sizi masalsı bir dünya bekliyor. Evcilik oynadığınız bebeğiniz, kurşun askerleriniz, metal arabalarınız, çocukluğunuz, anılarınız sizleri bekliyor. Sunay Akın, yurt içinden ve yurt dışından yaklaşık dört bin adet antika oyuncak toplamış. En eski oyuncak 1817 yılına ait, Fransa`da yapılan bir oyuncak keman… 1820 yılında Amerika`da yapılan bir bebek, yine aynı ülkeden 1860 yılına ait misketler, Almanya`da yapılan yüz yaşında teneke oyuncaklar ve porselen bebekler müzenin en eski eserleri arasında.

Polis arabaları, tranvaylar,hepsi beni de çok heyacanlandırıyor.

Burada  araba çeşitleri daha çok.Aslan için çok daha dikkat çekici.

Burası beni çocukluğuma götürdü.Kardeşimin her çeşitten askeri vardı, kızılderilileri de vardı. Hem de beraber çok oynardık.

Araba değilse kısa geçiyoruz.

Biraz da müzenin bahçedeki kafedeyiz.                                                                                    Müze 5 kattan oluşuyor. Konferans salonunun bulunduğu en alt katta kendinizi bir denizaltının içinde bulacak, çayınızı kahvenizi yudumlayacağınız kafede ise bir oyuncağın dişlilerinin içinde hissedeceksiniz. Girdiğiniz her odada farklı bir macera yaşayacak ve çocukluk dostlarınızla karşılaşacaksınız.

Prens’im ile birbirimize anlatacak çok şeyimiz var.                                                                                           Bu ara çok müze gezdim, hepsi çok özeldi. Ama Oyuncak Müzesi de mutlaka gezin dediklerimden. Sunay Akın  çok  sevdiğim bir sanatçı. Çok teşekkürler Sunay Akın, müthiş bir hayali hayata geçirerek,küçük büyük, hepimizi hayaller ülkesine götürüyorsun. Hayallerin seninle birlikte, tüm gezenleri de mutlu ediyor.Sevgiler herkese

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s