Çizgi Dışı Bir Girişimcilik Hikayesi:Silk&Casmere

Sevgili Ayşen Zamanpur’un  müthiş başarılı girişimcilik öyküsünün, söyleşilerinden birini kendi anlatımıyla Özlem Mercan’ın röportajından  aktardım. Sevgiyle, gururla, mutlulukla 

Çizgi Dışı Bir Girişimcilik Hikayesi: Silk & Cashmere

Yazan ozlemercan

Fotoğraf howardignatius

Geçen yazıda bahsettiğim toplantılardan ikincisi JCI İstanbul şubesi tarafından düzenlenen “Çizgi Dışı Kariyer Hikayeleri” konulu toplantıydı. Konuk konuşmacı ise Silk&Cashmere markasının yaratıcısı Ayşen Zamanpur’du. Ayşen Hanım anlatırken ben de hızla not aldım. İşte oldukça ilham verici bir girişimcilik hikayesi:

TEMELLER

Ayşen Hanım konuşmasına şöyle başladı: “Bu toplantıda benden tek bir cümle söylemem istense “Risk almadan başarı olmaz” derdim. Ortada sağlam bir hedef, plan varsa yolunuza kimse çıkamaz. Kimseyi kafaya takmayın. Sağlık dışında hiç bir neden sizi yapacağınız işten alı koyamaz.”

“Başarılı insanlara karşı diğer insanların bir mesafesi oluşur. Sanki başarılı olmak için belli bir özellik gerekir gibi bir düşünce olur. Ama hiç de öyle değil. Ben normal bir aileden gelen, üniversiteyi bitirmiş bir insanım. Başarılı insanlar, özel yeteneklere sahip değiller, sadece doğru bir fikir bulup bunu geliştirmeyi bilmişlerdir. ”

Ayşen Zamanpur, üniversiteyi bitirdikten sonra Şişecam’da işe girmiş ve 5,5 yıl burada çalışmış. Planlama bölümünde fizibilite çalışmaları ve ekonomik araştırmalar yapmış. İşe girdiği zaman 21,5 yaşındaymış ve şirketin en genci, en çömeziymiş. İş hayatının tüm yönlerini Şişecam’da öğrenmiş. Fotokopi çekmekten, toplantı kültürüne, çalışanlar arası çatışmalardan yöneticiyle konuşmaya kadar tüm bilgileri burada almış.

Ayşen Hanım “Gerçek hayatta olmak için üniversite bilgisi işe yaramıyor, insan çalışarak öğreniyor.”diyor.

Bu 5,5 yıldan sonra artık aynı işleri tekrar tekrar yapma olayını bitirmeye karar vermiş. Bir ofiste çalışmanın kendisine uygun olmadığın anlamış ve kendi yapabileceği işleri düşünmeye başlamış. (Bir yerden tanıdık geliyor mu? ☺ )

KENDİ İŞİNE BAŞLAMA ZAMANI

Avrupa’da ve Amerika’daki alışveriş merkezlerini düşünmüş. Daha o zamanlar Türkiye’de bu tip merkezler yaygın değildi. Ayşen Hanım’a bir çok markanın bir arada olduğu, hem eğlenceli hem de yemek yenebilen bu merkezler çok mantıklı geliyormuş, ancak bir alışveriş merkezi açmak – soyadınız Koç veya Sabancı değilse – hiç kolay değil tabii.

Bu arada arka plan olarak Ayşen Hanım’ın ailesi normal orta halli bir aile. Yani yeni bir iş kurmak için büyük sermayeler vs. sağlayabilecek durumları yok. Ne yaparsa kendi çabasıyla olacak.

O da alışveriş merkezi açamayacağı için, alışveriş merkezinin içinde bir dükkan açmakla işe başlamaya karar vermiş. Ve o zamanlar daha çok yeni olan Galleria’da bir Benetton mağazası açmış. (Benim yaşımda olanlar Galleria’nın ilk zamanlarını hatırlarlar. İstanbul’un tek alışveriş merkeziydi, içinde Fame City de vardı, oynadığımız oyunlardan küçük kartlar biriktirirdik ve bunlarla oyuncak vs. alırdık ☺ )

Bu mağazaya tüm enerjisini verince, mağaza tüm dünyadaki 7.500 şubeleri içinde 1. sıraya yükselmiş. Bundan sonra da 8 tane daha Benetton açmış. Bu işe de 5,5 yılını vermiş. O zaman kendi deyimiyle “Girişimci bir ruha sahip olduğunun henüz farkında değil.”.

Benetton’la geçen 5,5 yıl sonunda, bir eksiklik hissediyor Ayşen Hanım. Evet çok başarılı mağazaları var, iyi de kazanıyor ama işin içine kendinden bir şeyler katamıyor. Sadece alma – satma var, yaratıcılık veya iş geliştirme adına pek bir şey yapamıyor. Bu “benim kattığım bir şey olmalı” düşüncesinin sonradan“girişimcilik ruhu” olduğunu öğreniyor ☺.

YENİ FİKİR ÜRETMEK

Ve yine değişik bir fikir arayışına giriyor. “Fikir çok önemli. Doğru fikrin önünde hiç bir şey durmuyor. Ama projelendirmek çok önemli.” diyor Ayşen Hanım ve şunu da ekliyor: “Bir şeyi çok yürekten isteyince, evrendeki birşeyler, belki ‘kozmos’ yardım ediyor insana.”

Yapabileceği yeni bir iş ararken şunları düşünüyor:

  • Annesine küçükken Almanya’dan gelen kaşmir bir kazak varmış. Ayşen Hanım bu kazağa dokunmayı çok severmiş.
  • Eşi o zaman Çin’le iş yapıyormuş.
  • Kaşmir ile ilgili düşünürken, anavatanının Çin olduğunu öğrenmiş ve eşinin de orayla olan bağlantıları sayesinde “Bir kaşmir markası yapabilir miyiz?” diye sormuş kendine.
  • Eşiyle birlikte Çin’e gitmeye karar vermiş. “Herkes halı – kilim peşindeyken, ben ağıllarda koyun peşindeydim.” diye anlatıyor Ayşen Hanım. Kaşmir sadece Çin’in bazı bölgelerinde yetişen keçilerden elde edilen bir tür özel yün. Bu keçiler Avrupa’da veya dünyanın başka bir yerinde aynı kalitede kaşmir üretmiyorlar, yani kaşmir tamamen Çin’e özgü bir yün cinsi ve oradan almak zorunlu.
  • Kışın kaşmir, yazın da ipek satarız diye planlamaya başlamış. İpeğin de anavatanı Çin olduğu için oradan getirip satmayı düşünmüş.
  • Bu fikirden sonra arkadaşlarıyla Çin’de gitmediği yer, görmediği keçi kalmamış. “O zamanlarda Çin dünyaya açık değildi. Hatta ben, oradaki halkın gördüğü ilk yuvarlak gözlü – çekik gözlü olmayan – insandım. Sürekli benimle fotoğraf çektirmek isterlerdi.” diyor ☺.
  • Bu arada evde 1 ve 4 yaşlarında iki çocuğu var. Şu anda baktığında o arada 3. çocuğu yapmadığına üzülüyor ☺. Özel hayatını sorduğumuzda eşinin kendisini çok desteklediğini söylüyor. Hatta “Onun desteği olmasaydı, yaptıklarım mümkün olmazdı.” diyor. Kendisi sürekli Çin’e gidip gelirken çocuklarla eşi ve yakın akrabaları ilgileniyor. Burada olduğu zamanlar da, tüm dikkatini onlara veriyor. Bir hafta Çin’de kaldıysa, döndüğünde 5 gününü çocuklarıyla geçiriyor, böylece herkese gerekli zamanı ayırmış oluyor.
  • Bu sıralarda Çin de ticari anlamda açılmaya başlıyor ve Çinlilerin paraya ihtiyaçları var. Kaşmiri nasıl alırız diye düşünürken, bakıyorlar ki Çinlilere para vermek gerekecek. Ancak bu şekilde istedikleri miktarda kaşmiri ürettirebilecekler.

RİSK ALMAK

Ayşen Hanım hemen kararını verip Türkiye’ye dönüyor 8 tane Benetton mağazasını elden çıkartıyor. Hem de hiç pazarlık etmeden, kim ne fiyat verirse devrediyor. Bu kendi söylediğine ve herkesin de anlayabileceğine göre çok büyük bir RİSK aslında, çünkü geri dönebilecek başka bir sermayesi yok.

O zaman 8 mağaza 2,5 milyon dolar ediyor. Fizibilite çalışması yapıyor, Çin’dekilere işin nasıl olacağını anlatıyor.

Ve elindeki parayla Çin’de yatırımını yapıyor. Kendisi için kaşmir ürettirmeye başlıyor.

GELİŞME DÖNEMİ

Tabii fikir bulununca ve iş kurulunca hikaye bitmiyor. Asıl çalışma bundan sonra başlıyor. Çekirdek kadro 3 kişiyken, 6 kişiye çıkıyor.

Henüz satış yok, sadece kuruluş aşamasındalar.

  • Marka nasıl yaratılır diye yurtdışında araştırma yapıyorlar, seminerlere toplantılara katılıyorlar.
  • Marka üzerinde çok çalıştıktan sonra nihayet ilk denemeyi İsviçre – Zürih’te yapıyorlar. Henüz fikrin tutup tumayacağına bakıyorlar.
  • Bu ilk mağaza çok başarılı oluyor ve fikrin doğru olduğu ispatlanıyor. Fiyatıyla, kalitesiyle ve mağazanın yeri ile herşeyi doğru yaptıklarını anlıyorlar.
  • Şu anda Berlin, New York ve dünyanın bir çok şehrinde 101 adet mağazaları var.
  • Dünya üzerinde bu fikir çok az uygulamaya konmuş. Sadece kaşmir üretip satan şirket sayısı 40′ı geçmiyor. Türkiye’de ise başka bir marka yok. Ayşen Hanım hala ikinci bir markanın çıkmamış olmasını çok ilginç buluyor.
  • Mağazalarda kışın kaşmir, yazın ipek satılıyor. Bu iki ürün dışında bir de bahar aylarında satılacak bir ürün çeşidi oluşturmak istiyorlar. Ar – Ge çalışmaları yaparken, – kendisinin deyimiyle ‘kozmos’un da yardımıyla ortaya “Kaşipek” çıkıyor. Bu ürünü de Çin’de geliştiriyorlar.

Ayşen Hanım ‘kozmos’ yardımını şöyle açıklıyor: “Yalan söylemediğin zaman, proje iyiyse, ekip sağlamsa, inanıyorsan insanlar e fırsatlar sana geliyor.”

ŞU ANDA…

Silk&Cashmere bugün kalite ile birlikte anılan bir marka. Ayşen Hanım sürekli işin başında, mağazalara gidiyor, personel ile konuşuyor, daha fazla ne yapılabilir diye düşünüyor.

  • Kaliteye çok önem veriyorlar. Tüm Silk&Cashmere mağazalarında çalışan elemanlar haftada 3 saat eğitim alıyorlar. Gizli müşteri programları uygulanıyor. Bu konuda çok titiz davranıyorlar.
  • KKM “Kaşmir Kalitesinde Mağazacılık” adını verdikleri ve 18 maddeden oluşan kurallar listesi var. Bunu tüm dünyada uyguluyorlar.
  • Kurumsallaşma konusundaki çalışmaları da devam ediyor.

ALINACAK DERSLER

Ayşen Hanım kendi hikayesini bitirince bir çok soru soruldu. Genel olarak verdiği mesajlar şunlardı:

  • Hiç bir zaman “Neden ben?” demeyin. “Neden ben değil?” deyin.
  • Herkesin başkalarından farklı bir yönü var. Diğer insanların bizi eleştirdikleri yönlerimiz aslında bizi farklılaştırır ve bu yönlerimiz fark edip geliştirirsek, başarı hikayeleri yaratabiliriz. Başarı hikayelerine baktığımızda aslında kişilerin en fazla öne çıkan özellikleri herkesin eleştirdiği özelliklerdir.
  • Hiç bir şekilde hiç kimsenin diğerlerinden üstün olduğunu düşünmeyin.
  • Herkesin başarısız olduğu bazı şeyler vardır. Bunları düzeltmek yerine, farklılıklarınızı ortaya çıkartmaya çalışın.

EKLEMEK İSTEDİKLERİM

Ayşen Hanım’ın hikayesi beni çok etkiledi. Normal bir çalışanken, kendi işini yapmaya başlaması, bunun da yetmeyip kendi yaratıcılığını ortaya koyması ve bir dünya markası haline gelmesi, hepimizin hayallerini süsleyen şeyler.

Buradan alabileceğimiz en önemli şey bence şu: Kendine inanmak, projeye inanmak, planlı olmak, sağlam adımlarla ilerlemek küçük büyük her girişimcinin ortak özelliği.

Bunların yanı sıra iş hayatında maaşlı bir eleman olarak çalışırken öğrenilenler, daha sonra çok işe yarıyor.Yeni mezunlara sürekli “önce bir işte çalışın, yol yordam öğrenin” diye tavsiyeler vermemin nedeni de bu aslında. Önce temeli yapıp, sonra üzerinde kendimizden bir şeyler koymak, yapacağımız işi garanti altına alıyor.

Yine Ayşen Hanım’ın ilk söylediği cümle ile yazıyı bitirmek istiyorum:

“RİSK ALMADAN BAŞARI OLMAZ”

Sevgili Ayşen’in Alkışlanacak Başarısı

Sevgili Ayşen Zamanpur’un hepimizin bildiği çok başarılı bir girişimcilik öyküsü var. Başarı, başarıları getirmeye devam ediyor, devam edecek.Kutluyorum, sevgiyle kucaklıyorum. Başarılar hep seninle olsun.

Sılk&cashmere, Fon Kuruluşu Eastgate Capıtal Group ile Ortak Oldu

Silk& Cashmere CEO’su Ayşen Zamanpur, uluslararası özel fon kuruluşu Eastgate Capital Group ile ortaklık konusunda anlaşmaya vardığını, anlaşma sonrasında şirketin çoğunluk hissesinin Zamanpur ailesinde kaldığını açıkladı Silk& Cashmere CEO’su Ayşen Zamanpur, uluslararası özel fon kuruluşu Eastgate Capital Group ile ortaklık konusunda anlaşmaya vardığını, anlaşma sonrasında şirketin çoğunluk hissesinin Zamanpur ailesinde kaldığını açıkladı.

Silk&Cashmere CEO’su Ayşen Zamanpur, yaptığı yazılı açıklamada, 2012’de 20.yılını kutlayan şirketin, 22 ülkede başarıyla büyüdüğünü, 2008 yılından bu yana sürekli yabancı yatırımcıların ilgisini çeken Silk&Cashmere’in, birçok teklifle karşılaştığını söyledi. 2011 yılına kadar bu konuda girişimde bulunmayan şirketin, 2011 başından beri sürdürdüğü görüşmelerini başarıyla tamamlayarak uluslararası seçkin özel bir fon olan Eastgate Capital Group ile ortaklık konusunda anlaşmaya vardığını açıklayan Zamanpur, anlaşma sonrasında şirketin çoğunluk hissesinin Zamanpur ailesinde kaldığını bildirdi. Ortaklık için imzayı atan Zamanpur, son derece istikrarlı ve karlı bir büyüme sağladıklarını belirterek, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Son yıllarda ciddi bir atağa geçtik, 5 yıllık stratejik planımızda daha da iddialı bir büyüme söz konusu. Bu hedefimize yürürken yanımızda bize güvenen ve markamıza ortak olan Eastgate Capital Group’un bize güç vereceğine inandık. Doğru ve sağlam bir yatırımcı ile anlaşmış olmaktan ekipçe mutluluk duyuyor, şimdi ilk günden beri ana hedefimiz olan ve bu konuda ciddi adımlar da attığımız kaşmir ve ipekte dünya markası olma amacımıza çok yaklaştığımızı hissediyoruz.” – İstanbul

Çok Başarılı Bir Y Kuşağı öyküsü

Hande ‘yi (Hande Çilingir) Kagiderde İletişim Komitesinin düzenlediği son oryantasyonlardan birinde tanıdım.O gün oryantasyona katılan tüm yeni üyeler, hem oldukça genç, hatta çok genç hem de hep çok farklı başarıları olan , ışık saçan pırıl pırıl üyelerdi.Hepsini dinlerken göğsüm  kabardı.  Heyacanlarını bende hissettim, başarılarını ve girişimcilik hikayelerini dinlerken çok mutlu oldum, gurur duydum.

Hande de o gruptaki çok özel gençlerden biriydi, ilk fırsatta Hande’nin çarpıcı öyküsünü yazmak sizlerle paylaşmak istedim.                         Kagider Yeni Yıl yemeğinde rastlayınca, bana o güzel hikayesini yazarak göndermesini istedim.Şimdi tekrar yazmak için okuyunca dahada heyecanlandım ve  hayranlık duydum.    Hande,1984 doğumlu Kagiderin en geç üyesi,  başarıları lise  yıllarında başlamış O dönemde münazaralar en önemli ilgi alanı, bu konudaki başarıları onu o dönemlerde sayısız plaket kazanmasına neden oluyor.Bence böylece iyi bir pazarlamacı olmasının temeli o günlerde atılmış oluyor.                                                      Üniversite yıllarını şöyle anlatıyor,”Üniversite giriş sınavında ailem ve çevrem benden büyük bir başarı beklerken, sınavım pek de istediğim gibi geçmemişti ve birçok insanın isteği olan ancak benim beklentilerime göre biraz düşük kalan, İstanbul Bilgi Üniversitesi İngilizce İşletme bölümünü tam bursla kazanmıştım. Aslında derler ya, ‘her işte bir hayır vardır’ diye, burayı kazanmam, girmeyi  çok istediğim başka bir okulun kapısını açtı. 1. yılın sonunda, yüksek not ortalaması getirdim ve The London School of Economics, Ekonomi&Yönetim programına girmeye hak kazandım.”

Hande üniversite hayatı boyunca, hep hem çalışıyor, hem okuyor.böylece hem para kazanıyor, hem tecrübelerini artırıyor. Alarko, Zorlu Holding, PepsiCo gibi birçok uluslararası firmada çalışıyor, böylece Pazarlama ve Satış konusunda kendini geliştiriyor. Hem okul hem çalışma hayatı içinde pek öğrenciliğini yaşayamıyor olmasına rağmen STK larda, sosyal projelerde görev almak için hep zaman yaratmaya çalışıyor. Bunların içinde   kendisi için en anlamlısı, kuruculuğunu ve eş başkanlığını yürüttüğü ‘Bilgiaid’ projesi ve bu projenin 2007 yılında, TOYP (Türkiye Genç Girişimciler) yarışmasında, yılın sosyal projesi ödülünü kazanması.  Bu proje kapsamında, öncelikle, bazı özel üniversitelerde, Pizza stantları kuruyorlar, tıpkı bir şirket gibi çalışan bu yapıda da, Finans Direktörü, Satın Alma, Pazarlama gibi departmanların başında da hep öğrenciler var, 3 ay gibi kısa bir zaman da da 15.000.-TL kazanıyorlar. Toplanan tüm gelir ile bazı ilköğretim okullarına laboratuvarlar yaptırıyorlar.                                                                                                                       Proje, pizza ile birlikte mısır stantları ile devam ediyor.

2007 yılında, yani mezuniyet senesinde,   yüksek lisans yapmaya, yükselen ekonomilerden Çin’e gidip, orda Çince öğrenmeye karar veriyor.. Başarı bursu ile, Çin’e gidip, 1 sene boyunca, Şangay Üniversitesi’nde ‘Uluslararası Çin Kültürü ve Dili’ öğrenimi görüyor.. Aynı zamanda, giderlerini karşılayabilmek için, bir cam firmasında yarı zamanlı olarak çalışıyor.

Öğrenimimi tamamladıktan sonra, aralarında Fiba Holding, Turkmall gibi şirketlerin de bulunduğu ve Çin’de gayrimenkul yatırımları yapan bir firmanın Pazarlama&Satış departmanında çalışmaya başlıyor. Pozisyon ve şartlar bakımından oldukça iyi bir şekilde profesyonel kariyerine devam ederken, girişimcilik ruhu ağır basıyor, ve bir süre sonra, çok önceleri üniversiteden bir sınıf arkadaşıyla düşündükleri, projeyi  hayata geçiremek için  uygun zamanı geldiğine inanıp  Türkiye’ye dönüyor.

Hande Türkiye’de ilk defa gerçekleştirilecek bu iş fikrinin ortaya çıkışını özetle şöyle anlatıyor.”Bir gün gazete okurken gördük ki,  Fethiye (Muğla’da) yaz-kış yaşayan, burda mülk satın alan İngiliz aile sayısı 7000’i bulmuş ve artık Doğu Londra’da bile her 10 kişiden 4’u İngiliz iken, Fethiye’de bu oran çok daha artmış. Dolayısıyla, Fethiye gibi eşsiz güzellikteki bir bölgede, okul açarak, yurtdışından gelecek öğrencilerin, hem İngiliz öğretmenlerden ders almalarını hemde bu yöreye yerleşmiş İngiliz ailelerin yanında kalmalarını sağlıyarak hep birlikte aktivitelere katılarak İngilizceler’ini geliştirecekleri bir proje hayal ettik. Eğitim alanında ve finansman olarak da bize destek olması açısından, yanımıza 3 ortak daha alarak da, 2009 yılında bu projeyi hayata geçirdik. Amacımız, İngiltere ve Malta’daki konsepti bu ‘küçük İngiltere’de uygulamak, hatta ordaki dil okullarından daha iyi bir eğitimi, eşsiz bir doğada ve öğrencilerle geçirecek bolca zamanı ve güzel evleri bulunan İngiliz ailelerle birlikte yapacağımızı tüm dünyaya göstermek ve uluslararası bir okul kurmaktı. 2 sene boyunca, yönettiğim pazarlama takımı ile birlikte, Orta Doğu, Avrupa ve Uzak Doğu’da sayısız ülke gezerek okulu tanıttık.

Hande Suriye seyahatinde

Buralardaki eğitim acentalarını, Fethiye’ye davet ederek İngiliz ortamını ve Fethiye’nin güzelliklerini gösterdik. Çek Cumhuriyeti, Polonya, Arnavutluk, Fransa, İtalya, Suriye, Suudi Arabistan, Libya, Dubai bügune kadar öğrencilerimizin geldiği ve benim de ziyaret ettiğim 28 farklı ülkeden sadece birkaçı.                    Şu an okulumuz, 33 dönüm üzerinde kurulmuş,  en yeni teknolojiler ile uyumlu bir şekilde düzenlenmiş sınıfları , spor alanları, havuzu, dinlenme alanları bulunan bir kampüs üzerinde eğitim hayatına devam ediyor.”

Hande Fethiye Ölüdeniz de 12 farklı ülkenin eğitim acentası ile

Hande hep çok yoğun çok çalışıyor, kendine hiç zaman ayıramıyor, tatil yapamıyor, ama idealleri peşinde zevkle, tatilini de işini de aynı potada mutlulukla yapmaya devam ediyor, ama STK sız da yapamıyor, Kagidere  ulaşıyor.

İyikide bizimle, onunla olmaktan, hikayesini başarılarını paylaşmaktan hepimiz çok mutlu olduk. Kagidere daha çok zaman ayırabildiğinde bu mutluluğumuz çok daha artacak, kendisine sevgiler, sevgiler, diyorum, tekrar tekrar kucaklıyorum.

Hande Kagider Yeni Yıl Yemeğinde