Ali Rıza Kardüz ve Güngör Uras İle

Ali Rıza Kardüz, ya da Güngör Uras’ı senelerce çok keyifle ve severek takip ettim, bu değerli büyüğümden çok şey öğrendim. Senelerce, eşi, kızı ile seyahatlerini,gezi, lokanta anılarını, Ayşe Hanım Teyze hikayelerini ,ekonomi yorumlarını hep yazılarından takip ettim. Hep neden iki isimle yazar diye düşündüm, meğerse daha da fazla isimle yazarmış.Anlıyorum ki hayalleri, paylaşacakları, ürettikleri o kadar çok ki, iki hatta beş isim ile bile yazmak, ihtiyacını hissetmiş. Kendim ve sizler için önce bu sene çıkan kitabını alıp okuyacağım, sizlerle de bu çok sevdiğim yazarı tekrar tekrar paylaşacağım. Bu güne kadar sizlerle paylaşmakta  geç de kaldığım için üzgünüm, daha fazla gecikmeden  Miraç Zeynep Özkartal’ın güzel röportajı ile başlamak istedim. Gerisi gelsin diye söz vererek, sevgiler…

Acaba çok Kişilikli miyim?

‘Acaba çokkişilikli miyim?’Hayatını bir nehir söyleşi kitabında anlatan dört isimli yazar Güngör Uras: “İçimde bilmediğiniz beşinci biri var”

 MİRAÇ ZEYNEP ÖZKARTAL

Güngör Uras “Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane” yazarlardan. Haftada 12 yazı yazıyor. Bu yazılarda dört karakterle karşımıza çıkıyor: Güngör Uras, Ali Rıza Kardüz, Tevfik Güngör ve Ayşe Hanım Teyze… Aslında dört imza daha çıkar ondan. Haftada 24 yazı yaz deseniz, 25’inciyi de ekler ardına…
En çok istediği tamamen mizah yazmak. “Beni ciddiye almazlar” diyor, tutuyor elini… Oysa teşvik primlerini bile dalga geçerek anlatmak istiyor.
79 yıllık ömrünü Haşim Akman’a anlattığı nehir söyleşi kitabında da her şeye mizahla baktığı her satırdan belli oluyor. Kitabın adı “Saf ve Bakir Anadolu Çocuğu”…

* Kitapta da görülüyor ki siz aslında dört kişiniz. Güngör Uras, Ali Rıza Kardüz, Tevfik Güngör ve Ayşe Hanım Teyze… Bu kalabalık nereden çıktı?

Herhalde hayal gücümden. İnsan yalnız olduğunda kendini başka başka kalıplara sokuyor. Şöyle olsaydım nasıl olurdum? Böyle olsaydım nasıl olurdum? Hep aynı kişi olarak hayal kurarsanız, aynı şeyleri düşünürsünüz. Oysa ben farklılık severim. Beni mutlu ediyor. Ayşe Hanım Teyze yazısı yazarken kendimi onun yerine koyuyorum, hislerini duymaya çalışıyorum. Acaba çokkişilikli miyim? Kötü bir durum mu bu?

* Kim Ayşe Hanım Teyze?

Aslında başlangıcını anlatayım sana. Necati Doğru Güneş’in ekonomi müdürüydü, “Bize de bir şey yaz” dedi. Oraya Zehra Hanım Teyze diye, annemin adıyla bir karakter yazmaya başladım. Onun da evveliyatı var. TRT 2’de Olayların İçinden diye bir program yapıyordum, gelen konuklara “Annem Zehra Hanım Teyze seyrediyor, onun anlayacağı şekilde anlatın” diyordum. Fazla teknik konulara girerlerse, “Zehra Hanım Teyzem anlamıyor” diye tekrarlatırdım.

* Zehra hanım Ayşe Hanım’a nasıl dönüştü?

Annem vefat etti. Bir ara Nuran teyze diye eşimin adıyla yazmaya kalktım, sonra kızar diye vazgeçtim. Sonunda Ayşe Hanım Teyze oldu ve bir Anadolu kadınına dönüştü. Ayşe Hanım Teyze kim biliyor musun? 60 yaşlarında saf bir Türk kadını. Bir yerde üç beş kuruş parası vardır, geçim zorluğu içindedir. Torununu, damadını düşünür. Faizi nereden alacağım, altını ne yapacağım diye dertlenir ve devamlı kazık yer. Yolda çevirip soruyorlar, “Ayşe Hanım Teyze perişan” diyorum.

“Ben yemek yemem, pala bıyıklıları anlatırım”

* Ali Rıza Kardüz sanırım Güngör Uras’tan bile meşhur…

Kardüz bugün lokanta yazarı ama çıkışı Turgut Özal yüzünden oldu. Yazdığım bir yazıya Özal çok bozulup şikayette bulunmuş. Ben de Güngör Uras değil de Ali Rıza Kardüz diye yazayım dedim; ama durumu ilk fark eden yine Turgut bey oldu. Bunun üzerine Ali Rıza Kardüz’ü başka bir firma yaptım, lokantaları geziyor.

* Politikadan uzaklaşsın diye mi?

Sabah gazetesinde yazı yazmaya başlamıştım. O zamanlar daha İstanbul’da lokantaları herkes bilmiyor, yeni yeni 29 açılmış, ŞamdanSa açılmış. Benim de bir huyum var, hiçbir şeyi içimde tutamam. Gittiğim, gördüğüm her şeyi başkalarına anlatmak zorundayım. Dinç Bilgin ve Zafer Mutlu dediler ki, “Şu anlattıklarını yazsana”. Böylece lokantacı oldum.

* Oldunuz ama ben biliyorum ki siz pek yemek yemezsiniz…

Yok, yiyemem. Öğleyin yemek yersem öğleden sonra uyurum. Akşam yersem de uyuyamam. Yemem ama anlatırım. Ben gurme değilim zaten, lokanta yazarıyım. Pala bıyıkları yazarım; yani aşçıbaşı kim, garsonlar kim…

* Dört imzanın arasında en az tanınanı da Tevfik Güngör…

Oysa ki benim vitrinim Tevfik Güngör’dür, iş çevreleri beni onunla tanır.
O daha ciddi yazılar yazıyor. Dünya gazetesinde iş adamlarına dönük yazılar yazıyor. Haftada beş gün Tevfik Güngör olarak yazıyorum, tam 30 yıldır ve hiç tatil vermeden! Milliyet’e de haftada yedi yazı yazıyorum, orada da hiç tatil vermedim.

“İsmail Halit adıyla dini konularda da yazıyordum”

* Yazmadan duramıyor musunuz?

Duramam tabii. Anlatmadan da, yazmadan da duramam. Asıl bilmediğiniz beşinci biri daha var.

* O kim?

İsmail Halit. Bir zamanlar Tercüman’da bu imzayla dini ve ahlaki konularda yazmıştım. Bana göre o yazılarım çok daha önemlidir. Bana göre Müslümanların tek kitabı Kuran’dır. Kuran dışına öbür hadislerin filan hatalı olduklarına inanıyorum. Birçok konuda Kuran’a dayalı olarak bilgi verme arayışına girmiştim. Son zamanlarda din ve politika birbirine girince o yazıları kestim.

“Safiyetimi ve bekaretimi İstanbul’da kaybettim”

* Kitabınızın başlığı “Saf ve Bakir Anadolu Çocuğu”. Çok uzun süredir iş dünyasının ve basının içindesiniz. Kurtlar sofrasında saf kalmak mümkün mü?

Ben bu saf ve bakir Anadolu çocuğu sözünü eskiden beri kullanırım. 1974’te Ankara’dan İstanbul’a geldikten sonra Sanayi Odası genel sekreteri Ertuğrul Soysal ve başkanı Nurullah Gezgin bana dediler ki, “Bu lafı bir daha kullanma. Burada ne bekaretin kaldı ne de safiyetin”. Doğrudur. Benim saflığım ve bekaretim İstanbul’da yitirilmiş durumda. Ama ben hala Anadolu’nun büyük bir kesiminin bu sıfatları taşıdığına inanırım. Halkımızı kandırmak çok kolay. Eğer kurtsanız…

* Sizi kandırmak kolay mıdır?

Tabii, ben de saf ve bakir bir Anadolu çocuğuyum. Hem kanmak neyle olur? Neye açsanız onunla… Paraya mı açsınız, güce mi, sevgiye mi?

* Siz neye kanarsınız?

Belli bir yaşa geldim. Bundan sonra mevki ya da politik bir beklentim olmadığına göre, sevgiyle kanarım. Çok hassasımdır. bak, gözlerim doldu şimdi…

* Bu kitap için geriye dönüp bakınca bir şans hikayesi mi görüyorsunuz, başarı hikayesi mi?

Şans hikayesi. Bir yerlere gelmişsem hep o şanstan.

* Kitapta da fark ediliyor ki kendinizi hep geri planda tutmayı tercih ediyorsunuz.

Ben normal bir Türk vatandaşıyım.

* Ne demek o?

Okulda benden daha başarılı arkadaşlarım vardı. Planlama Teşkilatı’nda benden daha iyi eğitim görmüş, daha başarılı kimseler vardı. Onlarla mukayese ettiğimde ben normal bir insanım. Çizgi dışı değilim. Bana verilen vazifeyi yaparım, insan ilişkilerinde iyiyimdir, bir de farklı olmaya çalışırım. Başarım nerede diye düşünürsem, bugüne kadar hep başkalarından farklı aş pişirdim.

* Nasıl oldu o?

Övünmek gibi görünecek diye çekiniyorum. Ama ben fikir geliştiririm. Proje geliştiririm. Türkiye gerçeklerini bildiğim için, olmayacak şeylere çözüm bulurum.

* 80’inize bir kala, imza attığınız bunca işin ardından

nasıl olup da kendinizi ‘büyük Türk büyüğü’ ilan etmemeyi başarıyorsunuz?
Ben bir şey olmadım ki. Planlama’da neysem oyum hâlâ. Bunu tevazu olarak falan söylüyor da değilim.

Prof. Dr. Güngör Uras (1933 – …. )

22 Temmuz 1933 tarihinde Düzce de doğdu. Babası Halit Urasş Beylerbeyi Sarayında son şehzadelerden Abid Efendinin yaveri iken Mıllı Mücadeleye katılan ve Istiklal Madalyası ile ödüllendirilen bir subay ıdı. Tekaüt oldukdan sonra bankacılık yapmıstı.

Ilkokulu Anadolunun değişik şehirlerinde okudu. Ankara Kolejı ni ve Mülkiye yi bitirdi

Devlet Planlama Teşkilatında 1962-l974 yıllarında uzman olarak çalıştı. Kuruluşundan sonra TÜSİAD ın ilk genel sekreteri olarak yayın ve araştırma faalıyetini başlattı.1980-2001 yılları arasında Aksigorta Yönetim Kurulu Başkanı olarak Sabancı Grubunda çalıştı.

SBF de başladığı doktorasını İÜ Iktısat Fakultesınde tamamladı. Doçentlik sınavını Bogaziçi Üniversitesi’nde verdi. Marmara Üniversıtesi’nde Profesör oldu.

Köşe yazılarına l968 yılında Türkiye İktısat Gazetesı nde basladı. Ekonomi Gazetesi Rapor’da günlük, Güneş gazetesinde de ekonomı yazdı. l982 Yılından buyana Dünya gazetesinin köşe yazarıdır. Sabah da Alı Rıza Kardüz adı ıle başlattıgı günlük köşe yazılarını Güngör Uras olarak Milliyet de sürdürüyor. Dünya da ise Tevfik Güngor imzasını kullanıyor. Daha önce TRT 2 de Olayların ıcınden adı ıle yaptığı ekonomi söyleşilerını şimdi CNN Türk de Akıl Defterı nde devam ettırıyor.

Evlı ve bır kız cocuk babasıdır.

Bayram’da İstanbul’da

Bir bayram daha geçti, çok özel, sakin, huzurlu, bir bayram yaşadım. Bayramdan iki gün önce Bodrum’dan istanbul’a döndük. Bayram’da annemle olmak için.Şehir boştu, çok sıcaktı, sokaklar, arabaların içi sanki alev alacak gibiydi. Ama evler huzurlu serin. Arife ve bir  öncesi bayram hazırlığı ile geçti;  evimiz için  alışverişler; taze çiçekler, yapma çiçekler, çikolatalar, cezeryeler,Havuçlu-Top-Tarifi-9yemeklik ve ikramlık  taze sebzeler,meyvalar, salatalar, etler, balıklar….Annemin bayram da giyeceklerini hazırladık, yeni  giysiler de ekledik. Onunla baş başa geçireceğimiz günlere hazırlandık. çünkü yardımcımız da bayram iznine çıktı, kardeşim  de ben gelince evine döndü.Gelecek gidecek kimsemiz de olmadığını biliyorduk, çünkü tüm yakınlarımız,  bayram tatili diye uzaklardaydı.Uzaklarda olan ben de onunla baş başa bayrama hazırlanıyordum.530957_10151481194614311_1009808557_nKimse gelmeyecek de olsa bayram için gönlümüzce hazırdık.Evimiz, yemeklerimiz, ikramlıklarımız, giysilerimiz, hepsini hazırladık, gözden geçirdik.Sanki annem ve ben bayramcılık oynayacaktık. Evlerimiz çok yakın; sabah kalkar kalkmaz hazırlanıp anneye gidiş, beraber güzel hafif ve sağlıklı kahvaltı. Sonra gazete sohbetleri ve çay keyfi, bazen de televizyona takılarak sohbet ettik.Ben çok az televizyon seyredenlerden, annemse TV seyretmeyi çok sevenlerden;  ben de annemin sayesinde, bazen onunla TV seyretmekten;  çok keyif alıyorum.Onun sevdiği programlarla onun dünyasını paylaşıyorum. Genelde anneler için haberler hava durumları öncelikli seyirler, bense her zaman tahammül edemiyorum..Hem seyrediyorlar, hem de dehşet saçan, haberleri tekrar tekrar dinleyip, anlatıp seninle de görüş birliğine varmak istiyorlar;  çok da üzülüyorlar.Bütün bu çeşit haberlerden uzak durmaya, annemi de uzak tutmaya çalıştım. Annemin bunların dışında severek izlediği benim de onunla olduğumda severek izlediğim  programları seçtik, bulduk.10511168_748485335214147_7563657319059946757_nBunlardan en güzeli seyahat programları, beraber dünyayı geziyoruz. Bayram da  Dünyayı Geziyorum‘u  keyifle izledik. Dünyanın çok farklı, çok özel köşelerinde koltuklarımızdan kalkmadan, heyacanla gezdik.Hatta seyahat ediyor olsak bu kadar detay yakalayamayacağımız da hem fikir olduk.Two-Greedy-Italians-mainAnnemin  sayesinde her zaman yeni  programlar keşfetmek de ayrı heyacan veriyor.. Bu sefer ki keşfim; Bloomberg’de Two Greedy İtailians.  İki İtalyan şef Antonio Carluccio ve Gennaro Contaldo bir yandan İtalyanın farklı yönlerini tanıtıyorlar,  bir yandan da o yörelere ait tariflerle yemek hazırlamanın keyfini ekrana taşıyorlar.Çok güzel bir program, hem hoşlanarak ve merakla seyrettiğim  yerlerde geçiyor, hem de severek yapıp, yiyebileceğim  cinsten yemekler.Nadir TV seyreden ben bile seyredilecekler listeme ekledim.indir (4)Yine kendi kendime iken seyretmediğim; ya da vakit bulamadığım; magazin programları, şehir, sosyete, ünlülerden  haberler, onlarla röportajlar, ve ille de yarışmaları annemle çok zevk alarak seyrettim. İstanbul’un, Bodrum’un Alaçatı’nın en top köşelerinde dolaştık.. Yine bu bayram Ajda Pekkan-Muazzez Abacı konserinin TV’den yayınını ve hazırlıklarını keyifle dinledik, izledik.Üzüntülerimiz, sıkıntılarımız, sağlık sorunlarımız da  vardı tabii, mümkün olduğunca yok saymaya, anlık , günlük önlemlerle çözmeye çalıştık. Her gün uğrayan hemşireyi bayram misafirimiz gibi ağarlamak istedik.asdBayramda konuk edebileceğimiz tek alternatifimiz; kocaman aşkımı bir gün kahvaltıya bir gün kahveye, bir günde bayram yemeğine çağırarak değişiklik yaratmaya çalıştık. Yemeklerimiz de her öğün farklı özenli  menüler hazırladık. Beğendili, pilavlı tas kebapları, fırında balıklar, taze sebzeler, salatalar yaptık. Annemin tarçınlı elmalı paylarından  pişirip, evin çok güzel tarçın elma kokmasını sağladık.Evet her anımız çok güzel, heyacan serüven dolu izlemelerle,sohbetlerle, güzel kokular, lezzetlerle geçti. Her gün farklı giysilerimizi giydik. 10492583_848618791823919_5377387781221338018_nTelefonlarımızı sevgiyle açtık. Tüm sevdiklerimizi sosyal medyadaki fotoğraflarından takip edip, kendimizi onların yanında, onlarla gibi hissettik,mutlu olduk. Annem öğle sonrası istirahat ederken;ben de Kalamış’da bol, bol yüzdüm, İstanbul’da kalan arkadaşlarımızla, dostlarla buluştuk, bayramlaştık. İlk gün büyük aşkımız Mehmet bizle oldu; onunla sakin sakin, uzun uzun sohbet ettik, küçük prensim bayram fotoğrafları gönderdi, biz de ona bizim fotoğraflarımızı çekip gönderdik; ve çocukluğumdan beri yapmayı en çok sevdiğim şeyi yapıp bol bol kitap okudum.Bayram kitabım Kürşat Başar’ın Yaz‘ı oldu. Çok severek okudum. Evet çok özel, çok güzel bir bayram daha böyle geçti; tanrıma binlerce kere şükrediyorum bu güzel anlar, günler için. Sizlerin de bayramı çok güzel geçmiştir, inşallah diyorum. Sevgiyle kalın, geçmiş bayramınız kutlu olsun.