Çok Genç ,Çok Başarılı

Bugün çok genç bir iş kadınının müthiş başarısını  yazmaya, anlatmaya çalışacağım.Sevgili arkadaşım Kagider üyesi Özlem’i (Özlem Açıkel Turhan) Özlem  yaşı, itibari ile bir Y kuşağı kadını,ama, iş kadınlığı, arkadaşlıkları, yaşamı, aile hayatı düşünüldüğünde iki kuşağı da temsil edebilecek özelliklere sahip.Her gruptan dostluklarında, paylaşımlarında, çok başarılı. Özlem Aralık  ayında,   Bu sene   İkinci Küresel Girişimcilik Zirvesi’nde Türkiye’nin en hızlı büyüyen ilk 100 şirketi arasında 63.sırada yer aldı.  Kagiderin ilk günlerinden beri  tanıdığım bu çok genç ve çok başarılı sevgili arkadaşımda yazmaya meraklı, hatta uzun süre kendi dergisini çıkardı ve orada yazı yazdı. Şimdi de paylaşmasa da yazmayı seviyor, yazdıklarını notlar halinde biriktiriyor. Özlem’in en önemli özelliklerinden biri, işi, ailesi ve çocukları ile harika bir denge kurması .Özlem’i uzun süredir tanıyorum, çok güzel Kagider paylaşımlarımız seyahatlerimiz oldu. Hepsinde çok güzel anılarımız var. İşindeki çok hızlı ilerleyişi ve Türkiye’de rakibi olmayan yazılım programının minik sunumunu ofisimizde yaptıklarında,hayranlıkla izledim. Bütün bu başarılarının yanında,   iki kızını da çok saygıdeğer, bir özveriyle o genç yaşına rağmen, tüm dengelerini kurarak yetiştirdi. Şimdi bomba bir haberi var. Üçüncü çocuğunu doğurmaya karar verdi. Girişimcilik hikayesini yazmak isteyince, kendisinden biraz bilgi ve resim istedim. Önce yolladıklarını yeterli bulmadım, tekrar rica edince, beni kırmadı, kendi söylemi ile  ilk kez hikayesini düşünmüş ve yazmış. Yazmak konusunda tecrübeli arkadaşımın yazdıklarını çok beğendim.Her satırını ilgiyle okudum. Onun içinde, değiştirmeden koymak istedim. Çünkü her satırı önemli mücadeleler, ve başarılar ile dolu. Okunsun , örnek alınsın istedim. Olduğu gibi ekledim, ben güzel, ve müthiş hikayeyi soluksuz okudum, siz de çok beğeneceksiniz sanırım, sevgiler,

Özlem Açıkel Turhan’ın Sıradan ama Sanırım Enteresan Girişimcilik Hikayesi

Ben hep hırslı bir çocuk oldum. Yazları sürekli kitap okuduğum için annem arada sırada kızım çık biraz dışarıda arkadaşlarınla oyna derdi bana çoğu zaman. Öğrenmeyi çok sevdim oldum olası. Akrep burcunun da en önemli özelliği aslında merak ve hırs. İlkokulda bir türlü geçemediğim bir kız arkadaş vardı ve ben hep ikinci oldum. Onu geçmeyi bir türlü başaramadım. Hiç unutmam adı Defne’ydi. Bu bana çok koydu. Ortaokula kaydolduğumda kapısından ilk girdiğim gün ben bu okulun birincisi olacağım dedim o yaşta ve bunu 3 yıl boyunca başardım. İlk yıl birinci olduktan sonra da aslında birinci olmak benim için tamamen önemini yitirdi. Yani hırslıydım ama istediğimi elde ettim mi artık başka limanlara, başka hırslara yelken açma zamanı gelirdi benim için. Örneğin o yaşta sonraki hedefim fen lisesinin birinci basamak sınavında İzmir’in ilk ellisinde yer almaktı. Onu da başardım. Orta halli bir işçi babanın çocuğu olarak doğal olarak özel okul vesaire değildi gittiğimiz okullar. Ne yaparsak kendi bileğimizin hakkıyla yapıyorduk. Özel hocalar vesaire yoktu hayatımızda. Masrafları ağır diye Fen lisesine gidip aileme yük olmak istemedim ve ikinci sınava hocalarımın tüm ısrarlarına rağmen hiç çalışmadım. (bir garip kararlılık bu da işte)

Ortaokulda Dilek Onur diye bir Türkçe öğretmenimiz vardı. Sağ olsun sürekli bize her konuda kompozisyon yazdırırdı.  O yıllarda çok şikayet ederdik bundan hocam yine mi kompozisyon diye şikayet ederdik ama sonradan anladım ki ben yazılı ve sözlü olarak kendimi ifade etmeyi Dilek Onur hocam ve okuduğum kitaplar sayesinde öğrenmiştim.

Liseyi bir zamanların ekol okulu olan  ama sonradan kapatılan ve esas görevi Maliye Bakanlığı’na memur yetiştirmek olan İzmir Maliye Okulu’nda yatılı okudum. Eğitim öğretim hayatımın en güzel 3 yılını orada geçirdim. İzmirliydim ama okulda yatılı olmak mecburiydi. Okula ağlaya ağlaya gittim ama daha çok ağlayarak okulumu bitirdim. Arkadaşlarımdan okulumdan ayrılmak çok zordu. Lise arkadaşlarımın hepsiyle halen sürekli görüşürüm. Hatta diyebilirim ki o arkadaşlıklarımın üstüne daha derinini daha kıymetlisini koyamadım sonrasında.

Liseye gittiğim ilk gece annemden ayrı yattığım ilk geceydi. İlk gece gerçekten zor geçti.  Ama sanırım benim hayatım için önemli bir milattı. Sonra da zaten üniversiteyi  istanbul’da kazanıp gelince artık eve temelli olarak dönmedim bir daha. Yani ayaklarımın üzerinde durmayı 13-14 yaşlarında çok özel ve güzel yatılı okulu deneyimimle öğrenmeye başladım.  Ben genellikle kararlı biriyimdir. Bir şeyi iyi araştırırım planlarım ve kafama koyduğumu yaparım.  En azından yapmak için çok çalışırım. Lisede üniversite tercihlerimde çok nettim, mesela sadece iktisat ve işletme tercih ettim. Ama gel gör ki anneme işletme bölümünün ne olduğunu, mezun olunca bana ne denileceğini bir türlü anlatamamıştım. Annemin zoruyla en son tercihime 9 Eylul Hukuk’u koydum. Allahtan ondan önceki bir tercihe girdim ki orayı kazanmadım yoksa puanım onu da tutuyordu. Ancak benim üniversite hedefim ODTU’ydu. Sınav sorularını kontrol ettiğimde dersane hocalarım kesin ODTU’yu kazanıyorsun 14 puan üzerindesin dediler. İstanbul aklımın ucundan bile geçmiyordu. Istanbul İzmirden bakınca çok ürkütücü beni yutacak bir canavar gibiydi, benim ve ailemin gözünde. Maalesef o sene ODTU’nun puanları hiç olmadığı şekilde inanılmaz arttı ve ODTU’yu kıl payı kaçırdım. İstanbul Üniversitesi İngilizce işletme Bölümünü kazandım. Bu bölümü kazandığımı duyunca neden ODTU olmadı diye saatlerce kendimi odaya kapatıp ağladım. Hatta kapıdan kızım çık dışarı diyen anneme de lütfen git bütün komşularına söyle kimse yarın beni tebrik etmesin diyordum. Ama sonraları çok defa iyi ki İstanbul’a glemişim dedim kendi kendime. O yuzden şimdi hayata bakışım hep olumsuz bir şey her zamana bir hayıra vesile olur yönünde.

17 yaşımda istanbul’a geldim.

Bölümümü çok net seçmiştim. Okurken de işletmenin içerisinde en çok ilgimi hep Pazarlama çekti. Ben asla bir finansçı, muhasebeci, üretimci v.s. olamam diye düşünüyordum. Benim işim reklam, tanıtım ve pazarlamayla ilgili olmalıydı. Philip Kotler benim idolümdü. Kitaplarını hatim ediyordum. Reklam ve pazarlama işinde ilerlemeyi kafama koymuştum bir kere.  Ama İstanbul’da hiçbir tanıdığı hatta akrabası olmayan birisinin hayallerini gerçekleştirmesi için daha çok çalışması gerekiyordu. Aslında bizim gibiler 100 metre koşusuna sıfırdan bile değil eksi 100 den başlayanlar oluyor. Dolayısıyla biz İstanbul’da yaşayan, kolejlerde okuyan, babasının çevresi çok geniş  v.b. arkadaşlarımıza göre iki kat hızlı koşmalıydık. Ve ne şanslıyım ki ben bunun çok bilincinde olan bir gençtim. Okumaya devam et

Sevgili Korsan Yazarımız

Kagiderde yönetimde çalışan, komitelerde görev alan, özel projeleri yürüten arkadaşlarımız hep çok katkı koyuyorlar, çok zaman ayırıyorlar,çok özveride bulunuyorlar. Özellikle Yönetim Kurulunda görev alanlar, kendilerini adete Kagidere  adıyorlar. Böyle bir sorumluluk aidiyet duygusu ve de gönüllülükle yapılan çalışmaların da neticesi mükemmel oluyor. Yıllar  geçtikçe de yapılan işlerin değeri, kalitesi,  bilinirliği çok artıyor.Kurumsal yapı daha da kuvvetleniyor. Toplumsal katkı da çok daha etkin oluyor.                              Yönetim de çalışan arkadaşlarımın hepsi benim için, Kagider için, çok değerli. Zaman içinde hepsini yazmaya, anlatmaya, onlara bu vesile ile de tekrar tekrar teşekkür etmeye  çalışacağım. Bugün kuruluşdan beri Kagiderin değerli üyesi, iki dönemdir YK üyesi, Kagidere herzaman çok katkıları olan sevgili korsan yazarımız, Aydan’ı (Aydan Baktır ) sizlere anlatarak, paylaşmaya çalışacağım.

Aydan, Kagiderde çok renkli, çok farklı, çok özel arkadaşlarımızdan. Bazen duygusal, bazen romantik, bazen sofistike, bazen eğlenceli, bazen tam bir İstanbul hanımefendisi, bazen  gizli çılgın, bazen idealleri için amansız mücadele eden bir savaşçı.

Bütün bu özelliklerini taşıyan yazılarıyla, her zaman bizi her olaydan haberdar ediyor, yaşatıyor, hayal ettiriyor, uzun uzun anlatarak hepimizi peşine takıp hissettiriyor, düşündürüyor.

Aydan’ın bütün bu farklılıkları onun sanatçı yapısından da kaynaklıyor.Ya da bu özellikleri onu daha da yaratıcı yapıyor. Aydan ressam,yazar, şair,  grafiker, çok iyi bir iletişimci, ajans sahibi iş kadını.

Aydan, doğum günlerimizde, özel durumlarda hepimiz için özel şiirler yazarak,  bizleri kutluyor, şaşırtıyor, mutluluk nedenimiz oluyor.  Her zaman çok şık ve ruh haline uygun farklı giyiniyor.Tüllerle, broşlarla, incilerle bambaşka bir havada geldiği gibi, zaman zaman da son derece minimal ve formal olabiliyor. Hep mükemmel, hep ince, zarif, ölçülü olduğu gibi, bazen de şaşırtıcı ve sıradışı olabiliyor.Ama her zaman neşeli ve eğlenceli, sevgi dolu, hayat dolu.

İşinde çok başarılı, tüm yaratıcılığını Kagider için de kullanmaktan da mutluluk duyuyor, hepimizi de mutlu ediyor. Kagider etkinliklerinde,çok başarılı, moderatör, eğitimci, sunucu, konuşmacı olarak görevler üstleniyor.Çok önemli projelerde yurt içinde ve yurt dışında kagideri temsil ediyor.

Her zaman  arkadaşlarıyla işbirliği içinde. Paylaşmayı çok seviyor,  çok duygu yüklü. Aydan’ı kısaca  anlatmak,  satırlara sığdırmak mümkün değil.  Kendisiyle bu arzumu, paylaştım, çok iyi yazan, ressam, şair, çok değerli arkadaşımdan da yardım almak istedim. Bana yaşam hikayenle ilgili gönderebileceğin birşeyler var mı dedim. Çok güzel, içten, sıcak, samimi kendi duyguları ve kalemi ile yazdığı yaşam, kariyer, başarı, hayat öyküsünü, istediğin gibi kullan notu ile hemen gönderdi. Ben de hiç ellemeden dokunmadan yazıma eklemenin en uygun olacağını düşündüm.. Bu güzel hikayeyi,   hayata dair düşünceleriyle,hayalleri, idealleri, tutkuları, mutlulukları ile ,sahibinden dinleyin istedim.

Aydan Binnaz Hn ile (Toprak) ve Brükselde AB ve Kagider çalışmalarında

Dünyayla tanışma, çocukluk, büyüme, rüyalar, boyalar…

İçinde yıllar…                                        

Öyle bir geçer zaman ki…

Annem bana hamileyken, aileye yeniden bir çocuk müjdesi pek de müjde olarak gelmemiş.  Hatta annem hep “yaşamanı doktor Alaaddin Yavaşça’ya borçlusun” derdi. Beni sevmediğinden değil 1958’li yıllarda 14 yaşında büyümüş bir kızı, 10 yaşında bir oğlu olduğu için… Yine de en çok doğduğumda babam sevinmiş… Babam, kuantumu o yıllardan keşfetmiş, doğduğu toprakların Hacı Bektaşi Veli felsefesini içinde taşıyan, sakin, dingin, tamahkar bir insan… Girişimciliğe inansa da, Pazartesi işe başlanmaz, Salı sallanır, Çarşamba çarşafa dolanır, Perşembe Cuma’ya yakın deyip iş hayatında çok başarılı olmamış ama ilkeli, dürüst, içten, harika bir insan ve de dindar bir ailenin ateist olarak vefat eden oğlu…Binlerce öğüdü arasından bana ilham vereni “kızım yaşam hiçbir zaman kötüye gitmez. Ben 2. Dünya savaşında altı sene askerlik yaptım, şimdi en azından o yok…” Okumaya devam et

Çizgi Dışı Bir Girişimcilik Hikayesi:Silk&Casmere

Sevgili Ayşen Zamanpur’un  müthiş başarılı girişimcilik öyküsünün, söyleşilerinden birini kendi anlatımıyla Özlem Mercan’ın röportajından  aktardım. Sevgiyle, gururla, mutlulukla 

Çizgi Dışı Bir Girişimcilik Hikayesi: Silk & Cashmere

Yazan ozlemercan

Fotoğraf howardignatius

Geçen yazıda bahsettiğim toplantılardan ikincisi JCI İstanbul şubesi tarafından düzenlenen “Çizgi Dışı Kariyer Hikayeleri” konulu toplantıydı. Konuk konuşmacı ise Silk&Cashmere markasının yaratıcısı Ayşen Zamanpur’du. Ayşen Hanım anlatırken ben de hızla not aldım. İşte oldukça ilham verici bir girişimcilik hikayesi:

TEMELLER

Ayşen Hanım konuşmasına şöyle başladı: “Bu toplantıda benden tek bir cümle söylemem istense “Risk almadan başarı olmaz” derdim. Ortada sağlam bir hedef, plan varsa yolunuza kimse çıkamaz. Kimseyi kafaya takmayın. Sağlık dışında hiç bir neden sizi yapacağınız işten alı koyamaz.”

“Başarılı insanlara karşı diğer insanların bir mesafesi oluşur. Sanki başarılı olmak için belli bir özellik gerekir gibi bir düşünce olur. Ama hiç de öyle değil. Ben normal bir aileden gelen, üniversiteyi bitirmiş bir insanım. Başarılı insanlar, özel yeteneklere sahip değiller, sadece doğru bir fikir bulup bunu geliştirmeyi bilmişlerdir. ”

Ayşen Zamanpur, üniversiteyi bitirdikten sonra Şişecam’da işe girmiş ve 5,5 yıl burada çalışmış. Planlama bölümünde fizibilite çalışmaları ve ekonomik araştırmalar yapmış. İşe girdiği zaman 21,5 yaşındaymış ve şirketin en genci, en çömeziymiş. İş hayatının tüm yönlerini Şişecam’da öğrenmiş. Fotokopi çekmekten, toplantı kültürüne, çalışanlar arası çatışmalardan yöneticiyle konuşmaya kadar tüm bilgileri burada almış.

Ayşen Hanım “Gerçek hayatta olmak için üniversite bilgisi işe yaramıyor, insan çalışarak öğreniyor.”diyor.

Bu 5,5 yıldan sonra artık aynı işleri tekrar tekrar yapma olayını bitirmeye karar vermiş. Bir ofiste çalışmanın kendisine uygun olmadığın anlamış ve kendi yapabileceği işleri düşünmeye başlamış. (Bir yerden tanıdık geliyor mu? ☺ )

KENDİ İŞİNE BAŞLAMA ZAMANI

Avrupa’da ve Amerika’daki alışveriş merkezlerini düşünmüş. Daha o zamanlar Türkiye’de bu tip merkezler yaygın değildi. Ayşen Hanım’a bir çok markanın bir arada olduğu, hem eğlenceli hem de yemek yenebilen bu merkezler çok mantıklı geliyormuş, ancak bir alışveriş merkezi açmak – soyadınız Koç veya Sabancı değilse – hiç kolay değil tabii.

Bu arada arka plan olarak Ayşen Hanım’ın ailesi normal orta halli bir aile. Yani yeni bir iş kurmak için büyük sermayeler vs. sağlayabilecek durumları yok. Ne yaparsa kendi çabasıyla olacak.

O da alışveriş merkezi açamayacağı için, alışveriş merkezinin içinde bir dükkan açmakla işe başlamaya karar vermiş. Ve o zamanlar daha çok yeni olan Galleria’da bir Benetton mağazası açmış. (Benim yaşımda olanlar Galleria’nın ilk zamanlarını hatırlarlar. İstanbul’un tek alışveriş merkeziydi, içinde Fame City de vardı, oynadığımız oyunlardan küçük kartlar biriktirirdik ve bunlarla oyuncak vs. alırdık ☺ )

Bu mağazaya tüm enerjisini verince, mağaza tüm dünyadaki 7.500 şubeleri içinde 1. sıraya yükselmiş. Bundan sonra da 8 tane daha Benetton açmış. Bu işe de 5,5 yılını vermiş. O zaman kendi deyimiyle “Girişimci bir ruha sahip olduğunun henüz farkında değil.”.

Benetton’la geçen 5,5 yıl sonunda, bir eksiklik hissediyor Ayşen Hanım. Evet çok başarılı mağazaları var, iyi de kazanıyor ama işin içine kendinden bir şeyler katamıyor. Sadece alma – satma var, yaratıcılık veya iş geliştirme adına pek bir şey yapamıyor. Bu “benim kattığım bir şey olmalı” düşüncesinin sonradan“girişimcilik ruhu” olduğunu öğreniyor ☺.

YENİ FİKİR ÜRETMEK

Ve yine değişik bir fikir arayışına giriyor. “Fikir çok önemli. Doğru fikrin önünde hiç bir şey durmuyor. Ama projelendirmek çok önemli.” diyor Ayşen Hanım ve şunu da ekliyor: “Bir şeyi çok yürekten isteyince, evrendeki birşeyler, belki ‘kozmos’ yardım ediyor insana.”

Yapabileceği yeni bir iş ararken şunları düşünüyor:

  • Annesine küçükken Almanya’dan gelen kaşmir bir kazak varmış. Ayşen Hanım bu kazağa dokunmayı çok severmiş.
  • Eşi o zaman Çin’le iş yapıyormuş.
  • Kaşmir ile ilgili düşünürken, anavatanının Çin olduğunu öğrenmiş ve eşinin de orayla olan bağlantıları sayesinde “Bir kaşmir markası yapabilir miyiz?” diye sormuş kendine.
  • Eşiyle birlikte Çin’e gitmeye karar vermiş. “Herkes halı – kilim peşindeyken, ben ağıllarda koyun peşindeydim.” diye anlatıyor Ayşen Hanım. Kaşmir sadece Çin’in bazı bölgelerinde yetişen keçilerden elde edilen bir tür özel yün. Bu keçiler Avrupa’da veya dünyanın başka bir yerinde aynı kalitede kaşmir üretmiyorlar, yani kaşmir tamamen Çin’e özgü bir yün cinsi ve oradan almak zorunlu.
  • Kışın kaşmir, yazın da ipek satarız diye planlamaya başlamış. İpeğin de anavatanı Çin olduğu için oradan getirip satmayı düşünmüş.
  • Bu fikirden sonra arkadaşlarıyla Çin’de gitmediği yer, görmediği keçi kalmamış. “O zamanlarda Çin dünyaya açık değildi. Hatta ben, oradaki halkın gördüğü ilk yuvarlak gözlü – çekik gözlü olmayan – insandım. Sürekli benimle fotoğraf çektirmek isterlerdi.” diyor ☺.
  • Bu arada evde 1 ve 4 yaşlarında iki çocuğu var. Şu anda baktığında o arada 3. çocuğu yapmadığına üzülüyor ☺. Özel hayatını sorduğumuzda eşinin kendisini çok desteklediğini söylüyor. Hatta “Onun desteği olmasaydı, yaptıklarım mümkün olmazdı.” diyor. Kendisi sürekli Çin’e gidip gelirken çocuklarla eşi ve yakın akrabaları ilgileniyor. Burada olduğu zamanlar da, tüm dikkatini onlara veriyor. Bir hafta Çin’de kaldıysa, döndüğünde 5 gününü çocuklarıyla geçiriyor, böylece herkese gerekli zamanı ayırmış oluyor.
  • Bu sıralarda Çin de ticari anlamda açılmaya başlıyor ve Çinlilerin paraya ihtiyaçları var. Kaşmiri nasıl alırız diye düşünürken, bakıyorlar ki Çinlilere para vermek gerekecek. Ancak bu şekilde istedikleri miktarda kaşmiri ürettirebilecekler.

RİSK ALMAK

Ayşen Hanım hemen kararını verip Türkiye’ye dönüyor 8 tane Benetton mağazasını elden çıkartıyor. Hem de hiç pazarlık etmeden, kim ne fiyat verirse devrediyor. Bu kendi söylediğine ve herkesin de anlayabileceğine göre çok büyük bir RİSK aslında, çünkü geri dönebilecek başka bir sermayesi yok.

O zaman 8 mağaza 2,5 milyon dolar ediyor. Fizibilite çalışması yapıyor, Çin’dekilere işin nasıl olacağını anlatıyor.

Ve elindeki parayla Çin’de yatırımını yapıyor. Kendisi için kaşmir ürettirmeye başlıyor.

GELİŞME DÖNEMİ

Tabii fikir bulununca ve iş kurulunca hikaye bitmiyor. Asıl çalışma bundan sonra başlıyor. Çekirdek kadro 3 kişiyken, 6 kişiye çıkıyor.

Henüz satış yok, sadece kuruluş aşamasındalar.

  • Marka nasıl yaratılır diye yurtdışında araştırma yapıyorlar, seminerlere toplantılara katılıyorlar.
  • Marka üzerinde çok çalıştıktan sonra nihayet ilk denemeyi İsviçre – Zürih’te yapıyorlar. Henüz fikrin tutup tumayacağına bakıyorlar.
  • Bu ilk mağaza çok başarılı oluyor ve fikrin doğru olduğu ispatlanıyor. Fiyatıyla, kalitesiyle ve mağazanın yeri ile herşeyi doğru yaptıklarını anlıyorlar.
  • Şu anda Berlin, New York ve dünyanın bir çok şehrinde 101 adet mağazaları var.
  • Dünya üzerinde bu fikir çok az uygulamaya konmuş. Sadece kaşmir üretip satan şirket sayısı 40′ı geçmiyor. Türkiye’de ise başka bir marka yok. Ayşen Hanım hala ikinci bir markanın çıkmamış olmasını çok ilginç buluyor.
  • Mağazalarda kışın kaşmir, yazın ipek satılıyor. Bu iki ürün dışında bir de bahar aylarında satılacak bir ürün çeşidi oluşturmak istiyorlar. Ar – Ge çalışmaları yaparken, – kendisinin deyimiyle ‘kozmos’un da yardımıyla ortaya “Kaşipek” çıkıyor. Bu ürünü de Çin’de geliştiriyorlar.

Ayşen Hanım ‘kozmos’ yardımını şöyle açıklıyor: “Yalan söylemediğin zaman, proje iyiyse, ekip sağlamsa, inanıyorsan insanlar e fırsatlar sana geliyor.”

ŞU ANDA…

Silk&Cashmere bugün kalite ile birlikte anılan bir marka. Ayşen Hanım sürekli işin başında, mağazalara gidiyor, personel ile konuşuyor, daha fazla ne yapılabilir diye düşünüyor.

  • Kaliteye çok önem veriyorlar. Tüm Silk&Cashmere mağazalarında çalışan elemanlar haftada 3 saat eğitim alıyorlar. Gizli müşteri programları uygulanıyor. Bu konuda çok titiz davranıyorlar.
  • KKM “Kaşmir Kalitesinde Mağazacılık” adını verdikleri ve 18 maddeden oluşan kurallar listesi var. Bunu tüm dünyada uyguluyorlar.
  • Kurumsallaşma konusundaki çalışmaları da devam ediyor.

ALINACAK DERSLER

Ayşen Hanım kendi hikayesini bitirince bir çok soru soruldu. Genel olarak verdiği mesajlar şunlardı:

  • Hiç bir zaman “Neden ben?” demeyin. “Neden ben değil?” deyin.
  • Herkesin başkalarından farklı bir yönü var. Diğer insanların bizi eleştirdikleri yönlerimiz aslında bizi farklılaştırır ve bu yönlerimiz fark edip geliştirirsek, başarı hikayeleri yaratabiliriz. Başarı hikayelerine baktığımızda aslında kişilerin en fazla öne çıkan özellikleri herkesin eleştirdiği özelliklerdir.
  • Hiç bir şekilde hiç kimsenin diğerlerinden üstün olduğunu düşünmeyin.
  • Herkesin başarısız olduğu bazı şeyler vardır. Bunları düzeltmek yerine, farklılıklarınızı ortaya çıkartmaya çalışın.

EKLEMEK İSTEDİKLERİM

Ayşen Hanım’ın hikayesi beni çok etkiledi. Normal bir çalışanken, kendi işini yapmaya başlaması, bunun da yetmeyip kendi yaratıcılığını ortaya koyması ve bir dünya markası haline gelmesi, hepimizin hayallerini süsleyen şeyler.

Buradan alabileceğimiz en önemli şey bence şu: Kendine inanmak, projeye inanmak, planlı olmak, sağlam adımlarla ilerlemek küçük büyük her girişimcinin ortak özelliği.

Bunların yanı sıra iş hayatında maaşlı bir eleman olarak çalışırken öğrenilenler, daha sonra çok işe yarıyor.Yeni mezunlara sürekli “önce bir işte çalışın, yol yordam öğrenin” diye tavsiyeler vermemin nedeni de bu aslında. Önce temeli yapıp, sonra üzerinde kendimizden bir şeyler koymak, yapacağımız işi garanti altına alıyor.

Yine Ayşen Hanım’ın ilk söylediği cümle ile yazıyı bitirmek istiyorum:

“RİSK ALMADAN BAŞARI OLMAZ”

Çok Başarılı Bir Y Kuşağı öyküsü

Hande ‘yi (Hande Çilingir) Kagiderde İletişim Komitesinin düzenlediği son oryantasyonlardan birinde tanıdım.O gün oryantasyona katılan tüm yeni üyeler, hem oldukça genç, hatta çok genç hem de hep çok farklı başarıları olan , ışık saçan pırıl pırıl üyelerdi.Hepsini dinlerken göğsüm  kabardı.  Heyacanlarını bende hissettim, başarılarını ve girişimcilik hikayelerini dinlerken çok mutlu oldum, gurur duydum.

Hande de o gruptaki çok özel gençlerden biriydi, ilk fırsatta Hande’nin çarpıcı öyküsünü yazmak sizlerle paylaşmak istedim.                         Kagider Yeni Yıl yemeğinde rastlayınca, bana o güzel hikayesini yazarak göndermesini istedim.Şimdi tekrar yazmak için okuyunca dahada heyecanlandım ve  hayranlık duydum.    Hande,1984 doğumlu Kagiderin en geç üyesi,  başarıları lise  yıllarında başlamış O dönemde münazaralar en önemli ilgi alanı, bu konudaki başarıları onu o dönemlerde sayısız plaket kazanmasına neden oluyor.Bence böylece iyi bir pazarlamacı olmasının temeli o günlerde atılmış oluyor.                                                      Üniversite yıllarını şöyle anlatıyor,”Üniversite giriş sınavında ailem ve çevrem benden büyük bir başarı beklerken, sınavım pek de istediğim gibi geçmemişti ve birçok insanın isteği olan ancak benim beklentilerime göre biraz düşük kalan, İstanbul Bilgi Üniversitesi İngilizce İşletme bölümünü tam bursla kazanmıştım. Aslında derler ya, ‘her işte bir hayır vardır’ diye, burayı kazanmam, girmeyi  çok istediğim başka bir okulun kapısını açtı. 1. yılın sonunda, yüksek not ortalaması getirdim ve The London School of Economics, Ekonomi&Yönetim programına girmeye hak kazandım.”

Hande üniversite hayatı boyunca, hep hem çalışıyor, hem okuyor.böylece hem para kazanıyor, hem tecrübelerini artırıyor. Alarko, Zorlu Holding, PepsiCo gibi birçok uluslararası firmada çalışıyor, böylece Pazarlama ve Satış konusunda kendini geliştiriyor. Hem okul hem çalışma hayatı içinde pek öğrenciliğini yaşayamıyor olmasına rağmen STK larda, sosyal projelerde görev almak için hep zaman yaratmaya çalışıyor. Bunların içinde   kendisi için en anlamlısı, kuruculuğunu ve eş başkanlığını yürüttüğü ‘Bilgiaid’ projesi ve bu projenin 2007 yılında, TOYP (Türkiye Genç Girişimciler) yarışmasında, yılın sosyal projesi ödülünü kazanması.  Bu proje kapsamında, öncelikle, bazı özel üniversitelerde, Pizza stantları kuruyorlar, tıpkı bir şirket gibi çalışan bu yapıda da, Finans Direktörü, Satın Alma, Pazarlama gibi departmanların başında da hep öğrenciler var, 3 ay gibi kısa bir zaman da da 15.000.-TL kazanıyorlar. Toplanan tüm gelir ile bazı ilköğretim okullarına laboratuvarlar yaptırıyorlar.                                                                                                                       Proje, pizza ile birlikte mısır stantları ile devam ediyor.

2007 yılında, yani mezuniyet senesinde,   yüksek lisans yapmaya, yükselen ekonomilerden Çin’e gidip, orda Çince öğrenmeye karar veriyor.. Başarı bursu ile, Çin’e gidip, 1 sene boyunca, Şangay Üniversitesi’nde ‘Uluslararası Çin Kültürü ve Dili’ öğrenimi görüyor.. Aynı zamanda, giderlerini karşılayabilmek için, bir cam firmasında yarı zamanlı olarak çalışıyor.

Öğrenimimi tamamladıktan sonra, aralarında Fiba Holding, Turkmall gibi şirketlerin de bulunduğu ve Çin’de gayrimenkul yatırımları yapan bir firmanın Pazarlama&Satış departmanında çalışmaya başlıyor. Pozisyon ve şartlar bakımından oldukça iyi bir şekilde profesyonel kariyerine devam ederken, girişimcilik ruhu ağır basıyor, ve bir süre sonra, çok önceleri üniversiteden bir sınıf arkadaşıyla düşündükleri, projeyi  hayata geçiremek için  uygun zamanı geldiğine inanıp  Türkiye’ye dönüyor.

Hande Türkiye’de ilk defa gerçekleştirilecek bu iş fikrinin ortaya çıkışını özetle şöyle anlatıyor.”Bir gün gazete okurken gördük ki,  Fethiye (Muğla’da) yaz-kış yaşayan, burda mülk satın alan İngiliz aile sayısı 7000’i bulmuş ve artık Doğu Londra’da bile her 10 kişiden 4’u İngiliz iken, Fethiye’de bu oran çok daha artmış. Dolayısıyla, Fethiye gibi eşsiz güzellikteki bir bölgede, okul açarak, yurtdışından gelecek öğrencilerin, hem İngiliz öğretmenlerden ders almalarını hemde bu yöreye yerleşmiş İngiliz ailelerin yanında kalmalarını sağlıyarak hep birlikte aktivitelere katılarak İngilizceler’ini geliştirecekleri bir proje hayal ettik. Eğitim alanında ve finansman olarak da bize destek olması açısından, yanımıza 3 ortak daha alarak da, 2009 yılında bu projeyi hayata geçirdik. Amacımız, İngiltere ve Malta’daki konsepti bu ‘küçük İngiltere’de uygulamak, hatta ordaki dil okullarından daha iyi bir eğitimi, eşsiz bir doğada ve öğrencilerle geçirecek bolca zamanı ve güzel evleri bulunan İngiliz ailelerle birlikte yapacağımızı tüm dünyaya göstermek ve uluslararası bir okul kurmaktı. 2 sene boyunca, yönettiğim pazarlama takımı ile birlikte, Orta Doğu, Avrupa ve Uzak Doğu’da sayısız ülke gezerek okulu tanıttık.

Hande Suriye seyahatinde

Buralardaki eğitim acentalarını, Fethiye’ye davet ederek İngiliz ortamını ve Fethiye’nin güzelliklerini gösterdik. Çek Cumhuriyeti, Polonya, Arnavutluk, Fransa, İtalya, Suriye, Suudi Arabistan, Libya, Dubai bügune kadar öğrencilerimizin geldiği ve benim de ziyaret ettiğim 28 farklı ülkeden sadece birkaçı.                    Şu an okulumuz, 33 dönüm üzerinde kurulmuş,  en yeni teknolojiler ile uyumlu bir şekilde düzenlenmiş sınıfları , spor alanları, havuzu, dinlenme alanları bulunan bir kampüs üzerinde eğitim hayatına devam ediyor.”

Hande Fethiye Ölüdeniz de 12 farklı ülkenin eğitim acentası ile

Hande hep çok yoğun çok çalışıyor, kendine hiç zaman ayıramıyor, tatil yapamıyor, ama idealleri peşinde zevkle, tatilini de işini de aynı potada mutlulukla yapmaya devam ediyor, ama STK sız da yapamıyor, Kagidere  ulaşıyor.

İyikide bizimle, onunla olmaktan, hikayesini başarılarını paylaşmaktan hepimiz çok mutlu olduk. Kagidere daha çok zaman ayırabildiğinde bu mutluluğumuz çok daha artacak, kendisine sevgiler, sevgiler, diyorum, tekrar tekrar kucaklıyorum.

Hande Kagider Yeni Yıl Yemeğinde

Kagiderde Herkes Çok Renkli Çok Farklı…….

Yılın son girişimci yazısı çok renkli, çok gösterişli, masal tadında yeni yıl armağanı gibi ve mutlaka Kagiderli bir arkadaşımız olsun istedim.                                                         Seçim yapmak çok zordu,    Kagiderde herkes çok renkli, çok özel, sonunda, bizleri  kendi gibi renkli, masal tadında, sihirli dünyasına defalarca  davet eden, sürpriz, şampanyalı, kırmızı çamaşır hediyeli,   Yeni Yıl davetleri yapan sevgili arkadaşım Handan’ı  (Handan Özgür Ercengiz) seçtim.

Handan, Magic Form‘un ikinci kuşak çalışanı, ortağı, yöneticisi, rengi.                   Kurucusu sevgili kayınpederi,Çetin Ercengiz , eşi Gürsel Ercengiz, ailenin diğer fertleri, hepsi çok renkli, dinamik, çok özel mutfak becerileri olan farklı  yetenekli insanlar.                   Hayallerini gerçekleştirirken de büyütürken de hep bu yeteneklerini kullanmışlar ve bu dünyaya, gülerek, mutlulukla, neşeyle  bakan ruhları ile katılmışlar.                          Tanıdıkça şaşırıyorsunuz, sonra artık hiç birşeye şaşmamak lazım diyorsunuz, kanıksıyorsunuz.

Güzel mağazalarına, sihirli dünyalarına,  gelenlere ikram ettikleri macoronlar sevgili kayınpederi, tarafından her akşam evde yapılıyor.Hemde en iyisini yapmak iddiasıyla. Netice müthiş, inanamıyorsunuz.

Sevgili eşi  de herzaman mutfakta harikalar yaratıyor. Canları oğulları da onların izinde.  Çok neşeli, çok başarılı, çok renkli, bir aile.Neticesi de mükemmel.                        Handan’ın enerjisine, pozitif duruşuna yetişmek çok zor. Çok şey anlatmaya gerek yok.    Bu arada albümünden sadece bir iki resim koymaya daha doğrusu seçmeye çalıştım.

Mutfakta başlayan müthiş girişimcilik öyküleri var.Sınır tanımaz başarmak , en mükemmeli yapmak duygusu aileyi bugünlere taşımış.Ürünleri, mağazaları, farklılıkları, sevgileriyle, başarılı iş ve aile yaşamları  pür neşe ve  canlılıkla devam ediyor,hep böyle devam etsin, bizleri de hep böyle içine çeksin, katsın.

 Washington TİAW Dünya Kadınlar Konferansı’nda Kagideri Handan temsil etti.  Amerika da tek başına, ama kendi deyimiyle dev bir kadro gibiydim, diyor. Handan katıldığı davetlerde, toplantılarda duyduğu heyacanı, çoşkuyu bütün hücrelerimde hissettim, ve on yaş gençleştim diye anlatıyor.


Handan’ın her anı, seyahatleri, ailesi ile paylaşımları, Kagidere katkıları hep dolu dolu,hep güleryüzlü, hep rengarenk, hep sihirli , hep masal gibi,

Vals için davet edildiği Viyana da eşi ile

Bu müthiş neşe, enerji, mutluluk hep seninle olsun Handancım, sende hep bizimle.

2011 Kagider   Ödülün ve gururunla,         sevgiler ve mutlu yıllar