Kadın Girişimcilere Fırsat

Ziraat Bankası; Kadın Girişimciler için başlattığı destek için ihtiyaç sahiplerini bekliyor.

AYF Teminat Destekli KOBİ Kredisi

Ziraat Bankası’ndan KOBİ’lere Destek

Avrupa Yatırım Fonu ve Ziraat Bankası işbirliği ile KOBİ’lere güçlü destek!

Avrupa Topluluğu’nun rekabetçilik ve yenilikçilik çerçeve programı altında sağlanan destek kapsamında, Ziraat Bankası KOBİ’lere yeni finansman imkanları sunuyor. KOBİ’ler, ek maddi teminat vermeden cazip faiz oranları ile maddi duran varlık finansmanı ve işletme sermayesi ihtiyacını karşılama imkanı buluyor.

Söz konusu destek kapsamında, özellikle Kadın Girişimcilere yönelik daha düşük faiz oranları ve esnek vade seçenekleri ile ilk kez işini kuran veya işini büyütmek isteyen girişimcilere 50.000 TL’ye kadar nakdi kredi imkanı sunulmaktadır. Üstelik Şahıs firmalarında ek herhangi bir teminat alınmamaktadır.

Kimler Yararlanabilir?
Yıllık cirosu 2 milyon Euro’yu; çalışan sayısı 9 ve daha az olan ,azami 5 yıldır faaliyet gösteren KOBİ’ler
Kullanılabilecek Maksimum Kredi Tutarı 50.000
Teminat Koşulları Şahıs firmalarında AYF kefaleti, Tüzel firmalarda AYF kefaletine ek olarak ortak kefaleti alınmaktadır.
Para Cinsi TL
Vade 1-5 yıl taksitli kredi Esnek geri ödeme seçenekleri bulunmaktadır.

Bu finansman Avrupa Topluluğu’nun Rekabetçilik ve Yenilikçilik Çerçeve Programı altında çıkartılan bir garantiden yararlanmaktadır.​​​​​​​​​​​​​​​​​

Masal Tadında Bir Hikaye

Bu çok güzel hikaye ve fotoğraflar ben de harika bir masal tadı bıraktı.Sevgili Fatoş Kayacan Hataylı’nın hayat hikayesi mutluluklarla başlıyor.Öyle de devam ediyor,ta ki 1992 de babasını kaybettiği o çok acı suikast olayına kadar.Bu çok sarsıcı, acı olayın arkasından birkaç sene sonra girişimcilik hikayesi başlıyor. Girişimcilik hikayesi başlayınca da, yaşadığı zorluklar da en acımasızından oluyor.Mutluluklar, güzellikler,acılar, zorluklar, ama herşeye rağmen tutkulu çalışmalar, sorumluluklar, çabalar ve tabi sevgiyle, aileyle, dostlarla mutlulukla devam eden güzel günler. Bu çok çarpıcı  hikayeyi ben soluksuz okudum, çok etkilendim.Sizlerin de çok beğeneceğinizden eminim.03

Fatoş Kayacan Hataylı her zaman çok güzel ve zarif .Fotoğraflara bakınca da,çocukluğundan günümüze hep aynı güzellikte ve zerafette olduğunu görüyorsunuz, ancak masallarda rastlayacağımız cinsten. Ama hikayeyi okuyunca bu çok güzel kadının, tutkularından, doğrularından   asla vazgeçmeyen  yaşantısı hemen bizi etkiliyor.İki harika kızı, çok sevdiği saygı duyduğu eşi ve çok sevdiği tüm ailesiyle tam bir mutluluk ve gurur tablosu oluşturuyorlar.

Sevgili Fatoş Kayacan; İstanbul doğumlu, benim sandığım gibi Hataylı değil.. Babasının çeşitli görevleri nedeniyle, ilk ve orta okulu İstanbul’da, lise (Yükseliş Koleji) ve üniversiteyi Ankara’da okuyor. Şimdiki adıyla İletişim Fakültesi olan, AİTİA’ne bağlı Gazetecilik ve Halkla İlişkiler mezunu”.Okula erken gönderildim. İlk 2 sınıfta biraz bocaladım. Rekor bir yaşta da liseyi bitirdim,” diyor.

Çocukluktan beri iyi resim yapmasına  rağmen,resmi değil yazmayı tercih ediyor ama; “Resimden nedense çok keyif almadım. Ben hep yazmayı tercih ettim. Ailemin zoruyla aldığım resim derslerini, okullarda aldığım resim ödüllerimi hiçe sayarak, okullarda kompozisyona  ve edebiyat derslerine ağırlık verdim ve inanın  kilometrelerce yazı yazmama rağmen, toparlayıp da bir kitap yapmayı hala beceremedim. Halen  yerel bir gazetede köşe yazarıyım.”

Bu çok güzel kadına en uyacak işi yapıyor, hem o dönemde milli manken olarak;ve hala hepimizin çok bol alkışlarını alarak;

10-1

Fatoş Kayacan, disiplinli çalışması, eğitimi, ailesi, prensipleri ile  “Podyumların Prensesi” olmayı fazlasıyla hak ediyor.Çok aileye ve genç kıza da güzel örnek oluyor.

“Nedense hep aynı zamanda 2 iş yapmayı sevdiğim için midir, nedir bilemem? 1968 yılında lise son sınıfta okurken, aynı zamanda Zarafet ve Mankenlik okulunu da bitirdim ve aynı yıl Ankara Olgunlaşma’da Milli manken olarak, 10 yıl süren  mankenlik hayatıma başladım. Hayatımda yaptığım 4 büyük akıllılıktan biri de budur.”

Aşağıda çalışma hayatına başlayışını çok güzel anlatmış sevgili Fatoş;sonra da girişimcilik öyküsünü, kendi deyimiyle çılgınca dediği girişimciliğini.Sizleri bu çarpıcı öyküyle ve fotoğraflarla, baş başa bırakmak en güzeli…..

09

“Gazetecilik hayatıma 1984’de başladım. Zira, 1968 – 1978 yılları arası mankenlik, 1979’da evlilik ve 2 çocuk derken, sıradan bir kadın olmaya başladığımı, hızla  hayatımın kaydığını, daha doğrusu kaybolduğumu fark ettim. İki küçük çocukla eve kapanmış, yemekten ve mamadan başka bir şey düşünmeyen bir kadın olarak, çağın gerisinde kaldığımı hissediyordum. Bir gece Eşim’le katıldığım bir davette, bunu iyice anladım. Sosyal hayattan çok kopmuştum. Dağarcığımda çocuk bakımı ve sebzelerden başka bir şey kalmamıştı. Eşim’in enerji dolu konuşmalarını ve kendi pasif halime acıyarak baktım. Eve geldiğimizde sabaha kadar uyuyamadım. Anne olmak çok güzeldi, çok da mutluydum. Allahım’a her zaman da şükrederim. Ancak şu halimle ileride kızlarıma hiç de iyi bir anne örneği olamayacağımı hissediyordum.

S

Kuzenimle birlikte yakın arkadaşı olması dolayısıyla Duygu Asena’nın yanına gittik. Zira, o zamanlar yazmaktan ve mankenlikten başka bir şey yapacağımı düşünemiyordum. İlk kez Gelişim Yayınları’nda yazmaya başladım. Rahmetli Duygu Asena’nın editörlüğünü yaptığı dergilerde “okuyucu mektuplarını” yanıtlıyordum. Başta eşim olmak üzere, bu işi küçük ve basit bir iş olarak nitelendirdikleri için tüm ailem benimle alay etmeye başladı. Oysa, ben kendimi Times dergisinde yazıyor gibi görüyordum. Parayı hele hiç konuşmayalım… Aslında, para da umurumda değildi.

Ben sadece yazmak ve yazmak istiyordum. Daha sonra başka dergiler derken, Babam’ın ölümünden az sonra, değerli Av. Münci İnci’nin de teşvikiyle kendimi Interpress Dergi Grubu’nda önce köşe yazarlığı ve daha sonra da yazı işleri müdürlüğü görevlerinde buldum. Interpress Dergi Grubu kapanınca Topaz Dergisindeki yazı işleri Müdürlüğü ve daha da sonra 1995’de adını BEST koyduğum kendi dergimi çıkarttım. Ne yazıktır ki, sonu hüsranla bitmiş de olsa, girişimci olarak ilk atılımım bu dergi işi oldu… Ama, daha sonra başlattığım kültür turları da beni mutlu edecekti…

36

Size abartı gibi gelebilir, ama artık dergi, adeta benim 3.ncü çocuğum gibi olmuştu. O yıllarda çocuklarım da birer birer tahsil için evden uçup gidince, ben iyice dergiyle yatar kalkar olmuştum. Lakin, şimdi adlarını sayıp dökersem çirkin olur, ülkedeki bilinen bütün en büyük dağıtım şirketleriyle çalıştım ve hep aynı sorunu yaşadım! Dağıtım ücretini ödememe rağmen; dergilerim hiçbir zaman dağıtılmadı! Hiçbir zaman kitapçılarda ön raflarda yer alamadı. Ve ben hiçbir zaman derginin satışından para kazanmadım. Zira büyük güçler derginin dağıtımında arkası güçlü olmayan bütün dergileri ezerler. Ben de bunu birebir yaşadım… Umarım, bana yaşattıkları bu sorunları bir gün onlar da yaşayacaklardır!

Bu çılgınca bir girişimdi ve deliler gibi çalışıyordum. BEST için, başarılı olmuş kişi ve kuruluşları buluyor onlarla röportajlar yapıyorduk. Bazen de yazılarım bazen baskı aşamasında, bazen de sonra olmak üzere, alenen çalınıyordu. Küçük bir dergi olduğumuz için de, resmen büyük dergi ve gazeteler bizi yutuyordu. Dergideki ufacık bir hata, sanki engelli çocuk doğurmuşum gibi beni üzüyor, kahrediyordu. Buna rağmen ben dinmiyor ve tüm enerjimle işe devam ediyordum. Önceleri fotoğrafçı dahil, 4 -5 kişiyle başlayan yazı işleri kadrom zamanla 12 kişiye yükseldi. Daha çok kadın ağırlıklı muhabirlerle çalışıyordum. Basın kanununa göre 212’den sigortalandıkları için de, bana hayli masraflı oluyordu.

Atatürk sevgisi, sosyal sorumluluk aşkı ve ülkesi için  bir şeyler yapmak arzusu ile parti çalışmaları içinde buluyor kendini…

“Eskiden beri dernekler ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarında yer alıyordum. Almasam da dolaylı hizmet veriyordum. Ne var ki; gün geldi bütün bunlar bana yeterli gelmedi! Bir kadın her şeyden önce Atatürk’e çok borcum vardı. Ülkeme daha fazla yararlı olabilmek için; gelen teklif üzerine 2002 seçimlerinde YTP’den üstelik de Eşim’in memleketi olan Hatay’dan 2. sıra Milletvekili adayı oldum. Yoğun ve oldukça güç koşullarda bir seçim kampanyası yürütüyordum. Ne de olsa, yöreyi ve insanları fazla tanımıyordum. Evimden ve ailemden uzaktım. Her işimi kendim görüyordum. Okuyucu mektuplarına cevap verirken beni küçümseyen Eşim, seçim sırasında inanılmaz destek oldu. Ben de o sıralarda BEST’i 2 ayda bir çıkararak, telafi etme yoluna gittim. 3 Kasım seçimlerinde YTP, ülke genelinde kaybedince, büyük bir şokla derginin başına döndüm. Sanırım kaybetmeğe alışık değildim. Oysa Hatay, YTP’den en yüksek oyu alan şehir oldu. Bunun sonucunda da YTP’de önce Parti Meclis Üyesi ve daha sonra da Merkez Yürütme Kurulu Üyesi seçildim. 2004’de Genel Başkanımız Rahmetli İsmail Cem’in de isteği ve rahatsızlığı nedeniyle partiyi gözyaşları içinde kapatarak, otomatik olarak hepimiz CHP’ye kaydolmuş olduk. Ne var ki, bu CHP’ye giriş, aslında benim seçimim değildi! Zira, Sayın Baykal’ı eski bir CHP Milletvekili olan Babam’ın suikastindeki ilgisiz ve vefasız tavrı yüzünden hiç tutmuyor, kişisel kırgınlığımın yanı sıra, yetersiz muhalefet yaptığı gerekçesiyle de suçluyordum. Daha sonraları ise; bunun yalnızca Baykal’a özgü bir alışkanlık olmayıp, tipik bir “CHP klasiği” olduğunu anlayacaktım…”

52-5

İş hayatındaki zorluklar oldukça fazla….

“2002’den sonra yanımda çalışanların da ısrarı ile BESTLİFE Magazin diye bir ikinci dergi daha çıkarttım. Çünkü, BEST oldukça ciddi ve kültürel bir dergi kalıyor ve herkese hitap etmiyordu. BEST LİFE ise, piyasaya daha çok hitap edecek ve daha çok reklam alacak ümidiyle doğdu. Artık masraflar benim boyumu aşıyordu. İki dergi de çok beğenilmesine rağmen, satış engellendiği için, dergi “yok” sayılıyordu. Benim Bodrum, Marmaris’e yolladığım dergiler Trabzon ve inat gibi Konya’ya gidiyor ve satış raporları 0 gözüküyordu. Bu dönem içinde yalnızca reklam ve kapak satışından para kazanabiliyorduk. Reklam fiyatı 1000 $ ise; reklam veren, o günkü kurdan TL’ye çeviriyor ve bunu da 3 aylık vadeli ve üstelik de müşteri çekiyle ödemeye kalkışıyorlardı. Kısacası ben ne kadar dürüstsem, piyasa bana karşı o kadar 3 kağıtçı davranıyordu. İnanılır gibi değildi, derginin kalitesini görünce,  benden kendileriyle  röportaj yapmamı özellikle istiyorlar ve ordinoya rağmen ödeme yapmıyorlardı. Bu yüzden ünlü bir estetikçiyi ve bir büro malzemeleri satan şirketi dava ettim.”

Zorluklara olağanüstü durumlar da ekleniyor….

“Artık avukatlarla işim bitmiyordu. Ne var ki, bana yapılacak ödemeler geciktikçe, bu çarkın dönmesi için kredi almaya başladık. İşler büyüdükçe kredi kullanımımız da artıyordu. Neticede, 2002 sonlarında dergilerime advertorial yaptırabilceğini ve reklam alacağını, para kazandıracağını, ama bunlardan yüzde alacağını vaat ederek şirkete giren ve beni sahte imza, çek ve senetlerle dolandıran bir kadın arkadaşım yüzünden, tırnaklarımla kazıyarak kurduğum 11 yıllık emeğimi kapatmak zorunda kaldım…

Başarısızlığıma mı; emeğime mi, yoksa aptallığıma mı yanacağımı bilemiyordum. En büyük üzüntüm de iyi bir iş adamı olan Eşim’e karşı başarısız olma duygusuydu! Sanırım, bunu çoğu kadın yaşamıştır. Sonuçta ben; tüccar bir aileden gelmediğim gibi,  bir asker kızı ve asker torunuydum. Genlerinde ticaret geni olan bir insan değildim. Bu işe, iyi yazı yazdığıma inanarak girmiş, pek çok ortaklıklarda olduğu gibi, benimle çalışan bir arkadaşım tarafından dolandırılmıştım. Kısacası ben ne ilktim, ne de sonuncusu. Bu kapı kapanırsa, yenisi açılırdı elbet!”

Ama hiçbir zorluk, enerjisini azaltmıyor, aksine artırıyor.11-2

Yat turizmi yapma kararında Fatoş hanımın  babası Kemal Kayacan’ın deniz subayı oluşu  hatta Oramiral rütbesinden emekli oluşu herhalde çok etkili  olmuştur.

“Bu arada İngiltere’de “Turizm” okuyan kızımla birlikte, uzun süredir ihmal edilen ve “yat turizmi” yaptığımız kendi şirketimiz olan Hatsail’in başına  başına geçtim. Gazeteciliğin yanı sıra aynı anda Halkla İlişkiler de okuduğum için, turizm işi bana yabancı değildi. Önce cruise işine daha sonra da benim ısrarımla kültür turlarına başladık. 2006’dan bu yana da başarıyla sürdürüyoruz. Kızım Genel Müdür olarak tüm şirket işleriyle, ben de Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak, en çok  cruise ve tüm kültür turlarıyla ilgiliyim.”

52-7

Yazma tutkum bitmedi diyor, sevgili Fatoş, hiç bitmesin her zaman biz de keyifle okuma şansımız oluyor, ama kitaplarını da bekliyoruz…

Ama, yazma tutkum bitmedi. Hayatım boyunca, büyük bir gazetede yazmak  konusunda hep iddiasız olduğum için, halen Antakya’da çıkan yerel bir gazetede “köşe yazarlığı” yapmaktayım. Uluslararası Sarı Basın kart sahibiyim. Cruise ve yatçılığın yanı sıra, özellikle Hatay’a İnanç ve Kültür turları tertip ederek, yerli ve yabancı turistlere tarihi ve kutsallığı açısından dünyaca önemli bir merkezlerinden biri olan, (her nekadar adını değiştirseler dahi) benim için hala Antakya olan 5000 yıllık yörenin tanıtımı için çalışıyorum.

Masal tadındaki hikayede;güzeller güzeli  prensesin, yakışıklı  prensini bulma  kısmına dönersek;

16

“Bu arada Eşim’le ilk kez 1973 yılında tanıştırıldık. Birkaç kez görüşmemize ve ciddi olduğunu bilmeme rağmen, aşk evliliği yapmak istediğim için vazgeçtim. Çok gençtim, fakat bir o kadar da akıllı…  O günkü koşullarda bu ancak, mantık evliliği olurdu. Oysa, ben aşk yaşamak ve sevdiğim insanla evlenmek istiyordum.

67

5 yıl sonra tekrar karşılaştık. Sanırım artık ben de büyümüş ve akıllanmıştım. Bu kez çıkmaya başladık ve tanıştırıldıktan tam 6 yıl sonra, ben sırıl sıklam aşık olarak 1979 da Y. Makine Müh. Ertuğrul Hataylı ile evlendim. Sanırım istediğim de, galiba doğrusu da buydu. 33 yıllık evliyiz. Evli 2 kızımız ve bir erkek torunumuz var. İngilizce biliyorum. Yine yazılarımı yazıyor ve yalnızca Atatürk’çü Düşünce Derneği’nin öğrencilere burs fonu yaratması için, tüm eski mankenler senede bir kez defileye çıkıyoruz. Bu da bizi eski günlerimize götürüyor ve Büyük Atatürk’e olan şükran borcumuzu bir nebze olsun ödemiş oluyoruz.”

64-0

Sevgili Fatoş seni podyumda izleyebildim,harika idin, muhteşemdin, fikir de öyle, hersene devam etsin mutlaka. Seyahatlerine bir türlü katılamadım,ama evinde misafirin oldum,ünlü Antakya lezzetlerini sayende tattım. Atatürk’çü Düşünce Derneği çalışmalarına davetlerine katıldım.Hepsi çok değerli, harika organizasyonlar. Hep senin zerafetine,aklına, mükemmelliyetçi tarzına uygun  yapılmışlar.

photo (4)

Sadece, bu müthiş öyküler bir kaç kitap olabilir.Mutlaka yazmalısın, diyorum. Seni tanıdığım için, çok mutluyum, bizlere, Türk Kadın’ına çok değerli katkıların, hep bizlerle olsun.Muhteşem yazın ve fotoğrafların  için çok teşekkür ediyorum.Tüm güzellikler her zaman seninle, ailenle ve sevdiklerinle olsun.

Davet Sahibi Tasarımcı Olunca

Geçen hafta sevgili Nilgün Gülen bizleri Hasköy’deki yeni yerine, ofis ve showroom olarak kullandığı, bir yıldır, restore ederek hayata geçirdiği tarihi mekana davet etti. Nilgün kocasıyla beraber kurdukları BNG markasının sahibi, ortağı ve tasarımcısı. Kagider üyesi olduğundan beri de aynı  komite de beraber çalışıyoruz.Nilgün’ün başarılar dolu markalaşma hikayesini önce oryantasyon sunumunda dinledim. Sonra çeşitli televizyon  haber programlarında izledim. Yazılan çok haberi röportajı okudum.Sonunda da bu çok özel tasarımcı, yaratıcı arkadaşımın  tüm komite arkadaşlarımla beraber konuğu oldum.

Hiç bir şeyin tesadüf olmadığını, onu tanıdıkça daha çok anlıyorsunuz. Çok tatlı, hep kibar, güler yüzlü özel kadının ofis ve showroomu da aynı kendisi gibi.Nilgün markayı anlatırken, BNG keşfetmeyi ve keşfedilmeyi seven kadının markası diye tanımlıyor.Kendisi de marka hayata geçtiği günden beri kendi markasını giyiyor,” Dolabımda BNG’den başka marka yok.”diyor.Showroom da da herşey koleksiyon, eşyalar, aksesuarlar, davet için hazırladığı her şey keşfedilmeyi bekler gibiydi. Ben hep soru soran oldum.Sizlere de bu güzellikleri fotoğraflarla biraz olsun anlatmaya çalışacağım.

1800 lü yıllardan kalma tarihi bina eski bir döküm atölyesi imiş. Binayı restore edip, orjinal haliyle kullanıma açmak için Nilgün ve eşi çok uğraşmışlar, ama netice harika olmuş. Tarih, sanat, tasarım, moda, her gün tarihi mekanlarıyla popülerleşen Hasköy’e de çok değer katmış.

Nilgün kendi giymeyeceğim ürünü tasarlamıyorum, diyor. Bu çok özel, farklı kadın, binaya da çok yakışıyor, markayı da çok iyi taşıyor. Nilgün;davette ikram ettikleri ile, sunumu ile,herşey de farklılığını ortaya koydu.Bu onun doğal hali duruşu zaten.

O gün Bülent Bey ile de tanışma şansımız oldu.Nilgün’ün bütün bu  farklılığından, yaratıcılığından o da oldukça etkilenmiş, görünüyordu. BNG markasının başarılı sahibi, iş adamı  Bülent Bey ortama çok uygun kıyafeti ve tarzıyla bizlere katıldı.                                                Her şeyi kendine özgü davette birkaç özellikten bahsetmek istiyorum. Salatalar büyük boy bardaklarla servis edildi,tulumba tatlısı da shot bardakları içinde çok şıktı.Tüm tabaklar fincanlar çok hoştu, onlarla ikram edilenler de çok lezzetli.Yemek menüsü, tatlı seçimi,  herşeyin servisi,kahvenin yanında ki tadımlıklar, hepsi özelliği olan farklı lezzetlerdi.Aynen BNG nin koleksiyonu ve mekanı gibi.Bize de kendimizi çok özel hissettirdi.

Bülent-Nilgün Gülen çifti yıllarca fason triko üretimi yapmış, 6 yıl önce markalaşmaya karar verip BNG adıyla ilk adımı atmışlar ve Japonlar’ın gözde markası olmuşlar. BNG’den aldığınız bir ürünü en az 4 en fazla 8 değişik şekilde giyebiliyorsunuz. Kemer ve kuşaklar yardımıyla hırkayı elbiseye, yeleği tuniğe çevirebiliyorsunuz. Bu yabancıların markaya olan ilgisini katlamış. Geçen seneye kadar üretimin yüzde 70’ini ihraç ettiklerini söyleyen Nilgün Gülen, “Bu sene üretimimizin yüzde 50 sini iç pazarda yüzde 50sini dış pazarda satıyoruz, diyor. Yurt içindeki mağaza sayıları şu anda 11, hedefleri ise 14.Yurt dışın da ise toplam 200 butikte satılıyor.

Nilgün en az 4 en fazla 8 farklı şekilde kullanılabilen giysilerinin tanıtımını yapıyor.

Bülent Gülen aileden tekstilci, trikocu. Nilgün Gülen aslen İzmirli, ortaokuldan sonra İstanbul’a gelmiş. Bülent Gülen kendini bildiğinden beri babasının Mahmutpaşa’daki yerinde çalışıyor. Liseden sonra Boğaziçi Üniversitesi’nin açtığı İngilizce kursuna katılıyor. Çünkü amaçları trikolarını yurtdışına pazarlamak. Nilgün Gülen de aslında muhasebeci. Yolları kursta kesişiyor ve evleniyorlar. Nilgün Gülen de eşiyle birlikte çalışmaya başlıyor. Zaman içinde kendi tasarımlarını yapıyor. İtalya Polimoda’ya gidip tasarım dersleri de alıyor. Kendine güveni geldiğinde de kendi stilini yansıtan bir koleksiyon hazırlıyor. Karı koca markalaşmaya, fuarlara katılmaya karar veriyorlar. Ve Nilgün Hanım’ın anlatımıyla, “Paris’te ilk katıldığımız fuarda en kötü ve küçük stand bizimdi ama biz patladık, aldığımız siparişlere inanamadık” durumu yaşanıyor.

Japonya’da Takashimaya ve Isetan’da galeri konseptinde satılan 3 markadan biri.

Nilgün ile Bülent Gülen’in fotoğrafları koltuğun sırtına konmuş

Hikaye’yi Nilgün’ün kendi anlatımıyla da  aşağıda paylaştım.                                                       “Eşim Bülent’le birlikte kurduk. Aslında 17 yıllık bir geçmişi var. Marka 6 yıllık. Bülent tekstilci bir aileden geliyor. Biz hep tekstille uğraştık. Fason üretim yapıyorduk. Avrupa’dan birçok markaya üretim yapıyorduk. 6 yıl önce benim tasarımlarıma ağırlık vermeye başladık. O güne kadar çok klasik tasarımlarımız vardı. Bu marka tamamen benim giyim zevkim. Fuarlarda çok büyük ilgi gördük. Ve yolumuz açıldı. BNG yurtdışı ağırlıklı başladı. Şimdi senede 16-18 fuara katılıyoruz.                                                                                                       

BNG dünyanın en önemli moda haftalarından biri olan Milano Moda Haftası’ na kabul edilen ilk Türk markası oldu .

Yeni teknolojileri takip ediyorum. Kullandığım kumaşların teknik özellikleri benim için çok önemli. Kullandığım kumaşlar terletmiyor, vücut ısısını dengeliyor. Fonksiyonellik bizim için vazgeçilmez bir özellik. Tasarladığım bir kıyafet birden fazla şekilde ve stilde giyilebiliyor. Kullandığımız tüm kumaşlar doğa dostu. Deri triko karışımı da çok tercih ediliyor. Anne-kız trendini de takip ediyorum.

Pek çok Avrupalı giyim markasının başarısının sırrı şu aralar 18-45 yaş grubuna hitap etmesi. Yani hem kızları hem anneleri giydirebiliyoruz. Benim bir ürünümü farklı şekilde hem anne hem kızı giyebilir.

Ürünler de olaylık ve şıklık bir arada. Buna kim hayır der? 4 yıl önce Hong Konglu bir yakınıma bir Hong Konglu ile Japon’un farkını sormuştum. “Biz bir gömleği olduğu gibi, Japonlar ise ters çevirip giyer” demişti. O günden sonra fonksiyonel ürün tasarımlarına ağırlık verdim. Günümüzün ekonomik şartlarında bu bence herkes için harika bir seçenek. Benim en merak ettiğim ülke Japonya’ydı sanırım biraz da bu yüzden orada çok başarılı olduk. Japonya’ya sık sık gidiyorum. Orada mutlu oluyorum. İnsanlar çok saygılı ve çok çalışkan. Çat pat Japonca da öğrendim ama çok zor bir dil. Japon kültürünü ve yemeklerini de çok seviyorum.”

Nilgün’ün çok değer verdiği müşterileri arasında, her yaşdan farklı kadın var. Nebahat Çehre, Serra Yılmaz,Tuğçe Kazas bunlardan sadece üçü. Bu ara mağazalarında beş çayları düzenleyen davet eden Nilgün onlarla tanışmayı,onları anlamayı, dinlemeyi de çok önemsiyor.

Sevgili Nilgün senin gibi çok özel bir kadını tanıdığım için,   çok şanslıyım. Başarıların, mutlulukların, daima seninle olsun. Harika davetin, çok özel ikramların,  için de tekrar, tekrar teşekkürler,Sevgiler, sevgiler

TBMM’de Davet

Kasım ayının heyacanla beklenen ve çok güzel geçen davetinde , Kagider üyesi ve milletvekili arkadaşımız sevgili Belma  Satır bizleri Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ağırladı. 47 Kagider’li arkadaş hep beraber sabah gidip akşam döndüğümüz bu güzel günde hava da çok güzeldi, Belma’nın bize yaptığı programda çok güzeldi. Daha önce meclise gidip görmeme rağmen bu sefer, benim için de, arkadaşlarım içinde  çok farklı bir ziyaret oldu. Çünkü sevgili Belma bizleri gezdirirken, binanın tarihi ve mimarisi  ile de ilgili çok güzel bir sunum yapıldı.  Bu konuda bizleri aydınlatan , gezi organizasyonununda  başından sona  bizlerle olan Hasan Bey’e ve Murat Bey’e çok teşekkür ediyoruz.Ben de şuanda 3. binasında bulunan TBMM sini davetini, çektiğimiz fotoğraflarla  anlatırken, mimari bilgileri de çok keyifle  ekledim.

İlk Meclis Binası

Çatı kiremitleri bile döşenememiş olan yapının tamamlanıp, meclisin çalışabileceği hale getirilmesi için Ankara halkı her manada özveri ile çalışmış. 23 Nisan 1920′ de, okullardan toplanıp getirilen sıralara oturan mebuslar, kahvelerden devşirilen gaz lambaları ışığında, Kurtuluş Savaşı’ nın yönetileceği ve Cumhuriyet’imizin temellerinin atılacağı süreci başlatmışlar. Kuvay-i Milliye dönemi bu çatının altında geçirilmiş. Cumhuriyet ve Ankara’ nın başkent olması bu binada ilan edilmiş.

2. TBMM Binası
Bina, Birinci Ulusal Mimari Dönemin en seçkin örneklerinden sayılıyor. Cumhuriyet tarihimizin en renkli ve önemli parlamenter olaylarının yaşandığı yer olması ve Atatürk’ ün, her biri yeni devrimler ve atılımları müjdeleyen konuşmalarını bu meclisin kürsüsünden yapmış olması önemli. Bina çok partili demokrasiye geçişin bütün sancılarını da yaşamış, ayrıca Atatürk, Büyük Nutkunu bu kürsüden okumuştur. 1961 yılının Ekim ayına kadar 36 yıl TBMM olarak kullanılan bina şimdi Cumhuriyet Müzesi’ dir.

Şimdiki bina;23 Nisan 1920’de Milli Egemenlik ilkesine dayalı olarak kurulan Meclisin üçüncü binası. Mimarı, 1938’de açılan proje yarışmasını kazanan Avusturyalı Mimar Prof.Clemens Holzmeister(1186 – 1983)’dir. Prof. Holzmeister aynı zamanda başkent Ankara’daki pek çok Devlet yapılarının da mimarı.

Aşağıdaki fotoğraflar ve onların altındaki yazılar daveti, aradaki yazılar ise, meclisin mimari ve tarihi özelliklerini anlatıyor. Bize anlatılanları sevgili Belma’dan rica ettim, o da hemen ilgilendi ve gönderdi.Ben de sizlerle paylaşıyorum.

Meclis gezimiz önce Meclis Başkanımız, Cemil Çiçek’i ziyaretle başladı. Sayın Başkan bir gece önceki sabaha kadar süren çalışmalara, ve yoğun programına rağmen bize vakit ayırabildi. Sevgili Belma ve sevgili  başkanımız Gülden Türktan ziyaret sebebimizi anlattılar.Kısa ama çok, hoş geçen sohbette, kadınlarımızın siyaset içinde  bulunmalarının ne kadar değerli olduğu hep beraber dile getirilirken, Belma  esprili bir şekilde “Ben koltuğumu bırakmam, ama siz de buyrun”; diyerek farklılığı ve  açık sözlülüğünü  gösterdi. Sayın Cemil  Çiçek’de;” Siyaset mahşere kadarmış.”  yorumuyla destek verdi.Sevgili Belma daha sonra bütün katılan arkadaşların adına hazırlattığı ve Sayın Cemil Çiçek’in imzaladığı birer TBMM ZİYARET BERAT’ı bizlere vererek hepimizi çok mutlu etti, ödüllendirdi.

26 Ekim 1939’da inşaatına başlanan Türkiye Büyük Millet Meclisi 6 Ocak 1961 tarihinde hizmete açılmış. 475.521 metrekarelik bir arazi içinde bulunan Meclis, ana binasının yerleşim alanı ise 19.372 metrekare. TBMM binasının mimari özellikleri ve genel yapısı itibariyle, Türkiye Cumhuriyetinin gücünü ve ölümsüzlüğünü simgeleyecek biçimde, ağır başlı, sağlam ve dayanıklı nitelikte tasarlanmış.

Hep beraber fotoğraf karelerinden biri

Tüm mekanlarda anıtsal, dengeli ve üç boyutlu bir düzenleme ele alınmış. Yapının tam ortasında ve arazinin en yüksek noktasında, büyük toplantı salonlarının olduğu merdivenli ve sütunlu girişi ile ana kütle yer almakta.

Ön cephede birbirine parallel iki sıra halinde yanlara uzanan kanatlar ve bu kanatları birleştiren köprüler bulunuyor. Meclis kampüsüne girişler sağ ve solda Atatürk Bulvarı ve Dikmen Caddesi üzerindeki ana kapıdan yapılıyor.

Meclis ana binasının kuş bakışı görünümü de millet kucaklayan bir yapıya sahip. Türkiye Büyük Millet Meclisi sembolik şekilde tüm ulusa kollarını açıyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin içinin ve dışının yapımı ile ilgili kullanılan her malzemenin, verilen her şeklin mutlaka bir anlamı bulunuyor.

 Belma hepimizle ayrı ayrı ilgilendi,resimler çektirdi,sohbet etti,harika bir davet sahibi oldu, ama yine de, en genç konuk, herkesin sevgilisi Miran farklı idi diyebilirim.

GENEL KURUL SALONU

Genel Kurula açılan toplam 27 tane kapı var. Milletvekillerin kulis yerleri olan bu galerilerin çevrelediği orta mekanda ise Genel Kurul Toplantı Salonu bulunmakta.

Toplantı salonunda üyeler için 578 adet, dinleyici localarında ise 933 adet olmak üzere toplam 1511 adet oturma yeri var. Başkanlık kürsüsüne göre sol tarafta Başbakan ve Bakanlar Kurulu Üyeleri sağ tarafta ise Komisyon Üyeleri oturmakta. Yukarı sol taraftaki bölümde Cumhurbaşkanlığı, sağ taraftaki bölümde Kordiplomatlara ayrılmış localar, Askeri ve Mülki Erkan’a ayrılmış localar, Başkanlık kursüsünün tam karşısındaki bölümde ise basın mensuplarına, eski milletvekilleri ve aileleri ile vatandaşlara ayrılmış olan localar bulunmakta.

Meclis Şeref Kapısı’ndayız.

MECLİS ŞEREF KAPISI

Meclis ana binasında 5 giriş kapısı bulunuyor. Mimarı tam ortadaki kapının sütunun farklı tasarlayarak, en üst sağ ve sol köşesinde ay yıldız motifleri kullanmış. Kullanılan birbirine geçmiş sağlı, sollu ve altlı, üstlü hasır motifi çağdaş Türk Devleti’nin bölünmez bütünlüğünün simgelendiği bir sembol.

Diğerlerinden sütunlarıyla farklılaşan bu bronz kapı Meclis Başkanı ve Cumharbaşkanının giriş kapısı. Yanlardaki diğer kapıları milletvekilleri ve devlet protokolünde birinci derecede bulunan kişiler kullanabiliyor.

 Meclis Lokantası  anlatılanlardan çok daha şık ve gösterişli idi,yemekleri de çok lezzetli. Hep beraber, milletvekilleri ve misafirleriyle yemek yemek çok ayrıcalıklı idi. Ama ben, en çok masadaki kartların içeriğini beğendim. Çok örnek bir uygulama.

DAMLALI KAPI

Meclis binasında mimari üsluplar ve süsleme amaçlı motifler kullanılan bir diğer kapı “Damlalı Kapı” ya da “Salkım Kapı”. Sadece Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanının kullanımına açık olan bronz kapı. İki kanatlı ve her bir kanadında tarih sahnesinde yar almış 16 Türk Devletini sembolize eden damla motiflerine yer verilmiş. Tasarımını bizzat Prof. Holzmeister yaptığı bu motifler, Türk sanatında cam ve porselenden yapılan “Çeşmi Bülbül” ve “Zülfü aruz” vazolarında da karşımıza çıkmakta.

Genel Kurul Toplantı salonundayız, 16 muhteşem avizenin altında sevgili Belma bizlere bilgi veriyor.

AVİZELER

Genel Kurul Salonunun tavanında, Bohemya kristalinden yaptırılan 16 adet büyük avize bulunmakta. Bu avizelerin 16 adet olması, tarih boyunca yaşamış 16 Türk devetini sembolize ediyor.

Kullanılan bütün avizeler Prof.Holzmeister’in bürosunda özel olarak çizilerek, Çekoslovakya’da Bohemya kristalinden yapılmış.

Tören Salonunda bulunan Köpük Avize yakyaşık 7000 kristal küreden oluşan ve ölçüleri ile ülkemizde en büyük avizelerden nadide bir eser olarak karşımıza çıkıyor.

MERMERLER VE FİGÜRLER

TBMM’de Afyon’dan getirilen 36 çeşit mermer kullanılmış. Kullanılan mermerlerden artan parçalar özellikle zeminde oluşturulan çeşitli motiflerle değerlendirilmiş.

Birçok yerde başak motifleri kullanılmış, bu da Türkiye’nin tarımdaki etkinliğini vurguluyor. Stilize edilmiş arslan figürleri ise Anadolu’da Hitit döneminden beri kullanılan bir güç sembolüdür ve Cumhuriyet’in gücünü sembolize etmektedir.

Kahvelerimizi bu çok güzel bahçede içtik.

MİLLE EGEMENLİK MEŞALESİ

TBMM’nin açılışının 85.yılı anısına 2005 yılında Milli Egemenlik Meşalesi, Ankara’nın her yerinden görülebilecek şekilde Meclisin en yüksek noktası olan Kabatepe Parkı’nda yer alıyor.

Meşale “bereketli toprakları sembolize eden mermerden yapılmış başak zemin” üzerine konulmuş. Mermer üzerindeki platformda Yüce Önder Atatürk’ün “Egemenlik Kayıtsız Yartsız Milletindir” sözü ve ilk meclisin kurucuları olan 437 milletvekilinin isimleri yer alıyor.

Anıtın önündeyiz.

ATATÜRK ANITI

Atatürk’ün 100.doğum yıl dönümü münasebetiyle açılışı yapılan Atatürk Anıtı Atatürk’ün “Bağımsızlık ve Özgürlük benim karakterimdir” sözünü sembolize etmekte ve üç figürden oluşuyor.

Atatürk Figürü, Atatürk’ün atılımcı karakterini, elinde bayrak olan genç erkek figurü bağımsızlığı, elinde meşale taşıyan genç kız figure ise özgürlüğü simgeliyor.

TÜRK BAYRAĞI

Türkiye Büyük Millet Meclisi binasının önündeki bayrak, hiçbir zaman inmez. (Türk Bayrağı Kanunu Madde 24)

MECLİS KÜTÜPHANESİ

Türkiye’de ilk defa meclis kütüphanesi girişimleri Osmanlı dönemine uzanmaktadır. 23 Nisan 1920 tarihinde açılan TBMM ilk döneminde yaptığı hizmetlerden birisi de Meclis Kütüphanesini resmen kurmak olmuş.

Kütüphane koleksiyonunun çekirdeğini, Meclis-I Ayan ve Meclis-I Mebusan kütüphanelerinden intikal eden 5000 cilt, kitap, gazete, dergi ve tutanaklar oluşturuyor..

Kütüphanenin arşivlerinde Buğday ve Çörek otundan yapılan Atatürk Resmi ile kütüphanenin ilk açılışında verilen Halıdan yapılan Dünya Haritası bulunuyor.

Kütüphane’de Meclis-I Ayan ve Meclis-I Mebusan ile TBMM Genel Kurul tutanaklarının tamamı mevcutmuş.

Bu çok özel davette, Nuran Evrensel ve Şenda Tüfekçioğlu, ile bahçe keyfinde, 

Sevgili Belma,sevgili milletvekilim, çok sevdiğim, sevdiğim kadar da, çalışkanlığına, disiplinine,azmine hayranlık duyduğum, saygı duyduğum arkadaşım.Kagider’in ilk kadın milletvekili, seninle gururluyuz. Hiç unutmayacağımız anılarla dolu, aynı zamanda eğitici,bir buluşma oldu.Hepimizi çok iyi ağarladın, çok ilgili ve özenliydin.Bu çok güzel değerli, davetin için  çok, çok  teşekkürler.

 

Beş Kadından Biri Şiddet Görüyor

Kadına şiddet karşısında, Gerçekler,İstatistikler,İstekler, Çağrılar, Çalışmalar, Yetersiz Kalanlar, Yorumlar,

Aşağıda önce Kagider Basın Bültenini ve sonra Ufuk Tarhan’dan gelen yazıyı, paylaştım. Hepimize görevler var. Öncelik, Kadınlar ve  Anneler’e

KAGİDER BASIN BÜLTENİ

Bu ülkede her beş kadından biri şiddete maruz kalıyor!

Şiddetle yolu kesilmeyen kadın okuyor, kazanıyor, aile kuruyor, ekonomiye ve gelişmeye katkıda bulunuyor. “Kadına karşı şiddete hayır” bilincinin yalnızca 25 Kasım’la sınırlı kalmamasını, 365 gün hatırlanmasını istiyoruz!

KAGİDER olarak, 25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde, yalnızca bir günlük değil sonsuza dek kadınların eşit haklara kavuşması, maruz kaldığı erkek ve toplum şiddetinin son bulması, özellikle kadının iş gücüne katılımının önündeki engellerin kaldırılması çağrısı yapıyoruz.

Çünkü;

  • Günde ortalama beş kadın, erkek şiddeti dolayısıyla hayatını kaybediyor.
  • Ülkemizde yaşayan her beş kadından biri şiddete maruz kalıyor.
  • Kız çocuklara uygulanan ayrımcılık, onların öğrenim hayatlarını olumsuz etkiliyor. 15 yaşından büyük 3 milyon kişi halen okuma-yazma bilmiyor ve bu rakamın 2,6 milyonu kadınlardan oluşuyor (ADNKS-2011).
  • İstihdamda yer alan kadınların yüzde 57,8’i sigortasız çalıştırılıyor (TÜİK 2012).
  • Son bir yılda 18 yaşından küçük kızını evlendirmek isteyen ailelerin mahkemeye başvurularında yüzde 94,2’lik bir artış oldu.

KAGİDER olarak 10 yıldır, kadınlara istihdam ve girişimcilik ruhu aşılamak, toplumda buna uygun düzenlemelerin önünü açmak için çalışmalar yapıyor, çeşitli projeler yürütüyoruz. Hedeflerimizde önemli ilerlemeler kaydetmemize rağmen, ülkemizin kadına yönelik şiddet konusunda hâlâ nihai çözümler üretememiş olması bizlere üzüntü veriyor.

Temel insan hakları kapsamında değerlendirilen eğitim, sağlık, iş ve eşitlik konularında kadınlar için gereken adımların atılmasının, uygun düzenlemelerin ve yasaların yürürlüğe konmasının hayati öneme sahip olduğunu tekrar belirtiyor ve yetkilileri  görev almaya çağırıyoruz.

SEVGİLİ UFUK TARHAN’DAN 

Bu tip günlerde şiddet uygulayan her erkeğin, onu yetiştiren veya yetiştiremeyen ama mutlaka bir annesi olduğunu düşünürüm…

Öncelikle anaların,  kadınlara şiddet uygulamayacak erkek evlatlar yetiştirebilmesine temel hazırlayacak

eğitime ve ekonomik koşullara erişiminin çok ama çok önemsenmesi gerektiğine inanırım.

Şiddete tepkiyi, onu önlemeyi reaktif, diğerine eğilmeyi proaktif bulurum.

Bu vesile ile Türkiye’mizin

Cinsiyet ayırımında, 3 yılda kadınlar lehine %10 iyileştirme yapmak için seçilen 3 pilot ülkeden biri olduğunu

da hatırlatarak, bu konuları, direnenleri, sebep olanları yıldıracak kadar çok, sık ve yüksek volume’da

gündemde tutmamız gereğine tam destek verir, bu videoyu paylaşmak isterim…