Karbonat ve D Vitamini Mucizesi…

 Her ortamda dönüp dolaşıp, sağlık konuşuyoruz, hatta daha fazla hastalık konuşuyoruz. Çünkü çevremiz de sağlık sorunları çok fazla; artık sağlıklı yaşamak da çok zor.Yine bu sohbetlerden birinde bu güne kadar duymadığım bir şeyi gruptaki herkes hararetle anlatınca ben de araştırmaya başladım. Zaten suyumu alkali yaparken karbonat kullanıyor, D vitamini kürü yapıyordum. Bol su ve bol sebze tüketmek hepimizin yaptığı şeyler…Ama kanserle ve diğer hastalıklarla ilişkilerini bilmiyordum. Kemal Milar‘ın yazdıkları bu konuda çok popüler olmuş. Hasta olmamak için; veya hastalıklar karşısında çaresiz kalındığında; uygulanabilecek, çok basit ve faydalı tavsiyeler… Ama önce inanmak, inanarak başlamak şart.Sizlerle de hemen paylaşmak istedim. Benim gibi henüz duymayanlar için, sevgiler… 10378542_359425317546546_3366818557087834419_nKARBONAT – SODYUM BİKARBONAT KULLANIM TARİFİ Karbonat ( Sodyum Bikarbonat – İngilizce: Sodium bicarbonate – Kimyasal formülü : NaHCO3 ) Eczanelerde: İngiliz Karbonatı, Solvey Karbonatı, Karbonat, Cep sodası, Garra Karbonat gibi isimlerle satılmaktadır. Eczanelerden almanızı tavsiye ederim. ECZANEDEN ALACAĞINIZ KARBONAT EN GÜVENİLİR OLAN KARBONATTIR!!!. Hasta olmamak için her gün 1 çay kaşığı karbonatlı su içebilirsiniz. Bunu yarım çay kaşığı sabah, yarım çay kaşığı akşam 1 bardak suya karıştırıp 3dk bekleyip iyice karışmasını bekleyin sonra tekrar karıştırıp için. Her beden ve her bedenin göstereceği tepki farklı olucak’tır. Çünkü herkesin farklı beslenme biçimi var. Bundan dolayı herkesin kendi bedenini dinleyip buna bağlı olarak karbonat miktarını ayarlaması gerekir. Eğer grip, nezle gibi rahatsızlıklar olursa günde 3 çay kaşığı karbonatlı su içebilirsiniz. Fazla gelirse o zaman günde 3 kere yarım çay kaşığı içerek buna devam edebilirsiniz. 3 yaşından büyük çocuklarda hastalık olursa yarım çay kaşığı karbonatı 1 bardak suya karıştırıp içirebilirsiniz. Eğer Karbonatlı su içmekte zorlanıyorsanız, boş ilaç kapsülleri temin edip içlerine sodyum Bikarbonatla doldurup bol suyla hap olarak içebilirsiniz. Eğer Tansiyonunuz yüksekse yada hipertansiyonunuz varsa, hazırladığınız karbonatlı suyu tek seferde içmeyin, gün içinde yudum yudum az az içip öyle bitirin yani güne yayarak ve bol alkali su tüketin. Eğer yüksek Tansiyonunuz varsa yada yaşlıysanız Karbonatlı suyu içtikten sonra Kanape yada yatağa uzanı 10 – 20 dk uzanıp dinlenin. Bazı insanlarda tansiyonda yükselme yaratabilir ama kısa sürer bu. O yüzden TANSİYONUNUZUN YÜKSELMESİNDEN ENDİŞE EDİYORSANIZ UZANIP 10 – 20 DAKİKA DİNLENİN. ARKADAŞIMIN ANNESİ YÜKSEK TANSİYON HASTASIYKEN ŞUANDA YÜKSEK TANSİYON HASTASI DEĞİL! AMA KARBONATLI SU İÇTİKTEN SONRA VÜCUDUNU DİNLİYOR EĞER ÇIKARMIŞ GİBİ HİSSEDERSE YATAĞA UZANIP DİNLENİYOR SONRA KALKIP GÜNLÜK İŞLERİNE DEVAM EDİYOR!. Kanser hastasıysanız!!!: Eğer Kanser gibi bir hastalığınız varsa Öncelikle sakın Kemoterapi almayın Kemoterapi notumda yazılanları muhakkak okuyun!!!. Gidip dijital pH ölçer alıp idararınızı sabah akşam kontrol edip pH ı 8 in üzerine çıkarmanız ve bu seviyede en az 2 hafta tutmanız gerekir. Buna bağlı olarak karbonat içimi günde 5 – 6 çay kaşığı karbonatlı su içmeniz gerekebilir. 1 çay kaşığı karbonatlı suyu bir miktar içip yatağa yada kanepeye uzanıp 360 derece sağa sola dönerek hareket etmelisiniz . Bu hareketleri yaparken ara ara bardaktaki karbonat tüketilmelidir. Tıpta çok hastalık var. O yüzden bana şuna iyi gelir mi diye sormayın!. Deneyin görün iyi gelip gelmiyeceğini. Duvarımda yığınla hastalığa iyi geldiğini bildiren görüşler var. Diyabet iyileşmez diye geçiyor, bakın demek ki geçiyormuş, kanserin tedavisi yok bakın tedavisi varmış. Trombositleri onkologlar yükseltemeyiz diye konuşurlarken bakın alkali hale gelince trombositler yükseliyormuş .. Daha bir çoğunu paylaştım , herkese cevap yazmam mümkün değil!!. Eğer şu zamana kadar çok asidik beslendiyseniz, vücudunuz asit tutmuşsa ishal olup sıvi şeklinde wc’ye çıkarabilirsiniz. Ben abartarak 5 gün günde 5 defa içerek her gün 5 -6 defa wc e gittim sırf asitli su çıktı. O 5 gün devamlı salatalık edim, bitkisel beslenmeye ağırlık verdim. 6 cı gün normal sağlıklı bir şekilde dışarı çıktım ve vücut biriktirdiği asitleri attı, 10 cu gün laktik asitler eridi kuluçlar kalmadı. 15 ci gün sigara içtiğim için alt ciğerlerime nefes almakta zorluk çekiyordum ama nefes alma sorunum yoktu sadece derin nefes almakta zorluk vardı, o kalktı derin nefes alabilmeye başladım. D VİTAMİNİ ALMAYI UNUTMAYIN Hangi hastalık olursa olsun, her hastalıkta ayrıca kolloidal gümüş suyu kullanılmasını tavsiye ederim. D vitamini almayı unutmayın çünkü zamanınızın çoğu kapalı alanlarda geçiyor. Kanser dahil pek çok hastalığın nedeni D vitamini eksikliği. Türkiye Cumhuriyetinde eczanelerde Devit-3 ampul satılıyor 300.000 İU bunu ayda 1 kere şekere yada ekmeğe emdirip tüketmeniz gerekir. Bunu hasta olsanızda olmasanızda herkese tavsiye ediyorum. Yetişkinler için 1 ampul 1 aylık D Vitamini ihtiyacınızın hepsini karşılar. Karbonatın dozunu bana artık sormayın. Karbonatlı su içerek alkoloz olunsaydı, ben ve beni takip eden herkes ciddi sıkıntılara girerlerdi kimse girmedi. En fazla gaz yapar,  Yada ishal olursunuz, asit atarsınız. Fazla bitkisel beslenmeyi doğru bulmuyorum, fazla magnezyumda ishal yapar. Kalsiyumla dengelemeniz gerekir, kalsiyum almak için yoğurt yiğin. Ben laktozsuz süt içilmesini daha doğru buluyorum. En Önemlisi Şu bilgileri Lütfen Anlamaya çalışın!!!!. Sodyum Bikarbonatın Önemi Tükrük bezlerinin yoğun miktarda karbonat iyonları salgılayarak yediklerimizi alkali yapar. Midemizin çevresi kandan alınan sodyum klorür’le çevrilidir.Sodyum su ve karbon dioksitle birleşerek alkali TUZ yani SODYUM BİKARBONAT OLUŞTURUR. Biyokimyada bu şu şekilde formüle edilir: H20 + CO2 + NaCl = NaHCO3 + HCL. Bundan dolayı midemiz aslında yediklerimizi ALKALİ yapmaktan sorumludur. BRUNNER BEZLERİ (12 PARMAK BAĞIRSAĞINDA BULUNUYOR) yüksek miktarda karbonat salgılayarak yediklerimizin alkali halde sindirilmesini sağlıyor. Pankreasımız Yüksek miktarda Sodyum Bikarbonat salgılayarak mideden gelen asitleri nötralize etmek ve yediklerimizi alkali yapmaktan sorumlu. Karaciğerde safra salgısındada yüksek miktarda karbonat içerir. Bedenimiz çürümemek için (kanser olmamak için) kendisini hep karbonatla alkali hale getiriyor. Böbreklerimizin kendisi karbonat ürettir. Böbreklerimiz kanın pH seviyesini alkali tutmakla sorumludur.

Scent of A Woman-Kadın Kokusu

Çok severek izlediğim harika filmlerden biri daha;dün akşam tekrar izleme şansım olunca hemen sizlerle de paylaşmak istedim. Sevgiler, sevgiler…

Scent-of-a-Woman

 

 

Yönetmen Martin Brest
Yapımcı Ovidio G. Assonitis
Martin Brest
G. Mac Brown
Ronald L. Schwary
Senarist Giovanni Arpino
Bo Goldman
Oyuncular Al Pacino
Chris O’Donnell
James Rebhorn
Gabrielle Anwar
Philip Seymour Hoffman
Todd Louiso
Müzik Thomas Newman
Yapım yılı 1992, ABD
Çıkış tarih(ler)i 23 Aralık 1992 (ABD)
19 Mart 1993 (Türkiye)
Süre 157 dakika
Dil İngilizce

images (9)Kadın Kokusu (Scent of a Woman) Al Pacino‘ nun en iyi erkek oyuncu Oscarını kazandığı 1992 yapımı filmdir. Al Pacino bu filmde emekli olmuş kör bir subayı kendi dünyasından izleyicilere sunmaktadır. Film,Oscar Ödülleri’nde en iyi görüntü, düzenleme, en iyi aktör dallarında aday gösterilmiş, en iyi aktör ödülünü Al Pacino ile kazanmıştır.

Konusu

Bir kolej öğrencisi olan Charlie, paraya ihtiyacı olduğundan kör bir adama, bir nevi “bebek bakıcılığı” yapmaya razı olur ama iş, umduğu kadar basit olmayacaktır. Çünkü Emekli Yarbay Frank Slade’in haftasonu için çok özel bir planı vardır.

Bu plana yolculuk, kadınlar, iyi bir yemek, birinci sınıf şarap, tango, limuzin ve ne yazık ki, bir de 45’lik dahildir. İşin kötüsü, bunları yaparken Charlie’yi yanından ayırmaya da hiç niyeti yoktur.

indir (7)NOT

Al Pacino canlandırdığı karaktere hazırlanmak amacıyla 6 ay körler okulunda yaşamış, film çekimlerinde devamlı sabit bir noktaya baktığı için gözleri zarar görmüş ve gözlük takmaya başlamıştır.

Al Pacino’ nun unutulmaz bir karakter çizdiği film, aslında, Dino Risi‘nin yönettiği 1974 yapımı İtalyan Profumo di Donna’nın yeniden çekimi.

 

Out Of The Africa-Benim Afrikam

Olağanüstü bir film; 7 Oscar, 3 BAFTA ve 3 Altın Küre ödülünün de bulunduğu tam 22 ödül almış, 17 ödüle de aday gösterilmiş.Defalarca seyrettim, CD sini senelerdir, dinlerim. Görseller müthiş, Afrika’yı yaşamanın gezmenin en güzel şekli.Oyuncular en sevdiklerim. Film çevrileli neredeyse  20 sene olacak.Dün gece; yine bıkmadan merakla tekrar seyrettim. Kimisine göre sıkıcı, ama ben hep sevdim, beğendim, sizlere de gönülden tavsiye ederim.

 178-430x6001

Benim Afrikam

Benim Afrikam, 1985 ABD yapımı otobiyografik filmdir. Özgün adı Out of Africa olan film Mart 1987‘de Türkiye‘de sinemalarda gösterilmiştir.

Film, Isak Dinesen takma adıyla yazan Karen Blixen‘ın 1937 yılında yayımladığı kendi anılarına dayanan Out of Africa, Shadows on the Grass (Otlakların Gölgeleri) ve Letters from Africa (Afrika’dan Mektuplar) adlı üç otobiyografik kitabı ile Judith Thurman’ın Isak Dinesen: The Life of a Storyteller (Isak Dinesen: Bir Öykücünün Yaşamı) ve Errol Trzebinski’nin Silence Will Speak (Sessizlik Konuşacak) adlı biyografi kitaplarından uyarlanmıştır. Senaryosu Kurt Luedtke tarafından kaleme alınan filmi Sydney Pollackyönetmiştir.[2]

Film, aralarında 7 Oscar, 3 BAFTA ve 3 Altın Küre ödülünün de bulunduğu tam 22 ödül almış, 17 ödüle de aday gösterilmiştir.

18872037.jpg-r_640_600-b_1_D6D6D6-f_jpg-q_x-xxyxx

Özet

Danimarkalı bir soylu olan Karen Blixen (Meryl Streep),barones ünvanı için Bror Blixen (Klaus Maria Brandauer) ile evlenerek kahve yetiştiriciliği yapmak üzere Afrikaya yerleşirler.Yıl 1913 ‘tür ve Afrika büyük ölçüde Avrupalıların sömürgesi durumundadır.Kocasının kendisini ihmal etmesi ve aldatması Karen’i sürekli yanlızlığa iter.Bu arada maceracı avcı Denys Finch Hatton (Robert Redford) la tanışır ve ona aşık olur.

Oyuncu Kadrosu

Aktör/Aktris Rolü
Meryl Streep Karen Blixen
Robert Redford Denys Finch Hatton
Klaus Maria Brandauer Bror Blixen / Hans Blixen
Michael Kitchen Berkeley Cole
Malick Bowens Farah
Suzanna Hamilton Felicity

Aldığı ödüller

  • 1986 yılında tam 11 dalda Oscar ‘a aday gösterildi.Bunlardan 7 ‘sini aldı.
  • Akademi Ödülleri dışında 22 farklı ödülün daha sahibi oldu.17 ayrı ödüle de aday gösterildi

Filme verilen Oscar ödülleri şunlardır;

  1. En İyi Film Akademi Ödülü : Sydney Pollack (Yapımcı olarak)
  2. En İyi Yönetmen Akademi Ödülü : Sydney Pollack (Yönetmen olarak)
  3. En İyi Uyarlama Senaryo Akademi Ödülü : Kurt Luedtke
  4. En İyi Sinematografi Akademi Ödülü : David Watkin
  5. En İyi Sanat Yönetmeni : Stephen B. Grimes ve Josie MacAvin
  6. En İyi Orijinal Şarkı Akademi Ödülü  : John Barry
  7. En İyi Ses Akademi Ödülü  : Chris Jenkins ,Gary Alexander ,Larry Stensvold ,Peter Handford

Filmin Müziği

Filmin Soundtrack albümünde şu parçalar bulunuyor;

1 “Klarnet ve Orkestra için Konçerto(K.622)”
Wolfgang Amadeus Mozart
The Academy of St. Martin-in-the-Fields
Orkestra yönetmeni: Neville Marriner

2 “La Majör Sonat (K.331) ‘Rondo alla turca
Wolfgang Amadeus Mozart
Yorum:András Schiff

3 “Keman ve Viyolonsel İçin Mi Bemol Senfonik Konçerto (K.364)”
Wolfgang Amadeus Mozart
Keman:Alan Loveday Viyolonsel:Stephen Shingles
The Academy of St. Martin-in-the-Fields
Orkestra yönetmeni:Neville Marriner

4 “Üç divertimenti (K.136,137,138)”
Wolfgang Amadeus Mozart
The Academy of St. Martin-in-the-Fields
Orkestra yönetmeni:Neville Marriner

5 “Auld Lang Syne”

6 “God Save the King”

Film Hakkında Notlar

  • Filmin uyarlandığı aynı adı taşıyan roman, Danimarkalı Barones Karen von Blixen-Finecke ‘nin (Romanı Isak Dinesen takma adı ile yazmıştır) ilk kez 1937 yılında yayımlanmıştır.Kitap 1914-1931 yılları arasında o zamanki adı İngiliz Doğu Afrikası olan Kenya ‘daki Avrupalı yerleşimciler ile yöresel kabilelerin ilişkileri fonunda bir aşk öyküsünü anlatır.

Ali Rıza Kardüz ve Güngör Uras İle

Ali Rıza Kardüz, ya da Güngör Uras’ı senelerce çok keyifle ve severek takip ettim, bu değerli büyüğümden çok şey öğrendim. Senelerce, eşi, kızı ile seyahatlerini,gezi, lokanta anılarını, Ayşe Hanım Teyze hikayelerini ,ekonomi yorumlarını hep yazılarından takip ettim. Hep neden iki isimle yazar diye düşündüm, meğerse daha da fazla isimle yazarmış.Anlıyorum ki hayalleri, paylaşacakları, ürettikleri o kadar çok ki, iki hatta beş isim ile bile yazmak, ihtiyacını hissetmiş. Kendim ve sizler için önce bu sene çıkan kitabını alıp okuyacağım, sizlerle de bu çok sevdiğim yazarı tekrar tekrar paylaşacağım. Bu güne kadar sizlerle paylaşmakta  geç de kaldığım için üzgünüm, daha fazla gecikmeden  Miraç Zeynep Özkartal’ın güzel röportajı ile başlamak istedim. Gerisi gelsin diye söz vererek, sevgiler…

Acaba çok Kişilikli miyim?

‘Acaba çokkişilikli miyim?’Hayatını bir nehir söyleşi kitabında anlatan dört isimli yazar Güngör Uras: “İçimde bilmediğiniz beşinci biri var”

 MİRAÇ ZEYNEP ÖZKARTAL

Güngör Uras “Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane” yazarlardan. Haftada 12 yazı yazıyor. Bu yazılarda dört karakterle karşımıza çıkıyor: Güngör Uras, Ali Rıza Kardüz, Tevfik Güngör ve Ayşe Hanım Teyze… Aslında dört imza daha çıkar ondan. Haftada 24 yazı yaz deseniz, 25’inciyi de ekler ardına…
En çok istediği tamamen mizah yazmak. “Beni ciddiye almazlar” diyor, tutuyor elini… Oysa teşvik primlerini bile dalga geçerek anlatmak istiyor.
79 yıllık ömrünü Haşim Akman’a anlattığı nehir söyleşi kitabında da her şeye mizahla baktığı her satırdan belli oluyor. Kitabın adı “Saf ve Bakir Anadolu Çocuğu”…

* Kitapta da görülüyor ki siz aslında dört kişiniz. Güngör Uras, Ali Rıza Kardüz, Tevfik Güngör ve Ayşe Hanım Teyze… Bu kalabalık nereden çıktı?

Herhalde hayal gücümden. İnsan yalnız olduğunda kendini başka başka kalıplara sokuyor. Şöyle olsaydım nasıl olurdum? Böyle olsaydım nasıl olurdum? Hep aynı kişi olarak hayal kurarsanız, aynı şeyleri düşünürsünüz. Oysa ben farklılık severim. Beni mutlu ediyor. Ayşe Hanım Teyze yazısı yazarken kendimi onun yerine koyuyorum, hislerini duymaya çalışıyorum. Acaba çokkişilikli miyim? Kötü bir durum mu bu?

* Kim Ayşe Hanım Teyze?

Aslında başlangıcını anlatayım sana. Necati Doğru Güneş’in ekonomi müdürüydü, “Bize de bir şey yaz” dedi. Oraya Zehra Hanım Teyze diye, annemin adıyla bir karakter yazmaya başladım. Onun da evveliyatı var. TRT 2’de Olayların İçinden diye bir program yapıyordum, gelen konuklara “Annem Zehra Hanım Teyze seyrediyor, onun anlayacağı şekilde anlatın” diyordum. Fazla teknik konulara girerlerse, “Zehra Hanım Teyzem anlamıyor” diye tekrarlatırdım.

* Zehra hanım Ayşe Hanım’a nasıl dönüştü?

Annem vefat etti. Bir ara Nuran teyze diye eşimin adıyla yazmaya kalktım, sonra kızar diye vazgeçtim. Sonunda Ayşe Hanım Teyze oldu ve bir Anadolu kadınına dönüştü. Ayşe Hanım Teyze kim biliyor musun? 60 yaşlarında saf bir Türk kadını. Bir yerde üç beş kuruş parası vardır, geçim zorluğu içindedir. Torununu, damadını düşünür. Faizi nereden alacağım, altını ne yapacağım diye dertlenir ve devamlı kazık yer. Yolda çevirip soruyorlar, “Ayşe Hanım Teyze perişan” diyorum.

“Ben yemek yemem, pala bıyıklıları anlatırım”

* Ali Rıza Kardüz sanırım Güngör Uras’tan bile meşhur…

Kardüz bugün lokanta yazarı ama çıkışı Turgut Özal yüzünden oldu. Yazdığım bir yazıya Özal çok bozulup şikayette bulunmuş. Ben de Güngör Uras değil de Ali Rıza Kardüz diye yazayım dedim; ama durumu ilk fark eden yine Turgut bey oldu. Bunun üzerine Ali Rıza Kardüz’ü başka bir firma yaptım, lokantaları geziyor.

* Politikadan uzaklaşsın diye mi?

Sabah gazetesinde yazı yazmaya başlamıştım. O zamanlar daha İstanbul’da lokantaları herkes bilmiyor, yeni yeni 29 açılmış, ŞamdanSa açılmış. Benim de bir huyum var, hiçbir şeyi içimde tutamam. Gittiğim, gördüğüm her şeyi başkalarına anlatmak zorundayım. Dinç Bilgin ve Zafer Mutlu dediler ki, “Şu anlattıklarını yazsana”. Böylece lokantacı oldum.

* Oldunuz ama ben biliyorum ki siz pek yemek yemezsiniz…

Yok, yiyemem. Öğleyin yemek yersem öğleden sonra uyurum. Akşam yersem de uyuyamam. Yemem ama anlatırım. Ben gurme değilim zaten, lokanta yazarıyım. Pala bıyıkları yazarım; yani aşçıbaşı kim, garsonlar kim…

* Dört imzanın arasında en az tanınanı da Tevfik Güngör…

Oysa ki benim vitrinim Tevfik Güngör’dür, iş çevreleri beni onunla tanır.
O daha ciddi yazılar yazıyor. Dünya gazetesinde iş adamlarına dönük yazılar yazıyor. Haftada beş gün Tevfik Güngör olarak yazıyorum, tam 30 yıldır ve hiç tatil vermeden! Milliyet’e de haftada yedi yazı yazıyorum, orada da hiç tatil vermedim.

“İsmail Halit adıyla dini konularda da yazıyordum”

* Yazmadan duramıyor musunuz?

Duramam tabii. Anlatmadan da, yazmadan da duramam. Asıl bilmediğiniz beşinci biri daha var.

* O kim?

İsmail Halit. Bir zamanlar Tercüman’da bu imzayla dini ve ahlaki konularda yazmıştım. Bana göre o yazılarım çok daha önemlidir. Bana göre Müslümanların tek kitabı Kuran’dır. Kuran dışına öbür hadislerin filan hatalı olduklarına inanıyorum. Birçok konuda Kuran’a dayalı olarak bilgi verme arayışına girmiştim. Son zamanlarda din ve politika birbirine girince o yazıları kestim.

“Safiyetimi ve bekaretimi İstanbul’da kaybettim”

* Kitabınızın başlığı “Saf ve Bakir Anadolu Çocuğu”. Çok uzun süredir iş dünyasının ve basının içindesiniz. Kurtlar sofrasında saf kalmak mümkün mü?

Ben bu saf ve bakir Anadolu çocuğu sözünü eskiden beri kullanırım. 1974’te Ankara’dan İstanbul’a geldikten sonra Sanayi Odası genel sekreteri Ertuğrul Soysal ve başkanı Nurullah Gezgin bana dediler ki, “Bu lafı bir daha kullanma. Burada ne bekaretin kaldı ne de safiyetin”. Doğrudur. Benim saflığım ve bekaretim İstanbul’da yitirilmiş durumda. Ama ben hala Anadolu’nun büyük bir kesiminin bu sıfatları taşıdığına inanırım. Halkımızı kandırmak çok kolay. Eğer kurtsanız…

* Sizi kandırmak kolay mıdır?

Tabii, ben de saf ve bakir bir Anadolu çocuğuyum. Hem kanmak neyle olur? Neye açsanız onunla… Paraya mı açsınız, güce mi, sevgiye mi?

* Siz neye kanarsınız?

Belli bir yaşa geldim. Bundan sonra mevki ya da politik bir beklentim olmadığına göre, sevgiyle kanarım. Çok hassasımdır. bak, gözlerim doldu şimdi…

* Bu kitap için geriye dönüp bakınca bir şans hikayesi mi görüyorsunuz, başarı hikayesi mi?

Şans hikayesi. Bir yerlere gelmişsem hep o şanstan.

* Kitapta da fark ediliyor ki kendinizi hep geri planda tutmayı tercih ediyorsunuz.

Ben normal bir Türk vatandaşıyım.

* Ne demek o?

Okulda benden daha başarılı arkadaşlarım vardı. Planlama Teşkilatı’nda benden daha iyi eğitim görmüş, daha başarılı kimseler vardı. Onlarla mukayese ettiğimde ben normal bir insanım. Çizgi dışı değilim. Bana verilen vazifeyi yaparım, insan ilişkilerinde iyiyimdir, bir de farklı olmaya çalışırım. Başarım nerede diye düşünürsem, bugüne kadar hep başkalarından farklı aş pişirdim.

* Nasıl oldu o?

Övünmek gibi görünecek diye çekiniyorum. Ama ben fikir geliştiririm. Proje geliştiririm. Türkiye gerçeklerini bildiğim için, olmayacak şeylere çözüm bulurum.

* 80’inize bir kala, imza attığınız bunca işin ardından

nasıl olup da kendinizi ‘büyük Türk büyüğü’ ilan etmemeyi başarıyorsunuz?
Ben bir şey olmadım ki. Planlama’da neysem oyum hâlâ. Bunu tevazu olarak falan söylüyor da değilim.

Prof. Dr. Güngör Uras (1933 – …. )

22 Temmuz 1933 tarihinde Düzce de doğdu. Babası Halit Urasş Beylerbeyi Sarayında son şehzadelerden Abid Efendinin yaveri iken Mıllı Mücadeleye katılan ve Istiklal Madalyası ile ödüllendirilen bir subay ıdı. Tekaüt oldukdan sonra bankacılık yapmıstı.

Ilkokulu Anadolunun değişik şehirlerinde okudu. Ankara Kolejı ni ve Mülkiye yi bitirdi

Devlet Planlama Teşkilatında 1962-l974 yıllarında uzman olarak çalıştı. Kuruluşundan sonra TÜSİAD ın ilk genel sekreteri olarak yayın ve araştırma faalıyetini başlattı.1980-2001 yılları arasında Aksigorta Yönetim Kurulu Başkanı olarak Sabancı Grubunda çalıştı.

SBF de başladığı doktorasını İÜ Iktısat Fakultesınde tamamladı. Doçentlik sınavını Bogaziçi Üniversitesi’nde verdi. Marmara Üniversıtesi’nde Profesör oldu.

Köşe yazılarına l968 yılında Türkiye İktısat Gazetesı nde basladı. Ekonomi Gazetesi Rapor’da günlük, Güneş gazetesinde de ekonomı yazdı. l982 Yılından buyana Dünya gazetesinin köşe yazarıdır. Sabah da Alı Rıza Kardüz adı ıle başlattıgı günlük köşe yazılarını Güngör Uras olarak Milliyet de sürdürüyor. Dünya da ise Tevfik Güngor imzasını kullanıyor. Daha önce TRT 2 de Olayların ıcınden adı ıle yaptığı ekonomi söyleşilerını şimdi CNN Türk de Akıl Defterı nde devam ettırıyor.

Evlı ve bır kız cocuk babasıdır.

Bayram’da İstanbul’da

Bir bayram daha geçti, çok özel, sakin, huzurlu, bir bayram yaşadım. Bayramdan iki gün önce Bodrum’dan istanbul’a döndük. Bayram’da annemle olmak için.Şehir boştu, çok sıcaktı, sokaklar, arabaların içi sanki alev alacak gibiydi. Ama evler huzurlu serin. Arife ve bir  öncesi bayram hazırlığı ile geçti;  evimiz için  alışverişler; taze çiçekler, yapma çiçekler, çikolatalar, cezeryeler,Havuçlu-Top-Tarifi-9yemeklik ve ikramlık  taze sebzeler,meyvalar, salatalar, etler, balıklar….Annemin bayram da giyeceklerini hazırladık, yeni  giysiler de ekledik. Onunla baş başa geçireceğimiz günlere hazırlandık. çünkü yardımcımız da bayram iznine çıktı, kardeşim  de ben gelince evine döndü.Gelecek gidecek kimsemiz de olmadığını biliyorduk, çünkü tüm yakınlarımız,  bayram tatili diye uzaklardaydı.Uzaklarda olan ben de onunla baş başa bayrama hazırlanıyordum.530957_10151481194614311_1009808557_nKimse gelmeyecek de olsa bayram için gönlümüzce hazırdık.Evimiz, yemeklerimiz, ikramlıklarımız, giysilerimiz, hepsini hazırladık, gözden geçirdik.Sanki annem ve ben bayramcılık oynayacaktık. Evlerimiz çok yakın; sabah kalkar kalkmaz hazırlanıp anneye gidiş, beraber güzel hafif ve sağlıklı kahvaltı. Sonra gazete sohbetleri ve çay keyfi, bazen de televizyona takılarak sohbet ettik.Ben çok az televizyon seyredenlerden, annemse TV seyretmeyi çok sevenlerden;  ben de annemin sayesinde, bazen onunla TV seyretmekten;  çok keyif alıyorum.Onun sevdiği programlarla onun dünyasını paylaşıyorum. Genelde anneler için haberler hava durumları öncelikli seyirler, bense her zaman tahammül edemiyorum..Hem seyrediyorlar, hem de dehşet saçan, haberleri tekrar tekrar dinleyip, anlatıp seninle de görüş birliğine varmak istiyorlar;  çok da üzülüyorlar.Bütün bu çeşit haberlerden uzak durmaya, annemi de uzak tutmaya çalıştım. Annemin bunların dışında severek izlediği benim de onunla olduğumda severek izlediğim  programları seçtik, bulduk.10511168_748485335214147_7563657319059946757_nBunlardan en güzeli seyahat programları, beraber dünyayı geziyoruz. Bayram da  Dünyayı Geziyorum‘u  keyifle izledik. Dünyanın çok farklı, çok özel köşelerinde koltuklarımızdan kalkmadan, heyacanla gezdik.Hatta seyahat ediyor olsak bu kadar detay yakalayamayacağımız da hem fikir olduk.Two-Greedy-Italians-mainAnnemin  sayesinde her zaman yeni  programlar keşfetmek de ayrı heyacan veriyor.. Bu sefer ki keşfim; Bloomberg’de Two Greedy İtailians.  İki İtalyan şef Antonio Carluccio ve Gennaro Contaldo bir yandan İtalyanın farklı yönlerini tanıtıyorlar,  bir yandan da o yörelere ait tariflerle yemek hazırlamanın keyfini ekrana taşıyorlar.Çok güzel bir program, hem hoşlanarak ve merakla seyrettiğim  yerlerde geçiyor, hem de severek yapıp, yiyebileceğim  cinsten yemekler.Nadir TV seyreden ben bile seyredilecekler listeme ekledim.indir (4)Yine kendi kendime iken seyretmediğim; ya da vakit bulamadığım; magazin programları, şehir, sosyete, ünlülerden  haberler, onlarla röportajlar, ve ille de yarışmaları annemle çok zevk alarak seyrettim. İstanbul’un, Bodrum’un Alaçatı’nın en top köşelerinde dolaştık.. Yine bu bayram Ajda Pekkan-Muazzez Abacı konserinin TV’den yayınını ve hazırlıklarını keyifle dinledik, izledik.Üzüntülerimiz, sıkıntılarımız, sağlık sorunlarımız da  vardı tabii, mümkün olduğunca yok saymaya, anlık , günlük önlemlerle çözmeye çalıştık. Her gün uğrayan hemşireyi bayram misafirimiz gibi ağarlamak istedik.asdBayramda konuk edebileceğimiz tek alternatifimiz; kocaman aşkımı bir gün kahvaltıya bir gün kahveye, bir günde bayram yemeğine çağırarak değişiklik yaratmaya çalıştık. Yemeklerimiz de her öğün farklı özenli  menüler hazırladık. Beğendili, pilavlı tas kebapları, fırında balıklar, taze sebzeler, salatalar yaptık. Annemin tarçınlı elmalı paylarından  pişirip, evin çok güzel tarçın elma kokmasını sağladık.Evet her anımız çok güzel, heyacan serüven dolu izlemelerle,sohbetlerle, güzel kokular, lezzetlerle geçti. Her gün farklı giysilerimizi giydik. 10492583_848618791823919_5377387781221338018_nTelefonlarımızı sevgiyle açtık. Tüm sevdiklerimizi sosyal medyadaki fotoğraflarından takip edip, kendimizi onların yanında, onlarla gibi hissettik,mutlu olduk. Annem öğle sonrası istirahat ederken;ben de Kalamış’da bol, bol yüzdüm, İstanbul’da kalan arkadaşlarımızla, dostlarla buluştuk, bayramlaştık. İlk gün büyük aşkımız Mehmet bizle oldu; onunla sakin sakin, uzun uzun sohbet ettik, küçük prensim bayram fotoğrafları gönderdi, biz de ona bizim fotoğraflarımızı çekip gönderdik; ve çocukluğumdan beri yapmayı en çok sevdiğim şeyi yapıp bol bol kitap okudum.Bayram kitabım Kürşat Başar’ın Yaz‘ı oldu. Çok severek okudum. Evet çok özel, çok güzel bir bayram daha böyle geçti; tanrıma binlerce kere şükrediyorum bu güzel anlar, günler için. Sizlerin de bayramı çok güzel geçmiştir, inşallah diyorum. Sevgiyle kalın, geçmiş bayramınız kutlu olsun.