Sanat Objesi Olarak Sanatçı

56 sanatçı tarafından ünlü ressamların en sevilen 42 tablosunun canlandırıldığı sergi CKM ‘ de. Bu çok güzel sergiyi CKM de başladığı gün gördüm, çok beğendim ama şimdi anlıyorum ki sizlerle paylaşmak da çok gecikmişim. Bu hafta son günleri. Zaman çok çabuk geçiyor.İnşallah uzatırlar.inci kupeli kız yasemin mori “Sanat Objesi Olarak Sanatçı” sergisinde ünlü sanatçı Müşfik Kenter  de  2012’deki vefatından kısa bir süre önce projede melek olarak yer almış. Yapı Kredi Private Banking sponsorluğun daki projenin küratörlüğü Nilgün Yüksel, fotoğraf çekimleri ise Niko Guido ve konuk sanatçı Hakan Çağlav tarafından yapılmış. 1012831_10152199508796419_1505617442_n sanat-icin-sanat-objesi-oldular_57221_b Yapı Kredi Bankasının  bu  değerli projesinde; amaç da çok önemli.Sanatın özellikle çocuk ve gençlerin hayatlarında çok önemli bir yer aldığını düşüncesiyle yola çıkılmış.  Fotoğraflara Türk Eğitim Vakfı’na bağış yaparak sahip olabiliyorsunuz.. Vakıfta biriken bağışlarla, sanat eğitimi almak isteyen öğrencilere destek sağlanmış olacak.” cem-davran-sanat-objesi-olarak-sanatci-projesi-icin-poz-verdi Projenin aynı zamanda fikir sahibi olan küratör Nilgün Yüksel  dört yıl önce planlamaya başladığı projeyi hayal ederken nasıl düşündüyse, Yapı Kredi’nin desteğiyle projenin hayalindeki gibi gerçekleştiğini ifade ediyor. 47012-haberbuyuk Çağrı yapılan tüm sanatçıların davete gönüllü olarak olumlu yanıt verdiğini  anlatan Yüksel, projeye katılan sanatçıların, benzedikleri ve Macide Tanır  ile Leyla Erbil örneklerinde olduğu gibi, yaşça benzemedikleri resimleri canlandırmaya da çalıştıklarını belirtiyor. Toplam 150 kişinin katkı sağladığı projede; Hülya Koçyiğit, Kurzwell’in “Sarı Elbiseli Kadın”, Yasemin Mori, Vermeer’in “İnci Küpeli  Kız”, Macide Tanır, El Greco’nun “Tövbekar Magdalene”, Edip ve Ayten Akbayram çifti de Grant Wood’un “Amerikan Gotik” isimli eserlerini canlandırmış.Projeye Destek veren diğer sanatçılar ise, Mustafa Alabora Şenay Gürler, Haldun Dormen, Ahu Türkpençe gibi çok değerli isimler. Günseli Kato ise Metisse’nin “Kırmızı Madam” adlı tablolarını canlandırmışlar. sanat-objesi-olarak-sanatci-nin-galasi-yapildi-5549674_5504_400 Sargent’in “Okuyan Adamı” olarak Cem Davran, Goya’nın “Satürn”ü kompozisyonunda Hayko Çepkin, Kees von Dongen’in “Gelincik”i olarak Pelin Batu, Max Becmann’ın tablosundaki karakterler olarak Gripin grubu, Paolo Veronesse’in “Salome”u kılığında Serra Yılmaz objektiflerin karşısına geçmiş. Kadıköy Belediyesi Caddebostan Sanat Galerisi’nde 17 Ocak’ta açılmış olan  sergi, 14 Şubat’a kadar ziyaret edilebilecek. Sergideki fotoğrafların her biri, Türk Eğitim Vakfı’na yapılacak 5 bin liralık bağış karşılığı satışa sunulmuş. DENZ-ALAN

Canlandırmaları fotoğraflayanlar, ağırlıklı olarak Niko Guido ve konuk fotoğraf sanatçısı olarak Hakan Çağlav olmuş. Çağlav, 14 fotoğrafın çekiminde görev almış.Fotoğraf sanatçısı Hakan Çağlav da çekimlerde kendisini en etkileyen fotoğrafın sorulması üzerine, sanatçı Müşfik Kenter  ile yaptığı çekimden etkilendiğini söyleyerek; “Edward Burne Jones’in bir resmini canlandıran Kenter için “Ölümünden 3-4 ay önce çalışma imkanı yakaladık. Fotoğrafı çok enteresandı. Eşi ile beraber çekmiştim. Melek figürünü canlandırmıştı. O fotoğrafı unutamıyorum” diyor.. 1517706_10151955288323212_1641824079_n Nico Guido ise siz Fridalaştırabildiklerimizden  misiniz diyor.? Frida’yı canlandıran ise gazeteci, yazar Mine Söğüt 01fc411827dfef27d57c9e9c3c0394d9“Sanat Objesi Olarak Sanatçı” projesi kapsamında her alandan sanatçı ve yazarlara çağrı yapıldığı projeye    destek veren sanatçıların ünlü tabloları canlandırdığı çekimler, Bodrum ve İstanbul’daki özel stüdyolarda, profesyonel bir ekip tarafından gerçekleştirilmiş. Toplam 150 kişinin katkı sağladığı projede, eserlerin ve reprodüksiyonlarının anlatıldığı bir de katalog hazırlanmış.Bu değerli serginin fotoğraflarını paylaşırken sizlerle fotoğraf sanatçıları Niko Guido, Hakan Çağlav’ı kürotör ve Nigün Yüksel’i de karelerin içine almaya çalıştım.Sevgiler…

Seçil Erel’in Alan Öyküsü

Bugün çok özel bir tanışma öyküsü ve yaşam hikayesi anlatacağım.

DSCF3646

Bu sene sanırım bahardı, bir gün,  Şişli’den  Kadıköy’e dönerken tesadüfen tatlı genç bir kadınla yol arkadaşı olduk. Sonra yolda ben çocukluğumda yaşadığım evin fotoğraflarını, şimdi içinde yaşayanlardan izin isteyip  çekmek istediğimi, kocaman aşkıma anlatırken sohbete katıldı ve benzer bir proje üzerinde çalıştığını söyledi.Doğduğu yaşadığı, çalıştığı , çocuğunun doğduğu mekanların resimlerini yapmak istediğini çalışmalar başlattığını  anlattı. Benzer duygularda oluşumuz onu farklı heyecanlandırmıştı. Ben kartımı verdim, o atölyesinin yerini söyledi, davet etti ve ayrıldık. Aylar sonra bir mesaj aldım, arkasından  mail aldım. Seçil Erel beni Contemporary İstanbul‘da  de ki sergisinin açılışına davet ediyordu.Heyacanlanma sırası bende idi. O gün konuştuklarımızı hatırlattı ve anlattığı, yapmak istediği projesinin, ilk tanıtım gösterimi için bekliyorum diyordu, yine heyecanla, sevgiyle.Lütfi Kırdar’daki sergiye gitmek zaten programımda idi, ama ben öncelikli konuma getirip özellikle Seçil için gittim. Onun anlattıklarını  hayata geçirmesi, ortaya çıkarması, ve de böyle önemli uluslararası  bir sergide sergileniyor olması beni de çok etkilemişti.

IMAG0958_resized (2)

Tasarlamak, kurgulamak, uzun uzun düşünmek, denemek, bozmak, yanılmak  ve sonunda üretmek, sonrada sunmak beni de yaşamımda hep çok heyecanlandırdı, aşkla tutkuyla peşinden koşturdu. Sanatçı olamadım, ama senelerce her yaptığım ürününün, projenin, peşinden böyle koştum.

Sergisine gitmeden önce bu çok tatlı, zarif, güzel, başarılı genç kadını araştırdım, ve çok güzel çalışmaları, başarıları,olduğunu gördüm.Sergideki resimlerini de çok beğendim, kutladım, hep anlatsın nasıl başladı, bu günlere nasıl geldi yazsın istedim.Hiç bir başarı tesadüf değil,tutkuyla, sevgiyle, emekle, zorluklar karşısında umutla sabırla mücadele ile çalışarak başarıya ulaşılıyor, ister girişimcilik öyküsü olsun, ister bir sanatçının öyküsü ….

Seçil’de anlattıklarıyla beni çok şaşırttı. Özellikle kartımı aldığı günden beri girişimcilik hikayelerini okumaktan çok keyif aldığını; enerji topladığını özellikle belirttiğinde çok mutlu oldum.

Aşağıda Seçil Erel’in öyküsünü  kendi yazısı ile ekledim.Sonra da 10 Ocak’ta ki sergisiyle ilgili bilgiler koydum.

secilerel portre“El yeteneği ve üretme arzusu olan kafası karışık bir gençken güzel sanatlar fakültesi çok cazip görünüyordu. Farklı sanat disiplinleri hakkında okuyan, düşünen insanların içinde kendimi rahat ifade edebileceğimi düşünüyordum. zor geçen lise yıllarından sonra öyle de oldu.

Ben bir tarafımla sosyal, girişkenive cesur, bir tarafımla da yalnızlıktan ve sakinlikten vazgeçemeyen birisiyim.

Yani atölyede yalnız başına kalmak ve üretmek mükemmelken, kalabalık ortamlardan da  çok hoşlanırım. bu yapım meslek seçimimde de önemli rol oynadı ve resim bölümüne karar verdim. işleyen bir atölye hayali kurardım. Bu gün o dönemde hayalini kurduğum şeyleri yaşayabiliyorum. Elbette 15-16 yaşında bir kızın bilmiş bilmiş ressam olacağım demesi kadar kolay olmuyor tabi 🙂 çok çalışmak, arzulu olmak, dirençli ve sabırlı olmak şart.

1478905_10152169998716654_1550890530_n

Ama gerçekten şu hayatta kendimi süper hissettiğim 2 yer var birisi evim, ailem, diğeri atölyem. Değerlerini;  değişimler hayatımıza  anlam katan şeyleri sıraya koyarken anlıyoruz. Anne oluncaya dek resim yapmaya bu kadar bağlı olduğumu da bilmiyordum. Çünkü doğum çalışmamı hiç etkilemedi diyebilirim. Çocuğum ne kadar vazgeçilmezse çalışmalarım da öyle. Yaptığım şey bana iş gibi gelmediğinden hayatımın bir parçası olarak algıladığımdan benimle birlikte yıllar içerisinde değişti, gelişti ve çeşitlendi.

Uzun vadede de bu şekilde ilerleyeceğini  düşünüyorum. zaten çalıştıkça yapılacak çok fazla proje geliyor aklıma , hiç bitecekmiş gibi gelmiyor. (eskiden bir calışmanın sonu yaklaştığında endişelenirdim, sonra ne yapacağım diye)

1381261_10151742099747496_1463701412_n

Ayrıca son yıllarda Türkiye’de dünyadaki çağdaş sanat piyasasını yakalama gayretinde olduğu için bu kaçınılmaz olacak. Bir sanatçı için doğru yer ve doğru zaman çok önemli. 4 yıldır Türkiye’nin uluslararası platformda da kendini gösteren önemli galerilerinden biri ile çalışıyorum. pek çok önemli kurum ve kişi çalışmalarımı takip ediyor ve koleksiyonlarına dahil ediyorlar. bunlar benim kalıcılığım ve önümü görebilmem için cok önemli. Önümüzdeki süreçte ise yurt dışı projelerine de ağırlık  vererek üretmeye devam edeceğim.”

Seçil böyle anlatıyor, yola çıkış ve devamını, umutlarını; aşağıda 10 Ocak 2014 de başlayacak sergisinin tanıtımını da Galeri Zilberman‘ın yazısıyla ekledim.

“SEÇİL EREL

Alan

11 Ocak – 22 Şubat 2014

Genç ve üretken sanatçı Seçil Erel’in Galeri Zilberman’daki yeni sergisi “Alan” 10 Ocak tarihinde açılıyor.

Sanatçı, sergileyeceği bu son çalışmalarında, resimlerinin temelinde bulunan mekan fikrini geliştirerek, yaşadığı mekanlar üzerinden kendi kişisel tarihine odaklanıyor.  Geometrik seriler halinde kurgulanmış soyut resimlerindeki ayrıntılı dokular, mimari yapıları matematiksel  modellerle yorumlarken, oradaki yaşam deneyiminin bir izdüşümünü çıkarıyor.

Latif Palas

Birimlerin bir araya gelerek bütünleri oluşturduğu bu son seride, kişisel hafızada birikenler, soyut bir anlatımla hem resim yüzeyinde hem de galeri mekanında yan yana geliyorlar. Toplam 8 ayrı mekanın mimari planları üzerinden yaptığı ve sanatçının kendine has bir analitik ayrıştırmayla oluşturduğu kompozisyonlar,  biçimsel ve renksel kurgusuyla izleyiciye uzun sürecek bir çözümleme önerisi sunuyor. Matematiksel olarak birbirinin üzerine katlanan ebatlar, oluşturduğu ritmik yapıyla kendi içinde güçlü ve tutarlı bir iç düzen kurguluyor. Erel’in incelikle yaptığı bu analitik ayrıştırma, sanatçının büyüme ve gelişme dönemlerinin aksettiği mekanların planlarından sonra özellikle sanatsal çalışmalarını ve sanatçı olarak kendisini gerçekleştirdiği atölyesi işlevini görmüş mekanlarla zaman-dizinsel bir sırayı takip ediyor. Bu mekanlardaki yaşam deneyiminin ve anıların oluşturduğu hafıza, renk ve izlerle kendini bir plastik düzlemsel boyuta tercüme ediyor. Erel’in tuval yüzeyine uyguladığı ilk aşamada organik ve her yöne dağılan renkler ve dokular, benzer bir yöntemi tersinden izleyerek, üzerine inşa edilen keskin, kontrollü ve kararlı kurguya güçlü bir temel oluşturuyor.

SER_75

Serginin merkezinde bulunan ‘Arsan Apt: Kurgu Ev’ isimli çalışma 55 ayrı parçadan oluşan bir resim – yerleştirme. Sistematik büyümeyle ebatlanan yüzeylerin oluşturduğu çalışmada Erel, mimari değerlerle kişisel değerleri çakıştırdığı bir yapı deniyor. Resimsel bir haritalama tekniğiyle oluşturulan bu çalışma, sanatçının yüzeyde boya katmanları ile yaptığı kurguyla yapısal bir benzerlik kuruyor. Bu resim – yerleştirmeyle sanatçı ‘taşınmazların’ taşınabilirliği fikrini de mümkün kılıyor.

Seçil Erel’in kendi kişisel tarihinin izlerini, kendi boya üslubunun izleriyle arama yoluna gittiği sergi “Alan” Mısır Apartmanı’ndaki Galeri Zilberman’da 22 Şubat tarihine kadar izlenebilir.

Seçil Erel (1980, İstanbul) İstanbul’da yaşayıp çalışmaktadır. Açtığı kişisel sergilerden bazıları: İlk Ev, Alan İstanbul, Türkiye (2012); Şimdiki Basit Zaman, Cda-Projects, Türkiye (2011). Katıldığı karma sergilerden bazıları: Yüzyılın Sergisi, T.C. Ziraat Bankası Koleksiyonu, Cer Modern, Türkiye (2010); Genç Ustalar/Usta Gençler, MKM, Türkiye (2010); Casper Benim Adım, Sümerbank & Karşı Sanat, Türkiye (2009); Genç Açılım, Pera Müzesi, İstanbul, Türkiye (2005).

Sanatçının işleri pek çok özel koleksiyonda yer almaktadır.”

20131119_142808_resized

Seçil’le geçen ay atölyesinde buluştuk. Çok güzel sıcak bir atölye, ama Seçil’in Alan projesi için atölyelere sığmak kolay değil. Çalışmalarını bir araya getirmek de zor, çalışmak da zor. Ben gittiğimde  o uğraşmış didinmiş, ve projeyi bitirmiş sergi çalışmaları için  teslim etmek üzereydi.Sergi alanına gitmek için hazırlanmış eserler,hem bütünün parçaları hemde kendi başlarına bütün olduklarını bana atölyesinde hem çalışmalarıyla hem fotoğraflarla çok güzel anlattı. Farklı ebatlarda oluşturulan eserlerin hepsi beni taşıdıkları anlam ile de gördüğüm dokunduğum son halleri ile de çok etkiledi.Çok farklı yorumlar yaptırdı. Sizlerle fotoğrafları paylaşıyorum ama sergide görmek bambaşka oluyor.

Ayrıca çalışma anında çıkan bantlarla da çok özel bir koleksiyon daha oluşmuş. Geri dönüşümü simgeleyen  bir koleksiyon.Aşağıda duygularını düşüncelerini ve bize anlatmak istediklerini, ve özellikle son sergi çalışmalarını  yine Seçil anlattı, ben yazdım.

“Çalışmalarımı çözümlerken, artistik, içerik ve kişisel olarak pek çok farklı yapı kullanılabilir. Bu metinde daha son dönem çalışmalarımı kişisel detaylarla anlatmayı tercih ediyorum.

Çalışmalarımın temelinde, insanın kendisi, varlığının anlamı vardır. Özellikle 2008 yılından itibaren, matematiksel (analitik) ve sezgisel gerçeklik ilişkisi, bir araya gelme hali, bütünün parçanabilmesi, sistem, yapı, ait olmak, sahip olmak, parçalanmak, parçalamak,  parça parça olmak, üretim, değişim, geri dönüşüm, yeniden üretim, katmanlar ve süreç (zaman) görülür. “Dilemma” (2008) isimli diptik çalışmam bana yeni bir yol açtı ve dönemden sora çoğunlukla seriler oluştu. 2009’da “Sistem”, “Değişken Zaman”, 2010’da “Önerme” ve “Kompozisyon”, 2011’de “Fresh”, 2012’de “Something Different”, 2013’te “Territory” serileri tuval üzerine yağlı boya tekniğiyle oluşurken eş zamanlı olarak “Geri Dönüşüm” serileri oluştu.
Tuval üzerine çalışırken kullandığım teknik gereği maskeleme bandı kullanarak yüzeyleri kapatıyor, boyuyor ve söküyorum. Sökülen her bant şeridi çok estetik resimsel imajlar olarak görünüyor. Bunun üzerine bu bantları biraraya getirerek seriyi yapmaya başlamış oldum. Üretim, dönüşüm, geri dönüşüm, değişim kavramları ile özdeşleşen, rastgele yan yana gelen seriden farklı yapıda çalışmalar oluştu. “İlk Ev-Leia” isimli sergi için 5 adet 140x300cm. boyutunda kağıt resim mekana yerleşerek temsili bir anne karnını oluşturdu. 2012 yılında, Alan İstanbul’un proje odalarında sergilenen bu çalışmanın devamı olan seri ise bantların şeffaf yüzeyde lightbox tekniği sunum yaptığım ışıklı resimler doğumu ve varoluşu  temsil etti.

2013 yılında ise,” taşınma” kavramından yola çıkarak bir seri oluşturdum. Günümüz ekonomik, toplumsal, kültürel sistem ve parametreleri  içinde “ev”in anlamını, kentsel dönüşüm ve yapı sanayisinin bireyin “ev” ile ilişkisini biçimlendiren ve dönüştüren etkilerini, bireyin, toplumsal yaşamda “ev” aracılığıyla  kendi yaşamını kurgulamasını, evin mimari değerleri ile bireyin kişisel değerlerinin ilişkisini düşünmeye başladım. Bu elbette kendi deneyimlerimle oluştu. Doğduğum ve büyüdüğüm mahalleye yeniden dönüşümdeki romantik hal ile eşya, mal, mülk arasındaki sıkışma hali arasındaki ikilemden çok etkilendim. 10 Ocak-22 Şubat 2014’de Galeri Zilberman’da sergilenecek olan çalışmalarımı bugüne dek atölye ve  yaşam alanı olarak kullandığım mekanlardan yola çıkarak oluşturdum.

20131119_145717_resized_1

Kızıltoprak, “Rıfat Bey Sokak”ta doğdum, “Dere Apartmanı”nda büyüdüm. Üniversiteye dek zamanımın çoğu Moda ve Fenerbahçe aralığında geçti. 1999 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümüne girdim. 2001 yılında 2. sınıfı bitirice Sögütlüçeşme’de “Hayrullah Efendi Sokak”ta bir atölye açma fırsatım oldu. O dönem, yapılabilecek işlere koşuşturdum, bazı karma sergilere katılmaya başladım, hem atölye mekanını korudum, hem de okul devam etti.  Okulda Zekai Ormancı, Güngör Taner, Sedat Balkır ile resim atölyesi yanı sıra, halı ve litografi uygulama atölyelerinde çalışma fırsatım oldu.   2003’te lisansı bitirip, peşi sıra yüksek lisansa başladım.  2004’te atölyemi Bahariye tarafında “Berkel Apartmanı”na taşıdım. Yaklaşık 1 yıl burada kaldıktan sonra 2005’te Moda’da “Latif Palas”a geçtim ve 8 yıl kaldığım bu mekanı çok verimli kullandım. Bu sırada, 2006 yılında evlenerek eşimle Kızıltoprak “İstasyon Caddesi”ndeki eve yerleştim. Sonra, kızımın doğduğu Moda “Safa Sokak”a, 2013’te Kızıltoprak’ta “Arsan Aparmanı”na ve “Vedat Han”daki atölyeme taşındım.

Safa Sokak

Taşınmalardan sonra kafamda şekillenmeye başlayan projeiçin, ilk işim belediyeye gidip evlerin planlarına ulaşmak oldu. Yukarıda uzun uzun anlattığım mekanlarımın planlarına ulaştıktan sonra bu planlar, resmimin plastik çözümlemesi ile birleşmeye başladı. Planlar, resimlerin konstrüksiyonlarını kurmama yardımcı oldu. Önce 180x207cm. boyutunda iki tuvale, büyüdüğüm ev “Dere Apt.” ve kızımın doğduğu “Safa Sokak” isimli resimleri yapmaya başladım. 180x207cm., bu serinin sabit oranını belirlememe yardımcı olan boyut oldu. Tuval yüzeyi, dünyanın harita sistemindeki meridyen-paralel yapısı gibi, hayali parçalanmalarla bölündü. Bu sayede, planları modüler bir yapı ile yerleştirmeye imkan veren 23x20cm.’lik ölçü belirlenmiş oldu. Seri, dört atölye “Latif Palas Apt.”, “Hayrullah Efendi”, “Berkel Apt.”, “Vedat Han54” iki ev “Rıfat Bey” ve “İstasyon Cad.” İle devam etti. Bu altı resmin boyutları, sabit birimle orantılı olan 140x161cm.’lik tuvallerdir. Bu resimlerden sonra, yaşam alanlarının modüler yapısı, taşınmazın parça parça döşenmesi, taşınmazın taşınabilme olgusu üzerinde daha da çok durarak yeni bir yapı şekillenmeye başladı. Hazırlanmış olan 8 resmin, temelini oluşturacak 9. çalışma Bireyin Evleri olarak çözümlediğim serinin sonuncu çalışması, 55 parçadan oluştu.  “Kurgu Ev: Arsan Apt.” içerik olarak yine aynı olsa da, taşınmazın kendisini sergi mekanında kurmak niyetiyle tasarlandı. “Arsan Apt.”nın planından yararlanarak, mekanı bölmek (yıkmak, parçalamak) ve yeniden yapmak üzere çizimler ve taslaklar oluştu. Bu resim yerleştirmesi olarak tasarlandı ve 20x23cm. 21 adet, 40x46cm. 19 adet, 60x69cm. 5 adet, 80x92cm. 6 adet,120x138cm. 4 adet boyutlarında tuval ile kuruldu. Yanyana birleştiğinde 299cm.x600cm. boyutundaki çalışma oluştu.

Bu çalışma yine evin planından yola çıktı ve kendine ait alan,  mekan ve aidiyet, mekanın zamandaki geçiciliği, kutular, üst üste ve yan yana dizilmiş bloklar; ev’in (taşınmaz mülkün) parça parça oluşması, hayatlarımızla olan ilişkisi, taşınabilirliği (nakledilebilirliği), yaşanmışlığı vurguluyor.  Ancak tüm bu içeriğin ve teknik yanı sıra en önemli şey resmin resimselliğini ve gücünü koruyarak sonuca varabilmek.

Seçil Erel, 2013″

Resim ilgi alanınız olabilir, ya  da hiç olmayabilir, bana göre bu hikayede yaşanan mücadele de  hiç farketmiyor, Seçil de bir girişimci gibi gönül veriyor, inanıyor, üretiyor, sunuyor, pazarlamasını yapıyor.En güzel başarılara doğru yol alıyor.Seçil’cim seni tanıdığım için çok mutluyum, uluslararası  başarılar da seninle olsun.Ailen ve Leia da başarılarının yanında, hep  seninle olacak, belki de Leia’ya  da örnek olacaksın arkandan gelecek,renklere olan tutkusu onu da bambaşka dünyalara götürecek, belli olmaz.Sevgiler, sevgiler, sergide buluşmak üzere….

1237557_563701257001123_1910796151_n

Anish Kapoor 5 Ocak’da Bitiyor;

Kaçırmayın;Anish Kapoor İstanbul’da Sakıp Sabancı Müzesinde 5 Ocak’ta bitiyor.

fotograf (119)SSM’de 5 Ocak’a kadar devam edecek sergiye yoğun işleriniz de olsa; mutlaka bir zaman ayırmaya çalışın  derim. Müzede de mutlaka özel hazırlanmış, filmi seyredin ve öyle gezin, ben de size  bu sergi dolayısıyla hazırlanmış Anish Kapoor webini öneriyorum, tıklayarak  ulaşabilirsiniz.Web’de yapılan anlatımda sanatçının yıl, yıl, yaptıkları, dünyanın önemli birçok kentindeki çalışmaları listelenmiş.Ama SSM’de sergide özel olarak hazırlanmış  filmde, çok daha fazlası var. Randevu ile rehber alıp gezmek de mümkün.SSM yi arayıp rehber yönlendirmelerini isteyebilirsiniz.Çok da iyi olur.

DSCF3576

Çağımızın önde gelen sanatçılarından Anish Kapoor, dünyada ilk kez İstanbul’da sergileyeceği eserleriyle Sakıp Sabancı Müze’sinde. Müzeye yerleştirilmesi haftalarca süren büyük ölçekli taş eserleri görebilirsiniz.

DSCF3587

Sanatçının mermer, kaymaktaşı gibi malzemelerle yapılan, çoğu daha önce sergilenmemiş taş eserlerine odaklanan ilk sergi olma özelliğini taşıyan sergi, Kapoor’un “Gök Ayna”, “Sarı” gibi heykel, mimari, mühendislik ve teknolojiyi bir araya getiren ünlü eserlerini de içeriyor.DSCF3578

Son 30 yıllık süreçte mermer, oniks, kaymaktaşı, granit, kumtaşı ve diğer taş türleri kullanılarak ortaya çıkan bu taş eserlere bakan birinin aklına tarihsel zamanın felsefeleri ve gerçeklikleri hakkında birçok bakış açısı geliyor. Kapoor, her biri kişisel ve imalı anlamlar içeren çağdaş formları elde edebilmek için oyma veya şekil verme gibi eski çağ geleneklerini takip eden az sayıdaki sanatçıdan biri. Belki de Kapoor’un sanatının en muhteşem yönü, özellikle de taş eserlerinin verdiği, eserlerin yaratıldığı zamanın tahmin edilemez oluşuyla birlikte ortaya çıkan zamansızlık duygusu”DSCF3584

Bir başka deyişle Anish Kapoor’un eserleri için 4 boyutlu olarak tanımlanabiliyor.

Kendisiyle yapılan bir ropörtajda, eserlerinin, özellikle kullandığı renklerin koyu/karanlık metaforlar içerdiğini dile getirmiştir. nedenini ise  aşağıda açıklamıştır:

fotograf (115)

“İşlerimin çoğu ışıktan çok karanlıkla ilgilidir.aydınlık kültürlü ve eğitimlidir, karanlık ise kültürsüz ve eğitimsizdir ve bizim söylenmemiş hikayemizin derinlerindedir. danteden freuda bir içsel karanlık içinde yaşıyoruz.yıllarca içsel karanlıkla ilgili işler yaptım.tüm batı felsefesi platonun metaforik olarak mağarada oturup ışığa bakıp ‘ilerleyelim’ demesi fikri üzerine kurulmuş.freud mağaranın arkasına bakmış ve belki hala mağaranın arkasına bakıyoruz.siyah ve maviyle çok iş yaptım.özellikle maviyle, çünkü mavi siyahtan daha derin olarak karanlığı ifade eder.son yıllarda yaptığım işlerin çoğu kırmızı.kırmızı toprağın rengidir, kırmızının anlattığı karanlığın, siyah ve mavininkinden daha derin ve koyu olduğunu düşünüyorum.”

fotograf (116)

‘BİR GALERİDE 4 VİNÇ ÇALIŞTI’

Büyük bütçelere malolan sergiyle ilgili, SSM Müdürü Dr. Nazan  Ölçer, taş heykellerin müzeye yerleştirilmesinin haftalarca sürdüğünü, her şeyden önce ağır heykelleri taşıması için müzenin güçlendirildiğini, duvarların yıkılıp sonra yeniden yapıldığını, bazen bir galeride 4 vincin çalıştığını ve çalışmaların belgesel haline getirildiğini anlattı.

anish-kapoor31image014Yeni yıla girerken kendinizi ödüllendirin, sergiyi gezin. Hatta Müzedechanga restoran’da sergi-yemek eşleşmesinden esinlenerek yapılan “Heykelsi Tatlar” adlı menüden seçeceğiniz lezzetlerle tamamlayın.Rezervasyonla Çarşamba ve Cuma geceleri, bu çok ilgi çekici menüyü denemek mümkün.

Sanatçı ile özdeşleşen malzemeler (pigmet, ayna, mermer dokuları) ve derinlik, sonsuzluk hissi uyandıran renklerden, formlardan yola çıkan Müzedechanga’nın genç ve yetenekli mutfak ekibi, görselliği kadar tat ve dokuda da şaşırtıcı ancak bir o kadar lezzetli bir menü oluşturmuş.  Ünlü tasarımcılar Arik Levi ve  Sebastian Herkner’in Verreum – Gaia&Gino markası için tasarladığı, Çek Cumhuriyetinde üretilen Anish Kapoor’un sergide de yer alan ayna yansıtmalı işlerine gönderme yapan vazo, mumluk ve tabaklar yemekteki atmosferi tamamlamakta.

Milliyet’teki 6 Ekim 2013 tarihli “Changa’da Heykelsi Tatlar”  haberi için tıklayınız.
Müzedechanga sayfası için tıklayınız.

İyi seyirler, keyifli lezzetler….

changa1

Last Vegas

last-vegasAltmışlarının sonunda dört çok iyi çocukluk arkadaşı Billy, Paddy , Sam ve Archie Las Vegas’da Billy’nin otuzlu yaşlarda ki sevgilisi ile evlenmeden önce bekarlığa veda  partisi için bir araya gelirler.

last-vegas_3358089

Billy o yaşına kadar evlenmemiştir, daha önce üç arkadaşa düzenledikleri bekarlar partisini şimdi Billy için yapacaklardır. importimagesource=MClast-vegas-955085Ama aralarında sorgulanması gereken şeyler vardır.Yıldızlar çok iyi seçilmiş, çok başarılılar. Konu çok güzel işlenmiş. Ben çok beğendim ve çok eğlendim.

Last_vegas

Las Vegas’da geçmesi de çok renk katmış. Çok sevdiğim eğlenceler diyarı Las Vegas’da geçen bu güzel filmi kaçırmayın.

7 Las Vegas

Oyuncular; Michael Douglas, Robert De Niro, Morgan Freeman, Kevin Kine, Mary Steebugen Yönetmen; John Turteltaub 2013 yapımı Komedi Drama Amerikan filmi.

Last_Vegas_3Yazmak, paylaşmak istedim, sevgiler, sevgiler…

Torba’da Güzel Şeyler

Muzaffer Akyol Casa Dell’Arte Hotel’de

Sevgili arkadaşımız Ahu Büyükkuşoğlu Serter otelleri Casa Dell’Arte’ye davet ettiğinde bu çok özel otel, aynı gün değerli usta Muzaffer Akyol‘un sergisinin de açılışını yapıyordu.Hem Ahu ile bir araya gelmek, hem arkadaşlarımızla buluşmak, hem Türkiye’nin ilk ve tek sanat otelini gezmek,  Muzaffer Akyol ustanın sergisinde; kendisini ve eserlerini görmek çok keyifli ve cezbedici oldu.

1085467_10151572685872073_1551417375_n

Sergi 14 Ekim’e  kadar devam edecek.Mutlaka gidin, hem sergiyi, hem Türkiye’nin önde gelen koleksiyoner ailelerinden  Büyükkuşoğlu ailesinin sanat eserlerini görme fırsatını değerlendirin.Muzaffer Akyol 2011- 2013 yılları çalışmalarına güncel konuları Gezi izlenimlerini de  eklemiş.Gece uzun zamandır sergisine gidemediğim ustanın kapıda karşılamasıyla başladı.Oldukça kalabalık bir davetti.Sanat tutkunları hem sergiyi hem oteldeki diğer eserleri izlemekten çok mutlu oldular.Ben de hem Muzaffer Akyol’un hem her duvarda birçok ustanın değerli eseriyle karşılaştıkça inanılmaz keyif aldım. Tekrar tekrar dolaşmak istedim. Amacım bir gün tekrar gidip kendi başıma sakin sakin dolaşmak.

Muzaffer Akyol”Çocuk Büyüdü,Çocuk Konuşuyor,Çocuk Korkmuyor” Resim Sergisi

1005481_10151542519822186_1993610234_n

muzaffer_akyolSanat evi anlamına gelen Casa Dell Arte Hotel Büyükkuşoğlu ailesinin tutkuyla koleksiyonlarına kattığı sanat eserlerini, diğer sanat tutkunlarıyla paylaşmaya karar vermesiyle kurulmuş.Önce anne Fatoş hanım ilgileniyor ve sanat eserleri toplamaya  başlıyor. Topladığı sanat eserlerinin bir kısmını emeklilik projesi olarak gördükleri Torba’daki evde sergilerlerken evin yanındaki araziyi de alıp koleksiyonu sanat severlerle paylaşmak istiyorlar. 22166_256639372185_5285987_n22166_256629627185_1516402_nAnnenin başladığı proje sonra baba Yunus Büyükkuşoğlu’nun  da ilgi duymasıyla devam ediyor.O dönemler Amerika’da okuyan kızları Ahu’nun katkılarıyla da bambaşka boyutlara ulaşıyor,  otel projesi gündeme geliyor, ve Türkiye’nin ilk sanat oteli oluşuyor.Sanat atölyesi çalışmalarıyla devam ediyor. Casa Dell’Arte çok özel bir otel. Sevgili arkadaşımız Ahu Büyükkuşoğlu Serter de sanat otelinin bütün  etkinliklerinin oluşturulmasında otel ekibiyle beraber  çalışıyor.Ben tanıdığım günden beri Ahu’nun enerjisinden, çalışkanlığından çok etkilendim, hayran oldum. Onu tanımak fırsatını buldukça da, daha fazla şaşırıyorum, hayran oluyorum.O gece de hiç yorulmak bilmeyen enerjisi, çok güzel tebessümü ile pozitif etkisi ışıltısı ile parlıyordu.Otelin etkinlikleri arasında Bodrum’a yerleşen Seattle’lı seramik sanatçısı Monad’ın sürdürdüğü seramik dersleri var.  Hiçbir eğitim almadan 40 yılı aşkın süredir seramikten mucizeler yaratan 63 yaşındaki rastalı zenci bu sevimli adam o gün bu gündür otel misafirlerinin çocuklarına seramik dersleri veriyormuş.
994913_10151532932502186_671640280_n

7000 personelli FarPlas İcra Kurulu üyesi ve 3 kız annesi Ahu o gün tüm güzelliği ve konukseverliği ile bizlerleydi.Ahu Serter’in girişimcilik hikayesini en kısa zamanda sizlere anlatacağım.

IMGP2771

Sanat etkinlikleri kadar spor etkinliklerine önem veren otelin çok özel spası da var. Otelde kalmasanız da, tüm etkinliklerden faydalanabiliyorsunuz.Torba deyince ilk aklıma gelen Sanat Evi restorant ve plajı iken, şimdi de şaşırtıcı güzelliği ile Casa Dell’Arte Hotel eklendi.

kala-3b

Torba’da diğer keşfim ise Torbahan Hotel’de Buzuki Hakan ve Pelin oldu. Mekan denizin üstünde çok güzel, yemekler tek tek hepsi farklı, lezzetli, müzik,ortam çok güzel, keyifli.Program tüm  Ağustos ayı içinde devam edecek. Bir akşam mutlaka deneyin tekrar tekrar gitmek isteyeceğinize eminim. Biz gittiğimiz gece hiç bitsin istemedik.

pelin_alptekin_zorba_1Bu günlük bu kadar, devam edecek, Bodrum’da güzel şeyler çok fazla…

Sevgiler, sevgiler