Barış İçin Uzatılan Bir Dost Eli…

Geçen hafta Tekfen Flarmoni Orkestrası; Tekfen’in 60. cı kuruluş yıldönümünü için iki dev konser yaptı.  Ben de kurulduğu günden bu güne büyük beğeni ile izlediğim Tekfen Flarmoni’nin  “Barış İçin Uzatılan Bir Dost Eli” olarak başlayan  hikayesini sizlerle paylaşmak istedim.. Bedenimiz için, su, hava, yemek, nasıl elzem ise ruh sağlığımız  için de müzik olmazsa olmazımız…Hayatımızdan hiç eksik olmasın…Tekfen’e bu muhteşem projeleri ve orkestraları için sonsuz teşekkürler…

BARIŞ İÇİN UZATILAN BİR DOST ELİ…

Tekfen Filarmoni Orkestrası, müziğin gücüne duyulan inancın eseridir.

Bu güç, kavgaların, çelişkilerin ve çatışmaların önüne geçip birbirinden çok farklı medeniyetlerin aynı melodiye kulak vermelerini sağlar. Müziğin evrenselliği ve barış için uzatılan bir dost eli kadar sahicidir.

3 DENİZ, 23 ÜLKE…

Bugün Tekfen Filarmoni Orkestrası adıyla yoluna devam eden orkestranın temelleri 1992 yılında atıldı; Karadeniz Oda Orkestrası, farklı kültürler arasındaki ilişkileri geliştirmek, barış adına ortak bir dil yaratmak amacıyla, Saim Akçıl şefliğinde 11 ülkeden 17 sanatçının katılımıyla kuruldu. İlerleyen yıllarda orkestraya başka ülkelerden müzisyenlerin de katılımıyla aile giderek genişledi; Karadeniz, Hazar Denizi ve Doğu Akdeniz bölgelerinden toplam 23 ülke: Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan, Ermenistan, Filistin, Gürcistan, Irak, İran, İsrail, Kazakistan, Kırgızistan, Lübnan, Mısır, Moldova, Romanya, Rusya, Suriye, Türkiye, Türkmenistan, Ukrayna, Ürdün, Özbekistan, Yunanistan.

Tekfen Filarmoni Orkestrası, nam-ı diğer 3 Denizin Sesi…; müzisyenlerin üç farklı bölgeden gelmesinin yanı sıra orkestranın bu isimle anılıyor olmasının altında kuruluş amacı da yatıyor; farklılıkların bir arada var olabildiği ve hatta bundan da güç alarak müziğin barışın seslerinden biri olduğunu göstermek.

Tekfen Filarmoni Orkestrası, bu üç bölgenin en değerli müzisyenlerini bir araya getiriyor. Orkestra, klasik müzik repertuvarının yanı sıra, o bölgenin bestecilerinden derlenen özgün programları ve yerel müzik aletleriyle harmanlanan özel performansları da içeriyor. Geleneksel çalgılarıyla orkestraya hayat veren herbir müzisyen, farklılıkların sorunlara değil dostluğa gebe olabileceğini de bu sayede kanıtlamış oluyor. Otantik enstrümanlarıyla kendi kültürlerini temsil eden tüm solistler ise aslında bir bütünün vazgeçilmez parçası haline dönüşüp aynı dili konuşuyorlar, müziğin dilini. Bu da Tekfen Filarmoni Orkestrasının neden 3 Denizin Sesi olarak anıldığına dair bir başka cevap.

Dostluk adına kurulan Tekfen Filarmoni Orkestrası müziğiyle, zıtlıkların uyumuna, Doğu ve Batı’nın bileşiminden doğan büyülü senteze övgüde bulunuyor.

Berlirlenen projeler kapsamında, senede birkaç kere bir araya gelen Tekfen Filarmoni Orkestrası, Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde ve İstanbul Müzik Festivali’nde sahne almaktadır. Misafir sanatçıların da katılımıyla gerçekleşen her bir konser, doğu-batı sentezinin büyüsünü ve zıtlıkların uyumunu gözler önüne seriyor. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali’nde diğer Türk orkestraları ile dönüşümlü olarak konser veren Tekfen Filarmoni Orkestrası kuruluşundan bu yana Almanya, Azerbaycan, Belçika, Bulgaristan, Fransa, Gürcistan, İngiltere, Japonya, Katar, Kazakistan, Kırgızistan, KKTC, Özbekistan, Romanya, Rusya, Ukrayna ve Yunanistan’da sahne aldı.

Geçen haftanın konserleri de bu konserlerin en güzellerindendi…

Tekfen Filarmoni Orkestrası, Tekfen’in 60. kuruluş yıldönümünü görkemli bir konserle kutladı… 2 Kasım’da Ankara Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Salonu’nda, 3 Kasım Perşembe günü ise İstanbul Zorlu PSM’de gerçekleşecek dev konserde yıldız isimler sahne aldı….

Orkestra, bu özel temsilde, Yunan kültürü ve müziğini dünyaya tanıtan Yunanistan’ın divası Alkistis Protopsalti ve etnik caz dünyasının ünlü ismi Lübnanlı Rabih Abou Khalil gibi isimlere eşlik etti. Konseri, klasik müziğin “harika çocuğu” Özbek Aziz Shokhakimov yönetti…

Konserde ayrıca, Tekfen Filarmoni’nin daimi solistlerinden, bu toprakların usta müzisyenleri Göksel Baktagir, Yurdal Tokcan ve Ercan Irmak da vardı…

 

Gelecek Vaat Eden Girişimci Aslı’nın Hikayesi…

Ekim ayında Türkiye Garanti Bankası’nın, Ekonomist Dergisi ve Türkiye Kadın Girişimciler Derneği’nin (KAGİDER) işbirliğiyle bu yıl 10. kez gerçekleştirildiği 2016 yılı Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışmasında SBS Bilimsel Bio Çözümleri”nin kurucusu Aslı Elif Tanuğur “Türkiye’nin Gelecek Vaat Eden Kadın Girişimcisi” seçildi. Sevgili Aslı’nın çok özel bir hikayesi var, çok değerli çalışmaları var, hem duygulu, hem hepimize çok yararlı olacak bir ürünün hayata geçirilmesiyle ilgili bu başarı hikayesini ben de Aslı’nın kendi anlatımıyla sizlere aktarmak istedim…Aslı’yı tebrik ediyorum, kutluyorum, başarılar diliyorum.Aslı ile beraber yola çıkan Prof. Dr.Dilek Boyacıoğlu ve Taylan Samancı’yı da kulaktan kulağa,  bir şehir efsanesi gibi başlayan bu projeyi bu günlere getirdikleri için gönülden alkışlıyorum…aslı elif tanuğur ile ilgili görsel sonucu

Aslı Elif TANUĞUR

Hayat çoğu kez bir salıncağın gidip gelmesi gibi hep aynı yerde aynı tonda akıp gider. Arada ritim değiştirir sadece. Bazen hızlanır bazen yavaşlar…

Bizim yol hikayemiz işte o salıncaktan bilerek ve isteyerek inmemizle başladı.

Birimizin inancı hepimizin yolunu değiştirdi.

“İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldum. Uzun yıllar bal sektörünün öncü firmalarından birinde Ar-Ge ve kalite direktörü olarak görev yaptım. Bu nedenle çalışma hayatım boyunca bal ile ilgili pek çok araştırmanın ve projenin hem yaratıcısı hem de yürütücüsü oldum.
Bu dönemde özel hayatımda ise önemli bir sorunla baş etmeye çalıyordum. Henüz 5 yaşında olan oğlumun bir kaç ay arayla ateşi çıkıyordu ve her defasında antibiyotik kullanmaktan bu ilaçlara karşı alerjisi oluşmuştu. Uzun süren arayışlarımızın sonunda başvurduğumuz bir doktor oğlum için çarenin bağışıklığının artırılması olduğunu söyledi. Ben de bu nedenle bağışıklıklığı güçlendirmenin doğal yolunu aramaya başladım. Ve taradığım bir çok bilimsel yayında propolis ve arı sütünden bahsedildiğini gördüm. Arı sütü bileşiminde bir çok protein, karbonhidrat, yağ ve vitamini içeren bir ürün. Propolis ise arıların bitki sap, yaprak ve tomurcuklarından topladığı, güçlü anti-bakteriyel ve anti-oksidan etkilere sahip tamamen doğal yine bir arı ürünü. Arılar, bu yapışkan ürünü, kovandaki mikropları yok etmek ve arı ailesinin sağlığını korumak için kullanır. Ben de çocuğumun sağlığını korumak için hem arı sütünü hem de propolisi kullanacaktım.
Bu galiba hayatımda tutunduğum en önemli umuttu. Oğlumun sağlığına tamamen kavuşacağını düşünmek bile heyecan verirken, propolise ulaşmak için vakit kaybetmemem gerekiyordu. Arı ürünlerine dair en çok bilinen ve tüketilen ürün baldır. Ben de uzun yıllardır bal sektörünün içindeydim zaten. Bu nedenle hemen iletişimim olan bal üreticileri ile temasa geçtim ve onlardan daha önce üretmedikleri arı sütünü ve kovandan kazıyıp attıkları propolisi benim için üretmelerini istedim. Propolis olduğu gibi yenmediği için ekstraksiyon (özütleme) yapmam gerekiyordu. Oğluma her gün arı sütü ve propolis özütü vermeye başladıktan sonra ise sonuç inanılmazdı. Bazen tek başına propolis, bazen propolis ve bal karışımı, bazen de arı sütü, bal ve propolis karışımı verdiğim sevgili oğlum aylar geçmesine rağmen hiç hastalanmamıştı. Bu benim için bir rüyaydı, gerçekleşmesi ise bana yeniden yaşam sevincini aşılamıştı. Bu tecrübe ile ikinci çocuğumda 1 yaşından itibaren bu ürünleri düzenli olarak her gün kullanmaya başladım ve her gün iki çocuğuma da düzenli olarak vermeye devam ediyorum…
Benim propolis ile olan yolculuğum ise burada bitmedi elbette. Önce eş dost çevresinde hikayem yayıldı, sonra uzak kimseler arasında. Benzer sorunları yaşayanların doğal ve sağlıklı arı ürünlerine ulaşmasını sağlamaya karar verdim. Böyle bir ürüne duyulan ihtiyacın ne kadar büyük olduğunu gördüm. Benim kadar şanslı olmayan insanlara elimi uzatmak için başta uzun yıllar birlikte çalıştığım mesai arkadaşım Taylan Samancı ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nden hocam Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu ikna etmem gerekti. Onlarsız böyle bir yola girmeye cesaret edemeyeceğimin farkındaydım. Onları ikna etmeyi başardığımda ise artık üçümüz için de yeni bir yol görünmüştü. Şimdi aradan 3 yıl kadar zaman geçti. Ve artık benim hikayeme benzer hikayelere sahip e-postalar ve telefonlar alıyoruz müşterilerimizden. Bunlar beni çok mutlu ediyor. İnsanlara bu şekilde uzanabilmek, onların hayatına böylesine dokunabilmek kelimelerle ifade edilemeyecek kadar kıymetli benim için.
Taylan SAMANCI
Üniversite eğitimimi arıcılık ve zootekni üzerine yaptım. Mezuniyetten birkaç yıl sonra bünyesine katıldığım bal firmasında uzun yıllar Projeler Takım Lideri olarak görev yaptım. Bu görevim süresince pek çok ulusal ve uluslararası projelerde yönetici olarak yer aldım. Arıcılığa dair bir çok yayın, kitap ve sunum hazırladım. Bir kere arılara hayranlık duymaya başladınız mı, bir daha vazgeçemeyeceğiniz sonsuz bir deryanın içindesiniz demektir. Gündelik koşturmalardan, iş stresinden, büyük şehirde yaşama alışkanlıklarından uzaklaştıkça kendimi arıların yanında buldum. Belki de doğaya karışmamın, öze dönmemin kestirme yolu bu oldu benim için. Arılar artık hayatıma o denli girmişti ki babam bile bana özenip, 60 yaşından sonra arıcılık yapmaya başladı.
Yaptığım işe olan gönülden bağlılığım her zaman büyük bir özveriyle çalışmamı sağladı. Ama insanın arayışı hiç bitmediği gibi ben de yeni bir şeyler deneme arzusunu uzun süre hissettim içimde. İşte böyle bir anda Aslı’nın düşüncesi, hevesi, heyecanı hemen beni de sardı. İçinde bulunduğum sarmalın dışına çıkmak her ne kadar korkutucu, sarmal ne kadar güvenli görünse de kendimi denemek görmek istedim.
Yola çıkarken yaptığımız işe elbette çok güveniyordum, ama Türkiye’de ilk defa bizim uygulayacağımız izlenebilir sözleşmeli üretim modelinin arıcılar tarafından nasıl karşılanacağı konusunda tereddütlerim vardı. İlk görüşmelerimizle birlikte bütün o soru işaretleri kafamdan dağıldı. Bir araya geldiğimiz bütün arıcılar yaptığımız işe inandı ve şimdi biz sözleşmeli arıcılık ile ürettiğimiz ürünlerin kaynağını görerek ve ne şekilde üretildiğinden emin olarak hareket ediyoruz.
Aldığımız ilk siparişler ise çevremizde hikayemizi bilen insanlardan geldi.Bizi tanıyan bilen ve güvenen herkes hayatına ürünlerimizle de girmemize izin verdi… Yakın çevremizle başlayan bu süreç zamanla çok uzaklara kadar yayıldı… Aradan altı ay gibi kısa bir süre geçtikten sonra, bilgisayar ekranında arı sütü, bal ve propolis karışımından bir kutu istendiğine dair bir mesaj okudum. Altında ise şu not vardı “Kulaktan kulağa yayılan bir öykü sizinki, umarım şehir efsanesi olarak kalmaz, bize de şifa olursunuz.”… Başka bir müşterimiz ise ürettiğimiz ham balı yediğinde, çocukluğunda tattığı balları hatırladığını ve bunun için bize çok teşekkür ettiğini yazıyordu. İşte tüm bu notlar, mesajlar doğru bir yolda olduğumuzu gösteriyordu ve atacağımız yeni adımlarda en cesaret kaynağımızdı… Hala da öyle…
Prof. Dr. Dilek BOYACIOĞLU
Çocukluğumdan bu yana bilinmeyenlere karşı hep heyecan duydum ve gizem hep merakımı çekti. Merak olmasa dünya yine de döner ama boşa bir çaba olur sanki. Bilim de, felsefe de, sanat da hep insanın duyduğu o sonsuz merak duygusu ile ilerliyor, gelişiyor. Benim hayatıma yön veren de bu oldu; bilinmeyenlere erişme heyecanı ve öğrenme tutkusu.
İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünde uzun yıllardır öğretim üyesiyim. Hayatım öğrencilerimle ve araştırma projeleriyle dolu geçti. Dünyayı besleyen gıdanın her yönüyle ilgilenmek, anlamak ve yeni bulgular elde etmek benim için mutluluk kaynağı oldu. Bu nedenle işimi hep severek yaptım ve bugün dünyanın dört bir yanında gıda alanında uzmanlaşmış, nitelikli ve donanımlı insanlar yetiştirdim, onlara yol açtım. Yetiştirdiğim öğrencilerimden biri ise yıllar sonra ortağım oldu.
Gıda sektöründe uzun yıllar deneyimi bulunan Aslı’nın mutlu sona ulaşan öyküsü ile benim için de yeni bir pencere açıldı, yine bilim ekseninde tabii… Gıda alanında kaynağını bilimden alan yenilikçi arı ürünlerini hayata geçirmek için Aslı ile birlikte SBS Bilimsel Bio Çözümler şirketini kurduk. Benim için uzun yıllara yayılan meslek hayatımda edindiğim bilgi birikimimi ve deneyimimi doğrudan doğal ve sağlıklı ürünlere dönüştürebileceğim bir fırsat oldu bu. Kovandan bal dışında da ürünler (propolis, arı sütü, polen) elde etmeyi amaçladık ve bağışıklık sistemini güçlendiren bu ürünleri İTÜ Arı Teknokent bünyesinde kurduğumuz laboratuvarlarda araştırmaya başladık ve üç yıldır devam ediyoruz. Arıcı eğitimlerinden Ar-Ge’ye kadar çok yönlü olarak çalışmalarımızı yürütüyoruz. Geride bıraktığımız zamanda ürünlerimizin insanların hayatında fark yarattığını görüyor ve duyuyoruz. Doğrusu bu başarı büyük bir gurur, ama en değerlisi mucizesi içinde saklı arı ürünlerini doğallığını koruyarak tüketicilerimize sunabilmek.

Hem Enerji Kaynağı, Hem Stres Giderici…

Şu ara manavlarda  bol bol hünnap var…Benim ağız tadıma çok  uyan bir meyve .Araştırınca da gördüm ki yorgunluğa strese iyi geliyor, ve de düşük kalorili… daha bir çok faydası da cabası…Hünnapın faydalarını okuyunca sizlerle de paylaşmak istedim.. Bu minicik yemişlerden belki siz de alırsınız..Faydalarızararları sitesinin yazısı aşağıda…Sevgiler…

Hünnap düşük kalorili bir besin kaynağıdır. Çin’de çok eski çağlardan itibaren alternatif tıp aracı olarak kullanılmaktadır. Daha sonra Asya ülkerinde aynı amaç için yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Hünnap meyvesi içerdiği besinler yardımıyla çok etkili bir enerji kaynağıdır. Hacim olarak çok küçük olmasına rağmen sağlık açısından çok büyük faydaları vardır. Hünnapın çok ince ve yenilmesi mümkün olan kabuğu vardır, hazmı kolaydır. Genelde ham olarak tüketimi tercih edilir. Olgunlaştığı zaman çok yakından tanıdığımız kuru üzüme görüntü olarak çok benzemektedir.

Hünnap, bol miktarda A ve C vitamini içermektedir.Kalsiyum, magnzeyum, fosfor ve özellikle potasyum açısından inanılmaz derecede zengindir.hünnapın sağlığa faydaları

Hünnapın Sağlığa Faydaları

Hünnap simine ülkemizde çok aza rastladığımız bir besindir ve tğketimi çok  yayğın değildir. Fakat özellikle potasyum açısından çok zengin olması kalp sağlığı açısından çok önemlidir. Bunun yanında etkili bir antioksidan olmasından dolayı  çok geniş bir yelpazede sağlığa katkı sağlama imkanı vermektedir.

Hünnap Kanser Hastalıklarını Engelleyebilir:  Çok etkili bir antioksidan olmasından dolayı kanserli hücrelerin etkisini azaltabilmektedir. Bunun yanında Çinde  çok yaygın olarak kanser vakarına engel olduğu için kullanılmaktadır.

Hünnap Kilo Vermeyi Kolaylaştırır:  Hünnap düşük kaleorili bir besin kaynağıdır, bu yüzden zayıflamak isteyenler için önemli bir besin kaynağı olabilir.  Özellikle sporcular tarafından tüketilmesi tercih edilen hünnap aynı zamanda kaynedilen enerjinin tekrar toplanması için antrenmanlardan sonra tüketilmektedir.

Bağışıklık Sistemini Güçelendirir: Yoğun mijtarda C ve A vitamini ve potasyum içeren hünnap bağışıklık sisteminin güçlenmesine ciddi anlamda katkı sağlayabilmektedir Bu nedenle özellikle kış aylarında meydana gelen öksürük, soğuk algınlığı gibi hastalıkların tedavisinde kullanılabilir ve kısa zamanda sonuç alınabilir.

Hünnap Sinir Sistemi Sağlığını Korur:  Bu mükemmel meyve siniris sistemi üzerinde direkt etkisi olan nadide meyvelerden sadece bir tanesidir.  Hünnap yaygın olarak stresle mücadelede kullanılır, aynı zamanda anti depresan özelliği olduğuna inanılır. Bu özelliğinden dolayı Hünnap stres atmak için idel bir meyvedir.

Antioksidan Deposu Hünnap: Hünnap inanılmaz bir antioksdian deposudur, bunun bir sonucu olarak neredeyse faydalı olmadığı bir hastalık yok denilebilir. Özellikle karaciğerde meydana gelen hasralara ve kansere karşı koruma sağlayabilir. Bir çok hastalığın nedeni olan serbest radikallere karşı metabolizmayı ve hücreleri korur.

Hünnap Cilt Sağlığı İçin Faydalı Bir Meyvedir:  Hünnapın etkili bir antioksidan olması cilt ve saç sağlığı açısından da önemlidir. Cilt hastalıklarına neden olan unsurları ortadan kaldırabilir. Çin’de yaygın olarak güneş yanıklarına ve kızarıklıklara karşı kullanılmaktadır. Kuru cilterin tedavisinde etkili olabilir.

Sindirim Sistemi Sağlığını Korur: Hünnap sindirim sistemi sağlığını da koruyabilir. Özellikle kabızlık sorunlarına karşı anlık sonuçlar almak mümkün. İştah açıcı özelliği olmasına rağmen hazmı kolaylaştırdığı ve bağırsak hareketlerini arttırdığı için kilo lamaya neden olmaz.

Enerji Santrali Hünnap:  Kalorisi düşük olmasına rağmen etkili bir enerji kaynağıdır.Özellikle yorucu iş günü veya antremanlardan sonra hızlı bir şekilde enerji depolamak için birmiktar hünnap tüketimi yeterlidir.

Hünnap Diş, Kemik ve Kas Sağlığını Korur:  Kalsiyum ve fosfor açısından zengin olan bu sihirli meyve kemiki diş ve kas sağlığını koruryucu özelliği vardır. Aynı zamanda iyi bir mahnezyum deposu olan hünnap kas sağlığını koruma noktasında da önemli rol üstlenebilir.

Hünnap Kan Akışını Hızlandırır: Hünnapın içerdiği niasin aynı zamanda kan dolaşımı için de faydalı bir maddedir.  Kanın dolaşımının düzenli olabilmesi için hünnap tüketimine yönelmekte fayda vardır.

Kalp Sağlığını Korur:  Hünnapın bol miktarda potasyum içerdiğini yazmıştık, bu özelliğinden dolayı özellikle kalp sağlığına ciddi anlamda katkıda bulunur, dolaylı olarak inme, kalp krizi, felç gibi risklere yakalanma seviyesini düşürür.

Hünnapın Sağlık Açısından Diğer Faydaları Şöyledir:  Anemi hastalığına iyi gelebilir, kansızlığı giderebilir, damarlarda oksijen taşıyan kan hücrelerinin sağlığını korur, serbest radikallerin hücrelere zarar vermesini engeleyebilir. Yorgunluğu gidermede çok etkili bir besin kaynağı olabilir, stres ve depresyondan kaynaklanan kötü düşüncelerden alı koyduğu için zihin yorgunluğunu giderici özelliği vardır.

Bazı sağlık uzmanları ateşi düşürücü özelliği olduğunu söylemektedirler, astım ve bronşit hastalıklarına iyi gelebilir. Alerjik hastakılara karşı bünyeyi küvvetlendirebilir. Göz hastalıklarından koruyucu özelliği vardır, histeri hastalığına iyi gelir.


Hünnapın Zararları:  Hünnapın güvenli bir besin kaynağı olduğunu söylemek mümkün. Sağlık açısından tüketilmesinin bir risk taşımadığı düşünülür. Fakat her besin maddesinde olduğu gibi hünnapın aşırı miktarda tüketilmesi bazı yan etkilere neden olabilir. Bu yüzden tüketim miktarında oldukça fazla dikkat edilmelidir.


Özel Önlemler & Uyarılar:

Hamileliik ve emzirme döneminde ne kadar güvenliği olduğu konusunda fazla bir bilgi yoktur. Bu durumda aşırı tüketilmemesi önerilir.

Hünnap tüketiminden dolayı alerji meydana gelirse doktorunuza başvurmanızı öneririz.


Tavsiyeler

Hünnapın en çok dikkat çeken özelliği yorgunluğa ve strese karşı etkili bir besin kaynağı olması. Bu yüzden özellikle stresli ve yoğun iş temposunda çalışmakta olanlar ve sprocular yorgunluğu üzerilerinden kısa sürede atmaları için tüketebilirler.

Glutensiz Beslenmenin Dayanılmaz Hafifliği…

Bir sene önce glutensiz beslenmeye başladım, arkasından uzun süre Amerika’da kaldım ve çok daha özenle ve dikkatle glutensiz beslendim, kendimi eskisinden çok daha iyi enerjik ve sağlıklı  hissederek döndüm.. Özellikle de romataid artrit sıkıntılarımdan kurtulmuş döndüm.. Türkiye ye gelince, tekrar farkında olmadan eski alışkanlıklarıma başladım..her şey yer oldum, ve tüm sağlığımı kaybettim. Tabi bunu sadece glutene bağlamıyorum, ama önemli rol oynadığını biliyorum. Üstelik geçen ay besin intolaransı testi yaptırınca özellikle buğdaya karşı hassasiyetim olduğu oradada çıktı. Şimdi yine başladım..daha bilinçliyim…glutensiz besleniyorum, arada ufak tefek kaçamaklar yapmadan uzun bir süre  yaparak beynime buğdayı unutturmaya çalışıyorum. Ama en güzeli hayatımızdan çıkarmak olduğuna da inanıyorum…Buğdaylı herşeyi hayatımızdan çıkarmak kolay değil, görünen bilinenin dışında, bilmeden yediğimiz çoğu şeyde özellikle dışarıda yenilen çorbalarda genellikle var..Dikkat etmek lazım..Glutensiz unlar marketlerde var. Evde ekmek yapabilirsiniz, ben ekmeğin yerine en çok badem ve ceviz koyuyorum.. hem tok tutuyor, hem sağlıklı..Glutensiz yaşamaya karar verirseniz de çok alternatif besinler bulacağınızdan eminim…Halk ekmekte de ekmek ve kurabiye çeşitleri mevcut..Ben de sevdiklerimi instagram sayfamda paylaştım… Bu gün sizlerle Özlem Çitçi’nin bir yazısını paylaşacağım.. ben de araştırırken keşfettim.. Sevgili Özlem glutensiz tarifler içeren çok güzel bir blog da hazırlamış, instagram sayfası da var…Aşk ve Avakado   Haftasonuna girerken belki sizler de yeni kararlar alabilirsiniz, sevgiler, güzellikler sizlerle olsun…

 Glüten hassasiyetiniz olabilir mi?

Şişkinlik, kabızlık, sürekli yorgunluk, egzama, sivilce, burun tıkanıklığı, baş ağrısı, kas krampları, eklem ağrıları, ruh hali değişkenliği… Bütün bu sorunların arkasında yatan sebep glüten olabilir.

 

Pizza veya makarna yedikten sonra bir ağırlık çöktüğünü, enerjinizin düştüğünü hisseder misiniz? Amerika’da yaklaşık 20 milyon insan glüten tükettikten sonra rahatsızlık hissettiklerini ve glüteni beslenmelerinden çıkartmaya çalıştıklarını söylüyor. Son zamanlarda başta Amerika olmak üzere pek çok ülkede, glütensiz gıda tüketiminde ciddi bir artış var. Artışın başlıca sebebi de glüten hassasiyeti farkındalığının artması. Peki nedir glüten? Glüten buğday, bulgur, arpa, çavdar, irmik gibi tahıllarda bulunan bir protein. Adı yapışkan anlamındaki ‘glue’ kelimesinden geliyor. Hamura elastikiyetini veriyor. Ekmek, pizza, kek ve kurabiyeler glüten sayesinde kabarık oluyor.

 

Glüten hassasiyeti belirtileri

Glüten hassasiyeti belirtileri

Genetik bir sindirim rahatsızlığı olan çölyak hastalarının kesinlikle glüten tüketmemesi gerekiyor. Çünkü glüten ince bağırsaklarda ciddi bir tahribata sebep oluyor. Çölyak nadir görülen bir hastalık ama benzer semptomlar veren glüten hassasiyeti veya buğday alerjisi çok daha yaygın olduğu tahmin edilen rahatsızlıklar. Çölyak hastalığı tıbbi testlerle tespit edilebiliyor. Ancak glüten hassasiyetinin ve buğday alerjisinin tespiti zor. Semptomlarına gelince: – Şişkinlik – İshal – Kabızlık – Yorgunluk – Egzama gibi deri hastalıkları – Sivilce – Burun tıkanıklığı, burun akıntısı – Baş ağrısı – Kas krampları, eklem ağrıları – Ruh hali değişkenliği

 

Glüten hassasiyeti hayal ürünü mü?

Glüten hassasiyeti hayal ürünü mü?

Bu rahatsızlıklardan glüteni beslenmelerinden çıkartarak kurtulan ve glütensiz beslenerek kendilerini daha iyi hisseden kişilerin sayısında son yıllarda önemli bir artış var. Diğer taraftan, glüten hassasiyeti ile dalga geçen, sadece kafada yaratılan bir rahatsızlık olduğunu iddia edenler de var. Tıp çevrelerinde glüten hassasiyetinin gerçekten var olup olmadığı ile ilgili tartışmalar bu konuda yeni araştırmalar yapılmasına da yol açtı.

 

Araştırma sonuçları glüten hassasiyetini doğruluyor!

Araştırma sonuçları glüten hassasiyetini doğruluyor!

New York’daki Columbia Üniversitesi tarafından yeni tamamlanan bir araştırma glüten hassasiyetinin gerçekliğini destekliyor. 40 sağlıklı yetişkin, 40 çölyak hastası ve buğday hassasiyetinden şikayetçi 80 kişiden alınan kan örnekleri ve bağırsak biopsileri karşılaştırılmış. Buna ek olarak, buğday hassasiyeti olduğuna inanan ve 6 aydır glütensiz beslenen 20 kişilik başka bir grup da araştırma kapsamına alınmış. Glütensiz beslenmenin etkilerini görebilmek için glütensiz diet öncesi ve sonrası kan ve bağırsak floralarında oluşan değişiklikler incelenmiş. Sonuçlara gelince… Buğday hassasiyeti olan kişilerde, sağlıklı deneklerden daha yüksek oranda sızıntılı bağırsak sendromu olduğu görülmüş. Bu sendrom bağırsaklardaki bakteri ve mikropların kana sızmasına ve vücutta kronik enflamasyon yaratmasına yol açıyor. Buna ek olarak, bağırsak biopsisi sonuçları çölyak hastalarında görülen epitel hücre hasarının buğday hassasiyetine sahip olanlarda da görüldüğünü tespit etmiş. İyi haber ise şu: 6 ay glütensiz beslenen kişilerin vücutlarındaki enflamasyon oranının ve hücre hasarının ciddi oranda iyileştiği görülmüş.

 

Glüten hassasiyetini nasıl anlayabilirsiniz?

Glüten hassasiyetini nasıl anlayabilirsiniz?

Çölyak hastası olup olmadığınızı doktorunuzun yaptıracağı testlerle anlamanız mümkün. Glüten hassasiyeti için ise gıda intoleransı testleri yapılmakla beraber %100 güvenilir sonuç veren bir test yok. Glüten hassasiyetiniz olup olmadığını anlamanın en iyi yolu 21-60 gün tamamen glütensiz beslenip sonrasında tekrar glütenli gıdalar tükettiğinizde rahatsızlıklarınızın geri gelip gelmediğini gözlemlemek. Eğer 21 veya 60 günlük glütensiz beslenme programını uygularsanız, program sonrası ilk aşamada buğdaylı ürünleri denemeyin. Arpa, çavdar, yulaf gibi diğer glütenli besinlerle başlayın. Eğer bu besinlerde sorun yaşamazsanız 3-4 gün sonra buğday deneyin. Buğday tükettiğinizde rahatsızlıklarınız yeniden başlarsa bütün glütenli gıdalara değil sadece buğdaya hassasiyetiniz olduğunu anlamış olursunuz.

 

Glütensiz beslenmenin faydaları ve öneriler

Glütensiz beslenmenin faydaları ve öneriler

Glüteni beslenmeden çıkartarak önemli faydalar görülebileceği bir gerçek. Benim kendi tecrübem glütensiz beslenmeye başladıktan sonra enerjimin önemli ölçüde artması, sindirimimin iyileşmesi ve kilomun istediğim noktaya ulaşması. Yüksek miktarda glüten içeren gıdalar çoğunlukla basit karbonhidrat ve şeker oranı yüksek, kan şekerini hızla yükselten ve kısa süre sonra tekrar acıktıran gıdalar. Aslında glüten hassasiyetiniz olmasa bile işlenmiş buğday unu gibi glüten içeren tahılları hayatınızdan çıkartmak sağlığınız için çok olumlu bir adım. Glüten o kadar çok gıdada mevcut ki bırakmak kadar önemlisi glütenli besinler yerine ne tüketeceğinizi bilmek. Hazır glütensiz ürünlerin çoğu lezzeti tutturabilmek için yüksek miktarda şeker veya yağ içeriyor. Ayrıca glütensiz beslenmede yeterli fiber, demir, b vitamini ve folik asit gibi ihtiyaçlarınızı karşılayamama riski var. Glütensiz beslenme tarzından gerçekten faydalanabilmek için işlenmiş gıdalar yerine meyve, sebze, fındık, badem, ceviz gibi kabuklu yemişler, bakliyatlar ve doğal olarak glüten içermeyen esmer pirinç, kinoa, karabuğday gibi tam tahılları tüketmek en sağlıklısı. Glütensiz yemek tarifleri için: askveavokado.com