Başarısının Sırrı Sevdiği İşi Yapmak

VİLLA PAMİR FARKI                            Çok sevdiğim, çocukluk arkadaşım, Pamir (Vefkioğlu) üniversite sınavlarına girerken ne okumak istediğine kesin karar vermişti. İstediği bölümü kazandı ve çok severek, isteyerek okudu, mezun oldu. Aynı zamanda,  inşaat mühendisi babasının arzusunu da yerine getirdi. Pamir hep iç mimar olmak istemişti, babasının iç mimar ol ama  mimarlık oku, önerisini de dinleyerek   Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde Mimarlık okudu.

 İlk iş hayatına başladığı günden itibaren de farklılığını, başarısını hemen gösterdi. Çünkü gönlünün sesini dinlemiş, mesleğini  öyle seçmişti.Gönül koyduğu işinde; çok sabır, itina, emek ve zevkle çalışınca çok başarılı oldu. Harika bir ev hanımı olan Pamir, annesinin bütün becerilerini, hünerlerini, titizliğini, mükemmelliyetçiliğini aldığı gibi ona kendi beceri ve zevklerini de kattı.Her zaman yaşadığı evlerini çok özel zevkiyle döşedi, ruhunu yansıttı, bu mekanlarda,  hep çok konuşulan davetlerine, kendi elleriyle hazırladığı yemeklerle donattı.                                                                                 Hiç aklımızdan çıkmayan, genç kızlık dönemlerimizde , annesinin  muhteşem  sofralarını yemeklerini, şıklığını  Pamir her zaman kendi sofralarına, evlerine taşıdı. Pamir,  hem çok zevkli , hem çok mükemmelliyetçi ve dikkatli  olmasının verdiği özelliklerle işinde hep çok başarılı ve özel oldu.

Sevgili Pamir ,sezgileri  kuvvetli ,  hassas , duygulu, sanatçı kişiliği ile de, müşterilerini, çok iyi anlayan onları mutlu edecek çözümleri , öneren  yol gösterendir. Hem de çok büyük, sabır hoşgörü ve anlayışla, hiç acele ettirmeden hep müşterilerinin, zevklerinin, beğenilerinin  yanında olur. Onun için de, Pamir’in  müşterileri ile ilişkileri hiç bitmez, hep senelerce,  ailenin diğer fertleriyle,de çocuklar büyüdükçe de, çocukların evleriyle de devam eder.  Çoğu müşterisi de zaman içinde vazgeçilmez aile dostları olmuştur.                                                                                               Her zaman çok iyi bir anne ve eş olan sevgili arkadaşım lise yıllarından beri, hep ne istediğini net olarak, algılayan,ve bilen oldu. Hiç tereddüt etmedi. Hep net ve tüm gönlüyle istedi, ve her istediğini hem gerçekleştirdi, hem çok başarılı oldu. Hep yüksek enerjiyle ve tutkuyla çalıştı. Her yaptığını çoşkuyla, hissetti,  yaşadı, yaşattırdı. Tüm projelerin de de bu enerjiyi, tutkuyu, çoşkuyu gösterdi. Bütün bu özellikler onu işinde de farklı bir başarıya götürdü. Genel de proje aşamasında başladığı bütün işlerde, çok başarılı bir ev ve iş kadını gözüyle, önerileri, çözümleri her yaptığını güzel ve şık olduğu kadar, kullanım konusunda da mükemmel yaptı.

Yaptığı her iş de en iyiyi yapmak için yola çıktığı için kalite, sağlamlık, rahat kullanım ve şıklık, her zaman bir arada oldu. Benim  için mobilya dekorasyon deyince koşulsuz sadece Pamir var. Evimdeki, aileden kalma  vazgeçilmez eşyaların, dışında herşeyim onun eseri. Ama yaptığı herşey o kadar iyi ve güzel ki hiç değiştirmek, yenilemek gibi bir isteğim  olmuyor. Sadece yüzleri değişiyor, cilaları yenileniyor, yerleri değişiyor. Pamir 1984 den beri  Ali Rıza Çarmıklı’nın isim babalığıyla Villa Pamir markasıyla çalışıyor. İlk kez  Maçka’da sonra Nişantaşı’nda açtığı   mağazasını sonraları  Bağdat Caddesine taşıdı.

Pamir’le 1988’de bir ortak arkadaşımızın evinde

Nişantaşın da mağazasını açtığı ilk günleri, ilk heyacanları yaşadığı dönemlerde, benimde  ilk showroomumu açtığım günlere denk geldi. İkimizde bambaşka umutlar ve hayallerle işimize sarılmıştık. İlk showroomu mu da, o günlerde yenilediğim ofisimi de, Pamir yapmıştı. Özel vitraylı aynalarla kaplı showroom, ofisimdeki hem yazıhanem hem de toplantı masası olarak kullandığım, özel dizayn, masam, kuşlu koltuklarım, kırmızı kumaş kaplı benim koltuğum, hepsi çok güzel ve harika olmuşlardı. O günlerde ev tekstili sektöründe,showroom pek bilinen, kullanılan birşey olmadığı için çok ilgi görmüş ve beğenilmişti. Ofisin ve showroomun bulunduğu, sıradan bir zemin kat, Pamir’in eli değince bambaşka olmuştu. O dönemlerde yeni yeni Türkiye’ye gelen tüm yabancı markaların, Printemp, Carrefour, Metro’nun hep ilk tercih ettikleri, ev tekstili imalatçısı olmam da bu şık showroomun da çok etkisi olmuştur sanırım.

Pamir önce Maçka ve Nişantaşı’ndaki mağazasında  çok özel müşterilerine değerli dekorasyon ve mobilyalar yaptı. Sürekli Avrupa ve Amerika daki fuarları takip etti. Çok zarif,  aksesuarları ithal ederek mağazaların da satışa sundu.Kendi stilini, beğenisini müşterisinin istekleri yönünde en güzel hale sokmakta  her zaman çok başarılı oldu. Sonra Mağazasını Bağdat caddesi Sahil  yoluna, taşıma kararı aldı. Önce Çiftehavuzlar da şimdi de Kızıltoprak, Fenerbahçe arasında caddede  çok keyifli ve şık mağazasında hizmet veriyor.

Klasik, dömi klasik, provans, şimdide kızı Perim Leyla ile minimal, modern çizgide de ruhunu , gönlünü, sevgisini, çoşkusunu yansıtmaya devam ediyor.                                                                                                                                               Perim Leyla’da, çocukluğundan beri hayranlıkla izlediği, annesinin izinden gitti. Domus Academy’ de mimarlık eğitiminin ardından Giugiaro Architettura’ daki deneyimleri ile tasarım dünyasına farklı bir perspektif katan başarılı çizgisiyle  P.V.P(Pamir ve Perim) adıyla  proje bazlı çalışmaların yanı sıra kişiye özel tasarımlar da yapmaya başladı. Leyla önceleri Kanyon da özel tasarım ve ithal aksesuarlar satan çok farklı şık bir mağaza açtı, kendi tarzının farkını, özelliklerini  mağazada ki seçimleriyle anlattı.  Daha sonra da anne kız, çok güzel bir işbirliği ve sinerji içinde çalışmaya başladılar.

 Perim hakikaten bir peri kızı, bütün güzelliğinin, yeteneklerinin yanında ,o kadar zarif ve duygusal ki sanki hiç bu dönemin genci değil. Bu çok özel iç güzelliği, zaten dış güzelliğine her zaman  yansıyor, ve onu çok daha değerli kılıyor. Her zaman favori gözdelerimden  olmasının, yanında çok sevdiğim, çok özel bir genç ve işinde de  farkını hemen belli ediyor.Leyla ile cocukluğundan beri her beraberliğimizi unutulmaz yapan o çok güzel gözleri, zarifliği tarzı ile çok da keyifli, çok özel.                                                                       Bir  Roma buluşmamız var ki tüm seyahatin en güzel anları onunla yaşadıklarımız oldu.

Lise arkadaşım, Pamir’le öğrencilik yıllarımız, iş hayatımız da ilk senelerimiz, çocuklarımızın küçücük olduğu yaşlardaki koşuşuturmacalarımız, hep çok güzel anılar. Arkadaşımın başarılarıyla,ilk gününden beri  çok gurur duydum, çok mutlu oldum. Pamir, çok özel bir insan ve tasarımcı,ailesi ile Leyla ve sevgili eşi can yoldaşı Umut’la uzun senelerdir, Villa Pamir’in olmazsa olmazı sevgili ablası Tülin’le müthiş bir ekip ve aile.

Birkaç sene önce Bodrum Göltürkbükünde kendileri için yaptıkları evlerini  gördüğümde,Pamir’in ve ailenin keyifle yaşayacağı olağanüstü güzel bir evi hep beraber sevgiyle yarattıklarını anladım. Bodrum’un dokusuna çok yakışan Provans tarzı ev muhteşem güzel ve davetkar olmuştu. Pamir’in ve tüm ev halkının  ev sahiplikleri ile harika bir Bodrum evi. Hem Bodrum Türkbükü’nün en güzel sahil ve plajına, hem en güzel manzarasına hakim evin bahçesi de, peysajıyla , bitkileri ile  çok özel oldu. Bu kadar güzel evde Pamir’in ağırladığı konuk olmak da, gerçekten keyiflerin en güzeli. Her şeyin en güzeline layık arkadaşımı, kutluyor, huzurla, mutlulukla nice güzel yıllara sevgiyle diyorum.

Büyük Kulüpte Nur Artıran ile

Çok özel bir konferans ve  çok özel konuk konuşmacılar

Tülin Özgür, Nur Artıran, İsviçre Büyükelçisi Raimund Kunz ve bizim grup

29 Nisan Pazar sabahı, Credit Agricole Group’un  davetlisi olarak, Büyük Kulüp deki çok özel kahvaltılı konferansa katıldım. Grubun davetlileri Türk İşadamları ve İşkadınları idi.Konu da Küresel Kriz idi. İsviçre Büyükelçisi,  Credit Agricole Group ekip olarak, İsviçreli konuklar, Büyük Kulüp üyeleri  katılımıyla toplantı çok kalabalıkdı, Bisiklet Yarışmasına rağmen tüm masalar, doluydu. Bizler de Credit Agricole Group’un başkanı sevgili dostumuz,Tülin Özgür ve Konuk Konuşmacı Nur Artıran‘ın yakınları, dostları ve sevenleri olarak, Saime Yardımcı, Nuran Evrensel,Şenda Tüfekçioğlu,Berrin Kuleli,Perihan Görücü, Münteha Adalı ile hep beraber oradaydık.Masalar, hem tüm Türk kahvaltılıkları hem, özel İsviçre peynirleriyle çok zengindi. Ama esas zenginlik, konuk konuşmacılar ve sohbetleri oldu.

Bizlerin Nur Artıran ile tanıştıran, sevgili dostumuz Saime Yardımcı ile önce Credit Agricole Group adına Jean Paul Betbeze konuştu. Ünlü ekonomist konuşmacı, Küresel krizden nasıl çıkılabilir? ABD,Avro Bölgesi,BRİCS Ülkeleri ve Türkiye’deki stratejiler konularını çok detaylı, raporlamalarla, alternatiflerle, ülkelerin şuanki siyasi durumları, ya da daha sonraki olabilecek şekillerde değerlendirdi. Grafiklerle paylaştı. Çok geniş kapsamlı bir sunum yaptı. Tüm iş hayatını etkileyecek olaylar ve analizler olduğu için herkes tüm dikkatle ve merakla izledi. Bütün konunun  içindeki  ülkelerin durumu yanında Türkiye’nin daha sağlıklı ve güvenilir bir strateji izliyor olması sevindirici olmasına rağmen ekonomik krizin global olması yönünden önümüzdeki günlerde daha zor günlerin bizleri beklediği aşikardı. Bu tablolara bakılarak en akılcı yolların neler olabileceğini de Jean Paul Betbeze kendi yorumuyla, önerileriyle aktardı.

Herkes olaya o kadar konsantre olmuştu ki ara bile verilmeden devam edelim dendi ve ikinci konuk konuşmacı,Şefik Can Uluslarlararası Mevlana Eğitim ve Kültür Derneği Başkanı  sevgili H.Nur Artıran, Küresel Ekonomik Krizde İnsan Faktörü başlıklı konuşmasına başladı.

Zamanlama, konuların ve konukların seçimi çok enterasan görünürken, Nur Hanım müthiş etkili farklı yorumu ile herkesin aklı, gönlü, yüreği, başka türlü  hissetmeye, atmaya, düşünmeye başladı. Bu olağanüstü konferansın böyle farklı iki yönden değerlendirilmesinin,  en önemli nedeni çok iyi bir finansçı ve ekonomist olduğu kadar, tasavvuf felsefesini de çok iyi bilen Tülin Özgür’ün başarısıydı.

Nur Artıran konuşmasına tasavvufi düşüncede maddi ve manevi dünyayı, madde ile manayı, aynı anda değerlendirmek ve dengede tutmanın önemi ile başladı. Çok çoşkulu, etkili  ve akıcı bir dille yaptığı konuşmasını, örnekler ve sembollerle de, renklendirdi. Aşağıda  aldığım notları Nur Hanım’ın kendi anlatımıyla  aktarmaya çalıştım. “İnsan faktörü 3 boyutlu, 1- Maddesel Boyut  2- Görünmeyen Boyut  3- İki Boyutun Birleştiği Ortak Nokta . Gerçekler bu iki boyutun birleştiği noktadadır. Bunu birleştirmeyen çözümler geçersizdir.Madde ile Mana arasınaki denge sağlanmazsa hiçbir çözüm geçerli olamaz . Sadece ekonomik kriz de değil, her zaman bu denge şart.Öncelikle insan kimdir, ondaki evrensel güç nedir, kapasitesi ne kadardır. Her konuda detaylı araştırma yapan insan kendisi hakkında yeterli bilgi sahibi değil.Günümüz de insan dış dünya ile uğraşmaktan kendisini araştırmamıştır.Büyük bir hırsla atını gökyüzüne sürerken, yıldızları keşfederken ne yazık ki kendini keşfedememiştir.800 yıl önce Mevlana şimdiki medeniyetin oluşmadığı yıllarda bile insanın gücünü söylemiş,” İnsan en mükemmel şekilde yaratılmıştır.İnsan hayale sığmayacak kadar büyüktür.Kıyamete kadar anlatsam sığmaz. İnsanın değerini çok iyi anla yoksa hiçbirşeye çözüm getiremezsin.”..demiş….Nietzsche “Cinselliği olmasa, ben ona tanrı derim diyerek, insanı anlatmış. Gerçek insan neyi nerede yapacağını bilir, İnsan evrenin en güçlü yaratığıdır.

Yüce Allah “Ben insanın sırrıyım, insan da benim sırrım”, buyurmuş. Mevlana  “Dünya  küçük alemdir.İnsan tüm evrenin üstünde güçlüdür. Herşey insana göklerde ve yerde hizmetçi olarak verilmiştir.İnsan kendi yaradılışını çözmeden, sorunları çözmesi beklenemez.”demiş.

Evrendeki ilahi bütünlüğü redeen hiç bir devlet ve hükümetin uzun süre kalması mümkün değildir.Birbirinden ayrı , ayrı gibi gözüken herşey bir bütünün parçasıdır. Hava, ateş, su zıt gibi görünen ama bir bütünlük  içinde birliktedirler.

Ekonomik ve sosyal hedefleri belirlerken,insani değerleri de ele almak gerekir. Mevlana der ki dünyayı bir insan bir bütün olarak düşünün,dünyadaki tüm insanlar vucüttaki hücreler gibidir, hücreler de organları, oluşturur. Hepsi birarada insanı oluşturur.Hiç biri diğerine benzemez.  Evrendeki değerler de aynı şekilde. Tasavvufi düşünce de ticaret ve çalışmak şart, özendirilir,ilahi nizam ticareti önerir,paylaşmayı önerir.Ama emeksiz zihniyeti rededer.Böyle bir görüş zayıf inasanı oluşturur.Ticari emek güç, demir çimento gibidir.Hedefleri güçlü kılar.Diğeri ise sahile kumla kale yapmaya benzer. 1929 da ki Amerika ekonomik  krizini, “İnsan Denen Meçhul” isimli  eserinde anlatan,  Nobel Tıp Ödülü kazanan Dr. Alexis Carrel, “Kriz medeniyetin kendi yapısından kaynaklanıyor. Ama içinden çıkamıyoruz. Krizden yani  kendi elimizle yaptığımız bu bataklıktan,  yine ancak kendi insani gücümüzle çıkabiliriz.”  diye anlatmış.  

80 sene sonra değişen birşey yok, insanlar yine aynı yanlışları yapıyorlar.Yine aynı krizleri yaşıyorlar.Bütün ekonomik doktrinler insanı keşfetmeyi redettiler.Manevi değerlerimizden çok şey kaybettik.Çünkü insan kendini tanımadan bu maddi dünyaya hakim olmak istemiştir.Netice de de medeniyet mutsuz ,huzursuz insan yapıyor. 80 sene önce de aynı şeyler yaşanmış bugünde aynı noktadayız. Hiç bir ilerleme yok.Mevlana insan üç boyutludur, diyor. Et kemik ve ruhtan meydana gelmiştir. İnsan kurtulmadıkça dünya kurtulamaz, diyor.Şems, “dünya insana benzer, insan başka bir dünyaya” diyor. .Önce insanı çözmeliyiz, sonra devletler, milletler, krizler

Toplantının sonunda Tülin Özgür son noktayı koyduğu yorumunda, iki uç noktayı birleştirdi.Ekonomik  krizler, manevi dünya ile maddi dünya arasındaki dengesizliğin neticesidir.Buda günümüzde, maddi değerlere daha fazla değer verilmesinden oluşmuştur. Çözümü de dengeyi kurmakla mümkündür. İki değerli konuşmacı da krizi, kabuğu, çekirdeği,ve meyvalarıyla, çok farklı yönlerden değerlendirdiler, diyerek, çıt çıkmayan salonu kendi düşünceleri ile bıraktı.

Toplantı sonrası Büyük Klüp Bahçesindeyiz sevgili Nur Artıran ile 

Hepimizin  kendine gelmesi çabuk olmadı.Toplantı nasıl başlamıştı, nasıl bitti. Hep zaman zaman bildiğimizi sandığımız gerçekleri anında unutup kendimizi hep sadece maddi, görünen,dünyanın içinde kaybolmaktan nasıl kurtarmalıyız, ve bunu nasıl paylaşmalı, çocuklarımıza çevremize güzel örnek olmalıyız. Ben, toplantıyı, elimden geldiğince  anlatmaya çalıştım. Ama biliyorum  ki, yapmamız gereken bilmek değil, olmak.Kendimizi, içimizdeki sınırsız gücü keşfetmek ve  iyi insan olma yolunda ilerleyebilmek.

Hepimiz kendi dünyalarımıza  doğru ayrılırken Nur Hanım, çok önemli yabancı konuklarını ağırlamak üzere Beykoz’daki yerlerine doğru yola çıktı. Tüm Mayıs ayı boyunca da çok önemli toplantıların, konferansların konuğu olacak. Saime Hanım da  Konya ‘daki önemli toplantıların düzenleyicisi  ve ev sahibi olarak  Konya’ya gitti. Ben de daha sonraki buluşmalarımızı  size aktarma sözü ile yazımı bitiriyorum.Sevgiler

Hakan Baş Genç Kagider ile

Hakan Baş, Genç Kagider Günleri, Eskişehir’deki Anadolu Üniversitesi buluşmasında gençlerle idi.Hakan’ı dinlemeyi çok isterdim, ama olmadı. Bir daha ki sefere inşallah. Ben de daha önce okumamış olanlar için Hakan Baş ile ilgili iki yazımı tekrar sizlerle paylaştım.Hem Girişimcilik Öyküsü hem Girişimcilere tavsiyeleri.

Bir sene içinde sırasıyla Peak GamesKrombera ve Lidyana.com’u kurdu.2011 Endeavor   ödülünü aldı. Şuanda Lidyana.com’un Co-Founder & CEO’su olarak çalışıyor.Henüz 29 yaşında. Bu çok başarılı genç adam Hakan Baş.                                         1983 doğumlu Hakan Baş, çok başarılı bir girişimci, Orta Okul ve Lise öğrenimini çok sevdiği Üsküdar Amerikan Lisesinde tamamlıyor,  Lisans diplomasını Cornell University, MBA yüksek lisansını ise Yale University’den almış. Burcunun  terazi, yükselenin ikizler; olduğunu söyleyen Hakan Baş burcumun tüm özelliklerini taşıyorum diyor.12 yaşına kadar Galatasaray’da sonrada Fenerbahçe’de profesyonel olarak yüzen Hakan Milli rekortmen bir yüzücü ama futbolu daha çok seviyorum diyor. Lisans ve yüksek lisansı arasında 1 sene New York’ta Bank of America’da, 2 sene İstanbul’da Raymond James Financial’da investment banking yapıyor. MBA sonrası Türkiye’ye dönüşünde kurumsal hayattaki son tecrübesini  Garanti Bankası Strateji departmanında 1 aylık VP görevi yapıyor.. Sonrasın da da 2010 Kasım ayında hep hayal ettiği  girişimciliğe adım atma fırsatını buluyor.Sırasıylada üç şirketi ortaklarıyla arka arkaya kuruyor. Lidyana’da başarılı futbolcu Arda Turan, markafoni Yönetim Kurulu Başkanı Sina Afra, Yemeksepeti Kurucusu Nevzat Aydın ile Peak Games ve Krombera Kurucu Ortağı Hakan Baş başta olmak üzere Türkiye’nin en başarılı internet girişimcileri  buluşuyorlar. Mücevherleriyle ünlü Lidyalılardan esinlenilerek ismi konulan Lidyana.com, kullanıcılarına pek çok ünlü markanın takı ve aksesuarlarının yanı sıra kişiye özel tasarımlarını da özel bir alışveriş deneyimiyle sunuyor. Yaklaşık 2 milyon TL yatırımla kurulan Lidyana.com, Türkiye sınırları içerisinde herkesin bildiği ve kendi zevkine uygun ürünlere ulaşabildiği bir platform haline gelmeyi ve bir yıl içerisinde bölgesel düzeyde hizmet ağlarını genişletmeyi hedefliyor.2000’den fazla farklı ürün barındıran ve her geçen gün yeni bir tasarımcı ve marka eklenen Lidyana.com kataloğu Merve Hasman’ın objektifinden çıkıyor. Sadece kadınları değil, erkekleri de hedefleyen sitede ürünlerin fiyat aralığı ise 15 TL ile 1.500 TL arasında değişiyor. Kadın aksesuar ve takılarının yanı sıra erkekler için kol düğmeleri, bileklikler, kolyeler ve kemerler de Lidyana.com’da yer alıyor. Satılan ürünleri bir iş günü içerisinde adrese teslim eden ve üründen memnun kalınmadığında ücretsiz geri gönderimle birlikte para iadesi yapan Lidyana.com, üründe herhangi bir deformasyon söz konusu olduğunda ise ücretsiz tamir sağlıyor.

Etkin Girişimciliği Destekleme Derneği Endeavor,  bu yıl Ürdün’de 17-19 Ekim 2011 tarihleri arasında gerçekleşen 40. Uluslararası Seçim Paneli’nde yedi ülkeden katılan girişimciler arasından Türkiye’nin ülke adayları , Hakan Baş ve Sidar Şahin de şirketleri Peak Games ile EndeavorGirişimcisi unvanını elde etti.
Krombera geleneksel pazarlama anlayışını yenilikçi mecraya entegre eden  hizmet dijital iletişim ajansı olarak,  dijital dünyadaki pazarlama fırsatlarını güçlü ve dinamik ekibi ile  düşünüyor, sosyal medyada pozitif farkındalık yaratıyor ve  harika çözüm önerileri sunuyor.
Yandaki fotoğraf
Krombera’nın
pazarlama
çalışmalarından
NFL final maçının sosyal medyaya yansımaları da büyük ses getirdi. 9.3 milyon sosyal medya yorumu ile rekor kıran Super Bowl’da, maç süresince saniyede 10.000 civarında tweet atıldı.
                                                                                           Hakan girişimci olmayı çok istiyordu, yapmak istediklerini hayal etti,kurguladı, çok çalıştı ve gerçekleştirdi.Sporcu yapısı ve disiplini de ona bütün başarılarında katkı sağladı. Hep hedefleri vardı, hedeflerinde engel tanımadı, kısa zamanda başarıya ulaştı.
Hakan’ın işlerini, başarılarını ilk duyduğum günden beri hayranlıkla takip ediyorum,  heyacan duyuyorum. Genç Kagiderçalışmalarının başlatıldığı şu günlerde gençlerimize de çok güzel örnek ve motivasyon olacağına inanıyorum. Hakan’ın deneyimlerini başarılarını,GENÇ KAGİDER Etkinlikleri’nde gençlerle de paylaşmasını anlatmasını arzu ediyorum.                                    Sevgili Hakan hep çalışmalarının, başarılarının  takipçisi olacağım. Ürünlerini de çok beğeniyorum, takip ediyorum. Çok özel başarılar, hep seninle olsun, gönlündekilerin hepsini hayata geçir, çok genç ve çok başarılı bir örnek oldun. Ailenin, hepimizin gurur kaynağısın. Sevgiyle kal.

Hakan Baş’tan Girişimcilere Tavsiyeler

Ex investment bankerken en sempatik bulduğum kitap (The Liar’s Poker‘ı bir kenara ayırırsak) The Accidental Investment Banker’dı. Daha sonra girişimciliğe adım attığımda, geçmiş algoritmalarımla mevcut key wordlerimin sentezinden olsa gerek, Susan Urquhart-Brown’ın o çok da “Best Seller” olmayan kitabı The Accidental Entrepreneur’u elimde buldum. Susan kitabında “keşke önceden şunları biri bana söyleseydi, o zaman ben daha neler yapardım” diyerek girişimcilere tavsiyelerde bulunuyor.

Ben de hayatımın her evresinde, benim 1-2 sene önümden giden birinin (çok önde olanların hatırladıkları yanıltıcı olabiliyor  ve dinamikler de çok değişmiş oluyor) her anımda bana yol göstermesini çok istemişimdir.

Poke the box! Geçtiğimiz haftalarda ülkemizi ziyaret eden Seth Godin’in Poke the Boxadlı kitabında anlattığı gibi, fırsatlar inisiyatif alınmadıkça statikten kinetiğe geçemiyor. LinkedIn kurucusu Reid Hoffman da start-up kurmayı uçurumdan atlayıp yolda uçak inşa etmeye çalışmaya benzetmişti. Ama o adımı atmadan uçak kendiliğinden meydana gelmiyor. Bu yüzden harekete geçmekten, insiyatif almaktan çekinmemek gerek.

Manevraya hazır ol! Jessica Livingston, Founders at Work adlı kitabında önde gelen başarılı girişimcilerle söyleşilerde bulunmuş ve hepsinin hikayesindeki ortak noktanın evdeki hesabın çarşıya uymaması olduğu sonucuna varmıştı. Gerçekten de tüm business planlar ve projeksiyonlar bir yol haritası çizmek adına güzel, ama yola çıktıktan sonra birçok sürpriz ortaya çıkıyor. Bu kırılma noktalarında girişimcinin manevra kabiliyeti, azmi ve kararlılığı çok kritik rol oynuyor. Başarılı girişimci krizleri bir şekilde fırsata çevirebilmeli.

Fikrinle evlenme! Benim genç arkadaşlarda en çok rastladığım hastalık bu. Fikre körü körüne bağlanıldığında eksikler görülmüyor, belki de çok başarılı hale gelebilecek bir iş planı gerekli düzeltmeler yapılamadığından çürüyüp gidiyor. Diğer taraftan da olmayacak işten vazgeçebilmek de bir meziyet: Projenin olmayacağını anladığı anda fikri öldürmeyi becerebilmek de başarılı bir girişimcinin en önemli özelliklerinden olsa gerek. Bir diğer önemli nokta ise fikri potansiyel yatırımcılarla ve sektör duayenleriyle konuşurken paylaşmaktan çekinmeyin; onlar sizin fikirlerinize şekil verecek kişilerdir. Artık herkesin de bildiği gibi VC’lere NDA imzalatmaya kalkmak en büyük deal breaker olarak biliniyor.. Ve yine her zaman söylendiği gibi fikir değil, fikri hayata geçirebilmek önemli olan.

Önce Proje! Başarıyı yakalamak için girişimcinin start-up projesini hayatındaki en önemli varlık olarak (bebeği gibi) görmesi gerekiyor. Şirket kuruluşunda ve kuruluş sonrası asıl öncelik operasyonun kusursuz yürümesini sağlamak olmalı – sosyal hayattan geri kalmamaya çabalamak, kişisel maddi çıkarlar gözetmek, egolara yenilmek “epic fail” habercisidir. Bu noktada projenin ilerlemesi için mantıklı oranlarda dilute olmaktan gocunmamak gerektiğini de belirtmek isterim: 5m dolarlık bir şirketin tamamına sahip olacağına, 100m dolarlık bir şirketin yarısına sahip ol. Zaten artık ülkemizde de “capital is not a barrier to entry” gerçeği var. Güzel bir proje ve bunu gerçekleştirebilecek sağlam bir ekip kurulduysa fon bulmak artık çok daha kolay. Burada da kritik nokta doğru yatırımcıları seçmek oluyor. ;)

Takım Oyunu! Execution is everything! Hep bu konuya geliyoruz ama gerçekten de en kritik konu takım. Fonların da bilindiği gibi bir projeye yatırım yapacakken ilk değerlendirdikleri kriter management team. Başta Co-Founder olmak üzere, seçilen yönetim ekibi şirketin kaderini belirleyecek kişiler. Bu yüzden çekirdek kadronun aynı frekanslarda, aynı vizyona sahip ve aynı aidiyet duygusuyla çalışıyor olması çok önemli.

Egolar kapıya! Yukarıda da bundan bahsettim ama bunu ayrı bir maddede tekrardan vurgulamaya gerek duydum. Türk girişimcilerinin en büyük eksiklerinden biri de genelde kendilerini alanlarının profesörü olarak görmeleri. Başarılı bir girişimci “Hiç bir şey bilmiyorum” diye düşünerek her gün araştırmalar yapmalı, pazarı takip etmelidir – yeniliklerden bihaber olanlar çok geride kalıyor. Öte yandan, egosu yüksek girişimciler ne fonlar ne de sektördeki diğer insanlar tarafından seviliyorlar ve bu kötü reputasyon uzun vadede yine başarısızlığa tek yön bileti veriyor.

Zaman Yönetimi! 7/24/365 işle yatıp işle kalkmayan girişimcinin başarılı olma olasılığı tamamen şansa kalır.  Hal böyleyken de her anı iyi değerlendirmek, eldeki yapılacaklar listesinde hiçbir şeyi ertelememek gerekiyor. Her gelen to-do’ya top yere inmeden gelişine “done” diyebilmek gerek. Biriktiğinde toparlamak çok zor ve bu hızlı hayatta kaçan balığın büyük olma ihtimali de çok yüksek.

Networking! Bu başlığa gerek duydum ama yapacak pek yorum yok sanırım; hepimiz hemfikiriz diye tahmin ediyorum. Çıkın ve herkesle tanışın! Şirketin kapıdaki güvenliğinden bile öğrenecek çok şey olduğunu unutmayın.

EN EN EN ÖNEMLİSİ ise dürüstlükten ve prensiplerden , ödün vermemek gerek. Hayat uzun, “doğrular mutlaka kazanır.”