Davet Favorilerim

Favorilerim sürekli birikiyor, kısa kısa yazmakta fayda var, diye düşündüm.

Son dönemlerde gittiğim davetlerdeki favorilerimi yazacağım bugün.

Önce Antakya mutfağının harika lezzetlerini yemek, ya da eviniz de ikram etmek isterseniz,Akdeniz Hatay Sofrası  çok doğru adres. Sevgili Fatoş Kayacan Hataylı’nın evindeki davette, hem lezzetler, hem servis ve sunumlarıyla ekip de yemekler de harikaydı.Ev deki davetler  için, çok farklı ve özel, hele Antakya’lı de iseniz.

Fatoş Hanımın çok lezzeli Antakya yemeklerinden seçtikleri,  Oruk, Yeşil Zeytin Salatası, Zahter Salatası, Muhammara, Babagannuş, Mutebbel, Kısır, Humus, Tuzlu Yoğurt, Kaytaz Böreği,Tuzda Kuzu ve Hatay Usulü Künefe, İncir Tatlısı, Kabak Tatlısı  idi. Deveci Tuzda  Kuzunun   servisi ,ve sunumu müthişdi.  

Akdeniz Hatay Sofrası, Hatay’ın unutulmaya yüz tutmuş lezzetlerini ve Hatay’da evlerde yapılmış olan çeşitleri birleştirerek bir menü oluşturmuş.Hem Aksaray’da ki, 250 kişilik restaurantta hem çağrıldıkları davetlerde, tüm maheretlerini sergiliyorlar.                                                                        Mekanın menüsünde Akdeniz yöresi yemekleri olarak tuzda kuzu, deveci cerra kebap, yöresel çorba ve pilavlar, yöresel salatalar ve mezeler yer alıyor.

Fıstıklı kadayıf, kabak tatlısı, turunç tatlısı, kömbe, kerebiç ve köpük gibi yöreye ait tatlıların yanı sıra dut şerbeti, meyan şerbeti, menengiç kahvesi gibi alternatifler de sunuluyor.

Ayrıca hafta içi saat 08.00 ile 11.30 arası 51 çeşit, her pazar 08.00 ile 13.30 arası 151 çeşit, tamamı Hatay yöresel kahvaltı hizmeti de sunuyor.

Akdeniz yöresinden günlük gelen keçi sütünden yapılan peynir çeşitleri, özel mezeleri, ev yapımı tadında tencere yemekleri ile kireçte bekletilme usülü ile yapılan reçel ve tatlılarını (kabak tatlısı), fırında pişen özel kurabiye ve börek çeşitlerini, yöresel sini oruğu ve öcce gibi çeşitler de sunuluyor.

Kahvaltı davetleri her zaman çok keyifli ve  popüler. Yaz başı gittiğim çok anlatılan beğenilen,bahçede kahvaltı davetinde ise, çok başarılı bir organizasyonla, sürekli sıcak gözlemeler yaparak gelenleri çok mutlu ettiler.Daha sonraki bir davette ise Mardinli arkadaşım, ünlü Mardin mutfağı Cercisim Murat konağından gelen Mardin börekleri sembusek  ile çok sükse yaptı. Sembusekleri gönderen de yine çok sevgili arkadaşımız, Cercisim Murat Konağı’nın sahibi Ebru Baybara idi.

Cercicisim Murat’da hem kendi yerlerinde, hem davetlerde, Mardin Mutfağının yöresel zenginlikleri  çok lezzetli, çok çeşitli, çok zengin, benim için çok değişik, farklı ve çok başarılı da  sunuyorlar.Anlatmak zor illa deneyin diyorum. Ben de tüm misafirlerimi, dostlarımı mutlaka en az bir kere orada ağarlıyorum, ya da ev davetlerim de  birşeyler sipariş ediyorum.

Prensimin annesi Ezgi ise her davetinde harikalar yaratıyor. En son katıldığım doğum günü partisinde, karidesli sebzeli noodle, fesleğenli somon, kuzu ıspanak salatası, mantar , patates,peynir krakarlerle donattığı sofrası bana çok pratik ve sıcak geldi. Birde Bayram Usta’dan  ısmarladığı imambayıldı vardı ki inanılmaz lezzetli idi.Tatlı masasına da yine Bayram Usta’dan çok özel profiteroller ısmarlamıştı.Bayram Usta kırk seneye yakındır aynı yerde Topağacı’nda  aynı lezette yemekler yapıyor. Ben de  seneler, seneler önceTeşvikiye’de otururken, evimdeki davetlerde kendisine yemek siparişleri verirdim.O zaman da bir numaraydı, şimdi de müthiş. Ezgi’nin davetinde tüm yemekler çok güzeldi ama Bayram Usta’nın imambayıldısı parmak ısırtan cinstendi.

Yine hep favorim, yakın dostların, akrabaların bir arada olduğunda beraber oluşturduğu sofralar, herkesin en beğendiğini  iyi bildiğini yapıp getirdiği, beraberce kararlaştırılan menüler.Böyle sofralarda ben genelde, patlıcan salatası yapıyorum, galiba. Ezgim geçen hafta bize gelirken, siz salatayı yapmayın ben yapayım dedi. Sonra bir kavonoz suda mozeralla, haydari, balzamik sirke, bir kavonozda közlenmiş  kızrmızı biberle geldi. Yıkanmış salataların üzerine  balzamik sirke, zeytinyağı, haydari koydu, kırmızı biberler ve mozerallaları doğradı. Sonuç muhteşem oldu.Yazdıkça bir sürü başka favorilerim aklıma geliyor, ama burada kesip başka sefere diyorum. Sevgiyle, sevgilerle,

Çok Hoş Bir Film Gibi…

 Orkide’yi gördüğümde içim ısındı, çok sevdim, hikayesini dinlediğimde de onun heyacanını yaşadım. Serüven  tutkusunu cesaretini çok benimsedim, ben de o yaşlarda  benzer şeyler yapmak isterdim,ama bambaşka yollara gittim. 0nu dinlerken, kendimi çok hoş bir film seyrediyormuş gibi hissettim. Sonra karşılaşmalarımız da ondan da çok güzel  ve sıcak tepkiler aldım. Zaman için de daha çok birlikte olma, projelerde beraber çalışma, seyahatler edebilme şansımız olursa çok sevineceğim. Sevgili Orkide yeni Kagider üyesi ama Genç Kagider çalışmaları ile bize hemen aktif katıldı.Hikayesini yazdı yolladı, ben de keyifle paylaşırken, bu heyacanlı, serüven dolu hikayeye, onun rengarenk resimlerini ekledim.

“Haşarı Bir Kız Çocuğunun “Büyüme” Öyküsü”                                                                         Benim hikayem, ailenin en yaramaz ve haşarı çocuğunun zaman içinde kendini ve dünyayı keşfetmesi,  sorumluluk almayı öğrenmesi ve başarılı bir iş kadına dönüşme hikayesi. Etrafıyla çok ilgili biri olarak gezmeyi, sinemaya gitmeyi, eğlenmeyi ve sosyal yaşamı çocukluğumdan beri çok severim. Yaşam enerjimi, beni iş hayatında da başarıyairi taşıyan parlak fikirleri buralardan alıyorum. Bana göre kendini tamamlamış ve kendiyle barışık ve mutlu biri iş hayatında da başarılı olacaktır. Bu kadar sosyal biri olmamla birlikte iş hayatımda yakaladığım başarı, tüm Gökhan Ailesi için de sürpriz oldu diyebilirim. Benim iş hayatında bu kadar azimli olabilmeme hem seviniyor hem de bu durumu hayretle karşılıyorlar. 

Orkide, herşeyi Mehveş ve Coffe ile

Çocukluktan büyümeye doğru geçişimdeki kırılma noktası sanırım Anadolu Lisesi’ni bitirip üniversiteye girince oldu; kendime farklı bir kariyer hikayesi çizmem gerektiğine o zaman karar verdim. Sorumluluk almak ve başarmak istiyordum. Şöyle bir geriye baktığımda, öncelikle İzmir Bornova Anadolu Lisesi’nin hayatımın akışında önemli bir rolü olduğunu belirtmek isterim. Anadolu Lisesi’nde Almanca ve İngilizce öğrendikten sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Turizm Bölümü’nü bitirdim. Yaklaşık 4 sene kadar bu alanda çalıştım. Sırasıyla ön büro elemanı, rezervasyon sorumlusu, sonrasında rezervasyon şefliği gibi görevler üstlendim. 4 senenin sonunda kendime hayatımın o döneminde ne yapmak istediğimi sorduğumda, yabancı dil öğrenmeye devam etme arzusunda olduğumu anladım; daha fazla eğitim görüp, daha farklı kültürler tanımalıydım.

O dönemde Almanca ve İngilizce bildiğimi düşünerek yeni bir dil öğrenmem gerektiğine karar verdim ve Fransızca üzerine araştırmalar yaptım. Tabii ilk akla gelen üniversite olan Sorbonne’u ben de çok istiyordum. Ancak okula kabul edilmek için Fransızca bilmek şart olduğundan, ilk etapta Paris’te Belitz özel dil kursunda yaklaşık 3 aylık bir dil eğitimi aldım. Öğretmenimle birebir tek kişiydim ve çok çalışıp Fransızcamı hızla geliştirdim. Sonrasında Sorbonne beni bu kadar kısa sürede Fransızca’yı konuşabildiğim için almaya karar verdi. Sorbonne’da da Fransız dili ve edebiyatı üzerine okudum. Ancak üniversitenin son yarım dönemini annemin geçirdiği bir rahatsızlık nedeniyle tamamlayamadan Türkiye’ye geri dönmek zorunda kaldım. O son dönemi de yakın zamanda bitirip diplomamı almayı istiyorum. Bunun yanında kısa bir dönem Los Angeles’taki UCLA’da yazın İngilizce’mi geliştirmek üzere 3 aylık kısa süreli bir eğitimim de oldu.

Kararlılık, Azim ve Cesaret: Yeni Bir Hayatın Anahtarları

Esasında Fransa’ya gidişim oldukça ilginç bir öyküdür. Galiba biraz da yaşama verdiğim değer ve yaşamdan ne beklediğimle ilgili. Ortaokul-lise döneminde ağabeyim İzmir Saint Josef’te okurken onun Fransızca konuşmasına hayran kalmıştım ve ben de Saint Josef’e girebilmeyi çok istemiştim. Ancak benim dönemimde kız öğrenciler maalesef okula alınmıyordu. Bu nedenle ben de tercihimi Anadolu Lisesi’nden yana kullanmıştım. Almanca ve İngilizce öğrenince aileler çocuklarının öğrendikleri diller üzerine yurtdışında eğitim yapmaları gerektiğini düşünüyorlar. Ama ben Fransızcamı geliştirmek istediğim için biz de bu konudaki ikna süreci oldukça zor, hatta biraz da emrivaki oldu denebilir. Sonuçta, ailem bunu ne kadar çok istediğimi görünce yapacak bir şey kalmadı; tüm okul işlemlerimi hallettim, hatta bir de yanında kalacak arkadaş buldum kendime. Bütün plan bunun üzerine olduğu için son hafta yanında kalmayı planladığım Fransız arkadaşımdan gelen ve odasını başkasına kiraladığını belirten mektubu ailemle paylaşmadan uçağa binip doğru Paris’in yolunu tuttum. Şimdi 22 yaşında gösterdiğim bu cesareti düşünüyorum da kendime inanamıyorum. Bir kelime Fransızca bilmeden başlayan filmlerdeki gibi bir hayat.

Orkide ile Gliss Otel Bodrum davetinde birlikteydik. Bu çok güzel mavi elbise ile tüm güzel ve renkli kadının arasında bile hemen farkedilen oldu.

İlk gece otelde kaldıktan sonra, okumayı planladığım Belitz’e kalacak yer sordum. Yerleri olmadığını öğrendiğimde ise Aliance Française’ın kapısını çaldım. Tabii Alliance Française doğal olarak kendisinde okumam konusunda ısrar etti; fakat ben ne yapıp edip onlara bağlı ailelerden birinde kalmayı başardım. Sonra orayı da beğenmeyip iki hafta kedi bakıcılığı yaptım. Sonunda hâlâ kız kardeşim gibi olan Violette Duclos ile tanışıp kalacak bir yer buldum kendime. Bu arada ailemi ise hiçbir sıkıntım olduğunu söylemeden, gayet keyifli bir eğitim aldığıma ikna ettim.

Paris benim için çok anlamlıdır… Hayatta tamamen yalnız başıma ayakta kalmayı, para kazanmak için nasıl çalışılması gerektiğini ve gerçek arkadaşlığın ne olduğunu hep orada öğrendim. Bence çok keyifli bir tecrübe oldu. Aileme Paris’teki ilk dönemlerinde yaşadıklarımı geçen sene anlattım. Annem ve babam şu an 76 ve 77 yaşındalar. Ben bunları anlatınca tabii ki hayatlarındaki en büyük şoku yaşadılar.

Dünyanın Her Yerinden Dostlar

Yurtdışında yaşarken, ben her zaman çok dışa dönük ve sosyal bir insan olmuşumdur. Herkesle o kadar barışıktım ki, yolda yürürken yüzümde bir gülümsemeyle dolaşırdım. Sanırım o yüzden, birçok ülkeden arkadaşım oldu. Fransa’da yaşarken doğal olarak Fransızlar başta olmak üzere Brezilyalı, İngiliz, İtalyan ve İspanyol arkadaşlar edindim. Yurtdışında eğitim görmek farklı kültürleri tanımak, kısacası bir “dünya insanı” olmak adına bana çok şey kattı.

Yurtdışında aldığınız eğitimin bugünkü iş yaşamınıza ve kişiliğime çok şey kazandırdığını düşünüyorum. Yukarıda da belirttiğim gibi, hayata bakış felsefem farklı. İş hayatında doğal olarak önümüzdeki dönemi planlamayı, öngörülerimi daha net bir şekilde koymayı başarırken, özel hayatımda da hayatı en güzel şekilde yaşamanın, her günün yeni bir başlangıç olduğunun inancıyla yaşıyorum. Sanırım üzerimdeki en büyük etkisi bu.

Paris, İzmir, İstanbul Hattı

Türkiye’ye döndükten sonra, 4 yıllık Paris yaşantısı sonrası İzmir’e adapte olmak başlarda zor gelse de halkla ilişkiler alanındaki çalışmalarıma devam ettim. Sonrasında bir gün İstanbul’a kardeşimi ziyarete geldim ve geliş o geliş.

İlk etapta medya sektöründe işe başladım, o dönemin en ünlü anchormanlerinden birinin yardımcılığını yaptım. Bana o işin çok şey kattığına inanıyorum. Çok zordu ama çok eğiticiydi. İşim, o kişinin röportajlarını ayarlamak, haberlerini diğer haber programlarıyla karşılaştırmak,  raporlamak, katılacağı kokteylleri ayarlamak gibi çok iyi organize olmayı gerektiren çalışmaları gerektiriyordu.

Gazetecilik yapmak yerine, onlarla birlikte çalışmak bana daha ilgi çekici geldi. Ama öncesinde reklam sektöründe biraz çalışmak istedim ve 1 yıl kadar below-the-line işler yapan bir ajansta yöneticilik yaptım. Danışmanlık verdiğim firmaların hepsi Bluechip olarak adlandırabileceğimiz firmalardı. Yabancılarla çalışmak iş disiplini açısından çok önemli. Hızlı, çevik ve verimli çalışmayı öğreniyorsunuz. Ardından o dönemin iki büyük halkla ilişkiler ajansında çalıştıktan sonra kendi işimi kurdum.

Kendi İşinin Patronu

8 senenin sonunda artık kendi işimi kurmaya karar verdiğimde, etrafımda yardım alabileceğim kimse yoktu, bürokrat bir aileden gelince ailenizin sizi desteklemesi zor. Ama kafanıza koyarsanız yapamayacağınız hiçbir şey yok. O dönem param sınırlı ve hatta çok azdı diyebilirim. Tek sermayem, aklım ve benimle çalışmak isteyen müşterilerimdi. 20 metrekarelik bir oda içinde şirketimi kurdum; ama hayalim hep büyük oldu. Beş müşteriyle başladığım 2004 yılı Temmuz ayında, bugün 32 kişilik ekipten oluşan 50 müşterilik bir şirkete dönüştük. Bu süreçte şirketimin herhangi bir yatırım almadığını ve bugünlere kendi çabalarımızla ve çok çalışarak geldiğini de belirtmek istiyorum.

Tüm iş yaşamım boyunca dikkat ettiğim bazı noktalar, bugün artık iş felsefem haline geldi. Hem iş hem özel hayatımda yakaladığım başarı ve mutluluğu bunlara borçlu olduğuna inanıyorum. Ben bunlara kısaca “7 Yol” adını veriyorum:

  1. Etik değerler
  2. Dikkat
  3. Hız
  4. Verimli düşünce                                                                             
  5. Aile ol
  6. Saygı
  7. Sevgi                                                                                                                                      Orkide Gökhan / Contactplus Ajans Başkanı

Roma’ya Sevgilerle

Uzun zamandır bu kadar bol ve içten gülmemiştim. Usta yönetmen Woody Allen’in son filminde hem muhteşem şehir Roma’da  tekrar,  tekrar,  doya  doya dolaştım, hem de çok güldüm,bol bol ve kahkahalarla.Hafta sonunda, Eylül’ün son gün güzellikleri,  harika hava, deniz, sahil,dostlarla,kuzenlerimle keyifli anlar, geçmişe yolculuklar,derin sohbetler, yeni keşifler, her şey çok güzelken, akşama da sinema keyfi ile hafta sonum tam anlamıyla taclandı. Woody Allen‘in son filmleri beni çok mutlu eder oldu. Geçen sene bu günlerde” Midnight in Paris”i seyretmiş çok beğenmiştim. Bu sene de “To Rome with Love” ile ustaya tekrar hayran oldum.Filmi çekmesi için teklif ve18 milyon dolarlık  bütçe  İtalyanlar’dan gelmiş. Woody Allen İstanbul için de olumlu bakıyor, teklif gelirse neden olmasın. İstanbul çok egzotik bir yer yorumunu yapıyor.Şu anda ustaya yapılmış altı ülkeden teklif var.Belki bizde sıraya gireriz.Kültür ve Turizm Bakanımız Ertuğrul Günay’da bütçe önemli değil, senoryayı beğenirsek gereken katkıyı yaparız diyor.Bakalım, gelişmeler olumlu olur belki.                                                                                                                 Roma’nın fon olarak kullanıldığı ve Romalıları konu alan, onların yaşam tarzlarını anlatan  film,çok keyifli.Film anlatmama gerek var mı bilmiyorum, şiddetle gidin seyredin, doya doya gülerken, Roma ‘da tekrar tekrar dolaşın diyorum.

Woody Allen, filmde Roma’da birbirinden farklı karakterlerin birbirinden farklı hikayelerinin içine sokarak, bazen şehrin herhangi bir sakini bazen de yazın gelen herhangi bir turistin hayatına girerek romantik ve macera dolu bir geziye çıkartıyor. İtalya’ya çeşitli nedenlerle gelen Amerikalılar ve İtalyanların başlarından geçen romantik ve komik anlar birbirinin içinde geçiyor. Alec Baldwin,  Penolope Cruz, Jesse Eisenberg, Alisson Pill, Roberto Benigni gibi oyuncuların bir araya geldiği film, güçlü oyuncu kadrosuyla da çok ilgi  çekiyor.

Ben seyrederken  kendimi hep Roma da gibi hissettim.Biz de o fimdeki gibi sokaklarda ünlü  pizzacıyı  ararken dönüp durmuştuk.Hele aylar öncesinden rezervasyon yaptığımız,restorantta , özel gümüş kaplama sahanlarda servis edilen deniz mahsulleri ile yapılmış rizottonun kokusu alışmadığımız şekilde ağır gelince, utana sıkıla nasıl geri yollayacağımızı bilememiştik. Şefi üzmek istemedik, ama neyse anlayışlı bir  davranış ile karşılaşıp,yeni siparişimizi vermiştik.Roma tüm çekiciliğinin güzelliklerinin yanında, yemek konusunda da  harika lezzetler şehri .

Roma’ya gidip de resim almadan olmaz. Sonra da ressamı ile resim çektirmek şart. Roma’dan aldığım tablomda, Aşk Çeşmesi var.                                                                    Alışveriş yaparken özellikle seçerek gittiğimiz mağazalardan, aldıklarımız kadar,  yemek yerken, dolaşırken öylesine bakıp aldığımız şeylerin de hala dolabımda en sevdiğim giysiler, ayakkabılar, botlar olduğu kesin. Roma alışveriş için de çok güzel bir şehir.

Roma’yı o sıralar Domus Academy’de okuyan Leyla’m ile gezmek çok hoş, keyifli ve eğlenceli olmuştu.                                                                                                                                           Çok güzel anılar, hatıralar canlandı, fotoğraflarımı çıkarıp baktım.Çok da resim çekmemişiz,çektiklerim de çok net çıkmamış, tekrar gitsek ne iyi olur, üstelik havuza tekrar gitmek için para da atmıştık, bence çok güzel fikir, ne dersiniz. Bugün Roma’ya Sevgilerle diyorum.