Paylaşarak Kazanıyorum

Paylaşarak,  Kazanıyorum; söylemesi  çok güzel, duymak da çok güzel, uygulaması, neticeleri çok daha güzel…Sizlere bu gün özellikle gayrimenkul sisteminde çok uygulanan bu sistemi Ayça’nın girişimcilik hikayesi ile birlikte anlatacağım.

Ayça ile 2004 de tanıştık, Kadıköy yakasına taşınmaya karar verdiğimizde ev ararken çok sevdiğim arkadaşım Cazibe bana Kadıköy Bölgesinde Ayça’yı bul ne gerekirse yapacaktır, çok özeldir, dedi.Böyle tanıştık Ayça ile. 415029_10150488883703591_2033230097_oCazibe’nin yönlendirmesi paylaşımı ile. Sektöre girişinin dördüncü yılıydı, gencecik, pırıl, pırıl, gözlerinin içi parlayan, prensipli, çalışkan süper bir profesyonel gayrimenkul danışmanı.Bizi önce ofisine davet etti, ne aradığımız konusunda telefonda öğrendiği bilgilerle bir ön hazırlık yapmıştı. Sonra uygun olabileceğini düşündüğü  yerleri göstermeye başladı, bizi tanıdıkça da alternatiflerini arttırdı. Necil de ben de kendisini çok sevdik, ben iş disiplinini, sorumluluğunu, markasına, çalıştığı firmasına, arkadaşlarına  verdiği değere hayran oldum.

Bu tanışmadan sonra aramızda güzel bir dostluk ve güven ilişkisi kurulmuş oldu. 2005 de gayrimenkul sektöründe iş yapmaya karar verince yine sevgili arkadaşım Cazibe Erkmen’i aradım, onun bana anlattığı, sektörle ilgili tüm bilgileri kendi işimizde,  kullanabileceğimiz şekle sokup, sistemimizi başlattık. Cazibe’nin bana tavsiye ettiği iki süper gayrimenkul danışmanından da hep destek almaya başladık.Bunlardan biri Avrupa Yakası  grubundan Figen Bozkır, birisi ise hep Ayça Aral oldu.Figen yeni kurulan ekiplerimizin eğitimlerinde; Ayça da projelerimizin paylaşımında yanımızda oldu.

Biz projelerimizi o günlerde hiç uygulanmayan bir sistemle tüm gayrimenkul  danışmanlık şirketlerine ve bireysel emlakçılara açtık.Bize güven veren olumlu referansları olan herkesle paylaşım yapmaya başladık. Böylece çok hızlı satışlar gerçekleştirdik.Bilgi ve tecrübelerimiz de bu paylaşımlar sayesinde çok daha çabuk arttı.İşimizdeki başarıların en önemli kriteri paylaşım sistemini çok başarılı uygulamamızdı.

Ayça ile de  tanıştığımız günlerden itibaren iş yaşamındaki başarılarını,ödüllerini, hep mutlulukla takip ettim. Hemen hemen her sene bir ödülünün haberini duymak artık olağan olmuştu.Özellikle paylaşım konusunda kazandığı başarıları ile bu sene yine 4. kez Türkiye birincisi olunca onu şimdiye kadar yazmamış olduğuma hayret ettim, ve hemen sizlere anlatmak istedim.

1150862_10151672974048591_467759280_n

Ayça annesi ve ablası ile;İş  yaşamındaki başarılarında ailesinin özellikle de annesi ve ablasının çok önemli olduğunu söylüyor….

Ayça, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi İşletme Bölümünden mezun oluyor.Sanayici bir baba ve çok zarif bir annenin dördüncü çocuğu olan Ayça ailedeki çok iyi kariyerleri olan ablası ve abileri gibi  başarılı olmaya kesin kararlı, iş hayatına nereden başlayayım diye düşünürken;  ablası onun dinamik yapısına uygun olabileceğini düşünerek 2000 li yıllarda yeni kurulan Remax’a başvurmasını söylüyor. Ayça’da söz dinliyor, bir deneyeyim diyor, ve bu güzel serüven başlamış oluyor.

1003404_10152018352578591_2054144998_n

Ayça firmasının eğitimlerinden çok şey öğreniyor, yararlanıyor, deneyimliyor, kendi iletişim ve empati becerilerini de ekleyince onun için başarı, para kazanmak, çalışmak, sosyalleşmek, hep hem işinin bir parçası hem yaşamı oluyor.Ayça Gayrimenkul Danışmanlığını gelecek yılların da favori sektörlerinden olduğuna inanıyor.

10256818_10152187734723591_2111162063479864909_n

Ayça’nın başarısının sırrı, eğitime verdiği önem, ve paylaşım gönüllüsü olması, ayrıca  çok çalışkan takipçi, prensipli ve ölçümlemeleri iyi yapan değerlendiren olmasından kaynaklanıyor.İşini, bağlı olduğu grubu çok seviyor.

Hep takipçisi, danışanı  olacağım,defalarca kutladım, yine gurur duyarak kutluyorum. Yeni ödüller ve başarılarını da hep bekliyorum….

482935_10151312620493591_1603495714_n.Aşağıda biraz da Ayça’nın bu sektörle ilgili anlattıklarını ekledim.

“Doğma büyüme Kadıköylüyüm. Çalıştığım bölgeyi çok iyi biliyorum.Ama altını çizmek istediğim bir konu; çalıştığım yerler sadece Kadıköy bölgesine bağlı semtler ile sınırlı değil.Biz Re/max ailesi olarak 2200 kişilik çok geniş ve güçlü bir aileyiz. Bugün Ankara’ da bir müşterim evini satmak istese bölgenin uzman gayrimenkul danışmanı ile birlikte gayrimenkul işini sonuçlandırırım. Bu örneği tabi sadece Ankara için değil, Türkiye genelinde hemen hemen her bölge için düşünebilirsiniz.. Her ailenin nasıl bir doktoru, avukatı oluyorsa sizin de güvenilir ve sırdaşınız olan gayrimenkul danışmanınız olmalı.

10262170_10152161143803591_5992278348090440393_n

Sırdaşınız diyorum çünkü evinizi açıyorsunuz, bu da çok hassas bir konu,
empati şart.Bunun için de karşısındaki iyi dinlemeli. Sadece kaç m2
daire arıyorsunuz, kaç oda olmalı, hangi semtler gibi yüzeysel sorular anlamak için yetersiz. Konusunda iyi bir gayrimenkul danışmanı ile yola çıkmalısınız.
İşyerinize çalışan almak istediğinizde nasıl onu çeşitli aşamalardan geçiriyor ve araştırıyorsanız,yılların birikimi ile elde etmiş olduğunuz mülkü satarken ya da yatırım  yaparken danışmanınızı da araştırmalısınız. Kimdir, bugüne kadar kaç satış yapmış, eğitimi  yeterli mi….
Günümüzde paylaşım çok önemli.Son 4 yıldır Türkiye de en fazla paylaşım yapan 1. Re/max Gayrimenkul Danışmanıyım. Paylaşım konusunda bu sene Ankara İzmir Adana ve istanbul da Remax toplantılarına konuşmacı olarak katıldım.

1010975_10151628417083591_2076286549_n

Paylaşım nedir? Bu ödül ne anlama  geliyor.
Birincisi, bütün portföylerimi etik kurallar altında çalışan bütün meslektaşlarıma açıyorum. Benim eşliğimde, portföylerime sadece Re/max markası altında çalışan meslektaşlarım değil, farklı markaları temsil eden iş ortaklarım da müşteri getirebiliyorlar. Hep beraber kazanıyoruz. Satışlar hızlanmış oluyor. Bölgedeki tüm alıcılar satışa çıkarmış olduğunuz evinize gelmiş oluyor.
Ikinci anlamı ise, başka şehirlerdeki meslektaşlarım fiziksel olarak Kadıköy bölgesinde
çalışmadıkları için müşterilerini bana emanet ediyorlar. Onların müşterilerini burada ben takip ediyorum.”

Ben Cazibe’nin paylaşımı ile Figen’i ve Ayça’yı tanıdım.İşlerimizi, projelerimizi paylaşarak çok daha başarılı olduk.Yazılarımı, paylaşarak çok mutlu oluyorum.Evet paylaşmak çok güzel, paylaşarak; kazanıyorum. Bana çok katkıları olan sevgili Cazibe Erkmen ve Figen Bozkır’a buradan da tekrar, çok teşekkürler. Tüm paylaşım yaptığım gayrimenkul danışmanlarına da.

Girişimciliğin Yaşı Yok

Genelde hep genç girişimcileri anlatmaya paylaşmaya çalışıyorum, tanıdıkça, paylaştıkça da çok mutlu oluyorum. Ama bir de geç girişimciler var, onları duyunca da çok mutlu oluyorum, heyecanlanıyorum.Geçen hafta çok sevdiğim bir arkadaşım, halasının çok güzel bir teşebbüsünü anlattı. Adana da bulunan arazilerini organik tarım yapmak için çalışmalara başlamış, önce kafasında kurgulamış.Günümüzdeki önemini ve eksikliğini farketmiş. Adana’ya gidip yerinde incelemeler yapmış,çalışabileceği insanları seçmiş,  ve sonunda startı vermiş. Hepsi çok güzel, ama daha da güzel bir şey var. Bütün bu kararları veren, araştıran işe koyulan halamız seksenaltı yaşında.Eminim; çok güzel, çok değerli bir teşebbüs ve iş olacak.Neden mi derseniz? Bu güne kadar yaşadıkları tecrübeleri ve şuan daki sonsuz isteği. Girişimciliğin Yaşı Yoktur; konusunda,ben de  günümüzde geç girişimci olmuş bir kaç, çarpıcı,ünlü  isimle ve geç başlamanın  avantajları ve dezanvajları ile   yazıma devam edeceğim. Henüz şimdiye kadar bilmiyor iseniz; keyifle okuyacağınızdan eminim.

harland-colonel-sanders-founder-of-kfc

Harlan Sanders ilk Kentucky Fried Chicken’i açtığında 62 yaşındaydı. Arianna Huffington, Huffington Post’u kurduğunda 54 yaşındaydı. McDonalds’ın kurucusu Ray Kroc, 52 yaşına kadar sokak satıcısıydı. Örneklerle görüldüğü gibi girişimci olmanın yaşı yok. Her yaşta iş kurmak mümkün. Üstelik genç girişimcilere göre avantajları da var. Daha tecrübeliler, çevreleri daha geniş, birikimleri de var. Önemli olan günümüz şartlarına, teknolojisine uyum sağlayarak tecrübelerini kullanabilmek.

ray-kroc-mcdonalds-illinois

McDonalds’ın kurucusu Ray Kroc, 52 yaşına kadar sokak satıcısıydı.

Girişimcilik sadece gençlere özgü değil. Yeterli istek ve hırs olduktan sonra her yaşta girişimci olunabilir. Bunun genç yaşta olmasının elbette bazı avantajları var. Genelde genç yaşlarda maddi anlamda bir birikim olmuyor, bu nedenle de kaybedecek çok da fazla şey yok, zaten beş parasızsınız. Enerjiniz yüksek, isteklisiniz. Bunlar avantaj. Ama ileri yaşta girişimci olmanın da birçok avantajı var. En önemlisi de deneyim sahibi olmak. Yıllarca iş hayatında olan bu insanlar kendi işlerini yapmak istediklerinde belli bir birikimleri, o zamana kadar edindikleri bir çevreleri ve şanslılarsa bir birikimleri oluyor. Bu da onları 20’li yaşlardaki girişimcilerin önüne geçiriyor.

Dezavantajlar, zorluklar da var tabii. İlki teknolojiye ve gençlere ayak uydurabilmek. Eğer teknoloji konusunda kendinizi zayıf hissediyorsanız eğitimle bu açığı kapatmanız gerekiyor. Hele de gençlere hitap eden bir girişim düşünüyorsanız..

Guy Oseary's July 4th Event In Malibu Presented By Spotify And Live Nation With DeLeon And VitaCoco.Arianna Huffington, Huffington Post’u kurduğunda 54 yaşındaydı.

Dikkat edilmesi gereken diğer konu aile. Genç girişimcilerin sorumlu oldukları insan pek olmuyor. Fakat yaşı ilerlemiş girişimciler genelde aile kurdukları, çocukları olduğu için işe girişirken iki kez düşünmesi gerekiyor. Yeni kariyerinde ilerlerken ailesini zor durumda bırakmaması gerekiyor. Eğer plan program iyi yapılmışsa, riskler hesaplanmış ve önlemler alınmışsa bu da sorun olmuyor.

Beyin daha iyi çalışıyor
entrepreneur.com’da yer alan bir makalede, University of California Los Angeles Center on Aging direktörü Gary Small, beynin 40’lı 50’li yaşlarda 20’li 30’lu yaşlara oranla daha iyi çalıştığını söylüyor. Daha iyi düşünebiliyor ve daha inovatif olabiliyor. Small ayrıca yaşlı beyinlerin çok daha geniş bir bakış açısı olduğunu bununla birlikte kendi tecrübelerini yeni bilgilerle sentezleyebildiklerini ifade ediyor. Bu da problem çözmede ve zorluklarla karşılaşıldığında çok yardımcı oluyor. İleri yaşta girişimciliğin en önemli kısmı da bu. Bilgi ve tecrübe belirli bir yaşa gelmiş birçok kişide bulunuyor. Fakat bu bilgiler günümüz koşulları, teknolojileriyle entegre edilmezse, uyum sağlanmazsa, o zaman bir faydası olmuyor. Yani 40’lı yaşlarda girişimci olmak isteyenlerin bir anlamda kendilerini güncellemeleri gerekiyor.

nmij0402canes04

89 yaşındaki girişimci nine
Pearl Malkin, 89 yaşında girişimci bir nine. Bu yaşta cesaret edip girişimci olmasının nedeni katarakt ameliyatından sonra kendisine verilen değnek. Malkin bu siyah değneği çok çirkin bulmuş ve kullanmak istememiş. Kendi karakterine uygun değnekler yapmaya karar veren Malkin, değneği pembe ve mor renkteki yapay çiçeklerle süslemiş ve torunu Adam London’ın yardımıyla süslediği bastonları Mutlu Değnekler adında küçük bir işe dönüştürmüş. Malkin, tanesini 60 dolardan sattığı bastonlar için şımları söylüyor: “Şehir merkezinde dolaştığımda dikkat ettim ki herkesin yüzü asık. Ama bastonumu gördüklerinde gülümsüyorlar. Sohbet açmak için de güzel bir neden oluyor.”

Genç kuşaklardan kopmamak önemli
Tolga Akçura (44) ve Ayşe Akçura (42) yaklaşık 1,5 yıl önce eBrandvalue adındaki girişimlerini kurdular. Yaptıkları iş sosyal medya ve internet kullanarak, sohbet ve konuşmalardan yola çıkarak bir algoritma yardımıyla parasal olarak bir marka değeri oluşturan, bu değeri etkileyen kritik istihbaratları bulup raporlamak. Girişimleriyle ilgili çalışırken ikisinin de çalıştıkları bir işleri varmış. Ayşe Akçura danışman, Tolga Akçura da akademisyenmiş. Bilgi birikimi ve olgunluğun müşteri açısından çok önemli bir değeri olduğunu belirten girişimciler, maceradan uzak, ayağı yere basan bir görüşe sahip olmanın ilerisi için bir strateji belirlerken avantaj olduğunu söylüyor: “İnsan ilişkilerini, organizasyon kurup yönetmeyi daha başarılı yapmak için geçmiş iş tecrübelerinin ve dünya görgüsünün olması, özellikle dünya çapında rekabet eden bir firma kurup yönetmek için çok önemli olduğunu görüyoruz. Teknolojiyi son noktasında takip etmek ve küresel bağlamda genç kuşaklardan kopmamak çok önemli. Bunu yapmak için dinamik kişiliği ve kendini geliştirmeyi ön planda tutan bir yapı gerekli. Bunu yapamayan, sadece yerel kalan girişimciler için yaşın ilerlemesi çok büyük bir dezavantaj. Müşterilerimizde çok genç kadrolar var, onlarla çalışmak büyük bir zevk. Arada, mutlaka kuşak farkından doğan ve profesyonel hayata da yansıyan durumlar oluyor. Bunlara kesinlikle dezavantaj değil, çalışma deneyiminin bir parçası olarak bakıyoruz.”

Daha sakin bir bakış açısına sahip oldum
Ayşem Öztaş (42), 10 sene boyunca bir bilgisayar şirketinde satış pazarlama alanında çalışmış. 10 yılın ardından kariyerine ara veren Öztaş, pastacılık ve süsleme üzerine eğitim almış, evde denemeler yapmış. Home office tarzında yaptığı butik pastacılık tasarımı işini 1,5 sene önce Hansel ve Gretel adındaki atölye bünyesine taşımış. “40 yaşında yeniden iş ortamına dönüş yaptım” diyen Öztaş, içinde bulunduğu ekibin çok genç ve dinamik olduğunu söylüyor: “Yaşın dezavantaj olmasına izin vermedim. Yaşın getirdiği tecrübeyi bu dinamize aktarmak zor olmadı. Daha sakin bir bakış açısı, yapıcı bir motivasyon, farklı bir bakış açısı, ekibin heyecanı ve coşkusu ile birleşince tam bir uyum yakalanmış oldu. Çevremdeki sadece birkaç kişiden ‘Neden?’ sorusu geldi. ‘Evden çalışmak rahatken, neden tekrar iş hayatına, bir atölyeye girdin?’ diye sordular. Cevap: Kendimi daha da geliştirmek… İleri yaşın getirdiği en büyük tecrübe olaylara bakış açısının farklılığı ve dinginlik… Stres yoğun ortamlarda özellikle bu durum olayları bir anda işyeri ve çalışanların lehine çeviren bir özellik oluyor.”

İleri yaşta girişimciliğin avantajları
Tecrübelisiniz: Yıllarca bir şirkette çalıştınız. Belki de farklı departmanlarda görev aldınız. Bir işin nasıl yürümesi gerektiğiyle ilgili bilginiz var. Bu da size kendi işinizi kurarken çok yardımcı olacak.

Finansman: Çalışırken bir kenara para ayırdıysanız, kendi işinizi kurmaya başladığınızda bu para sizi rahatlatacak.

Krizler: Yetişkin biri, birçok finansal krizi atlatmıştır. Sadece şirket olarak değil, özel hayatında da. Bu yaştakiler genelde evli ve çocuklu oluyor. Yani hem ev kurarken hem de çocuk için bütçesini ayarlarken gelir giderleri ayarlama konusunda tecrübe sahibi oluyor, nereden, ne zaman, ne kadar kesinti yapacağını öğreniyor.

Çevre: Yetişkin birinin arkadaşları, çevresindekiler de genelde iş güç sahibi oluyor. Bu da girişimin ilk zamanlarında faydalı oluyor. Mesela avukat bir arkadaş şirketin kuruluş aşamasında dikkat edilmesi gereken konularda tavsiyeler verebiliyor. Veya bir muhasebeci, hesap defterlerinin nasıl tutulacağını anlatabiliyor. Yani, eğer birkaç sene sonra girişimde bulunmayı düşünüyorsanız şimdiden arkadaş çevrenizi, ilişkilerinizi kuvvetlendirmeye bakın.

Son şans: Bu avantaj da olabilir dezavantaj da. Genç girişimciler ‘bu olmadı başka sefere’ diyerek biraz daha rahat olabiliyor. Fakat ileri yaştaki girişimci için başka bir şans olmayabilir. Bu nedenle çok daha iyi düşünüp karar vermesi, planını programını daha iyi yapması gerekiyor.

Dezavantajları
Sorumluluk: Genç girişimciler gibi tek başınıza değilsiniz. Aileniz, belki de çocuklarınız var. Geçimi sağlamak için adımları dikkatli atmak gerekiyor.

Enerji: Yine gençlerden farklı olarak yılların getirdiği bir yorgunluk olabilir. Gençler oradan oraya yorulmadan koşuştururken siz bu tempoya ayak uyduramayabilirsiniz.

Teknoloji: Eğer teknolojiye ilginiz yoksa kendinizi bu konuda geliştirmeniz gerekecek. Çünkü artık birçok iş teknolojik ürünlerle yapılıyor. Müşteriniz gençlerden oluşacaksa onların dilini konuşmaya, kullandıkları cihazları öğrenmeye bakın.

Kaynak: entrepreneur.com, inc.com

Tema&Kagider ile Dünya Çevre Günü

  2014 yılı konusunu “Kalkınmakta Olan Küçük Ada Devletleri Yılı” ilan eden Birleşmiş Milletler, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nünde iklim değişikliğinin  küresel etkilerinden deniz seviyesindeki artış sorununu gündeme taşıdı.

   Dünya Çevre Günü’nde açıklama yapan TEMA Vakfı, iklim değişikliğinin küçük ada devletlerinin yanı sıra  denize kıyısı olan ülkeler için de büyük tehdit oluşturduğunu hatırlattı.

Atmosferdeki karbondioksit miktarı, insan kaynaklı faaliyetler sebebiyle son 800.000 yıldır gelmediği bir düzeye geldi. Fosil yakıt kullanımı, ormanlar ve tarım arazileri gibi yutak alanların kaybedilmesi,  hızla artan karbondioksit miktarı, iklimin insan kaynaklı sebeplerle değişmesine sebep oluyor.

Değişen iklimlerDünya’daki tüm ekosistemleri ve medeniyeti etkiliyor. Kuzey Buz Denizi’ndeki buzulların iklim değişikliğine bağlı olarak erimesi ile deniz seviyesi yükseliyor. Gerçekleşen kuraklık, sel, fırtına gibi aşırı hava olayları; Türkiye dahil olmak üzere bir çok ülkeyi ciddi şekilde etkiliyor.

2013 Dünya Afet Raporu en fazla ölümün siklon, sel ve su baskınlarında yaşandığını gösterirken, sel ve su baskınlarından dolayı 2 milyon insanın mağdur olduğu belirtiliyor. Türkiye’de de, tüm dünyada olduğu gibi, başta kuraklık ve seller olmak üzere meteorolojik ve hidrolojik afetler oldukça sık meydana geliyor, ciddi can ve mal kayıplarına yol açıyor.

2012 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yayınlanan çalışmaya göre; Türkiye’de insan kaynaklı iklim değişikliğine bağlı olarak sadece büyük şehirlerde meydana gelen sel hasarlarının neden olduğu maddi kayıplar, depremlerin neden olduğu maddi kayıplara yaklaşmış durumda. Sadece yıldırımların yol açtığı can kaybı sayısı ise son iki yılda yüzlerce kişiye ulaştı.

Dünya Çevre Günü sebebiyle, Birleşmiş Milletler’in dikkat çektiği iklim değişikliği kaynaklı deniz seviyesindeki artışa, binlerce bilim insanının katkı sunduğu Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporları da dikkat çekiyor. IPCC raporlarına göre, deniz seviyesi geçtiğimiz yüzyıla göre yaklaşık 20 cm yükseldi. Bu rakam her ne kadar düşük gibi görünse de, denizden yüksekliği yalnızca birkaç metre olan bir çok ada devletinin varlığını tehdit ediyor. Üstelik bilim insanları, deniz seviyelerindeki artışın önümüzdeki yüzyılda da devam etmesini öngörüyor.

   Tükiye de risk grubundaki ülkeler arasında yer alıyor.

İklim değişikliğinin sebep olduğu deniz seviyesindeki artışın, Türkiye’nin kıyı şeridindeki şehirlerini de tehdit etmesi bekleniyor.  Bununla beraber, Türkiye’nin içinde olduğu bölge için yapılan öngörüler, iklim değişikliğine bağlı olarak artacak kuraklıklara, su varlığının azalmasına ve ani yağışlarla gelebilecek sellere karşı hazırlıklı olunması gerektiğini de gösteriyor.

İklim değişikliği ile mücadele etmek için hala zamanımız varken harekete geçmemiz gerekiyor. TEMA Vakfı, acilen fosil yakıta bağımlı hayat tarzlarımızı değiştirmemiz gerektiğinin altını çiziyor ve  meralar, ormanlar, denizler, nehirler gibi atmosfere salınan karbondioksiti tutacak yutak alanları korumamız gerektiğini belirtiyor.

picture_first_k

KAGİDER üyeleri de, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü Ekolojik Okur Yazarlık sertifikaları ile karşıladılar. KAGİDER tüm girişimci iş kadınlarını, çevresel yaklaşımları “iş modellerinin olmazsa olmazları” arasına eklemeye çağırıyor.

7595_730598983667424_4255583051840252857_n

Türkiye’de kadın girişimciliğini artırmak ve kadınların istihdamına katkı sağlamak amacıyla çalışmalar yapan KAGİDER, TEMA ile ortak yürüttüğü Ekolojik Okur Yazarlık Sertifikası Programı kapsamında, girişimci iş kadınlarının yatırımlarının sürdürülebilirlik çerçevesinde yeniden gözden geçirilmesini ve çevresel süreçlere göre değerlendirilmesini amaçlıyor. TEMA Ekolojik Okur Yazarlık Sertifika Programı’na katılan KAGİDER üyelerinin ortak görüşü ise “etkili kaynak yönetimi ve ilave destek programları ile yatırımlarını uzun vadeli, kalıcı iş programlarına dönüştürmek üzere alınan eğitimin ufuk açıcı olduğu” noktasında birleşiyor.

10364120_730034533723869_2665388774725867856_n

2010 yılında kurulan Yeşil İş Çalışma Grubu aracılığıyla girişimci kadınlara yeşil bir vizyon kazandırmak amacıyla pek çok projeye imza atan KAGİDER’in Başkanı Gülden Türktan, 5 Haziran Dünya Çevre Günü aracılığıyla, girişimci olan veya olmayı düşünen herkesi çevresel yaklaşımlara hassasiyete çağırırken amaçlarını şöyle özetliyor: “İçinde yaşadığımız gezegenin doğal kaynaklarını hızla ve acımasızca tüketiyoruz. Bizi kötü sona yaklaştıran bu hızlı tüketime dur demek üzere, tüm dünyada yeşile duyarlı bakış açısı paralelinde yeni iş modelleri gelişiyor ve bunlar yeşile yatırım trendleri ile destekleniyor. Sürdürülebilir kaynak yönetimi iş süreçlerinin vazgeçilmez bir parçası oldu. Girişimin temel değerlerinden biri olan yeni üretimler de beraberinde yeni tüketimleri getiriyor. Girişimcilere tükettikleri kadarını gezegene geri vermeleri gerektiğini hatırlatmak hem bizim hem de tüm sivil toplum kuruluşlarının ortak amacı olmalı. KAGİDER’in iklim değişikliği, çevre ile uyumlu yaşama gibi konulara verdiği önemin bir sonucu olarak kurulan Yeşil İş Çalışma Grubumuz, gönüllü çalışmalarıyla çevre ile dost iş modelleri ve iş yaşamında çevresel yaklaşımlar geliştirmek üzere faaliyet gösteriyor. TEMA ile ortak olarak hazırladığımız Ekolojik Okur Yazarlık Sertifika Programını da bu vizyonumuz kapsamında yürütüyoruz. Üyelerimizin hem var olan işlerini sürdürülebilir bir bakış açısı ile yeniden gözden geçirme fırsatı bulacakları hem de pazarlama ve marka güçlerine yeni bir ivme katabilecekleri TEMA Ekolojik Okur Yazarlık Sertifika Programımızın eğitimlerinden birini geçtiğimiz hafta tamamladık. 5 Haziran Dünya Çevre Günü vesilesiyle bir kez daha hatırlatmak istiyoruz ki, girişimsiz ekonomi olmayacağı gibi, sürdürülebilirliği olmayan ve dolayısıyla yeşilsiz girişim de olmaz.“

 

Ama Ayhan Hanım bu!

jumeirahda-aysen-zamanpur-ile-kasmir-yolu_17102012130132Sevgili Ayşen Zamanpur‘un kitabı Kaşmir Yolu‘nu aldığımda inanılmaz keyifle okudum.Hatta tekrar tekrar okudum, hiç elimden bırakmak istemedim. Çok tanıdıkdı, çok sıcaktı, çok özeldi, çok heyacanlandırdı, anlatılanları sanki ben de oradaymış gibi yaşattı. Kitap’da çok etkilendiğim, hatta her seferinde gözlerimin dolduğu; bölümlerden birini paylaşacağım bu gün.Başarısız Olmanın Dayanılmaz Hafifliği mi? dersiniz ; cazibesi mi ? dersiniz ; extra gücü mü dersiniz? tutku mu ? aşk mı? hayaller mi? ne derseniz deyin. Ayhan Hanımın hikayesi böylesine çarpıcı.Tabi kitapta  ve sevgili Ayşen Zamanpur’un girişimcilik hikayesinde  böyle inanılmaz, çarpıcı bölümlerden çok var.

Hikayeyi okurken, Ayhan Hanım’a hayran oldum; üstelik Caddebostan Silk&Cashmere mağazası açıldığından beri de tanıdığım, alışveriş yaptığım tatlı zarif, çok çalışkan her zaman mağazada rastladığım Ayhan Hanım’dı, o. Sonra ziyaretine gittim. kitabı okuduğumu ve kendisini kutlamak istediğimi söyledim. O ise her zamanki zerafeti ve mütevaziliğiyle gülümsedi; Ayşen Hanım’ın yazısının güzelliği dedi.Şimdi sizi Ayhan Hanım ve Bağdat Caddesi bölümü ile başbaşa bırakıyorum. Sevgiler, sevgiler…

381857_10150434895702689_259906902_n

Ayhan Hanım ve Bağdat Caddesi

Mimar Sinan’ın 1554-64 yılları arasında yaptığı muhteşem tarihi bentlere bakan Kemrburgaz ‘daki odamın kapısı aralanıyor.Merkez Mağaza Müdürümüz Murat, sizi Ayhan Hanım’la tanıştırmak istiyorum diyor.

Kemerburgaz satış noktamız, açıldığı ilk günlerde showroom olarak hizmet verirken, daha sonra mağazaya dönüştürüp, gerek çevrenin hızlı gelişimi gerekse mağazayı büyütmemiz nedeniyle, olağanüstü yükselişe geçen başarılı bir noktamız. Merkez ofisimiz de aynı yerde olduğu için çok sıkı takip ediyor, biraz da pilot mağaza olarak kullanıyoruz.İndirim pankartlarını, yeni vitrinleri, yeni mağaza görsellerini, başka mağazalar için eğitilecek elemanları, yeni dekorasyon gibi yenilikleri orada deniyoruz.Bahçeli otoparklı oluşu, kapısının önünde soluklanacak  oturma gruplarının bulunuşu, bahçedeki renkli, sevimli kütük evlerde outlet mantığında eski ürünleri sunmamız va ara ara yaptığımız minik ikramlar bu mağazamızı çok özel bir mekana dönüştürüyor.Çevrede yaşayan çok eski, çok sadık müşterilerimiz olmasının yanı sıra, Kemerburgaz’a misafir olarak gelenlerin de şehrin bu yakasını veya Belgrad Ormanları’nı gezenlerin de uğrak yeri.Kemer Country’de golf oynayan japonlardan ise, uğramayan yoktur sanırım.Ara sıra işten bunalıp koşarım bu mağazaya…Mağazalarımızı zaten çok severim, işin özü, can damarıdır çünkü mağazalar. Elemanlarımızla keyifle sohbet eden, rafları karıştıran, kabinlerde kıyafet deneyen, kendi evlerindeymiş gibi vakit geçiren müşterileri görmek bana hep mutluluk verir.

31015_10151109794912689_566644808_n

 

Murat’ın tanıştırmak istediği Ayhan Hanım da sanıyorum o müşterilerden biri, çok tanıdık geliyor bana. Kısacık kesilmiş sarı-beyaz saçları, çok sevimli yüzü ile zarif bir kadın…Kaşmir kadını diye tanımladığımız kadınlardan…Haklı çıkıyorum.Murat, haftada en az bir kere geldiğini ve çok iyi müşterilerimizden biri olduğunu ekliyor.Ne mutlu bize, böyle zarif bir hanımefendinin tercih ettiği marka olabilmişiz.Samimi bir sohbete dalıyoruz. Marka hakkında konuşuyoruz. Sevda’nın elinden içtiğimiz taze çayın ardından Ayhan Hanım gidiyor.Daha doğrusu ben onu gitti sanıyorum!

Ertesi gün kapım yine aralanıyor, bu kez Murat’la değil, asistanımla Ayhan Hanım…Güzel sözler, sohbet ve iltifatlar sonrası, baştan aşağı Silk&Cashmer’ler içindeki bu güzel hanımefendi,  hiç beklemediğim bir şey söylüyor; İstanbul’da bir mağaza açarak bayimiz olmak istediğini…Şaşırıyorum.”Mümkün değil” diyorum kibarca, “İstanbul’da mağazalarımızı biz açıyoruz ama başka kentler  için düşünebiliriz isterseniz.” Bağdat Caddesi’nde mağaza arıyoruz o dönem ama henüz bulmuş değiliz. “Ben bulurum, ben açayım.” diyor hevesle…Ayhan Hanım’la aramızdaki bu sohbet, aynı şekilde, aynı kelimeler ve cümlelerle yaklaşık bir sene sürüyor.Ayda bir veya iki kez geliyor, sohbet ediyoruz, ben başka kentler diyorum, o İstanbul diyor. O dönemde pek çok mağaza açıyoruz ama Bağdat Caddesi’nde henüz yer bulamamışız. Aramaya da  vakit bulamıyoruz açıkcası. Türkiyen’nin en uzun alışveriş caddesinde, çok uzun yıllar önce çok küçük bir yerimiz olmuş ama sapa kaldığı için kapatmış, caddenin çok iyi noktasında mağaza açmaya karar vermişiz, tüm emlakçılara talebimizi ilettiğimiz halde uygun bir mağaza denk gelmemiş bir türlü…Hava paraları AVM’lerde alışık olmadığımız bir gider ve Bağdat Caddesi’ndekiler dudak uçuklatıyor. Ama bulacağız nasılsa…Her yerde bulmadık mı?

1567363_silk_foto2_typ

Bir sabah ofise gelmiş,park ederken bakıyorum Ayhan Hanım yine bizim mağazada.Sanki bizim ekipten biri…Erkenden gelmiş, yeni gelen ürünlere bakıyor, elemanlarla neşe içinde sohbet ediyor. Uzaktan selam veriyor, içeri giriyorum. Henüz ilk toplantıma başlamamışken , yani selamımdan üç dakika sonra yine kapımda.Çok heyacanlı. Çok neşeli. Sanki ben ona “evet” demişim, “Git mağaza ara, bul gel ” demişim gibi, “Bağdat Caddesi’de yer buldum, ne olur gelin görün” diyor tatlı tatlı…

Hayır demek zordur.Size hayır denilmesinden daha zordur bazen.Ama demiştim ya, marka olmak sık sık “hayır ” demektir. Ama Ayhan Hanım bu!

Uzun uzun yeri anlatıyor, kirayı söylüyor,açıkçası beni dinlemiyor, rüyasını anlatıyor bana…Nasıl bir mağaza olacağını, vitrini, kapının önünü nasıl düzenleyeceğini anlatmaya başlıyor.Mağazalar Koordinatörüm Gonca’da yanımda. Şaşkınız. O bana “Siz mi onay verdiniz?” der gibi sorar gözlerle bakıyor, ben ona…Birbirimizden şüpheleniyoruz artık.Ayhan Hanım ise hala cıvıl cıvıl, dekorasyon detayına geçmiş. “Hayır” diyorum son kez. “Kusura bakmayın ne olur. İstanbul olmaz. Bursa verelim, Antalya, Adana verelim. Ya da siz seçin önerin.

Boynu bükük çıkıyor.”Teşekkür ederim, vaktinizi aldım,sizi zorladım” gibi bir şeyler söylüyor.Gerçekten üzülüyoruz tabii…Ama olamaz ki…Bağdat Caddesi gibi bir yer  merkeze ait olmalı. Çok stratejik. Zaten İstanbul’da organizasyonumuz o hale geldi ki her yerde mağaza veya corner açılabiliyor, kolaylıkla yönebiliyoruz. Gonca kadar bu işe gönül koymuş,zehir gibi bir koordinatörüm varken, sistemi kurmuşken, neden o noktayı ona verelim? Gonca’yla , “Üzülmeyelim biz haklıyız” der gibi birbirimize bakıyoruz ama neşemiz kaçıyor, en az Ayhan Hanım kadar…Onun bizden daha üzgün olduğunu düşünüyorum.

Ama Ayhan Hanım bu!

İki ya da üç gün sonra telefondaki ses yine ona ait.”Bir gelip görseniz ama…”diyor. “Belki zaten yer doğru değildir, boşuna heves etmişimdir.” Hiç abartmıyorum. Ayhan Hanım’a ret cevabı verdik diye üç gündür için için üzülürken, onun zaten bu cevabı kabul etmediğini o telefondan anlıyorum. Ben bunları düşünürken, o heyacanla, istersem hemen o anda ya da yarın sabah gelip beni alabileceğini anlatıyor.”Yer çok güzel ama, yarına kalmazsa daha iyi olur” diyor. Ben ona hiç olmayacak diyorum, o bir gün daha beklemeyecek kadar inanmış.

Birden bana birşey oluyor.Garip bir his.”Ayşen” diyorum, “bir daha hiç kimse ama hiç kimse bu hanımefendinin istediği kadar markanı isteyebilir. Bir daha hiç kimse için bu kadar önemli olmayabilir Silk&Cashmere bayiliği…Bu nasıl bir tutkudur! Tutkuyu en iyi sen anlarsın Ayşen…Bu güzel kadın markana tutkun. Anlasana. Tıpkı senin gibi…Hatta şu an sanki senden bile çok…”

Ne olacak merkeze bağlı bir mağaza eksik ya da fazla olursa? Ama onun için çok önemli bu…Tamam, İstanbul merkezimiz ama ne olur ki bir tane mağazayla?

Gonca’nın numarasını tuşluyorum.Beni çok iyi tanıyan ve Bağdat Caddesini çok isteyen sevgili koordinatörüm, ben demeden anlıyor konuyu, “Ben de aynı şeyi düşünmüştüm inanın diyor. Kalbimizden vurmuş bizi…

480374_10151107437042689_815679656_n

 Kitap tanıtımında içlerinde Ayhan Hanım’ın da olduğu küçük bir Silk&Cashmere grubu bir arada;

Ertesi sabah Ayhan Hanım’a, “Hadi gidelim bakalım şu meşhur mağazaya” dediğimde ondan çıkan sesi hiç unutmadım.Nasıl bir mutluluktu o!Ayhan Hanım yıllardır, ve Silk&Cashmere Caddebostan ve Suadiye mağazalarının bayii…İlkinin hemen ardından ikinci mağazasını da açtı.Çoğu zaman satışta ilk üçe girmeyi başarıyor.Son derece başarılı, çünkü işinin başında…Ekibi de çok iyi. Hala haftada en az iki gün merkez ofise geliyor, hala çok keyifli, çok neşeli ve gerçekten sağlam bir bayi.En önemlisi iyi bir dost. İyi ki, diyorum, iyi ki evet dedik.

Geçenlerde bana dediği şeyi bir hazine gibi gönlümde saklıyorum.”Siz bana sadece bayilik değil, bir hayat verdiniz, bu işi o kadar severek yapıyorum ki, yürümem, konuşmam değişti.Sanki kendimi yeniden tanımaya başladım, evde ve dışarda başarılı ve mutlu bir kadın oldum  Silk&Cashmere ile…” ” Helal olsun Ayhan Hanım” dedim içimden. Sesim pek çıkmadı ama .Göründüğümün aksine çok çabuk duygusallaşırım ben. Boşuna balık burcu değiliz herhalde. Bazen anlaşılmasın diye sertliğe ya da şamataya vururuz, anlamazlar.

O bunu sonuna dek hak etti.

Her görüşümde,”İyi ki evet demişiz” diyorum.