Tutkuyla Okuduklarım;…Zeynep Oral

Ben biraz gazete, dergi bağımlısıyım. Hayatımda hep tutkuyla izlediğim, dergiler, köşe yazarları,  var. Bunlar ekonomi, seyahat, sanat, hayata dair yazılar yazan değişik yazarlar; bana  düşündürdükleri,  merak ettirdikleri, etkileri çok olan güzel insanlar; artık onları sırayla sizlere de anlatmalıyım. 5030-4-8-833a2Mutlaka sizler de tanıyorsunuz, belki takip de ediyorsunuz, ama ben yine de gönlümdekileri yazmak istiyorum.Bir zamanlar, yani yayınlanmaya başladığı 1972′ den itibaren, Milliyet Sanat Dergisi tutkunuydum ve sabırsızlıkla her ay dergiyi ve derginin yayın yönetmeni, kurucusu, Zeynep Oral‘ın yazılarını beklerdim, çok keyifle defalarca okurdum.Benim gençliğimin olmazsa olmazıydı, dünya penceremdi. Hayallerim, umutlarım, hedeflerim, tutkularım hep o günlerde gelişti.  Yıllarca dergilerimi taşıdım, sakladım. Sonra Zeynep Oral’ın kitaplarını da çok severek okudum. Tutkunun Romanı – Leyla Gencer , Esintiler, Uzakdoğu’m çok severek okuduğum romanlarından …Leyla Gencer’i çok beğendiğim, hayran olduğum sanatçıyı Zeynep Oral’dan okumak keyiflerin en güzeli oldu.Uzakdoğu’m da herkese tavsiye ettiğim, harika bir gezi ve serüven kitabı. Uzakdoğuyu Zeynep Oral’la keşfetmek müthiş, çok farklı, çok ilginç anılar, dolu. phpThumb_generated_thumbnail (1)Zeynep Oral’ın sanat olaylarına ilgisi, tiyatro aşkı,seyahat tutkusu,kadın  özgürlüğü için çabaları, ülkesine sosyal katkıları, çok zarif bir kadın, anne eş oluşu çok beğendiğim, yazıları, kitapları, sanat, kültür, tiyatro bilgisi, anıları, seyahatleri, röpörtajları, sanat eleştirileri, benim ona hayranlığımı hep artıran nedenler.Kitaplarını zaman zaman tekrar çıkarır, bazı bölümlerini yeniden okurum. phpThumb_generated_thumbnailSeneler önce, Ulus’daki evimizde otururken, elimde çantam ve Zeynep Oral’ın Uzakdoğum kitabı ile daire kapımı kapayıp, dışarı çıkmaya çalıştığım anda, karşı komşum ile karşılaştım.Çok sevdiğimiz Fransız anne, minik ikiz kızlar ve mimar babanın oturduğu karşı dairemizde; baba, kızlarını tutmaya çalışırken elimdeki kitabı görmüş,”aaa annemin kitabını almışsınız ” dedi. O an da aklıma ilk gelen bu benim kitabım ama; demek oldu. Sonra anladık ki Zeynep Oral benim çok tatlı komşularım ikizlerin babaannesi, mimar komşumuzun da annesi  imiş. Senelerce sıkı takipçisi olduğum, sadece , bazen sanat galerilerin de rastlaşıp merhabalaştığım sevgili Zeynep Oral bana bir o kadar yakınmış, malesef apartmanlarda insanlar birbirlerini bu kadar az tanıyorlar, işte. Sonraki günlerde bir kere apartmanda karşılaştık, konuştuk ama kısa süre sonra biz de taşınınca o şansımı da kaybettim. Şimdilerde  Cumhuriyet gazetesindeki yazılarından takip ediyorum. indir (1)Ama henüz okumadıysanız  mutlaka bir ucundan yakalayın, okuyun takip edin derim.Ben de henüz okuyamadığım, Meslek Yarası‘nı ve O güzel İnsanlar kitabını mutlaka  okunacaklar listeme koydum.Hemen alıp okumak istiyorum.Size veda etmeden, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın  sevgili Zeynep Oral’ı çok güzel anlattığı “Sarı Ağıt”  şiirinin de içinde bulunduğu   bir röpörtajı da aşağıya ekledim. Sevgiler, sevgiler…

http://www.zeyneporal.com/kitaplar/kitaplar.htm

284757

Zeynep Oral’la yapılan bu söyleşi, Tetra İletişim tarafından, Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV) için üretilen “Buluşma” dergisinin 7. sayısında (Ocak 2011) yer aldı. Tülay Güngen tarafından gerçekleştirilen söyleşinin fotoğraflarını Cihan Aldık çekti. Sayfa tasarımı ve uygulaması Erdem Özkan tarafından yapıldı.

Zeynep Oral: Çok derin bir uzunluktur o

Fazıl Hüsnü Dağlarca, Zeynep Oral (ACI ’64) için yazdığı ‘Sarı Ağıt’ şiirinde onu “Çok derin bir uzunluk” diyerek tanımlıyor. Zeynep Oral, yazdıklarıyla hepimize farklı bir derinlik katıyor.

Fazıl Hüsnü, ‘Sarı Ağıt’ın bir bölümünde Zeynep Oral’ı şu dizelerle tanımlıyor: “Uzakdoğu onun / Paris tiyatroları onun / Venedik’teki sandallar onun / Almanya’da / Rusya’da / En güzel filmler onun / Sanat uzun yaşamak kısa derler ya / Hepsinin ötesindeki yazılar onun / Milliyet Sanat Dergisi eski varlığı ile onun / …” Zeynep Oral’la İzmir Amerikan Kız Koleji günlerinden Milliyet Sanat’a, Mrs. Blake’den Leyla Gencer’e, yazdığı kitaplardan gelecekteki projelerine kadar birçok şeyi konuştuk:

İzmir Amerikan Kız Koleji, size neler kattı, hayata bakışınızı nasıl etkiledi?

Toplumsal sorumluluk duygumun bu denli bilinmesinin en önemli nedenlerinden biri sanıyorum ki İzmir Amerikan Kız Koleji’nde okumuş olmamdır. Okulu bitirinceye kadar birçok toplumsal etkinliğe katıldık. Örneğin sağır dilsiz okulunda resim, cimnastik derslerine girip engelli çocukların yaşamına renk katmaya çalışırdık. Gecekondu bölgelerinde çöp toplamaya ve darülacezedeki yaşlılarla vakit geçirmeye kadar birçok toplumsal sorumluluk faaliyetinin içinde oldum. Bu tür duyarlılıkların gelişmesinde okulun payı çok yüksektir. Burada  dostluğu, arkadaşlığı, insan olmayı öğrendik. Bunda Mrs. Blake’in büyük emek ve katkısı vardır. Hiç unutmuyorum: Bir keresinde sınıf yüzüğü istiyorduk. Çok konuşkan biri olduğum için sözcülük görevi bana düştü. Mrs. Blake “Niye sınıf yüzüğü istiyorsunuz?” dedi. Ben de “Bütün sınıfların var, bizde neden olmasın?” dedim. O da bana “Bir şey başkasında var diye istenmez” dedi. Bu, bana hiç unutamayacağım bir hayat dersi oldu. Okulumuz, bu ülkenin her köşesini görme ve tanıma zorunluluğu ve sorumluluğunu da aşıladı bize. Daha ortaokuldayken Ankara, Antalya, Diyarbakır, Mardin gibi birçok şehre gittik. Yurdumuzu ve yurdumuzun gerçeklerini o yaşlarda tanımaya başladık. Okul yılları dendiğinde derslere ilişkin bilgilerin gelip geçtiğini ama hayata ilişkin verilen bilgilerinse kalıcı olduğunu görüyorum. Örneğin tarih öğretmenimiz Kemal Bey (Şeker Kemal) Karlofça Antlaşması’nın tarihini unutmamızda hiçbir sakınca olmadığını ama annelik üzerine okulda öğrendiğimiz bilgilerin kalıcı olması gerektiğini söylerdi. Bir de çok korku duyduğumuz biyoloji öğretmenimiz Samiye Hanım ve tarih öğretmenimiz Fikret Hanım vardı. Ben onlar sayesinde korku duyduğum hiçbir şeye saygı duymamayı öğrendim. Saygı duymak için sevginin gerekli olduğunu da yine o yıllarda öğrendim. Okul yılları deyince derslerden çok drama kulübü, tiyatro kulübü, okul temsilleri, gazete kulübü, okul gazetesi çıkartmak, edebiyat kulübü, modern dans kulübü, müzik kulübü, voleybol-basket takımı, atletizm yarışmaları, kahramanlık günleri geliyor aklıma. Onlar hayatımın en unutulmaz anlarıdır. Tiyatro kulübünde sürekli sahneye çıkardım ve bizim ayarımızda İngilizce konuşan okul olmadığı ve uzun boylu olduğumiçin hep erkek rollerini ben oynardım, çok keyifliydi.

Kolej sonrası Fransa’ya gittiniz. Biraz da o yıllardan söz eder misiniz?

ACI’dan sonra Paris’te Yüksek Gazetecilik Okulu’nu bitirdim ve aynı zamanda Sorbonne’da Tiyatro Araştırmaları Bölümü’ne devam ettim. Her iki okulda da çok değerli hocalar vardı ve bana büyük katkıları oldu. Yedi-sekiz yıldır Paris’te olup da tek kelime Fransızca konuşamayan Türk öğrencileri görünce çok şaşırdım. O yüzden kendimi Fransızca öğrenmeye ve okuldaki derslere verdim. Okuldaki sınıf arkadaşlarım çok donanımlıydı ve benden kat kat daha iyi eğitim almışlardı. Müthiş bir komplekse kapıldım ve onlara yetişebilmek için sadece okudum ve çalıştım. Oysa hayattan çok keyif alan, dans etmesini seven bir insanım. Ama Paris’te geçirdiğim üç yıl boyunca ne bir diskoya ne de bir gece kulübüne gittim. En büyük eğlencem konferans, konser, tiyatro, sinemaydı. O yıllarda Paris, 68’e hazırlanıyordu. Paris’teki bu politik iklim de beni çok etkiledi. Özgürlük, eşitlik ve dayanışma, vazgeçemediğim ilkeler oldu…

Yazmaya ne zaman başladınız?

Paris’te başladım. Paris kahvelerinde vakit geçirmeyip sürekli ders çalıştığımdan dolayı çok yalnızdım. O yüzden yazmaya başladım. Kendimi, yazarak daha iyi ifade edebildiğimi böylelikle keşfettim.

Kadınların bağımsızlığına özel bir önem veriyorsunuz. Ülkemizdeki kadın hareketinin de önemli isimlerinden birisiniz. Bu duyarlılık ne zaman ve nasıl oluştu?

Bu duyarlılık çok genç yaşlarda oluştu. Birbirine deli gibi aşık annem ve babam vardı. Gelin görün ki, babam işe giderken, annem onu geçirirken “Semih, eve para bırakır mısın?” derdi ve ben çocuk halimle buna bozulurdum. Ortada bir haksızlık vardı. Kararımı o zaman verdim. Ben kimseden para istemeyecek, kendim para kazanacaktım…. Babamı 17 yaşındayken kaybettim. Annem, hem annem hem babam hem de hayattaki en yakın arkadaşımdı. Milliyet’ten kovulma sürecinin hemen ardından annemi kaybettim. Bazen “Acaba benim üzüntüm mü onu bu kadar çok üzdü de hastalandı?” derim.

Sizce Türkiye’nin kültür–sanat alanında dünyadaki yeri nedir?

Türkiye’nin dünyada sinemadan müziğe, tiyatrodan modern dansa, plastik sanatlara kadar birçok alanda önemli yeri var. Bence bu durumun en farkında olmayan ülke ise Türkiye. Bugün Almanya’da Fazıl Say’a ilişkin Türkiye’den çok daha fazla yayın yapılıyor. Aynı şey Orhan Pamuk ve diğer birçok sanatçımız için de geçerli.

Peki, ülkemizin bu değerlerine neden bu kadar uzak duruyor, onları yeteri kadar sahiplenemiyoruz?

Ben medyamızın bu konuda görevini yeteri kadar yaptığına ve sorumluluklarını yerine getirdiğine inanmıyorum. Sanat eleştirisi bence çok yetersiz. Popüler ve magazinsel sanat olayları ön plana çıkartılıyor. Daha doğrusu ucuz, kolay ve yoz olan yüceltiliyor. Her olay sansasyon ve magazin haberlerine alet ediliyor… Ancak sanatçılar dünyasında da yanlışlar yok değil! Birçok sanatçı, şan-şöhret uğruna gereksiz medyatik ilişkilere giriyor; yaptıkları işten ve ürettiklerinden çok kendilerini ön plana çıkarıyorlar. Birçok sanatçı, kültür-sanat yayınlarını kendileriyle ilgili bir haber ya da yazı çıktıysa takip ediyor. Her şey reyting uğruna yapılır oldu!

Bu magazin ortamından kurtulmanın ve gerçek değerlerimizi tanımanın bir yolu yok mu?

Elbette var. Özellikle internet siteleri bu anlamda çok değerli. İnternet ciddi bir olanak. Birçok internet sitesinde gerçek sanatçı ve sanatseverler, klasik müzikten plastik sanatlara birçok alanda çok düzeyli paylaşımlarda bulunuyor, tartışmalar yapıyorlar. Buralardaki tartışmalar, gazetelerde okuduklarımızdan çok daha değerli ve verimli. Bu alandaki kaliteyi daha da artırabilmek için sanatçıların ve kurumların sağlam bir duruşu olmalı: “Benden söz edilsin de nasıl olursa olsun anlayışı”na artık son verilmeli. Türkiye’de kimse kimseye hak ettiği değeri vermiyor. Ben Leyla Gencer’in ne kadar büyük bir sanatçı olduğunu Türkiye’deyken değil Paris’teyken öğrendim. Türkiye’de başarılı bir insanı ve yaratıcılığı yok etmek için her şey yapılıyor.

Nasıl bu döngüden çıkacağız?

Bu döngüden çıkmak için ciddi kültür politikaları ve eğitim gerekli. Maalesef bizde ikisi de yok. İstanbul kültür başkenti ama opera ve bale sergileyebilecek bir mekanı bile yok. Bence bu durum biraz da iktidarlardan kaynaklanıyor. Onların böyle bir gereksinimi yok.

Çok uzun süre Milliyet Sanat gibi hepimizi büyüten, besleyen bir kurumun başındaydınız. Yeniden öyle bir şey yapacak olsanız nasıl yaparsınız?

Milliyet Sanat, çok yaygın ve derinliği olan bir dergiydi. Bugün belki daha az yaygın ama çok daha fazla derinliği olan bir yayın daha etkili olur sanırım. Milliyet Sanat’ın ilgi alanı çok genişti ve yenilikçiydi. Unutmuyorum ilk sibernetikten söz ettiğimiz vakit Kars’tan “Sibernetik üzerine daha çok yazı yazın” diye mektup almıştık. Yurdun her köşesinden mektuplar geliyordu… Bugün ben nereye gidersem “Ben şu kasabada şu köyde öğretmendim. Gençleri sizin dergilerinizle yetiştirdik, sizin derginizle büyüdük” lafını duyarım hâlâ. Sanat ve kültür, insana yapılan yatırımdır. Bugün makinelere yatırım yapılıyor; insan, o kadar önemsenmiyor. Bu zihniyet, “köşeyi dönme” zihniyetidir. Böyle giderse yakın bir süre sonra demokrasiye de gerek olmadığı söylenebilir. Ama ben yine de çok umutluyum. Kendi yaşıtlarımla görüştüğümde çoğu zaman “eyvah” diyorum ama gençlerle görüştüğümde içim umut doluyor. Bireysel özellikleri gelişkin ama asla bencil olmayan toplumsal duyarlılığı yüksek gençler yetişiyor. Gençlerimizden yana çok umutluyum.

Çok değişik tarzlarda ve çok değişik konularda ürünler veriyorsunuz. Konu ve tarz seçimini neye göre yapıyorsunuz. Yazdıklarınızı daha sonra okuduğunuzda neler düşünüyorsunuz?

Yazdıklarımı eksik ve yetersiz görüyorum. Her seferinde “Hay Allah! Bunu daha iyi   yazabilirdim” diyorum. Türler arasında da belli bir seçimim yok. İçimde duymadan, yüreğimde hissetmeden hiçbir şey yazamıyorum. Konu, beni adeta midemden kavrıyor ve kendini yazdırıyor. “Şimdi ne yazayım?” diye hiçbir zaman oturmadım masanın başına. Konu, karşıma geldiğinde ve beni kavradığında yazmak zorunda kalıyorum: “Yazmazsam öleceğim” duygusunu yaşıyorum. Mesela Leyla Gencer’in hayatı ve Reha İsvan’ın hapishane anıları beni çok etkiledi. Bunlardan herkesin haberdar olabilmesi için oturup yazdım. Her şeyi ben yazmak istemiyorum, ama yazılmadığını görünce de o işi kendime görev ediniyor ve yazıyorum. Kadın Olmak kitabında tam da bunu yaşadım: Kadın konusunda dünyada neler olduğuna dair birçok bilgi, belge ve iki bavul malzemeyle Türkiye’ye döndüğümde Tüm bu malzemeleri birilerine vermeyi ve onların böylesi bir kitap ortaya çıkarmalarını çok istedim. Ama olmadı, oturup kendim yazdım. Tiyatro eleştirilerimi de çok önemsiyorum. Çünkü tiyatro eleştiriyle gelişen bir sanat.

Yeni projeleriniz neler?

Cumhuriyet Yayınları’ndan O Güzel İnsanlar adlı son kitabımı okurlar çok sevdi. O kitapta bu ülkede yaşamış ve benim yakın dostlarım olan sonsuz sevgi ve saygı duyduğum 30 insanı anlatıyordum. Şimdi onun devamını yazıyorum. Anlatmak istediğim birçok “güzel insan” daha var. Onları başka bir kitapta bir araya getirmeyi düşünüyorum. Diğeriyse torunlarıma bırakmak istediğim bir kültür kitabı. “Bu ülke benim” diyebilmeleri, bu ülkeye karşı sorumluluk duyabilmeleri için bu ülkenin kültürünü A’dan Z’ye çok iyi bilmeleri gerekir. İşte onlara böyle bir kitap hazırlamaya çalışıyorum.

Fazıl Hüsnü’den Zeynep Oral’a

Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Ben ölünce Zeynep Oral benim için çok güzel bir şey yazar. Ben onun ölümünü göremem, en iyisi ben şimdiden yazayım” diyerek Zeynep Oral için ‘Sarı Ağıt’ı yazmış:

 Sarı Ağıt

Çok büyük bir kuş vardır

Uçar yeryüzü ile güneş arasında

Çok büyük sarıdır o

Sarı bir evren yaratır o

Yaşamakla yaşamamak arasında

İpekten bir gövde

Uzakdoğu onun

Paris tiyatroları onun

Venedik’teki sandallar onun

Almanya’da

Rusya’da

En güzel filmler onun

Sanat uzun yaşamak kısa derler ya

Hepsinin ötesindeki yazılar onun

Milliyet Sanat Dergisi eski varlığı ile onun

Çok büyük bir ablam vardır

Dudaklarımızla ellerimiz arasında

Çok derin bir uzunluktur o

Kımıldar topraktaki yeşille o

Sarı sözcüklerimiz sarı güller arasında

Zeynep Oral’la Zeynep Oral arasında

Sarı saçlarından geçerdi ölmek

Hayır ölmezdi ki o geçerdi.

Okumaya devam et

Sonbahar Hüznüne Eklenenler

Ayrılalı sadece iki saat oldu, henüz sabah olmadan biriciğimi, canımı,uçağa yolcu etmek için yola çıktık.Arabada yan yana güzel kokusunu tatlı sıcaklığını hissederek gittik. Hem hiç gitmesin, hem uçağı kaçırmasın duyguları ile. Ama gitti, tarifsiz  bir sızı, hüzün, boşluk bırakarak.Her seferinde olduğu gibi gözden kaybolana kadar, bakmaktan başka hiçbir seçeneğimin olmadığı anlar yine yaşandı. Sonra  hala hissedebildiğim, sıcaklığını,  burnumdaki kokusunu saklamaya çalıştım. Onları biraz daha üstümde tutayım istedim. Uzun süre de sıkı sıkıya tuttum, başardım. Ama bir müddet sonra ısısını da kaybettim. Bütün vücudum, soğudu, hüznümle baş başa kaldım. Sanki şehir boştu, yollar boştu. Ama kokusu hala benimle, onu uzun süre tutacağım, evde onun kokusu, parfümü, allığı benimle bir daha sefere görüşene kadar idare etmeye çalışacağım.

DSC_0329

Çocukları,  uzakta olanlar beni çok daha iyi anlıyordur, her gelişlerinde büyük heyecan, dönüşlerinde kocaman bir boşluk, ve hüzün, bir de geçirdiğimiz çok güzel günlerin, saatlerin anıları, durduk yerde beni kocaman gülümseten, sonra da hemen arkasından, gözlerimi yaşartan anılar…

Sağlıkla gitsinler, mutlu oldukları yerde olsunlar,diyecek yapacak başka hiç bir şey yok.

 

Ottamania By Deniz Alp-Dibeklihan

Bazen biri ile karşılarsınız, bambaşka bir dünyadan gelmiş gibidir, söyledikleri ile davranışları ile   sizi şaşırtır,farklı etkiler, düşündürür…

270720141013522996113

Dibeklihan Bodrum’da mağazaları, galerileri, tasarım atölyelerini gezerken tanıştım, Deniz Alp ile. Deniz bir hayal prensesi gibi, mağazasıda onun hayallerinin sarayı…Çok sıcak,çok  zarif, çok farklı bir tasarımcı girişimci ve çok genç, 1988 doğumlu, ama aynı zamanda söylemlerinde çok olgun…Cemil İpekçi ve daha bir çok değerli sanatçı ile çalışmış.Anadolu kültürünün değerli parçalarını buluyor, değerlendiriyor, yeniden güncel kullanılır yapıyor.

Sandıktaki danteller  ile  eski kıyafetleri  harmanlayarak Heidi tarzı kıyafetler yaratmış.Yine dantellerle yaptığı harika şapkalar var, kaftanlar, cepkenler, yelekler, takılar inanılmaz güzel. Osmanlı dönemine ait ipek kumaşları ve çok uzun yıllardan beri sandıkta duran değerli  yazmaları kendi özel tasarımları ile yeniden kullanıma sunmuş.

tasarimci-deniz-alp-eskileri-yenilerle-harmanladi-DHA-caea37ba57eafcc7bd318db148662ad7-3-t

Deniz Alp, Bodrum Yakaköy’de Dibeklihan Sanat Köyü’ndeki Ottomania By Deniz Alp satış mağazasında, kendi tasarladığı ürünlere ve konusunda uzman sanatçıların eserlerine yer vermiş. indirKendi tasarladığı, atölyesinde yaptığı el işi takıların ve  kıyafetleri mağazasında satıyor.Mağazanın her köşesinden ayrı güzellikler, şaşırtan tasarımlar çıkıyor.İçeri girince saatlerin nasıl geçtiğini farketmiyorsunuz. Dibeklihan’ı gezmek ve arkadaşlarımla yemek yemek için gittiğim gün; Deniz’in anlattıkları ve tasarımlarıyla  önce kendim saatlerin nasıl geçtiğini anlamadım.Sonra arkadaşlarım geldiğinde de; onlar da çok  beğendiler, hepimiz ne alacağımızı neye bakacağımızı şaşırdık. Her tasarımın hikayesi var, tarihi değeri var.Sevgili Deniz alışveriş ve sohbet sırasında bizi çok özel hediyeleri ile de şaşırttı, hayran bıraktı. Hepimiz elimiz de paketler ve Deniz’in hediyeleri Gümüşlük’teki evinin bahçesinden toplayıp getirdiği lavantalarla masamıza gitmekte zorlandık dersem şaşırmayın. Yemekte bekleyen eşler olmasaydı, biraz zor ayrılacaktık. Deniz ile Gümüşlük’ü keşfetmek, onun gözü anlattıkları ile dolaşmak sözü le ayrıldık. En kısa zamanda sözümüzü tutarız umut ederim.

lavenderDeniz’cim lavantaların Bodrum’daki evin banyosunda çok hoş oldular, her gördüğümde seni hatırlatıyorlar. Tekrar Bodrum’da olduğum da inşallah denk gelir daha uzun buluşuruz.Şaşırtan, güzel  haberlerini her zaman alacağımdan da eminim.Başarılar sevgiler.

Deniz’in mağaza kartlarındaki iki güzel ünlü deyişi sizler için paylaştım, ve arkasından röportaj var.

tasarimci_deniz_alp_eskileri_yenilerle_harmanladi

Love’m

“Aşk’a uçarsan  kanatların yanar. Aşk’a uçmazsan kanat neye yarar?”Mevlana

Bird’s

“No Love without Freedom , No Freedom without Love.

Muğla Şehir Haber Portalında çıkan röportajı ile Deniz Alp aşağıda…

Henüz 1988 doğumlu olmasına rağmen politikadan sanata, yaşamın pek çok alanında adından söz ettirmeyi başaran genç ve güzel bir girişimci Deniz Alp…
27 Temmuz 2013 Cumartesi 15:58

 ‘Ottomania By DNZ ALP’ markasının sahibi, tasarımcı Deniz Alp ile Dibeklihan Sanat Köyü’ndeki İncik-Boncuk isimli dükkanında sohbet ettik. Genç tasarımcının Osmanlı kültürüne duyduğu ilgi, sanata verdiği emek ve sahip olduğu olağanüstü donanıma hayran kalmamak elde değil. İşte o keyifli ve bir o kadar hayranlık verici sohbetten kalemimize bulaşanlar…Bugüne dek pek çok alanda isminizi başarıyla duyurdunuz. Yaptığınız her işte başarıyı yakalamanızın ve bu genç yaşta sahip olduğunuz özgüvenin sırrı nedir?Teşekkür ediyorum. Başarılı olmak ne istediğinizi bilmekten geçer. Öncelikle hangi alanda yetenekli olduğunuzu keşfetmeniz gerekir. Ardından o alanda yeterli eforu sarf etmeniz ve fedakarlık. İste o zaman harikalar yaratabiliyorsunuz ve bunun verdiği keyif başarıyı da beraberinde getiriyor. Özgüvene gelince… Tek basına özgüven hiçbir şeydir. Dik durabilmek için bilgi, kültür, edep gibi pek çok donanım gereklidir. Ben her zaman bu daimi yolculuğun, öğrenmenin devam ettiğinin bilincinde olmaya çalışıyorum. Başarılı olabiliyorsak ne âlâ…Yarattığın ‘Ottomania’ markasından söz edelim biraz da… Nedir Ottomania? Açıkçası benim gelenekçi bir yapım var. Osmanlı döneminden Osmanlı kültüründen çok etkileniyorum. “Ottomania” bu açıdan beğenilerimi ve çalışmalarımı ifade ediyor. Ayrıca, buıaı Dibeklihan İncik Boncuk’a çok yakıştığını düşünüyorum. Çünkü aynı fikirdeler. Burası benim için bir ‘wonderland’… Her dokunuşun, gelen ziyaretçiler tarafından hissedilmesi müthiş keyif. Sanırım beni peşinden sürükleyen tarafı da bu.Peki bu yılki “Ottomania” markanıza ait koleksiyonlarınızdan biraz bahseder misiniz?Bu yıl “OTTOMANİA 2013 Summer Collections” olarak üç farklı çalışmamız mevcut. İlki aşktan ilham alarak hazırladığım “Love’M” isimli koleksiyonum. Hatay’da Süryani ustalarımızın el işçiliği ile bezenmiş özel bir çalışma. Tasarımları bana ait. Bize aşkı, aşka yolculuğu, kaçışı ifade eden bir koleksiyon. Hani çok severiz ancak korkularımız bizi frenler ya… İşte o akıl ve kalp arasında savaştığımız ikilemi ifade ediyor. Zaten “Love’M” koleksiyonumuzun sloganında bulunan İranlı şair Sadi Şirazi ve Mevlana’ya ait “Aşka uçarsan kanatların yanar/Aşka uçmazsan kanat neye yarar”…Ne de güzel anlattınız aşkı… Peki sizde durumlar nasıl?Bitecektir korkusuyla aşktan kaçtığımızda, iyi kötü yaşayabileceklerimizden de mahrum kalırız. Oysa ki Romeo ölmeli, Titanic batmalı ancak aşk her şeye rağmen yaşanmalıdır. Tabii bunu yapabildiğimi söyleyemem. Benim önceliklerim biraz daha farklı.Ne gibi?Ailem yıllardır burada esnaflık yapıyor. Ben her zaman daha dikkatli yaşamam gerektiğinin bilincinde oldum. Çünkü yaşım ve yapım gereği aşktan evvel ayaklarımın yere basması gerektiğinin kanaatindeyim. O çok bildik “kariyer” kavramı kelime olarak hedefimi ifade etmese de “Toplumda saygınlık” öncelikli hedefim olmuştur.Yanılmıyorsak, ikinci koleksiyonunuzun adı “Bird’s”tü değil mi?Evet. Daha önceki çalışmalarımdan bilindiği üzere kuşlar benim favori anahtarım. Pek çoğumuzda olduğu gibi benim için de özgürlüğü, masumiyeti ve barışı ifade ediyor. Bu açıdan aşkı ve özgürlüğü sentezlediğim bir koleksiyon hazırladım. Yine tasarımı bana ait olan bu çalışma, Mardin Midyat’da Ermeni ustalarımızın özenle işlediği parçalardan oluşuyor. Üçüncü ve son olarak “We Are Handymania” isimli koleksiyonumu hazırladım. Bu koleksiyonum Ankara Nallıhan’da ev hanımlarımızın, sandıktan çıkma eski dantel ve iğne oyalarımıza Hindistan’dan getirdiğimiz doğal taşların nakşedilmesiyle oluşuyor.Bu güzel çalışmada, ev hanımlarına da destek vererek bir istihdam yaratmışsınız anladığımız kadarıyla.

Hemcinslerimin her zaman yanındayım. Bu çalışma beni de çok memnun etti açıkçası. El yapımı, Doğal ve de geleneksel zafiyetimizin özeti olan bu koleksiyondan “We Are Handymania”ismi ile çalışmalarımdaki perspektife bir vurgu da bulunuyor.

Dikkat çeken farklı koleksiyon ve çalışmalarınız var mı?

Gümüş çalışmalarımın dışında, 14,18 ve 24 ayar Altın ve Pırlanta takı koleksiyonumuz görülmeye değer. Tamamen el işçiliği bulunan bu özel koleksiyonumuz su sıralar yüzde 70’e varan indirimde. Meraklılarına duyurmak isterim.

Bu dükkanın içinde insanın kaybolası geliyor. Ne tarafa baksak bir sanat eseri var. İmzalar kime ait?

Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Dibeklihan içerisindeki İncik-Boncuk Dükkanımız küçük bir galeri konseptinde dekore edildi. Sanata ve Sanatçıya “Ottamania” olarak desteğimiz devam ediyor.Bu sezon her biri birbirinden kıymetli 8 ayrı sanatçı ile çalışıyoruz. Örneğin Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı sanatçılarımızdan Sabri Nuray Gencer’in el yazmaları, heykel ve cam altı boyamaları, Gulperi Panha Angin’in seramik çalışmaları, Eser Batbay’a ait Osmanlı döneminde padişahların kullandığı Şifa gömleğinden esinlenerek hazırladığı “Kaside-i Bürde” isimli muhteşem çalışması, Yağlı boya tablo çalışmaları ile Oğuz Kaynar ve Mine Arasan, Ebrû Sanatçımız Ayber Altunkaya’nın Dubai’den getirdiği ipek kumaşlara 9 işlemden geçirerek nakşettiği sallarımız ve Seydi Çelik’e ait bronz çelik tozu gibi karışımlardan oluşan heykellerimiz var. Hepsi elbette birbirinden değerli sanat eserleri…

Sanata ve sanatçıya verdiğiniz destek çok güzel. Peki bu işin zorluğu yok mu?

Sanat ve sanatçıya destek olmak büyük bir özveri istiyor. Bu konuda elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Çünkü sanatın bilgi kültür gibi insana kattığı pek çok şey dışında, kendimizde saklı kalmış o küçücük yanımızı bulup ortaya çıkarmasından müthiş keyif alıyorum.

Bir de dikkatimizi çeken ve şu sıralar çok konuşulan “Altın tabaklar” dan bahseder misiniz?

Açıkçası biz de bu koleksiyondan olumlu tepkiler alıyoruz. Tamamen el işçiliği ile hazırlanmış Osmanlı Hanedanının ziyafet sofralarını yansıtan bu görkemli seri, Anadolu’nun bin yıllık kültürünü yansıtan Rumi desenleriyle bezenmiştir. Yapımında 24 ayar altın kullanıldı.

Bu güzel sohbet için teşekkür ederiz. Emeğinize sağlık…

Dibeklihan Sanat Köyü’ndeki Ottomania By DNZ ALP, haftanın 7 günü sabah 09.00’dan akşam 01.00’e kadar gün boyu ziyaretçilerini ağırlıyor. Gözlerinize bayram ettirmek ve mistik bir yolculuğa çıkmak için bundan güzel bir fırsat bulamazsınız…

Dans Tutku Olunca

Bu gün harika bir girişimcilik hikayesi daha; dans tutkusunun peşinden giden sevgili Yonca’nın hikayesini paylaşacağım. Yonca’yı beş sene önce tanıdım, çok özel, sürpriz  bir doğum günü partisi onun dans etkinliklerinden birinde olmuştu.Doğum günü kutlanacak kişi kocaman aşkımın çok yakın arkadaşı ve Yonca’nın abisi olunca, bu çok keyifli sürpriz partide ben de Yonca’yı tanıdım.Bu çok özel kadın bizi kapıda son derece modern, dans kıyafetleri ile karşıladı.Bütün gece de ekibiyle hem dans etti, hem bizleri ağarladı. 7162_10151629621458895_1704956215_nAbisinden bu tutkusunun nasıl başladığını öğrenince çok daha hayranlık duydum.Dans etmeyi çok seven,hep güzel dans etmeyi isteyen ama hiç de beceremeyen ben Yonca’ya nasıl hayran olmazdım ki.Yonca üstelik tekstil hayatını bırakıp tutkusunun peşinden gidip bu işe başlamıştı. Yonca’nın dans klübü,Mundo Latino da  geçen sene 15 yılını kutladı.Önce bu kutlama için hazırladıkları videoyu sizlerle paylaşıyorum..

Yonca  tutkusunu dansa olan sevdasını nasıl da güzel anlatıyor,ve bu tutkunun peşinden gitmekten çekinmiyor.Girişimcilik hikayesi de böyle başlıyor.Severek yapılan işlerde başarı zaten gelir diyoruz, bir de tutku olursa, o zaman yaşam sevincimiz hiç azalmaz, hayatımız her zaman heyacanla, aşkla devam eder.Dans  zaman zaman kısa sürelerle  hobyim oldu. Daha uzun vakit ayırabilmeyi hep isterim. Spor yerine biraz da dans girse daha da güzel olmaz mı? Ne dersiniz?
Aşağıda web sayfalarındaki Mundo Latino’nun tanıtımı sonra da Yonca’nın kısa girişimcilik öyküsü var. Her yönü ile çarpıcı, hem hikaye hem işin işinde dans olması.
945200_10151844431258895_2000518597_n
“Dans bizim tutkumuz. Bu tutkumuzu sizinle de paylaşabilmek, sizi dansla düşlediğiniz dünyaya götürebilmek için buradayız. Mundo Latino’da.
 
Dansetmeyi öğrenmek istiyorsanız, ‘dansedemem ama keşke edebilsem’ diyorsanız, mutluluğun, , cesaretin paylaşıldığı benzersiz bir sosyal ortamın parçası olmak istiyorsanız…Mundo Latino uzun yıllara dayanan deneyimi ve zengin programıyla size özel fırsatlar sunuyor. Hayatınızda istediğiniz ve özlediğiniz değişimi yaratmanız için sizi bekliyor.
 
Mundo Latino düzenlediği bireysel ve grup dans dersleri, uluslararası arenadan isimleri konuk ettiği dans etkinlikleri, yaptığı festivaller, yarışmalarla 1999’dan beri Türkiye’de sosyal latin dansların öncüsü, dünyada ise dans camiasının aranan saygın üyelerinden biri.  Kurucuları Yonca Gülgeç Occleshaw ve Mehmet Ceyhan deneyim ve bilgilerini dansseverlere aktarmakla yetinmiyor, dünyada dans alanındaki tüm güncel gelişmeleri de takip ederek Türkiye ile dünya dans camiası arasında köprü oluyor.
 
Düşlediğiniz dünya için sizi dansa davet ediyoruz.
 
Mundo Latino,güven,başarı,en kaliteli hizmet…
1383712_10151928751158895_767480894_n

YONCA GÜLGEÇ OCCLESHAW

“Yaratıcı fikirleri ve girişimci kişiliği ile farklı etkinliklerin mimarı

 
2007 Uluslararası Ingiltere Salsa Kongeresinde, ’’Life Time Achievement Award’’-Hayat Boyu Başarı Ödülü’nün sahibi
Dünyanın 67 ülkesinde geçerli UKA (United Kingdom Alliances Licentiate)  sosyal danslar eğitim sertifikası sahibi.
 
İngiltere Leicester’da De Monfort Üniversitesi’nden mezun olan Yonca Gülgeç, 2000 yılında herkesi şaşırtan ani bir kararla 22 yıllık Tekstil Mühendisliği kariyerini sona erdirdi… 
 
Yonca’nın çocukluğunda bale yaptığını bilen dostları ve yakınları bu kararı anlayışla karşıladılar. Yonca gerek üniversitede gerekse daha önceki yıllarda profesyonel voleybol oynamış, üstelik dans ve müzik her zaman hayatının en önemli parçaları olmuştu. 
 
Aslında Yonca Gülgeç’in kariyerini geride bırakmasına ve profesyonel olarak dansa başlamasına giden olaylar zinciri 2000’den çok daha önce başlamıştı. 1998 yılında, daha sonra “hayatımı değiştiren kadın” diyeceği Adriana Santana’yla tanıştı. Group Palanke’nin dansçısı ve vokalisti olan Santana’dan Salsa dersleri almaya başladıktan sonra artık dönülmez bir yola girmişti bile. “Latin Ateşi” içinde alevlendi, öyle ki ona yaklaşan herkesi de aynı ateşle yakıyordu! 
 
Bir süre için çifte bir hayat yaşadı, gündüzleri sürdürdüğü tekstil mühendisliği kariyerini akşamları Salsa’yla birleştiriyordu. Salsa onun için sadece bir hobiyken bile gelecekte Salsa dünyasına yapacağı gerçek yolculuğun ilk adımlarını atıyordu. Londra’dan meşhur eğitmenleri Türkiye’ye davet ediyor ve Salsa workshop’ları düzenliyordu. Dünyaca ünlü dans hocalarından aldığı dersler sonrasında kendisi de bilgilerini etrafındakilerle paylaşmaya  başladı.
 
2002 yılından itibaren bilgisini daha da artırmak için yılda 2-3 kez yurtdışındaki Salsa kongrelerine katılmaya başladı. Girişken karakteri ve sınır tanımaz yaratıcılığıyla Salsa’nın en güncel trendlerini hızla yakaladı. Böylece Mundo Latino, Türkiye’de “Sosyal Latin Dansları”nın lideri olarak yerini aldı ve gelecek Türk Latin Dansçılarının ilham kaynağı haline geldi.
10610752_10152595230238895_7819379240575304138_n
 Aşağıda da da Yonca ile yapılmış güzel bir röportaj var,  sevgiler, sevgiler…
Esra TunalıgilDiplomalı TüketiciŞeffaf Gazete.com
 MUNDO LATINO 15 YAŞINDA
Mundo Latino , Yonca Gülgeç Occleshaw ve Mehmet Ceylan ile yaklaşık 1 yıl önce tanıştım. Dans, Mundo Latino ekibi için bir tutku. Dans etmek, dans etmeyi öğrenmek, mutluluğu ve cesareti paylaşmak için herkesi Mundo Latino’ ya ve etkinliklerine davet ediyorlar.
10649876_10203906967209098_5316065818225947408_n

 

 

Yakın, sıcak ve aynı zamanda profesyonel yaklaşımları, 1999′ dan beri Türkiye’ de sosyal latin danslarının öncüsü olmalarıyla, uluslararası arenadan konuk ettikleri isimlerle düzenledikleri etkinliklerle, ‘fark yaratan’ bir ekip.

image

1- Mundo Latino’ yu tanımayanlara kısaca tanıtır mısınız?

Mundo Latino, hem bir dans merkezi, hem de etkinlikler, organizasyonlar, festivaller düzenleyen bir kuruluş.

Merkezimizde ağrılıklı olarak Latin dansları öğretilmekte. Bununla birlikte, Hip Hop, Oryantal Dans, Ege Dansları( Sirtaki, zeybetiko.. gibi), Zumba gibi diger dans disiplinleri de yer alıyor.

Yaptığımız  diğer işleri sıralarsam;

– Kurumsal işler için lansmanlara proje üretir. Konsept showları düzenler.

– DJ servisi verir. Etkinlikler icin dansçı ve canlı müzik  sağlar.

– YGO markaları orange-wear, ayakkabı ve dans giyimi (yeni) ..Eski bir Tekstilci olarak bu iş kolunu yeni başlatmak üzere hazırlık aşamasındayız.

2- 15 inci yılını kutladığınız Mundo Latino’ nun başlangıç hikayesini anlatır mısınız?

Üniversiteyi istediğim Tekstil Dalında okuyabilme sevdasıyla 17 yaşımda İngiltere’ ye gittim , yaklaşık 6 sene kaldım.Leicester Polytechnic (şimdiki De Monfort Üniversitesi) ve Tekstil Mühendisi olarak çalışma hayatıma burada başladım.

Çok severek büyük bir enerji ile icra ettiğim mesleğimden 13 sene önce radikal bir kararla vazgeçtim.1998 yılında piyasalar ve Tekstil krize girmişti. Ben o sıralarda son 9 senedir, bizzat, imalatını Istanbulda kendim kurduğum, hazır giyim ihracaatı yabancı bir şirkette Genel Müdür yardımcısı olarak çalışmaktaydım.Orada GM yardımcısı olmaktan öte bir pozisyondaydım. Herşeyini kendim hayata geçirdiğim için orası benim için aile , hayat, yaşam biçimi idi. Kısacası 600 kusür bireyden oluşan bir Tekstil ailem vardı..Ve mesleğimde gerçekten çok başarılı bir dönemdeydim. Ancak işlerin çıkmaza girdiği o dönemde firma şanssız bir döneme girdi ve yabancı patronumuz Türkiyeyi bırakıp gitmek durumunda kaldı..O tarihlerde yaşanan tatsız olaylar sanıyorum beni çok etkiledi ve çalışmayı denediğim başka hiç bir yer bana zevk vermedi. Mesleğim Tekstil ve  düzenli spor hayatımda önemli bir yer teşkil ediyordu.

Arkadaşlarımla Bir akşam eğlenmek için gittiğimiz 5 yıldızlı otelin barında sahne alan Kolombiyalı müzik grubunun yaptığı müzikler beni mıknatıs gibi çekti ve solistleri Adriana Santana (hayatımı değiştiren kadın!)nın sahnedeki dansı ve adımları beni büyüledi adeta ve çaldıları müziğin salsa olduğunu ve dansın salsa olduğunu ögrendim..

İşte herşey o günden sonra başladı. Adriana dans eğitmeni olmadığını söylerken bana bildiği ne varsa daha doğrusu  ne hissediyorsa ögretmeye başlamıştı.Neredeyse hergün iş çıkışında ona gidiyor ve öğrenmeye çalışıyordum. Adriana vasıtasıyla onun Londra’ daki arkadaşı Salsa eğitmeni Carlos Paz ile tanıştık. Carlos’u workshop’lar vermek üzere İstanbul’a davet ettik. Bu arada Türkiye’nin ilk dans barı Swiss Otel’ deki Taşlık Dans Bar’ a gitmeye başlamıştık. Şimdi ki ortağım Mehmet Ceyhan oranın DJ’ liğini yapıyordu..Onunla da tanışmamız öyle oldu. Orada dans eden insanlar ise daha çok Latin Salon Dansları yapıyordu. Yani Sosyal Latin Dansları ve Latin Amerikan Salon Dansları arasındaki ayırım henüz kimse için net değildi..Sanırım girişimci kimliğim henüz sektör haline gelmemiş dans piyasasında bu boşluğu gördü ve hobi olarak da olsa yurtdışından eğitmen getirterek workshoplar düzenlemeye başlama içgüdüsünü bana verdi!

O sıralar hem mesleğimi hemde dans organizasyonlarını birlikte yürütmeye başlamıştım..Yapacak ve öğrenilecek o kadar çok şey vardı ki…Ve büyük bir keyifti bu!

Yoktan birşeyleri var etmek..Gene Yonca’nın mücadeleci yanı ağır basıyordu.. Yurtdışından eğitmen getirterek düzenli workshop organizasyonları, salsa partileri vs.. derken dans oldukça vaktimi almaya başlamıştı ve Mehmet Ceyhan la birlikte aynı zamanda dans da öğreniyorduk . Kendisi zaten modern, hip hop, break dans yaptığı için ve muhteşem bir müzik kulağı oldugu ve çok kolay öğrendiği için benim de ilerlemem çok kolay oldu. Onun yanımda oluşu bana bu işe ciddi olarak girmeme vesile oldu. Onun desteği ve katkıları  olmasaydı sanırım başlamak  çok kolay olamazdı..

Ve işte o sabah kalktım ve kendi kendime dedimki ‘Tekstil burada bitti!’.  Mehmet’ i telefonla aradım ve tekstili bırakıyorum diye haber verdim..Böylelikle MUNDO LATINO kurulmuş oldu. O yaşta alınmış radikal bir karardı ama önü çok belirsiz olsa da; çok açıktı!

2- Kendinizden bahseder misiniz? Kariyer değişikliğine neden olan dans tutkusunun sizin için anlamı nedir?

Dediğim gibi mücadeleci bir yapım var..Yenilikleri seviyorum.. Çok çalışkan olduğumu da düşünüyorum

Aynı zamanda paylaşmayı seviyorum ..bu ne olursa olsun..Benim sahip olduğum birşey olabilir, bir parça yemek olabilir yada bilgi olabilir. Küçük yaştan beri özgür hayatım  oldu..vede hareketli..

İşte zaten DANSIN BENİM İÇİN ANLAMINI tarif etmiş olmuyormuyum bütün bunlarla?

3-Çalışma arkadaşlarınız ve ekibinizden söz eder misiniz? Sizi bir araya getiren ve bunca sene birlikte tutan özellikleriniz nelerdir?

Ortağım Mehmet Ceyhan, 15 yıllık dostum..Yaptığımız bu işte birbirimizi çok tamamladığmızı düşünüyorum.. Benim vizyonum, organizasyon becerim ve iş tecrübem, onu ise sanata ve müziğe olan yeteneği ve ortak bir tutku.. DANS! Bizi bunca zaman birarada tutan en önemli faktörler.

‘’Hülya Çaylak’’.. Küçüçüktü bizimle başladığında..Müthiş bir dansçı ve dans eğitmeni..Aynı zamanda profesyonel olarak bir gazetede Ekonomi Editörü olarak çalışmakta..Dans ailemizin diğer bir ferdi..’’

Volkan Kayataş’’..Hayatına dansla dokunduğumuz , bir diğer yetenek.. Müzik ve dans hayatının en önemli olgularından..Hepimizi birlikte tutan.. Önce birbirimize ve yapılan işe saygı..ve tabiikii DANS TUTKUSU..

4- Dans insanlık için ortak dil ise, neden yaygın değil?

Evet belki ülkemizde çok yaygın değil.. Bununda eğitim sisteminden gelen temel nedenleri var biliyoruz ki.

Ancak tabii ki DANS derken tüm dans disiplinlerini ele almak gerekir.Sadece Latin Dansları değil.. İnsanoğlunun binlerce yıldan bu yana, hatta daha konuşmaya başlamadan çok önce kullandığı en temel iletişim biçimi.. Binlerce, hatta onbinlerce yıldır dünyanın her köşesinde, birbirinden farklı zamanlarda, farklı din, ırk, ulus, dil ve yaştan insanları hiçbir ayrım gözetmeksizin buluşturan bir etkinliğin özel bir anlamı olmalı. Tangodan oryantale, valsten baleye, hip-hoptan zeybeğe, ilk bakışta birbirine hiç benzemeyen birçok tür, aslında insanlığın ortak paydası. Savaşı da, düğünü de, tapınmayı da anlatsa, birşey hiç değişmiyor: insan her yerde insan; insan her zaman aynı…

5- İlkeleri, stratejisi ve müşteri profili olarak Mundo Latino’ yu İstanbul’daki diğer dans okullarından ayıran ne gibi özellikleri var?

Ben bu soruya karşılık olarak hemen ‘Vizyonumuzu’ yazmak isterim;

‘Türkiye’nin en yenilikçi, en kaliteli ve en iyi hizmeti veren DANS ve Organizasyon Şirketi olarak deneyimli hocaları ve kariyer sahibi çalışanları ile dünün deneyimlerinden faydalanan, yarına doğru sağlam adımlarla ilerleyen, bugün için çok çalışan, prensiplerinden taviz vermeyen Mundo Latino , dinamik ve yenilikçi projeleriyle çağdaşlarına ve meslektaşlarına örnek olan, “dansı” sanatın içinde  bir ifade biçimi olarak anlamlandırmanın yanısıra, bir duruş biçimi haline getirmeyi başarmıştır.

Sosyal Latin Danslarını ülkemize tanıtan ve bununla birlikte pek çok ‘ilk’ lere imza atan Mundo Latino sektörün ilklerinden. Bu konuda çok fazla alçak gönüllü olmamak lazım belki de..:-)

6- Herkes dans edebilir mi? Yaş ve sağlık gibi dikkat edilmesi gereken unsurlar var mı?

‘ENGELSİZ DANS’ diye düşünürsek evet edebilir.

7- Yakın geçmişte uluslararası arenadan davet ettiğiniz önemli isimler kimler?

TOKE DE KEDA ‘ Eddie Blazquez

La Excelencia ‘( Orq. SCC)

Juan Matos& Amneriz Martinez

Ataca & Alamena

Relle Niane

Bunlar sadece bir kaçı

8- Dansı kültürlerin önemli bir parçası kabul edersek, eğitimini verdiğiniz dansların geçmişleri ile ilgili bilgi aktarımını da video, sunum, sohbet tarzı etkinlikler aracılığıyla bilgi olarak aktarmayı düşünür müsünüz?

Tabiiki düşünürüz.. Nitekim bu şekilde seminerler yapıyoruz..Çok keyifli oluyor..

9- 15 inci yıla özel etkinlikleriniz neler?

15 sayısını baz alan çeşitli konularımız olacak..

Dans çalışmaları adına promosyonlarımız, indirimli gruplarımız olmakta

Mundo Latino 15 yılın içinden videomuzu hazırladık.

Henüz büyük kutlama etkinliğimizi gerçekleştirmedik. 2014 yılı içinde böyle bir etkinlik hazırlığı yapmaktayız

image

10- Dans çalışmalarınıza ve etkinliklerinize katılanların kişisel bakış açıları ve dans etme nedenleri farklılıklar gösterebiliyor. Dansın anlamı kişisel olarak da değişebiliyor. Bazısı için tutku, bazısı için aşk, bir diğeri için sosyalleşme…gibi…..belki hatta bazıları için ‘tepki’ veya ‘kaçış’ bile olabilir….Farklı içsel nedenlerle dans etmek isteyenlerin ruhsal ihtiyaçlarına cevap vermek de pazarlama stratejisi oluşturmak açısından kolay olmasa gerek. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Elbette  oldukça karmaşık olabiliyor . Zaten çoğu zaman bizler sadece dans eğitmeni olmuyoruz..Psikolog, anne,  abla, abi gibi sıfatlarla ilişkilerimize devam edip, işimizi götürüyoruz.Aslında kısacası belli bir müddet sonra AİLE oluyoruz ve ilişkiler öyle devam ediyor..Görüldüğü gibi DANS kavramı çook geniş

11- Size nasıl ulaşabilirler? Etkinliklerinizi nasıl takip edebilirler?

Sitemiz  www.mundolatinodance.com, dan ulaşabilirler. Aynı zamanda, sitemizdeki Facebook ve Twitter link’ lerinden gene bizimle irtibata geçebilirler.

https://www.facebook.com/pages/Mundo-Latino-Dance-Promotions/370783518269?ref=ts&fref=ts

Teşekkür ederim.

Hepimizin iç ritmimizi bulma dileğiyle,