Her şey çok çabuk geçiyor.Garanti Bankası, Ekonomist Dergisi ve Türkiye Kadın Girişimciler Derneği’nin (KAGİDER) işbirliğiyle bu yıl 9.su düzenlenen Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması sonuçlanalı 15 gün olmuş. 18 Kasım 2015 tarihinde düzenlenen ödül töreninde 4 kategorinin birincileri açıklandığı gece her sene olduğu gibi yine çok heyacanlandım, mutlu oldum, yeni seçilen girişimci kadınlarımızla büyük gurur duydum. İdil Bebe’nin kurucusu Mevlüde Uygun’un “Türkiye’nin Kadın Girişimcisi” olduğu yarışmada “Yaşayan Müze” projesini hayata geçiren Zehra Sema Demir “Türkiye’nin Kadın Sosyal Girişimcisi” seçildi. Nuran Özyılmaz “Kars Kaz Evi” girişimiyle “Türkiye’nin Yöresinde Fark Yaratan Kadın Girişimcisi”; “Medlis Engelli Yaşam Çözümleri”nin kurucusu Melis Tasacı ise “Türkiye’nin Gelecek Vaat Eden Kadın Girişimcisi” kategorisinde birinci oldu.
Yine kazanan girişimcilerin hikayeleri çoğumuzu ağlattı. Ağlarken, gururlandırdı, mutlu etti, umutlandırdı. Bütün kazanan ve katılan arkadaşları Türkiye’nin bu özel kadınlarını kutluyorum. Her sene yaptığım gibi hikayelerini de paylaşmak istiyorum.
Bu gün Kars Kaz Evi girişimi ile katılan Nuran Özyılmaz‘ın hikayesinden başlamak istedim. Bu sene yarışmayı izleyemedim. Ama her aşamasını takip ettim. Çok sevdiğim, çok başarılı arkadaşlarım katıldı, derece alanlar oldu. Almayanlar da yine yeniden katılmak kararı ile tekrar yeni heyacan ve güçle devam dediler. Neticeler belli olduğunda ben de internetten takipteydim. Hepsinin heyacanının onlarla yaşadım. Sevgili Nuran Özyılmaz’ı da ilk kutlayanlardan oldum. Sosyal medya aracılığılı ile çok uzaklarda da olsak tanışdık, Birbirimizi takibe başladık. Hikayesini detaylı okudum, dinledim. Çok güzel bir video hazırlanmış,Nuran Özyılmaz ile ilgili, hiç hikayeyi anlatmadan onu sizlerle paylaşmak, istedim. Kendi sesiyle, güzel görsellerle harika bir video, uzun değil, kısa öz ve çok keyifli gururlu bir hikayenin anlatımı. Yöresinde fark yaratan kadın girişimci kategorisinde birinci olan Nuran Özyılmaz Kars’ın da ilk kadın girişimcisi dört kız çocuk annesi. Yoktan var etme felsefesi ile işe başladım diyor.
Kars Kaz Evi sadece bölgesinin değil, şimdi bütün Türkiye’nin tanıdığı bir lezzet noktası oldu.Nuran Özyılmaz çevrenin kadınlarının da çalışarak ekonomiye kazandırmış, kadınların ekonomik özgürlüklerine kavuşmalarını sağlamış. Sıcacık, güler yüzlü, bir kadın. Kars’lı kadınların Nuran ablası. Ayıca Kaz Yetiştiriliği ve Irkını Sürdürme Derneğini kurarak, Avrupa Birliğine de bir proje olarak sunmuş,böylece işinin sürdürülebilirliği için de çaba başlatmış.
Nuran Özyılmaz, aile bütünlüğünü bozmadan, işinin başında; ailesinin, çevresinin tüm Türkiye’nin gururu oldu. Dört masa ile başlattığı Kars Kaz Evi şimdi yepyeni bir mekana taşınmak için inşaata başlamış. Sıcacık bir Türk kadını, anne, yöresinin değerlerine değer katan pırıl, pırıl bir girişimci. Örnek bir girişimci …Defalarca kutlanacak çok güzel bir hikaye..İşte böyle beraber tanıyalım, istedim. En kısa zamanda Kaz Yemeğe İnşallah…Sevgiler,, sevgiler…
Sevgili arkadaşım Raffi yaz başından beri bana Meral daha sakin, daha dingin, daha sağlığına özen göstererek , yaşa dedikçe bir türlü ne demek istediğini çözemiyordum. Ben kendimce çok sağlıklı yaşıyorum, sanıyordum; spora, sağlığıma, beslenmeme özen gösterip, erken yatıp erken kalKıp, hiçbir zararlı alışkanlığım olmamasına rağmen nerede yanlış yapıyordum. Sağlıklı yaşıyorsam neden sürekli hastalanıyordum, neden bağışıklık sistemim düşmüştü. Stresli ortamlarda bulunmamaya çalışan, her şeye olumlu tarafından bakmaya programlanmış olmama rağmen nasıl daha özenli olacaktım.
Raffi beni her gördüğünde, ısrarla terapi al, yoga yap,diye uyarıyordu. Raffi diyorsa bir bildiği vardır, diye düşünmeme rağmen bir türlü neyi kastettiğini anlamıyordum. Yoga meditasyon yapmak, güzel ve faydalı şeyler olabilirdi, ama ben o konuda zorlanıyordum.Çünkü kendimi tam anlamıyla veremiyor, konsantre olamıyordum. Kaç kere yapmaya kalksam, kendimi başka düşüncelerin içinde buluveriyordum. Sonuç da başarısız oluyordum.An da yaşamayı da beceremiyordum. Beynim de hep bir sürü şey aynı anda dolaşıyor, hep güzel ve olumlu şeyler düşünsem de anı yaşamak onun keyfini çıkartamadan, içinde olduğum en güzel anlarda bile aklım hemen ya nasıl fotoğraflarım, ya nasıl yazarım, ya nasıl arkadaşlarımı, sevdiklerimi de getiririm, paylaşırım düşünceleri ile doluyordu.
Hatta gece uykularım bile düzensizleşmiş, hep gelecek ile ilgili yapılacakları düşünerek uyanır, ya da uyuyamaz olmuştum. İşe bunu çözmekle başlamalıyım diye düşünürken Metin Hara’nın Yol kitabını bir gece uykumdan uyanıp okumaya başladım. Bir sene önce alıp o zaman okuyamadığım kitabı neden gece uyanıp okumak istedim, bilmiyorum. Okumaya başlayınca da elimden bırakamadım. Raffi’nin ne demek istediğini anlar oldum. Ben hep bir koşturmaca içinde yaşarken beynim sürekli “acele et” modunda olduğundan, normal yaşam dengesini bozmuşum, ve senelerce böyle yaşayınca orada takılı kalmış.Sabahları kalkar kalkmaz harika bir sahilde yürüyüş yaparken, çok huzurlu olduğumu sansam bile, etrafa bir anlığına bakıp, hayran olup bir iki nefes alıp şükrettikten sonra varsa yoksa günün işleri telaşları beynimde dolaşarak yürürüyüşü tamamlamak,etrafdaki çiçekleri ağaçları, sevip koklamadan eve koşmak, sonra yine aynı telaşla koşuşturmak, en sevdiğim müziği açıp ilk namelerden sonra ne çalıyor hiç farketmemek, özenli kahvaltı hazırlamak, ama çabucak yemek, hep telaş, hep telaş…
Metin Hara diyor ki acele içinde yaşamanın cehennemde yaşamaktan farkı yok.Böyle yaşanırsa ruh sağlığımız bozuluyor, ruh sağlığımız bozulunca da beden sağlığımız bozuluyor, bağışıklık sistemimiz düşüyor, sonra gelsin hastalıklar. “E nasıl yapalım, koşturmacasız hayat yok diyenlere de; hasta olma lüksümüz de yok diyor. İstersek her işimizi koşturmadan da yapabiliriz, ” Saatlerimizi, planlarımızı ona göre ayarlamak mümkün, iyi yaşamanın sırrı belki biraz daha erken kalkıp, erken yatıp,anı yaşamayı öğrenmek, onun için de meditasyon yapıp, beynimizi sürekli acele modundan çıkarıp sakin modda olmasını sağlamamız şart..Bunu yapabilmek için de sufi tekniği ile nefes almayı öneriyor, Metin Hara. Güne sufi nefes alma yöntemi ile başlayıp bunu sürekli yaparak, kendimizi, beynimizi eğitmemizi istiyor. “Beni anlamayın, bana inanmayın, bunları yapın, o zaman ben size faydalı olabilirim,” diyor. Ben de bu uygulamalara başladıktan hemen sonra Raffi’yi aradım, dediklerini yapmaya başladım, haberin olsun dedim. İlk karşılşatığımızda Raffi’nin bana tavsiyesi “Meral’cim artık her yaptığını başka şeyler düşünmeden kendini vererek yapmaya çalış,mesela şimdi sadece güzel bir domates kes, ya da güzel bir kahve yap” oldu. Ben şimdiye kadar bir şey keserken kimbilir neler düşünerek keserdim, neler, ya da kahve yaparken ne düşünceler,ne planlar … Evet işin sırrı ne yapıyorsak ona konsantre olup,başka şeylere takılmadan o işi yapıp sonlandırmak. Sonra da ne yapıcaksak ona odaklanmak, söylemesi kolay gibi gözükse de yapması çok zor…
Ama çalışıyorum, önce sabahları ve her fırsat bulduğumda sufi nefes çalışmaları yapıyorum, sonra da domateslere ya da her ne yapıyorsam ona odaklanmaya çalışıyorum.Bu dönemde Los Angeles da yaşıyor olmam da çok büyük şans ayrıca.Burada çok telaşdan uzağım, ya da uzak kalmayı daha kolay başarabiliyorum. Çoğu telaşı reddedebilmem daha kolay. Yepyeni ve çok daha karmaşasız bir hayatım var, güzel minik bir bahçe içinde minicik ve çok düzenli, sadece gerekli eşyaların olduğu bir evde yaşıyorum. Harika güneşli günlere uyanıyorum. Caddeler, etraf, gezdiğim, dolaştığım yerler, sakin huzurlu.
Ben de aşırı trafiğe, yoğunluğa karışmadan yaşıyorum.. Hiç acele etmiyorum. Hiç detay detay program yapmıyorum, Genelde Başak programlıyor, ben ona uyuyorum. O da sakin ve huzurlu, telaş kargaşa yapmıyor. Ama hiç bir şeyi de atlamıyor. Haftanın iki günü Kabala sohbetlerine katılıyor, bu hafta ben de onunla katıldım.İşte böyle hala hiç bir şeye başından sonuna koşulsuz, tam kendimi veremesem bile, hemen kendimi toparlıyorum. Gün geçtikçe daha iyiye gidiyorum. Amaç domatesi en güzel şekliyle, başka şeyler düşünmeden kesebilmek… Siz de denemek istemez misiniz? sonunda ödül büyük…