İki Çok Özel Kadın

Kagider, Garanti Bankası, ve Ekonomist Dergilerinin 2012 Yılı Kadın Girişimcisi Yarışması Finalistleri.Yasemin Kalya Künyeci,  Gülay Öner Özgön ve Nurcan Özdemir‘in en heyacanlı, en mutlu anları. Ben de neticelerin açıklandığı an; onlar kadar heyacanlandım, duygulandım, mutlu oldum, hikayelerini dinlerken gözyaşlarımı tutamadığım oldu. İkisi de çok özeller. 

34455-h1

Yasemin Kalya‘yı daha önce anlatmıştım. Sevgili Nurcan ile Gülay ise o günlerden beri hep yazılacaklar  listemde.  Bu çok özel üç kadın da birbirinden çok farklı, çok başarılı.  Zorlukları avantaja çevirenlerden.2013 yılı Kadın Girişimcisi Yarışması’na son katılım tarihi 31 Mayıs.  Katılıma az kaldı,  katılım öncesi sevgili Gülay ile Nuray’ı da  bu çok güzel röportajı ile  Yaprak Özer’den paylaşmak istedim.

Hedefleri, hayata bakışları, gayretleri,çıktıkları yoldan  vazgeçmemeleri, hepsini aşağıda hem okuyabilir, hem dinleyip izleyebilirsiniz. Artık ikisi de çok değerli üyemiz, ben de ilerde bu çok özel iki kadından haberler vermeye devam edeceğim.

BİRİ GECE BİRİ GÜNDÜZ VE İKİSİ DE AYNI GÜN

İki kadın girişimci, birinin eğitimi yok diğerinin var… Ayrı coğrafyalarda doğmuş, büyümüş, yaşamışlar… Ayrı deneyimlere sahipler, farklı kulvarlarda yüzüyorlar… ikisini bir araya getiren görünürde hiç bir şey yok. Konuşmaları, esprileri farklı… Oysa ikisi birbirine kardeş kadar benziyor. Aynı dili konuşuyorlar… Anne olmalarını saymıyorum, kariyer de yaparım, iyi bir anne de olurum diyebiliyorlar… Her şeyden önemlisi sıfırdan başlayabilme dürtüleri, gördüklerini farklı tercüme etme ve tecrübe edebilme yetenekleri. Hayal kuruyorlar, macerayı seviyorlar, hedef koyuyorlar, korksalar da dönmüyorlar, başarılı olmak istiyorlar…

 Ben değil, kendileri anlatsın ve siz de keyifle okuyun…

Yaprak Özer: Geceyle gündüz gibi birbirinizden farklı olmakla birlikte birbirinize çok benziyorsunuz. Ne iş yaparsınız sizden dinleyelim?

Nurcan Özdemir: Ben inşaat sektöründe mantolama dediğimiz malzemelerin üretimini yapıyorum. Bu dışarıda enerji verimliliği için kullanılan yalıtım malzemesi. Beyaz, mavi, siyah bizim ürünlerimiz. Bu ürünleri üretiyoruz. Bunların yapıştırıcı sıvısını ve sistemi üretiyoruz. Ambalajlarken de beyaz eşya ve otomotive malzeme üretiyoruz.

Gülay Öner Özgön: Ben aslında tıp doktoruyum ve genetik uzmanlığı yaptım ve bu yaptığım uzmanlık sonrasında da insanların genetikte yakalanabilecek hastalıkları veya var olan hastalıklarının teşhisi yönünde bir genetik tanı merkezim var. Bu merkez aynı zamanda da Türkiye’de daha iyi hizmet verebilmek için de bir şekilde de kullanılabilecek kitlerin üretimini yapmaya çalışıyorum.

Yaprak Özer: Kaç yılında kurdunuz?

Gülay Öner Özgön: 2009 Ocak ayı.

Nurcan Özdemir: 1999.

Yaprak Özer: Tıp doktorlarının muayenehane açması ya da herhangi kolektif olarak bir muayenehanede buluşması alışagelmiş bir şey ama tıp doktorlarının kendi şirketlerini kurmaları çok sık gördüğümüz bir şey değil.

Gülay Öner Özgön: Doğru, çok fazla sık görünen bir şey değil hatta birçok özel hastanelerin sahibi bile doktor değil diye genelleyebiliriz. Çok fazla bu şekilde şirketsel davranan doktor alışkanlığı yok.

Yaprak Özer: Siz nasıl cesaret ettiniz?

Gülay Öner Özgön: Yani doktoramı bitirdikten sonra gördüm ki gerçekten çok büyük bir açık, büyük bir ihtiyaç var bu alanda ve Türkiye’de yapılan bütün genetik tanılar çok pahalı. Yurtdışına çok fazla bağımlıyız ve Türkiye’de maalesef yapılan akraba evlilikleri veya aynı köyden evlenme filan gibi şeylerle çok fazla genetik hastalığımız var. Hem toplum sağlığı adına bir fırsat gördüm, hem de gerçekten bir iş olarak fırsat vardı.

Yaprak Özer: Bu tek başınıza mı aklınıza geldi yoksa çevrenizde sizi yönlendiren birileri oldu mu?

Gülay Öner Özgön: Yaklaşık bir yıl kadar bunun fizibilitesini yaptım. Nerede ne yapılabilir, nasıl yatırım yapılabilir gibi… Yola başlarken bana yardım edenler tabii ki oldu. Buradan da hepsine teşekkür ediyorum.

Gulay_a8535748a7c26d0983bae37b41174911

Yaprak Özer: Olmaz bu iş diyenler de oldu mu?

Gülay Öner Özgön: Evet. En başta babam oldu mesela. Bu iş olmaz dedi.

Yaprak Özer: Genetikte tam olarak hastalıklar üzerine mi yoksa genetik kodlarımız ya da olası hastalıklarımız üzerine mi çalışıyorsunuz, ne yapıyorsunuz?

Gülay Öner Özgön: Genetikte olası kodlar üzerine çalışılıyor. Zaten var olan mutasyonlar da hepsi kodlarımızdan ortaya çıkıyor fakat benim sonraki hedefim bir bio teknoloji şirketi kurmak. Bio teknoloji şirketiyle başka alanlara da, çevre bio teknolojisi gibi şeylere de yol almak, GDO’lu ürünler açısından onların tanısını yapabilmek, tarıma gidebilmek gibi bir takım başka hedeflerim var.

Yaprak Özer: İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunusunuz. Arkasından da doktora yaptınız. O kadar uzundu ki CV’niz… Ödüller, tebliğler ve makaleler sayamayacağım… Yurtdışında da eğitim almışsınız, yayınlarınız var. Nurcan Hanım, 7 çocuklu bir ailenin kızısınız. Ortaokulu bitiriyor, eğitiminizi bırakıyorsunuz onun için geceyle gündüz kadar birbirinizden farklısınız, ama bir o kadar birbirinize çok benziyorsunuz dedim. Biraz anlatsanıza.

Nurcan Özdemir: Ardahan’da doğdum. Doğu’da doğdum, Batı’ya geldim, yatırım yaptım ve iş hayatına atıldım, girişimci oldum. İlkokulu Ardahan’da köyümde okudum. 50 haneli bir köyde… Ortaokul’u yatılı bölge okulunda okudum Ardahan’da. Lise hayatıma başlamadan Bursa’ya taşındık, iki ay liseye gittim iki aydan sonra devam edemedim. O günkü hayat şartları, ekonomik koşulları onu gerektiriyordu. Tekstil fabrikasında işe başlayarak orada vardiyalı işçi olarak işe başladım.

Yaprak Özer: Ne kadar sürdü bu?

Nurcan Özdemir: Yaklaşık 1 yıl. Ondan sonra bir avukatın yanında yardımcısı olarak çalıştım ve 1992 yılı geldiğinde, hayatımın kaderini değiştirecek yalıtım sektörüyle tanıştım. O dönem yalıtım sektörü çok fazla gündemde değildi biliyorsunuz, sekreter olarak başladım. Bu işi çok iyi öğrendim. Yani şu anda bakarsanız 20 yıldır bu işte okumuşluğum var desem doğru bir şey söylemiş olurum. Ve 1992-1998 sonuna kadar bu firmada çalıştım. Çalıştığım firmada sekreter olarak başladım, satış ve pazarlama müdürü olarak işten ayrıldım.

Yaprak Özer: Bu arada karar vererek ayrıldınız herhalde.

Nurcan Özdemir: Bu arada eşim Özden Özdemir’le evlendim. Eşim tekstil sektöründeydi ve yalıtım sektörünün geleceğini birlikte analiz ettik ve karar verdik. Destek oldu her konuda yani eşim, ailem hepsi destek oldu bu konuda. Ve 1999’da kendi işyerimizi kurduk. Bursa’da, İstanbul’da, İzmir’de çeşitli illerde satış ve uygulama yaptık ve 2007 yılı geldiğinde artık bu sektörde tepe noktaya gelmiştik, üretici olmamız gerektiğine karar verdik.

Yaprak Özer: Bursa’daki üretiminizin fiziki büyüklüğü nedir?

Nurcan Özdemir: 8 bin metrekare kapalı, toplam 14 bin metrekare alanım var. İki tane tesisimiz var. İki fabrikamızda yalıtım malzemeleri üretiyoruz.

Yaprak Özer: Gülay Hanıma dönüyorum. Karar verdiniz, fizibilite çalışması yaptınız, sermayeyi nasıl buldunuz, kredi mi aldınız?

Gülay Öner Özgön: Kredi almadım. Daha çok aile parasını biriktirdim diyelim. Kendi birikimlerim, arkadaşlarım, annem-babam şeklinde.

Yaprak Özer: Büyük bir sermaye gerekiyor muydu?

Gülay Öner Özgön: Evet, yaklaşık 550 bin lira koyduk yola başlarken.

Yaprak Özer: Nurcan Hanım siz ne kadar koydunuz?

Nurcan Özdemir: Benim hiç param yoktu o dönemde.

Yaprak Özer: Sizinki sanıyorum altyapıya ihtiyaç duyulan bir çalışma…

Gülay Öner Özgön: Altyapıya ihtiyaç var. Altyapı olmadan zaten hiçbir şekilde yol alamazsınız. O zaman yalnızca doktor olarak çalışmanız gerekir ki, ben onun ötesini istiyordum biraz.

Yaprak Özer: Genetikle ilgili bir şey yapmak istiyorum diyen biri şirket açabiliyor mu? Bu herhalde bir izne tabi diye düşünüyorum.

Gülay Öner Özgön: Evet, Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsat almanız gerekiyor. Daha çok ilk başta zorlanma sebebimiz o oldu. O dönemde Sağlık Bakanlığı’nın doktorlar üzerinde bazı yaptırımları vardı biliyorsunuz, 2009 yılında… O merkez açılsın, bu merkez açılmasın… İşte bazı hastanelerin, tıp merkezlerinin ruhsatları alınıyordu, birleştirmeler yapılıyordu. O dönem 10 ay boyunca ben hem kira ödeyip hem 3 kişinin maaşını ödeyip, işletme sermayesinden yiyerek bekledik.

Yaprak Özer: Kaç kişi çalışıyor şu anda?

Gülay Öner Özgön: Şu anda 6 kişi çalışıyor ama o zaman benle birlikte 4 kişi çalışıyordu. Bir laboratuvarda bir kişi 96 örnekle çalışabiliyor. Daha yüksek teknolojili bir sistem olduğu için bir kişi bir örnek çalışmıyor mesela. Nurcan Hanımlar da muhtemelen öyledir. Bir kişi bir malzemeyi baştan sona kadar takip ediyordur, bizde öyle değil. 100 hastanın örneğini de bir kişi aynı anda çalışabilir.

Yaprak Özer: Teknoloji ağırlıklı bir iş olduğu için mi daha az sayıda kişiyle çalışabiliyorsunuz? Nurcan Hanıma sorsam kaç kişi çalışıyor sizde?

nurcan_ozdemir_bursanin_gururu_h351

Nurcan Özdemir: 65 kişi çalışıyor. Ama her geçen gün büyüyoruz. Herhalde 2013’te 120-130 kişi olacağız.

Yaprak Özer: Kaç tane böyle laboratuvar var? Sizin için bir sektör var diyebilir miyiz?

Gülay Öner Özgön: Evet, şu anda genetik tanı merkezleri için Türkiye’de bir sektör var. Çünkü genetik ve yeni gelişen bir bilim diyelim. Bu bilim sonucunda da hem prediktif hasta, yani daha önce hasta olmadan hangi mutasyonları taşıyorsak o konuda nasıl hasta olacağımız yeni yeni biliniyor. Ve bunun için de yeni gelişen bir bilim zaten. Son 10 senedir genetikte bir şeyler daha çok yapılabiliyor ve her sene bir ileri teknoloji ekleniyor sisteme. Şu anda belki ben 3 sene önce burayı kurduğumda o zamanki koşullarda en iyi teknolojiyle kurmuştum. Ama 3 senedir bir yandan hizmet verirken bir yandan da 6 ayda bir yeni çıkan teknolojileri takip edip bunları almak durumundayım.

Yaprak Özer: Hakikaten niye kurdunuz?

Gülay Öner Özgön: Başarılı olmak için.

Yaprak Özer: Siz niye kurdunuz?

Nurcan Özdemir: Para kazanmak için. Gerçeği bu ama yani.

Yaprak Özer: Sermayem yok demiştiniz yani emeğimle kurdum diyorsunuz, para kazanmak için kurdum diyorsunuz. İyi para kazanıyor musunuz?

Nurcan Özdemir: Çok şükür kazanıyorum.

Yaprak Özer: O zaman iyi ki kurdunuz?

Nurcan Özdemir: Tabii, iyi ki başlamışım ve iyi ki kurmuşum, iyi ki bugünlere gelmişim. İyi ki Ardahan’dan Bursa’ya yerleşmişiz.

Yaprak Özer: Peki Ardahan’a geri dönüş olacak mı?

Nurcan Özdemir: Ardahan’da o konuda araştırdım çok fazla yatırım yapacak yer yok. Ama biraz daha o bölgeye yakın Erzurum, Kars olabilir.

Yaprak Özer: Düşünüyor musunuz peki?

Nurcan Özdemir: Tabii. Şimdi biliyorsunuz yalıtım sektörü daha yüzde onu yapılan bir sektör, yüzde doksan daha yapılması gereken yalıtım var, binalar var. Bir de yaptığımız işin gerçekten en iyisini yapıyoruz. Yani yaptığımız malzemelerin kalitesi, güvenirliği, sistemi… Ben girişimcilikte başarıyla ilgili şunu söylemek istiyorum: Başarı hedef belirlemek, başarı inanmak, başarı en iyi şekilde yapmak demek.

Yaprak Özer: Hedefiniz neydi, çok para kazanmak?

Nurcan Özdemir: İlk etapta para kazanmak çünkü paramız yoktu, bu kadar net. Sonra zaman geçtikten sonra, “Şu anda hedefiniz ne?” derseniz tamamıyla kadın girişimcilerin çoğalması. Zaten dört tane dernekte görevim var, bir de Türkiye’nin yüzde yetmiş enerjisini dışarıdan alıyoruz. Bu enerjinin saçmış olduğu bir gaz var; sera gazı biliyorsunuz insan sağlığına zararlı. Benim burada tamamıyla hedefim kadın girişimcilerin, daha doğrusu girişimcilerin çoğalması. Yani Türkiye’de 1 milyon 200 bin girişimci var ve bunun sadece 83 bini kadın. Bu, çok az.

Yaprak Özer: Neden sizi seçtiler? Çünkü bu tür yarışmalarda siz ve sizin gibi pek çok başarılı kadın o ipi göğüslemeye çalışıyor, neden siz?

Nurcan Özdemir: Aslında ben ödül verilmeden son iki dakika kala Türkiye’nin kadın girişimcisi olduğumu öğrendim. Yani bir ödül belki verilir diye düşünmüştüm, ilk 15’te kaldığım için sevinmiştim ama birinci olduğumu bilmiyordum. Ama orada iki dakika kala bunu öğrenince gerçekten çok sevindim. 35 metrekarelik çıkmaz sokaktaki bir dükkanla, 12 yıl gibi kısa bir sürede fark yaratıp 14 bin metrekarelik tesislere gelmemden kaynaklanan bir hayat hikayem var. Yanımda çalıştırdığım kişi sayısı, cirolar, ne kadar bir cirodan başlandığı, şu anda nerelerde, bunlar hep kritermiş herhalde.

Yaprak Özer: Gelecek vaad eden girişimci kadın olarak ipi göğüslediniz, neden bu değişik bir sıfatla ipi göğüslediniz, sizin yorumunuz ne?

nesiller_lab

Gülay Öner Özgön: Çünkü Türkiye’de genetik bilimi gerçekten yeni ve de geleceğe atfedilen bir bilim. Aslında ben isterdim ki, artık gelecek de bugün olsun, çünkü yurtdışında Avrupa’da ve Amerika’da genetik günümüzün kendisi. Hangi hastalığı olursanız veya prediktivite testleri yaptığınızda bütün hepsi günümüzün içinde kalıyor yurtdışında Avrupa’da ve Amerika’da. Benim de amacım oydu, demek ki tam amacıma erişememişim, hala gelecek vaad edende kaldık diye düşünüyorum. Yurtdışına gözlerinizi diktiğinizde yurtdışındaki olaylar nasıl gelişiyor diye baktığınızda, orada artık gelecek değil genetik. Türkiye tıp alanında çok ileri. Çok iyi doktorlarımız, cerrahlarımız var, sürdürülebiliyor. Ben bunun genetikte de olmasını istiyorum.

Yaprak Özer: Şöyle bir şey sezinliyorum: sizin macera bitmemiş, devam edecek. Siz, bu ödülü alırım ben diyorsunuz, öyle mi?

Gülay Öner Özgön: İnşallah. Öyle olmalı diye düşünüyorum. Çünkü benim başarıydı birinci hedefim biliyorsunuz. Tabii ki ikide, üçte para geliyor, başka şeyler de geliyor ama başarı bitti dersem zaten şirketten çıkmam gerek o zaman. “Yapabileceklerim buraya kadardı” diyecek bir noktada değilim. 3 yılı öyle ya da böyle geçirdik. Altı ayda bir başka yatırımlar yapıyoruz. Bir de sağlık piyasasında var olabilmek ayrıca zor. Sağlık camiası çok kapalıdır, sağlıkta yeni bir şey yapmak çok zordur. Tüm doktorları da o konuda bilgilendirmeniz gerekir.

Yaprak Özer: İyi ki kurdum, iyi ki ben bu işi yaptım diyor musunuz?

Gülay Öner Özgön: Çok zorluk çekmeme rağmen evet.

Yaprak Özer: Korktuğunuz anlar oldu mu?

Gülay Öner Özgön: Çok… yani, bırakmak istediğim, yeter artık niye ben bunu çekiyorum dediğim anlar tabii ki oldu.

Yaprak Özer: Ne düşünüyorsunuz o zaman?

Gülay Öner Özgön: Farklı yönlerden işe bakmaya çalışıyorum. Bir de “Şöyle yapayım, kendimce alternatif geliştireyim…” diyorum. İşin nasıl yönetilir kısmını ben biraz da deneyerek öğrenmeye çalıştım.

Yaprak Özer: Nurcan Hanım ortaokul mezunu.

Nurcan Özdemir: Şu anda Lise sondayım. Akşam Lisesi’ne gidiyorum bu arada.

Yaprak Özer: Tebrik ediyorum sizi. Nasıl gidiyor dersler?

Nurcan Özdemir: İyi gidiyor. Tabii zor oluyor hala ekibin başındayım yani fabrikada ama firmamız şu anda kurumsallaşma yönünde bayağı bir yol kat etti. İstanbul’da da bölge müdürlüğümüzü açtık ileriki dönemde ofislerimizi de açacağız.

Yaprak Özer: Eğitimde hedef ne?

Nurcan Özdemir: Eğitimde Üniversite olabilir mi, inşallah olur. Biz kadınlar istersek yapabiliriz diye düşünürüm.

Yaprak Özer: Ne okursunuz mesela?

Nurcan Özdemir: İnşaat mühendisi ya da mimarlık okurum herhalde. İkisinden birini okurum. 40 yaşında Lise mezunu 50 yaşında herhalde üniversite mezunu olurum.

Yaprak Özer: Bir de annelik rolleriniz var, böyle steril, yalnızca çalışan kadınlar değilsiniz.

Nurcan Özdemir: Evet kariyer de yapıp çocuk da yapanlardanız.

Yaprak Özer: Kaç çocuğunuz var? Kaç yaşlarındalar?

Nurcan Özdemir: İki çocuğum, bir oğlum bir kızım var. 9 ve 6 yaşlarında.

Gülay Öner Özgön: Benim de bir kızım var 9 yaşında.

Yaprak Özer: Çocuklar sizin gibi olmak istiyorlar mı?

Gülay Öner Özgön: Benim kızım doktorlukla alakalı olduğunu düşünüyor bu kadar yoğun çalışmamın. Ben doktor olmayacağım diyor. Evde olunca telefondayım, bilgisayardayım yani bir iş takip ediyorum veya eve geç gidiyorum.

Nurcan Özdemir: Ben çok yoğun çalışıyorum, kızım iş kadını olmak istemiyor şu anda. Ben öğretmen olayım anne, öğlene kadar kurabiye yapayım öğleden sonra da okula giderim diyor.

Yaprak Özer: Eşiniz aynı sektörde mi? Eve iş geliyor mu, gelmez mi merak ettiğim için soruyorum.

Gülay Öner Özgön: Evet. Eşim de sağlık sektöründe. O da doktor. Biz iş konuşuyoruz. En azından benim için işletmecilik, sürdürülebilirlik, bunlar yeni olduğu için ve de bu konularda çok parlak fikirleri olur eşimin. Onunla konuşup tartışırız, bir şey yaparız.

Yaprak Özer: Dinler misiniz peki?

Gülay Öner Özgön: Yok. Sonra bana söylenir durur “Bak ben sana söylemiştim bunu” diye. Ama fikir almayı çok severim. O konuda paylaşabileceğim bir şey varsa özellikle zaten değişik fikirleri olur. Dinlerim ama en sonunda kendi süzgecimden geçirip bir şey yaparım. O açıdan bazen o da üzülüyor tabii. “Biz hiç konuşmayalım, sen hep kendi başına kendi dediğini yapıyorsun” der.

Yaprak Özer: Sizde ne oluyor evde? Şimdi siz çok başarılı bir kadın girişimcisiniz. Başarılı bir dinleyici misiniz? Eşinizi dinliyor, fikir alış verişi yapıyor musunuz?

yilin_is_kadini_nurcan_ozdemir_h308

Nurcan Özdemir: Eşimle birlikte çalışıyorum, aynı fabrikalardayız. Eşim tamamıyla üretim bölümüne odaklı çalışıyor, ben finans ve pazarlama bölümünün başındayım. Biz kadınlar istersek her şeyi başarabiliriz. 2023’e kadar 10 büyük ülke arasında olmak istiyorsak girişimcilik ama başta kadın girişimcilerin iş hayatında olması gerekiyor. Şimdi ben çok çalışan bir kadınım bir kere öyle bir özelliğim var. Hayatta baktığım her şeye işle ilgili bakarım. Bir yere gittiğimde kendi işimi çok araştırırım, belli bir saatten sonra eşimle ilgili araştırmalar yaparım bilgisayar başında.

Yaprak Özer: Kendi bildiğinizi mi yaparsınız?

Nurcan Özdemir: Eşimi dinlerim. Eşimin fikirlerine çok değer veririm; fikirleri de gerçekten çok güzeldir. Ama ben karar veririm, verdiğim kararı uygularım. Eğer uygulamayacağım bir karar varsa, onu kaldırırım ortadan. Hantallığa yer vermiyorum ticari hayatımda. Bir de herhalde iyi bir liderim, liderlik herhalde sonradan olunmuyor doğuştan olan bir şey.

Yaprak Özer: Peki diğer kardeşler çalışıyor mu sizinle?

Nurcan Özdemir: Tabii, dört tanesi benimle birlikte fabrikada.  Bir tane ablam Ardahan’da, diğer iki kız kardeşim de benim yanımda değiller.

Yaprak Özer: Baktığımız zaman girişimcilikle ilgili bir sürü efsane var aslında. Canlı iki örneksiniz. Nasıl girişimci olunur ve girişimci olmanın sizdeki özellikleri neler?

Nurcan Özdemir: Ben hayal kurmak ve hedef belirlemek diyebilirim.

Yaprak Özer: Hayal kurmayı biz çok sevmeyiz aslında. Nasıl hayaller kuruyorsunuz?

Nurcan Özdemir: Kendi işimle ilgili kurduğum her hayali gerçekleştiriyorum. En azından onunla ilgili ilk önce kafamda canlandırıyorum. Ne yapmak istediğimi, nerelerde olmak istediğimi.

Gülay Öner Özgön: Bence fırsatları görüyorsunuz demek daha doğru geliyor bana. Hayal kurmak değil siz ayağınızı yerden keserek hayalleri kurmuyorsunuz muhtemelen.

Nurcan Özdemir: İşimle ilgili hayal kuruyorum.

Gülay Öner Özgön: Fırsatları görüyorsunuz aslında, “Bunu yaparım” diye bir şey inşa ediyorsunuz.

Yaprak Özer: Cesur olmak, esnek, yaratıcı olmak bu konularda neler söyleyebilirsiniz?

Gülay Öner Özgön: Bence evet, hani çalışanlarla esnek olmak, yeri geliyor çünkü siz girişimciyseniz ilk andan itibaren birinci çalışan sizsiniz aslında.

Yaprak Özer: Sizi diğer doktorlardan farklı kılan şey neydi?

Gülay Öner Özgön: Yani inatçılık herhalde öyle diyebiliriz. Bir konuda bunu yapacağım, başaracağım, bu olmalı dediğiniz şeyin peşinden gidebilmek. Tabii aslında bütün kadınlar girişimci olsun diyoruz ama herkesin sosyal konumları da müsait değil. Sosyal konumlar da buna müsaade etmiyor. Ben bu yola çıktığımda, evi geçindirmeden öteydi benim derdim belki de. Nurcan Hanım’ınki öyle değil. Dediğiniz gibi ak ve kara gibiyiz belki bu anlamda farklı sosyolojik yapılardan geliyoruz.

Yaprak Özer: Ama bir şey fark etmiyor, ikiniz de hayal kuruyorsunuz, ikiniz de bir cesaret örneği gösteriyorsunuz baktığınızda.

nesillerGenetik

Gülay Öner Özgön: Yani ben kurguyu çok fazla mantık üzerine kurup o şekilde yola çıktım aslında. Çünkü bir fizibilitesini çıkartıp bu, budur dedim. Tabii Nurcan Hanımlar’da öyle bir fizibilite yapıldı mı onu bilmiyorum.

Yaprak Özer: Yapıldı mı?

Nurcan Özdemir: Hayır. Tamamıyla buradaki 35 metrekarelik dükkanı açtığımda o anda iş hayatında bir şeyler yapmak istiyordum. Fizibilite yapma şansım yoktu, zaten param da yoktu, öyle bir fizibilite yapamazdım o dönemde. Orada 35 metrekarelik yerden 300 metrekarelik bir dükkana geçerek bir cesaret örneği sergiledim ve o çıkmaz sokakta bir dükkandı. 300 metrekare cadde üzeri dükkana geçince hayatımın akışı değişti. Orada işler daha hızlandı, daha iyi müşteriler gelmeye başladı. “Girişimcilik biraz da risk almaktır diyebilmek lazım. Çünkü o dönemdeki yaklaşık 4 katı daha büyük bir yere geçtim kiraya. Aslında zorlanabilirdim ama ben çok inanmıştım, yaptığım işe çok inanıyordum.

Yaprak Özer: Kendinize mi inanıyordunuz yoksa piyasaya mı inanıyordunuz? Kime inanıyordunuz?

Nurcan Özdemir: İlk önce kendime çok inanıyorum. Yani “Ben yapacağım” dedikten sonra istersem yapacağıma inanıyorum. Benim şu anda 14 bin metrekare tesisim ve burada çalışan arkadaşlarımız var, gün geçtikçe artıyor. Şimdi fizibiliteyi daha iyi yapıyorum. Şu anda ne kadar bir yatırım yaparsam nasıl olur, hangi bölgede yatırım yapmam lazım…

Yaprak Özer: Her riski almıyorum diyorsunuz öyle mi?

Nurcan Özdemir: Şu anda biraz öyle, evet.

Gülay Öner Özgön: İnsan bilmeye başlayınca herhalde riski almak da azalıyor.

Yaprak Özer: Cahil cesareti denilen şey mi aslında?

Gülay Öner Özgön: Ben hep öyle diyorum. Bana sordukları zaman biraz cahil cesaretiyle yola çıktım doğrusu.

Yaprak Özer: Ama Nurcan Hanımın, kaybedecekleriniz o kadar fazla ki riski onun için mi almıyorsunuz?

Nurcan Özdemir: Biraz da kontrollü. Şimdi artık riskleri kontrollü bir şekilde devam ettiriyorum.

Yaprak Özer: Peki sizi tutan birileri var mı? Bir dakika dur diyen var mı etrafınızda?

Nurcan Özdemir: Tabii eşim zaman zaman “Şunu şunu yapmamamız gerekiyor” diye mantıklı açıklamalar yapıyor. Zaten eşim dediğim gibi çok güzel bir bakışa sahip ve sektörümüzü şu anda çok iyi bilenlerden birisi, üretimde çok başarılı. Ben pazar araştırması yapıyorum, o üretimin maliyetinin analizlerini çıkarınca ortaya bir ortak nokta çıkıyor.

Yaprak Özer: Sürdürülebilir olması için bir işletmede ne yapılması gerekir?

Gülay Öner Özgön: Sürdürülebilirlikte en önemli şey adım adım gitmek. Beş adımı birden gitmek değil de, bir adım gittikten sonra biraz o adımın oturmasını sağlamak… Benim için öyle oluyor en azından. Çünkü nakit akışı sıkıntısı gibi şeylere Türkiye’de düşmek çok oluyor. Zaten ilk yıllarında biliyorsunuz siz de işletmelerin çoğu nakit akışı yüzünden zarar görebiliyor. Kendimi onun için nakit akışlarında biraz idare etmeye çalıştım. İşte işletmeyi de bu şekilde götürmeye çalıştım. Bunun için de TÜBİTAK ve KOSGEB’den hibe ve yardım projeleri yaptım. Yaptığımız birçok çalışmayı TÜBİTAK’la birlikte götürdük. Özellikle Türkiye’de son yıllarda bu tip hibe projeleri çok fazla oldu. Yeni girişimcilerin özellikle bunlardan yararlanmasını tavsiye ediyorum.

Nurcan Özdemir: Ben de yararlandım.

Yaprak Özer: Peki sizin için sürdürülebilirlik nedir nasıl sağlanır?

418783_10151139641527556_990017446_n

Nurcan Özdemir: Marka bilinirliği ve ekip çalışmasının çok önemli olduğuna inanıyorum. Hedefim beş yıl içinde Türkiye’de bilinir bir marka olmak, on yıl içinde de dünyada global bir marka olmak. Bu hedefi gütmek için markalaşmaya da gidiyorum. Bir de ekip çalışması çok önemli yani belirli bir süreye geldikten sonra artık her işi siz yapamıyorsunuz. Şu anda bizim reklam işleri bölümü, insan kaynakları bölümü var bizde.

Dr. Gülay Öner Özgön, Nesiller Genetik Yönetim Kurulu Başkanı. KAGİDER “Gelecek Vaat Eden Kadın Girişimci”si.

Dr. Gülay Özgön İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra aynı üniversitede Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji uzmanlığını aldı. Yine İ.Ü.’de Tıbbi Genetik bölümünde doktora programını bitirdi. Yurtdışında da Psikiyatri, Farmakoloji, Moleküler Genetik, Genetik Danışmanlık, Epilepsi Genetiği, İlaç Etkileşimlerinin Tıbbi Yönleri, Kardiyovasküler Genetik konuları ile ilgili eğitimler almıştır. İyi derecede İtalyanca ve İngilizce bilmektedir.

Nurcan Özdemir EPSA Yalıtım Yönetim Kurulu Başkanı, KAGİDER “Yılın Girişimci Kadını”.

İnşaat sektöründe Mantoyap Isı Yalıtım Sistemleri, Burpor, Nurpor, Ataboard ve ambalajda Ecepack markalarıyla hizmet veren EPSA Yönetim Kurulu Başkanı. EPSA 14 bin metrekare alan üzerine kurulu iki tesiste, yalıtım ve ambalajda EPS üretimini aylık 450 ton, yapı kimyasalları üretimi ise aylık 15 bin ton kapasite ile sürdüren yüzde 100 yerli sermayeli bir şirket. Özdemir, sıfır sermaye, yüzde yüz cesaretle kurmuş işi. Ortaokuldan sonra eğitimini bırakıp çalışmak zorunda kalmış. Şimdi akşam lisesinde son sınıf öğrencisi, üniversite azmi de var, mühendis ya da mimar olurum diyor…

Bu iki çok özel kadını tanıdıkça hayranlığım, sevgim, sempatim, beğenim artarak çoğalıyor.Onları bizlerin, tanımasına sebep olan bu yarışmaya, bu sene de katılacak adaylar için çok güzel örnekler  olduğunu düşünüyorum. Herkese sevgiler, sevgiler

Girişimci Olmak İsteyince….

134_10910905359_4454_nBu gün sizlerle, çok takdirle izlediğim, yine gençlerden, gençler için önemli bir örnek girişimcilik hikayesini paylaşacağım. Oğlumun girişimcilik öyküsü.

Mehmet Bilgi Üniversitesi İşletme Bölümü Mezunu. Okulda okuduğu dönemlerde; mezun olunca kendi işi olsun istiyordu.Gençliğinin özgüveni ile baba bana Etiler de bir Mc Donald’s aç, bak nasıl para kazanacağım; göreceksin tekliflerinide son derece ciddi yapıyordu. Özgüveni hoşumuza gidiyordu ama; kendi işi için sadece okuldan mezun olmak, ve  sermaye değil, tecrübenin, deneyimin de şart olduğunu anlatmak bize düştü.Üniversite de okurken önce okuduğu bölümle ilgili değişik finans kuruluşlarında staj yaptı.Gönlü hep satan olmaktan yanaydı.İnsan ilişkilerinde ki olumlu çekiciliğini iyi değerlendirebiliyordu. Tesadüfler sonucu reklam sektöründe de staj yaparken, fikirlerin görsel ya da filmlere dönüşmesinde  yaratıcılık, estetik  ve farklılık kazandırma  yeteneği,  olduğunu keşfetti ve kararını verdi. Finans dünyasında çalışmak istemiyorum dedi.

untitled

Askerden  döndüğünde; iş aramaya başladığında; hem  iş ofis tecrübesi, hem de ne yapıp, ne yapmak istemediği konusunda bir fikri olmuştu. Yepyeni umutlar ve hayallerle bir reklam şirketinde işe başladı. İleride iş kurmak için, hem kendi şirketinde, hem değişik sektörlerdeki müşterilerinin iş dünyasını keşfetmeye başladı.Heyacanla, tutkuyla, severek çalıştı.Her gün yeni şeyler öğrendi, uyguladı, sorumluluklar aldı. Başarınca çok mutlu oldu.Hatalarından ders almayı öğrendi.Bazen kendi fikirlerini anlattı savundu, kabul ettirdi, mutlu oldu. Bazen kabul ettiremedi. Bazen iyi ki kabul edilmemiş dediği oldu. Dolu dolu yedi yoğun sene geçirdi.Hilton ilan

Sonra birgün ben artık ayrılıyorum, arkadaşımla beraber kendi şirketimizi kuracağız dediğinde tereddütü yoktu.Girişimcilik dünyasına geçme zamanı gelmişti. Zor bir dönem geçireceğinin farkındaydı. Kendi isteğiyle işsiz kalacaktı. Ailesinin sorumlulukları, kuracağı şirketin masrafları olacaktı. Korkuları vardı, ama çözüm planlarını da beraberinde oluşturmuştu.Gelecek hayalleri de işin en güzel yanıydı. İlk kuruluşta hiç sermayeye ihtiyaç duymadan, işini aldıkları büyük bir grubun  teklifiyle onların binalarının bir bölümüne yerleşerek; kira ve sekreter gibi masraflarına çözüm buldular. Az da olsa iki ortağa kalan bir para da vardı. Yeni müşteriler kazanana kadar böyle idare ettiler.

Bir müddet sonra kendi yerlerini kiralayıp, geçtiklerinde o masrafları da kazanmışlardı. Yavaş yavaş, teker teker elemanar almaya başladılar.Kısa zamanda gerçekleştirdikleri güzel projelerle de müşterileri ve işleri çoğaldı.Daha önce çalıştığı şirketiyle de iyi ilişkileri sayesinde eski patronundan da destekler aldı.

Mehmet’çim gencecik yaşlarda kurduğun,  adım adım, temkinli, dengeli, istikrarlı büyüttüğün  işin için seni kutluyorum.Hikayeni oğlum olduğun için değil, çok değerli bir örnek olduğu için yazdım. İş kurmak için her zaman sermaye bulmak gerekmiyor. Bu konuda sen çok güzel bir örneksin. Çok net ve öz anlatımınla paylaştığın, hikayeni senin anlatımınla da aşağıda ekledim.

rklm

“RKLM

İşletme mezunu reklamci olur mu?

Universiteden sonra yaptigim stajlar Dogus Otomotiv Pazarlama, Alternatif Bank Uluslararasi Finans, Thinktank Reklam Ajansi

Bu stajlardan sonra ceketle ise gitmek cazip gelmemisti, reklam ajansindaki stajda tasarimin birsey uretmenin keyfini almaya basladim yaraticiliga karsi olan yetenegimi kesfettim.

Akabinde reklam sektorune devam etme karari aldim, Tequila’ nin Thinktank ile birlesme ve ajansin buyume donemine sahit olunca macerayı, rutinlige tercih ettim.

Concept’te gecirdigim 7 yil sonunda elde ettigim ulusal ve uluslararasi tecrubeyi hicbirseye degismem.

Aksigorta Bodycard

Musteri iliskilerinde olmama ragmen yaraticiliga ve tasarima olan ilgim sayesinde markalar icin yaptigimiz beyin firtinalarından ufkumu cok genislettigimi dusunuyorum.

Conceptteyken birkac fikrimin odul almasi musteri iliskilerinde olan biri icin ovunc kaynagi oldu.

cryptex kurumsal

O donem yaratici ekibin basinda bulunan Ömer’in (Durgut)  ajanstan ayrilacagi konusuluyordu, uzulmustum biz hem bir aileydik ama Ömer’in tasarim gozunun sektorde fazla kiside olmadigini dusundugum icin bunu bir firsat olarak degerlendirdim. Bizim sektorde yer degistirmek diger sektorlerdeki gibi olumsuz birsey degil. Her gittigin yerde beyin farkli calistigi icin bizim gibi fikir ticareti yapanlarin belli bir sure sonra yer degistirererek besleneceklerini dusunenlerdenim.

5013_199706225359_1106542_n

Ilk girisimci ruhumu o donem hissettim, Ömerle beraber kendi markamizi kurma fikrini ilk olarak cevremle paylastim. O donem cevreden pozitif enerji almak cok onemli, ajans kurmak cok kolay bir karar degil ancak dogru formulle sermayeye bile gerek yok.

Mindshare_RKLM_000

Soyle ki biz baslangicta kendi bilgisayarlarimizla ve ofis paylasarak rklm adini verdigimiz ajansi 2009 yilinin subat ayinda kurmus olduk. Kurulma doneminde sansimizin yaver gitmesi ilk musterimiz Hilton Dalaman ile aylik fee ve ofis paylasimi sartiyla Balmumcu’ da 3 katli villanin en alt katina yerlestik. Iki kisiydik Ayda 2000 euro kazaniyorduk ve ofis giderimiz yoktu. Ilk 5 ay sistemi oturtma tecrube kazanma konulariyla gecti daha sonra yeni musteriler kazanmaya basladik Kazandikca buyumeye ona gore hareket etmeye yeni kisilere ihtiyac duymaya basliyorsunuz Yeni kisiler geldikce sigmamaya basladik ve kendi ofisimizi 2010 yilinin aralik ayinda Fulya’da tuttuk

62971_10150257656935360_5339691_n

Ilk odulumuzu musterimiz Mindshare’e hazirladigimiz Koc Konkuru calismalariyla kazandik. Mediacat Felis.

Bugun bircok marka ile calisiyoruz. Shaya ve Royal Canin uluslararasi markalarimiz, ulusal markalardan Ceyo Pelit ve İlbak holdingin bunyesinde bulunan outbox ve portline’ a hizmet veriyoruz.

Tasarim kalitesi bizim vazgecilmezlerimizden. sadelige cok onem veririz.

Hizmet sektoru kolay olmayan bir sektor ancak markayla bir baslangic yapildi mi aidiyet duygusu her yanimizi kapladigindan belki de basarimizin anahtarlarindan

2009dan bu yana ciromuzu %800 artirdik

Bugun ajansimiz 8 kisi

Yaratici cozumler disinda sosyal medya ve outdoor kiralama hizmeti veriyoruz.”

hilton restoranlar

Reklam sektörü zor bir sektör, ekonomik şartların çok etkilediği bir sektör.Her işin zorlukları var tabi,ama  burada Mehmet’in bu sektöre bilinçli istekli başlaması, değerli iş ve hayat tecrübelerinden sonra sevgili Ömer ile  işlerini  kurmaları  ve müşterilerine ve işlerine olan saygıları, aidiyet duyguları, onların işlerinin  püf noktaları oldu. Ortağı,şirketin yaratcı ekibinin başı, sevgili Ömer’i de tüm kalbimle  kutluyorum. Çok güzel bir ikili oluşturdunuz, başarılarınızın  devamı her zaman mutluluğum, gururum olacak.

veda outdoorEmekleriniz, çalışmalarınız her zaman yüzünüzü güldürsün, yeni enerjiler kazandırsın.Karaca - Set Foto-20

İş kurarken, sermaye isteyen işler, projeler de var. Bir başka yazımda çok beğendiğim böyle bir örneği de anlatacağım. Bazı işlerde de işinizden ayrılmadan evden yapacağınız çalışmalarla başlatacağınız çözümler de olabilir. Böyle de çok başarılı örnekler var. Hepsini sizlerle paylaşmak istiyorum. Sevgiler,sevgiler

Bir Güzel Gülümseme İçin

Sevgili Betül Yurteri Diş Hekimi, Yönetici, İşyeri Sahibi, Kagider Üyesi, Estetik Diş Hekimliğine Gönül Vermiş….

IMG_8661

Betül kendini böyle özetlemiş, ama çok daha fazlası var,sürekli kendini yenileyen, hep   öğrenmekten, eğitmekten  yana, sadece iş sahibi değil, topluma katkı vermek, sahip olduklarını paylaşarak da çoğalmak isteyen, girişimci gönüllüsü, mentorü, pırıl pırıl, çalışkan ,sevgi dolu bir arkadaşımız…

Onu dinlerken çok sevinç duyuyorum, gurur duyuyorum, mutlu oluyorum.

Bu ara heyacanla başlattığı, daha geniş kitlelere duyurmaya  çalıştığı harika bir projesi var, hem de kadınların özgüveni, mutluluğu,  güzel gülümsemesi için…

Hikayeyi Betül’den duyduğum an ben de önce kocaman gülümsedim, girişimcilik hikayesinden önce hemen bu projeyi yazayım paylaşayım istedim. Ne kadar çok diş hekimi bu projede yer alırsa o kadar gülümseme, mutluluk, yepyeni hayatların kazanılması diye düşündüm. Çok etkilendim.Aşağıda Betül ‘de projeyi ve çalışma modelini kendi anlatımı ile özetledi,

574995_10151524813893674_1261649844_n

“Lise yılların da diş hekimi olmaya karar vermişdim. Oldum ama asıl  iş olduktan sonra başladı. Birçok  meslekte olduğu gibi sıradan  olmamalıydım. Farklılığın eğitim ve teknolojiden geçtiğini anlamıştım. Öncelikle estetik diş hekimliğinin hayatımın önemli bir parçasi olduğunu belirterek başlamak istiyorum. Özellikle topluma katkımın  özgürce güldürmek olduğunun farkındayım. İnsanlara güzel bir gülüş sağlamak için dünyaya gelmişim herhalde.

255149_10150205151458674_285453_nGüzel bir gülümseme derken; güzel bir gülümsemeye sadece parası olanlar sahip olmamalıydı. Herkesin gülümsemeye ihtiyacı var. Estetik diş hekimliği ucuz değildir. Toplum olarak pek gülümsemeye yatkın olmadığımızı görüyorum, hatta kahkaha atanlar, özellikle de kadınsa bazı bölgelerde yadırganır bile . Karamsar bir toplumuz. Tabi bu kadar şiddetin içinde nasıl gülümsenir değil mi? Olsun bir yerden baslamak gerekir diye duşundum. Ve özellikle şiddet gören kadınların psikolojik durumlarından dolayı gülümsemeyi tamamen unuttuklarını  görüyoruz. Hele bir de ağız ve diş  yapıları da bu şiddetten payını  almışlarsa gülmek ne kelime…

IMGP2429Eger misyonum insanlarIn ağızlarını  kapatmadan gulmelerini saglamaksa bu kadinlari da guldurmeliydim. Ancak tek basima yetmem mumkun degil. Bunun icin bir projem var. Gonullu Dis hekimlerinden olusan bir havuz dusunun. Bu dis hekimleri ozellikle siddet gormus bu kadinlara guzel bir gulumseme kazandiracaklar. Hatta before- after diye nasil gulumsemeler oldugu, o kadinlarin hayatlarinin nasil degistigi anlatilacak. Bu kadinlarin agiz sagliklari berbat durumda. Dusunsenize ön disi yok ya da kapkara curuk. İş bile bulamiyorlar. En basta özgüvenleri yok.

Dis hekimlerinin bu isten kazanci da;  sadece manevi olarak degil, basinin destegi ile nasil boyle gulusler kazandirdiklari anlatilacak ve o dishekiminin de tanitimi yapilacak. Dishekimlerinin neler yapabilecekleri anlatilacak. Boylece gonullu dishekimi sayisi artacak. Zaten bircogu kendi capinda ucretsiz tedaviler yapmakta. Bunu yapmak isteyen dishekimlerini bu havuzda toplamak cok guzel bir olay…Ben de ozellikle siddet goren kadinlara bunu yapmaya basladim ama dedigim gibi tek basima yetmem mumkun degil.”

DİLEĞİM BU ÇOK GÜZEL PROJENİN EN KISA ZAMANDA BÜYÜMESİ, ÇOĞALMASI SES GETİRMESİ…

Bu güzel yürekli, pırıl pırıl,  Dentart  Ağız ve Diş Sağlığı polikliniğinin  sahibi arkadaşımın; girişimcilik öyküsü de çok güzel bir örnek…  Diş hekimi oluyor, ama girişimci ruhu ile, iki özelliğini bir arada başarıyla götürüp, hem çok başarılı bir diş hekimi olmak için hem de başarılı bir iş kadını,yönetici olmak için ilk baştan kolları sıvıyor, ve adım adım bu günlere geliyor. Hala yapmak istediği  çok şey var, hem hekimliği, hem işi, hem toplum için…

Yine o anlattı ben aşağıda paylaştım.

“Her girişimcinin kendine göre bir başarı hikayesi vardır. Ben özellikle yeni mezun diş hekimi kızlarımıza örnek olabilmeyi umuyorum. Beni aradiklarinda elimden geldigince onlara mentorlük ediyorum.  Çünkü, günümüzde diş hekimliği yapmak,  hele de bir klinik yönetmek birçok alanda başarılı olmayı gerektiriyor.

DSC0609619 yıldır diş hekimliği yapmaktayım. Girişimcilikle diş hekimliğini çok içiçe buluyorum. Çünkü diş hekimliginde özel işyeri açarak yapmak isteniyorsa mutlaka girişimcilik ruhunun ağır basması gerektiğine inanıyorum. Artık eskisi gibi diş hekimleri sadece hasta bakarak bu işi devem ettirmeleri  çok zor. Hem iyi bir  yönetici olacaksın, hem bir klinik nasıl ayakta tutulur, nasıl ileriye doğru yatırımlar yapılır, bileceksin. Bunları yaparken de mesleki olarak nasıl ileri düzeyde bilgilerini güncellersin, kendine yatırım yaparsın, hastalarına bunları uygularsın, uygulatırsın, uzman branşlarla interdisipliner dediğimiz çalışma prensibini, yani bir hasta için gerekli tüm tedavileri tek bir elden çıkıyormuş gibi ekipce çalışma sisteminin oturtulması vs…

O kadar cok yönlü parametreler var ki. Girisimcilik, işgeliştirme, kişisel gelişim, işletme sisteminin kurulması, mesleki gelişimde dünyayı takip etmek, olması gerekli heyecan uyandıran yatırımlardır diyorum ki gerçekten her biri çok önemlidir.

Okumayı cok seviyorum.  Bilimselliği takip ederken paralelinde  teknolojinin de dişhekimliğinde kullanılması gerektiğini hep vurguluyorum.

İlk başlangıç Ankara’da küçük bir muayenehane ile 5 yıl

O zamanlar tek bir yardımcım vardı. Ne zor günlerdi ama hatırlıyorum da yine mutluydum.

Sonra eşimin işi nedeni ile İstanbul’ a geldim, sonra o Singapur’ a gitti.

Koşuyolu’ nda tipik iki katli eski binalardan  birini kiraladım. Kardeşim de dişhekimliğini bitirip yanıma gelmişdi. Muayenehaneyi ona bırakıp toplamda, aralıklarla 2 yıl Singapur’ da  kaldım. Orada da mesleki eğitimlere devam ediyordum. Arada İstanbul’ a geliyordum. Kardeşim de muayenehaneyi iyi götürüyordu. 1999 sonunda klinik olarak daha da büyümemiz gerektiğine karar verdik, aslında büyüme ihtiyacı kendiliğinden doğdu. Kendimize güveniyorduk ama çok zor bir süreçti. Şu anda halen iki ortak olarak devam ediyoruz, sürekli yatırımlarla, gerek teknolojik gerek mesleki eğitim  yatırımlarının bizim bir parçamız olduğunu anladık. Şu anda 10 kişilik bir ekiple çalışıyorum.

Öğrenme; beni hayata bağlayan yegane şeylerden biri. İkincisi belki ilgisiz olacak ama müzik diyeceğim,  güzel bir müzik  kadar beni etkileyebilecek  birşey yoktur diye  düşünüyorum. Bütün enerjimi müzikten alıyorum.

İşini kurmak, otutturmak, bunlar belli bir yere kadar tabi ki önemli, ama mesleki gelişim ve tatmin de çok önemli. İstediğin işi yapmak, geliştirmek ve başka dişhekimlerine ya da diğer meslek sahibi olmak isteyen kızlarımıza rol model olmak benim için çok önemli. Hayatlarına dokunduğum insan sayısını artırıyor ve kendi işini kurmak isteyenlere birşeyler verebiliyorsam ne mutlu bana.

Turkey - Oct 15-19, 2012

Eğìtìm halen devam ediyor….

Ankara Üniversitesi Diş Hekimiği 1994 yılı mezunuyum. 2012 yılında New York Universitesi Rosenthal Institute  College of Dentistry’ de estetik diş hekimliği eğitimini bitirdim. 40 yaş sonrası, çoluk çocuğa karışmış, işlerini oturtmuş 3 kadın arkadaşımla beraber bitirme belgelerimizi aldık. Halen arayış içersinde olmamız, mesleğimize umutla bakmamız ve sevdiğimiz işi yapmamız ortak özelliğimizdi. Bundan sonra da  eğitimlere devam.

IMGP2428Bizler ve bizim gibi bilgileri dışarıdan getirenler sayesinde ülkemizde dişhekimliği sektörünün daha da gelişeceğine inanıyoruz. Ülkemizde kendi çabaları ile eğitim ve teknolojiye yatırım yaparak başarılı olan  çok başarılı diş hekimleri var.  Genç dişhekimlerinin de onları örnek alarak Türkiye’ de diş hekimliğini ileriye götüreceklerine inanıyorum.

Ben özellikle kendi işyerini kurmak isteyen diş hekimlerine şunları söyleyeceğim:

  1. Önce hayal etsinler. Nasıl bir klinik kurmak istediklerini hayal etsinler. Eylemler hayallerle başlıyor.
  2. Kişisel gelişim. Kendilerine inansınlar, olabilecek olumsuzlukları olumlu durumlara çevirebilme becerilerini geliştirsinler.
  3. İletişim ve işletme konularında bol bol kitap okuyup konferanslara katılsınlar.Photo  tatilBetül aynı zamanda çok iyi anne ve eş.Evdeki mutluluğun, değerini, keyfini çok iyi bilenlerden. Onu birinci sıraya koyanlardan Başarının sırrı zaten bir bütün, hepsi birbirini destekliyor, artılar katıyor.Seni tanıdığım için, çok mutluyum. Güzel projen beni de çok heyacanlandırıyor.After Before ları ben de her seferinde paylaşmak istiyorum.Hep pırıl pırıl heyacanını enerjini paylaşmak, çoğaltmak dileğimle, sevgiler, sevgiler

Tanıdıkça Yazmak Zorlaştı

Sevgili Zehra Güngör’ü on senedir tanıyorum, başarılarının, sevgi dolu, yüreğinin,müthiş enerjisinin  takipçisiyim, ama her geçen gün biraz daha  tanıyınca, onunla ilgili bildiklerim kadar bilmediklerimin de çok olduğunu görüyorum.
393066_10151334801679311_61204482_n
Tanıdıkça da yazmak zorlaştı, sonunda her gönlüme düştüğünde farklı bir tarafını yazmalıyım dedim. Bir kere de değil, defalarca anlatmalıyım, Zehra’nın paylaşılacak, örnek olacak, ders alınacak gurur duyulacak,  çok şeyi var.Ben merak edilenleri de ekledim.
406772_10151109857322539_1551784583_n
Gazeteciliğe 1982′de başladı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 1996′da en iyi röportaj ödülünü, 1998′de en iyi seri röportaj ödülünü, 1999′da röportaj dalında yılın gazetecisi ödülünü aldı. 1999 yılında STAGE İletişim Danışmanlığı’nı, 2008’de de Dokuz Organizasyon’u kurdu. Bu çok aktif müthiş kadın  “Kendi enerjimi, kendim üretiyorum,”diyor.Galiba işin sırrı burada.Ekim ayında yazdığım Zehra’nın  İPRA 2014 Dünya Başkanı haberinde sizlere söz vermiştim. Mavi ojelerinin ve dövmelerinin sırrını yazacağım diye.  O zaman oradan başlamalıyım diye düşündüm. Aylin Löle’nin kitabında Zehra’nın girişimcilik hikayesini okurken; oradaki fotoğrafında gördüm, hayretler içinde kaldım, 2005 de aynı ton ve güzellikte mavi ojeleri vardı, ama gerçek tarih 2000 imiş. O tarihten beri özel mavi ojelerinden hiç vazgeçmemiş. Nedeni de mavi rengin iletişimin simgesi oluşu.600398_10150898750577539_264734550_n
Kolundaki dövme adının simgesi, sağ bacağındaki dövme kendisi  için sol bacağındaki dövme bizlerin görmesi için.Renkleri, sembolleri, duruşları ile dövmeleri Zehra’ya çok yakışıyor.Zehra seyahat tutkunu, gittiği ülkelerden de zenginleşen 10.000 adetlik kitap ayracı ve 98 adet çeşitli maske koleksiyonu var. Müzik dinlemeyi, çok seviyor. Tüm güzel sanatların yakın takipçisi,doğa dostu, ormanda yürümek olmazsa olmazlarından. Çok yoğun olmak, onu sevdiği şeylere vakit ayırmaktan alıkoymuyor, son derece, pratik ve zamanı yönetmesini iyi  biliyor.
391286_10150898748737539_1806680907_n                                                                                                                                              1999’da çok başarılı, ödüllerle, çok özel röportajlarla devam eden 17 yıllık uzun  gazetecilik yaşamını  bırakıp girişimciliği seçmesi hep ayrı ayrı anlatılması gereken hikayeler.Benim gençlik yıllarımda, çok isteyip de cesaret edemediğim gazetecilik hayatına girişi, ve  orada çok iyi noktalara gelmesi,seneler sonra  geldiği noktadan vazgeçip sıfırdan tekrar başlaması; girişimcilik hayatında başarıları, sonra eğitimine devam edip doktor ünvanı alması; (İzmir Bornova Anadolu Lisesi (BAL) ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler bölümünde “Halkla İlişkiler’de Toplam Kalite Yönetimi” konulu yüksek lisansını yaptı. Aynı üniversitede  ”Diplomaside İletişim Yönetiminin Uygulanması” konulu doktora tezini tamamlayarak iletişim doktoru ünvanını aldı.) üniversitede de öğretim görevlisi olması hepsi Zehra’yı çok özel yapan,emek isteyen, cesaret isteyen  kararlar. Stage İletişim Danışmanlığı’nı kuran Zehra Güngör, risk almayı seviyor, heyacanı seviyor.Ama kontrolü de elden bırakmıyor.  Bu çok başarılı iş kadının çok sevdiği, destek verdiği çok şeker mentileri de var. Old Times Madame Cookies‘in yaratıcıları  Esra Akça Şaşmazer ve Özlem Şaşmazer. Mentileri de onu çok seviyor.Onlar da ayrıca yazmam gereken çok yaratıcı genç  ve başarılı girişimciler;
702518_10151178958482539_1066225985_n                                                                                                                                                       Ben Zehra ile ilgili çok bilinenleri size aktarırken; özellikle de herkesin bilmediği güzellikleri, özelleri de paylaşacağım.Zehra tipik bir Ayvalık, Ege  kadını;gülüşü güzel, duruşu güzel; enerjisi hemen farkediliyorYeditepe ve Okan Üniversiteleri’nde halkla ilişkiler ve iletişim dersleri de veren Dr. Zehra Güngör, İngilizce, Almanca, İspanyolca ve Yunanca biliyor.Kendi gibi basın sektöründen sevgili  Ruhi Sanyer ile  evli ve canı herşeyi  Melisa’nın annesi. Doğayı, otları, zeytiyağlıları,   sofraları donatmayı, seviyor.Ayvalık’a her gittiğinde  tüm sebzeleri, otları, hatta deniz mahsullerini  getirip evinde özenle pişiiyor,ikram etmeyi seviyor. Zeytinyağlı bamya, taratorlu börülce,karidesli kiş,hep severek pişirdiklerinden bazıları…
425827_10151044246622539_1423722346_n                                                                                                                                                       Sevgili Zehra; herkese hemen illa ilk  görüşte yakın olmuyor. Hatta annesi kendisine bu konuda zaman zaman sitem ediyor,sen nasıl iletişimcisin diye. Zehra hiç aldırmıyor tabi. O olduğu gibi, hissettiği, gönlünden geldiği gibi yaşıyor. Hiç yapmacıksız, hep doğal.Ama sevdiklerini çok seviyor, her zaman arkasında duruyor, yanında oluyor. Onun için de çok seviliyor. Hep çok iyi anne, eş ve çok iyi dost.Sevgi dolu, ama sıkmadan, özgürce,hep aşkla sevenlerden.
702653_10151178634367539_1106643018_n
Her konuda detaylarda titiz. Başarılarında;  bu titiz yaklaşım çok önemli, kendisi bunu İPRA başkanlığına seçilmesini  anlatırken; “Matematiksel bir çalışma yaptım.” diyor. Özgüveni yüksek bu da onu çok açıksözlü, yapıyor.O dönemde  ketum davrandım; kimseye birşey söylemedim, ama IPRA’ya üye olurken başkanlık hedefi koydum, ve  adım, adım,planlayarak 11 yıllık emekle bu günlere nasıl  ulaştığını anlatıyor. Önce YK’ya seçilmesi; sonra 14 kişilik YK da; ve erkek egemen bir grup olan IPRA’da kadın ve Türk Kadını olarak hem   maddi hem manevi bir özveri ile mücadeleyi  başlatıyor. Doğru iletişim kadar doğru işler de yapmanın önemini biliyor. Mücadelenin sonunda tek başına kalmayı da  göze alıyor.Takım oyununu göz ardı etmiyor. Devamlı empati yapıyor,  her zaman çeşitli dünya ülkelerinden oluşan tüm grubun   sempatisini kazanmaya  özen gösteriyor. Ülkesini ve İstanbul’u öne çıkarmak, tanıtmak için uğraşıyor.Her adımını düşünüyor, hesaplıyor, planlıyor. Kendi şirketi her zaman yanında destekçisi oluyor.Geçen sene henüz başkanlık ile ilgili kesin bir şey olmamasına rağmen, İstanbul’u tanıtan çok güzel arka planlarla  fotoğraf çekimleri hazırlıyor,  yaptırıyor. Sadece bu çalışmaları adım adım anlatmak, bile çok uzun bir hikaye.                                                                                                                         2008 yılından bu yana Türkiye’yi temsilen IPRA’da Yönetim Kurulu üyesi ve iki dönemAltın Küre Ödülleri (GWA) Jüri Başkanı olarak çalışmalarını sürdüren Dr. Zehra GüngörIPRA Dünya Başkanlığı koltuğuna Ocak 2014′te oturacak.1955 yılında kurulan Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği (International Public Relations Association-IPRA), 80’den fazla ülkede bulunan yaklaşık bin kadar üyesiyle dünya halkla ilişkiler sektörünün en önemli uluslararası derneği. IPRA, son dönemde Chicago, İstanbul, Pekin ve Lima’da düzenlenen Dünya Halkla İlişkiler Kongreleri ile etik kurallar açısından halkla ilişkiler sektörünün dünya üzerinde önemli bir yol göstericisi oldu. IPRABirleşmiş Milletler, UNESCO ve OECD gibi uluslararası kuruluşlar tarafından tanınarak bu örgütlerle yakın ilişkisini sürdürmektedir. www.ipra.org
537942_10151186146597539_931774317_n
Zehra Güngör 2014 hedeflerini anlatırken; “Kişisel farklılıklar ve ayrımlar konusunda fark yaratmak, IPRA’nın olmadığı ülkelerde IPRA’yı tanıtmak istiyorum,” diyor.Ayrıca “Coçuk ve kadınların farklılaştığı bir dünyadaki iletişim modellerini gündeme getireceğim,daha çok seyahat edip farklı temaslar kuracağım;Türk kadını olarak da ülkemi en iyi şekilde temsil etmeyi hedefliyorum.” diyor.
Aşağıda Sevgili Zehra’nın Burcu Noyan ile yaptığı her satırında başarılarının tesadüf değil, çok azimle, istekle titizlikle çalışmasının neticesi olduğunu göreceğiniz, çok güzel bir röportajı ekledim.
Ama daha sonra girişimciliğe geçişinin ilk günlerini yaşadığı zorlukları, kararlığını, azmini ve ofisinde ekibinle müşterileriyle bugünlerini, en kısa zamanda  anlatma sözü veriyorum.
Zehra gibi bir arkadaşım,  olduğu için kendimi çok şanslı, mutlu hissediyorum. Sevgili Zehra seninle çok gurur duyuyoruz. Çok değerli çalışmalarının, başarılarının, önerilerinin takipçisiyiz. İyi ki seni tanımışım, senin dostluğun çok büyük bir zenginlik.Sevgiler kucak dolusu.

“Kendi enerjimi, kendim üretiyorum”
Tarih : 2012.07.27  18:23:28
Başarılı geçen gazetecilik yaşamının ardından Stage İletişim Danışmanlığı’nı kuran Dr. Zehra Güngör, risk almayı sevdiğini söylüyor. Kurduğu ajansla bu yıl 12. yaşını kutladıklarını belirten Güngör, farklı sektörlere girebileceğinin sinyalini veriyor.

GÖZLEM / BURCU NOYAN

“Sıfırdan başlıyorsun, hiç bilmediğin ya da ucundan kıyısından biraz bir şeyler bildiğin sektöre girmek… Keyif aldığın ve başarılı olduğun bir işi bırakarak risk almak… Özellikle 2001 krizinin ayak sesleri duyulmaya başlarken… Cesurca atılmış bir adım benimkisi” Stage İletişim Danışmanlığı Başkanı Dr. Zehra Güngör’e ait bu cümleler. Üniversitede İngiliz Dil ve Edebiyatı öğrenimi görürken içindeki yazma merakıyla başlıyor aslında mürekkep aşkı. Başarılı bir gazetecilik kariyerinin ardından ise, bu kez “masanın öte tarafı” yani halkla ilişkiler dönemi başlıyor Zehra Güngör’ün. Kolay bir süreç değil yaşadıkları. Bir yandan çok sevdiği ve başarılı olduğu “kalemi”, öte yandan sadece surlarını görebildiği “bilinmezliğin kalesi”

Okumaya devam et

Hep Şaşırtan Oldun

DSC_0086

Sevgili Fisun Usta  çalışkanlık,  mütevazilik,  konukseverlik, yardımseverlik söz konusu olduğunda sınır tanımazlığı ile beni hep çok şaşırtan oldu. Bu çok başarılı, çok özel iş  kadınının  harika bir yüreği var.Her zaman doğrunun, güzelin, sevginin takipçisi.Onu Kagider’e üye olduğu günden beri tanıyorum. Her zaman sevgi dolu yüreğiyle Kagider’e faydalı olmaya çalışan Fisun işinde, akıl almaz çalışkanlığı, araştırmacılığı ile sürekli kendini yeniliyor, ve sektöründe çok başarılı olmayı fazlasıyla hak ediyor.Fisun; sosyal proje çalışmalarında da son derece özverili ve gönüllü katkılarıyla hepimize  örnek ve önder oluyor.Onu tanımak, dostu arkadaşı yakını olmak, hepimiz için  çok büyük şans. Güzel arkadaşım, girişimcilik hikayesini yine çok mütevazi tavrı ile anlattı, ben de paylaşmaya çalıştım.

Sevgili Fisun hep çok çalışkan, çocukluk yılların da da…

Öğrencilik yıllarımda okul sonrası her gün,yaz tatillerinde sürekli ailemize ait atölye ve mağazalarda çalıştım.

Her zaman araştırmacı….

Tezgahtarlık,kasa takibi,fason üretim derken küçük bir işletmenin hem yönetimi ile ilgili her türlü deneyimim oluştu,hem de ileride çok faydasını gördüğüm dikiş,kumaş ve tekstil konusunda uzmanlaştım. Aile işlerimizin gelişmesinde önemli katkılarım oldu.

Hayatında, işi, ailesi, çocukları, ve sosyal çalışmaları hep bir arada, hep dengeli….

Liseden mezun olduğumda evlendim ve 2 çocuğum var.

Onlar büyürken okullarında,Okul Aile birliklerinde ve derneklerinde faal olarak çalıştım.Okul yapımlarında,hastane tefrişatlarında,okulların burs fonlarının oluşturulmasında ve bir çok Sosyal Yardım projelerinde etkin görev aldım.Aynı zamanda aile işleri de devam ediyordu tabii.

Bu arada eşimin ailesine ait otellerde tekstillerin yıkama ve ütüleme işinin çok kötü olduğunu fark ettim.Kafamda bir iş fikri oluştu.Hemen araştırmaya başladım.Gördüm ki bir çok otelin de sorunları aynı.O yıllarda  otel çamaşırları genel olarak otellerin içinde kendi personelleri tarafından yıkanıyordu.

b (2)

Piyasada bağımsız olarak hizmet veren profesyonel çamaşırhane yoktu.Bu hizmet boşluğunu fark edince harekete geçtim.

Aynı zamanda cesur, risk almaktan çekinmiyor, girişimci…

Çeşitli araştırmalar sonucunda ilk endüstriyel OTEL çamaşırı  yıkayan atölyemi 1988 yılında açtım.

Makinelerin seçiminde ,proje kapsamında yerleştirilmesinde eşim yardımcı oldu.

Kaliteden asla ödün vermeyen,müşteri memnuniyetini her zaman önde tutan anlayışla sürekli büyüyen bir performans yakaladık.

Bugün Pak markası sektörün lideri konumunda,piyasada kaliteli ve istikrarlı hizmetiyle saygın bir yere sahiptir.

c

Yüksek kalite standartları ve hijyen önemli…

Bunu hakketmek kolay olmadı tabii.PAK pazarlama konusunda çok agresif olmadan kalite ve müşteri talepleri doğrultusunda büyüdü.Portföyümüze giren çok uluslu ilaç fabrikalarının yüksek kalite standartlarının yönlendirmeleri ile her zaman hijyen koşullarını izlemeyi benimsedik.

Bu politika PAK’a çok şey kazandırdı.

2007 yılında artan talebi karşılamak üzere tamamen farklı bir yerde farklı personelle sadece sağlık kuruluşlarına ve hastanelere hizmet verecek hijyenik bariyerli makinelerle yeni bir tesis kurduk.

Sektöründe hijyen konusunda öncü…

Türkiyede öncüsü olduğumuz hijyenik bariyerli  sistemle, enfeksiyon riski içeren sağlık sektörüne hijyen bilincini kazandıran ve uygulayan ilk firmayız.

Gerçekten hijyenik mi yıkıyoruz ,sorusu düşüncelerimden hiç çıkmıyordu.

Biz otel çamaşırı yıkayan fabrikamızda İSO kalite belgesini almıştık ancak hastanelerden gelen enfekte kirlilerin yıkama sonrası dezenfekte olduğunun belgelendirilmesi için bir kuruluş ne yazık ki Türkiye de yoktu.Yurt dışında ne yaptıklarını incelediğimizde ,karşımıza Almanya’da Hohenstein enstitüsü çıktı.

Böylece başvurumuzu yaptık ,tüm masraflarını karşılayarak Türkiye’ye gelişlerini sağladık.

Bu arada Türkiye’deki bu boşluğu anladıklarında geliş o geliş.İstanbul,Kadıköyde kendilerine bir mülk alarak ,ofis açıp hizmet vermeye başladılar.

Biz onlardan öğrendiklerimizle uygun ekipman,işçilik ve dezenfeksiyon garantili hizmet veren ,sadece hastane çamaşırı yıkayan tesisimizi geliştirdik.Dezenfeksiyon etkisi yüksek aynı zamanda tekstilin rengine ve dokusuna saygılı özel kimyasalları çalışmakta olduğumuz firmadan talep ettik.Önceleri yurt dışından gelen bu kimyasallar artık Türkiye’de üretiliyor.

g

Hohenstein Enstitüsü bizi çalışmalarımızda 1,5 yıl denetledi.13 Mayıs 2008 yılında RAL sertifikalarımızı,basına açık düzenlediğimiz bir seromoni ile aldık.Bu seronomiye sektörün önde gelenlerini,Dünya Enfeksiyon birliğinde yer alan hocamız Prof.Bülent Gürler’i davet ettik.Hohenstein yöneticisi Herr Schönebeck ve Bülent Hocamız katılımcılara çarpıcı örneklerle Hijyen konusunda bilgiler verdi.

Biz PAK olarak hijyenik yıkama anlayışının Türkiye’de yaygınlaşması konusunda uğraşıyoruz.

Başarılarının en önemli nedeni…

Yeniliklere açık olmak,kaliteden ödün vermeden ilkeli ve disiplinli çalışmak,sürekli araştırıp öğrenmek bizi farklı kıldı ve başarıyı beraberinde getirdi.

Endüstriyel yıkamanın en zor yanı KİRLİ-TEMİZ devir teslim anıdır.Müşteri verdiği kirlinin eksiksiz olarak geri gelmesini ister,Çamaşırhane ise verdiği temizi belgelemek ister.İşte bu bitip tükenmek bilmeyen bir sayım işidir.Ne yıkanacak çamaşır biter,ne de sayılacak .İtiş kakış yürür gider.

Araştırmacı ruh her zaman devrede….

İşte bu zorluklardan dolayı ,dünyada ilk kez tarafımızdan uygulanan çipli sistemimizin keşfi doğdu.

İki oğlunun da Fisun ile çalışmayı seçmeleri sizce tesadüf mü?

Benim 2 oğlum var demiştim.Onlar bu arada büyüdü,okullarını bitirdi.Büyük olan inş.yük.mühendisi,küçüğü makine mühendisliği kuvvetli Bilişim Teknolojileri mezunu. Babaları da inşaat mühendisi olduğundan ben birlikte çalışırlar diye düşünürken her ikisi de benimle çalışmayı seçti.Böylece Pak firması özelliklerine ,teknolojiyi de katmış oldu.

Aile yardımlaşması, işlerine  yeni güçler, özellikle de teknoloji desteği getiriyor…. 

RFTT2

Çocuklarımla beraber,hamaliyesi,deneme yıkamaları bende,yenilikler,teknik araştırma ve geliştirmeler onlarda olmak üzere yaklaşık 3 yıllık bir ARGE sürecinin sonunda RFTT ismini verdiğimiz sistemimizi keşfettik.

RFTT Radyo frekanslı tekstil takip sistemidir.

Radyo frekansı ile okunan,çamaşır yıkamaya dayanıklı elektronik etiketler,dünyada ilk kez bizim tarafımızdan üretildi.Elektronik çip barkotun en ileri seviyesidir.Barkotta olduğu gibi bu etiketleri her birini tek tek bir okuyucunun karşısında tutmak zorunda kalmıyorsunuz.Geniş ama kontrollü bir alanda saniyeler mertebesinde yüzlerce farklı olarak sisteme tanıtılmış etiketli ürünü zahmetsizce okutabiliyorsunuz.Böylece torbalanmış kirli ürünler el değmeden doğru olarak sayılmış oluyor.

Dünyada ilk kez 400 kerenin üzerinde yıkamaya ve basınc altında sıkıp,ütülemeye dayanıklı elektronik etiketi,bunları etkin bir şekilde algılayan okuyucu sistemini geliştirdik.Şık görünümlü,üzerinde bilgisayar ve yazıcı bulunan cihaza yurtdışına da yollayacağımız düşüncesiyle Lady bug ( uğur böceği )adını verip sistemin patentini aldık.RF destekli tekstil takibi ve çamaşırhane yönetimi için özel bir yazılım geliştirdik.Ürünümüzü ilk kez CNR Hostech Uluslar arası otelcilik donanım ve teknolojileri fuarında tanıttık,bunu yurtdışındaki çeşitli uluslar arası fuarlar takip etti.

Sürekli daha iyi,daha farklı, yenilikçi olma çabaları ….

Bu arada sistemimizi yıkamasını yaptığımız firmalarda kullandığımız için sürekli karşılaşılan ufak tefek sorunları  yaşayarak çözdük.Böylece sistemimiz kusursuz hale geldi.

Bu sistem kullanıcılarına belli başlı yararlar sağlar:

Kapalı bir torbanın içindeki,sisteme önceden tanıtılmış ürünleri el değmeden sayar,tanır ve listeler.

İşleri hızlandırır,karışıklığı önler.

Her bir tekstil için istatistik tutar.

Kayıp muhasebesini,aktif envanteri,tekstil yıkama sayılarını ve bu gibi tabloları oluşturur.

Güvenli hizmet alımını ve doğru kirli-temiz devir-teslimini sağlar.

Çalışanların performansını gösterir.

fuar

Vazgeçilmez olmak tüm çalışmaların doğal neticesi oluyor.

Biz hizmet sektöründe kaliteli hizmetimize ek olarak rftt sistemimizle bir fark yarattık.            Artık herkes bizimle çalışmak istiyor. 

2009 yılında Garanti bankası sponsorluğunda Kagider’in organize ettiği Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışmasında,2600 kadın arasından ilk 10 arasına seçilen Fisun Usta; başarı öyküsünün de girişimcilere,gençlere ilham kaynağı olmasını çok istiyor.

Fisun Usta’dan gençlere tavsiyeler…

İşinizi severek yapın,yeniliklere açık olun,araştırın,öğrenin ve mutlaka piyasadaki eksikleri fark edin.Kaliteyi kovalayın ve kendinize inanın ,başarı size gelecektir.

Gişimcilik risk almaktır.

Başarının en bilindik sırrı işini severek yapmak.

Sosyal medyayı asla ihmal etmeyin, sürekli yeni beceriler kazanın.

Geçmiş artık referans olmaktan çıkıyor, gelecek için planladıklarımız referansımız oluyor.

Herkes GELECEK sorumluluğunu alıp, ben ne yapabilirim diye bakmalı hayata.

SEN NE İSTERSEN O OLUR, SEN NE İSTERSEN O OLURSUN.

Güzel arkadaşım,harika konukseverliği ve mütevaziliği ile bizi evinde ağarlarken…

fotograf (18)

Fisun Usta tüm güzel özelliklerinin yanısıra; özel hayatında da da işyerinde de doğa dostu, çevre dostu bir anne ve iş kadını. İş yeri bu konuda da çok özel bir “Yeşil Kobi”  örneği.

OZG22761

Sevgili Fisun; tüm girişimciler  ve gençler için, çok değerli bir örneksin. Çok değerli toplum gönüllüsüsün, çevre dostusun, çok özel bir dostsun,her zaman yanımızda ol, seninle daha güçlü, daha gönüllüyüz.Sevgiler, tonlarca…