Paylaşarak Kazanıyorum

Paylaşarak,  Kazanıyorum; söylemesi  çok güzel, duymak da çok güzel, uygulaması, neticeleri çok daha güzel…Sizlere bu gün özellikle gayrimenkul sisteminde çok uygulanan bu sistemi Ayça’nın girişimcilik hikayesi ile birlikte anlatacağım.

Ayça ile 2004 de tanıştık, Kadıköy yakasına taşınmaya karar verdiğimizde ev ararken çok sevdiğim arkadaşım Cazibe bana Kadıköy Bölgesinde Ayça’yı bul ne gerekirse yapacaktır, çok özeldir, dedi.Böyle tanıştık Ayça ile. 415029_10150488883703591_2033230097_oCazibe’nin yönlendirmesi paylaşımı ile. Sektöre girişinin dördüncü yılıydı, gencecik, pırıl, pırıl, gözlerinin içi parlayan, prensipli, çalışkan süper bir profesyonel gayrimenkul danışmanı.Bizi önce ofisine davet etti, ne aradığımız konusunda telefonda öğrendiği bilgilerle bir ön hazırlık yapmıştı. Sonra uygun olabileceğini düşündüğü  yerleri göstermeye başladı, bizi tanıdıkça da alternatiflerini arttırdı. Necil de ben de kendisini çok sevdik, ben iş disiplinini, sorumluluğunu, markasına, çalıştığı firmasına, arkadaşlarına  verdiği değere hayran oldum.

Bu tanışmadan sonra aramızda güzel bir dostluk ve güven ilişkisi kurulmuş oldu. 2005 de gayrimenkul sektöründe iş yapmaya karar verince yine sevgili arkadaşım Cazibe Erkmen’i aradım, onun bana anlattığı, sektörle ilgili tüm bilgileri kendi işimizde,  kullanabileceğimiz şekle sokup, sistemimizi başlattık. Cazibe’nin bana tavsiye ettiği iki süper gayrimenkul danışmanından da hep destek almaya başladık.Bunlardan biri Avrupa Yakası  grubundan Figen Bozkır, birisi ise hep Ayça Aral oldu.Figen yeni kurulan ekiplerimizin eğitimlerinde; Ayça da projelerimizin paylaşımında yanımızda oldu.

Biz projelerimizi o günlerde hiç uygulanmayan bir sistemle tüm gayrimenkul  danışmanlık şirketlerine ve bireysel emlakçılara açtık.Bize güven veren olumlu referansları olan herkesle paylaşım yapmaya başladık. Böylece çok hızlı satışlar gerçekleştirdik.Bilgi ve tecrübelerimiz de bu paylaşımlar sayesinde çok daha çabuk arttı.İşimizdeki başarıların en önemli kriteri paylaşım sistemini çok başarılı uygulamamızdı.

Ayça ile de  tanıştığımız günlerden itibaren iş yaşamındaki başarılarını,ödüllerini, hep mutlulukla takip ettim. Hemen hemen her sene bir ödülünün haberini duymak artık olağan olmuştu.Özellikle paylaşım konusunda kazandığı başarıları ile bu sene yine 4. kez Türkiye birincisi olunca onu şimdiye kadar yazmamış olduğuma hayret ettim, ve hemen sizlere anlatmak istedim.

1150862_10151672974048591_467759280_n

Ayça annesi ve ablası ile;İş  yaşamındaki başarılarında ailesinin özellikle de annesi ve ablasının çok önemli olduğunu söylüyor….

Ayça, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi İşletme Bölümünden mezun oluyor.Sanayici bir baba ve çok zarif bir annenin dördüncü çocuğu olan Ayça ailedeki çok iyi kariyerleri olan ablası ve abileri gibi  başarılı olmaya kesin kararlı, iş hayatına nereden başlayayım diye düşünürken;  ablası onun dinamik yapısına uygun olabileceğini düşünerek 2000 li yıllarda yeni kurulan Remax’a başvurmasını söylüyor. Ayça’da söz dinliyor, bir deneyeyim diyor, ve bu güzel serüven başlamış oluyor.

1003404_10152018352578591_2054144998_n

Ayça firmasının eğitimlerinden çok şey öğreniyor, yararlanıyor, deneyimliyor, kendi iletişim ve empati becerilerini de ekleyince onun için başarı, para kazanmak, çalışmak, sosyalleşmek, hep hem işinin bir parçası hem yaşamı oluyor.Ayça Gayrimenkul Danışmanlığını gelecek yılların da favori sektörlerinden olduğuna inanıyor.

10256818_10152187734723591_2111162063479864909_n

Ayça’nın başarısının sırrı, eğitime verdiği önem, ve paylaşım gönüllüsü olması, ayrıca  çok çalışkan takipçi, prensipli ve ölçümlemeleri iyi yapan değerlendiren olmasından kaynaklanıyor.İşini, bağlı olduğu grubu çok seviyor.

Hep takipçisi, danışanı  olacağım,defalarca kutladım, yine gurur duyarak kutluyorum. Yeni ödüller ve başarılarını da hep bekliyorum….

482935_10151312620493591_1603495714_n.Aşağıda biraz da Ayça’nın bu sektörle ilgili anlattıklarını ekledim.

“Doğma büyüme Kadıköylüyüm. Çalıştığım bölgeyi çok iyi biliyorum.Ama altını çizmek istediğim bir konu; çalıştığım yerler sadece Kadıköy bölgesine bağlı semtler ile sınırlı değil.Biz Re/max ailesi olarak 2200 kişilik çok geniş ve güçlü bir aileyiz. Bugün Ankara’ da bir müşterim evini satmak istese bölgenin uzman gayrimenkul danışmanı ile birlikte gayrimenkul işini sonuçlandırırım. Bu örneği tabi sadece Ankara için değil, Türkiye genelinde hemen hemen her bölge için düşünebilirsiniz.. Her ailenin nasıl bir doktoru, avukatı oluyorsa sizin de güvenilir ve sırdaşınız olan gayrimenkul danışmanınız olmalı.

10262170_10152161143803591_5992278348090440393_n

Sırdaşınız diyorum çünkü evinizi açıyorsunuz, bu da çok hassas bir konu,
empati şart.Bunun için de karşısındaki iyi dinlemeli. Sadece kaç m2
daire arıyorsunuz, kaç oda olmalı, hangi semtler gibi yüzeysel sorular anlamak için yetersiz. Konusunda iyi bir gayrimenkul danışmanı ile yola çıkmalısınız.
İşyerinize çalışan almak istediğinizde nasıl onu çeşitli aşamalardan geçiriyor ve araştırıyorsanız,yılların birikimi ile elde etmiş olduğunuz mülkü satarken ya da yatırım  yaparken danışmanınızı da araştırmalısınız. Kimdir, bugüne kadar kaç satış yapmış, eğitimi  yeterli mi….
Günümüzde paylaşım çok önemli.Son 4 yıldır Türkiye de en fazla paylaşım yapan 1. Re/max Gayrimenkul Danışmanıyım. Paylaşım konusunda bu sene Ankara İzmir Adana ve istanbul da Remax toplantılarına konuşmacı olarak katıldım.

1010975_10151628417083591_2076286549_n

Paylaşım nedir? Bu ödül ne anlama  geliyor.
Birincisi, bütün portföylerimi etik kurallar altında çalışan bütün meslektaşlarıma açıyorum. Benim eşliğimde, portföylerime sadece Re/max markası altında çalışan meslektaşlarım değil, farklı markaları temsil eden iş ortaklarım da müşteri getirebiliyorlar. Hep beraber kazanıyoruz. Satışlar hızlanmış oluyor. Bölgedeki tüm alıcılar satışa çıkarmış olduğunuz evinize gelmiş oluyor.
Ikinci anlamı ise, başka şehirlerdeki meslektaşlarım fiziksel olarak Kadıköy bölgesinde
çalışmadıkları için müşterilerini bana emanet ediyorlar. Onların müşterilerini burada ben takip ediyorum.”

Ben Cazibe’nin paylaşımı ile Figen’i ve Ayça’yı tanıdım.İşlerimizi, projelerimizi paylaşarak çok daha başarılı olduk.Yazılarımı, paylaşarak çok mutlu oluyorum.Evet paylaşmak çok güzel, paylaşarak; kazanıyorum. Bana çok katkıları olan sevgili Cazibe Erkmen ve Figen Bozkır’a buradan da tekrar, çok teşekkürler. Tüm paylaşım yaptığım gayrimenkul danışmanlarına da.

Ama Ayhan Hanım bu!

jumeirahda-aysen-zamanpur-ile-kasmir-yolu_17102012130132Sevgili Ayşen Zamanpur‘un kitabı Kaşmir Yolu‘nu aldığımda inanılmaz keyifle okudum.Hatta tekrar tekrar okudum, hiç elimden bırakmak istemedim. Çok tanıdıkdı, çok sıcaktı, çok özeldi, çok heyacanlandırdı, anlatılanları sanki ben de oradaymış gibi yaşattı. Kitap’da çok etkilendiğim, hatta her seferinde gözlerimin dolduğu; bölümlerden birini paylaşacağım bu gün.Başarısız Olmanın Dayanılmaz Hafifliği mi? dersiniz ; cazibesi mi ? dersiniz ; extra gücü mü dersiniz? tutku mu ? aşk mı? hayaller mi? ne derseniz deyin. Ayhan Hanımın hikayesi böylesine çarpıcı.Tabi kitapta  ve sevgili Ayşen Zamanpur’un girişimcilik hikayesinde  böyle inanılmaz, çarpıcı bölümlerden çok var.

Hikayeyi okurken, Ayhan Hanım’a hayran oldum; üstelik Caddebostan Silk&Cashmere mağazası açıldığından beri de tanıdığım, alışveriş yaptığım tatlı zarif, çok çalışkan her zaman mağazada rastladığım Ayhan Hanım’dı, o. Sonra ziyaretine gittim. kitabı okuduğumu ve kendisini kutlamak istediğimi söyledim. O ise her zamanki zerafeti ve mütevaziliğiyle gülümsedi; Ayşen Hanım’ın yazısının güzelliği dedi.Şimdi sizi Ayhan Hanım ve Bağdat Caddesi bölümü ile başbaşa bırakıyorum. Sevgiler, sevgiler…

381857_10150434895702689_259906902_n

Ayhan Hanım ve Bağdat Caddesi

Mimar Sinan’ın 1554-64 yılları arasında yaptığı muhteşem tarihi bentlere bakan Kemrburgaz ‘daki odamın kapısı aralanıyor.Merkez Mağaza Müdürümüz Murat, sizi Ayhan Hanım’la tanıştırmak istiyorum diyor.

Kemerburgaz satış noktamız, açıldığı ilk günlerde showroom olarak hizmet verirken, daha sonra mağazaya dönüştürüp, gerek çevrenin hızlı gelişimi gerekse mağazayı büyütmemiz nedeniyle, olağanüstü yükselişe geçen başarılı bir noktamız. Merkez ofisimiz de aynı yerde olduğu için çok sıkı takip ediyor, biraz da pilot mağaza olarak kullanıyoruz.İndirim pankartlarını, yeni vitrinleri, yeni mağaza görsellerini, başka mağazalar için eğitilecek elemanları, yeni dekorasyon gibi yenilikleri orada deniyoruz.Bahçeli otoparklı oluşu, kapısının önünde soluklanacak  oturma gruplarının bulunuşu, bahçedeki renkli, sevimli kütük evlerde outlet mantığında eski ürünleri sunmamız va ara ara yaptığımız minik ikramlar bu mağazamızı çok özel bir mekana dönüştürüyor.Çevrede yaşayan çok eski, çok sadık müşterilerimiz olmasının yanı sıra, Kemerburgaz’a misafir olarak gelenlerin de şehrin bu yakasını veya Belgrad Ormanları’nı gezenlerin de uğrak yeri.Kemer Country’de golf oynayan japonlardan ise, uğramayan yoktur sanırım.Ara sıra işten bunalıp koşarım bu mağazaya…Mağazalarımızı zaten çok severim, işin özü, can damarıdır çünkü mağazalar. Elemanlarımızla keyifle sohbet eden, rafları karıştıran, kabinlerde kıyafet deneyen, kendi evlerindeymiş gibi vakit geçiren müşterileri görmek bana hep mutluluk verir.

31015_10151109794912689_566644808_n

 

Murat’ın tanıştırmak istediği Ayhan Hanım da sanıyorum o müşterilerden biri, çok tanıdık geliyor bana. Kısacık kesilmiş sarı-beyaz saçları, çok sevimli yüzü ile zarif bir kadın…Kaşmir kadını diye tanımladığımız kadınlardan…Haklı çıkıyorum.Murat, haftada en az bir kere geldiğini ve çok iyi müşterilerimizden biri olduğunu ekliyor.Ne mutlu bize, böyle zarif bir hanımefendinin tercih ettiği marka olabilmişiz.Samimi bir sohbete dalıyoruz. Marka hakkında konuşuyoruz. Sevda’nın elinden içtiğimiz taze çayın ardından Ayhan Hanım gidiyor.Daha doğrusu ben onu gitti sanıyorum!

Ertesi gün kapım yine aralanıyor, bu kez Murat’la değil, asistanımla Ayhan Hanım…Güzel sözler, sohbet ve iltifatlar sonrası, baştan aşağı Silk&Cashmer’ler içindeki bu güzel hanımefendi,  hiç beklemediğim bir şey söylüyor; İstanbul’da bir mağaza açarak bayimiz olmak istediğini…Şaşırıyorum.”Mümkün değil” diyorum kibarca, “İstanbul’da mağazalarımızı biz açıyoruz ama başka kentler  için düşünebiliriz isterseniz.” Bağdat Caddesi’nde mağaza arıyoruz o dönem ama henüz bulmuş değiliz. “Ben bulurum, ben açayım.” diyor hevesle…Ayhan Hanım’la aramızdaki bu sohbet, aynı şekilde, aynı kelimeler ve cümlelerle yaklaşık bir sene sürüyor.Ayda bir veya iki kez geliyor, sohbet ediyoruz, ben başka kentler diyorum, o İstanbul diyor. O dönemde pek çok mağaza açıyoruz ama Bağdat Caddesi’nde henüz yer bulamamışız. Aramaya da  vakit bulamıyoruz açıkcası. Türkiyen’nin en uzun alışveriş caddesinde, çok uzun yıllar önce çok küçük bir yerimiz olmuş ama sapa kaldığı için kapatmış, caddenin çok iyi noktasında mağaza açmaya karar vermişiz, tüm emlakçılara talebimizi ilettiğimiz halde uygun bir mağaza denk gelmemiş bir türlü…Hava paraları AVM’lerde alışık olmadığımız bir gider ve Bağdat Caddesi’ndekiler dudak uçuklatıyor. Ama bulacağız nasılsa…Her yerde bulmadık mı?

1567363_silk_foto2_typ

Bir sabah ofise gelmiş,park ederken bakıyorum Ayhan Hanım yine bizim mağazada.Sanki bizim ekipten biri…Erkenden gelmiş, yeni gelen ürünlere bakıyor, elemanlarla neşe içinde sohbet ediyor. Uzaktan selam veriyor, içeri giriyorum. Henüz ilk toplantıma başlamamışken , yani selamımdan üç dakika sonra yine kapımda.Çok heyacanlı. Çok neşeli. Sanki ben ona “evet” demişim, “Git mağaza ara, bul gel ” demişim gibi, “Bağdat Caddesi’de yer buldum, ne olur gelin görün” diyor tatlı tatlı…

Hayır demek zordur.Size hayır denilmesinden daha zordur bazen.Ama demiştim ya, marka olmak sık sık “hayır ” demektir. Ama Ayhan Hanım bu!

Uzun uzun yeri anlatıyor, kirayı söylüyor,açıkçası beni dinlemiyor, rüyasını anlatıyor bana…Nasıl bir mağaza olacağını, vitrini, kapının önünü nasıl düzenleyeceğini anlatmaya başlıyor.Mağazalar Koordinatörüm Gonca’da yanımda. Şaşkınız. O bana “Siz mi onay verdiniz?” der gibi sorar gözlerle bakıyor, ben ona…Birbirimizden şüpheleniyoruz artık.Ayhan Hanım ise hala cıvıl cıvıl, dekorasyon detayına geçmiş. “Hayır” diyorum son kez. “Kusura bakmayın ne olur. İstanbul olmaz. Bursa verelim, Antalya, Adana verelim. Ya da siz seçin önerin.

Boynu bükük çıkıyor.”Teşekkür ederim, vaktinizi aldım,sizi zorladım” gibi bir şeyler söylüyor.Gerçekten üzülüyoruz tabii…Ama olamaz ki…Bağdat Caddesi gibi bir yer  merkeze ait olmalı. Çok stratejik. Zaten İstanbul’da organizasyonumuz o hale geldi ki her yerde mağaza veya corner açılabiliyor, kolaylıkla yönebiliyoruz. Gonca kadar bu işe gönül koymuş,zehir gibi bir koordinatörüm varken, sistemi kurmuşken, neden o noktayı ona verelim? Gonca’yla , “Üzülmeyelim biz haklıyız” der gibi birbirimize bakıyoruz ama neşemiz kaçıyor, en az Ayhan Hanım kadar…Onun bizden daha üzgün olduğunu düşünüyorum.

Ama Ayhan Hanım bu!

İki ya da üç gün sonra telefondaki ses yine ona ait.”Bir gelip görseniz ama…”diyor. “Belki zaten yer doğru değildir, boşuna heves etmişimdir.” Hiç abartmıyorum. Ayhan Hanım’a ret cevabı verdik diye üç gündür için için üzülürken, onun zaten bu cevabı kabul etmediğini o telefondan anlıyorum. Ben bunları düşünürken, o heyacanla, istersem hemen o anda ya da yarın sabah gelip beni alabileceğini anlatıyor.”Yer çok güzel ama, yarına kalmazsa daha iyi olur” diyor. Ben ona hiç olmayacak diyorum, o bir gün daha beklemeyecek kadar inanmış.

Birden bana birşey oluyor.Garip bir his.”Ayşen” diyorum, “bir daha hiç kimse ama hiç kimse bu hanımefendinin istediği kadar markanı isteyebilir. Bir daha hiç kimse için bu kadar önemli olmayabilir Silk&Cashmere bayiliği…Bu nasıl bir tutkudur! Tutkuyu en iyi sen anlarsın Ayşen…Bu güzel kadın markana tutkun. Anlasana. Tıpkı senin gibi…Hatta şu an sanki senden bile çok…”

Ne olacak merkeze bağlı bir mağaza eksik ya da fazla olursa? Ama onun için çok önemli bu…Tamam, İstanbul merkezimiz ama ne olur ki bir tane mağazayla?

Gonca’nın numarasını tuşluyorum.Beni çok iyi tanıyan ve Bağdat Caddesini çok isteyen sevgili koordinatörüm, ben demeden anlıyor konuyu, “Ben de aynı şeyi düşünmüştüm inanın diyor. Kalbimizden vurmuş bizi…

480374_10151107437042689_815679656_n

 Kitap tanıtımında içlerinde Ayhan Hanım’ın da olduğu küçük bir Silk&Cashmere grubu bir arada;

Ertesi sabah Ayhan Hanım’a, “Hadi gidelim bakalım şu meşhur mağazaya” dediğimde ondan çıkan sesi hiç unutmadım.Nasıl bir mutluluktu o!Ayhan Hanım yıllardır, ve Silk&Cashmere Caddebostan ve Suadiye mağazalarının bayii…İlkinin hemen ardından ikinci mağazasını da açtı.Çoğu zaman satışta ilk üçe girmeyi başarıyor.Son derece başarılı, çünkü işinin başında…Ekibi de çok iyi. Hala haftada en az iki gün merkez ofise geliyor, hala çok keyifli, çok neşeli ve gerçekten sağlam bir bayi.En önemlisi iyi bir dost. İyi ki, diyorum, iyi ki evet dedik.

Geçenlerde bana dediği şeyi bir hazine gibi gönlümde saklıyorum.”Siz bana sadece bayilik değil, bir hayat verdiniz, bu işi o kadar severek yapıyorum ki, yürümem, konuşmam değişti.Sanki kendimi yeniden tanımaya başladım, evde ve dışarda başarılı ve mutlu bir kadın oldum  Silk&Cashmere ile…” ” Helal olsun Ayhan Hanım” dedim içimden. Sesim pek çıkmadı ama .Göründüğümün aksine çok çabuk duygusallaşırım ben. Boşuna balık burcu değiliz herhalde. Bazen anlaşılmasın diye sertliğe ya da şamataya vururuz, anlamazlar.

O bunu sonuna dek hak etti.

Her görüşümde,”İyi ki evet demişiz” diyorum.

Nathalie Suda ve Beyaz Fırın

 

 

107_bigBeyaz Fırını 1990 ların başında Teşvikiye’den Çiftehavuzlar’a, taşındığım günlerde keşfettim. Evimin olduğu sokaktan caddeye çıktığımda karşıma çıkıyordu. Çekici ve farklı bir görüntüsü vardı. Sonra ilk muffınları orada tattım. Bazen sabahları işe giderken arabamı önünde durdurur, vişneli muffınımı alır, yolda keyif keyif yerdim.Bazen de kahvaltıya ek , kendimize sürprizler aldığımız Beyaz Fırın’ın hikayesini çok sonra öğrendim. 2007 li yıllarda da sevgili Nathalie ile tanıştım. Onun inanılmaz çalışmasına, şahit oldum. Sonra diğer Beyaz Fırınlar Ateşehir’i Erenköy’ü Suadiye’yi  keşfettim.Aynen Nathalie’nin anlattığı gibi kültürler değşti, dışarıda yemek daha popüler oldu. Ben de Beyaz Fırınlara çok gider kullanır oldum. Bazı çeşitlerini almak için özellikle uğradım, çocuklarımın tutkuyla bağlı oldukları çeşitleri var. Hep farklı şık, her daim taze ve lezzetli çeşitleriyle bu kusursuz pastaneleri size aşağıdaki Vatan Gazetesi Elif Kurgu’nun röportajıyla  Nathalie’nin anlatımıyla paylaşıyorum. Henüz keşfetmediyseniz hemen uğrayın derim.Ne kadar alkali beslensem de;  arasıra çocuklarım ve misafirlerim için,bazen kaçamak yapmak ya da sevdiklerimle buluşmak, onların partilerine davetlerine katılmak için Beyaz Fırın hep favorim.

beyazbirdus_nathalie

117 yıllık Beyaz Fırın’da artık 400 yıllık taş değirmende öğütülen unlar kullanılacak. İstanbul Anadolu yakasındaki Beyaz Fırın, Avrupa yakasına taşınma planları da yapıyor.Nathalie Stoyanof Suda, 177 yıllık Beyaz Fırın markasının 5’inci nesil temsilcisi. Marka ilk kez bir kadın tarafından yönetiliyor. Nathalie Stoyanof Suda, işin içine doğmuş, ilkokuldayken kasaya geçmiş, mutfakta büyümüş. St. Benoit Lisesi ve Koç Üniversitesi İşletme’den mezun olduktan sonra yeme-içme kültürü eğitimiyle ilgili dünyanın en önemli kurumlarından ve şeflerinden dersler almış. San Francisco, Las Vegas, Chicago, Paris ve Brüksel’de pastacılık ve çikolata üzerine eğitim seminerlerine ve kurslara katılmış. Cordon Bleu’da da pastacılık eğitimi alan Nathalie Suda, Beyaz Fırın’ı büyütürken markanın özünden asla ödün vermiyor. Tam aksine her geçen gün daha doğal ürünler üretmenin peşine düşüyor.Yakında Beyaz Fırın’larda Seferihisar’daki 400 yıllık taş değirmende öğütülen unlar kullanılacak. Nathalie Stoyanof Suda’nın ‘Beyaz Mutfak’ ve ‘Beyaz Bir Düş’ adlı kitapları ve kendi adını verdiği ‘Chocolat Chez’ adlı çikolata markası da var.Ailedeki ilk kadın oldu– Siz büyük büyük dedelerinizin işini yapıyorsunuz. Onların hikayesi nerede başlamış?Ailem 1836 yılından beri bu işi yapıyor. Ailede ilk kadınım bu işi yapan. İş bana dedelerimden miras. Aslında bu işin ailemizdeki tarihi 1836 yılından da eski olabilir. O tarih kayıtlarda var. Makedonya’dan İstanbul’a geliyor ailem. Makedonya’da da bu işi yaptıklarını biliyoruz. Balat’ta poğaça, börek, çörek fırını açılıyor. 3 çocuğu var büyük büyük büyük dedemin. Çocuklarına Karaköy, Üsküdar, Sarıyer’de dükkan açıyor.– O zamanlarda şubeleşmiş…Aslında şubeleşmek değil mantık tam anlamıyla. 3 çocuğu var üçüne de dükkan açıyor. Ekmek fırını değil, poğaça, çörek fırınları. Balat’taki kapanıyor ilk. Bazıları devam ediyor. Devam edenlerden biri Üsküdar’da. Biz o 3 kardeşten işi devam ettiren tarafız. Babamın dedesi yani 2’nci kuşak Beyaz Fırın adını koymuş. 1993 yılında Çiftehavuzlar açıldı. Sonra Erenköy ve Ataşehir geldi.asirlik_hikaye_403

– Siz çok küçük yaşlarda işin içine girmiş olmalısınız…

Ben milföyü ve yılbaşı, paskalya çöreklerini hatırlarım. Yılbaşı çöreklerinin içine altın koyulurdu. Böyle bir ritüelimiz vardı. İlkokul 2’de 1980 yılı sonrasında yazar kasalar başlamıştı. Babam beni Kadıköy’deki mağazanın kasasına koydu.

İlkokulda kasaya geçti

– O yaşta!

Aynen. Nasıl cesaret etti hiç bilmiyorum. Yazar kasaya 150 lira basacak yere 150.000 lira basmışım. O günkü koşullarda bunu değiştirmek de çok zordu. Babam çok kızmadı ama büyük bir hata yaptığımı biliyordum. Zaten asıl ilgim de mutfaktı.

– Mutfağa nasıl girdiniz?

Denemeleri evin mutfağında yaptım. Uzun yıllar mutfaktan çıkmadım. Çok ilgili ve meraklıydım. Çok da okudum yeme-içme ve pastacılık üzerine. St. Benoit Lisesi’nde okumak büyük avantaj sağladı. O yıllarda Türkiye’de özellikle pastacılıkla ilgili kitap yoktu. Ben yabancı yayınları ustalarımıza çevirirdim. Ben 17 yaşındayken Çiftehavuzlar mağazasıyla pastane kimliğine geri döndük. Ben zaten okul dışında tüm zamanımı ustalarla birlikte geçirirdim.

fft85_mf3126534

– En fazla ne tüketiliyor?

Aylık veriler var elimde. Onları vereyim size. Ayda 150 bin adet yumurta, 8 ton yağ, 25 ton un, 8 ton şeker,

 

– Yeni yerler açacak mısınız?

Avrupa Yakası’na geçeceğiz. Boğaz hattı ya da Nişantaşı olabilir. Ama bazen hiç aklımıza gelmeyen bir yerde heyecan verebiliyor. Biz yerinde ürettiğimiz için büyük bir yere ihtiyacımız var. Aslında her olduğumuz noktada küçük bir fabrika yaratıyoruz. 2014 yılına yönelik güzel planlarımız var.

İŞİ SEVİNCE ZORLUKLARLA MÜCADELE AĞIR GELMİYOR

– Erkek egemen bir sektörde olmanın dezavantajları neler?

Ailemin tek kızı ve tek çocuğuyum. Bu sektör erkek egemen ama ben bunu hiç hissetmedim. Sanırım işin içine doğduğum için. Ayrıca kadınlar detaycı bu avantaj ama detaylarda da boğulmamak lazım. Ben yaptığınız işi sevmenin her şeyden önemli olduğuna inanıyorum.

– Siz güne nasıl başlıyorsunuz?

İki kızım var. Evliyim. Güne çok erken başlıyorum. Ben sabah 05.30’da kalkarım. İşin doğası gereği de böyle. Hakikaten de doğru erken güne başlayınca çok yol alıyorsunuz. İşi severek yapmak sanırım çok önemli. İşi severek yapınca erken kalkmak zorluklarla mücadele etmek ağır gelmiyor.

DSC00189-640x397-640x325

– Bunca güzel lezzet arasında formunuzu korumak zor olmuyor mu?

Düzenli yemek yiyorum. Sanırım bu yüzden de kilo almıyorum. Burada üretilen her şeyi de yerim.

– Spor yapıyor musunuz?

Ben sporcuydum. Ama ne yazık ki artık spor yapamıyorum. Galatasaray ve Arçelik’te profesyonel voleybol oynadım. Sakatlandım maalesef.

OT TOPLAYICISIYLA ÇALIŞMAYA BAŞLADIK

– İşinizi geliştirmek için neler yapıyorsunuz?

Yurtdışına sık sık gidiyorum. Lezzet yolculukları da yapıyorum. Özgün olmaya çalışıyoruz. Anadolu’da lezzet yolculukları yapıyoruz. En son Çin’deki bir fuara katıldık. Şu var biz en çok kendi ülkemizden esinleniyoruz. Mesela son olarak Seferihisar’da ot avcılığı, toplayıcılığı yapan biriyle çalışmak için anlaştık.

– Ege’de çok var…

Evet. Doğa Derneği aracılık etti. Toplayıcılık yapan kişi onlardan ürün alacağımızı öğrendiğinde çok duygulanmış. Bu da bizi çok memnun etti. Son dönemde Batı çok anlamlı gelmemeye başladı. Amcam Amerika’da restorancılık yapıyordu, vefat etti. Bana yıllar önce şunu söylemişti: ‘Türkiye’deki lezzetlere sahip çıkın’ 1980’lerde Ağrı’ya kadar gitmişti. Türkiye’den zeytin alıp Yunanistan’da işletip Amerika’ya alırdı. Şimdi şimdi bazı değerlerimizin kıymetini biliyoruz. 400 yıllık taş değirmenden un alacak

– Kurumsallaşma zor mu bu işte?

Kurumsallaşırken sıcaklığı da kaydetmemek gerekiyor. Denetimler alıyoruz, kendimizi denetliyoruz. İyi bir ekibimiz var.

– Sağlıklı beslenmeye önem verenler de arttı…

Hem lezzet hem de sağlık hassasiyetleri arttı. Biz lezzetimizi daha da yukarı çektik. Ayrıca yalnızca pastane ürünleri değil farklı bir menü hazırladık. Salatadan etlere her şeyi yapıyoruz. Eskiden self servistik, artık masaya servise geçtik. Düşük kalorili ürünlerimiz de var. Ama bundan da önemlisi doğallık…

1119_big

– Doğal ürün derken tam neyi anlatmak istiyorsunuz?

Un, tereyağ, zeytinyağı, peynirler… Doğa Derneği’yle de çalışıyoruz. Köylülerin tarımı doğal yapmasına teşvik etmekle işe başladık. Orhanlı-Seferihisar’dan doğal un alıyoruz. Zeytinyağı, bal, ceviz, fıstık temin ediyoruz. Doğa Derneği de aracı bu konuda bize. Doğal yaşama destek açısından kıymetli bu, bunun yanı sıra da sağlık açısından önemli. Satın alma müdürümüz geziyor doğal tarımla uğraşanları. Pembe domates geliyor örneğin bu hafta… Biz bu ürünleri teşvik ettikçe insanlar da bu şekilde üretime inanacak. Çünkü inançlarını kaybetmişler. Seferihisar’da 400 yıllık taş değirmen bulduk. Oradan gelen unla yapılan ürünler hazırlayacağız.

Çikolata markamız büyüyecek

NATHALİE Stoyanof Suda, çikolata markalarıyla ilgili hedeflerini ise şöyle özetledi: “Yavru markamız Nathalie çikolataları. Bu markamızla ilgili atılım içindeyiz. Ayrı bir dükkan yapıyoruz Ataşehir’de Nathalie Chocolat için. Çikolata markamızı büyüteceğiz.”

Ne kadar güzel; gencecik bir kadın, aile işini devam ettiriyor, geliştiriyor, markayı çok daha iyi yerlere taşıyor.Beyaz Fırın ismi kadar Nathalie’de marka oluyor.Çok başarılı girişimci kadın ünvanını hakediyor. Her gün de yeni düşünce ve fikirlerle işinin başında.Beyaz Fırın ve Nathalie’nin  hikayesi ikisi de birbirine değer katan öyküler. Her zaman yaptığım gibi Beyaz Fırın’ı ve Nathalie’yi kutluyorum.Tanıdığımda, öğrendiğimde çok beğenmiştim, yazarken de çok keyif alarak yazdım.Sevgiler, sevgiler…

 

 

 

On Başarılı Kadın

İçlerinde sevgili arkadaşlarım Serpil Karuserci ve Nathalie Stayonaf Suda‘nın da bulunduğu Türkiye’deki Girişimci on  başarılı kadın haberini topukluhaber.com’un yazısı ile sizlerle paylaşıyorum.Serpil’in müthiş başarıını defalarca yazdım, ama defalarca da yazabilirim.En kısa zamanda da  Nathalie’nin akıl almaz çalışkanlığını ve hikayesini yazmak istiyorum.On başarılı kadını tek tek kutluyorum, ayrı ayrı tanıyıp sizlerle de paylaşmak umuduyla sevgiler, sevgiler….

Türkiye’deki Girişimci 10 Başarılı Kadın

Her ne kadar “iş adamı” denilen bir yaygın bir kavram olsa da “iş kadını” kavramının yaygınlaşması için gereken şartlar var ülkemizde. Tırnağıyla kazıya kazıya şirketini kurmuş ama adı saklı kalmış kahramanlardan bahsedeceğiz size bugün. Cesaret edemediğiniz bazı şeyler varsa eğer, bu yazı sizin için. Çünkü unutmayın, aklınızdaki her neyse, biz kadınız ve bunu yapabiliriz!

10.HATICE GÜLGÜN AKÇA

Hatice Hanım’ın akıl dolu girişimi 2002 yılında işsiz kalmasıyla başlıyor. Kimya mühendisi olan Akça yeğenine hediye için akvaryum bakarken akvaryumdaki kumlar dikkatini çekiyor ve bu kumların çocukların dikkatini çekmek için renkli yapılabileceğini düşünüyor. Ve bu düşünce onun başarısının başlangıcı oluyor.

turkiyedeki girisimci 10 basarili kadin 05

Renkli kumlarla başlayıp 600 ürüne yükselebilen Doruk Kimya bünyesi hem yurt içinde hem de yurt dışında büyük başarılara sahip.

9.ZEYNEP ÖZTEKIN

Son zamanlarda birçok yerde organik pazarlar kuruluyor, birçok yerde ürün pazarlama namına söylenilen tek şey “organik” oluyor. İşte bu akımın öncülerinden biri Zeynep Öztekin. Organik sebze meyve üretimini gerçekleştiren ilk kişidir ve şu an birçok ülkeye ihracat yapmaktadır.

turkiyedeki girisimci 10 basarili kadin 10

8.EMEL AKSOY GÜNDEMIR

Anne babasına yardım etmek için ağ örmeyi öğrenen Emel Hanım bu işe atıldığında yalnızca 17 yaşındaymış ve kendini kabul ettirmekte oldukça zorlanmış. Bir yandan ağlarını örerken diğer yandan Ege Üniversitesi’nde Su Ürünleri fakültesini bitirmiş. Türkiye’de makine ile ağ diken ilk girişimci olan Gündemir, Türkiye’de bu alanda bulunan beş fabrikadan ikisinin sahibi.

turkiyedeki girisimci 10 basarili kadin 02

7.NATHALIE STAYONAF SUDA

Suda, pastacı bir ailenin yine pastacılığa merak salmış bir kızı. Bunun için birçok kitap karıştırıyor, yeni tarifler deniyor ve kendini aldığı eğitimlerle geliştiriyor. Türkiye’deki ilk online pasta siparişini başlatan Suda birçok tasarım harikası, lezzetli pasta çeşitleriyle tanınıyor.

turkiyedeki girisimci 10 basarili kadin 01

6.BERRIN YILDIZ

Kapadokya’da bulunan Ortahisar kasabasını gezen Yıldız, bu kasabanın büyük bir turizm potansiyeline sahip olduğunu ama bunu hiç mi hiç değerlendiremediğini fark ediyor. 2 yıllık hummalı bir çalışma sonucunda hem Berrin Yıldız ülkenin en genç kadın müze kurucusu ünvanını alıyor, hem de Ortahisar halkının gelen turistler sayesinde yüzü gülüyor.

turkiyedeki girisimci 10 basarili kadin 07

5.FIRDEVS SERPIL KARUSERCI

Eşine destek olabilmek için ufak bir butik açan Firdevs Hanım, bir gün aldığı gelinlik siparişini daha önceden hiç gelinlik dikmemesine rağmen kabul ediyor ve ardından yükseliş hikayesi başlıyor. Azmiyle yükselen firması sayesinde şu an birçok ülkeye ihracat yapmasının yanı sıra Gaziantepli kadınların da en büyük örneği.

turkiyedeki girisimci 10 basarili kadin 08

4.MERI TAKSI

Kuyumcu olan abisi bu piyasadaki boşluğu tespit ederek, kız kardeşine söylüyor. O zamanlar bu piyasadaki boşluk yöresel takıların olmaması. Ardından Meri Taksi abisinin bu tespitinden etkilenerek anadolu motiflerinin yer aldığı takılar tasarlayıp satmaya başlıyor. Abisinin sandığından daha büyük bir boşlukla karşılaşan Meri Taksi’nin takıları yoğun bir ilgi görüyor.

turkiyedeki girisimci 10 basarili kadin 03

3.ATIYE LAÇIN

Eşinin işi sebebiyle birçok şehirde bulunan, en sonunda Gelibolu’ya yerleşen Laçin unutulmaya yüz tutmuş Mevlevi tatlısının adeta küllerinden yeniden doğmasını sağlıyor. Mevlevi tatlısı organik bir ürün olduğu için hem Türkiye’nin dört bir yanında hem de yurt dışında büyük ilgi görüyor.

turkiyedeki girisimci 10 basarili kadin 09

2.DIDEM GÜNEY ALSOY

Yaşadığı lenf kanseri talihsizliği sırasında doğum yapan Alsoy, hastaneye ziyarete gelenlerin ya çiçek ya çikolata getirdiğini gözlemlemiş. Ama bunların hepsinin çöpe atılmasını mantıksız bulmuş ve bu ikisini birleştirip farklı bir şeyler ortaya çıkarmayı aklına koymuş ve ardından çiçek şeklinde kekler, çikolatalar yaparak kendi şirketini kurmuş. Şu an bu tür ürünler özellikle romantik günlerde çiçeklerden daha fazla tercih ediliyor. Didem Hanım adeta geleceği görmüş.

turkiyedeki girisimci 10 basarili kadin 04

1.AYNUR ÖZDEMIR BOLDAZ

19 yaşında Tunceli’den Berline’e gelin giden Aynur Hanım, bir temizlik firmasında çalışmaya başlıyor ve üstün bir başarı göstererek şirketin müdürü oluyor. Sadece bununla da yetinmiyor aynı zamanda Hristiyan Demokrat Partide siyaset yapıyor. Şu anda Berlin’de hem bir restoranı hem de bir temizlik şirketi var. Girişimciliği ve kariyer anlamındaki hırsı sadece Almanya’da kalmadı, memleketi Türkiye’ye de yatırım yaptı.

turkiyedeki girisimci 10 basarili kadin 06

“Hayata İz Bırakmak Ses Getirmek İstedim”

Bu gün çok özel bir  arkadaşımı, çevre dostu mimarlık ofisi sahibi Özgül Öztürk‘ü sizlere tanıtmak istiyorum.Çevreci iş kadınlarımıza her geçen gün yenileri eklenirken Özgül uzun süredir bu konuda aktif çalışyor, gönlünü sevgisini  koyuyor. boza-ben1Doğa ve  hayvan dostu, özüne ailesine ilkelerine bağlılığı, müzik tutkusu ile Özgül’ün girişim ve hayat hikayesi bize çok farklı çerçevelerden mesajlar veriyor.   İlk tanıştığımız gündü, bana mimar olduğunu iki sene önce de ” Ses getiren bir şeyler yapmak istedim, onun için perküyson çalmaya başladım.” dedi. Bu kendini ifade ediş kısmı  hiç aklımdan çıkmadı tabi. Bize çok yakın ofisi vardı, onun için zaman  zaman ofislerimizde buluştuk. Kagider’e yeni üye olmuştu. O zamanlarda daha üyeler birbirlerini  evlerinde, ofislerinde  büyük gruplar halinde ağarlamıyorlardı.  Kagider’li arkadaşlarını  kahvaltıya ofisine çağıran  ilk arkadaşımız bence.Özgül sıcak kanlı, hep cıvıl cıvıl, hep renkli,  sevgi dolu yüreği ile hemen farkediliyor. Özellikle çevre dostu  olması, bu konuda emek verip farkındalık yaratmaktan öte ona başka misyonlar da yüklemiş.  İşinde, evinde ofisinde, doğada   çalışmalar yapıyor.Çok tatlı arkadaşım Özgül yazdı ben de paylaşıyorum,önce çevre dostu çalışmalarla başladım;sonra feng-shui ve köklere gidiş, hayat hikayesi ve girişimcilik öyküsü ile de sonlandırdık, fotoğraflarla da sizlere daha anlamlı  aktarmaya çalıştık. İyi okumalar sevgiler. 1531666_10151821183855974_1576676268_n“Uzun yıllar şehrin göbeğinde olup da doğanın içindeki ofisimizde Mimarlık ve Dekorasyon hizmeti verirken, 2008 senesinde arkadaşlarımız tanıdık çevremizle birlikte tamamen kendi enerjisini üreten, doğaya saygılı, doğal malzemelerden yapılmış yaşama alanı tasarlayıp uygulamak hayalimi gerçekleştirmek  için Kaz dağlarında yer arayışına gittik, araştırdık, bulduk. Tek başına tamamını  maddi anlamda üstlenebilecek güce sahip değildim. kazdaglari-ekomimari Projeler çalışılmaya başlandı. Grup içerisinde aynı yaşam alanını 2 katlı ev yapmaktansa çok daha yüksek katlı binalar yaparak çok daha fazla gelir elde edebileceğimiz sesleri gelince proje hayata geçemedi, kaldı. İşbirliği yapılması düşünülen işlerde ortak bilinç aynı yerden bakmıyorsa,  henüz o işbirliği için doğru zaman olmadığını gördüm. kazdaglari-kerpic-duvar-benKrishnamurti’nin sözü tam da bu duruma en uygun sözdü : “Eğer bir amaç için bir araya gelmişseniz orada gerçek bir işbirliği yoktur. Eğer bir aradayken mutluysanız işte o zaman gerçek bir işbirliğinden söz edilebilir. Çünkü eğer bir fikir sizi birleştirebiliyorsa bir başka fikir de bölebilir” kazdaglari-fırın-dekoratif kil siva 2010 senesinde Antalya’ya taşınmamızla Ekolojik Mimari, Doğal Yapılar konusunda çalışmalar içinde bulundum.  Kaz dağları’nda Ekomimari ve Doğal Yapılar Atölyesinde 2 Amerikalı 1 Fransız öğretmenden kerpiç ev, saman balyasından ev, dekoratif kil sıva yapma konusunda çalışmalara katıldım. İçtiğimiz şarap şişeleri dönüşerek tohum ambarının camları oldu. Yörenin kendi toprağından çıkan kil, duvar ve sıva malzemesi olarak kullanıldı. Doğanın kendi içindeki bütünlük, döngü ve muhteşem düzen harika.  Şehirden uzakta dağ, orman ve birkaç köyde bulunma, çalışmalara katılma  mutluluğunu yaşadım. MOGOLcadiri_YURT_karkasGönüllü çalışmalarda bulundum. Kolektif çalışma ve ortak akıl ile ortaya çıkan işlerin tadı bambaşka. Antalya Beycik’te Flora Akdeniz Bahçesinde Moğol Çadırı YURT yapımında yer aldım. “Başka bir dünya mümkün”  Malzemeleri geri dönüştürerek mekanlarda kullanmayı, tüketimi azaltırken, yaşama değer katmayı, doğal kaynakları kullanarak enerji verimliliğini dikkate almayı önemsiyorum. Hong Kong’da yaşayan Çin’li    Feng Shui, Çin Astrolojisi ve İ Ching Ustası Grand Master Raymond Lo’dan  Uluslararası standartlarda kabul gören, IFSA (Uluslararası Feng Shui Derneği) tarafından onaylı,  2. Sene sonunda toplam 5 modülden oluşan Feng Shui eğitimi aldım. Feng Shui, yaşadığınız çevre ile ilgili hislerinize bilimsel bir yaklaşım sunar. Nasıl, neden soruları binlerce yılın birikimi içinde yanıtlarını bulur. MogolCadiri_Yurt-bitmishali fengshui-1Çinliler 3500 senedir mekanların insanlar üzerindeki etkisini araştırmışlar ve bu, bir bilim, bir yaşama sanatı haline gelmiş. Feng Shui, insanları her bakımdan besleyecek, mutlu edecek mekanları yaratmanın yollarını gösteren kadim bir metafizik bilimidir. Çinliler bu kadim bilgileri kullanırken referans olarak insan ve doğayı inceler, önemli olan insanın kendi doğasını tanımasıdır.fengshui-2 14- 16 Haziran 2013 tarihlerinde İstanbul’da Al Gore’un verdiği Climate Reality  Leaders eğitimine katılıp sertifika aldım. Kurumlarda veya etkinliklerde iklim değişikliğinin boyutlarını gösteren sunumlar yapmaya yetkiliyim. ClimateRealityLeaders-AlGore 2013 son çeyreğinde Eko Yapı Dergisi – Erke Tasarım işbirliğinde  LEED (Leadership in Energy and Environmental Design /Enerji ve Çevre Dostu Tasarımda Liderlik) GREEN ASSOCIATE EĞİTİMİ aldım.  Amerikan kaynaklı olması etkisiyle de dünyada tanınırlığı ve kabul edilebilirliği en yüksek yeşil bina sertifikasyonudur.yesilis-konferansı Bu sene 22.yılı tamamlayacağım  mesleğimde Mimarlık ve Dekorasyon  tasarım, proje ve uygulama deneyimimi, son yıllarda sürdürülebilirlik, ekoloji ve feng shui üzerine yaptığım çalışmalar ve araştırmalarla, bilgi ve tecrübelerimi  paylaşmak ; doğaya ve insana saygılı, havayı, suyu, toprağı kirletmeden, mekanların ve o mekanın enerjilerinin de insanlar üzerindeki etkisini dikkate alarak, gelecek nesillere temiz yapılı yaşam alanları bırakmak, yaşama değer katarak, farkındalık yaratmayı hedeflemekteyim. 2010-2013 arası Antalya’da geçen zaman akabinde 2013 ikinci yarısı itibariyle tekrar İstanbul’dayız.kargi-cit-fethiye 2012 yılında ise, kardeşlerim, kuzenlerim, amcalarım, ailem ve tanıdıklar ile 200 kişiye yakın bir topluluk olarak,  uzun yıllar önce dedelerim ve babalarının İstanbul’a göç etmesiyle hiç yaşamadığım ama köklerimin Elazığ’da olduğunu bildiğim hiç gitmediğim köyümüze Nimri’ye gittim. Ben çok değerli yabancı öğretmenlerden doğal yapılar konusunda eğitim alırken  atalarımın yaşadığı kendi köyümün eski yapılarının ne kadar güzel kerpiç sıvalı, ardıç ağaç iskeletli, taş yapılar olduğunu gördüm. Köy ile aramda kurulan ilk bağ o zamandır. Yıllar öncesinde büyük şehirlere başlayan göç ile köyde sürekli yaşayan insan sayısı yok denecek kadar az kalmış. Deprem sonrası 60 yaş üzeri kesimin köyde ev  yaptırma isteği ile tatil amaçlı gidenlerin  başlaması akabinde yeni yapılaşma çok kötü olmuş, eski ise değeri bilinmeden kenarda kaderine bırakılmış halde idi.  Köyün uzun yıllardır devam eden ve bugünlere kadar büyüklerimizin kuruculuğu sayesinde gelen, ama pek aktif olmayan derneğinin yönetimini,  İstanbul’da yaşamış eğitimini almış, gençlerden oluşan ve büyük destek alan yeni bir liste ile yeni yönetimi oluşturduk. Üstelik Doğu Anadolu’da bulunan köy derneğinin daha önce bir adet kadın üyesi yokken , derneğin yeni başkanı kadın olup,  9 kadın 9 erkek ile yeni yönetimi kurarak, pek çok kadını da derneğe üye yaptık. Mimari, köy ve civarında doğal hayatın korunması, geliştirilmesi,  çevre bilinci ve duyarlılığının arttırılması yönünde çalışmalar, kültürel,dayanışma, imece, değerler, türküler, hikayeler, anılar , şifalı otları, kadim bilgilerini derleme çalışmaları ile hedefler koyduk. Bu çalışmaların bir kısmı son birkaç yıl içinde sosyal medya ve internet sitesi aracılığıyla başlamıştı zaten, biz ivmeyi artırarak herkesin katılımını hedefleyen, eşitlikten yana, ayrım gözetmeden, kadının varlığını ve dinamiğini önemseyen taze kan getirdik aslında. Köklerimizle buluştuğumuz, daha büyük bir çemberde bağların kuvvetlenmeye başladığı ata topraklarında, kendi adıma – bugüne kadar aldığım mimarlık eğitimi-doğa sevgisi-ekolojik mimari deneyimimin buluşmasına, yol bulup önemsediğim değerlere ufak da olsa katkım olmasına niyet ediyorum, önemsiyorum. ozgul-2yas-1972  Ankara doğumluyum. Ankara’lılığım babamın mimarlık öğrenciliği son sınıf bitirme projesi teslimi ile 33 gün kadar sürmüş… Başkentte Deniz Gezmiş’in arandığı, sıkıyönetim halleri, gece sokağa çıkma yasağı ve annemin sancısı tutmasıyla Jandarma aracı eşliğinde 20 Mart gecesi hastaneye gidilir, 20 yaşındaki gencecik annem ürker, beklerler gece boyu, ben de ürkmüşüm belki kim bilir ve baharın ilk günü olan 21 Mart’ta gelmeyi seçmişim. Ne güzel bir gündür gece gündüzün eşit olduğu, orman haftası, dünya şiir günü, uluslararası ırk ayrımı ile mücadele günü, doğanın uyanışı, nevruz … Her sene kendime özgü ritüellerle kutlar ve kutsarken kıpır kıpır olur içim yeniden tazelenirim sanki, doğum dakikamı  yıllardır aksatmadan  arayan anneme ve gelmeme vesile olan babama şükran duygularımla … Babam çocukluğumda mimarlığı bırakmış ticaretle uğraşmaktadır, bununla birlikte doğduğum zaman kız meslek lisesi mezunu olan el becerisi kuvvetli annem, babamın bitirme proje maketini yapar ve paftalarca şablon yazılarını yazarken, babam beni sallar uyutur diğer köşede. Kağıt kokusu, T cetveli, mimarlık sevgisi o günlerden kalmış gizli bir yerlerde herhalde. Balıkesir’de babamın askerliği ile 2 senelik Balıkesir dönemi, 30 ağustos ve 29 Ekim’de annemle beraber,  halkça  kutladığımız törenlerde babamı izlemeye  gidişlerimiz, 4 yaşına (ta ki kardeşim doğana kadar) kadar anne ve babama Aytül ve Cemil diye hitap ederek törende birkaç karış boyumla “Cemiiiiiiil Cemiiillllll” diye el sallayışlarım, anne tarafından ilk torun olarak anneannemle aramızdaki özel sevgi bağı, birbirimize düşkünlüğümüz, onu çok özleyişlerim … Babamın askerlik sonrası müteahhit olarak Antalya’da çalıştığı şehrin mandalina, portakal, limon, narenciye, turunç koktuğu, şehrin henüz beton yüzünü sadece Konyaaltı, Bahçelievler civarında gördüğü zamanlar … 2010 da tekrar giderek 3 sene yaşadığım Antalya’da artık AVM li, sahili baştan sona bol otelli,  yine de yeşili ve temiz havası olan bir Antalya buldum karşımda. 1976’da 19 yaşındaki dayımı ani bir vefat ile kaybedince, anneannemin üzüntüden felç geçirmesi, ailede ani şok ve İstanbul’a geri dönüşümüz… annem-babam-kardeslerim-ben-2003 Gözlemleyici, anne ve babamın tabiriyle cin gibi bıcırık bir çocukmuşum. 9 aylıkken konuşup yürümeye başlamışım. 3 yaşında okuyup yazıyordum. Aytül(anne) ve Cemil(babam) ın maskotuymuşum evde minicik komik  hallerde. Okumaya devam et