Kagider Gençlerle

BU ÇOK GÜZEL HABERİ SİZLERE,projenin kendi tanıtımları ile aktardım.Gelecek günlerde gelişmeleri hep paylaşacağım. Sevgiler

Genç KAGİDER projesi kapsamında, JP Morgan’ın kurumsal desteği ile ”Genç KAGİDER Günleri” hayata geçmiştir.
Amacımız ;Kadınların eğitim programlarının, eğitim performanslarının ve hedeflerinin ileride gerek profesyonel gerekse girişimci olarak iş gücüne katılım yolunda olması mesajının verilmesi,Kadınların kariyer planlaması yapmalarını, gelecekte iş hayatına odaklanmalarını, iş hayatı içinde yerlerini almalarını ve korumalarını sağlamak, bu bilinci oluşturmak,Kadınların iş yaşamında bulunmasının öneminin tüm topluma iletilmesinde etkin rol oynamak ve farkındalık yaratmak.Bununla birlikte geleceğin lider adaylarına, etkinlikler ile edinilen vizyonu, alınan tavsiyeleri ve yaşanmışlıkları Genç Kagider olgusu ile harmanlayarak itici güç oluşturup, rol modeller ile buluşmalarını sağlamak ve onlarla birlikte yol almak.
”Genç KAGİDER Günleri” ile 10 üniversitede sizlerleyiz.
Sabancı Üniversitesi
Boğaziçi Üniversitesi
Yıldız Teknik Üniversitesi
Karadeniz Teknik Üniversitesi
Çukurova Üniversitesi
Dicle Üniversitesi
Erzurum Atatürk Üniversitesi
Dumlupınar Üniversitesi
Anadolu Üniversitesi
Dokuz Eylül Üniversitesi
Telefon
2122668261
E-posta
Değerli Kagider’li Dostlar,
Kadınların ekonomik olarak bağımsız olmalarının kendi haklarını savunmak ve ekonomik döngünün içerisinde bireysel olarak varlık göstermelerinin kendilerine, ailelerine ve de topluma katkılarının önemini vurgulamak ve bu bilinci kadın-erkek ayırt etmeden tüm gençlere yaymak üzere geliştirdiğimiz “Genç KAGİDER”  projesini  Uluslararası Finans Kuruluşu JP Morgan Foundation’ın finansal desteği ile 2012 yılında başlatıyoruz.

 Aİle ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma  Şahin’in de desteklediği projemiz kapsamında üniversite öğrencilerine mesajımızı ileteceğimiz bir film hazırlayacağız; Üniversitelerde,TV kanallarında ve sinemalarda gösterilmesini planladığımız film ile gençleri kadının ekonomik yaşamda var olmasının topluma katkılarına  yönelik bilinç yaratma kampanyasının  yanı sıra 

2012 eğitim yılı içerisinde Türkiye genelinde 10 üniversitede yarım günlük bir etkinlik olan “Genç Kagider Günleri” gerçekleştireceğiz.  “Genç Kagider Günleri” kapsamında hedeflenen fikir önderlerinin, akademisyenlerin, girişimcilerin ve iş dünyasından rol modellerin konuşmacı olarak katılımlarıyla gençler ile interaktif ortamda kadınların ekonomik hayata katılımında yaşadıkları sıkıntıları dinlemek, çözüm yolları üretmek ve bu çözümleri uygulanabilir hale getirmek ve genç kadınları iş yaşamında akitf varolmaya ve ekonomik döngünün içinde yer almaya yönlendirmektir.

 Üniversite etkinliklerine maksimum katılımı sağlamak, Türkiye genelinde üniversite öğrencileri arasında bir iletişim ağı oluşturmak, öğrencilerin dinlemek için heyecan duyacağı konu ve konuşmacıları onların istekleri doğrultusunda belirlemek kısaca Gençlere Gençlerle ulaşmak amacıyla Sabancı ve Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencilerinden oluşan bir Genç Kagider Danışma Kurulu oluşturduk. Mesajımızı geniş kitlelere duyurarak projenin etkinliğini arttırmak için hep birlikte çalışıyoruz.

 

Miyase Bülbül’ün İnanılmaz Hikayesi

Çok zarif, çok hassas, arkadaşımı  Kagidere ilk geldiği  yıllarda tanıdım. Hep çok şık, ona çok yakışan renklerde,  birbirini bütünleyen kıyafetleri,aksesuarları ile, incecik fiziği , çok bakımlı hali ile hemen farkedilen arkadaşım,  işleri, girişimciliği, azmi başarıları, hayat tarzı ile herkesi şaşırtıyor, büyülüyor.           Hepimiz bazen yaptıklarına inanmakta zorluk çekiyoruz. Özellikle  hiç denenmemiş işleri,hobbyleri, seçmekten çekinmeyen, aklına koyduğu her şeyi, büyük mücadelelerle, sonuçlandıran , sevgili Miyase, günlük yaşamında da ,işlerinde olduğu gibi, yine hep zoru denemekten çekinmiyor.Onu çekenler, hep çok iddialı işler, çok zor mücadeleler,hayatında sıradan hiç bir şey yok.Okul yıllarında çok başarılı, profesyonel deneyiminde, çalışmalarında çok başarılı. Sonra muhteşem bir girişimcilik öyküsü var, ama hiç biri yetmiyor. Elli yaş sonrası tekrar mutfak aşkı için sıfırdan başlıyor. Otellerde, restorantlarda,  çalışarak eğitimini, stajını tamamlıyor, yetmiyor, Amerikaya gidiyor…………… Arkadaşlar, yine müthiş, inanılmaz bir öykü.                                                                 Belki şimdiye kadar yazdıklarımın  en farklısı. Miyase  bize, Kagiderli arkadaşlarına hep yazan, bildiğini, yaptığını paylaşan, sürekli bizi sağlıklı yaşam reçeteleri, yemekleri yollayan arkadaşım, hikayesini de  o kadar güzel, esprili anatmış ki. Gerçi hikayesi, hayatı zaten şaka gibi, bütün bunların dışında otuzundan sonra spor adına yaptıkları,hayat felsefesini de oluşturuyor, hepsi olağanüstü,  gerçek değil gibi. Allahtan resimler, belgeler var. Beraber olduğu, onu çok seven dostları arkadaşları var.                                                              Miyase, yeni işi raw food da  da hepimizin sevgilisi, sağlıklı beslenme konusunda yol göstericimiz, onu takip etmek, dinlemek, yazdıklarını okumak, kuruttuklarını yemek, hepimiz için büyük zenginlik. Sayesinde öğreniyoruz, tadıyoruz, onunla heyacanlanıyoruz, merak ediyoruz. Her işini büyük bir aşkla sevgiyle yapıyor.Biz sevenlerine, dostlarına da, bu aşkı sevgiyi yansıtıyor, paylaşıyor.                Onunla , yaptıklarınla, farklı serüvenleri, başarıları ile çok gururluyuz, bizi hep şaşırtacak, hep ilgi odağımız, hep çok sevdiğimiz olacak. Sevgili  Miyase hep takipçiniz, seninle mutluyuz.

Miyase kendini  esprili bir dille çok güzel anlatıyor, “Ben 1970 kuşağı çocuklarındanım, 1980 ler genç kadınlığım, feminizmin yavaş, yavaş ses vermeye başladığı, kadınların yerlerinde kıpırdandıkları, ekonomik özgürlük, sosyal hak diye onu konuşmaya başladıkları dönemler hayata atılışım. Önümde bana örnek olabilecek bir model yoktu, en büyük modelim annemdi, o da evinin kadını, mutfağın efendisiydi. Ben ise mutfağa değil ofislere baş olmak istiyordum, evde değil evin duvarları dışında var olmayı hayal ediyordum. Nerde o zaman girişimcilik, yeni bir iş kurmak delilik. Fikirlerim yegane sermayedarım olan babam tarafından geri çevriliyor ve hadi canım kışın dondurmamı yenir, pide varken kim pizza yesin, herkes kendi çocuğuna kendi bakar, kendi pasaportunun peşinde kendi koşar diyerek püskürtülüyor, hizmet sektörüne ilişkin zihni sihir projelerim hayat bulmuyordu. Kaderime razı gelip, memurluğa ikna oldum, okulu birincilikle bitiren ben birincilikle hava yollarının yer hostesliği kadrosuna katıldım. O senelerde Ankara için iyi işti. üniversite mezunlarına bir hava yolları, bir İş bankası bir de Türk petrollerinde kadro açıktı. 6 yıl Almanya’ ya giden Türk işçilerine bilet sattım, bilet satış işini yeni girenlere öğrettim,satış işinde, en iyilerden biriydim. Bilet satmakla yetinmedim, olanakları zorlayarak Kanada’ya gittim. Dünya Ticaret Merkezinde Türkiye- Kanada arasında ki ticari yapı üzerine çalışma yapıp, döndüm yurduma,  ITT Altın rehber teklifi çıktı karşıma. Hiç düşünmeden evet dedim, ben satışı kaynağından, yerinde, satış ve pazarlama dehaları Amerikalılardan öğrendim. Öğrenmek yetmedi çok çalıştım ve sonunda İç Anadolu Tele Satış Bölge Müdürlüğüne yükseldim. Telefonla satışta çok iyiydim, çok çalışkandım.Sonunda İstanbul Sabah Gazetesinden  teklif geldi. Aktüel Dergisi Reklam Müdürü oldum. İstanbul’a gelmem , ataerkil bir babayı ikna edebilmem, zor oldu. Ancak bir kez niyet ettimi insan,  elinden hiçbir şey kurtulmuyor, ta ki gerçekleşene kadar.  İstanbul’da dergi müdürlüğü, gazete, televizyon genel müdürlüğü derken, sürekli ilerledim. Başarı, bazen  yalnızlıktır, farklısındır, hızlısındır, aykırısındır ve diğerlerinin arasından sıyrılansındır. Sonunda kendi işimi kurmak istedim. Bir taşra kızı  olarak İstanbul’da, ne yaparım diye düşündüm, ve yerel medyada karar kıldım. Ne de olsa Anadolu kan çeker, huy benzerdi, bana yakışanda bir sektörü yoktan var etmekti. Düştüm yollara, herkes şaşırdı, yaptıklarıma inanmadı. 1997 lerde Anadolu da iş için gezen bir  kadından, başarı beklemiyorlardı.Ama ben, bir hayalden yola çıkıp yeni bir sektör yarattım. 15 yıl,içinde  herbiri ulusal boyutta üç şirket kurdum. 2008 de  kuralları anlatmaktan, kendi doğrumdan şaşmaktan, bir de güçlü ortakla savaşmaktan  bezdim ve işimi kapattım. Sadece çok çalışmanın yetmediğini, tüccar olmanın, ticaretin sırlarını kapmanın da önemli olduğunu bana kimse söylememişti.  Medyayı bırakıp,  kendimi mutfağa, annemin kokusunu barındıran sığınağa atmak istedim.  Aşçı olacağım dedim, mutfak sihirbazı olacağım, medya da yazdığım destanı hatta daha iyisini sofralarda yazacağım, ikinci kariyerimi mideden kalbe, kalpten akla giden yolda yapacağım dedim. Kararımı verdim, hemen MSA mutfak sanatları akademisine kaydımı yaptırdım. Yaş 50 ve de en büyük öğrenci, üstelik de kadın  olmak  zordu, yer sil, yağlı ocak temizle, bir de genç beyinlerle sınavda terle, ama azmettim, sabrettim,kurtulmazdı sonunda mezun oldum. 50 yaşından sonra diplomalı aşçı oldum. Diplomayı almak yetmedi, İngiliz City&Guide dan alacağım ikinci diploma için staj yapmam gerekti. Birkaç ay bekledim, ama sonunda çıktığım yolda, koyduğum hedefte bu da varsa olur deyip staj için bana düşen Les Ottaman da 4 ayı tamamladım. Aynı dernekte üye olan otelin sahibinin bile haberi olmadan mutfağında yemek yapıp, bulaşık yıkayıp, servis yaptım, birçok farklı dost kazandım. Ancak ben soslu yemeklerin, ağır etli yemeklerin, şekerli tatlıların şefi olamayacak kadar sağlıklı beslenen biriydim, evet yapıyor ama keyif almıyordum, doğru olanı bulmalıydım. Benim doğrum sağlıklı hafif ve lezzetli beslenmenin sırrındaydı, bu sırda California‘daydı, öyleyse oraya gitmliydim. Yeniden öğrenci olmak, yeni insanlar tanımak, sınıfta hatta okulda tek Türk olmak, kadın girişimci olmak, farklı dünyaları tanımak ve yepyeni ve heyecan verici sağlık bilgileri öğrenmek yorucu ancak süperdi. Dünyanın yeni mutfağı raw food ( canlı ve pişirmeden beslenme) benim yeni dünyam oldu, sadece yeni dünyam olsa iyi aynı zamanda yeni işim oldu. Türkiye nin dünya mutfaklarında geçerli diploması olan ilk raw food gurme şefi ve beslenme uzmanı olarak bilgimi ihtiyacı olanlarla paylaşma sözü verdim ve sevgiyle, aşkla yaptığım sağlıklı ürünlerle sevdiklerimi, ihtiyacı olanları tanıştırmak için çoğuna yabancı gelen, anlaşılmayan tatlarla ve bilgiyle yola çıktım. Cooking Brawo yolun açık olsun)))”

Miyasenin sporla ilgisi ve uğraşları onun hayat felsefesininde de, hayat tecrübelerinde de önemli değişikliklere neden oluyor.Bunları da aşağıda kendi anlatımından aktardım.

“İş yaşamımdan belli, ben meraklı kediyim, merakım sadece işe de değildir, adrenalin olunca bütün planlar değişir.  Nedendir bilinmez kendimle yarışım hiç bitmez. En tehlikeli ne varsa yapmak, kendime kendimi ispatlamak peşinde koşar dururum. Önceleri hiç böyle değildim, spor olsun diye parmağımı bile bükmezdim, sonra açıldım birden, 30 yaşından sonra sporcu oldum. Önce kayak tutkum oldu, karlı dağların zirvesindeki özgürlük, tanrıya yakın olmak, doğanın beyaz elbisesi üzerinde dans etmek, inilmeyecek yerden indim demek, büyük bir keyifti, üstelik son derece zevkliydi. Kayak bana özgürlüğün değerini, kendini frenlemeyi, sadece kendini değil etrafını kollamayı öğretti. Sonra tenis sürükledi peşinden, yazın sıcağında, kışın buzları kırarak yıllarca sürdü, ayrılmadım raketimden. Tenis aklımı ve bilgimi doğru kullanmayı, en son oyun oynanıncaya kadar vazgeçmemeyi, kaybettiğinde dahi saygılı olabilmeyi öğretti. Motosiklete gelince, 40 yaşında girdi kanıma, az yer dolaşmadık motorumla, kız gibi baktım ona, gıcır, gıcırdı sattığımda. Motor basınca uçar gider, bilmek gerek gaza nerede basılır, nerede fren yapılıp yavaşlanır. Yavaşlamak kolay değildir, elinin altında küçücük bir harekete bağlıysa hızlanmak, üstelik ustalık ister yavaş motor kullanmak. Hayatı yavaşlatmakta zor, kendini yavaşlatmakta, ben bunu çok geç anladım motor sürerken kavradım. Motora binmek bana profesyonelde olsam, amatör ruhu kaybetmememi, herkes hızlı gidebilmeyi ustalık sayarken aslında düşmeden yavaş gidebilmenin kıymetini gösterdi. Ben gaza basıp giden bir tempoyu severdim, motor sayesinde yavaşlayıp, herkesin önünde olmayı değil herkesle beraber giderek dost olmayı öğrendim. Motora her bindiğimde korktum, korkunun faydası oldu tedbiri elden bırakmadım. Motor ehliyeti alan tek tük kadından biriydim, ancak ben bununda farkında değildim. Dedim ya ben kendimle uğraşan bir tatlı deliydim. Ağrı dağının zirvesine bayrak dikmek, Alaska da buz tırmanışı ile eğlenmek, en tehlikeli sayılan vala kanyonunu geçmeyi denemek,  Kaçkarları karda, çığlar düşerken bitirmek bunları yapmak için gerçekten sevmek gerek. Bulduğum her kayaya tırmanma arzusu, doğada olmanın bitmeyen tutkusu, buzda kurulan kamplar, fırtınada kaybolup yol aramalar, deli nehirlerde rafting turları, praglayding paraşüt uçuşları, benim için yaşanılır kıldı hayatı. Dağlardan denizlere, yelken çekti kendine, atladım tekneye, kucak açtım sevgilere. Ben yelkeni çok sevdim, yelkende farklı bir dünya edindim. Deniz beni sakinleştirdi, rüzgar düşüncelerimiz değiştirdi, dalgalar gülümsemeyi öğretti, güneş yeniden doğabilmeyi. Yelken hayat deneyimi, iş bilgisi, aile sevgisi, dostluk, arkadaşlıkların bir bütünüydü. Yarışlar sert, kıran, kırana, kazanmakta kaybetmekte 1 dakika, hatta bazen 1 saniye, nedir ki denir ama yarışta önemliydi, saniyeler değerini anlamak aldığın her nefesin değerini anlamak gibi, kaybettiğinde asaletini korumak, kazanınca ekibine yaslanmak iste yelkene bakarak hayatı anlamak.” Bu inanılmaz hikayeyi aşağıda tekrar özetlemek istedim, sevgili Miyase , yaşam aşkın, sevgi dolu yaşamın hep böyle devam etsin.Bizlere de  enerjin, yansısın, örnek olsun. Miyase Bülbül, ilk ve orta eğitimini başarıyla tamamladıktan sonra 1976 yılında Gazi Üniversitesi İşletme Bölümü’nü kazandı. 1980 yılında lisans eğitimini tamamlayan Miyase Bülbül, 1981 yılında Türk hava yolları bilet satış memuru olarak başladığı iş yaşamını 1987 yılında I.T.T. Yellow Pages’ de Tele Marketing Müdürü olarak devam ettirmiş, 1991 yılına kadar I.T.T. Yellow Pages’ de batı Karadeniz, iç Anadolu ve güney Anadolu tele marketing satış müdürü görevlerinde bulunmuştur. 1991 yılında  Sabah Medya Grubu’nda Reklam Yöneticisi olarak çalışmaya başlayan Bülbül 1997 yılına kadar Sabah Medya Grubu’nda sabah gazetesi reklam müdürlüğü, ATV televizyonu genel müdürlüğü, Medi Grup genel müdürlüğü gibi çeşitli üst düzey yönetici pozisyonlarında görev aldıktan sonra  Türkiye’ de ilk yerel medya ajansı olarak anılan ve bir sektör yaratan YEPAS yerel medya pazarlama şirketini kurarak dokuz yıl boyunca yönetim kurulu başkanlığını üstlenmiştir.

Yepaş çalışmalarına devam ederken Ulusal Radyo planlama ve satın alma ajansı olan Radyo Evi’ni kuruş ve Yönetim Kurulu başkanlığını yapmıştır. 2005 yılında ise KAGİDER’ e üye olan Bülbül iletişim, halkla ilişkiler, dış ilişkiler komisyonlarında görev almış bu görevler sırasında bölge ekonomisini canlandırmak için AB fonları ile desteklenen ve kadın girişimciler yetiştirmeyi amaçlayan projenin takibine katılmıştır. Miyase Bülbül aynı zamanda, Avrupa Birliği projelerini yürüten KAGİDER’in 12 üyesinden biridir. 2005 yılında  Açık radyoda ‘Dördüncü boyut’ adlı radyo programının yapımcılığı ve sunuculuğu üstlenerek kısa bir süre radyo dünyasında yer almıştır. Miyase Bülbül 2008 yılı başlarında reklam sektöründeki deneyimlerinden sonra kariyerinde yepyeni bir dönem başlatma kararı alarak, kurmuş olduğu Depar A.Ş’yi kapatarak 2009 – 2010 Mutfak Sanatları Akademisi  Executive Chef eğitimlerine katılmış ve gerek Milli Eğitim Bakanlığından gerekse City & Guied Academia dan Executive Chef diploması alarak  Les Ottamans otelin mutfağında İtalyan şef Givanni ile staj ve çalışma dönemi geçirmiş ve 2010 yılında 6 aya yakın bir süre Kaliforniya’daki “Living Light Academia”da raw food konusunda uygulamalı ve geniş kapsamlı, sertifikalı eğitim almıştır. Bugün Miyase Bülbül raw food gurme şef,  raw food eğitmeni, raw food beslenme uzmanı eğitmeni ve raw food tatlı şefi sertifikalarına sahiptir.

Değerli Rehberlerim ve Türkiye’de İlk Kez İnternette Koçluk

Geçtiğimiz yıl ve bu sene kişisel gelişimle ilgili birçok bilgiyi birarada bulma şansım oldu, ve devam ediyor.                                                           Quantum konusunda da, hep okurum, dinlerim, takip ederim,özel bir çalışma da yapmayı düşünürken, planlamadan,hayatıma  birden  bir quantum koçu girdi, kendisiyle başlattığım seanslar, yaz ve hastalıklar esnasında kesilmek zorunda kaldı ama ilişkimiz devam ediyor.

Sevgili Aynur Tümen beni yazmam konusunda ilk tetikliyen oldu. Bu yıl hem Aynur Tümen, hem bir danışanı ilk kitaplarını yazarak, bana çok da güzel örnek oldular.

Mevlanayı öğrenme anlama isteğim,hep vardı, ama o da, bir anda gerçekleşti.                                                                                                   Çok değerli, Mesnevihan Nur Artıran hanımla Mesnevi sohbetlerine  başladık. Kendisiyle her ay uzun sohbetler yapmaya devam ediyoruz. Bu faydalı sohbetler benim ve arkadaşlarım için çok büyük şans oldu.

Bu sohbetlerde, hem tek tek, anlamaya çalışıyoruz, hem biribirimizle de paylaşarak, dinlediklerimizi, yorumlarıımızı, ya da nasıl hayata geçireceğimizi tartışıyoruz böylece çok daha etkin öğrenme şansımız oluyor.

Nur hanım,  geçtiğimiz ay ilk kitabını çıkardı.                           O da hep elimde, ama Mesneviyi Nur Hanımdan dinlemek, tekrar, tekrar sorabilmek,örneklerle paylaşmak benim için çok değerli.

2011 in ikinci yarısında başladığım, diğer bir çalışmam da sevgili üyemiz Diana Misim Fındıkoğlu ‘nun aracılığı ile Kagider ICF  Uluslarası Koçlar Federasyonu işbirliği ile yaptığımız koçluk seanslarında,  aynı zamanda,  ICF Türkiye Şubesi Başkanı olan,  değerli, profesyonel koç Gürkan Sarıoğlu ile  oldu.                                                                      6 seanslık bir çalışmayı   başlattık ve geçen hafta sonlandırdık. Gürkan Beyin, benim blogumun ilk çıkışı ve devamı sürecinde çok olumlu katkısı oldu. Sonrasında da yapmak istediklerimle ilgili bazı tereddütlerimi yendim, ve kendisine de kararımı da bildirdim. Bir sene sonrası için de ilk hedef tarihimizi belirledik.

Girişimci kadınlara koçluk yapmak bence oldukça zor iş diye düşünüyorum.                                                          Bu çok güzel proje için hem sevgili Diana’ya, hem ICF ‘e hemde değerli koçum Gürkan Sarıoğlu’na çok teşekkür ediyorum.                                                                        Gürkan bey kızı Özlem’le  beraber başlattığı koçluk çalışmasına şimdi de Vivi Soryano ve oğlu Dani ile devam etme kararı aldılar.İnsparkus adlı  şirket koçluk çalışmalarında Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek İnternet üzerinden koçluk hizmeti vermeye başladı. Çok iddialı çok farklı projeleri var. Danışanlarının özellike Y kuşağından daha fazla  olduğunu söylüyorlar.          Yeni projelerinde başarılar diliyorum.

Coelho’yu yeniden, yeniden  okuyorum, Zahir’le başladım, sonra Elif, şimdi de seneler önce okuduğum Simyacı hep elimde . Richard Bach’ı  Martı ile , Aykut Oğut’u son kitabıyla tekrar tekrar okudum, daha listeler uzun.                                                                        Başucu kitaplarım, şu ara on tane kadar oldu. Bir de, Rhonda Byrne var.Secret’ın yazarı. Onun The  Power kitabı.

Hepsini  bir arada  okuyorum, düşünüyorum. Birşeyleri daha net anlamaya çalışıyorum. Önemli olan anladığımı yaşam felsefesi haline getirmek.                                                   Her zaman  beceremediğim en önemli şey, tüm öğretilerde, olumsuzluklardan uzak dur denmesine rağmen, yaşadıklarımız bizi,  zaman zaman olumsuz düşüncelerin içine çekiyor, ve mutsuz oluyoruz.                                                                                          Olumsuz olaylara kayıtsız kalabilmeyi başarmak, en zorlandığım bu.                                Annemin hastalığında da başaramadım, yaptığım panikle, üzüntü ile kendimi de hastalıkların pençesinde buldum. Buradaki sır, kayıtsız kalmak olamazdı,annemin çektiği ıstıraba nasıl sırtımı dönebilrdim. Ama orada da bir mutluluk, bir iyi neden, bulmalıydım. Nitekim de vardı. Hastalıkla olamayacak kadar birbirimize yakın olduk. O güne kadar yeterince gösteremediğimiz,dile getiremediğimiz, sevgilerimiz, güzel duygularımız açığa çıktı. Anne kız arasındaki yılların çözemediği birbirine yeterince açılamama, anlayamama problemlerimizi  çözdük.   Her şerrin bir hayra döneceğini  düşünürsek, sevgiyle, hayrın yolunu zaten açmış oluyoruz. Ama Nur Hanım’ın da dediği gibi panik yapmadan, her ne yaşıyorsak; kötü,  olumsuz duygular hissetmeden, herzaman yaptığımız gibi sevgiyle olumlu duygular hissetmek. Mevlana felsefesi de bunu anlatıyor.

,

Bir gün Şems’e bir adam gelmiş; “Hayatım alt üst oldu,” demiş.
Şems de şöyle cev…ap vermiş;                                                                                        “Hakkın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol.
Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme.
Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını ?

Rhonda Byrne da son kitabında Evrenin Sırrını ve Gücünü çok güzel anlatıyor, özetliyor. Her sayfasını çok severek okuyorum. Buraya seçmekte zorlanıyorum. En iyisi zaman zaman aktarayım. Her zorda kaldığımızda,  sığınacağımız,dayanacağımız, her şekilde şükredeceğimiz, birşeylerimiz olsun, hep hatırlayalım, uygulayalım.

Hayat size herşeyi sevdiklerinizi seçeseniz diye sunuyor! Eğer biri sizin istediğiniz bir şeye kavuşursa bu sizin başınıza gelmiş gibi,heyacanlanın. Hayat size herşeyi sunuyor ve eğer onun için sevgi hissederseniz aynısını kendinize çekersiniz.

Sevmediklerinize sırt çevirin, ve onlar için birşey hissetmeyin.                                          Sevmediklerinize hayır demeyin çünkü hayır demek onları size getirir.                         Sevmediğiniz şeylere hayır derseniz, onlar hakkında kötü hissederseniz kötü hisler verirsiniz ve o hisleri hayatınızdaki olumsuz durumlar olarak geri alırsınız.

Hiçbir şeye hayır diyemezsiniz çünkü “Hayır, onu istemiyorum,” dediğinizde çekim yasasına evet demiş olursunuz.                                                                      Sevmediklerinize sırt çevirin ve onlara hiçbir his vermeyin çünkü onlar oldukları gibi iyiler ama onların sizin hayatınızda yeri yok.

Çok Genç ,Çok Başarılı

Bugün çok genç bir iş kadınının müthiş başarısını  yazmaya, anlatmaya çalışacağım.Sevgili arkadaşım Kagider üyesi Özlem’i (Özlem Açıkel Turhan) Özlem  yaşı, itibari ile bir Y kuşağı kadını,ama, iş kadınlığı, arkadaşlıkları, yaşamı, aile hayatı düşünüldüğünde iki kuşağı da temsil edebilecek özelliklere sahip.Her gruptan dostluklarında, paylaşımlarında, çok başarılı. Özlem Aralık  ayında,   Bu sene   İkinci Küresel Girişimcilik Zirvesi’nde Türkiye’nin en hızlı büyüyen ilk 100 şirketi arasında 63.sırada yer aldı.  Kagiderin ilk günlerinden beri  tanıdığım bu çok genç ve çok başarılı sevgili arkadaşımda yazmaya meraklı, hatta uzun süre kendi dergisini çıkardı ve orada yazı yazdı. Şimdi de paylaşmasa da yazmayı seviyor, yazdıklarını notlar halinde biriktiriyor. Özlem’in en önemli özelliklerinden biri, işi, ailesi ve çocukları ile harika bir denge kurması .Özlem’i uzun süredir tanıyorum, çok güzel Kagider paylaşımlarımız seyahatlerimiz oldu. Hepsinde çok güzel anılarımız var. İşindeki çok hızlı ilerleyişi ve Türkiye’de rakibi olmayan yazılım programının minik sunumunu ofisimizde yaptıklarında,hayranlıkla izledim. Bütün bu başarılarının yanında,   iki kızını da çok saygıdeğer, bir özveriyle o genç yaşına rağmen, tüm dengelerini kurarak yetiştirdi. Şimdi bomba bir haberi var. Üçüncü çocuğunu doğurmaya karar verdi. Girişimcilik hikayesini yazmak isteyince, kendisinden biraz bilgi ve resim istedim. Önce yolladıklarını yeterli bulmadım, tekrar rica edince, beni kırmadı, kendi söylemi ile  ilk kez hikayesini düşünmüş ve yazmış. Yazmak konusunda tecrübeli arkadaşımın yazdıklarını çok beğendim.Her satırını ilgiyle okudum. Onun içinde, değiştirmeden koymak istedim. Çünkü her satırı önemli mücadeleler, ve başarılar ile dolu. Okunsun , örnek alınsın istedim. Olduğu gibi ekledim, ben güzel, ve müthiş hikayeyi soluksuz okudum, siz de çok beğeneceksiniz sanırım, sevgiler,

Özlem Açıkel Turhan’ın Sıradan ama Sanırım Enteresan Girişimcilik Hikayesi

Ben hep hırslı bir çocuk oldum. Yazları sürekli kitap okuduğum için annem arada sırada kızım çık biraz dışarıda arkadaşlarınla oyna derdi bana çoğu zaman. Öğrenmeyi çok sevdim oldum olası. Akrep burcunun da en önemli özelliği aslında merak ve hırs. İlkokulda bir türlü geçemediğim bir kız arkadaş vardı ve ben hep ikinci oldum. Onu geçmeyi bir türlü başaramadım. Hiç unutmam adı Defne’ydi. Bu bana çok koydu. Ortaokula kaydolduğumda kapısından ilk girdiğim gün ben bu okulun birincisi olacağım dedim o yaşta ve bunu 3 yıl boyunca başardım. İlk yıl birinci olduktan sonra da aslında birinci olmak benim için tamamen önemini yitirdi. Yani hırslıydım ama istediğimi elde ettim mi artık başka limanlara, başka hırslara yelken açma zamanı gelirdi benim için. Örneğin o yaşta sonraki hedefim fen lisesinin birinci basamak sınavında İzmir’in ilk ellisinde yer almaktı. Onu da başardım. Orta halli bir işçi babanın çocuğu olarak doğal olarak özel okul vesaire değildi gittiğimiz okullar. Ne yaparsak kendi bileğimizin hakkıyla yapıyorduk. Özel hocalar vesaire yoktu hayatımızda. Masrafları ağır diye Fen lisesine gidip aileme yük olmak istemedim ve ikinci sınava hocalarımın tüm ısrarlarına rağmen hiç çalışmadım. (bir garip kararlılık bu da işte)

Ortaokulda Dilek Onur diye bir Türkçe öğretmenimiz vardı. Sağ olsun sürekli bize her konuda kompozisyon yazdırırdı.  O yıllarda çok şikayet ederdik bundan hocam yine mi kompozisyon diye şikayet ederdik ama sonradan anladım ki ben yazılı ve sözlü olarak kendimi ifade etmeyi Dilek Onur hocam ve okuduğum kitaplar sayesinde öğrenmiştim.

Liseyi bir zamanların ekol okulu olan  ama sonradan kapatılan ve esas görevi Maliye Bakanlığı’na memur yetiştirmek olan İzmir Maliye Okulu’nda yatılı okudum. Eğitim öğretim hayatımın en güzel 3 yılını orada geçirdim. İzmirliydim ama okulda yatılı olmak mecburiydi. Okula ağlaya ağlaya gittim ama daha çok ağlayarak okulumu bitirdim. Arkadaşlarımdan okulumdan ayrılmak çok zordu. Lise arkadaşlarımın hepsiyle halen sürekli görüşürüm. Hatta diyebilirim ki o arkadaşlıklarımın üstüne daha derinini daha kıymetlisini koyamadım sonrasında.

Liseye gittiğim ilk gece annemden ayrı yattığım ilk geceydi. İlk gece gerçekten zor geçti.  Ama sanırım benim hayatım için önemli bir milattı. Sonra da zaten üniversiteyi  istanbul’da kazanıp gelince artık eve temelli olarak dönmedim bir daha. Yani ayaklarımın üzerinde durmayı 13-14 yaşlarında çok özel ve güzel yatılı okulu deneyimimle öğrenmeye başladım.  Ben genellikle kararlı biriyimdir. Bir şeyi iyi araştırırım planlarım ve kafama koyduğumu yaparım.  En azından yapmak için çok çalışırım. Lisede üniversite tercihlerimde çok nettim, mesela sadece iktisat ve işletme tercih ettim. Ama gel gör ki anneme işletme bölümünün ne olduğunu, mezun olunca bana ne denileceğini bir türlü anlatamamıştım. Annemin zoruyla en son tercihime 9 Eylul Hukuk’u koydum. Allahtan ondan önceki bir tercihe girdim ki orayı kazanmadım yoksa puanım onu da tutuyordu. Ancak benim üniversite hedefim ODTU’ydu. Sınav sorularını kontrol ettiğimde dersane hocalarım kesin ODTU’yu kazanıyorsun 14 puan üzerindesin dediler. İstanbul aklımın ucundan bile geçmiyordu. Istanbul İzmirden bakınca çok ürkütücü beni yutacak bir canavar gibiydi, benim ve ailemin gözünde. Maalesef o sene ODTU’nun puanları hiç olmadığı şekilde inanılmaz arttı ve ODTU’yu kıl payı kaçırdım. İstanbul Üniversitesi İngilizce işletme Bölümünü kazandım. Bu bölümü kazandığımı duyunca neden ODTU olmadı diye saatlerce kendimi odaya kapatıp ağladım. Hatta kapıdan kızım çık dışarı diyen anneme de lütfen git bütün komşularına söyle kimse yarın beni tebrik etmesin diyordum. Ama sonraları çok defa iyi ki İstanbul’a glemişim dedim kendi kendime. O yuzden şimdi hayata bakışım hep olumsuz bir şey her zamana bir hayıra vesile olur yönünde.

17 yaşımda istanbul’a geldim.

Bölümümü çok net seçmiştim. Okurken de işletmenin içerisinde en çok ilgimi hep Pazarlama çekti. Ben asla bir finansçı, muhasebeci, üretimci v.s. olamam diye düşünüyordum. Benim işim reklam, tanıtım ve pazarlamayla ilgili olmalıydı. Philip Kotler benim idolümdü. Kitaplarını hatim ediyordum. Reklam ve pazarlama işinde ilerlemeyi kafama koymuştum bir kere.  Ama İstanbul’da hiçbir tanıdığı hatta akrabası olmayan birisinin hayallerini gerçekleştirmesi için daha çok çalışması gerekiyordu. Aslında bizim gibiler 100 metre koşusuna sıfırdan bile değil eksi 100 den başlayanlar oluyor. Dolayısıyla biz İstanbul’da yaşayan, kolejlerde okuyan, babasının çevresi çok geniş  v.b. arkadaşlarımıza göre iki kat hızlı koşmalıydık. Ve ne şanslıyım ki ben bunun çok bilincinde olan bir gençtim. Okumaya devam et

Sevgili Korsan Yazarımız

Kagiderde yönetimde çalışan, komitelerde görev alan, özel projeleri yürüten arkadaşlarımız hep çok katkı koyuyorlar, çok zaman ayırıyorlar,çok özveride bulunuyorlar. Özellikle Yönetim Kurulunda görev alanlar, kendilerini adete Kagidere  adıyorlar. Böyle bir sorumluluk aidiyet duygusu ve de gönüllülükle yapılan çalışmaların da neticesi mükemmel oluyor. Yıllar  geçtikçe de yapılan işlerin değeri, kalitesi,  bilinirliği çok artıyor.Kurumsal yapı daha da kuvvetleniyor. Toplumsal katkı da çok daha etkin oluyor.                              Yönetim de çalışan arkadaşlarımın hepsi benim için, Kagider için, çok değerli. Zaman içinde hepsini yazmaya, anlatmaya, onlara bu vesile ile de tekrar tekrar teşekkür etmeye  çalışacağım. Bugün kuruluşdan beri Kagiderin değerli üyesi, iki dönemdir YK üyesi, Kagidere herzaman çok katkıları olan sevgili korsan yazarımız, Aydan’ı (Aydan Baktır ) sizlere anlatarak, paylaşmaya çalışacağım.

Aydan, Kagiderde çok renkli, çok farklı, çok özel arkadaşlarımızdan. Bazen duygusal, bazen romantik, bazen sofistike, bazen eğlenceli, bazen tam bir İstanbul hanımefendisi, bazen  gizli çılgın, bazen idealleri için amansız mücadele eden bir savaşçı.

Bütün bu özelliklerini taşıyan yazılarıyla, her zaman bizi her olaydan haberdar ediyor, yaşatıyor, hayal ettiriyor, uzun uzun anlatarak hepimizi peşine takıp hissettiriyor, düşündürüyor.

Aydan’ın bütün bu farklılıkları onun sanatçı yapısından da kaynaklıyor.Ya da bu özellikleri onu daha da yaratıcı yapıyor. Aydan ressam,yazar, şair,  grafiker, çok iyi bir iletişimci, ajans sahibi iş kadını.

Aydan, doğum günlerimizde, özel durumlarda hepimiz için özel şiirler yazarak,  bizleri kutluyor, şaşırtıyor, mutluluk nedenimiz oluyor.  Her zaman çok şık ve ruh haline uygun farklı giyiniyor.Tüllerle, broşlarla, incilerle bambaşka bir havada geldiği gibi, zaman zaman da son derece minimal ve formal olabiliyor. Hep mükemmel, hep ince, zarif, ölçülü olduğu gibi, bazen de şaşırtıcı ve sıradışı olabiliyor.Ama her zaman neşeli ve eğlenceli, sevgi dolu, hayat dolu.

İşinde çok başarılı, tüm yaratıcılığını Kagider için de kullanmaktan da mutluluk duyuyor, hepimizi de mutlu ediyor. Kagider etkinliklerinde,çok başarılı, moderatör, eğitimci, sunucu, konuşmacı olarak görevler üstleniyor.Çok önemli projelerde yurt içinde ve yurt dışında kagideri temsil ediyor.

Her zaman  arkadaşlarıyla işbirliği içinde. Paylaşmayı çok seviyor,  çok duygu yüklü. Aydan’ı kısaca  anlatmak,  satırlara sığdırmak mümkün değil.  Kendisiyle bu arzumu, paylaştım, çok iyi yazan, ressam, şair, çok değerli arkadaşımdan da yardım almak istedim. Bana yaşam hikayenle ilgili gönderebileceğin birşeyler var mı dedim. Çok güzel, içten, sıcak, samimi kendi duyguları ve kalemi ile yazdığı yaşam, kariyer, başarı, hayat öyküsünü, istediğin gibi kullan notu ile hemen gönderdi. Ben de hiç ellemeden dokunmadan yazıma eklemenin en uygun olacağını düşündüm.. Bu güzel hikayeyi,   hayata dair düşünceleriyle,hayalleri, idealleri, tutkuları, mutlulukları ile ,sahibinden dinleyin istedim.

Aydan Binnaz Hn ile (Toprak) ve Brükselde AB ve Kagider çalışmalarında

Dünyayla tanışma, çocukluk, büyüme, rüyalar, boyalar…

İçinde yıllar…                                        

Öyle bir geçer zaman ki…

Annem bana hamileyken, aileye yeniden bir çocuk müjdesi pek de müjde olarak gelmemiş.  Hatta annem hep “yaşamanı doktor Alaaddin Yavaşça’ya borçlusun” derdi. Beni sevmediğinden değil 1958’li yıllarda 14 yaşında büyümüş bir kızı, 10 yaşında bir oğlu olduğu için… Yine de en çok doğduğumda babam sevinmiş… Babam, kuantumu o yıllardan keşfetmiş, doğduğu toprakların Hacı Bektaşi Veli felsefesini içinde taşıyan, sakin, dingin, tamahkar bir insan… Girişimciliğe inansa da, Pazartesi işe başlanmaz, Salı sallanır, Çarşamba çarşafa dolanır, Perşembe Cuma’ya yakın deyip iş hayatında çok başarılı olmamış ama ilkeli, dürüst, içten, harika bir insan ve de dindar bir ailenin ateist olarak vefat eden oğlu…Binlerce öğüdü arasından bana ilham vereni “kızım yaşam hiçbir zaman kötüye gitmez. Ben 2. Dünya savaşında altı sene askerlik yaptım, şimdi en azından o yok…” Okumaya devam et