Aydın Doğan Karikatür Sergisi

“Kadıköy’de Yaşamak Ayrıcalık”

CKM de süper sergi… Uluslararası Aydın Doğan Karikatür Sergisi

Karikatür Dünyasının Oskarı sayılan Aydın Doğan Karikatür Yarışması Sergisini  dün gezdim, tekrar gezdim, dinlendim, çayımı içtim tekrar gezdim. CKM de her sergi çok keyif veriyor. Her zaman uğramak için çok nedenim olan Caddebostan Kültür Merkezin de sergileri defalarca gezme şansım oluyor.Kendimi çok şanslı hissediyorum.

29. Aydın Doğan Karikatür Yarışması’na 80 ülkeden 944 sanatçının, 2 bin 945 eserinin arasından dereceye girenler ve sergilenmeye layık görülenler Caddebostan Kültür Merkezi’nde açılan sergiyle 23 Ekim’e kadar kalacak.

Aydın Doğan Vakfı Yürütme Kurulu Başkanı Candan Fetvacı, sergiyle ilgili, 29 yıldır bir yarışmayı sürdürebilmenin önemli bir kurumsallığı gösterdiğini belirterek, “Bunun arkasında ciddi bir çalışma var, disiplin var, bir vakfın gücü var. Biz bütün dünya çizerlerinin özgür ifade platformu olmaktan gurur duyuyoruz. Bizim bugüne kadar vakfımıza 70 bin tane karikatür geldi. Dünyanın dört bir yanından karikatürcülerle ilişkimiz var. Her yıl bu tekrarlanarak devam ediyor. Hepsiyle ayrı ayrı diyalog içerisindeyiz” diyor.

Brezilya Raımundo Waldez’den  Başarı Ödülü 

‘ARŞİVİMİZDE 130’DAN FAZLA ÜLKEDEN KARİKATÜRCÜNÜN KARİKATÜRÜ VAR’
Yarışmalara katılan karikatürleri web ortamına aktararak web müze kurduklarını ifade eden Fetvacı sözlerini şöyle sürdürüyor.

“Bundan sonra yeniliklerle devam edeceğiz. Karikatürcülere daha başka olanaklar da hazırlamaya çalışıyoruz. Çalışmalarımızı bu yönde ilerletiyoruz, geliştiriyoruz. Bu sene bize 2945 karikatür geldi. Bunların elemesi çok zor oluyor. Jüri baya bir zorlanıyor. Çünkü çok kuvvetli çizgiler var. Gördüğünüz gibi 2 tane birinci çıktı. Jüride her sene dünyaca ünlü karikatüristler oluyor. Biz şöyle bir jüri kurmaya çalışıyoruz, her kıtayı temsil eden mutlaka birisi oluyor. Yani hem Asya’dan, Amerika ’dan, Avrupa’dan Güney Amerika’dan Afrika ’dan mutlaka birer temsilci olsun istiyoruz ve Türkiye ’den birkaç temsilci oluyor. Türkiye’den bir de ön jürimiz var. Hepsi yoğun bir çalışma yapıyor. Baya bir tartışarak geliyorlar. Bu gördüğünüz karikatürlerin önünde de saatlerce konuştular düşündüler, gittiler geldiler bir daha baktılar bir daha not verdiler. Öyle çok da bir süreç olmuyor ama başka türlüsü de olamaz herhalde. Jürinin bize söylediği, gelenlerin bize söylediği bu yarışmanın dünyanın sayılı saygın yarışmalarından bir tanesi olması. Biliyorsunuz biz yarışma sırasında ülkelerin isimlerini ve imzalarını kapatıyoruz. Dolayısıyla hangi karikatürü kimin yaptığı belli değil en sonuna kadar. En sonunda kazananlar belli olunca isimleri açıyoruz, isimleri açıyoruz ondan sonra hangi ülke kazanmış hangi çizer kazanmış o zaman ortaya çıkıyor. Bu da bunun ne kadar titizlikle yaklaşıldığının bir başka göstergesi. Arşivimizde 130’dan fazla ülkeden karikatürcünün karikatürü var. Bu sene de 90’a yakın ülkeden 944 karikatürcü 2945 karikatürle katıldı. Her sene artıyor. Artması kadar bizim için kaliteli eserlerin gelmesi de önemli. Son yıllarda özellikle kalitede ciddi bir artış olduğu da bize ifade ediliyor. Biz de onun farkındayız. Bu da çok önemli tabi.” Ukrayna Sergey Rıabokon’dan  Başarı Ödülü

‘TABİİ Kİ DÜNYA, BU SAVAŞ ORTAMINDA MİZAHLA GÜLÜMSEMEYLE DAHA GÜZEL OLACAK’

Kadıköy Belediye Başkan Yardımcısı Hulusi Özocak ise Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması’na katılan eserlerin ev sahipliğini yapmaktan mutluluk duyduklarını belirterek, “Çünkü 29 yıl dile kolay. Karikatür gibi bir sanata akıl sanatının güzel ürünlerini hem Türkiye’de hem dünyanın çeşitli köşelerinde sergilemek cesaret ister. Hele de günümüzde birçok ayrılıkçı ayrıştırıcı politikaların olduğu yerde bu mizah, bu estetik, bu hoşgörün ev sahipliğini yapmak bize büyük gurur veriyor. Hatta biz Kadıköy’ü tabii ki kültürle, sanatla, eğitimle sağlıkla güzelleştiriyoruz. Yaşam kalitesiyle öne çıkıyor. Gördük ki bir şeyimiz eksik. Geçtiğimiz yıl bir karikatür evi açmaya karar verdik. Hemen belediyemizin yanındaki bir tarihi köşkü yine Türkiye çapındaki, semtimizdeki karikatürcülerimiz orada atölye olarak çalışmalarını yapacaklar, sergilerini yapabilecekler, konferanslarını verebilecekler. Çok güzel bir kompleks. Yerimiz hazır ancak yer anıt eser olduğu için bazı prosedürleri de bu anıtlar kurulu kısa sürede izin verir umarım. Bu sanata özellikle burada bugün birinci olan Türk yurttaşımız Amerika’da yaşıyor ama, onun espri anlayışına onun hoşgörüsüne bir katkı sunmak bizim için bunlara ev sahipliği yapmak çok hoştu. Tabii ki dünya, bu savaş ortamında mizahla gülümsemeyle daha güzel olacak. Onun için de bir çabamız bir umudumuz var olacak. Eğitim kısmı da olacak. Karikatürle uğraşan sanatçılarımıza orayı teslim edeceğiz. Çünkü bir çok sanatsal gönüllülerimiz var, çocuk ruh sağlığı merkezlerimiz var, bunun yanında yine karikatürcülerin yöneteceği hem eğitsel boyutuyla hem atölye çalışması boyutuyla hem de eserlerini taktim edecekleri alanlarıyla güzel bir merkez olacak” diye müjdeli haberler veriyor.

İran Javad Alizadeh’den Birincilik Ödülü

‘BU ÖDÜLÜ KAZANMAKTAN ÖTÜRÜ ONUR DUYUYORUM’ 
Yarışmada birincilik ödülünü paylaşan İranlı sanatçı Javad Alizadeh, yarışmanın organizatörlerine teşekkür ederek, “Bu ödül benim için çok prestijli bir ödül. Bu ödülün benim için iki anlamı var. Birinci anlamı, Aydın Doğan Uluslararası Karikatür yarışmasının dünya çapındaki en iyi yarışmalardan biri olması. İkinci nedeni ise ben İranlı bir Türk’üm. Bu ödülü kazanmaktan ötürü onur duyuyorum. Özellikle birincilik ödülü almış olmaktan mutluluk duyuyorum. Dediğim gibi bu güzel festivali organize edenlere çok teşekkür ediyorum” diyor.

Türkiye Doğan Arslan’dan Birincilik Ödülü

‘DEMOKRASİNİN EN GÜZEL TEMEL ÖZELLİKLERİNDEN BİR DE ELEŞTİRİDİR’
Yarışmada birincilik ödülünü kazanan diğer karikatür sanatçısı, Doğan Arslan ise, “Aydın Doğan karikatür yarışması benim için çok önemli. Özellikle sadece karikatürler değil genel sanatla uğraşan biri olarak. Çünkü karikatür sanatında en önemli özellik eleştiri sanatıdır. Böyle uluslararası bir yarışmada eleştiri sanatı hat safhadadır. Bu yarışmada bu en üst seviyededir. Demokrasinin en güzel temel özelliklerinden bir de eleştiridir. Demokrasinin güzelleşmesi ve serpilebilmesi için eleştirinin olması lazım. Dolayısıyla Aydın Doğan Karikatür Yarışması’nın burada demokrasiye ve eleştiriye katkı sağlıyor. Karikatür sanatı ve demokrasinin dolaylı bir ilişkisinin olduğuna inanıyorum. Bu benim için önemli. Bir sanatçı olarak dünyadaki gelişmeler hakkında fikirlerimi beyan etmek istediğimde bu tür kaliteli yarışmalara katılmak benim için zevktir. Bu yarışmadaki karikatürümde belirtmek istediğim, günümüzdeki  Arap Baharı ve teknoloji. Bu iki noktanın, politika ve teknolojinin arasındaki ilişkiyi kurmaya çalıştım. Bu tür yarışmaların devam edebilmesi ve çoğalması, Türkiye’de eleştiri sanatını geliştirecek” diye ifade ediyor.

Roma’ya Sevgilerle

Uzun zamandır bu kadar bol ve içten gülmemiştim. Usta yönetmen Woody Allen’in son filminde hem muhteşem şehir Roma’da  tekrar,  tekrar,  doya  doya dolaştım, hem de çok güldüm,bol bol ve kahkahalarla.Hafta sonunda, Eylül’ün son gün güzellikleri,  harika hava, deniz, sahil,dostlarla,kuzenlerimle keyifli anlar, geçmişe yolculuklar,derin sohbetler, yeni keşifler, her şey çok güzelken, akşama da sinema keyfi ile hafta sonum tam anlamıyla taclandı. Woody Allen‘in son filmleri beni çok mutlu eder oldu. Geçen sene bu günlerde” Midnight in Paris”i seyretmiş çok beğenmiştim. Bu sene de “To Rome with Love” ile ustaya tekrar hayran oldum.Filmi çekmesi için teklif ve18 milyon dolarlık  bütçe  İtalyanlar’dan gelmiş. Woody Allen İstanbul için de olumlu bakıyor, teklif gelirse neden olmasın. İstanbul çok egzotik bir yer yorumunu yapıyor.Şu anda ustaya yapılmış altı ülkeden teklif var.Belki bizde sıraya gireriz.Kültür ve Turizm Bakanımız Ertuğrul Günay’da bütçe önemli değil, senoryayı beğenirsek gereken katkıyı yaparız diyor.Bakalım, gelişmeler olumlu olur belki.                                                                                                                 Roma’nın fon olarak kullanıldığı ve Romalıları konu alan, onların yaşam tarzlarını anlatan  film,çok keyifli.Film anlatmama gerek var mı bilmiyorum, şiddetle gidin seyredin, doya doya gülerken, Roma ‘da tekrar tekrar dolaşın diyorum.

Woody Allen, filmde Roma’da birbirinden farklı karakterlerin birbirinden farklı hikayelerinin içine sokarak, bazen şehrin herhangi bir sakini bazen de yazın gelen herhangi bir turistin hayatına girerek romantik ve macera dolu bir geziye çıkartıyor. İtalya’ya çeşitli nedenlerle gelen Amerikalılar ve İtalyanların başlarından geçen romantik ve komik anlar birbirinin içinde geçiyor. Alec Baldwin,  Penolope Cruz, Jesse Eisenberg, Alisson Pill, Roberto Benigni gibi oyuncuların bir araya geldiği film, güçlü oyuncu kadrosuyla da çok ilgi  çekiyor.

Ben seyrederken  kendimi hep Roma da gibi hissettim.Biz de o fimdeki gibi sokaklarda ünlü  pizzacıyı  ararken dönüp durmuştuk.Hele aylar öncesinden rezervasyon yaptığımız,restorantta , özel gümüş kaplama sahanlarda servis edilen deniz mahsulleri ile yapılmış rizottonun kokusu alışmadığımız şekilde ağır gelince, utana sıkıla nasıl geri yollayacağımızı bilememiştik. Şefi üzmek istemedik, ama neyse anlayışlı bir  davranış ile karşılaşıp,yeni siparişimizi vermiştik.Roma tüm çekiciliğinin güzelliklerinin yanında, yemek konusunda da  harika lezzetler şehri .

Roma’ya gidip de resim almadan olmaz. Sonra da ressamı ile resim çektirmek şart. Roma’dan aldığım tablomda, Aşk Çeşmesi var.                                                                    Alışveriş yaparken özellikle seçerek gittiğimiz mağazalardan, aldıklarımız kadar,  yemek yerken, dolaşırken öylesine bakıp aldığımız şeylerin de hala dolabımda en sevdiğim giysiler, ayakkabılar, botlar olduğu kesin. Roma alışveriş için de çok güzel bir şehir.

Roma’yı o sıralar Domus Academy’de okuyan Leyla’m ile gezmek çok hoş, keyifli ve eğlenceli olmuştu.                                                                                                                                           Çok güzel anılar, hatıralar canlandı, fotoğraflarımı çıkarıp baktım.Çok da resim çekmemişiz,çektiklerim de çok net çıkmamış, tekrar gitsek ne iyi olur, üstelik havuza tekrar gitmek için para da atmıştık, bence çok güzel fikir, ne dersiniz. Bugün Roma’ya Sevgilerle diyorum.

Fazıl Say “Ses Opus 40 Konseri” Süreyya Operası’nda

Sabah bir rüyanın için de uyandım, aslında sonunda. Arkadaşlarımla buluşmak için bir yere gidiyorum. Bir otobüsden inip bir deniz aracına binmem lazım.Nasıl oluyorsa ineceğim yeri atlıyorum, panik yapıyorum, deniz aracını kaçıracağım, ya da kaçacak.Bir tekne sizi oraya götürürüz diyor. Peki diyorum, yolda tekne su almaya başlıyor.Batma noktasına geliyor,artık tamam herşey bitti, batıyoruz diye düşünürken,  o ara nasıl oluyorsa  bir kıyıya yakınız herhalde, iniyorum. Kalan mesafeyi de oldukça uzun ve yürünmesi zor ama, yürüyorum, ve arkadaşlarımın yanına varıyorum.Arkadaşlarım, şaşkınlık ve heyacan içindeler, biraz önce aralarında tatsız bir şeyler yaşanmış.Tartışmalar olmuş, hoş olmayan davranışlar, hiç söylenmemesi gereken şeyler grup içinde söylenmiş. O onu dedi,bu  bunu yaptı, anlatıp duruyorlar. Benim olmadığım şu kısacık anda mı oldu bunlar diye soruyorum, evet diyorlar, ve o zaman dönüp bana soruyorlar, sahi sen neden geciktin. O zaman ben de kendime soruyorum, anlatsam mı ,anlatmasam mı ben neler yaşadım. Hangisi önemli, bilemiyorum.

Aynı rüyamdaki gibi bir hafta yaşadım, yaşıyorum, annemin rahatsızlığı, zor geçen çok ıstıraplı sancılı geceler, doktorlardan beklenen çare umudu. Ama çare yerine anlatılan çok karanlık tablolar. Bütün bunlar yaşanırken hayat devam ediyor.Kendime geldiğimde telefonumdaki aramalara, maillerime, mesajlarıma bakıyorum, cevaplar veriyorum.Müşterilerimle uzun uzun, konuşmalar yapıp anlaşma uzlaşma ortamları hazırlıyorum.Sonra yine özel hayata dönüp annem için birşeyler yapmaya çırpınıyorum.Biraz iyi gördüğümde deniz kenarına götürüyorum ya da hemen evimizin yanındaki kafelerden birine.Evde ona özel yemekler hazırlamak için alışverişler, koşuşturmalar yapıyorum. Ertesi gün, daha ertesi gün yine hastane randevuları var, doktorlarla görüşmeler var. Ajandamı onlara göre tekrar tekrar kontrol edip düzenliyorum. Ben de her an düzgün, bakımlı ve ayakta kalmalıyım. Kendimle ilgili hiç birşeyi de ihmal etmemeye, katılabildiğim kadar da hayatı aksatmama gayreti içindeyim. Hayatın içinde olmanın bana güç vereceğine inanıyorum. Sonra mesjlarım arasında güzel bir haber parıldıyor,  Fazıl Say konserine gider misiniz,davetiyelerim var. Hiç düşünmeden giderim, çok da mutlu olurum diye cevaplıyorum. Artık hangi anda ne yaşayacağım bilmiyorum. Bütün işlerimi, sorumluluklarımı aksatmadan konsere gidiyorum. Yüreğim  acı ve sıkıntı dolu, dışarıda hayat, tam aksine  çok canlı. Havaların ısınması ile her yer, caddeler, hele Süreyya Operası çevresi çok keyifli. Operanın içi çevresi hep tanıdık simalarla dolu.Tüm şair, yazar, gazeteci,tiyatro opera sanatçıları, televizyoncular ve sanatseverler oradalar.

Çünkü özel bir gece, Kırmızı Yayınları tarafından bu yıl 5.’si düzenlenen Metin Altıok Şiir Yarışması Ödül Töreni ve Fazıl Say’ın en yeni projesi, “SES Opus 40 konseri.”Jüri başkanı Doğan Hızlan ödülü  kazanan Tozan Alkan’ı çağırmadan önce kısa ama çok anlamlar yüklü bir konuşma yapıyor ve sonra da Tozan Alkan’a ödülünü veriyor.Tozan Alkan daha önce de Behçet Aysan şiir ödülünü almış bir şairimiz, o  da kısa öz, bir konuşma yapıyor ve şiirlerle anlattıklarını zenginleştiriyor.Tozan konuşmasının sonunda,  Metin Altıok’un hayatıma eşlik eden iki dizesiyle bitirmek istiyorum: “Ölsem ayıptır, sussam tehlikeli / Çok sevmeli öyleyse, çok söylemeli.” diyor.

Fazıl Say sopranolar,Nihal İnan,Senem Demircioğlu,Dilruba Bilgi ile

Sonra da  konser başlıyor. Müthiş güzel, farklı, bir şeyle karşılaşıyorum. Fazıl Say’ın en yeni  projesinde önce,  Altıok’un şiirleri “Sis”, “Birer Kibrit Çakımı”, “Ben Gül ve Zakkum”  oyuncu Tülay Günal tarafından  Fazıl Say’ın piyanosu eşliğinde okunuyor. Say daha sonra lirik soprano Nihan İnan, mezzo soprano Senem Demircioğlu, koloratur soprano Dilruba Bilgi ve vurmasazlar Aykut Köselerli “SES – Opus 40” eserini İstanbul’da ilk kez seslendiriyor.

Fazıl Say,Tülay Günal,Aykut Köselerli, ve sopranolarla

Eserde,Behçet  Aysan’ın Bir Bahar Dalıyla, Metin Altıok’un Odasında Bir Evin ve Aziz Nesin’in Sivas Acısı şiirleri yer alıyor.Benim için sanki büyülü bir ortam.Beş sanatçı ayrı ayrı, söylüyorlar, çalıyorlar.Eserde, piyanonun yanı sıra Ufo, Hapi ve Waterphone gibi farklı enstrümanlar da yer alıyor. Beş sanatçı  birbiriyle çok uyumlu geçişlerle ne biri önde ne biri arkada hepsi sırası geldiğinde harikalar, çok güzel bir beste. Tüm sesler ayrı ayrı çok etkili. Fazıl Say müthiş, olağanüstü. Konser bestesi ve yorumları ile şairler için  ve ödül töreni için çok değerli bir armağan. Herkes konseri çok beğendi,dakikalarca ayakta alkışladık.Beş sanatçı yine ne biri önce ne biri sonra hepsi bir arada defalarca selam vermek için gelmek zorunda kaldılar.Dünyaca ünlü piyanist bu eserin de bestecisi Fazıl Say tüm mütevaziliği ile orada idi. Hep diğer dört sanatçı arkadaşıyla beraber selamladı, aynı anda, aynı sırada.Biz tüm salon aynı yürek ve çoşkuyla dinledik, etkilendik, alkışladık, mutlu olduk, hayran olduk.

Teşekkürler, Fazıl Say, teşekkürler tüm sanatçılar,teşekkürler tüm emeği geçenler.Teşekkürler Sinem’im bu harika konser davetin için.

Çıkışta, cadde  ışıl ışıl. Biz dört üniversiteli arkadaş, konserin etkisinde mutlulukdan uçuyoruz.Ben kocaman aşkımı, evi ararken, sevgili damadımız Haluk resmimizi çekiyor, en doğal halimizle.  Akadaşlarımla bu büyülü güzel gece hemen bitmesin kararı ile Moda’da oturan arkadaşımız Esen’e doğru yürümeye başlıyoruz. Moda caddeleri, sokakları, deniz kenarı da başka güzel, başka heyacanlarla , konserler, etkinliklerle dolu.

Her yerden farklı müzik sesleri geliyor, biraz ilerde başka bir açıkhava konseri var. Hepimiz bu çok güzel gecenin, tadını biraz daha uzatmaya kararlıyız….

CKM de Hüsnü Şenlendirici ile

CKM yi çok seviyorum. Araba parkından asansörle zemin kata çıktığımda, sergiler, kitapçılar, mavi,penbe , lila koltuklarıyla Hayal Kahvesi hepsi her an beni  sevgiyle karşılıyor.Her şey tam bana göre,etkinlik takvimlerine bak, kitapçılarda vakit geçir, sergileri gez, yeni aldığın kitabı, heyacanla  Hayal Kahvesinde otur oku, arkadaşlarını bekle. Koşa koşa gel konsere yetiş, ya da vakitli gel, konser girişinde dostlarınla konuş sohbet et. Mutlaka tanıdık, beş on kişi var. Sonra konser salonunda özlediğin sevdiğin, beğendiğin sanatçıyla, orkestra ile, şef ile,ya da yepyeni bir grup ya da solist ile bambaşka dünyalarda müziğin sihriyle kaybol. Tüm ruhun yıkansın, serinlesin, ürpersin, hatta ayakların yerden kesilsin. Evet bütün güzel, hoş,  duyguları CKM de yaşayabiliyorum. CKM  de kaçırdığım, gidemediğim, ya da ayarlayıp, son anda kaçırdıklarım  içinse çok üzülüyorum.Hemen aklıma gelenlerden  Buket Uzuner söyleşisini kaçırdım, İstanbul Klarnet Korosu ve Hüsnü Şenlendirici’yi  kaçırdım.Ama çok sevdiğim arkadaşlarım gitti, onların anlatımlarını paylaşacağım, önce İSTANBUL KLARNET KOROSU “THE GREAT CLARINET CIRCUS”

Istanbul Clarinet Choir -Great Clarinet Circus Concert -Liber Tango

Resimde konserlere hiç hayır demeyen grup, Nazan Türkşen, Oya Ulcay ve Nehla Veidedeoğlu,

Nazan’ın anlatımı ile                                                                                                              “2009 yılına ülkemizde ilk Klarnet Korosu olarak kurulan topluluk, genç sanatçılardan oluşuyor.Uluslararası ödüllere de sahip olan topluluk, Avrupa Birliği Kültür Köprüleri Projesi Etkinlikleri kapsamında yurtışına turne de gerçekleştirmiş. 2011 yılında koro yılın en iyi topluluğu seçilerek Donizetti Klasik Müzik ödülünü almış, ayrıca Bulgaristan’da gerçekleştirilen 4.Uluslararası Virtüözler Yarışmasında çeşitli ödüller almış. Orkestra şefi Serdar Yalçın‘ın yurt içi ve yurtdışı başarıları saymakla bitmiyor.CKM Nisan ayındaki konserde solist Hüsnü Şenlendirici idi. Hüsnü Şenlendirirci’nin son senelerdeki yükselişini çoğumuz  biliyoruz. O gece klarneti ile harika bir müzik şöleni sundu. Onu seneler önce Açık Hava Tiyatrosunda, tanımış ve çok beğenmiştim. Bu konser de de, hem çok sevilen ünlü eserler  ve  ayrıca kendi bestelerinden  de örnekler verdi. Opera severlerin sevgilisi Hakan Aysev, konuk sanatçı olarak bize Ege dolaylarından bir ezgi söylediki duygulanmamak  mümkün değildi.Ben ve arkadaşlarım bu konserde İSTANBUL KLARNET KOROSU ‘nu ilk kez dinlemiş olduk.Hüsnü Şenlendirici’yi ise ikinci kez,keşfettik.Duygu yoğunluğu ile yaşadığımız bu konser umarım CKM nin düzenli etkinliklerinden  biri olarak devam eder.”

CKM her ay Borusan Filarmoni şef Sasha Goetzel ile,(her konserde, çok sempatik, başarılı ve çok dinamik şef, Sascha, orkestrayı  kendi de uçarak yönetiyor, beni de uçuruyor.)

İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası şef Paul Mann ve  İdil Biret ile muhteşemdi.

Çağdaş Bale topluluğu Dünya Dans Günü etkinliği çok güzeldi,                                                      daha niceleri söyleşiler, tiyatrolar, sinemalar, imza günleri,  evet CKM bu sezonda hep favori mekanım oldu. Kadıköylü olmanın ayrıcalığı ……

Çok Değerli Dostluklar ve Saime Yardımcı

Sevgili Saime Yardımcı nın, tanıştığım günden beri hayatımda çok farklı ve değerli bir yeri oldu.Kendisiyle, ilk kez Garanti Bankasıyla  Kagider’in birlikte düzenlediği Konya 5 il,           5 zirvede tanışdım.Daha sonra da bizleri Konya’ya davet ettiği, Konya İş Kadınları KİKAD’ın  düzenlediği İş Hayatında Hoşgörü etkinliklerinde, ikinci kez biraraya geldik.
Çok güzel bir organizasyondu.Saime Hanım her ikisinde de harika ev sahipliği yaptı, hepimizle ayrı ayrı ilgilendi, ağırladı.Çok sevdiğim bir arkadaşımdan yeni öğrendiğim tırnağına kadar hanımefendi, sözü, Saime Hanım için söylenecek çok güzel sıfatlardan sadece bir tanesi olabilir.Sonra birbirimizle çok güzel paylaşımlarımız beraberliklerimiz, yolculuklarımız, çok özel sohbetlerimiz oldu. Bir çok güzel ortak keyfimiz, beğenilerimiz olduğunu  tesadüfen beraberce keşfettik, yaşadık.                                                           Saime Hanım’la İstanbul’ daki evlerimiz de çok yakın.Fenerbahçe’de ki güzellikleri, doğayı, sosyal kulüpleri,mekanları  beraberce ve kolayca  paylaşma şansına sahibiz.
Saime Hanım’ın yakını, dostu, akrabası,  çok değerli birçok insanla tanışma dost olma şansım da oldu. Çok değerli tarihçi MÜFİT EKDAL bey ve eşi Celile hanımla da tanışmamız, çok keyifli sohbetler, tarihte yolculuklar yapmamız da yine onun  sayesinde gerçekleşti.Çok sevdiğim bir arkadaşım,  Yonca Ebüziya ile de yine onun sayesinde tekrar biraraya gelme fırsatım oldu.
 Fotoğrafta Saime Hanım’ın Konya Meram daki bağ evinde Kagierli arkadaşlar, Nur Artıran Yonca Ebuziya hep beraberiz.
Konya’yı Konya kültürünü, Meram’ı oradaki çok hoş yaşantıyı, görerek, dinleyerek, harika meyva kurularını, yemeklerini tadarak hep Saime Yardımcı sayesinde öğrendim ve hayran oldum.
Saime Hanım, bu değerli kültürü aktarmak paylaşmak, hem de çok sevdiği eşi değerli iş adamı NAZİF YARDIMCI’nın aziz hatırasını, yaşatmak için çok özel bir kitap hazırlamış, KONYA’DA ASIRLIK BİR ÇINAR.                                                                                                      Kitabın önsözünde Prof Dr. Sema Karacığan Belli, Mevlana’nın bir sözüyle başlamış.            Bu Sen anılması  güzel olan söz ol,                                                                                               Çünkü insan, kendisi hakkında söylenen sözlerden ibarettir.                                                                                                                                        Konyalı aileleri bir asırlık geçmişlerinden alıp bugünlere getiren bu kitapaki anılar, resimler, gazete ilanları,davetiyeler, hikayeler sizi bir maceradan bir maceraya sürükleyecek.          Ve bir güzel söz kalacak hafızalarımızda, tıpkı Nazif Yardımcı gibi…………….diyor.
Baktıkça okudukça o dönemleri yaşar gibi oluyorum. Benzer resimler, hem de çok benzerleri bizim aile albümlerimizde de var, ben de bir çalışma yapsam ne kadar iyi olur diye, içimden geçiriyorum.                                                                                                       Yemek kitabı ise Konya Lezzetleri kültürü için bambaşka güzel bir hazine, çalışma.BAĞ EVİNİN ASIRLIK YEMEK SIRLARI .Bu iki kitabı ve asırlık yaşantıyı aşağıda çok değerli iki röportajdan aktardım. 
Senelerdir Tasavvuf Kültürünü, ne kadar anlamaya çalışsam da, daha iyi anlama yolumu da Saime Hanım açtı. Konya’da tanıştığımız çok değerli mesnevihan, araştırmacı, yazar, NUR ARTIRAN  ile sohbetler yapma ve devam ettirme şansım oldu.Nur hanımla da ilgili sizlerle çok paylaşacağım şeylerim var.                                                                                 Hepsini  daha yazamadığım çok değerli ilkleri hep Saime hanımla  başlattım. Geçtiğimiz ay yine arka arkaya çok değerli ödüller aldı, konuşmalara katıldı. Unesco’nun  Barış ve İnsan Haklarını Destekleyen İş Sahibi Kadın ödülü, Orta Doğu Üniversitesinde Öğrencilerle Buluşma,
Çok değerli ve sevdiğim yazar; padişah V. Murat’ın torunu  Kenize Murat’ı ağırlama, daha niceleri….     Hep böyle demek zorunda kalıyorum, ama diğer yazılarımda ki  başarılı özel insanlar gibi, Saime Hanım’ı da  anlatmak için  kitaplar yetmez, hepsi çok değerli, başarılı, sadece kendisi için değil, toplumlar, gençler, kadınlar,insanlık, doğa, barış,evren,  mutlu günler için çalışan  güzel insanlar.           Bazı dostluklar gerçekten hayatımızda dönüm noktaları olabiliyor. Çok farklı şeyler öğrenip,hayatınıza yepyeni bir yön verebiliyorsunuz. Aşağıda Gonca Ergun’un 11 Nisan 2012 de Meltem Kurtsan ve Harika Oryantason  yazımın yorumunda yazdıklarından yaptığım alıntıyı paylaştım.
                                                                                                                                             
“Kagider in en geç üyesi olmama rağmen sizi çok kıskandım, Kagider’e dair yaşanmışlıklarınız ve anılarınız kıskanılmayacak gibi değil. Bunun yanında kendimi çok fazla geç kalmış saymıyorum, en kısa zamanda Kagider’e ait birçok anı ve tecrübeye sahip olacağıma, birbirinden eşsiz ve idealist üyelerle eşsiz deneyimler yaşayacağıma eminim”
Evet kıskanılacak dostluklar, paylaşımlar, ama Gonca’cım sende tüm yeni Kagider üyelerimizde,isterlese  çok kısa sürede bu dostlukları kazanma şansları var, 
Sevgili Saime Yardımcı’yla dostluğumu  birazcık, ucundan kenarından anlatmaya çalıştım.Sizler için aşağıya iki güzel röportaj ekledim. Biri Vedat Milor yazısı, diğeri de hayat hikayesinin kendi anlatımını içeren röportajı.
Ben de yarın kendisiyle çok özel bir kahvaltıda, yabancı konuklar ve Nur Artıran’la olmak için heyacanlandığımı söylesem kıskanmazsınız değil mi…. sizler için yarın haberler, fotoğraflar  yollamaya çalışacağım. Sevgiler, sevgiler
VEDAT MİLOR’UN RÖPORTAJI 19 ŞUBAT 2012

Gönülsüz Yapılan Aş Ya Karın Ağrıtır, Ya Baş

Bu Konya sözü Saime Yardımcı için geçerli değil. Çünkü ona göre sevdiği insanlar için yemek hazırlamak külfet değil, sevgi gösterisi. Üstelik bu yemekleri bir kitapta toplamış


Saime Yardımcı bu kitap ile gelecek kuşaklar için yararlı bir eser yaratmış.

Baba, baba, annem neden bunu bize yapmıyor? Çok güzel bu. Çok güzel. Harikulade.”
“Biliyorsun annenin vakti yok kızım. Zor yemekleri hazırlayamaz.”
“Ben doğduktan sonra öyle oldu di mi baba? Sen öyle diyorsun. Eskiden yaparmış. Peki bir gün benimle hiç oynamasa ve dersime yardım etmese yapar mı?”
“Bir şeyler yapar ama bunu yapamaz kızım. Beceremez.”
“Amerikalı olduğu için mi? Sadece Türkler mi yapabilir bu yemeği?”
“Türklerin de çoğu yapamaz kızım. Konyalı hanımefendiler yapar. Rahmetli Handan ninen yazın vişne zamanı yapardı ve benim en sevdiğim tatlı idi. Saime hanımın da çok iyi yaptığına eminim. Hatırlıyor musun, yazın bize misafirliğe geldi?”
6 Mart’ta 10 yaşında olacak ve son derece iştahsız bir çocuk olup hayatta yediği yemeklerin toplamı 10’u geçmeyen Ceylan Handan’ın gözleri parlıyor:
“Gene gelirse yapar mı bize?”
“Olmaz kızım. Misafir umduğunu değil bulduğunu yer belki ama misafire yemek yaptırılmaz. Ama yazın Konya’ya gidersek buluruz….”
Gözleri parlıyor kızımın.
Benim ise gözlerim kamaşıyor.
Sadece vişneli tirit resmine bakarken değil.
Saime Yardımcı hanımın “Bağ Evinin Asırlık Yemek Sırları” kitabının her sayfası gözümü kamaştırıyor.
Hanımı yakalayıp ona da fotoğrafları gösteriyorum. Gösteriyorum ki Ceylan’la pişirmeye başladığımız Konya projemizi sabote etmesin.
“Bak” diyorum, “bunca yer gezdin dolaştın, kuzu eti-tahıl-süzme yoğurt üçlüsünden bu kadar çeşitli ve lezzetli yemekler çıkaran başka ülke var mı?”
Sonra da ekliyorum biraz duygusallık katarak: “Fransız mutfağında Lyon yemeklerinin yeri ne ise bizde de Konya odur. Anadolu mutfağının merkezi denebilir Konya’ya.”

Hanım böreklerden, kızım ise hoşaflardan gözünü alamıyor
Sonra onun ağzını sulandırmak istiyorum:
“Bak trüf mantarının bir cinsi Konya’da da var. Domalan. Yetiştirilmesi mümkün değil. Saime hanım kuşbaşı koyun etiyle bir tarifini veriyor. Bak kitapta ekşili kabak da var. Saime hanımın bizzat elinden yedim Meram bağlarında, değil Michelin yıldızları gökteki bütün yıldızlar yetmez. Bak, ayva dolması ve kayısı yahnisi. Rahmetli dedem Tahir Milor çok severdi ama ben de senin gibi köfte ile patates kızartması ve makarna dışında bir şey yemezdim 10-12 yaşlarına kadar. Hele hele şu tirit yemeklerine bak. Sen bunları yersen Konya’ya yerleşmek istersin valla. Şu sündürme denen tiride bak. Küflü Tulum ile yapılır. Gerçek Konya küflü tulum rokfordan lezzetlidir çünkü mağarada, doğal ortamda küflenir. Etli ekmeğin küflü peynirle yapılanı da vardır. Bir de şu tarhun çorbasına bak. Sen çok seversin ve ‘tarragon’ dersin bizim tarhuna. Konya’da çok sevilir terhun. Rahmetli dedem bunun yahnisine meraklıydı. Kemikli yağlı koyun eti ve nohut olurdu içinde. Saime hanımın kitabında tarhun yahnisi yok ama gerdan etli tarhun çorbası var. Ben de bunu bilmiyorum.”
Eşim Konya mutfağına çok uzak değil. Kazasker’deki Konyalılar Etli Ekmek İstanbul’da en sevdiği lokanta. Onların etli ekmeği ve fırın kebabı bizim hanımın hep gözünde tüter. Ama çiçek bamyadan yaptıkları gerçek Konya bamya çorbasını içmişliği, gerçek Konya ev eriştesini yemişliği de var.  Ayrıca Konyalılar Etli Ekmek’te iken künefe-münefe istemez, sacarası tatlısı ile bitirir yemeği hanım.
Ama onun da gözleri kamaşıyor Saime Yardımcı hanımın kitabındaki çorbaların, etlerin-sebzelerin, pilavların, böreklerin resimlerine baktıkça… Hoşaflar ve şuruplar-şerbetler ise daha çok Ceylan’ın ilgi alanı. Ben ise gözümü reçellerden ve meyve-sebze kurularından alamıyorum.

Tariflerin hakkını vermek için iyi malzeme, kalaylı bakır kap şart
Hanım “Konya’da şarap yapılıyor mu?” diye soruyor. Bağ Evi olduğuna göre üzüm var, şarap olmalı! Meram bağlarının ne olduğunu soruyor.
Ben de ona Mecidiyezade Tahir efendinin torunu dedemlerin ve Karahafiz-Ulusan ailesinden babaannemlerin yazları oturduğu Meram bağlarının tarihçesini anlatıyorum bildiğim kadarı ile.
“Yazık, peder her şeyi sattı ve Konya ile bağları kesti ama Meram bağları Türkiye’nin en aydın yazlık semtlerinden biridir. İstanbul’un lüks denen semtleri gibi yarı taşralaşmamıştır. Konya mutfağı nasıl incelmiş ve kompleks bir mutfak ise Konya kültürü de derinliği olan, hoşgörülü ve aydın bir kültürdür.”
Saime Yardımcı hanım bu kültürün en güzel ifadesi. İnce, zarif, duyarlı, bilgili ve görgülü bir hanım. Onun yaşamında ailesi, dostları, sevdiği insanlar için yemek hazırlamak bir külfet değil, bir sevgi ve aşk göstergesi olmuş. Konyalıların hep dediği gibi “Gönülsüz yapılan aş, ya karın ağrıtır ya baş”. Ya severek yapılan aş? Saime hanımın dili ile konuşalım: “Teknolojinin bir canavar gibi zamanı tüketmediği o günlerde, yemek saatlerinde tatlı bir telaş yaşanırdı. Çünkü yemek ruh ile pişer, sevgi ile demlenir, aşk ile sunulurdu.”
Ne büyük bir şans ki bizim için Saime hanım bu sevgisini bizlerle, hepimizle paylaşmaya karar vermiş. Ama unutmamamız lazım ki bu kitaptaki her biri altın değerindeki reçetelerin hiç biri basit bir reçeteye indirgenemez. Onlar hakkıyla hazırlamak için malzemenin iyisini bulmanız, kalaylı bakır kaplarda pişirmeniz şart. Yoksa gerçek Konya yemeği değil, taklitlerini yapmış olursunuz.
Ne demeli? İyi yemek hazırlamak ve yemeyi bilmek bir kültür ve ruh zenginliği göstergesidir. Tarih bilinci olmayan toplumlar zengin bir yemek kültürüne sahip olsalar da onu yaşatamazlar.
Saime hanım gelecek kuşaklar için de yararlı olacak önemli bir eser yaratmış. İnşallah bu eseri satın aldıktan sonra müzeye kaldırmaz ve ziynet eşyası gibi gelecek kuşaklara aktarırız.

Gözlerimi yaşartan kitap

Not: Konya tarihi ile ilgili iseniz Saime Yardımcı hanımın ülkemize armağan ettiği “Konya’da Asırlık Bir Çınar” kitabından da bahsetmek isterim. Aileler elbette ki toplumun en önemli unsurunu adeta bel kemiğini teşkil eder. Saime hanım ülkemizin sosyal tarihine önemli bir katkıda bulunmuş, bazıları Mevlanasoyundan gelen Konya’nın ileri gelen 88 ailesinin şeceresini çıkarmış. Kitapta Mecidiye Medresesi ve Mecidiye Hanı kurucusu hayırsever Mecidiyezade Tahir Paşa’nın torunu dedem Tahir Milor ve kendi adını taşıyan Karahafiz Medresesi Müderrisi, Milli Mücadele Kahramanı ve Atatürk zamanında dört dönem mebusluk yaparak Konya’yı temsil eden Karahafizzade Mustafa Ulusa’nın kızı babaannem Handan Milor’un kucağında kendi bebeklik resimlerime bakarken gözlerim yaşarmadı diyemem..

Şefika Funda KÜÇÜKKONER’den çok güzel bir röportaj ve Saime Yardımcı’nın kendi anlatımı ile hayat hikayesi
İlkokulu, yeri şimdi çocuk parkı olan, Çukur Mektep’te, ortaokulu da Karma Orta Okulu’nda tamamladı.  1961 yılında Kız Lisesi son sınıfta iken, Nazif Yardımcı Bey’le evlendi.Sosyal faaliyetlerde aktif görevler üstlendi. Türk Anneler Derneği kurucu üyeleri arasında yer aldı. Konya İş Kadınları Derneği Kurucu Başkanlığında bulundu. Hâlen her iki derneğin de başkanlığını başarı ile yürütmektedir. Ayrıca, Selçuklu Belediyesi Kent Konseyi Üyesi’dir.
Yardımcı Beton,  Yardımcı Prefabrik ve Yardımcı Pazarlama ve İnşaatları Yönetim Kurulu Başkanıdır.
İçinde bulunduğumuz yıl,  onun Konya yemekleri ile ilgili kitabının ikinci baskısı yapıldı.
Konya kültürüne bağlı bir insan olarak tanınan Saime Yardımcı iki kız, bir erkek ve dört torun sahibidir.   Kitap çalışmaları devam etmektedir.Saime Hanımefendi ile geçen ramazan bayramından hemen sonra hazırlamakta olduğumuz bir makale için gazetede bir araya gelmiştik. Kendisinden Türk Anneler Derneği ile ilgili bilgi almış ve o gün Meram’daki bahçelerinde kendileriyle bir röportaj yapmak üzere sözleşmiştik. Aradan bir hayli zaman geçti. Kurban bayramından iki gün önce Meram’da bir araya gelmek üzere telefonda anlaştık.
Saime Hanımefendi bizi güneşli pırıl pırıl bir havada Meram’daki bahçelerinde karşıladı. Ev sahibesi oruçlu ağzıyla büyük bir misafirperverlik göstererek, bizden bir-iki saat önce gelip, misafirleri üşümesin diye sobayı ve şömineyi yaktırmış. Önce, yıkılmaya terk edilen Avukat Tevfik Efendi’nin köşkünün resimlerini çektik.  Bu tarihi ev, Meram’da tabiatın tahripkâr tesirlerine direnen son eser. Daha niceleri böyle yok olup gitti. Biri birinden muhteşem o çelebi konaklarından da eser kalmadı. Belki bu da bir çelebi konağı idi. Araştırınca ortaya çıkacak. Okumaya devam et