Hoffmann’ın Fantastik Kadınları ve Benim Kadınlarım

Soprano Irina Iordachescu and mezzosoprano Cristina Iordachescu – Iordache – two sisters singing the Barcarolle from ‘Les contes d’Hoffmann’ by Offenbach, together with pianist Gonul Apdula

29.02.2012, dört  yılda bir gelen gün, sessiz, sedasız bu sene de geldi, geçti. Ben bu geceyi, bu ayı, son dört aylık  dönemi Hoffmannın Masalları’nı seyrederek uğurladım.Geride bıraktım. 

Süreyya Operası’nın harika atmosferi, çok zarif,kendine özgü, seyircileri ile bu çok soğuk akşamda, yanımda çok sevdiğim iki  arkadaşımla, çok keyifle, mutlulukla, müzikle, şarkılarla çoşarak, hatta uçarak , büyüleyici, rengarenk ışıklar ve kostümleriyle  masal dekorlarının içinde kaybolarak seyrettim.Offenbach‘ın bu fantastik operasını  Recep Ayyılmaz sahneye koymuş.Kendi deyişiyle “Bu bir fantazidir ne yapsan mubahtır” cümlesini tekrarlaya tekrarlaya akışı geliştirdim, diyor. Çok da iyi yapmış. “Eser benim  fantazimi bir çırpıda sarıp sarmaladı, yaratıcılığı had safhada dürtükleyen ender yapıtlardan  biri olduğuna inanıyorum.” diye ekliyor.

Bence seyredenlerin de fantazilerini ,en yüksek noktaya ulaştırdı.Ben akşamdan beri biraz Hoffmann’ın, biraz Offenbach’ın, biraz  Recep Ayyılmaz’ın galiba en çok da kendi fantezilerimin içinde sizlere yazmak istedim.

Hoffmann’ın beşi de birbirinden farklı fantastik kadınından özellikle oyuncak bebek karakteri Olympia penbe kostümleriyle Nazlı Deniz Boran‘a çok yakışmıştı, çok başarılıydı.Tüm büyük kadro, kostümler, dekor, orkestra hepsi çok başarılı idi. Çok  büyük emeklerle  sahneye konan bu oyunu kaçırmayın derim.Offenbach’ın hayatı, Hoffmann’ın gerçek olan yaşamı, yeni yorumlar, dünyada ilk sahnelenişi,(10 Şubat 1881) Türkiye’de ilk sahnelenişi,(11 Mayıs 1955)ve evrimi oyunu seyrettikten sonra sizi tekrar tekrar içine çekiyor.

Kasım, Aralık,Ocak, Şubat son dört ayın benim için farkı, yazmaya başladığım dönem olması.Yoğun geçen, bu dört ayda sezon heyacanı, yeni yıl heyacanı,yeni yıl kararları, dinamiği enerjisi, güzel başarılar, toplu aktivitelerin sinerjisi, dostlukların tazelenmesi, biraraya gelinmesi hepsi çok değerli günler anlardı. Zor, günler yok muydu, tabiki vardı. Üzüntüler, sıkıntılar, acılar, ayrılıklar hepsi vardı, hem de bolca vardı. Ama hepsi beni daha çok olgunlaştırdı,daha çok düşündürdü, yaşanan anın kıymetini daha da anlamlı yaptı. Hayat bize verilmiş en büyük hediye, onu farkederek yaşamak şükretmek çok önemli.

Şubat ayının benim için önemli  iki aktivitesini aşağıda resimleriyle paylaştım.İlki, Sabancı Üniversitesin’de,ilk Genç Kagider  buluşması. Kagider ve gençler birarada.  Herkes  mutlu,sevgili Münteha Adalı’nın  hayalleri sonunda gerçek oldu.

Şubat’ın son haftası genelde, her yer çok soğukken Antalya’da çok güzel bir hafta, çok önemli ve güzel bir buluşma. Önemli kararlar alındı, Türkiye’nin her yerinden gelen girişimci kadınlar ortak sorunları, beraberce çözmek için, birlikte güç olmak için  bir arada idi.

Sevgili Zeynep Silahtaroğlu bizi bütün konukseverliğinle ağırladı, koşuşturdu, bakanımız Fatma Şahin, sevgili Milletvekili arkadaşımız Belma Satır bizlerleydi.  Selma Akdoğan, Şule Yüksel, Aydan Baktır, Devrim Erol, Dilek Bil, Münteha Adalı,Sevim Güral, başkanımız Gülden Türkkan, Anadolunun her tarafından gelen değerli girişimci kadın gönüllülerimiz,Kagiderli arkadaşlar  hep birarada tek  yürek ve çoşkuyla gelecekte, hep birlikte, daha fazla girişimci kadın için, emek harcadılar, katkı verdiler. Sonuçta da önemli hedefler hep birlikte alındı.

Antalya’da ki toplantıda ,  Kadıköy Grubumuz‘un da  hep birlikteki resmi, benim için çok değerli  anlardan biri, hepimize benden hediye,  benim gönlümden ışıltılarla.

Önemli günlerden  birkaç resmi ve anıyı sizlerle paylaştıktan sonra, ben de sizi kendi fantazilerinizle bırakıyorum. Sevgiler

Gheorghe Zamfir CKM deydi,

Çok güzel hareketli bir hafta daha geçti,hem de  Sevgililer Günü Haftası, benim kendime gönül hediyem, Gheorghe Zamfir konseri oldu.Sizlere, tüm sevdiklerime de, sevgililer günü hediyesi olarak, sanatçının Love Songs albümünden Unchained Melody’i seçtim.

 Bu muhteşem pan flüt ustası İstanbulda CKM de idi.Dünyanın en ünlü sanatçılarından olan Romanya’lı Zamfir 56 yıldır flüt çalıyor.Bu kadar iyi çalmasının  sırrını “Bu bana Tanrı’nın  bir lütfu diyor.”

Önce akerdeon çalarak başlayan sanatçı sonra özel yeteneğini, güçlü diyafram ve göğüs sisteminin olduğunu  keşfedip Pan Flüt çalmaya başlıyor.Bükreş Konservatuarına başladığı andan  itibaren de bu yaşına kadar hala aynı enerji ve çoşkuyla çalabiliyor.Pan flüt çalma benim için dua etmek gibi, akerdeon çalsaydım bu kadar meşhur olamayabilirdim, diyor. Pek bilinmeyen, ve varlığı çok eskilere dayanan  bu müzik aletini dünyaya tanıtan sanatçı, doğadaki tüm sesleri içinde barındıran tek müzik aleti olduğunu söylüyor.CKM deki konserde kendisine, bir zamanlar masterclass öğrencisi olan  Aydın Yavaş eşlik etti. Aydın Yavaş’ı çok kabiliyetli ve başarılı bulan usta hoca, öğrencsi ile  birlikte ortak bir  tango albümü yapıyorlarmış.
Gheorghe Zamfir’in albümleri 700 milyon adet satmış.Michael Jackson’dan sonra en çok satılan sanatçıyım diyor. 1941 yılında Romanya’da doğan sanatçının 120 adet ödülü var.
Çok ünlü film müziklerini seslendiren , sanatçı pan flüt hem geçmişi, hem geleceği hissettirebilen bir müzik aleti, onun için her ülkenin ezgilerini, tarihini, folklorunu  rahatça seslendirebiliyorum, diyor.
Phantom Of The Opera ile başlayan CKM deki konserde de Türk Müziğinden de parçalarda da Aydın Yavaş ile beraber düet yaptılar. Finali de Memleketim şarkısı ile yaptılar. Çok keyifli geçen  iki saat sonunda da, Zamfirin sihirli flütünün sesi uzun süre daha kulaklarımız da duyulmaya  devam etti. 70 yaşındaki sanatçı bu Tanrı armağanı yeteneğini ömür boyu sürdürmeye kararlı, Türkiye’ yi de çok seviyor. Daha çok konserlerine gitme fırsatımız olsun inşallah diyorum. Doğuştan
gelen bu yeteneği ile dünyanın pan flüt kralı olmaya devam etsin. Hayatı çok mücadeleler ve zorluklarla geçen Zamfir 550 sayfalık da bir kitapla hayatını  yazmış.Geçtiğimiz hafta burçlara göre kimlere ne hediye vermeli diye bir yazı okudum. Ben de tipik bir ikizler burcu olarak kendimi düşündüğümde yazılanlar çok uyuyordu. Evet bana kitap, konser bileti, seyahat verebilecek en güzel hediyeler,bu güzel güne de Zamfir gibi dünyaca ünlü bir ustanın denk gelmesi çok değerli bir hediye oldu benim için. Herkese kucak dolusu sevgiler

Harika Bir Başyapıt The Artist

On dalda Oskar Adayı sesssiz ve siyah beyaz, The Artist filmini seyrettim.İlk andan son ana kadar, çok ama çok beğendim. Kurgu, senaryo, hikaye uyarlanışı, müzik, oyuncular,farklı işleniş herşeyiyle harika bir film. Sessiz ve siyah beyaz olmasına rağmen, enerjisi çok yüksek. Bir saniye gözünüzü ayırmadan, yüzünüzdeki mutluluk ifadesi değişmeden seyredilen bir film. Bugüne kadar aldığı ödülleri haketmiş, daha da fazlasını alacağına hiç şüpmem yok. 1927 lerin Hollwood dünyası, sessiz filmlerden ilk sesliye geçiş dönemi, son derece duygusal, komedi, dram öğeleri içinde çok güzel işlenmiş bir hikaye. O günleri bize çok iyi anlatıyor. Sessiz sinemada gerçekler bu kadar mı net ve etkileyici anlatılır. Görseller siyah beyaz bu kadar mı güzel olur.Duygular bukadar mı içimize dokunur, espriler bu kadar  mı doğal ve sevimli olur.

Yönetmeni ( Michel Hazanavicius )ile oyuncuları ile ( Berenice Bejo, James Cromwell,Jean Dujardin, John Goodman, Missi Pyle, Penelope Ann Miller) senaryosu ile, müziği ile herşeyi ile çok iyi bir film.

Yönetmen, Michel Hazanavicius böyle bir senaroyu çekmeye kalkarak, inanılmaz bir işe girişiyor. Kimsenin aklının almayacağı başarıları hak ediyor. Başrol oyuncusu geçen sene Cannes en iyi aktör ödülünü alan  Jean Dujard bile senaryoyu ilk gördüğünde filmin başarısına inanamıyor.

Konuyu hiç anlatmak istemiyorum. Çok güzel duygusal bir hikaye, bir o kadar güzel mesaj var, çok da iyi komedi öğeleri. Filmin finali harika bir dans şovla bitiyor.

Müzikleri ile şimdiye kadar 3 ödül alan The Artist Oscarları da açık ara toplayacağı kesin.
3 dalda (En İyi Film Müziği – Ludovic Bource, En İyi Film – Komedi veya Müzikal, En İyi Erkek Oyuncu – Jean Dujardin) Altın Küre kazanan The Artist, 84. Oscar Ödülleri’ne de 10 dalda aday. Şimdiye kadar 45 ödül kazandı. 77 de ödül adayı.

Oyuncuların performansları müthiş, başrollerde Jean Dujardin kadar kadın başrol oyuncu Berenico Bejo da çok iyi.  George Valentin’in köpeği rolündeki Uggie de en az oyuncular kadar iyi.Şimdiye kadar da bir çok ödül almış zaten.

1927 ile 1932 yılları arasını çok iyi anlatan film,o günkü teknoloji ile de  o zaman da ne kadar iyi işler yapıldığını bizlere çok iyi anlatıyor. Konuşulmayan bir filmde oyuncuların bu kadar başarılı olması, tabii başka bir övgü ve hayranlığa neden oluyor. 

Mutlaka Artist filmini seyredin, diyorum. Son yılların en güzel, en başarılı, en farklı, ve de en enerjili filmi. Artık sinemaya çok gidilmeyen bir dönemde mutlaka sinemada seyredin diyeceğim, harika bir film.

Keyifler,Gerçekler,Tanrı Aşkı, Sevgi

Çok akıcı,dolu dolu yaşanan, güzel günler,sonunda Cuma sabahı,çok sevdiğimiz bir arkadaşımıza, yine çok sevdiğim bir arkadaşımla  taziyeye gidiyoruz .                           Moda da deniz kenarında bir apartmanın, üst katı, arkadaşım gülen yüzü sevgi dolu kalbiyle bize kapıyı açıyor. Kapı açıldığında arkadaşımızın sevgi dolu yüzünün hemen arkasında, çok güzel bir fotoğraf, nasıl içimizi ısıtıyor.Sokağın soğuğu, salondan girince, kendimizi  içindeymiş gibi hissettiğimiz, denizin sesi martıların çığlıkları  sadece fonda kalıyor. Yüreğimizde, fotoğrafta elele tutuşmuş deniz kenarında yürüyen iki güzel insanın resmi. Arkadaşımız, iki sene önce hep beraber çıktıkları bir Hawaii seyahatinde, sahilde, kumlar üstünde yürürken anne ve babasını çekmiş.                                                                    Anne üç sene evvel alzaymır oluyor, aile çok üzgün, ama hep bir arada annelerini bir çocuk şefkatiyle kucaklıyorlar. Baba en sevdiği insanın yanından hiç ayrılmıyor, elini bırakmıyor. Mavili, bejli  giysiler giymişler. Annenin başında şapkası,mavi gömleğinin üzerinde ışıltılı renklerde desenler var. Yüzünde küçük çocuk kadar mutlu bir tebessüm, yanında sevgiyle bakan, sıkı sıkı  elini tutan can yoldaşı kocası. Bırakma beni, ben burdayım  haykırışı içinde. İkisi de seksen yaş civarında. Anneyi birbuçuk sene önce kaybediyorlar, geçen ay da babayı. Baba da sonunda  hayat arkadaşınla  buluşmaya, ve  sevgiyi yaratan, sevgili tanrısına kavuşmaya gidiyor.

“Sevmek bu kadar guzelse ,kimbilir sevmeyi yaratan ne kadar guzeldir”       Mevlana

Sözler bitmiyor, ama ilk girişte zaten, herşeyi dinlemiş, anlamış, öğrenmiş olmaktan, öte duygularla tekrar hayatın içine karışıyoruz.

Günün diğer yapılacakları, toplantılar, çalışmalar,  ve sonra  birşeyler mıknatıs gibi çekiyor, kocaman aşkım ve çok sevdiğim bir arkadaşımla buluşup Zenne’ye gidiyoruz.hiç sorgusuz, hiç tereddütsüz, çağrılmışız gibi. Üçümüz de seyrederken donuyoruz, sarsılıyoruz, konuşamıyoruz, nefessiz sonunu bekliyoruz. Filmi anlatmama gerek yok. Bu yıl 48.Antalya Altın Portakal Film Festivalinde  5 ödül aldı,yılın en iyi filmi, görüntüler, oyuncular, müzik, danslar, çok iyi.

Yönetmenler Caner AlperMehmet Binay, Oyuncular  Kerem CanGiovanni ArvanehErkan AvciTilbe Saran,Rüçhan Çalışkur

Eleştirilecek yanları da olabilir , ama yapmak istemiyorum. Benim genel tercihim hep mutluluk enerji veren filmler olmasına rağmen Zenne’yi görmek istİiyorum. Ödülleri, gerçek hikayeden yola çıkılmış olması,tam bilemediğimiz bir dünyaya ait oluşu beni çekiyor. Belki çoğumuz  bilmesek, yaşamasak da hayatımızdaki gerçeklerden biri. Film annelerin, babaların çocukların dramı, üç arkadaşın hikayesi.İnsan inanmakta zorluk çekiyor. Kadınların yok sayıldığı, bir coğrafyada, belliki zamanında çok ezilmiş, kakılmış sevgi verilmemiş bir anne, oğlunun  eşcinsel olduğunu  öğrendiğinde, babaya nasıl eziyet ediyor,suçluyor,ve oğlunu öldürmeye zorluyor. Bu nasıl bir kültür, nasıl bir toplum yargısı, baskısı. Tanrı aşkından, sevgiden nasıl bu  kadar uzak ve habersiz olabiliyorlar. Nasıl bu kadar gözleri kapalı, kulakları sağır….Uzun süre etkisinden kurtulamıyoruz, kurtuluş sadece ve sadece iyi insan olmak, tanrı sevgisini bilmek ve anlamak olduğunu bilmekten öte yapılacak tek şey ,acı da olsa  gerçekleri paylaşmak, kaçmamak yok saymamak, ve hep beraber doğruyu bulmaya çalışmak….içimizdeki sevgiyi paylaşmak,

Dunyanin sevgi enerjisine ihtiyaci var icimizdeki sevgiyi yayalim….
Handan Özgür Ercengiz

Yine keyifli bir koşturmayla başlayan Cumartesi akşamı , çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın kına gecsine katılıyoruz. Çok davetli var, çok büyük bir salon, yok, yok. İkramlar, yemekler, hediyeler, kınalar, dövmeler, sanki kına gecesi değil, büyük bir panayır, şölen.          Hertaraf rengarenk, gelinimiz çok güzel özel giysileriyle sonrada mavi bir tuvalatle aramızda dolaşıyor.Müzik, özel koro, solistler, orkestra, geleneksel tüm danslar, adetler. Bir köşede gözlemeler yapılıyor, bir köşede lokmalar, ayrıca yemeklerin bolluğu ve kalitesini söylememe gerek yok. Arkasından mükemmel bir tatlı servisi, Güllüoğlu çeşitleri ile .Özel giysili güzel kızlar ocaklarını kurmuşlar, kahveler yapılıyor.                                              Böyle renkli, mutlu güzel bir gecede, masada yanıma çok sevdiğim bir arkadaşım geliyor,mutluluk saçan hep gülümseyen, hep pozitif hep ışıl, ışıl , hep renkli neşeli arkadaşım. Kendisini  blogumda da anlattığım, çok sevilen arkadaşımla, yoğun müziğe rağmen sohbet etmeye çalışıyoruz. O anlattıkça beni şaşırtıyor. Devam ettikçe , şaşkınlığım, merakım çok daha fazla artıyor. Ben arkadaşımı geçtiğimiz ay, yazmaya çalışmıştım ama, yazılmamış çok şey olduğunu hissediyorum. Tekrar anlatırım, bunlar çok özel, değerli diyorum kendisine. Daha dikkatli dinlemek, not almak istiyorum, ve anlıyorum ki tüm hayatı böyle özel, herkesden  daha farklı, daha mutlu ve pozitif  olduğunu biliyordum ama bu kadarını ilk kez öğreniyorum. Sonunda gecenin en sarsıcı en etkileyici sözlerini duyuyorum. Arkadaşım herzamanki en doğal haliyle, diyorki; “Ben tanrının parçasıysam,zerresiysem , bunu hakedecek ,yansıtacak değerde, ışıltıda olmalıyım. Işık saçmalıyım.”   Bunları söylerken kendinden son derece emin ve rahat. İşte içimizdeki, enerjinin,gücün, sihirli anahtarı.

Gecenin sonunda vedalaşıp eve  dönerken çok sevdiğim yol  arkadaşımla paylaşıyorum konuştuklarımızı. Her yerde bu sihirli anahtarı bulmaya çalışıyoruz. Mesneviyi  anlamaya çalışıyoruz,ayrı ayrı  tasavvuf sohbetlerine,  katılıyoruz,yeni eski değerli düşünürleri, yazarları  okuyoruz, konuşuyoruz, aslında arkadaşımızın hissettiği gibi, sihir, güç içimizde, sadece bizim onu dışarı çıkarabilmemizi bekliyor. Bu güç çıkmalı ki bizden de yansısın. Bizde kendimizi sevgili Handan’ımız gibi ışıktan bir küre gibi hissedelim.Yolumuz hergün sevgiden geçsin.

CKM de Ocak ayı sergileri yeni yıl hediyesi gibi

CKM de çok özel birkaç sergi aynı anda sergileniyor. İki tanesini gezebildim, çok keyif aldım. Tekrar gezmek üzere zor ayrıldım.

Yapı Kredi Resim Koleksiyonu / Modern Dönem sergisinde, 1930’lardan günümüze birkaç kuşak bir araya getirilmiş. Ustaların eserlerini  bir arada bulmak bana harika geldi, hepsini çok özlemişim.

Cevat Dereli, Ali Avni Çelebi, Zeki Faik İzer, Maide Arel, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Abidin Dino, Ferruh Başağa, Şükriye Dikmen, Adnan Varınca, Leyla Gamsız Sarptürk, Mustafa Esirkuş, İbrahim Balaban, Nejad Melih Devrim, Neşet Günal, Adnan Turani, Turan Erol, Ömer Uluç, Özdemir Altan, Tülay Tura Börtecene, Devrim Erbil, Özer Kabaş, Mehmet Güleryüz, Oya Katoğlu, Neş’e Erdok, Zafer Gençaydın, Utku Varlık, Adem Genç, Umur Türker, Mustafa Altıntaş, Ekrem Kahraman, Selim Cebeci, Sali Turan, Fatma Tülin, Emin Çizenel, Can Göknil, Yavuz Tanyeli, Yusuf Taktak, İbrahim Çiftçioğlu, Aydın Ayan, Ertuğrul Ateş’in eserlerinden oluşan sergi 3-30 Ocak 2012 tarihleri arasında gezilebilir.

Bekir Çoşkun Hasan Rastgeldi projesi de çok etkileyici ve güzel, yazılar ayrı çekiyor, resimler ayrı, 

İki yaratıcı, duyarlı, yaşadığı coğrafyaya, insana ve doğaya sahip çıkan isim, kalem ve fırçanın birlikteliğiyle oluşturdukları yeni evreni, izleyenlerle paylaşıyor.

Bu kez ilhamını yazılardan aldığını söyleyen Hasan Rastgeldi, Bekir Coşkun’un kaleme aldığı 22 ayrı temayı resimlediğini belirtiyor. “Bekir ve ben, iki kuzen, birimiz yazdık birimiz çizdik, Yazının Rengi’ni yarattık” diyen Rastgeldi, resmin yazının, yazının da resmin etkisini güçlendirdiğini ifade ediyor.

Akrabalık bağlarını sağlam bir dostluğa dönüştüren iki ismin imzasını taşıyan sergide, kelime ve renklerin birlikteliğiyle hem eski bir arkadaşlığın hem de güncel toplumsal gelişmelerin etkileyici bir öyküsü anlatılıyor.

CKM de hem sevdiklerinizle buluşup hasret giderebilir, hem sergiyi gezebilirsiniz, ben öyle yaptım.Bana uzun süre yetecek keyif depoladım. Çayımı içerken sevdiklerimle sohbet ederken Salih Acar’ın Leylekleri karşımdaydı. Otoparkdan salona girerken Bekir Çoşkun Hasan Rastgele Sergisi beni karşıladı.Her köşeden, kattan ayrı zevk aldım, ve zaman yetmedi.