Müthiş Enerjili Bir Gün

Yoğun bir günün sabahında ilk randevum, sevgili arkadaşlarım Ayşegül ve Güzin’in davetleriyle gittiğim güzellik salonları oldu.Ayşegül yaklaşık yirmi senedir tanıdığım, enerjisini, farklılığını hemen hissettiren, işinde çok başarılı, ışıl,ışıl bir insan.Ablası Güzin’i de son dört senedir tanıyorum.O da sıcacık, çok özel hünerleri olan çok zarif bir insan.İki kardeş bir tanıtım daveti için aradıklarında yoğun bir günüm olmasına rağmen hayır demedim, sabahın ilk saatlerine randevu aldım. Diş, estetik ve güzellik salonlarını,oradaki uygulamaları, yapılanları da her daim çok beğenmem ayrıca önemli etken oldu.

Ayşegülü ilk tanıdığım da, sevgili doktorları Mustafa Oran, benim de doktorumdu.Hem de bu konudaki ilk doktorumdu.Senelerce onun Nişantaşındaki salonuna gider, cildim için gerekenleri yapmasına hiç karışmazdım.Temel doğruları ve ihtiyaçları hep ondan öğrendim.Ona çok güvenirdim.Çok özel, çok tatlı, işinde çok dürüst ve başarılı bir doktordu.Ani ve çok genç yaşta ölümü hepimizi çok üzdü.Nurlar içinde yatsın.Ayşegül de Mustafa Bey gibi, çok titiz,takipçi,detaycı, kendini sürekli geliştiren, yenileyen, eğiten, işine çok saygılı bir diş doktoru. Mesleğini, doktorluğunu,  güzellik salonu sahibi olarak da senelerdir,  başarıyla sürdürüyor.Bağdat Caddesinin en eski ve vazgeçilmez güzellik salonu hepimizin her zaman telaşlar içinde  koşup, yenilenip, tazelenip, mutlulukla çıktığımız mekan.Her anlattığını, yaptığını, tüm yenilikleri onu takdir ederek izliyorum.Güzin de bu güzel düzeni kendi tarzı ve sıcaklığı ile çok güzel yönetiyor.İki kardeş, caddenin ortasında, tüm yoğunluğun arasında, her girene bambaşka bir dünyanın kapısını açıyorlar.Şimdi Nişantaşın da da yerleri var.

Güne, bu iki güzel başarılı insan ve iş kadını ile başlamak, onların güler yüzleriyle yeni çalışmalarını ve ürünlerini dinlemek, denemek, bana müthiş bir enerji kattı.Ayrıca cildime uyguladıkları bakım ve makyajla da ışıl ışıl oldum.Bir sonraki randevuma bayağı gecikerek, harika bir başlangıç yaptım.                                                                                           Uyguladıkları bakım ve makyaj ürünlerinden eksiklerimi bir an önce almak için sabırsızlanıyorum. Ayşegül ve Güzin’e ulaşmak isterseniz : http://www.bioritm.com.tr/

Aynı günün akşam programında iki çok önemli konser vardı. Borusan Filarmoni ve Tekfen Filarmoni ile İdil Biret. Birini seçmek zorundaydım.

Borusanı iki sezondur CKM de harika konserlerinde sürekli takip edebilme fırsatım olabildiği için mutluluğum sonsuz.Her defasında, müzik eşliğinde ruhum nasıl çoşkuyla doluyor,beni bambaşka güzelliklere uçuruyor,gözlerim ışıldıyor, yüzümün ifadesi değişiyor.Konser anında öyle besleniyorum ki, işte müzik ruhun gıdasıdır, bunun için denmiş diyorum.Şef Sascha Goetzel ‘in enerjisi müthiş.Çoğu zaman  sular içinde kalıyor ve arada mutlaka gömleğini değiştiriyor.Benim ruhum yükselip göğe ererken o da tüm ruhu ve bedeni ile sahnede performansını uçar gibi sergiliyor.

Bütün bu yazdıklarıma rağmen bu seferlik Borusan yerine Tekfeni seçmemin nedeni uzun zamandır dinleme fırsatı bulamadığım İdil Biret ,                   Nihat Gökyiğit ve Saim Akçılın harika projeleri Tekfen Filarmoni’yi de bu çok özel konserlerinde kaçırmak istemedim.İlk günlerinden beri konserlerini kaçırmadan izlemeye çalıştığım Tekfen Filarmoni’nin çok değerli bir proje öyküsü var.Bu öykü Saim Bey’e ait, sorgusuz uygulamacısı da Tekfen Holding’in üç kurucusundan, enerjisi ve yaşamı ile benim idolüm olan Nihat bey. Projeyi de Nihat Bey’e olan hayranlığımı da uzun uzun yazmak istiyorum. Ama gecenin güneşi, İdil Biret’i dinleyebilmek, Nihat Bey’le sohbet etmek,sevgili konser dostlarım arkadaşlarımla olmak beni çok mutlu etti.

Konser çok başarılı idi.Saim Akçıl, oğlu Sinan Akçıl’da konserde olduğu için çok daha farklı çoşkulu idi.Yine 23 ülke bayrağı üç denizin barışı olarak sahnede dalgalandı.Konserler her zaman orta yaş üzeri insanların en yoğun bulunduğu yerler oluyor.Yaş ortalaması birhayli yüksek olduğundan, çoğu zor yürüyen, zor oturan, ama çok şık, çok zarif, çok mutlu izleyicisi ile harika bir akşamdı.

İki kitap – İki Kadın

Bodrum’da ki kitaplarıma bakınca geçen sene okuduğum iki kitabıma  tekrar bakmak göz gezdirmek istedim. İki müthiş kadının hayatı beni hemen yine çekti. Çocukluğumda Agatha Christie’nin kitaplarını hiç elimden bırakmadan okurdum, çok keyif alır, heyecanla sonunu merak ederdim. Yazarın kendi yazdığı otobiyografisini de  en az romanları kadar heyecanla okudum, keyif aldım. Dünyanın en çok polisiye roman yazan ve okunan yazarının müthiş hayal gücü, enerjisi, cesareti, sınır tanımaz özgür ruhu ile gerçek yasam hikayesi beni tekrar büyüledi.

Yine gecen sene çok severek ve merakla okuduğum diğer kitap İpek Çalışlar’ın Halide Edip’i idi. Halide Edip’i, bu müthiş Türk kadınını ne kadar az ve yetersiz tanıdığım için de  çok üzülmüştüm. İpek Çalışlar çok değerli bir çalışma yapmış, ama onun da dediği gibi Halide Edip biyografisine sığmayan kadın. 556 sayfalık kitaba rağmen bu olağanüstü kadının edebiyatla ,siyasetle geçmiş ömrünü ne kadar anlatsa da yüreğindeki müthiş fırtınaların tamamını anlamak zor.

İki kadın da çok güçlü özgürlüklerine aşık ve çok  gizemliler.

Kendime yeniden söz verdim, biran önce, henüz  okuyamadığım birçok Halide Edip kitabini okumalıyım. O zaman bu kitap benim için çok daha anlamlı olacak.

Dünya çapında değerli bu müthiş Türk kadınını, yazarını ve yaşadığı dönemi biraz daha keşfetmek çok zevkli olacak.

Harika bir Bodrum sabahı Yalıkavak’da Köy Kahvesinde bir tarafta tekneler bir tarafta çarşı, çok keyifli müzik çalan Music Center’in önünde bunları yazarken bende onların dünyalarına tekrar gittim, onlarla hissettim yaşadım, onların yaşadığı dönemlerde yasayan anneannemin anlattıkları ile de birleştirip uzun bir yolculuğa çıktım.

Kurban Bayramınız Kutlu Olsun

Can Yücel’in Bayram şiirini ben de çok beğendim. Nice güzel bayramlarımız olsun.

***

“Hayata rasgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar, kıymet bilen kullara her daim bayram yaşatır.

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan…

Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık…

Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.

Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp ‘Çok şükür bugünü de gördük’ diyebilmek…

Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır. Okumaya devam et

Gülmeyi Unuttuk ama Biraz Olsun Gülümsedik…


Son günlerde yaşadığımız acılardan sonra , Azra bebeğin annesinin mutluluğu, Vusale Hemşirenin yaşama tekrar sarılışı yapılan yardımlarla herkesin bir nefes, bir gönül olşsu hepimizi biraz olsun gülümsetti. Mutlu etti. Önümüzdeki günlerde de mucize haberler güzel gelişmeler devam etsin inşallah.

Önceki hafta seyrettiğim Woody Allen filmi (Midnight in Paris)  son dönem hatırladığım en keyifli saatlerim oldu.Değerli Ustanın son filmi gerçekten harika görsellerle değisik kendine özgü senaryosuyla çok güzel olmuş.Günümüzün ve 1920’lerin Paris’inde masal tadında geçen film içinde birçok ünlü ressam yazar düşünürle de daha da zenginleşmiş. Görmeyenlere şiddetle öneririm.

Rıza Güral’ın Tornası

Girişimcilik benim  yaşam hedefim, hayat tarzım oldu.Ailemde hiç girişimci olmamasına rağmen ben girişimci olmak istedim.Bütün girişimcilik serüvenlerim de de karar verince hiç arkama bakmadan, hiçbir zorluğa yenilmeden sonuna kadar gittim.Girişimcilikte  önemli olan kararlı olmak.Kararlı olunca zaten cesur ve zor tanımaz oluyorsun.

Önümde, çevremde  çok  güzel girişimcilik öyküleri var.Blogum için hangisinden başlıyayım derken elime bana geçen hafta postayla gönderilmiş,  Rıza Güral’ın kitabı geldi.Tamamen tesadüf eseri.Bir sürü okunacak kitabım sıralıyken merakla sayfalarını karıştırmaya başladım ve elimden bırakamadım.

Kitabın ismi “Rıza Göral’ın Tornası”, yazan Rıdvan Akar. Rıdvan Akar’ın daha öncede “Ömrümden Uzun İdeallerim Var”adıyla yazdığı Suna Kıraç’ın hayat hikayesini okumuştum.

Yazar yine çok akıcı çok zevkle okunur bir dille yazmış.

Rıza Göral’ı sevgili kızkardeşi Sevim hanımdan ve basından bildiğimin dışında otellerinde de kalma fırsatım da oldu.Hatta tanıştırıldım.Bir Kalder Kalite Kongresinde   Nafi Güral bey konuşmacı idi.Orada da Nafi Beyin  Güral Şirketler grubunun Girişimcilik ve Kalite hikayelerini son derece  mütevazi anlatımını diğer bütün konuşmacılardan daha etkileyici bulmuştum.Ama kitabı okurken kendimi çok özel bir kurumsal kültürün, inanılmaz başarıların,yorulmak bilmeyen çalışma azminin içinde buldum.

Hakikaten çok çarpıcı bir öykü ve başarı.Her sayfa bambaşka mücadeleler, çalışmalarla birbirini takip ediyor.Sonuna kadar heyacanla bırakamıyorsunuz.Kitabı okumadan çok bilgi sahibi olmak mümkün değil.Ben biraz kitaptan alıntılarla aktarmaya gayret edeceğim.

Rıza Güral okumak yerine çalışmayı tercih ediyor ve ortaokulu bitiremeden,tornacı çırağı olarak işe başlıyor.İlerleyen yıllarda Rıza Güral tornacıktan gelen teknik birikimini, ailenin sanayi kuruluşlarının oluşum sürecinde etkin biçimde kullanıyor.Ticaretle başlayan bir aile öyküsü sanayiciliğe dönüyor.Öykünün en çarpıcı bölümü Gürallar Art Craft’ın kuruluş ve gelişim sürecinde ortaya çıkıyor.Rıza Güral iki temel tercihini bu fabrikaya yansıttı.Birincisi, değerler ve ilkelerdi.Örneğin bir sanayicinin bütünüyle tecrübesiz ve sektörü tanımayan elamanlarla çalışma tercihi, kurumsal kültürün  oluşumu açısından önemli olsa da üretim ve kurulum sürecini sekteye uğratabilirdi belki.Rıza Güral bu alternatif maliyete katlanma uğruna ilkeler ve değerleri öne çıkardı.İkinci önemli tercih ise aslında minik bir torna atölyesinde “acaba ben su aati üretebilirmiyim.” sorusuyla başlayan merak ve özgüvendi.Acaba dünya cam sanayine hükmeden cam tekellerine inat kendi makinesini kurabilir, teknolojisini geliştirebilirmiydi?

“Kütahya’yı hayatının merkezine koyan , bu kente karşı sorumluluğu ve aidiyet duygusunu hiç yitirmeyen bir iş adamının önce ailesine, sonra yaşadığı kente, ülkesine  ve dünyaya kattığı değerlerle,ticaretle başlayan bir süreci,sanayiciliğin ötesine geçerek “fabrika yapan fabrika “ projesine dönüşüyor.Rıza Güral bugün çok az bilinen bu başarının kahramanı.Bugün dünya cam sanayiinin gözü Kütahya’da Çünkü orada Art Craft diye bir fabrika var ve kendi makinelerini tasarlayarak, üreterek yoluna devam ediyor.Dahası yepyeni teknolojilerle rekabetin çıtasını yükseltiyor.Rıza Güral işte bu başarının mimarı .Çalışanlarının tabiriyle de “baş mühendisi.”Bu kitap okuyucusuna farklı okuma biçimleri vaat ediyor.Güral ailesinin gelişimi, değişimi ve Kütahya ile kurduğu gönül bağını ya da Rıza Güral’ın bir sanayi kuruluşunda sadece yepyeni makineler değil, değerler, ilkeler ve çalışma tarzıyla kurduğu çok farklı dünyayı tanıyabilirsiniz.

Rıza Güral iş yaşamına tornacı olarak başladı.Bugün o tornadan, umutlu, geleceğe güvenle bakan,özgüveni yüksek, dünya ile rekabet eden, tevazuyu bir yaşam biçimine dönüştüren kuşaklar yetişiyor.Rıza Güral’ın tornası işlemeye devam ediyor….”