Out Of The Africa-Benim Afrikam

Olağanüstü bir film; 7 Oscar, 3 BAFTA ve 3 Altın Küre ödülünün de bulunduğu tam 22 ödül almış, 17 ödüle de aday gösterilmiş.Defalarca seyrettim, CD sini senelerdir, dinlerim. Görseller müthiş, Afrika’yı yaşamanın gezmenin en güzel şekli.Oyuncular en sevdiklerim. Film çevrileli neredeyse  20 sene olacak.Dün gece; yine bıkmadan merakla tekrar seyrettim. Kimisine göre sıkıcı, ama ben hep sevdim, beğendim, sizlere de gönülden tavsiye ederim.

 178-430x6001

Benim Afrikam

Benim Afrikam, 1985 ABD yapımı otobiyografik filmdir. Özgün adı Out of Africa olan film Mart 1987‘de Türkiye‘de sinemalarda gösterilmiştir.

Film, Isak Dinesen takma adıyla yazan Karen Blixen‘ın 1937 yılında yayımladığı kendi anılarına dayanan Out of Africa, Shadows on the Grass (Otlakların Gölgeleri) ve Letters from Africa (Afrika’dan Mektuplar) adlı üç otobiyografik kitabı ile Judith Thurman’ın Isak Dinesen: The Life of a Storyteller (Isak Dinesen: Bir Öykücünün Yaşamı) ve Errol Trzebinski’nin Silence Will Speak (Sessizlik Konuşacak) adlı biyografi kitaplarından uyarlanmıştır. Senaryosu Kurt Luedtke tarafından kaleme alınan filmi Sydney Pollackyönetmiştir.[2]

Film, aralarında 7 Oscar, 3 BAFTA ve 3 Altın Küre ödülünün de bulunduğu tam 22 ödül almış, 17 ödüle de aday gösterilmiştir.

18872037.jpg-r_640_600-b_1_D6D6D6-f_jpg-q_x-xxyxx

Özet

Danimarkalı bir soylu olan Karen Blixen (Meryl Streep),barones ünvanı için Bror Blixen (Klaus Maria Brandauer) ile evlenerek kahve yetiştiriciliği yapmak üzere Afrikaya yerleşirler.Yıl 1913 ‘tür ve Afrika büyük ölçüde Avrupalıların sömürgesi durumundadır.Kocasının kendisini ihmal etmesi ve aldatması Karen’i sürekli yanlızlığa iter.Bu arada maceracı avcı Denys Finch Hatton (Robert Redford) la tanışır ve ona aşık olur.

Oyuncu Kadrosu

Aktör/Aktris Rolü
Meryl Streep Karen Blixen
Robert Redford Denys Finch Hatton
Klaus Maria Brandauer Bror Blixen / Hans Blixen
Michael Kitchen Berkeley Cole
Malick Bowens Farah
Suzanna Hamilton Felicity

Aldığı ödüller

  • 1986 yılında tam 11 dalda Oscar ‘a aday gösterildi.Bunlardan 7 ‘sini aldı.
  • Akademi Ödülleri dışında 22 farklı ödülün daha sahibi oldu.17 ayrı ödüle de aday gösterildi

Filme verilen Oscar ödülleri şunlardır;

  1. En İyi Film Akademi Ödülü : Sydney Pollack (Yapımcı olarak)
  2. En İyi Yönetmen Akademi Ödülü : Sydney Pollack (Yönetmen olarak)
  3. En İyi Uyarlama Senaryo Akademi Ödülü : Kurt Luedtke
  4. En İyi Sinematografi Akademi Ödülü : David Watkin
  5. En İyi Sanat Yönetmeni : Stephen B. Grimes ve Josie MacAvin
  6. En İyi Orijinal Şarkı Akademi Ödülü  : John Barry
  7. En İyi Ses Akademi Ödülü  : Chris Jenkins ,Gary Alexander ,Larry Stensvold ,Peter Handford

Filmin Müziği

Filmin Soundtrack albümünde şu parçalar bulunuyor;

1 “Klarnet ve Orkestra için Konçerto(K.622)”
Wolfgang Amadeus Mozart
The Academy of St. Martin-in-the-Fields
Orkestra yönetmeni: Neville Marriner

2 “La Majör Sonat (K.331) ‘Rondo alla turca
Wolfgang Amadeus Mozart
Yorum:András Schiff

3 “Keman ve Viyolonsel İçin Mi Bemol Senfonik Konçerto (K.364)”
Wolfgang Amadeus Mozart
Keman:Alan Loveday Viyolonsel:Stephen Shingles
The Academy of St. Martin-in-the-Fields
Orkestra yönetmeni:Neville Marriner

4 “Üç divertimenti (K.136,137,138)”
Wolfgang Amadeus Mozart
The Academy of St. Martin-in-the-Fields
Orkestra yönetmeni:Neville Marriner

5 “Auld Lang Syne”

6 “God Save the King”

Film Hakkında Notlar

  • Filmin uyarlandığı aynı adı taşıyan roman, Danimarkalı Barones Karen von Blixen-Finecke ‘nin (Romanı Isak Dinesen takma adı ile yazmıştır) ilk kez 1937 yılında yayımlanmıştır.Kitap 1914-1931 yılları arasında o zamanki adı İngiliz Doğu Afrikası olan Kenya ‘daki Avrupalı yerleşimciler ile yöresel kabilelerin ilişkileri fonunda bir aşk öyküsünü anlatır.

Ali Rıza Kardüz ve Güngör Uras İle

Ali Rıza Kardüz, ya da Güngör Uras’ı senelerce çok keyifle ve severek takip ettim, bu değerli büyüğümden çok şey öğrendim. Senelerce, eşi, kızı ile seyahatlerini,gezi, lokanta anılarını, Ayşe Hanım Teyze hikayelerini ,ekonomi yorumlarını hep yazılarından takip ettim. Hep neden iki isimle yazar diye düşündüm, meğerse daha da fazla isimle yazarmış.Anlıyorum ki hayalleri, paylaşacakları, ürettikleri o kadar çok ki, iki hatta beş isim ile bile yazmak, ihtiyacını hissetmiş. Kendim ve sizler için önce bu sene çıkan kitabını alıp okuyacağım, sizlerle de bu çok sevdiğim yazarı tekrar tekrar paylaşacağım. Bu güne kadar sizlerle paylaşmakta  geç de kaldığım için üzgünüm, daha fazla gecikmeden  Miraç Zeynep Özkartal’ın güzel röportajı ile başlamak istedim. Gerisi gelsin diye söz vererek, sevgiler…

Acaba çok Kişilikli miyim?

‘Acaba çokkişilikli miyim?’Hayatını bir nehir söyleşi kitabında anlatan dört isimli yazar Güngör Uras: “İçimde bilmediğiniz beşinci biri var”

 MİRAÇ ZEYNEP ÖZKARTAL

Güngör Uras “Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane” yazarlardan. Haftada 12 yazı yazıyor. Bu yazılarda dört karakterle karşımıza çıkıyor: Güngör Uras, Ali Rıza Kardüz, Tevfik Güngör ve Ayşe Hanım Teyze… Aslında dört imza daha çıkar ondan. Haftada 24 yazı yaz deseniz, 25’inciyi de ekler ardına…
En çok istediği tamamen mizah yazmak. “Beni ciddiye almazlar” diyor, tutuyor elini… Oysa teşvik primlerini bile dalga geçerek anlatmak istiyor.
79 yıllık ömrünü Haşim Akman’a anlattığı nehir söyleşi kitabında da her şeye mizahla baktığı her satırdan belli oluyor. Kitabın adı “Saf ve Bakir Anadolu Çocuğu”…

* Kitapta da görülüyor ki siz aslında dört kişiniz. Güngör Uras, Ali Rıza Kardüz, Tevfik Güngör ve Ayşe Hanım Teyze… Bu kalabalık nereden çıktı?

Herhalde hayal gücümden. İnsan yalnız olduğunda kendini başka başka kalıplara sokuyor. Şöyle olsaydım nasıl olurdum? Böyle olsaydım nasıl olurdum? Hep aynı kişi olarak hayal kurarsanız, aynı şeyleri düşünürsünüz. Oysa ben farklılık severim. Beni mutlu ediyor. Ayşe Hanım Teyze yazısı yazarken kendimi onun yerine koyuyorum, hislerini duymaya çalışıyorum. Acaba çokkişilikli miyim? Kötü bir durum mu bu?

* Kim Ayşe Hanım Teyze?

Aslında başlangıcını anlatayım sana. Necati Doğru Güneş’in ekonomi müdürüydü, “Bize de bir şey yaz” dedi. Oraya Zehra Hanım Teyze diye, annemin adıyla bir karakter yazmaya başladım. Onun da evveliyatı var. TRT 2’de Olayların İçinden diye bir program yapıyordum, gelen konuklara “Annem Zehra Hanım Teyze seyrediyor, onun anlayacağı şekilde anlatın” diyordum. Fazla teknik konulara girerlerse, “Zehra Hanım Teyzem anlamıyor” diye tekrarlatırdım.

* Zehra hanım Ayşe Hanım’a nasıl dönüştü?

Annem vefat etti. Bir ara Nuran teyze diye eşimin adıyla yazmaya kalktım, sonra kızar diye vazgeçtim. Sonunda Ayşe Hanım Teyze oldu ve bir Anadolu kadınına dönüştü. Ayşe Hanım Teyze kim biliyor musun? 60 yaşlarında saf bir Türk kadını. Bir yerde üç beş kuruş parası vardır, geçim zorluğu içindedir. Torununu, damadını düşünür. Faizi nereden alacağım, altını ne yapacağım diye dertlenir ve devamlı kazık yer. Yolda çevirip soruyorlar, “Ayşe Hanım Teyze perişan” diyorum.

“Ben yemek yemem, pala bıyıklıları anlatırım”

* Ali Rıza Kardüz sanırım Güngör Uras’tan bile meşhur…

Kardüz bugün lokanta yazarı ama çıkışı Turgut Özal yüzünden oldu. Yazdığım bir yazıya Özal çok bozulup şikayette bulunmuş. Ben de Güngör Uras değil de Ali Rıza Kardüz diye yazayım dedim; ama durumu ilk fark eden yine Turgut bey oldu. Bunun üzerine Ali Rıza Kardüz’ü başka bir firma yaptım, lokantaları geziyor.

* Politikadan uzaklaşsın diye mi?

Sabah gazetesinde yazı yazmaya başlamıştım. O zamanlar daha İstanbul’da lokantaları herkes bilmiyor, yeni yeni 29 açılmış, ŞamdanSa açılmış. Benim de bir huyum var, hiçbir şeyi içimde tutamam. Gittiğim, gördüğüm her şeyi başkalarına anlatmak zorundayım. Dinç Bilgin ve Zafer Mutlu dediler ki, “Şu anlattıklarını yazsana”. Böylece lokantacı oldum.

* Oldunuz ama ben biliyorum ki siz pek yemek yemezsiniz…

Yok, yiyemem. Öğleyin yemek yersem öğleden sonra uyurum. Akşam yersem de uyuyamam. Yemem ama anlatırım. Ben gurme değilim zaten, lokanta yazarıyım. Pala bıyıkları yazarım; yani aşçıbaşı kim, garsonlar kim…

* Dört imzanın arasında en az tanınanı da Tevfik Güngör…

Oysa ki benim vitrinim Tevfik Güngör’dür, iş çevreleri beni onunla tanır.
O daha ciddi yazılar yazıyor. Dünya gazetesinde iş adamlarına dönük yazılar yazıyor. Haftada beş gün Tevfik Güngör olarak yazıyorum, tam 30 yıldır ve hiç tatil vermeden! Milliyet’e de haftada yedi yazı yazıyorum, orada da hiç tatil vermedim.

“İsmail Halit adıyla dini konularda da yazıyordum”

* Yazmadan duramıyor musunuz?

Duramam tabii. Anlatmadan da, yazmadan da duramam. Asıl bilmediğiniz beşinci biri daha var.

* O kim?

İsmail Halit. Bir zamanlar Tercüman’da bu imzayla dini ve ahlaki konularda yazmıştım. Bana göre o yazılarım çok daha önemlidir. Bana göre Müslümanların tek kitabı Kuran’dır. Kuran dışına öbür hadislerin filan hatalı olduklarına inanıyorum. Birçok konuda Kuran’a dayalı olarak bilgi verme arayışına girmiştim. Son zamanlarda din ve politika birbirine girince o yazıları kestim.

“Safiyetimi ve bekaretimi İstanbul’da kaybettim”

* Kitabınızın başlığı “Saf ve Bakir Anadolu Çocuğu”. Çok uzun süredir iş dünyasının ve basının içindesiniz. Kurtlar sofrasında saf kalmak mümkün mü?

Ben bu saf ve bakir Anadolu çocuğu sözünü eskiden beri kullanırım. 1974’te Ankara’dan İstanbul’a geldikten sonra Sanayi Odası genel sekreteri Ertuğrul Soysal ve başkanı Nurullah Gezgin bana dediler ki, “Bu lafı bir daha kullanma. Burada ne bekaretin kaldı ne de safiyetin”. Doğrudur. Benim saflığım ve bekaretim İstanbul’da yitirilmiş durumda. Ama ben hala Anadolu’nun büyük bir kesiminin bu sıfatları taşıdığına inanırım. Halkımızı kandırmak çok kolay. Eğer kurtsanız…

* Sizi kandırmak kolay mıdır?

Tabii, ben de saf ve bakir bir Anadolu çocuğuyum. Hem kanmak neyle olur? Neye açsanız onunla… Paraya mı açsınız, güce mi, sevgiye mi?

* Siz neye kanarsınız?

Belli bir yaşa geldim. Bundan sonra mevki ya da politik bir beklentim olmadığına göre, sevgiyle kanarım. Çok hassasımdır. bak, gözlerim doldu şimdi…

* Bu kitap için geriye dönüp bakınca bir şans hikayesi mi görüyorsunuz, başarı hikayesi mi?

Şans hikayesi. Bir yerlere gelmişsem hep o şanstan.

* Kitapta da fark ediliyor ki kendinizi hep geri planda tutmayı tercih ediyorsunuz.

Ben normal bir Türk vatandaşıyım.

* Ne demek o?

Okulda benden daha başarılı arkadaşlarım vardı. Planlama Teşkilatı’nda benden daha iyi eğitim görmüş, daha başarılı kimseler vardı. Onlarla mukayese ettiğimde ben normal bir insanım. Çizgi dışı değilim. Bana verilen vazifeyi yaparım, insan ilişkilerinde iyiyimdir, bir de farklı olmaya çalışırım. Başarım nerede diye düşünürsem, bugüne kadar hep başkalarından farklı aş pişirdim.

* Nasıl oldu o?

Övünmek gibi görünecek diye çekiniyorum. Ama ben fikir geliştiririm. Proje geliştiririm. Türkiye gerçeklerini bildiğim için, olmayacak şeylere çözüm bulurum.

* 80’inize bir kala, imza attığınız bunca işin ardından

nasıl olup da kendinizi ‘büyük Türk büyüğü’ ilan etmemeyi başarıyorsunuz?
Ben bir şey olmadım ki. Planlama’da neysem oyum hâlâ. Bunu tevazu olarak falan söylüyor da değilim.

Prof. Dr. Güngör Uras (1933 – …. )

22 Temmuz 1933 tarihinde Düzce de doğdu. Babası Halit Urasş Beylerbeyi Sarayında son şehzadelerden Abid Efendinin yaveri iken Mıllı Mücadeleye katılan ve Istiklal Madalyası ile ödüllendirilen bir subay ıdı. Tekaüt oldukdan sonra bankacılık yapmıstı.

Ilkokulu Anadolunun değişik şehirlerinde okudu. Ankara Kolejı ni ve Mülkiye yi bitirdi

Devlet Planlama Teşkilatında 1962-l974 yıllarında uzman olarak çalıştı. Kuruluşundan sonra TÜSİAD ın ilk genel sekreteri olarak yayın ve araştırma faalıyetini başlattı.1980-2001 yılları arasında Aksigorta Yönetim Kurulu Başkanı olarak Sabancı Grubunda çalıştı.

SBF de başladığı doktorasını İÜ Iktısat Fakultesınde tamamladı. Doçentlik sınavını Bogaziçi Üniversitesi’nde verdi. Marmara Üniversıtesi’nde Profesör oldu.

Köşe yazılarına l968 yılında Türkiye İktısat Gazetesı nde basladı. Ekonomi Gazetesi Rapor’da günlük, Güneş gazetesinde de ekonomı yazdı. l982 Yılından buyana Dünya gazetesinin köşe yazarıdır. Sabah da Alı Rıza Kardüz adı ıle başlattıgı günlük köşe yazılarını Güngör Uras olarak Milliyet de sürdürüyor. Dünya da ise Tevfik Güngor imzasını kullanıyor. Daha önce TRT 2 de Olayların ıcınden adı ıle yaptığı ekonomi söyleşilerını şimdi CNN Türk de Akıl Defterı nde devam ettırıyor.

Evlı ve bır kız cocuk babasıdır.

Bayram’da İstanbul’da

Bir bayram daha geçti, çok özel, sakin, huzurlu, bir bayram yaşadım. Bayramdan iki gün önce Bodrum’dan istanbul’a döndük. Bayram’da annemle olmak için.Şehir boştu, çok sıcaktı, sokaklar, arabaların içi sanki alev alacak gibiydi. Ama evler huzurlu serin. Arife ve bir  öncesi bayram hazırlığı ile geçti;  evimiz için  alışverişler; taze çiçekler, yapma çiçekler, çikolatalar, cezeryeler,Havuçlu-Top-Tarifi-9yemeklik ve ikramlık  taze sebzeler,meyvalar, salatalar, etler, balıklar….Annemin bayram da giyeceklerini hazırladık, yeni  giysiler de ekledik. Onunla baş başa geçireceğimiz günlere hazırlandık. çünkü yardımcımız da bayram iznine çıktı, kardeşim  de ben gelince evine döndü.Gelecek gidecek kimsemiz de olmadığını biliyorduk, çünkü tüm yakınlarımız,  bayram tatili diye uzaklardaydı.Uzaklarda olan ben de onunla baş başa bayrama hazırlanıyordum.530957_10151481194614311_1009808557_nKimse gelmeyecek de olsa bayram için gönlümüzce hazırdık.Evimiz, yemeklerimiz, ikramlıklarımız, giysilerimiz, hepsini hazırladık, gözden geçirdik.Sanki annem ve ben bayramcılık oynayacaktık. Evlerimiz çok yakın; sabah kalkar kalkmaz hazırlanıp anneye gidiş, beraber güzel hafif ve sağlıklı kahvaltı. Sonra gazete sohbetleri ve çay keyfi, bazen de televizyona takılarak sohbet ettik.Ben çok az televizyon seyredenlerden, annemse TV seyretmeyi çok sevenlerden;  ben de annemin sayesinde, bazen onunla TV seyretmekten;  çok keyif alıyorum.Onun sevdiği programlarla onun dünyasını paylaşıyorum. Genelde anneler için haberler hava durumları öncelikli seyirler, bense her zaman tahammül edemiyorum..Hem seyrediyorlar, hem de dehşet saçan, haberleri tekrar tekrar dinleyip, anlatıp seninle de görüş birliğine varmak istiyorlar;  çok da üzülüyorlar.Bütün bu çeşit haberlerden uzak durmaya, annemi de uzak tutmaya çalıştım. Annemin bunların dışında severek izlediği benim de onunla olduğumda severek izlediğim  programları seçtik, bulduk.10511168_748485335214147_7563657319059946757_nBunlardan en güzeli seyahat programları, beraber dünyayı geziyoruz. Bayram da  Dünyayı Geziyorum‘u  keyifle izledik. Dünyanın çok farklı, çok özel köşelerinde koltuklarımızdan kalkmadan, heyacanla gezdik.Hatta seyahat ediyor olsak bu kadar detay yakalayamayacağımız da hem fikir olduk.Two-Greedy-Italians-mainAnnemin  sayesinde her zaman yeni  programlar keşfetmek de ayrı heyacan veriyor.. Bu sefer ki keşfim; Bloomberg’de Two Greedy İtailians.  İki İtalyan şef Antonio Carluccio ve Gennaro Contaldo bir yandan İtalyanın farklı yönlerini tanıtıyorlar,  bir yandan da o yörelere ait tariflerle yemek hazırlamanın keyfini ekrana taşıyorlar.Çok güzel bir program, hem hoşlanarak ve merakla seyrettiğim  yerlerde geçiyor, hem de severek yapıp, yiyebileceğim  cinsten yemekler.Nadir TV seyreden ben bile seyredilecekler listeme ekledim.indir (4)Yine kendi kendime iken seyretmediğim; ya da vakit bulamadığım; magazin programları, şehir, sosyete, ünlülerden  haberler, onlarla röportajlar, ve ille de yarışmaları annemle çok zevk alarak seyrettim. İstanbul’un, Bodrum’un Alaçatı’nın en top köşelerinde dolaştık.. Yine bu bayram Ajda Pekkan-Muazzez Abacı konserinin TV’den yayınını ve hazırlıklarını keyifle dinledik, izledik.Üzüntülerimiz, sıkıntılarımız, sağlık sorunlarımız da  vardı tabii, mümkün olduğunca yok saymaya, anlık , günlük önlemlerle çözmeye çalıştık. Her gün uğrayan hemşireyi bayram misafirimiz gibi ağarlamak istedik.asdBayramda konuk edebileceğimiz tek alternatifimiz; kocaman aşkımı bir gün kahvaltıya bir gün kahveye, bir günde bayram yemeğine çağırarak değişiklik yaratmaya çalıştık. Yemeklerimiz de her öğün farklı özenli  menüler hazırladık. Beğendili, pilavlı tas kebapları, fırında balıklar, taze sebzeler, salatalar yaptık. Annemin tarçınlı elmalı paylarından  pişirip, evin çok güzel tarçın elma kokmasını sağladık.Evet her anımız çok güzel, heyacan serüven dolu izlemelerle,sohbetlerle, güzel kokular, lezzetlerle geçti. Her gün farklı giysilerimizi giydik. 10492583_848618791823919_5377387781221338018_nTelefonlarımızı sevgiyle açtık. Tüm sevdiklerimizi sosyal medyadaki fotoğraflarından takip edip, kendimizi onların yanında, onlarla gibi hissettik,mutlu olduk. Annem öğle sonrası istirahat ederken;ben de Kalamış’da bol, bol yüzdüm, İstanbul’da kalan arkadaşlarımızla, dostlarla buluştuk, bayramlaştık. İlk gün büyük aşkımız Mehmet bizle oldu; onunla sakin sakin, uzun uzun sohbet ettik, küçük prensim bayram fotoğrafları gönderdi, biz de ona bizim fotoğraflarımızı çekip gönderdik; ve çocukluğumdan beri yapmayı en çok sevdiğim şeyi yapıp bol bol kitap okudum.Bayram kitabım Kürşat Başar’ın Yaz‘ı oldu. Çok severek okudum. Evet çok özel, çok güzel bir bayram daha böyle geçti; tanrıma binlerce kere şükrediyorum bu güzel anlar, günler için. Sizlerin de bayramı çok güzel geçmiştir, inşallah diyorum. Sevgiyle kalın, geçmiş bayramınız kutlu olsun.

 

Badem Sütü Nasıl Yapılıyor?

Badem sütü yapmak, bu ara çok ilgimi çekiyor, beslenme koçu ve alkali şef sevgili Miyase Bülbül’den faydalarını, neden badem sütü içmeliyiz?  hep dinlerim. Bu ara bir çok arkadaşımdan, çevremden  süt ürünleri yemeğin, içmeyin, azaltın önerileri de arttıkça artık badem sütü yapmak zorunlu hale geldi.İhtiyacımız, datça bademi ve su gerisi kolay, tarifleri tekrar gözden geçirmeye başladığımda daha da alternatifler olduğunu gördüm. Hepsi sağlıklı kolay, size hangisi uyarsa. Paylaşmadan yapamadım.Başak Pirtini, milliyet.com.tr ye hazırlamış. Yazısın da badem sütünden yapılan tarifler ve fotoğraflar da var. Ben yazıları aşağıya aldım ama ilginizi çekerse Buradan tıklayarak ulaşabilirsiniz.Sevgiler, sevgiler….

badem-sutu-nasil-yapilir-Pv4

Kuruyemiş sütlerini hiç denediniz mi? Susam, badem, kaju, fındık sütlerini yapmayı çok seviyorum. Hem çok kolaylar, hem de çok lezzetli. Ayrıca inek sütü yerine her yerde kullanabilirsiniz.

İnek veya başka bir hayvanın sütünü tüketmek istemiyorsanız veya bunlara karşı alerjisi olan çocuklarınız için laktoz ve kolesterol içermeyen ama kalsiyumu bol bir süt hazırlayabilirsiniz. Kuruyemiş sütleri inek sütü yerine alternatif olarak pek çok vegan anne tarafından kullanılıyor. Burada dikkat etmeniz gereken nokta şeker ve koruyucu maddeler açısından katkısız olması, yani evde kendiniz yapmanız.

Bir bardak badem sütünde 1gr lif ve protein, 30-40 kalori ve 2.5-3gr yağ var. Bu yağlar doymamış olduğu için ayrıca kalp problemi olan kişiler için sağlıklı. Badem sütü proteini kolesterol seviyelerini artırmıyor. İçerdiği protein bedenin büyümesi ve kendini yenilemesine yardımcı oluyor. Badem sütü ayrıca beyine ve hafızaya faydalı, kötü kolesterolü düşüren Omega-3 yağ asitleri de içeriyor. Badem sütü aynı zamanda vücudu alkali de yapıyor.

Badem sütü magnezyum, selenyum, manganez, kalsiyum, fosfor, potasyum, çinko ve vitamin-e içeriyor. Bu mineraller paratiroid bezine, sağlıklı kemik gelişimine, sindirime, bağışıklık sistemine yardımcı olurken, e-vitamini de yaşlanmayı geciktirici etki gösteriyor. Bademin diğer vitamin mineral değerleri için wikipedia’ya bakabilirsiniz.

Muhteşem bir kalsiyum deposu olan badem 100gramında 264mg kalsiyum içeriyor. Süt alerjisi olanlar, kemik erimesini önlemek için, çiğ beslenme (raw food) kürlerinde süper gıda olarak tüketilebilir. Burada dikkat edilecek nokta tüm çiğ yemişleri yemeden önce en az 8 saat suda bekletmek gerekiyor. Böylece içinde doğal olarak bulunan bitkisel toksinler etkisizleşiyor.

Badem sütü tarifi:

Malzemeler:

1 bardak su bardağı çiğ badem (Datça Bademi)

4 bardak su bardağı içme suyu (2 bardakla daha koyu, 4 bardakla daha az yoğun bir süt olur)

Toz tarçın

Tatlandırmak için bal, pekmez
Sürahi

Tülbent veya beyaz diz altı ince kadın çorabı

Mikser (700Watt gibi yüksek devirli mikserlerde daha pürüzsüz bir süt elde edilebiliyor)

1- Bademleri akşamdan suya koyun. (en az 8 saat, 24 saate kadar bekletebilirsiniz)

 

2- Sabah bademlerin suyunu süzüp kabukları ile birlikte, içme suyu ile miksere koyup 2 dakika kadar karıştırın.

Ben vaktim varsa kabuklarını soyuyorum. Bazı kaynaklarda badem kabukları barsaklarımız için toksik olarak geçiyor.

Not: Bugün wikihow’da gördüm. Bademlerin kabuklarını önceden de soyabilirsiniz. Bunun için çiğ bademi 1 dakika boyunca kaynar suya koyup çıkarmanız gerekiyor. Sonra kabuklarını kenardan sıkınca hızlıca çıkıyorlar. İnatçı kabuklar için kabuğu tırnaklamanız gerekebilir. En yakın zamanda badem sütü yapmadan deneyeceğim.

3- Sürahinin ağzına koyduğunuz ince tülbente bu karışımı dökün kabuklar ve posa tülbentte kalacak şekilde süzün. Temiz elinizle tülbenti iyice sıkın.

Ben genelde süzgece bir tülbent koyup kaseye süzüyor ve saklayacağım kavanoza aktarıyorum.

4- Yıkadığınız mikserde badem sütünü biraz tarçın, istenirse doğal vanilya, bal ya da pekmez, çikolatalı olması için de bir kaşık keçiboynuzu tozu ile tekrar karıştırın. Resimdeki badem sütünde süper gıdalardan goji berry ve muz var.
Alternatif olarak geceden ıslattığınız kuru hurmaların çekirdeklerini çıkarıp hurmalı shake de yapabilirsiniz. Aynı şekilde muz da eklenebilir. Badem sütünü bir de bir avuç ıspanak ve muz ile gününüze enerjik bir başlangıç yapmak için deneyin!

Badem sütünüz buzdolabında 3 gün tazeliğini korur. Badem posasını buzdolabında 2 gün dayanır. Sonradan kullanacaksanız dondurabilirsiniz.

Badem sütünü kullanabileceğiniz yerler:

Kahve ve çay içerken süt yerine, puding veya yemeklerde, yeşil içeceklerinizde, smoothielerde, dondurma yaparken, krep yaparken kullanabilirsiniz.

Badem posasını kullanabileceğiniz yerler:

Badem helvası, çikolata, kurabiye, kek yaparken, böreklerde peynir yerine, salatalarda kullanabilirsiniz.

Diğer kuruyemiş sütleri:

Her zaman çiğ kuruyemiş veya tohum kullanın.

Eğer susam sütü yapmak isterseniz tarifi aynen badem sütü gibi, geceden ıslattığınız ve yıkadığınız 2 yemek kaşığı çiğ susamı, 3 bardak su ile mikserden geçiriyorsunuz.

Kendir ya da kenevir (hemp seed) sütü için geceden ıslattığınız ve yıkadığınız 2 kaşık kendiri 3 bardak su ile mikserden geçiriyorsunuz.

Kaju sütü yapmak için badem sütü tarifinde kaju kullanabilirsiniz. Kajuları da 4-8 saat suda bekletmek gerekiyor.

Fındık ya da ceviz sütünü de aynı şekilde yapabilirsiniz.
Benim en favori kuruyemiş sütüm badem sütü. Ama bir kere denediğim fındık sütünün kokusunu ve tadını unutamıyorum. En yakın zamanda taze fındık elime geçsin hemen deneyeceğim. Peki sizin en favori kuruyemiş sütünüz hangisi?

 

Soya Sütü:
Zengin ve kremamsıdır.Her şeye uygundur, direk içilebilir, pişirmede, fırında kullanılabilir. Sıcak içeceklerde kesilebilir. Her zaman organik soya sütü kullanın.

Pirinç Sütü:
İnce ve suluca bir yapısı vardır. Hafif ve doğal olarak tatlı olduğundan sabah gevrekleri üzerine ve yemek pişirmede kullanılabilir. Ancak sıcak içecekler için çok suludur.

Kendir Sütü:
Kremamsı ve diğer bitkisel sütlere göre çok yoğun aromalıdır. O yüzden sıcak içeceklerde tercih edilmez. Yemek pişirmede iyidir.

Yulaf Sütü:
Kremamsı ve doğal olarak tatlıdır. Pişirmede çok iyidir ama fırında pişirmek için biraz ağırdır. Evde kolayca ezilmiş yulafları su ile pişirip, soğutup ardından süzerek yapılabilir.

Badem Sütü:
Kremamsı ve hafif bademsi tat içerir. Çayda ve kahvede, yemek pişirmede ve fırında pişirmede çok iyidir. Evde geceden bademleri suda bekletip, sonra mikserden geçirip süzerek kolayca yapılabilir. Tatlandırılabilir.

Fındık Sütü:
Hafif ve fındıkımsı tadı vardır. İçecekler ve hafif tatlılarda çok iyidir fakat yemek pişirmede ve fırında pişirmeye uygun değildir. Evde geceden fındıkları suda bekletip, sonra mikserden geçirip süzerek kolayca yapılabilir.

Hindistancevizi Sütü:
Pürüzsüz, taze olup ve çok yoğun aromalı değildir. Az yağlı inek sütüyle karşılaştırılabilir. Her türlü kullanım için uygundur. Özellikle gevrekler üzerine, sıcak içeceklerde ve smoothielerde çok iyidir.

Kaju Sütü:
Pürüzsüz, kremalı hafif fındıkımsı ve tatlıdır. Pişirmek için, tatlılarda ve krema yapmakta çok iyidir. Evde geceden kajuları suda bekletip, sonra mikserden geçirip süzerek kolayca yapılabilir.

 

Şimdi sıra geldi badem sütlü tariflerime… Resimleri için Miliyet Blog galerilerime bakabilirsiniz.

Badem helvası:

 

Bir seneyi aşkındır badem sütü yapıyorum. Arta kalan posalarla pek çok şey yapılabiliyor. Badem sütümü yaptıktan hemen sonra çocuklar badem helvası ismini verdiğim bu tarife bayılıyorlar. İçinde koyduğum çeşitli bağışıklık kuvvetlendirici yağları ve tozları da böylece kolayca yedirmiş oluyorum.

Badem sütü sonrasında kalan posa içine hindistancevizi yağı ve pekmezi çatalla tabakta ezerek karıştırın. İsteğinize göre içine toz tarçın, toz karanfil, toz zencefil, keçiboynuzu tozu, keten tohumu yağı, çörek otu tohumu yağı da koyabilirsiniz. Kaşıkla kayık şeklini verip buzdolabında dondurun. Donduktan sonra çıkarıp çıkarıp afiyetle yiyin.
Badem ezmeli enerji topları:

Badem sütü sonrasında kalan posa içine hindistancevizi yağı ve pekmezi çatalla tabakta karıştırın. İsteğinize göre içine toz tarçın, toz karanfil, toz zencefil, keçiboynuzu tozu, keten tohumu yağı, çörek otu tohumu yağı da koyabilirsiniz.

Karışımı bu sefer badem helvası tarifindeki gibi dondurmak yerine kuru kayısı, hurma, incir gibi kuru meyveler ekleyip yuvarlıyoruz. Sonra hindistancevizi ya da susama bandırıp küçük toplar yapıyoruz. Çocuklarınız gidip gelip yiyecek bu şekersiz enerji toplarını. Afiyet olsun!
Badem sütlü krep:

 

Bu tarif için önceden tarif ettiğim gibi badem sütü hazırlamanız gerekiyor. Hazır badem sütlerini içerdikleri katkı maddeleri ve şekerden dolayı tavsiye etmiyorum. En güzeli evde kendinizin hazırlaması.

Hayvansal ürünler kullanmıyorsanız ya da evde malzeme yok ve çocuklar krep istiyorsa bu tarif size göre…

 

Yumurta ve inek sütü içermeyen krep:

-2 bardak badem sütü

-1 bardak tam buğday unu

-1 yarım çay kaşığı tuz

-1 çay kaşığı karbonat

-1 yemek kaşığı keçiboynuzu tozu

-1 çay kaşığı tarçın

-1 yemek kaşığı zeytinyağı

 

Hepsini karıştırın, krep karışımı sahlep kıvamından biraz suluca olacak. Eğer çok sulu oluyorsa o zaman daha fazla un ekleyebilirsiniz. Yapışmaz kızgın az yağlanmış tavada krep halinde pişirin.

 

Tarifi karbonatsız yaparsanız lavaş ekmeği gibi oluyor ancak karbonatla daha hızlı pişiyor. Resimde soldaki karbonatlı, sağdaki karbonatsız krepler.

Önemli Not: Yeterli kalsiyum almak için beslenmenizde sadece badem sütüne dayanmayın. Unutmayın ağırlıklı olarak koyu yeşil yapraklı sebzeler her zaman en yüksek kalsiyum miktarını içerir. Beslenmeyle ilgili daha fazla bilgi içinwww.beslenmebulteni.com‘dan Prof. Ahmet Aydın’ın yayınlarını takip edebilirsiniz.

Yapışmaz tavalara uzun süredir tefal kaplamalardaki zararlarından dolayı uzak duruyorum. En son 2 sene önce tüm tefal tavalarımı vermiştim. Son bir senedir aldığım pahallı seramik tavalar sıkça krebi yapıştırıp yüzeyi bozulmaya başladı. Evdeki çelik tavalarımda denedim çok yağlı oluyor. Sonunda dayanamadım tekrar bir tefal kaplama aldım. Neyse ki krebi çok sık yapmıyoruz. Tefalsiz ince krep yapabilen var mı?

Başak Pirtini

Doğal Anneyim Blogum: dogalanneyim.blogspot.com
Facebook Doğal Anneyim Sayfam: www.facebook.com/dogalanneyim
Facebook Doğal Anneyim Grubum: www.facebook.com/groups/dogalanneyim
Instagram: www.instagram/dogalanneyim
Twitter: www.twitter.com/dogalanneyim

Köpek ve kedi bloglarım:
Bashico Blogum: bashico.blogspot.com
Kopeklerveinsanlari.com 

Provence- Alpler- Cote D’Azur’da…

Cote d’Azur “mavi kıyı”  Fransız Rivierası da denilen bölge. Provence-Alpes-Cote d’Azur bölgesinin bir parçası .Fransa’nın Akdeniz sahillindeki 18.yy dan beri önemli yazlık bölgesi. Nice-FranceSadece görmek istediğim değil, uzun uzun kalıp yaşamak istediğim yerler.Doğa, kültür, tarih,sanat, eşsiz lezzetler,muhteşem plajlarıyla ünlü festivaller beldesi, sahil şeridi, ve Alplere dayanan, koruma altına alınmış, orta çağdaki haliyle yaşayan minik yerleşim beldeleri.Hepsi birbirine çok yakın içiçe denebilecek mesafe de olağanüstü güzel yerler.Provence-Alpesİtalyan sınırına geçince İtalyan Rivierası başlıyor.Ama Fransız sınırları için de de İtalyan kültürünün etkisi,izleri, çok.. Çünkü bölgenin çoğu yerinde 18.yy la kadar İtalyan hakimiyeti varmış. Hala konuşulan ortak bir dilleri var.Provance kültürü  de böyle doğmuş.Şarapları doğal yetiştirilen sebzeleri,meyvaları, fesleğenleri, zeytiyağları, ile Provance Mutfağı çok ünlü, lezzetli.Lavantaları özel kokulu sabunları ile de çok bilinen bölgede yaşamın çok farklı güzellikleri bir arada. Güneşin renginin çok parlak olduğu bu yerlerde, özellikle emprosyonist ressamlar uzun, uzun yaşamışlar, çok ünlü esereler bırakmışlar.Her köşe heyacan verici,tariihi, artistik anılarla, güzelliklerle dolu.

10513380_10152624127624311_5888305507146301926_n

Bu sene Haziran ayında;  bu kültürü iyi bilen, bölgede  bulunmuş, Paris’de uzun seneler yaşamış çok sevgili arkadaşımız Raffi, çok özel dost, tatlı eşi Arlet  ile bir tatil planladık. Çok güzel geçti, umduğumuzdan çok daha keyifli, sürprizli, neşe, keyif dolu günler geçirdik. Gördüğümüz, gezdiğimiz yerler, tattığımız lezzetler kadar, bir o kadar da göremediğimiz, gezemediğimiz yerler listesi ile; tekrar tekrar gidip, uzun uzun kalmak dileklerimizle geri döndük. photo-11-540x544Raffi bize gittiğimiz her yerin, hatta gidemediklerimizin bile, tarihini, sosyal yaşamını, özellikle mutfak kültürünü, özel lezzetlerini tatlarını tariflerini de vererek, anlattı. Anlattıklarını bölgede yaşamış, yazarlar, düşünürler, ressamların anıları ile örnekledi. Bölgede yaşayan akrabalar, dostlarla da buluşunca seyahatin keyfi daha da arttı. Onun için anlatacak çok şey var.Başlamakta toparlamakta zorlanıyorum, ama gönlüme, aklıma ilk geldiği gibi paylaşacağım. Bakalım ne kadar, başarılı olacağım; bilmiyorum. Ama biliyorum ki bir kere de değil, bir kaç bölüm de yazmam lazım. Bu güzel anılar hep yaşasın. Seyahata Lyon’dan başladık. Havaalanından kiraladığımız arabamızla önce Marsil’ya ya geldik.

1369344059250

10442430_10152624122894311_8751349575460446145_nMarsilya’ya uğramamızın en önemli nedeni arkadaşlarımızın uzun süredir görmediği kuzeni ile buluşmak, beraber akşam yemeği yemek idi. Marsilya’ya daha önce de gitmiştim. Şehrin önemli yerlerini gezmiştim.Bu seyahatimizde önce şehir merkezine ve limana çok yakın olan otelimize  yerleştik. Sonra da  sevgili kuzen Talin’in rezervasyonu ile sahilde bir restorana doğru yola çıktık, trafik çok yoğundu, otoparklar da yer bulmak zordu. Gideceğimiz yere geç ulaştık, ama çok güzel bir akşam geçirdik. 47245_10152624123069311_3850841078106056346_nDenizin üstünde , nerdeyse suların içinde ki restoranımız O’Pedalo da çok lezzetli yemekler yedik. Gündüz plaj olan restorantın önünde herkes gece de denize girip eğleniyordu.Hepimizin yedikleri, özellikle değişik sosları ile deniz mahsulleri çok güzeldi.Yediklerimizi özellikle sosları Raffi ile deneyeceğiz, sizlerle de paylaşırım. Restorant çok kalabalık ve neşeli idi. Arlet’in seneler sonrası kuzeni Talin  ile buluşması çok güzeldi.

10530837_10152624123339311_4449026684565985025_nSenenin 300 günü güneşli olduğu söylenen Marsilya’da ikinci  gidişimde  hava kapalıydı.Bu tarihi liman şehrini daha sonra anlatmak üzere yazıma devam ediyorum.Sabah çok cezbedici olmayan liman kafesinde kahvaltımızı edip Nice’e doğru yola koyulduk.Yol üzerinde Avignon’a uğradık. Senelerce, özellikle çocukluk yıllarımda  Zeynep Oral‘dan okuduğum, hayranlık duyduğum hep oralarda olmak istediğim; ünlü tiyatro festivallerinin yapıldığı ortaçağ kenti. Avignon rüya gibi, hayal ettiğimden daha güzel, etkileyici idi.

avignon-7

Fransa’nın güneyinde, Provence bölgesinde yer alan AVİGNON, küçük olmasına rağmen tarihi binaları, tüm etrafını saran surları, dünyaca ünlü köprüsü ve tiyatro festivaliyle biliniyor. Değişik yerleri keşfetmek isteyenler için Avignon gerçek bir hazine. İster şehrin dar sokaklarında dolaşın, ister çevresindeki Luberon, Camargue gibi bölgeleri gezin, sıkılmaya hiç vaktiniz olmayacak. Tarihi ve çoğrafi güzelliğinin yanı sıra güneye has lezzetlerle (zeytinyağı, sarımsak, defne, kekik, fesleğen) pişirilen sebze, et, av eti ve balıklardan oluşan Provence mutfağı da son derece ilgi çekici. 10501622_10152624129474311_4985806590840659420_nŞarap meraklıları için özel bir yeri olan Avignon, aynı zamanda da ünlü Cotes du Rhone şaraplarının üretildiği bölge. Chateauneuf du Pape, Gigondas, Tavel ve Cotes du Rhones dünyaca bilinen şaraplardan bazıları.
Rhone Nehri’nin önünden geçtiği Avignon, önemini 12. yüzyılda inşa edilen köprüsüyle pekiştiriyor. 14. yüzyılda ise Papaların kullanım için; Avignon’a yerleşmesiyle şehir, Roma kadar üne kavuşmuş. Avignon büyüdükçe surların dışına taşmış. 14. yüzyılda inşa edilen surlar 4 kilometre uzunluğunda ve 39 kule ile yedi ana kapıya sahip.

 

SAINT BENEZET KÖPRÜSÜ
Avignon tarihinin en önemli eseri olan Saint Benezet Köprüsü, tüm dünyada adını taşıyan şarkısıyla biliniyor. İnşaatına 12. yüzyılda başlanan köprünün bugün sadece yarısı ayakta kalmış durumda. Rhones Nehri’nin taşkın sularından birkaç kez zarar gören köprü 17.
yüzyıldan itibaren kendi haline bırakıldı.images (3)
UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde yer alan köprünün bugün sadece üç ayağı mevcut.
Köprünün adı ise genç çoban Benezet’ten geliyor.
Rivayete göre İsa, 1177 yılında Benezet’ten Rhone Nehri’nin üstünde bir köprü inşa etmesini istemiş. Köprünün ünlü şarkısı Sur le Pont d’Avignon (Avignon Köprüsü’nün Üstünde) tarihçesi bilinmese de Fransız besteci Adolphe Adam’ın 1853’te yazdığı Le Sourd ou l’Auberge pleine operetiyle bugünkü ününe kavuştu.
Avrupa’nın en büyük gotik sarayı olan Le Palais des Papes, 14. yüzyılda Papaların Avignon’u merkez seçmesiyle inşa edildi. 15.000 metrekare üzerine yayılan sarayda 20 değişik bölüm geziliyor. Bunlardan en enteresanı ise Papaların yatak odası olan bölüm. Bu bölümdeki duvarlar, ünlü İtalyan sanatçı Matteo Giovannetti’nin freskleriyle süslü. Yılda 650 bin kişinin ziyaret ettiği saray, Fransa’nın en çok gezilen 10 tarihi binasından biri. 1309 ile 1423 yılları arasında sarayda yedi papa yaşamış.
Sarayın tam karşısında ise L’Hotel des Monnaies binasını görebilirsiniz. Bu bina 2007’ye kadar konservatuvar olarak hizmet vermiş.

avignon

 

AVIGNON TİYATRO FESTİVALİ 
Ünlü tiyatrocu Jean Vilar tarafından 1947 yılında kurulan Avignon Tiyatro Festivali, her sene temmuz ayında yapılıyor. 800 eserin sergilendiği festival, 570 bin kişi tarafından izleniyor. Festival ayı boyunca sokak gösterileri de gece geç saatlere kadar izlenebiliyor…
images (4)Avignon’da köprü ve Papaların sarayını gördükten sonra işin en keyifli yanı kalıyor geriye. Surların içinde yer alan küçük sokaklarda yüzlerce konak var. Papalar döneminden kalan bu konakların bahçeleri de görülmeye değer. Müzelerindeki zengin koleksiyonlar ise Avignon’un Papalar sayesinde kazandığı ihtişamı yansıtıyor. Bu müzeler arasında Petit Palais Müzesi, 18. ve 19.
yüzyıllara ait koleksiyonları ile mutlaka gezilmesi gerekenlerin başında yer alıyor.
Fransa’nın en önemli 32 müze listesinde yer alan Calvet Müzesi ise 28 bin eseriyle görülmeye değer bir başka yer. Van Gogh, Cezanne, Picasso gibi çağdaş sanatçıların eserleri ise Angladon Müzesi’nde sergileniyor.

934754_10152624134669311_4819905195026170170_n

 

10440752_10152624131404311_4059578910456835159_nÖğle yemeği için Provence ve Fransız mutfağının çok kaliteli yemeklerini yiyebileceğiniz çok şık restorantlar çok. Biz tercihimizi yorulduğumuz bölgede yaptık.Papa Sarayının hemen yanındaki meydanda La Boucherie’yi tercih ettik.Menüsü çok güzeldi,  gelen her şey de çok lezzetliydi. Adından da anlaşılacağı gibi etleri muhteşemdi. Raffi çok özlediği, Araignee’yi çok severek ve beğenerek yedi. (çok özel bir et, hayvanın boyun kısmından yapılıyor, çok düzgün görünüşlü olmadığı için örümcek diye adlandırılmış.)10426646_10152624130904311_3577601243213855859_n Ben genel tercihim salata seçtim, ama kaz ciğerli olandan.  Bütün seyahat boyunca yenilenler içilenler hep bölgenin özelliklerini taşıyan çok lezzetli tercihlerdi..Hepsini anlatmak ayrı bir yazı ve gezi konusu olabilir. Bazılarını zaman, zaman paylaşmaya çalışacağım.Hamburgerleri diğer etleri,salataları da çok beğenildi.

. Bain-Marie, Regine Viaud ( mönüsündeki en ünlü yemek  karidesli siyah rizotto) Christian Etienne, şıklığın ve zarafetin buluştuğu restoranlar olarak biliniyor.  Hepsinde provence bölgesinin özel yemeklerini yiyebilirsiniz.10458450_10152624133174311_8767143591858308993_n

Alışveriş yapmak için otomobillerin girmediği Joseph Vernet ile St Agricol Sokaklarındaki mağazalara bakabilirsiniz. Ünlü markaların satıldığı dükkânların yanı sıra Provence bölgesine has olan kumaş, seramik ve çanak çömlekleri de göreceksiniz. Meşhur su değirmenleriyle Rue des Teinturiers Sokağı da mutlaka görülmesi gerekenler arasında.
Avignon’u yorulmadan gezmek isteyenler ise Le Palais des Papes Sarayı’nın önünden kalkan turistik trene binebilir. 120 kişilik trenler, şehrin tüm önemli bina ve sokaklarından geçiyor. Ayrıca nehir gezileri de yapılabilir..Eski çarşının içinde Lavanta Butik’de özel pano önünde fotoğraf çektirebilirisiniz.

467025

Avignon’da keyfimiz,  müthişken,   Raffi ve Arlet bize çok güzel bir sürpriz yaparak harika bir Provence beldesi Pellion’a götürdüler.Nice yolunda; Nice’e 20 dakika mesafede, tepelerde;   ortaçağ dönemindeki haliyle, muhteşem manzaraları ve doğasıyla, kaldığımız çok özel oteli ve otelin şeflerinin müthiş sunumu ile hiç unutmayacağımız çok özel bir gün daha geçirdik.Bir sonraki yazımda anlatmak üzere sevgiler, sevgiler….