Derya Gönülden İsteyince

Sevgili Derya Türkkorkmaz ile ilk Kagider Oryantasyon’da tanışdım. O gün katılan tüm yeni arkadaşların hepsi ayrı bir değer oldu benim için. Hepsini yazacağım dedim. Zaman içinde hepsini biraz daha tanımak istedim, hepsi ile çok güzel anlarımız buluşmalarımız hep oluyor, böylece yazacaklarım da biraz daha artıyor, derinlik kazanıyor.

Bugün Derya’yı anlatmak istiyorum. İlk gördüğüm, ilk dinlediğim andan itibaren beni de grubu da  çok olumlu etkiledi, ve hepimiz her anlattığını hayranlıkla dinledik. Çok genç, pırıl, pırıl, gözlerinin içi parlıyor, ve gülerek içten, yüreğimize dokunarak bakıyor.Hem iş hayatında, hem sosyal çalışmalarla  yaptıkları ve de yapmak istedikleri çok değerli önemli katkılar yaratıyor. Hem de  mutlu bir evliliği ve iki oğlu var. Tümü bir arada olunca başarı  daha kolay geliyor, zaten.Gençlere kariyer seçme aşamasında yardımcı olmak gibi çok önemli bir misyonu var. Genelde yaptığım gibi,Derya ‘yı da  biraz kendi  anlatıyor, biraz ben, biraz da resimler.

Derya 1998 yılında İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun olduktan sonra dil eğitimini tamamlamak için İngiltere’ye St. Oakland Collage’a gidiyor. İş hayatına 2000 yılında Uzel Makine AŞ’de Dış Satışlar departmanında Uzman olarak başlamış, 2003 yılında Xerox Büro Makineleri AŞ’de sırasıyla Planlama Uzmanı- Bayi Kanal Satış Uzmanı ve Bayi Kanal Satış Müdürü pozisyonlarında görev almış. 2008 yılında Kelly Services İnsan Kaynakları firmasının Ülke Satış Müdürü, 2009 yılında Genel Müdürü olmuş. 2010 yılı Ocak ayında Kelly Services’in Türkiye’den çekilmesi kararı ile Derya’nın hayatında yepyeni bir sayfa açılıyor. Çünkü Derya çalıştığı şirketini satın almaya karar veriyor.Bunu onun anlatımından aldım.

Bence Derya gönülden öyle bir istemiş ki, gerisi gelmiş ………….

“Oradaki hikaye; Kelly Services İnsan Kaynakları ve Danışmanlık şirketinde 1 yıllık genel müdürken ve herşey çok iyi gidiyorken global krizin çıkması ve firmanın gidiyoruz demesi ile başladı.

Yıkıldım tabii. Yaptığınız heykeli birinin balyozlaması gibi birşey.. Başkanı aradım ve bana satın şirketi dedim..

Firma 66 yıllık tarihinde hiç banka kredisi kullanmayan, hep likidde kalan ve karlı olmayan hiçbir yerde zaman kaybetmeyen

çok dinamik ve bir o kadar da muhafazakar bir yapıdaydı. Kalsalar dayanırlardı ama riski sevmiyorlardı. Bizimle birlikte Ukrayna, Finlandıya ve İspanya’dan da çıktılar..

Benim olduğum 1 yıllık yönetimde çok yol katetmiş bir büyük bankanın  ve aynı zamanda IMF ve Dünya Bankası’nın ihalesini kazanmıştık.

Firmanın durmu çok pozitif ilerliyordu ve bunu da görüp gerçekten çok defalar takdir ettiler. Ama dediğim gibi beklentileri yüksekti ve kriz gelmişti.

Benim gördüğüm onların göremediği birşey yoktu aslında. Bir yıllık yönetimim süresince kazandığım başarı, işime duyduğum sevgi ve inancımdı beni güdüleyen. Biraz da deli cesaretiydi galiba!

Sağolsun eşim de çok destek oldu bu süreçte.. Bir de kader seçimdir bana göre. Kaç kere böyle bir kavşağa gelir ki insan.. Ve tarihlerinde ilk kez bir çalışanlarına şirketi sattılar. Krizin göbeğinde danışmanlık firması almak çok riskliydi. Zor ve uykusuz bir yıl geçirdim ve sonrasında krizi atlattık. Tabii dümen sağlamlaştı, ustalığım arttı ve fırtına azaldı. Sevgili eşim Oğuz’un çok sevdiğim bir lafı vardır: Hayatta neyin hayır, neyin şer olduğunu bize zaman gösterir der. Bir şeye çok üzüldüğüm için sonradan üzüldüğümde bu lafı hatırlamışımdır hep. Gerçekten bir kapı kapandığında bir diğeri açılıyor.. Yeter ki niyet iyi olsun. En büyük derdim işimi nasıl daha iyi yaparım, nasıl fark yaratırım oldu hep..

Birikimler gitti, kredi de kullandık biraz da onlar destek olup vadeye yaydılar ve çok şükür bugünlere geldik.

Ve hala Kelly Services’in Türkiye’deki straejik ortağı olarak devam ediyoruz.

Birlikte çalıştığım insanlar harika.. Ailem gibiler.. Çok seviyorum onları…

Şans mı denir, başarı mı denir, bal mı denir hikayeme bilemem ama benim reçetem:

Hedeflemek, planlamak, çok çalışmak, pozitif düşünmek, paylaşmak ve şükretmek.

Bir yandan akademik alanda da ilerlemeye devam ediyorum. İstanbul Üniversitesi’nde kariyer danışmanlığı yüksek lisansı yapıyorum. Öğrencilerle konferanslarda tecrubelerimi paylaşıyorum. Yeni mezun birsürü gence ücretsiz kariyer danışmanlığı yapıyorum ve çoook mutlu oluyorum.. Bana göre; mutluluk da, başarı da, para da paylaştıkça çoğalır..

5 ve 10 yaşlarında iki oğlumuz var. Evcimenimdir, aile hayatta en değer verdiğim, en huzurlu ve güvende hissettiğim yerdir, benim için çok önemlidir..Yemek yapmayı ve yeni ülkeler görmeyi severim. TED konferanslarını izlerim zaman buldukça. Yeni trendler, teknolojiler, belgeseller, fantastik bilim kurgu filmler ve uzay bilimleri her zaman ilgimi çeken konular olmuştur. Kişilik olarak kanaatkar bir yapım vardır, şikayet eden biri değilimdir. Genelde pozitif ve proaktif düşünürüm. Çocuklar konusunda çok hassas bir yapım var. 2 yaşındaki çocuğunu saçından kavrayıp havaya kaldıran bir çingene gördüğümde arabayı trafikte durdurup inip kadını ittiğim ve çocuğu elinden aldığım olmuştur. Bu tamamen dürtüsel ve içgüdüsel, mantığımı yitirdiğim yer.. Gerçekten dengem alt üst oluyor çocuklarla ilgili kötü bir haber okuyup izlediğimde. Ama ne faydam oluyor, hiç.. Gençleri eğitelim destek olalım, yeni nesillere yatırım yapalım istiyorum. Mevcudu değiştirmek çok ama çok zor..Ama gelenleri eğitebilir ve gelecekte daha iyi insanların olduğu bir toplum olabiliriz diye düşünüyorum..”

Derya çok genç, umut dolu, sevgi dolu, neşe dolu,ve paylaşmak için Kagider’de

Onu ilk tanıığım gün yandaki notu  yazmışım.

Derya Türkkorkmaz da tam hiperaktif yapısı, fütürist yaklaşımı,  sahip olduğu İnsan Kaynakları şirketinin  kuruluş öyküsü, sosyal çalışmaları ile dinlerken yorulduklarımızdan, harika ışıl ışıl gözleriyle müthiş yoğunluğuna Kagider’i özellikle Genç Kagider’i keyifle ekledi. X Kuşağı, Y Kuşağı ile ilgili bizlerle özel  paylaşımlar yapacak, söz verdi. Aramıza katıldığın için çok mutluyum, Derya. Hem gençlerin hem bizlerin senden çok öğreneceği şeyler var.İyi ki seni tanıdık, tekrar hoşgeldin. Sevgiler, sevgiler

Rüzgarı Arkasına Alınca

İzmir’in kadınları bir başka güzel, cazibeli çekici. Daha özgür ruhlular, daha özgüvenleri  yüksek. Sevgili arkadaşım Ferda Boyar‘da tipik, özgür ruhlu, İzmir kızı.

Yaşamdan keyif almayı,tutkularının, heyacanlarının arkasından gtmeyi sevenlerden.Böyle olunca da çok dolu, dolu hep hareketli adrenali yüksek bir yaşam hikayesi var.Emeklilikten sonra girişimci olanlardan. Girişimci olmadan hem doğduğu yaşadığı şehri değiştiriyor.Sonra da  kendi işini kuruyor.Ferda’nın özgür, korkusuz, heyacanlara açık  ruhunun en güzel göstergelerinden biri  de iyi bir motorcu olucu. Hem de göstermelik değil, sıkı bir motorcu. Arkadaşımı Kagider’e girdiği günden beri tanıyorum. Birbirimize hep yakın olduk, işlerimiz aynı sektörde, Kadıköy yakasında aynı grupdayız, beraber seyahatler ettik. Her sene Bodrum’da buluşuyoruz.Heyacanlarının tutkularının peşinden gidişini hep zevkle mutlulukla takip ediyorum. Ferda’yı Harley’ci  Girişimci arkadaşımı biraz ben anlatacağım, biraz resimler, biraz Ferda. Siz de okuyunca motorunuzla rüzgara doğru özgürce sürme hevesine kapılabilirsiniz, bence.

 Ferda’ nın hikayesinde öncelere gitmedik. Girişimci olma kararı aldığı, günlerle,yepyeni bir sayfayla, yeni bir  dönemle başladık. 2004 ve İstanbul.

“Bankacılık ve Gemicilik Şirketinde 20 yıl çalıştıktan sonra 2004 yılında emekli oldum.En Son çalıştığım şirket nedeniyle İzmir’den o güzel İzmir’den sonra Büyülü Şehir İstanbul’a yerleştim.Zaten hayalim hep İstanbul’a yerleşmekti .İstanbul’a yerleştikten sonra emekli olup kendi şirketimi kurmaya girişimci olmaya karar verdim.6 aylık bir araştırma sonucunda Mali Müşavirlerim bana Geleceğin Sektörü Emlak işini yapmamı söylediler.2004 Aralık ayında Remax Altunizade Deniz ofisini açtım.

Tabii zor bir dönem Emlak işi Çevre ve Yer Bilgisi gerektiren bir iş.Remax’da koşuşturmalarla geçen koca 5 yıl .Fakat bu işi öğrenmek için Remax doğru bir adresti.Zorlandığım ve keyifaldığım bir dönemdi.Kadın olmanın verdiği zorlukları ve kolaylıkları yaşadım.Rotary gibi büyük  bir Sivil Toplum Örgütüne ve Kagider’e üye oldum.Çok doğru yerlerde olduğumu zamanla daha iyi anladım.Aynı dönemlerde Harley Davidson 

(Harley Owners Grup ) HOG grubuna üye olup Sporster 883 C model motor alıp hayatımın yönünü değiştirip bir hobi edindim.Adrenalin ve Rüzgar muhteşem vazgeçilmezim oldu.Uzun seyahatler ,yurtdışı seyahatlere katılıyorum.İnanılmaz keyif alıyorum.Benim çocukluğum motor üzerinde geçti.Babamda bir motorcuydu.Zannedersem beni çeken genler var !

Remax ile başladığım hayatıma 5 yıl sonunda Remax Franchıse’ı bitirdim .Kendi şirketim Mare Real Estate’i kurdum.Bunun yanında Rennak Nakliyat Gay.Yat.Dan.Ltd.Şti’ni kurup nakliye işine girdim.5 tane Treyler aldım.Ayrıca Partnerimiz olan Reks Frigo Kont.Hizmt.şirketine Finans ve Muhasebe Danışmanlığı yapıyorum.

Motorcu hayatıma gelince 2008 yılında İtalya’dan ST.TROPEZ ‘e Harley Festivaline gittik. 16 günlük bir seyahetti.

Yunanistan Turlarına katılıyorum.2011 Eylül’de yine İtalya’dan Cortina,Avusturya faaker see Harley Festivaline ordan yola devam edip Budapeşte ,Sırbıstan,Bulgaristan,Türkiye çok keyifli bir o kadar da yorucu 10 günlük bir tur yaptık.2012 yılı Mart ayında Amerika’ya Daytona Harley festivaline katılmak üzere Florida’ya gittik.15 Günlük bir seyahatti Daytona Harley festivalinde hayatımda bir daha bu kadar çok Harleyci’yi birarada göremem  heralde diye düşünüyorum.7 gün Florida eyaletini Harley Motor Kiralayarak gezdik.” 

Sevgili Ferda beni kırmadı, Harley’i ile olan öyküsünü, girişimciliğini özetledi. Kısacık, anlatımında başarısının, sırları hep satır aralarında var. Doğru zamanlarda, iş seçimi, sosyal faaliyetlere katılımları, kendi arzuları tutkuları hepsi birbirini tamamlayan bir bütün.İş kurup, hızla başarılı olmasındaki  en önemli etken de  daha önceki  profesyonel çalışmalarındaki deneyimleri, sonra iş kurmaya karar verirken, konusunda başarılı bir markayla işbirliği yaparak başlaması. Hepsinin önünde özgür, özgüveni yüksek, kararlı, planlı, bilinçli,  tutumu.Ferda artık belli bir olgunluğa geldiğini hissettiğinde kendini rüzgarın önüne bırakmaktan çekinmiyor, ve başarı da onu takip ediyor.

Bu rüzgarın içinde büyük aşkı, desteği İbrahim de var. Harley tutkuları onları birbirlerine çok daha iyi kenetliyor.Bu güzel, ortak tutku neticesinde işlerinde de birbirlerini tamamlama kararı alıyorlar.

Kızı Hazal en değerli enerji kaynağı,her zaman  yanında, yakınında. Güzel arkadaşımın hep enerji ,serüven başarı, heyacan dolu günlerde sevdiklerinle olması dileklerimle. Harley’i ona, işine yaşamına başarılarına, özgür ruhuna  çok yakıştırıyorum.                                Ben de samimi anlatımları çok değerli bulduğum  için, yazdıklarını olduğu gibi aldım. Tüm yeni iş kurmak isteği olanlarla gönülden paylaşmak için. Sevgiler, sevgiler

 

 

 

Mardin’in Güçlü Kadınları

Mardin’in  çok başarılı girişimci  kadınlarından yakından tanıdığım,altı tanesini özellikle, uzun uzun anlatmak istiyorum.İlk Mardin’li girişimci yazım sevgili Yasemin Kalya Künteci oldu. 2012 Yılının Bölgesinde Fark Yaratan Girişimcisi olan Yasemin’i ilk kez 2006 da tanıdım.

Sevgili ortağım Ayşe Lerzan’ın yakın arkadaşı ve hemşehrisi olan Yasemin bize ofise ziyarete gelmişti.O günler de işini henüz kurmamıştı. Bize 2.derece tarihi eser bir Han dosyası ile ilgili neler yapabiliriz diye sormaya gelmişti. Çok dost, samimi ve sıcakkanlıydı. Kafasında da bir sürü farklı proje vardı.Projelerin birbiriyle hiç ilişkileri de yoktu.Ben iş hayatında çok fazla dağılmaktan yana olmamışımdır. Hep içinde olduğum, tercih ettiğim, hedeflediğim işe bütün enerjimi kanalize edenleren oluğum için, bu birbirinden farklı projelerin nasıl hayata geçeceğinin, hangisinin öncelikli olacağını merakla bekler oldum. Ayşe’den Yasemin ile ilgili güzel haberler almak, çok mutlu eder oldu. 2012 yılının Girişimci Kadın ödülünü de alması harika oldu.Ödül gecesinde beraber olduk, kendisini  kutlamak , beraber sohbet etmek şansım oldu. Tanışmamızın ardından geçen altı seneden sonra da artık, Kagider etkinliklerinde biraraya gelebiliyoruz.Şaşırtıcı hikayesini hem ödül gecesi, hem de Temmuz  Kahvaltı toplantımız da kendinden çok esprili, akıcı anlatımıyla tekrar dinledim. Aşağıda da kendi anlatımıyla gönderdiği hikayesini paylaştım.Bu çok güçlü, özel kadının karpuz çekirdeği ile karpuz kadar iş diye benzettiği girişimcilik hikayesini sizlerin de şaşırarak, beğenerek  okuyacağınıza inanıyorum.

Sadece ‘Taş’ı Değil Anadolu’da Kaybolmaya Yüz Tutmuş Bir Kültürü Yeniden Gün Yüzüne Çıkaran Bir Kadın:

Yasemin KALYA KÜNTECİ

Hayatım 1965 yılında, bir medeniyet beşiği olan Mardin’de başlayıp; babamın memuriyeti sebebiyle Anadolu’nun başka şehirlerinde devam etti. Mardin’in ezan ve çan sesinin eşsiz beraberliği ile bu beraberliğe olan özlemim, beni bu şehre çeken en önemli faktördü. İlk nefes aldığı şehre âşık bir kadınım. İlk nefes aldığım şehirde, ilk nefes aldığım ev ise zihnimden hiçbir zaman silemediğim mimariye ve estetiğe sahip bir evdi. Belki de Mardin taşıyla inşa edilmiş bu evin geçmişime kazıdığı izleri takip ederek; bu gün Mardin taşı çıkaran bir girişimci olarak ülkeme ve memleketime hizmet vermekteyim.

Gelişen ülkemde ve giderek sınırların kalktığı dünyada, kültürler birbirleriyle yarışıyorken; yaptığım bu işin sadece taş çıkarmak olmadığının farkındayım. Zira Mardin de  taş evler ve bu taş evlerin üzerindeki tarihi taş oymacılığı sanatı; şehre kişilik katan, geçmişin ruhunu bugüne taşıyan, Mardin’i 2500 yıldır Mardin yapan en önemli özelliklerden biri.

Her şey bir saat kulesiyle başladı.

Maden ocağı kurma fikri, Tekirdağ / Çerkezköy İlçe Belediyesi’nin Mardin’deki taş saat kulesini görüp; bana, aynısını ilçe meydanına yapmak istediklerini söylemeleri ile başladı. Bu işten hiç anlamadığım halde, Doğu kültürünü Batı’ya taşıma fikri ve Mardin taşını tüm ülkeye tanıtabilme ihtimali bu işe başlamamda önemli en önemli faktördü.

Hayaller kurmaya başladım!
Belediyenin bu talebinin hemen arkasından geçirdiğim bir rahatsızlık sonucu bir ay boyunca Kütahya ve Bolu Devlet Hastanesi’nde kaldım. Gündüzleri yapacağım saat kulesinin hayalini kuruyordum fakat bir sorun vardı; kuleyi yapmak için taşa ihtiyacım olacaktı. Gündüzleri kuracağım taş ocağının hayallerini kuruyor, akşamları ise hasta yatağımda telefon görüşmeleri yapıp; Mardin de taşı çıkarabileceğim bir arazi araştırıp, bu işin nasıl yapılacağına dair bilgiler topluyordum.

Ardından, Saat Kulesi projesini uygulamak üzere Mardin’e geldim. Bir yandan saat kulesini inşa etmek için çalışırken, bir yandan da Mardin için ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Mardin’i gecekonduların ele geçirmekte olduğunu, yenileşme adına yozlaştığını, tarihi dokusunun tamamen bozulma sürecine girdiğini ve devletimizin bu durumu düzeltmek için Mardin’i eski yapısına kavuşturmak amacını heyecanla öğrendim. Yeni inşa edilmesi planlanan tüm binaların, Mardin’in eski dokusuna uyumlu olması için taştan yapılacağı ve restore edileceği söyleniyordu. , TOKİ’nin yapacağı bazı  inşaatlarda taş kullanılmasının mecburi olması, Hilton Oteli’nin taş ile kaplanacağı gelişmesi, Artuklu Üniversitesi’nin tüm kampüs binalarında taş kullanılması kararı, beynimde görünmeyen bir ampulün yanmasını sağladı. Bu gelişmelerin hepsi bir iş potansiyelini gösteriyordu. Ama tüm bu taş ihtiyacını karşılayacak bir taş üretimi henüz Mardin’de yoktu. Bu işteki potansiyeli görüp, kazançlı olduğunu düşünerek; bu dağlara verilecek  emekle hem Mardin’i güzelleştirmek ve ekonomisine katkıda bulunmak, hem de memleketimde istihdam yaratmak amacıyla Mardin’de bir maden ocağı açma konusunda girişimde bulunmaya hızla karar verdim. Uygun bölgeyi araştırarak tespit ettim.  Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne başvurarak; 99 hektarlık arazi için Mardin taşı çıkarmak üzere madencilik ruhsatı aldım.

Artık Mardin taşım vardı ama…

Böylece Mardin’de, yüzyıllar sonra Mardin taşı tekrar piyasaya girmiş olacaktı. Ancak esas mücadelenin şimdi başladığını bilemezdim. Artık taşım vardı. Ama onu nasıl çıkaracaktım? Elimdeki  sermaye, sadece taşı kesen bazı makineleri almama yetiyordu. Ama taş, öylece dağın içinde beni bekliyordu. Ruhsatlı ocağımdan taş çıkarabilmek için yol lazımdı. Elektrik, iş makinaları ve ustalara ihtiyaç vardı. Yol ve elektriğin ocağa getirilmesinin ardından satın aldığım kesme makinaları, kiraladığım bir loder ve 10 işçiyle işe başladım.

Devlet can suyum oldu!

İş pahalı bir işti. Param ve ipoteklerim de yatırımlarıma yeterli olmayınca imdadıma, Kredi Garanti Fonu (KGF) yetişti ve bana kefalet vererek; Halk Bankası aracılığıyla, eksik olan iş makinelerimin kredisini sağladı. Böylece  aylarca uğraştığım kredi sorunu da çözülmüştü. Bu arada, bana  nakit ihtiyaçlarım için tam zamanında can veren KOSGEB-CANSUYU kredisinden de söz etmeden geçemeyeceğim.

İlk müşterim Sabancı!

Bayramda ziyaretime gelen kızıma, küçükken okuduğum okulu gezdirirken; okulun hemen arkasındaki binada bir restorasyon çalışmasının yapıldığını fark ettim. Bekçiye burayı kimin yaptırmakta olduğunu sordum. Bana, buranın Sabancı Müzesi olduğunu ve Sabancılar tarafından restore edildiğini söyledi. “Size taş lazım mıdır?” diye sordum. Cevap şaşırtıcıydı. Bekçinin, “Hem de çok lazımdır” cevabının ardından sorumlu kişiyle tanıştım. İlk satışımı yapmıştım ve Sabancılar artık müşterimdi.

Bu arada yapmış olduğum saat kulesi bitti ve Tekirdağ Çerkezköy’de görücüye çıktı. Mardin, Türkiye’nin Batı’sında gururla 2500 yıllık tarihini, mimarisini ve ihtişamını sergiliyordu. Ancak bu benim için yeterli değildi. Mardin taşını tüm Türkiye, hatta tüm dünya öğrenmeliydi. Onu kendi anıtlarında, binalarında kullanmalı; Türkiye’nin derin kültürel kökleri, Mardin ustalarının taş oymacılığı sanatı, binlerce yıllık sivil taş mimarisi başarısı ile tanışmalı ve ona hayran kalmalıydı. Bu tanıtıma, iki web sitesi oluşturup; hem Mardin’i hem de taşımı tanıtan kataloğun basımıyla başladım. Taşımın fiziksel ve kimyasal özelliklerini 24.10.2008 de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı  Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’ne götürdüğüm numune ile  Analiz-Testlerini yaptırarak; çıkan değerleri web sitesi aracılığıyla ilgililerin bilgisine sundum. Kısa sürede çok sıkı bir çalışmayla, sektörün en iyi tanıtım platformu olan fuarlara hazırlandım. Eylül 2008’de üretime geçirdiğim taş ocağımdan çıkan taşları, Mardin’in okumamış ama heykeltıraş kadar yetenekli ustalarına oya gibi  işleterek; KOSGEB’in de değerli destekleriyle; 6 Kasım’da Diyarbakır Ortadoğu Fuarı’nda, 13 Kasım İstanbul CNR Natural Stone Fuarı’nda ve ondan sadece birkaç hafta sonra Şam’daki Marble Fuarı’nda ve İzmir Naturel Stone Fuarı’nda görücüye çıkardım. Artık Mardin taşı, fuarların gözbebeği haline gelmişti. Şam Fuarı’nda bu taşla gördüğüm ilgiyle; önce yakın bölgem ve Ortadoğu da, ardından da tüm Dünyada büyük bir potansiyelin beni beklediğini hissettim. Bu ilgi taşı isteklere göre işlemeye ve pazara sunmaya hızla beni itiyordu. Trend Dünya da natürel malzeme kullanımın artması yönünde idi. Bu da başka bir rüzgârımdı. Ocakta biriken taşların bazılarını siparişlerim doğrultusunda Diyarbakır da fason kestirerek pazarlamaya başladım. Şu an Türkiye’den ve Dünyadan mimarlar, yatırımcılar ve pazarlamacılar sürekli beni arayarak  ilgilerini göstermekte; projelerini bu taşı kullanacak şekilde oluşturmaktadırlar.
 

Hayallerim gerçek oluyor!
Fabrika hayallerim başlamıştı. Tası Mardin de kesip işlemeliydim. Onu da yaptım. Fabrikada kurdum. Artık taş Mardin de kesiliyordu. Öncelik, taşın yapıda kullanacak ustaların eğitimi diye düşündüm. Mardin’in tarihi taş evlerinin en önemli özelliği olan, taş oymacılığı sanatını icra eden sadece 2-3 ustanın kaldığı ve onların da epey yaşlanmış oldukları gerçeği ile karşılaştım. Bunun üzerine Mardin Taş İşlemeciliği Derneği’ni kurdum.  Mardin’e taş işi, bu ustalara yatırım yapmak, yenilerine yol açmak, onları eğitmek ve bu sanatın devamını sağlamak demekti. Bunun için atölyelerin kurulmasının önemini vurgulamak istiyorum. Birçok konuda yanımızda yer alan Mülki İdaremizin de ilgi ve desteğiyle atölyeler kurulması ve yeni nesil sanatçıların, bu geleneksel sanatı icra etmelerinin devamını sağlamak içinde uğraşıyorum.

Ben mi Mardin mi?

Herkes: “Bu taş ocağına kendi adını vermelisin” dedi. Ben ise bu ismi Mardin’in hak ettiğini söyleyip, adını  MARDİN TAŞ koyarak; ismi tescil ettirdim. Zira Mardin, geçmişinden ve toprağından bizlere sunduğu gelecekle, bunu hak ediyor diye düşündüm. Bu işe girdiğimde: ‘Eğer batarsam bunun cezasını tek başıma çekeceğim ama çıkarsam hem ben, hem tüm Mardin kazanır’ dedim. MARDİN TAŞ sayesinde, Mardin’in geçmişini geleceğine taşıyacak bir yol açtığımı ümit ediyorum.

“Gold Mardin Taşı”  sanattır!

Madencilik sektörünü Mardin’e yeniden kazandırmak,  bu sektörü büyütmek arzusundayım. Mardin’in en büyük sermayelerinden biri olan bu taş  işleme kolaylığı, sağlamlık, dayanıklılık ve yalıtım özelliklerinden dolayı eşsiz bir özelliğe sahiptir. Mardin Taşı sahip olduğu bu özelliği ve güzelliği sayesinde; binaların temel bileşenlerinden olan kapılar, pencereler, küçük sütunlar, kemerler ve diğer bileşenlerde, zengin ve çeşitli motiflerle kolayca uygulanmaktadır.

Garantide olmak güzel!

Garanti Bankası’ndan aldığım, ‘Bölgesinde Fark Yaratan Girişimci Kadın Ödülü’ yaptığım işe olan inancımı bir kez daha perçinledi. Zira cesaretle çıktığım bu yolda, yaptıklarım farkına varılması ve buna “fark yaratan kadın” şeklinde bir taçlandırma yapılması ne kadar garantide bir yolda yürüdüğümün de açık göstergesidir diye düşünüyorum. Garanti Bankası’na ikinci can suyu olduğu için teşekkür ederken; ‘kadın isterse her şey olur!’ mesajını da tekrarlamak isterim.

 

Neler yaptık!

Mardin Valiliği, sabacı müzesi, Van-Gevaş’ta Cami, Hakkari Yüksekova’da Cami, Tekirdağ Çerkezköy Belediyesine ve İstanbul Bağcılar Belediyesine  Saat kulesi, beş yıldızlı Erdoba Elegas otel, yürütmüş olduğumuz projelerimizdir.

Şimdi…

Anadolu’nun medeniyet haritasında, medeniyetimize ışık tutan bu girişim; sadece bir madeni, ticari olarak olduğu yerden çıkarmak değildir. Bunu fark eden bir müşteri profiline ulaşma hedefimizi en kısa zamanda arttırarak sürdüreceğimizden eminim. Taşım ve ben, devasa hayatın içerisinde, kendimize daha özel ve daha anlamlı bir yer aramaya devam edeceğiz: Dünya, ülkemizin her alandaki yükselişini izlerken; bizlerde bu yükseliş içerisinde, hak ettiğimiz yerde olma çabamızı ve inancımızı hiçbir zaman kaybetmeden; geleceğe, kültürümüzün izini taşımaya söz veriyoruz!

Sürdürülebilir Ekonomi için Kadının Güçlenmesi

Haftanın çok önemli toplantısına katılmayı çok istedim, programladım,ama gidemedim.Aşağıda iki haber yazısı ve resimlerle haberi ekledim.

PEPSİCO TÜRKİYE VE KAGİDER ‘KADIN LİDERLERİN ÖNCÜLÜĞÜ-SÜRDÜRÜLEBİLİR EKONOMİ İÇİN KADININ GÜÇLENMESİ’ KONULU FORUM DÜZENLEDİ
Dünyanın en güçlü iş kadını Indra Nooyi’nin onur konuğu olduğu
forumda, kadının iş dünyasındaki konumu tartışıldı.
Kurumsal kültüründe kadın erkek eşitliğini temel ilke kabul eden
PepsiCo Türkiye ve Türkiye Kadın Girişimcileri Derneği KAGİDER’in Four
Seasons Bosphorus’da düzenledikleri “Kadın Liderlerin Öncülüğü –
Sürdürülebilir Ekonomi için Kadının Güçlenmesi” forumuna başta PepsiCo
CEO’su Indra Nooyi olmak üzere, iş, akademi, medya ve sanat dünyasının
önde gelen temsilcileri katıldı.
“Kadın Liderlerin Öncülüğü – Sürdürülebilir Ekonomi için Kadının
Güçlenmesi” konulu forum, Forbes Dergisi tarafından dünyanın en güçlü
4. kadını olarak gösterilen PepsiCo dünya CEO’su Indra Nooyi’nin
katılımıyla İstanbul’da yapıldı. Etkinliğe, Indra Nooyi’nin yanı sıra
Türkiye Kadın Girişimciler Derneği Başkanı Dr. Gülden Türktan, Sabancı
Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Nakiye
Boyacıgiller, PepsiCo Asya Pasifik Bölge Başkanı Ümran Beba, PepsiCo
Batı Avrupa Bölgesi Başkanı Debra Crew, PepsiCo Türkiye Yiyecek Genel
Müdürü Ecek Aksel, Milletvekili Şafak Pavey, Eczacıbaşı Holding
Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Hürriyet Gazetecilik Yönetim
Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı ve sanatçı Serra Yılmaz katıldı.
Etkinliğin açılış konuşması “Eşitlik kültürünün sürdürülebilir
ekonomik gelişme için önemi, toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifi
ile iş dünyasına bakış” başlığı ile KAGİDER Başkanı Dr. Gülden Türktan
tarafından yapıldı. Açılış konuşmasının ardından PepsiCo Yiyecek
Türkiye Genel Müdürü Ece Aksel’in takdimi ve sunuş konuşmasıyla
başlayan forumda, Prof. Nakiye Boyacıgiller, PepsiCo Başkanı Indra
Nooyi ile “İş dünyasında kadının güçlenmesinde kadın liderlerin rolü,
Indra Nooyi’nin liderlik anlayışı nedir?” konuları üzerine devam eden
bir sohbet gerçekleştirdi.
Indra Nooyi, “PepsiCo’da biz, işimiz için doğru olanı yaparken
bunun dünya için de en iyisi olduğunu biliyoruz” sözleriyle başladığı
konuşmasında şu görüşlere yer verdi: “Bu yaklaşımımızın en önemli
unsurlarından biri, tüm ortaklarımız ve çalışanlarımız için güvenli ve
onları destekleyen bir iş ortamı yaratabilmemizdir. Bu yüzden, çok
kültürlü, farklı kuşaklardan insanları kadınlar için de liderliğini
gösterebilecekleri bir işgücü yaratmaya çalışıyoruz. Yapılan
çalışmalar yönetim kurullarında ve lider konumunda daha fazla kadın
barındıran şirketlerin, hem finansal anlamda hem de diğer boyutlarıyla
daha üstün performans gösterdiğini ortaya koyuyor. İşgücümüzün
farklılıklar barındırması ve kapsayıcı olması, aynı zamanda dünya
üzerindeki tüketicilerimizi daha iyi anlamamıza ve onların
ihtiyaçlarını karşılamamıza da katkı sağlıyor. Biz PepsiCo’da kadının
rolünü bir sosyal sorumluluk değil iş sorumluluğu olarak görüyoruz”
diye konuşan Nooyi sözlerini “Dünyadaki tüm kilit pozisyonlarda
erkekler yerine kadınlar olsaydı ne ekonomik kriz ne de savaşlar
olurdu. Daha çok kadın eğim imkanı bulur, çocuklar daha mutlu olurdu
ve daha iyi bir toplumda yaşardık” diye bitirdi.
Indra Nooyi ile sohbetin ardından gerçekleşen panel, Prof.
Boyacıgiller’in istatistiksel veriler ışığında iş dünyasında farklı
pozisyonlardaki kadınların konumları hakkında yaptığı konuşma ile
başladı. Ardından, Ümran Beba ve Debra Crew, iş dünyasından birer
kadın lider olarak, kadının güçlenmesine dair düşüncelerini
paylaştılar. Beba ve Crew, ekonomide daha fazla aktif kadın olmasının
getirilerini, ülkemizde, Avrupa’da ve dünyada kadının ekonomik
güçlenmesi için iş dünyasının neler yapabileceğini değerlendirdiler.
Panelin bir diğer katılımcısı olan vekadın-erkek eşitliği ile
insan hakları konularında çalışmalar yürüten Şafak Pavey, aktif bir
siyasetçi olmasından da yola çıkarak, ekonomide kadının güçlenmesi
için siyasi alanda neler yapılabileceğine dair düşüncelerini dile
getirdi.
Pavey’in ardından söz alan Bülent Eczacıbaşı, iş dünyasında üst
düzey bir erkek lider olarak kurumunun kadın güçlenmesine neden
öncelik verdiğini ve Eczacıbaşı Holding’in kadın güçlenmesi
konusundaki örnek çalışmalarını anlattı. Ardından Vuslat Doğan
Sabancı, özel sektör, medya ve sivil toplum alanında aktif çalışmalara
imza atan bir kadın lider olarak kadının ekonomik güçlenmesinin
önemine bu üç perspektiften birden değindi. Son olarak söz alan Serra
Yılmaz da, aktif bir kadın sanatçı olarak sanatın toplumu dönüştürücü
etkisini ve kadın sanatçıların farklı disiplinleri birleştirici ve
kamuoyunu etkileyici güçleri göz önünde bulundurulduğunda toplumsal
cinsiyet eşitliğini hayata geçirmek konusunda neler yapılabileceğini
tartıştı.
Four Seasons Bosphorus’da gerçekleşen “Kadın Liderlerin Öncülüğü –
Sürdürülebilir Ekonomi için Kadının Güçlenmesi” forumunu takip eden
200’den fazla davetli arasında, Türkiye’nin iş, sağlık, sanat ve medya
dünyasından önde gelen kadın temsilciler yer aldı.


Hanan Ercengiz, Indara Nooyi

Handan Ercengiz ve Şafak Pavey

Kagider grup Ayşegül Özsan,Yeşim Seviğ,Handan Ercengiz,Dilek Bil,Nuran Evrensel

Bu Davet Daha Keyifli Olamazdı.

Hürriyetin Yaza Merhaba Partisi,Beylerbey’deki tüm doğal güzellikler içinde ve Boğaz Manzaralı evin bahçesinde, çok huzur dolu, mutluluk dolu, samimiyet dolu geçti.

Meral Tamer Meltem Kurtsan tatlı sohbette

Bir bahçe daveti, böyle büyük bir grup için,bu sıcak günlerde,bundan daha keyifli olamazdı.Kimse ayrılmak istemedi, herkes kendine uygun saatte geldi.

Handan Ercengiz Berrin Kuleli

Her gelen, hangi saatte gelirse gelsin, her an bol leziz yiyeceklerden yedi. İçecekler her an taze ve çok boldu.

Sofradaki çeşitlerin bolluğu lezzeti,sürekli ikram edilen, nefis sıcak gözlemeler, evin bahçesinin taze meyvaları sebzeleri, ev sahiplerinin, çok rahat telaşsız,

ama hiç eksiksiz, kusursuz, misafirperverlikleri herhalde, çok uzun süre anlatılacak, hiç aklımızdan çıkmayacak.

Herkes çok neşeli,Belma Satır, Nuran Evrensel, Ferah Türel, Hürriyet Özçelik

Bu güzel davette yok yoktu.

Masadaki çeşitli yiyeceklerin, gözlemelerin, meyvaların, kuruyemişlerin bolluğu, Handan’ın  sevgili kayınpederinin makoronları, özel  Kagider kurabiyeler, dondurmalar, Yeşil Kagider, yüzükler, magnetler, herkese yapılan

Dilek Bil, Miyase Bülbül

dövmeler,tattolar, elişi fularlar, kolyeler, Adana’dan davet için sabah gelip akşam dönenler, Paris seyahatinden uçak  değişikliği  yapıp, yetişenler, anlatmakla bitmeyecek, güzel, duygu dolu enerji dolu katkılar.

Belma Satır,Beylem Leblebici,Ayşe Işıl, Aslı Şardan, Aydan Baktır, Orkide Gökhan , Güzin İlker,Selma Akdoğan, Elif Gedikbaşı, Münteha Adalı , Özlem Açıkel,Funda Acar.

Hepsi bu davette vardı.Katılımı çok yüksek Kagider etkinliklerinden biriydi. Herhalde en büyük katılımlı ev davetiydi.

Bugün için Adana’dan gelen Filiz Yaldız,mükemmel davetin evsahibi,Hürriyet Özçelik,başarılı Kagider etkinliklerinin yapımcısı Münteha Adalı,Paris’den dönüş uçağını erkene alıp yetişen Zehra Güngör, Nuran Evrensel, Güzin İlker

Kapıda bu kadar çok hanımı karşılayan ve hep eşine bu davette yardımcı olan Necdet Bey,  ailenin güzel kızı ve kuzeninin ev sahiplikleri,

Hürriyet’in  herzamanki doğal, sımsıcak hali, davranışları, yazmayacağım , resimler anlatacak..

Böyle mükemmel bir yaza merhaba davetinde bizleri biraraya getiren sevgili Hürriyet’e teşekkürlerin en büyüğü, en güzeli, Özçelik ailesine, tüm emeği geçenlere tekrar tekrar teşekkürler

Ben bu yazımda,kendi çektiğim resimlerle başladım, yeni  resimler geldikçe koymaya devam edeceğim, çünkü herkesin mutluluğu, huzuru, keyfi resimlere yansımış,sonradan aklıma gelenleri de yazacağım. Arada sırada hepimiz bakabilelim, bu güzel günü hatırlayalım, yazı aşağıda devam ediyor, atlamayın. Belki sizler oradasınız.

Okumaya devam et