Çok Genç ,Çok Başarılı

Bugün çok genç bir iş kadınının müthiş başarısını  yazmaya, anlatmaya çalışacağım.Sevgili arkadaşım Kagider üyesi Özlem’i (Özlem Açıkel Turhan) Özlem  yaşı, itibari ile bir Y kuşağı kadını,ama, iş kadınlığı, arkadaşlıkları, yaşamı, aile hayatı düşünüldüğünde iki kuşağı da temsil edebilecek özelliklere sahip.Her gruptan dostluklarında, paylaşımlarında, çok başarılı. Özlem Aralık  ayında,   Bu sene   İkinci Küresel Girişimcilik Zirvesi’nde Türkiye’nin en hızlı büyüyen ilk 100 şirketi arasında 63.sırada yer aldı.  Kagiderin ilk günlerinden beri  tanıdığım bu çok genç ve çok başarılı sevgili arkadaşımda yazmaya meraklı, hatta uzun süre kendi dergisini çıkardı ve orada yazı yazdı. Şimdi de paylaşmasa da yazmayı seviyor, yazdıklarını notlar halinde biriktiriyor. Özlem’in en önemli özelliklerinden biri, işi, ailesi ve çocukları ile harika bir denge kurması .Özlem’i uzun süredir tanıyorum, çok güzel Kagider paylaşımlarımız seyahatlerimiz oldu. Hepsinde çok güzel anılarımız var. İşindeki çok hızlı ilerleyişi ve Türkiye’de rakibi olmayan yazılım programının minik sunumunu ofisimizde yaptıklarında,hayranlıkla izledim. Bütün bu başarılarının yanında,   iki kızını da çok saygıdeğer, bir özveriyle o genç yaşına rağmen, tüm dengelerini kurarak yetiştirdi. Şimdi bomba bir haberi var. Üçüncü çocuğunu doğurmaya karar verdi. Girişimcilik hikayesini yazmak isteyince, kendisinden biraz bilgi ve resim istedim. Önce yolladıklarını yeterli bulmadım, tekrar rica edince, beni kırmadı, kendi söylemi ile  ilk kez hikayesini düşünmüş ve yazmış. Yazmak konusunda tecrübeli arkadaşımın yazdıklarını çok beğendim.Her satırını ilgiyle okudum. Onun içinde, değiştirmeden koymak istedim. Çünkü her satırı önemli mücadeleler, ve başarılar ile dolu. Okunsun , örnek alınsın istedim. Olduğu gibi ekledim, ben güzel, ve müthiş hikayeyi soluksuz okudum, siz de çok beğeneceksiniz sanırım, sevgiler,

Özlem Açıkel Turhan’ın Sıradan ama Sanırım Enteresan Girişimcilik Hikayesi

Ben hep hırslı bir çocuk oldum. Yazları sürekli kitap okuduğum için annem arada sırada kızım çık biraz dışarıda arkadaşlarınla oyna derdi bana çoğu zaman. Öğrenmeyi çok sevdim oldum olası. Akrep burcunun da en önemli özelliği aslında merak ve hırs. İlkokulda bir türlü geçemediğim bir kız arkadaş vardı ve ben hep ikinci oldum. Onu geçmeyi bir türlü başaramadım. Hiç unutmam adı Defne’ydi. Bu bana çok koydu. Ortaokula kaydolduğumda kapısından ilk girdiğim gün ben bu okulun birincisi olacağım dedim o yaşta ve bunu 3 yıl boyunca başardım. İlk yıl birinci olduktan sonra da aslında birinci olmak benim için tamamen önemini yitirdi. Yani hırslıydım ama istediğimi elde ettim mi artık başka limanlara, başka hırslara yelken açma zamanı gelirdi benim için. Örneğin o yaşta sonraki hedefim fen lisesinin birinci basamak sınavında İzmir’in ilk ellisinde yer almaktı. Onu da başardım. Orta halli bir işçi babanın çocuğu olarak doğal olarak özel okul vesaire değildi gittiğimiz okullar. Ne yaparsak kendi bileğimizin hakkıyla yapıyorduk. Özel hocalar vesaire yoktu hayatımızda. Masrafları ağır diye Fen lisesine gidip aileme yük olmak istemedim ve ikinci sınava hocalarımın tüm ısrarlarına rağmen hiç çalışmadım. (bir garip kararlılık bu da işte)

Ortaokulda Dilek Onur diye bir Türkçe öğretmenimiz vardı. Sağ olsun sürekli bize her konuda kompozisyon yazdırırdı.  O yıllarda çok şikayet ederdik bundan hocam yine mi kompozisyon diye şikayet ederdik ama sonradan anladım ki ben yazılı ve sözlü olarak kendimi ifade etmeyi Dilek Onur hocam ve okuduğum kitaplar sayesinde öğrenmiştim.

Liseyi bir zamanların ekol okulu olan  ama sonradan kapatılan ve esas görevi Maliye Bakanlığı’na memur yetiştirmek olan İzmir Maliye Okulu’nda yatılı okudum. Eğitim öğretim hayatımın en güzel 3 yılını orada geçirdim. İzmirliydim ama okulda yatılı olmak mecburiydi. Okula ağlaya ağlaya gittim ama daha çok ağlayarak okulumu bitirdim. Arkadaşlarımdan okulumdan ayrılmak çok zordu. Lise arkadaşlarımın hepsiyle halen sürekli görüşürüm. Hatta diyebilirim ki o arkadaşlıklarımın üstüne daha derinini daha kıymetlisini koyamadım sonrasında.

Liseye gittiğim ilk gece annemden ayrı yattığım ilk geceydi. İlk gece gerçekten zor geçti.  Ama sanırım benim hayatım için önemli bir milattı. Sonra da zaten üniversiteyi  istanbul’da kazanıp gelince artık eve temelli olarak dönmedim bir daha. Yani ayaklarımın üzerinde durmayı 13-14 yaşlarında çok özel ve güzel yatılı okulu deneyimimle öğrenmeye başladım.  Ben genellikle kararlı biriyimdir. Bir şeyi iyi araştırırım planlarım ve kafama koyduğumu yaparım.  En azından yapmak için çok çalışırım. Lisede üniversite tercihlerimde çok nettim, mesela sadece iktisat ve işletme tercih ettim. Ama gel gör ki anneme işletme bölümünün ne olduğunu, mezun olunca bana ne denileceğini bir türlü anlatamamıştım. Annemin zoruyla en son tercihime 9 Eylul Hukuk’u koydum. Allahtan ondan önceki bir tercihe girdim ki orayı kazanmadım yoksa puanım onu da tutuyordu. Ancak benim üniversite hedefim ODTU’ydu. Sınav sorularını kontrol ettiğimde dersane hocalarım kesin ODTU’yu kazanıyorsun 14 puan üzerindesin dediler. İstanbul aklımın ucundan bile geçmiyordu. Istanbul İzmirden bakınca çok ürkütücü beni yutacak bir canavar gibiydi, benim ve ailemin gözünde. Maalesef o sene ODTU’nun puanları hiç olmadığı şekilde inanılmaz arttı ve ODTU’yu kıl payı kaçırdım. İstanbul Üniversitesi İngilizce işletme Bölümünü kazandım. Bu bölümü kazandığımı duyunca neden ODTU olmadı diye saatlerce kendimi odaya kapatıp ağladım. Hatta kapıdan kızım çık dışarı diyen anneme de lütfen git bütün komşularına söyle kimse yarın beni tebrik etmesin diyordum. Ama sonraları çok defa iyi ki İstanbul’a glemişim dedim kendi kendime. O yuzden şimdi hayata bakışım hep olumsuz bir şey her zamana bir hayıra vesile olur yönünde.

17 yaşımda istanbul’a geldim.

Bölümümü çok net seçmiştim. Okurken de işletmenin içerisinde en çok ilgimi hep Pazarlama çekti. Ben asla bir finansçı, muhasebeci, üretimci v.s. olamam diye düşünüyordum. Benim işim reklam, tanıtım ve pazarlamayla ilgili olmalıydı. Philip Kotler benim idolümdü. Kitaplarını hatim ediyordum. Reklam ve pazarlama işinde ilerlemeyi kafama koymuştum bir kere.  Ama İstanbul’da hiçbir tanıdığı hatta akrabası olmayan birisinin hayallerini gerçekleştirmesi için daha çok çalışması gerekiyordu. Aslında bizim gibiler 100 metre koşusuna sıfırdan bile değil eksi 100 den başlayanlar oluyor. Dolayısıyla biz İstanbul’da yaşayan, kolejlerde okuyan, babasının çevresi çok geniş  v.b. arkadaşlarımıza göre iki kat hızlı koşmalıydık. Ve ne şanslıyım ki ben bunun çok bilincinde olan bir gençtim. Okumaya devam et

Sevgili Korsan Yazarımız

Kagiderde yönetimde çalışan, komitelerde görev alan, özel projeleri yürüten arkadaşlarımız hep çok katkı koyuyorlar, çok zaman ayırıyorlar,çok özveride bulunuyorlar. Özellikle Yönetim Kurulunda görev alanlar, kendilerini adete Kagidere  adıyorlar. Böyle bir sorumluluk aidiyet duygusu ve de gönüllülükle yapılan çalışmaların da neticesi mükemmel oluyor. Yıllar  geçtikçe de yapılan işlerin değeri, kalitesi,  bilinirliği çok artıyor.Kurumsal yapı daha da kuvvetleniyor. Toplumsal katkı da çok daha etkin oluyor.                              Yönetim de çalışan arkadaşlarımın hepsi benim için, Kagider için, çok değerli. Zaman içinde hepsini yazmaya, anlatmaya, onlara bu vesile ile de tekrar tekrar teşekkür etmeye  çalışacağım. Bugün kuruluşdan beri Kagiderin değerli üyesi, iki dönemdir YK üyesi, Kagidere herzaman çok katkıları olan sevgili korsan yazarımız, Aydan’ı (Aydan Baktır ) sizlere anlatarak, paylaşmaya çalışacağım.

Aydan, Kagiderde çok renkli, çok farklı, çok özel arkadaşlarımızdan. Bazen duygusal, bazen romantik, bazen sofistike, bazen eğlenceli, bazen tam bir İstanbul hanımefendisi, bazen  gizli çılgın, bazen idealleri için amansız mücadele eden bir savaşçı.

Bütün bu özelliklerini taşıyan yazılarıyla, her zaman bizi her olaydan haberdar ediyor, yaşatıyor, hayal ettiriyor, uzun uzun anlatarak hepimizi peşine takıp hissettiriyor, düşündürüyor.

Aydan’ın bütün bu farklılıkları onun sanatçı yapısından da kaynaklıyor.Ya da bu özellikleri onu daha da yaratıcı yapıyor. Aydan ressam,yazar, şair,  grafiker, çok iyi bir iletişimci, ajans sahibi iş kadını.

Aydan, doğum günlerimizde, özel durumlarda hepimiz için özel şiirler yazarak,  bizleri kutluyor, şaşırtıyor, mutluluk nedenimiz oluyor.  Her zaman çok şık ve ruh haline uygun farklı giyiniyor.Tüllerle, broşlarla, incilerle bambaşka bir havada geldiği gibi, zaman zaman da son derece minimal ve formal olabiliyor. Hep mükemmel, hep ince, zarif, ölçülü olduğu gibi, bazen de şaşırtıcı ve sıradışı olabiliyor.Ama her zaman neşeli ve eğlenceli, sevgi dolu, hayat dolu.

İşinde çok başarılı, tüm yaratıcılığını Kagider için de kullanmaktan da mutluluk duyuyor, hepimizi de mutlu ediyor. Kagider etkinliklerinde,çok başarılı, moderatör, eğitimci, sunucu, konuşmacı olarak görevler üstleniyor.Çok önemli projelerde yurt içinde ve yurt dışında kagideri temsil ediyor.

Her zaman  arkadaşlarıyla işbirliği içinde. Paylaşmayı çok seviyor,  çok duygu yüklü. Aydan’ı kısaca  anlatmak,  satırlara sığdırmak mümkün değil.  Kendisiyle bu arzumu, paylaştım, çok iyi yazan, ressam, şair, çok değerli arkadaşımdan da yardım almak istedim. Bana yaşam hikayenle ilgili gönderebileceğin birşeyler var mı dedim. Çok güzel, içten, sıcak, samimi kendi duyguları ve kalemi ile yazdığı yaşam, kariyer, başarı, hayat öyküsünü, istediğin gibi kullan notu ile hemen gönderdi. Ben de hiç ellemeden dokunmadan yazıma eklemenin en uygun olacağını düşündüm.. Bu güzel hikayeyi,   hayata dair düşünceleriyle,hayalleri, idealleri, tutkuları, mutlulukları ile ,sahibinden dinleyin istedim.

Aydan Binnaz Hn ile (Toprak) ve Brükselde AB ve Kagider çalışmalarında

Dünyayla tanışma, çocukluk, büyüme, rüyalar, boyalar…

İçinde yıllar…                                        

Öyle bir geçer zaman ki…

Annem bana hamileyken, aileye yeniden bir çocuk müjdesi pek de müjde olarak gelmemiş.  Hatta annem hep “yaşamanı doktor Alaaddin Yavaşça’ya borçlusun” derdi. Beni sevmediğinden değil 1958’li yıllarda 14 yaşında büyümüş bir kızı, 10 yaşında bir oğlu olduğu için… Yine de en çok doğduğumda babam sevinmiş… Babam, kuantumu o yıllardan keşfetmiş, doğduğu toprakların Hacı Bektaşi Veli felsefesini içinde taşıyan, sakin, dingin, tamahkar bir insan… Girişimciliğe inansa da, Pazartesi işe başlanmaz, Salı sallanır, Çarşamba çarşafa dolanır, Perşembe Cuma’ya yakın deyip iş hayatında çok başarılı olmamış ama ilkeli, dürüst, içten, harika bir insan ve de dindar bir ailenin ateist olarak vefat eden oğlu…Binlerce öğüdü arasından bana ilham vereni “kızım yaşam hiçbir zaman kötüye gitmez. Ben 2. Dünya savaşında altı sene askerlik yaptım, şimdi en azından o yok…” Okumaya devam et

Sevgili Gülseren, sevgili başkanım

Seni tanıdğım günden beri her heyacanın, beni de heyacanlandırdı, her başarın beni de gururlandırdı, her çaban gayretin, sabrın, hoşgörün, çılgınlığın, farklılığın, çalışkanlığın, duygusallığın, neşen, sevgi dolu kalbin, sorumluluk  anlayışın, beni hep mutlu etti. Benim için hep değerli oldun. Bugün seneler önce babasını kaybetmiş ve bu acıyı yaşamış,uzun süre etkisinde kalmış  biri olarak,  acını  seninle paylaşmak, yanında olmak istedim. Ama sen  bize yazdıklarınla, ben , bizler senin yanında olamadan, sen bizlerin yüreğine, gizli köşelerine dokunarak farklılığını gösterdin. Çok içten yazmışın, yüreğini paylaşmışın, sevgili babana tanrıdan  rahmet diliyorum. Kagiderle paylaştığın bu özel yazıyı da eklemek  istedim.

Sevgili Dostlar,
Bilirsiniz ben anneciyimdir. Ona küçük bir çocuk gibi düşkünümdür.
Babam ile her zaman mesafeli oldum.
Babamı keşfetmem, kendimi onda yakalamam, kendimi onda tanımam son birkaç yılda gerçekleşti.
J. Jack Rousseau, insanın doğuştan iyi olduğunu ve toplumun insanı bozduğunu söyler.
Ona gore çocuk yaşayarak öğrenmeli, karşılaştığı problemleri yine kendi çözmeli, duygularını geliştirmeli, yaşamını düzene koymalıdır.

Rousseau nun Emile kitabını okuduğumda, o güne kadar sorguladığım babamın aslında beni ne kadar doğru yetiştirdiğini düşündüm.

Babamın örnek bir insan, örnek bir baba, iyi bir eş olmak gibi bir kaygısı hiçbir zaman olmadı.

Bizden de büyük beklentileri olmadı.

Bizi toplumsal kalıpların baskısı altında hiç tutmadı

O zaten toplumu hiç takmadı.

Babam özgür, kalıplara sığmayan kişiliği ile bize Allah tan başka hiç kimseden korkmamayı, kendi doğrularımızı yaşamayı, farklılıklara saygı göstermeyi, girişimci olmayı kendi hayatı ile öğretti.

Yeterince istersek, önce kendimize sonra Tanrıya güvenirsek herşeyi başarabileceğimizi söyledi.

Kadınların yok sayıldığı bir coğrafyada beni 3 ağabeyim ile eşit bir birey olarak yetiştirdi.

Onun benimle gurur duyacağı iyi bir insan, aktif bir vatandaş, üretken bir iş insanı, vicdanlı bir politikacı olmak üzere çalışacağım.

Beni arayan, aramayan, mesaj atan, atmayan hepinize minnettarım.

Acım sizin varlığınız, sıcak dostluğunuz ile hafifliyor.

 İyiki varsınız.

Gülseren Onanç

Çizgi Dışı Bir Girişimcilik Hikayesi:Silk&Casmere

Sevgili Ayşen Zamanpur’un  müthiş başarılı girişimcilik öyküsünün, söyleşilerinden birini kendi anlatımıyla Özlem Mercan’ın röportajından  aktardım. Sevgiyle, gururla, mutlulukla 

Çizgi Dışı Bir Girişimcilik Hikayesi: Silk & Cashmere

Yazan ozlemercan

Fotoğraf howardignatius

Geçen yazıda bahsettiğim toplantılardan ikincisi JCI İstanbul şubesi tarafından düzenlenen “Çizgi Dışı Kariyer Hikayeleri” konulu toplantıydı. Konuk konuşmacı ise Silk&Cashmere markasının yaratıcısı Ayşen Zamanpur’du. Ayşen Hanım anlatırken ben de hızla not aldım. İşte oldukça ilham verici bir girişimcilik hikayesi:

TEMELLER

Ayşen Hanım konuşmasına şöyle başladı: “Bu toplantıda benden tek bir cümle söylemem istense “Risk almadan başarı olmaz” derdim. Ortada sağlam bir hedef, plan varsa yolunuza kimse çıkamaz. Kimseyi kafaya takmayın. Sağlık dışında hiç bir neden sizi yapacağınız işten alı koyamaz.”

“Başarılı insanlara karşı diğer insanların bir mesafesi oluşur. Sanki başarılı olmak için belli bir özellik gerekir gibi bir düşünce olur. Ama hiç de öyle değil. Ben normal bir aileden gelen, üniversiteyi bitirmiş bir insanım. Başarılı insanlar, özel yeteneklere sahip değiller, sadece doğru bir fikir bulup bunu geliştirmeyi bilmişlerdir. ”

Ayşen Zamanpur, üniversiteyi bitirdikten sonra Şişecam’da işe girmiş ve 5,5 yıl burada çalışmış. Planlama bölümünde fizibilite çalışmaları ve ekonomik araştırmalar yapmış. İşe girdiği zaman 21,5 yaşındaymış ve şirketin en genci, en çömeziymiş. İş hayatının tüm yönlerini Şişecam’da öğrenmiş. Fotokopi çekmekten, toplantı kültürüne, çalışanlar arası çatışmalardan yöneticiyle konuşmaya kadar tüm bilgileri burada almış.

Ayşen Hanım “Gerçek hayatta olmak için üniversite bilgisi işe yaramıyor, insan çalışarak öğreniyor.”diyor.

Bu 5,5 yıldan sonra artık aynı işleri tekrar tekrar yapma olayını bitirmeye karar vermiş. Bir ofiste çalışmanın kendisine uygun olmadığın anlamış ve kendi yapabileceği işleri düşünmeye başlamış. (Bir yerden tanıdık geliyor mu? ☺ )

KENDİ İŞİNE BAŞLAMA ZAMANI

Avrupa’da ve Amerika’daki alışveriş merkezlerini düşünmüş. Daha o zamanlar Türkiye’de bu tip merkezler yaygın değildi. Ayşen Hanım’a bir çok markanın bir arada olduğu, hem eğlenceli hem de yemek yenebilen bu merkezler çok mantıklı geliyormuş, ancak bir alışveriş merkezi açmak – soyadınız Koç veya Sabancı değilse – hiç kolay değil tabii.

Bu arada arka plan olarak Ayşen Hanım’ın ailesi normal orta halli bir aile. Yani yeni bir iş kurmak için büyük sermayeler vs. sağlayabilecek durumları yok. Ne yaparsa kendi çabasıyla olacak.

O da alışveriş merkezi açamayacağı için, alışveriş merkezinin içinde bir dükkan açmakla işe başlamaya karar vermiş. Ve o zamanlar daha çok yeni olan Galleria’da bir Benetton mağazası açmış. (Benim yaşımda olanlar Galleria’nın ilk zamanlarını hatırlarlar. İstanbul’un tek alışveriş merkeziydi, içinde Fame City de vardı, oynadığımız oyunlardan küçük kartlar biriktirirdik ve bunlarla oyuncak vs. alırdık ☺ )

Bu mağazaya tüm enerjisini verince, mağaza tüm dünyadaki 7.500 şubeleri içinde 1. sıraya yükselmiş. Bundan sonra da 8 tane daha Benetton açmış. Bu işe de 5,5 yılını vermiş. O zaman kendi deyimiyle “Girişimci bir ruha sahip olduğunun henüz farkında değil.”.

Benetton’la geçen 5,5 yıl sonunda, bir eksiklik hissediyor Ayşen Hanım. Evet çok başarılı mağazaları var, iyi de kazanıyor ama işin içine kendinden bir şeyler katamıyor. Sadece alma – satma var, yaratıcılık veya iş geliştirme adına pek bir şey yapamıyor. Bu “benim kattığım bir şey olmalı” düşüncesinin sonradan“girişimcilik ruhu” olduğunu öğreniyor ☺.

YENİ FİKİR ÜRETMEK

Ve yine değişik bir fikir arayışına giriyor. “Fikir çok önemli. Doğru fikrin önünde hiç bir şey durmuyor. Ama projelendirmek çok önemli.” diyor Ayşen Hanım ve şunu da ekliyor: “Bir şeyi çok yürekten isteyince, evrendeki birşeyler, belki ‘kozmos’ yardım ediyor insana.”

Yapabileceği yeni bir iş ararken şunları düşünüyor:

  • Annesine küçükken Almanya’dan gelen kaşmir bir kazak varmış. Ayşen Hanım bu kazağa dokunmayı çok severmiş.
  • Eşi o zaman Çin’le iş yapıyormuş.
  • Kaşmir ile ilgili düşünürken, anavatanının Çin olduğunu öğrenmiş ve eşinin de orayla olan bağlantıları sayesinde “Bir kaşmir markası yapabilir miyiz?” diye sormuş kendine.
  • Eşiyle birlikte Çin’e gitmeye karar vermiş. “Herkes halı – kilim peşindeyken, ben ağıllarda koyun peşindeydim.” diye anlatıyor Ayşen Hanım. Kaşmir sadece Çin’in bazı bölgelerinde yetişen keçilerden elde edilen bir tür özel yün. Bu keçiler Avrupa’da veya dünyanın başka bir yerinde aynı kalitede kaşmir üretmiyorlar, yani kaşmir tamamen Çin’e özgü bir yün cinsi ve oradan almak zorunlu.
  • Kışın kaşmir, yazın da ipek satarız diye planlamaya başlamış. İpeğin de anavatanı Çin olduğu için oradan getirip satmayı düşünmüş.
  • Bu fikirden sonra arkadaşlarıyla Çin’de gitmediği yer, görmediği keçi kalmamış. “O zamanlarda Çin dünyaya açık değildi. Hatta ben, oradaki halkın gördüğü ilk yuvarlak gözlü – çekik gözlü olmayan – insandım. Sürekli benimle fotoğraf çektirmek isterlerdi.” diyor ☺.
  • Bu arada evde 1 ve 4 yaşlarında iki çocuğu var. Şu anda baktığında o arada 3. çocuğu yapmadığına üzülüyor ☺. Özel hayatını sorduğumuzda eşinin kendisini çok desteklediğini söylüyor. Hatta “Onun desteği olmasaydı, yaptıklarım mümkün olmazdı.” diyor. Kendisi sürekli Çin’e gidip gelirken çocuklarla eşi ve yakın akrabaları ilgileniyor. Burada olduğu zamanlar da, tüm dikkatini onlara veriyor. Bir hafta Çin’de kaldıysa, döndüğünde 5 gününü çocuklarıyla geçiriyor, böylece herkese gerekli zamanı ayırmış oluyor.
  • Bu sıralarda Çin de ticari anlamda açılmaya başlıyor ve Çinlilerin paraya ihtiyaçları var. Kaşmiri nasıl alırız diye düşünürken, bakıyorlar ki Çinlilere para vermek gerekecek. Ancak bu şekilde istedikleri miktarda kaşmiri ürettirebilecekler.

RİSK ALMAK

Ayşen Hanım hemen kararını verip Türkiye’ye dönüyor 8 tane Benetton mağazasını elden çıkartıyor. Hem de hiç pazarlık etmeden, kim ne fiyat verirse devrediyor. Bu kendi söylediğine ve herkesin de anlayabileceğine göre çok büyük bir RİSK aslında, çünkü geri dönebilecek başka bir sermayesi yok.

O zaman 8 mağaza 2,5 milyon dolar ediyor. Fizibilite çalışması yapıyor, Çin’dekilere işin nasıl olacağını anlatıyor.

Ve elindeki parayla Çin’de yatırımını yapıyor. Kendisi için kaşmir ürettirmeye başlıyor.

GELİŞME DÖNEMİ

Tabii fikir bulununca ve iş kurulunca hikaye bitmiyor. Asıl çalışma bundan sonra başlıyor. Çekirdek kadro 3 kişiyken, 6 kişiye çıkıyor.

Henüz satış yok, sadece kuruluş aşamasındalar.

  • Marka nasıl yaratılır diye yurtdışında araştırma yapıyorlar, seminerlere toplantılara katılıyorlar.
  • Marka üzerinde çok çalıştıktan sonra nihayet ilk denemeyi İsviçre – Zürih’te yapıyorlar. Henüz fikrin tutup tumayacağına bakıyorlar.
  • Bu ilk mağaza çok başarılı oluyor ve fikrin doğru olduğu ispatlanıyor. Fiyatıyla, kalitesiyle ve mağazanın yeri ile herşeyi doğru yaptıklarını anlıyorlar.
  • Şu anda Berlin, New York ve dünyanın bir çok şehrinde 101 adet mağazaları var.
  • Dünya üzerinde bu fikir çok az uygulamaya konmuş. Sadece kaşmir üretip satan şirket sayısı 40′ı geçmiyor. Türkiye’de ise başka bir marka yok. Ayşen Hanım hala ikinci bir markanın çıkmamış olmasını çok ilginç buluyor.
  • Mağazalarda kışın kaşmir, yazın ipek satılıyor. Bu iki ürün dışında bir de bahar aylarında satılacak bir ürün çeşidi oluşturmak istiyorlar. Ar – Ge çalışmaları yaparken, – kendisinin deyimiyle ‘kozmos’un da yardımıyla ortaya “Kaşipek” çıkıyor. Bu ürünü de Çin’de geliştiriyorlar.

Ayşen Hanım ‘kozmos’ yardımını şöyle açıklıyor: “Yalan söylemediğin zaman, proje iyiyse, ekip sağlamsa, inanıyorsan insanlar e fırsatlar sana geliyor.”

ŞU ANDA…

Silk&Cashmere bugün kalite ile birlikte anılan bir marka. Ayşen Hanım sürekli işin başında, mağazalara gidiyor, personel ile konuşuyor, daha fazla ne yapılabilir diye düşünüyor.

  • Kaliteye çok önem veriyorlar. Tüm Silk&Cashmere mağazalarında çalışan elemanlar haftada 3 saat eğitim alıyorlar. Gizli müşteri programları uygulanıyor. Bu konuda çok titiz davranıyorlar.
  • KKM “Kaşmir Kalitesinde Mağazacılık” adını verdikleri ve 18 maddeden oluşan kurallar listesi var. Bunu tüm dünyada uyguluyorlar.
  • Kurumsallaşma konusundaki çalışmaları da devam ediyor.

ALINACAK DERSLER

Ayşen Hanım kendi hikayesini bitirince bir çok soru soruldu. Genel olarak verdiği mesajlar şunlardı:

  • Hiç bir zaman “Neden ben?” demeyin. “Neden ben değil?” deyin.
  • Herkesin başkalarından farklı bir yönü var. Diğer insanların bizi eleştirdikleri yönlerimiz aslında bizi farklılaştırır ve bu yönlerimiz fark edip geliştirirsek, başarı hikayeleri yaratabiliriz. Başarı hikayelerine baktığımızda aslında kişilerin en fazla öne çıkan özellikleri herkesin eleştirdiği özelliklerdir.
  • Hiç bir şekilde hiç kimsenin diğerlerinden üstün olduğunu düşünmeyin.
  • Herkesin başarısız olduğu bazı şeyler vardır. Bunları düzeltmek yerine, farklılıklarınızı ortaya çıkartmaya çalışın.

EKLEMEK İSTEDİKLERİM

Ayşen Hanım’ın hikayesi beni çok etkiledi. Normal bir çalışanken, kendi işini yapmaya başlaması, bunun da yetmeyip kendi yaratıcılığını ortaya koyması ve bir dünya markası haline gelmesi, hepimizin hayallerini süsleyen şeyler.

Buradan alabileceğimiz en önemli şey bence şu: Kendine inanmak, projeye inanmak, planlı olmak, sağlam adımlarla ilerlemek küçük büyük her girişimcinin ortak özelliği.

Bunların yanı sıra iş hayatında maaşlı bir eleman olarak çalışırken öğrenilenler, daha sonra çok işe yarıyor.Yeni mezunlara sürekli “önce bir işte çalışın, yol yordam öğrenin” diye tavsiyeler vermemin nedeni de bu aslında. Önce temeli yapıp, sonra üzerinde kendimizden bir şeyler koymak, yapacağımız işi garanti altına alıyor.

Yine Ayşen Hanım’ın ilk söylediği cümle ile yazıyı bitirmek istiyorum:

“RİSK ALMADAN BAŞARI OLMAZ”

Sevgili Ayşen’in Alkışlanacak Başarısı

Sevgili Ayşen Zamanpur’un hepimizin bildiği çok başarılı bir girişimcilik öyküsü var. Başarı, başarıları getirmeye devam ediyor, devam edecek.Kutluyorum, sevgiyle kucaklıyorum. Başarılar hep seninle olsun.

Sılk&cashmere, Fon Kuruluşu Eastgate Capıtal Group ile Ortak Oldu

Silk& Cashmere CEO’su Ayşen Zamanpur, uluslararası özel fon kuruluşu Eastgate Capital Group ile ortaklık konusunda anlaşmaya vardığını, anlaşma sonrasında şirketin çoğunluk hissesinin Zamanpur ailesinde kaldığını açıkladı Silk& Cashmere CEO’su Ayşen Zamanpur, uluslararası özel fon kuruluşu Eastgate Capital Group ile ortaklık konusunda anlaşmaya vardığını, anlaşma sonrasında şirketin çoğunluk hissesinin Zamanpur ailesinde kaldığını açıkladı.

Silk&Cashmere CEO’su Ayşen Zamanpur, yaptığı yazılı açıklamada, 2012’de 20.yılını kutlayan şirketin, 22 ülkede başarıyla büyüdüğünü, 2008 yılından bu yana sürekli yabancı yatırımcıların ilgisini çeken Silk&Cashmere’in, birçok teklifle karşılaştığını söyledi. 2011 yılına kadar bu konuda girişimde bulunmayan şirketin, 2011 başından beri sürdürdüğü görüşmelerini başarıyla tamamlayarak uluslararası seçkin özel bir fon olan Eastgate Capital Group ile ortaklık konusunda anlaşmaya vardığını açıklayan Zamanpur, anlaşma sonrasında şirketin çoğunluk hissesinin Zamanpur ailesinde kaldığını bildirdi. Ortaklık için imzayı atan Zamanpur, son derece istikrarlı ve karlı bir büyüme sağladıklarını belirterek, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Son yıllarda ciddi bir atağa geçtik, 5 yıllık stratejik planımızda daha da iddialı bir büyüme söz konusu. Bu hedefimize yürürken yanımızda bize güvenen ve markamıza ortak olan Eastgate Capital Group’un bize güç vereceğine inandık. Doğru ve sağlam bir yatırımcı ile anlaşmış olmaktan ekipçe mutluluk duyuyor, şimdi ilk günden beri ana hedefimiz olan ve bu konuda ciddi adımlar da attığımız kaşmir ve ipekte dünya markası olma amacımıza çok yaklaştığımızı hissediyoruz.” – İstanbul