Gaziantep’den Müthiş Bir Kadın

Gaziantepli iş kadını sevgili Serpil Karuserci’yi, ilk kez Garanti Bankası, Ekonomist Dergisi ve Türkiye  Kadın Girişim Derneği (KAGİDER) işbirliğiyle düzenlenen “2011 yılı Türkiye’nin Kadın Girişimcisi” yarışmasında “Yöresinde Fark Yaratan Kadın Girişimci” kategorisinde birincilik ödülüne layık görüldüğü ödül töreninde tanıdım. O günden sonra da bu çok başarılı çok özel kadını, daha çok tanımak istedim. Hep de çok güzel fırsatlarım, karşılaşmalarımız,yol arkadaşlığımız oldu.Antalya’da Trabzon’da İstanbul’da hep bizlerleydi.  Kagider üyesi olarak etkinliklerimize Gaziantep’den gelerek, katıldı.Serpil çok doğal, çok tatlı dilli, çok çalışkan,çok özel bir kadın.
En son beraber olduğumuz Temmuz Kagider toplantısında ise konuşmasına,”En güzel konuşma mini etek gibi, kısa ve seksi olmalıdır,”diyerek tatlı bir uslupla başladı, ve girişimcilik hikayesini baştan sona, aynı tatlı, esprili diliyle anlattı.  Serpil liseyi bitirdikten sonra, Adana Devlet Güzel Sanatlar Akedemisi sınavlarına girmek için babası ile Adana ya beraberce gidiyorlar, Serpil sınavda iken,babası sınav  sırasınca sürekli dua ediyor.Serpil sınavda başarılı olmasın diye.Çünkü kazanırsa onu Adana’ya yollamak istemiyor.Serpil Adana Devlet Güzel Sanatları Akademisini kazanıyor, ama bir müddet sonra terör olaylarından dolayı okulu bırakmak zorunda kalıyor.Ama vazgeçmiyor, çok etkileyici, hikayesini aşağıda kendi anlatımıyla yazdım.
Temmuz Buluşmamız da Serpil Karuserci, Handan Ercengiz ile
Gaziantep Belediyesi’nde çalışırken kız meslek lisesinin akşam kurslarına gitmeye başladım. Meslek öğrenmek istiyordum. Dikiş nakış, vitray v.s. Zaten çocukluktan itibaren tasarıma çok meraklıydım. Evdeki eski kumaşları çarşafları keser üzerlerindeki desenleri denk getirip bebeklerime elbise dikerdim. Yine eski malzemelerden çok güzel çiçekler yapardım. Kurslara giderken de hocalarım ‘seninle bir yer açalım para kazanalım’ derlerdi.
Serpil Karuserci, Harika Batallı,Münteha Adalı ve Gülden Türktan ile beraber

Evlendikten bir süre sonra ilk oğlum oldu ve memurluğu bıraktım. İkinci oğlum oldu onu da biraz büyüttükten sonra artık ‘kendim birşeyler yapayım’ diye düşünmeye başladım. En kolayı mağaza açmaktı. 1988’de 55 metrekarelik küçük bir butik açtım. Birkaç aylık kira ödeyecek gücüm vardı. Amacım hazır aldığımız gelinlikleri satmaktı. Üretim aklımda yoktu. Butikte gelinlik satarken Almanya’dan gurbetçi bir ailenin kızı geldi ve elindeki bir kataloğu bana uzatıp ‘Bu gelinliği bana dikermisin’ dedi. Ben de ‘dikerim tabi’ dedim. Evdeki dikiş makinemi işyerine getirdim ve çok güzel bir gelinlik ortaya çıktı. Müşteri de çok sevindi. Bu ilk üretimden sonra artık ‘kendimiz üretebiliriz’ diye güvenimiz geldi. Gaziantep’teki özel okulların özel günleri için kıyafetler hazırlamaya başladık. Sezonluk işlerimiz oluyordu.

2000 yılıydı ve ilk kez yurt dışında bir fuara katıldım. Düsseldorf’daki bu fuarda ayak üstü bir yer vermişlerdi ama bizim gelinlikler büyük ilgi gördü ve çok yüksek siparişler aldık. Bu sirapişleri yetiştirmek için makine sayısını artırdık, yeni elemanlar aldık. Böylece ilk kez ihracata da başladık.

Hep biraradayız.

Bir süre sonra da Gaziantep’te Avrupa Birliği İş Geliştirme Merkezi (ABİGEM) açıldı ve ben de hemen müracaat edip danışmanlık istedim. İtalyan bir danışmanımız oldu. Kendisi bizi inceledi ve ‘Bütün ürünlerinizi ihraç ediyorsunuz oysa Türkiye de çok iyi bir pazar ve içerde de güçlenmelisiniz’ dedi. Mersin, Adana, Diyarbakır zaten gelip toptan alıyordu. Ankara, İzmir, Samsun, Konya ve Kayseri’ye de yayıldık. Hem mağaza açtık hem de bayilikler verdik. Sonra ABİGEM’den marka ve üretim danışmanlığı da aldık. Hollanda’dan bir danışmanımız oldu. Onur Moda olarak DreamOn markasını tasarladık ve bu markayla ihracatı artırmaya başladık.                                                             Bizim doğrudan 45 kişilik istihdamımız var. Ancak gelinliklerimizin bazı işlemleri için evlere de iş veriyoruz ve böyle 100-150 kadar kanıda dönemsel olarak gelir de sağlıyoruz. Bir kadın girişimci olarak kadınlara pozitif ayrımcılık yapıyorum. Çalışanlarımızın yüzde 90’ı kadın”  Şehrin girişinde yedi katlı 3 bin 750 metrekarelik yeni bir üretim ve showroom yatırımını da tamamlayan Karuserci, İstanbul’da da bir mağaza açmayı planlıyor.

Serpil Karuserci, en çok ihracatı İtalya’ya yaptıklarını belirterek, şunları söyledi: “Fransa, Hollanda, Almanya, Yunanistan , iyi pazarlarımız. 22 ülkeye gelinlik gönderiyoruz. Şimdi Ortadoğu’ya da açılıyoruz. Toptana yılda 10 bin civarında gelinlik veriyoruz.İtalya’ya yılda 1500’ün üzerinde gelinlik gönderiyoruz. Kızım Çağnur’u da tasarımcı yetiştirdik. Londra’da ve Milano’da tasarım okudu. Ayrıca İspanyol tasarımcımız Isis Carel Baroni Canizares de koleksiyon hazırlarken Gaziantep’e geliyor ve birlikte çalışıyoruz. 250-300 farklı gelinlik yapıyoruz; bunlardan 150 kadarı kataloğa giriyor ve satıyoruz.

“Bir genç kızın hayali, istediği gibi kendine yakışan bir gelinliği, hayatının en anlamlı, en özel gününde giymektir. Bu gelinliğin içinde kendini rüyada, prenses gibi hisseder” diyor

Karuserci “DreamOn’ un yol haritası devam ettiği süre içerisinde asla pes etmedim” diyor. Hep çıtayı yüksek tutmuş. Sadece kalifiye eleman konusunda zaman zaman sıkıntı yaşasa da, personelini kendi yetiştirerek bu sorunu da kısmen çözdüklerini söylüyor. “Yıllar önce kendi gelinliğimi de ben tasarlamıştım. Özel dikildi. Beyaz ipek kadifeden yapılmıştı. Etek ucu ve pelerini için uçuk pembe tonlarında çiçekler tasarlamıştım. Kabarık olmayan, kuyruklu bir gelinlikti. Başımda güllerle yapılmış yarım bir kep ve uzun bir duvakla tamamlanmıştı gelinliğim” diyor.

2011 ve 2012 Bölgesinde Fark Yaratan Kadın Girişimci Birincileri Serpil Karuserci ve Yasemin Künteci iki başta, aralarında, Fisun Usta,Aydan Baktır,Selen Erdeniz, Handan Ercengiz 

Serpil henüz yolun başındayım ,daha yapacak çok şeyim var diyor.Kocası oğulları kızı onunla çok gurur duyuyorlar,onunla çalışmaktan çok mutlular.Çok güzel bir aile işbirliği içindeler.Hepsi yeni girişimciler olmuşlar,annelerinin izinden daha geliştirmek, daha mükemmelleştirmek, farklılaştırmak için didiniyorlar.Onları da tek tek sizlere tanıtmak aktarmak istiyorum.Oğulları Onur ve Özgür ihracatı üstlenmişler,kızı Çağnur ise tasarımda destek,hepsi de ayrı ayrı çok özgün başarıların peşinde.Kutluyorum seni Serpil, seni tanıdığım için çok mutluyum, seni yazabildiğim paylaşabildiğim için çok mutluyum, ama senin için yazılacak, söylenecek çok güzel hikayeler var, yolun açık olsun,  kucaklar dolusu.sevgiler.

Mardin’in Şaşırtan Kadınları

“Bir toplumu değiştirmek istiyorsanız işe kadınlardan başlamanız lazım”böyle diyor, EbruSevgili Ebru Baybara’nın girişimcilik hikayesini her dinlediğimde daha çok etkileniyorum. İlk kez büyülendiğim şehir Mardni’i görmeye gittiğimde, Cercis Murat Konağı’nda harika bir atmosfer  içinde, benim için hiç bilmediğim,çok değişik tatlar,lezzetler, sonra çok özel bir kına gecesi gösterisi,  Ebru’nun hikayesini Ebru’nun muhteşem anlatımıyla dinleme ve Ebru’yu tanıma şansım oldu. Daha sonra Ebru ile birkaç kere daha beraber olduk, hikayesini tekrar tekrar dinleme fırsatım oldu.Ebru’yu her dinlediğimde, her beraber olduğumda daha çok hayran oldum, sevdim.Sonunda o da Kagiderli oldu, bizleri sevdi, aramıza müthiş bir enerji ile katıldı.Onu yazmak, anlatmak da dinlemek kadar keyifli heyacan verici, ben kendi anlatımından çok etkilendiğim için özellikle kendi anlatımıyla paylaşıyorum.Sevgili gazeteci yazar, çok beğenerek takip ettiğim, Ayşe Aydın‘ın ropörtajından aktardım.
“Babam karşı, birlikte yaşadığım aile karşı, kocam terk etmiş gitmiş, çocuğumdan ayrıyım. Henüz 23 yaşındayım. ‘E ben neyin savaşını veriyorum ki…’ dedim kendi kendime…”
Yukarıda okuduğunuz satırlar bir romandan değil, az sonra soluk soluğa okuyacağınız röportajdan bir alıntıdır.
Olağanüstü güçlü bir genç kadın…
Başına her türlü iş geliyor…
Pes etmiyor, yıkılmıyor…
Mardin ve İstanbul’daki Cercis Murat Konağı lokantalarının sahibi, 16 ülkenin en önemli 4 kadın liderinden biri Ebru Baybara Demir’in film gibi öyküsüyle sizi başbaşa bırakıyorum.
2010 yılının bu son röportajının tüm kadınlara ilham vermesini diliyorum.* Mardinli bir ailenin kızısınız. Küçükken aileniz Mardin’e dair neler anlatırdı?Babamın hayatı boyunca tek amacı bizi okutmak olduğu için İstanbul’a göç etmişiz. Köy Hizmetleri’nde çalıştığı yıllarda köylere nasıl su götürdüğünü, Mardin’in evlerini anlatır, televizyonda Mardin ile ilgili bir belgesel çıktığında gözleri dolardı. Biz dört kardeş onun Mardin özlemiyle büyüdük.* Mardin’i ilk ne zaman gördünüz?Turizm ve Rehberlik mezunuyum. 98 yılında bir meslektaşımla evlendim. O yıllarda turizm sektörü darboğaza girince, yurt dışı rehberliği yapanlar iş bulamıyordu. Aklıma Mardin’de kültür turu yapmak geldi. Babam “Hayatta bir amacınız olsun ve onun peşinden gidin” derdi. Karşısına “Ben Mardin’e gidiyorum” diye çıktım.* Ne dedi?

Kabul etmedi. “Bölgenin koşullarına alışamazsın. Sen yapsan, eşin yapamaz” dedi. Dinlemedim, gittim. Ben kendimi acayip işe kaptırmıştım. Fakat etrafımdakiler eşimin aynı heyecanı paylaşmadığını söylüyordu. Umursamıyordum, bu uğurda babamla küstüm. 1.5 yıl hiç görüşmedik… Bir süre sonra eşim bırakıp gitti.

Gelinlerine kötü örnek oluyorum diye evden gitmemi istediler 

* Ne yaptınız peki, tek başınıza?

Yengemin oğulları ve gelinleriyle yaşadığı dört katlı konakta kalıyordum. Tabii gelinler için kötü örnek… Akşam 8’de erkekler bile eve dönerken ben “Yok otobüs geldi, yok uçak kalktı” durumundayım. Bir gece mesajlarıma bakmak için internet kafeye gittim. Gece on ikiydi döndüğümde. Bütün ev ayakta… Bir süre sonra babamla aramdaki kopukluğu da kullanarak “Ebru burada kalmasa daha iyi olur” demeye başladılar. Ama hiçbir yere gidemedim. Gidecek yerim yoktu çünkü…

* Tam olarak ne iş yapıyordunuz?

Mardin’e gelen yabancı grupları gezdiriyordum. Zaten iş böyle başladı. 2000 yılında bir Alman turist grubunu ağırlayacağım. Mardin’de üç yıldızlı bir otel ve bir esnaf lokantası var sadece… Grup lideri “Otelde yemek yedirtmem. Bana alternatif bul” dedi. Esnaf lokantasına gittik. Ama götürmeden önce lokantada temizlik filan yaptım, masa örtülerini ütüledim… Yemekler berbattı ve grup lideri bana, “Yarın başka bir yer bul. Yoksa bizim şirketten bir daha iş alamazsın” dedi.

* E ne yaptınız peki?

Başka hiçbir yer yok. Restoran sahibine yalvardım. Adam bana “Yarın cuma. Seninle de, grubunla da uğraşamam” dedi.

* Eyvah!

Eve gittim ve ağlamaya başladım. Babam karşı, birlikte yaşadığım aile karşı, kocam terk etmiş gitmiş, çocuğumdan ayrıyım. Henüz 23 yaşındayım. “E ben neyin savaşını veriyorum ki…” dedim kendi kendime… Yengem ne olduğunu sordu. “Yarın 28 kişiye öğle yemeği yedirtmem lazım. Ve böyle bir yer yok” dedim. Yengem “O zaman buraya getir onları” dedi.

* Sonra…

Ertesi gün grup liderine, “Size Mardin’in yerel lezzetlerini tattırmak için bir konakta yemek ayarladım” dedim. Neyle karşılaşacağımı bilmiyorum. Mahallenin kadınları bizi karşıladı. Avluda bir yer sofrası kurmuşlar, muhteşem yemekler hazırlamışlar. Grup bayıldı.

KADINLAR DA BENİ TERK ETTİ 

* Sizin de üzerinizden büyük yük kalktı herhalde…

Tabii. Yengemin teklifi hayatımı değiştirdi. Bulaşıkları yıkarken onlara dedim ki: “Ben size grup getireceğim. Siz de yemek yapacak ve para kazanacaksınız.” Tüm kadınlar çok heyecanlandı ve “Tamam” dediler.

* ”Kadın başınıza ne işler yapıyorsunuz” diyen çıkmadı mı?

O restoranı açınca oldu. O sırada erkekler memnun, çünkü eve para giriyor.

* Restoran fikri nasıl çıktı peki?

Bir gün İtalyan bir grup geldi. Yaşı yetmiş ve üzeri… Yer sofrasında oturamazlar. Masa sandalyeler konağın kapısında sığmayınca valiye gidip yardım istedim. Yemeği valiliğin kafeteryasında vermeye başladık. Ama bir süre bizi valiye şikayet etmişler ve orası da elimizden alındı.

* Eeee….

Yine yıkıldım. Bu sefer mahallenin kadınları da benimle ağlıyor. Alıştılar para kazanmaya… Cercis Murat Konağı’nın kiralık olduğunu duyuyordum. Her şeyi göze alıp kiraladım. Yengem yine işin başında, buranın tadilatını yaptırdık. 8 Haziran 2001’de Mardin’in ilk birinci sınıf lokantasını açtık. İşte tepkiler o zaman başladı. Mardin’de bir kadın içkili bir restoran açıyor, gece çalışıyor. Üstelik bekar… Mahallenin kadınlarını da ayartıyor. Çok sıkıntı çektim o dönem… Birgün kadınların hiçbiri işe gelmedi. “Kusura bakma abla. Dansöz var, müzik var, içki var. Beyler izin vermiyor” dediler. Bunun bir savaş olduğunu anlamıştım. Yeni bir ekip kurup devam ettim. Babam geldi, burayı gördü ve “Kızım, sen çok şeyler yapmışsın” dedi. Babamla barışmak bana moral verdi. O sıralar şimdiki eşimle tanıştım.

Cercis Murat Konağı’nda aşkı da buldum

O nasıl oldu?
Eşim Mardinli ve büyük bir aileye mensup. Bir akşam kalabalık birgrup restorana geliyorlar. Benim işim başımdan aşkın, mutfaktan dahi çıkamıyorum. Eşim arkadaşlarına “Nasıl olur da bu kadınbenimle ilgilenmez. İlgilenene kadar ben buraya geleceğim.” demiş. Beni araştırmaya başlamış. Farkında değilim. Hatta bizim
gay bir garsonumuz var; Soner… Soner’in bir dönem evi olmadığı için benim yanımda kalıyordu. Ona sormaya başlamış beni… Soner de bu ilgiyi yanlış anlayıp Fatih’e aşık olmuş.

* Hadi canım!

Ben de öyle dedim. Endişelendim de… Benim kabul görmediğim bir yerde, Soner aşk yaşamaya çalışıyor. “Göster bakayım kim bu aşık olduğun adam” dedim ve Fatih’le öyle tanıştık. Tabii
kısa süreli bir muhabbetten sonra durumu anladım. Gel zaman git zaman çok iyi anlaştığımızı fark ettim. Bu arada zavallı Soner
aşkından ölüyor. Fatih onu karşısına alıp konuştu: “Ben ablanla ilgileniyordum. Bir yanlış anlaşılma olmuş” dedi. Hayatımdaki önemli bir boşluk da bu şekilde doldu. Fatih hayatıma girdikten sonra her şeye karar vermek zorunda olmamanın çok müthiş bir şey olduğunu gördüm. Bugün burada ayakta dimdik durabiliyorsam
onun sayesindedir. Ama tabii ki bu aşk da başıma iş açtı.

* Nasıl?

Fatih’in evliliği çok önceden bitmiş olsa da, kağıt üstünde bitmemişti. “Yuva yıkan kadın” oldum. Çalışanlarım ayrıldı, yine insanlar restorandan elini eteğini çekti. Bir süre sonra evlendik. Ama benimle çalışacak kadın bulmakta zorlanıyordum. “Bari kendim eğiteyim” dedim ve 25 Mayıs 2003’te Mutfak Atölyesi’ni açtım.

* E yok artık! Siz hiç pes etmez misiniz?

İş kısa sürede personel eğitiminden çıktı, turistlere de yöresel yemekleri öğretmeye başladık. Zamanla tepkiler unutuldu ve kadınlar yine benden iş istemeye geldi. O günden beri kadınların burada ekonomiye büyük katkısı oluyor. Bir sene sonra yemeklerde kullandığımız malzemeleri makine kullanmadan kendimiz üretmeye başladık.

* Bir iş daha çıktı yani…

Evet. Eşime ait fabrikanın terasında bir grup kadınla kurutulmuş domatesler, kekikler, pekmez, reçel, bulgur, nar ekşisi üretimine başladık. İstanbul’daki restoranlara satıyorduk. 2004’te reçel fabrikası kurduk ve “Cercis Murat Konağı” markalı reçellerimizi marketlere pazarlamaya başladık. Yine kendi markamızla Süryani şarabı üretmeye ve bunu restoranlara satmaya başladık.

* Vallahi siz anlatırken ben yoruldum. 

Daha bitmedi. 2008’de İstanbul’da Cercis Murat Konağı’nın şubesini açtım. 2007 yılında Güney Amerika’da bir üniversite beni 16 ülkenin en önemli 4 kadın liderinden biri seçti. Sonra bir gazetenin düzenlediği ankette “yılın kadın girişimcisi” ödülünü aldım. Şu anda Orta Doğu’daki iki yerde ve Londra’da şube açmak için görüşmeler yapıyoruz.

* Sırada ne var?

Valiliğin desteğiyle Mutfak Okulu açacağım. Elimde 352 tarif var. 87 yaşındaki kayınvalidemden çok özel tarifler öğrendim. Tabii yengemden de… Şimdi bunları yapabilecek kişiler yetiştireceğiz.

* Yenge ne yapıyor bu arada…

Kendi restoranını açtı. Önce burada sonra Ankara’da… Ailenin önüne geçtiği için oğulları tepki gösterdi. Ama tam bir Osmanlı kadınıydı. Bana mısın, demedi.

“Bir toplumu değiştirmek istiyorsanız işe kadınlardan başlamanız lazım” diyen Baybara, şimdilerde onunla çalışan on sekiz kadının öyküsünü kitap yapıyor. “On Bin Yıllık Kültürün Yemekleri, On Bin Yıllık Kültürün Kadınları” isimli kitap çalışmaları sonlanmak üzere.

Ebru’nun girişimcilik hikayesi çok özel hikayelerden,her gün  yaşadıkları da öyle, o Mardinli bir kadın, anne, gelin, eş. Ne kadar başarılı çok özel bir kadın da olsa, aile içi konumu değişmiyor.Kocasının,ailesinin, kayınvalidesinin, yakınlarının çocuklarının da her zaman sevgiyle, saygıyla,  yanlarında. Tüm sorumluluklarını da kolayca, hem espriyle, neşeyle hallediyor.Mardin’in kadınlarının gücü herkesin hayal etmekte bile zorlanacağı  cinsten.Onun için sizlere Mardin’in Kadınları Başka Güçlü diyorum. Tanıdıkça şaşırıyorsunuz.Anlamak için Mardinli olmak lazım.

Cerciş Murat da yemek yemek, benim her zaman favorim.Suadiye şubeleri açıldıktan sonra, yurt içi yurt dışı  tüm misafirlerimi,sevdiklerimi, genç yaşlı, tüm ailemi , ekibimi orada  ağırlamaktan çok keyif aldım.Ataşehir’e taşındıkların da en çok üzülenlerden oldum.Cerciş Murat’da sadece lezzetler değil, sunum şekilleriyle de çok özel bir restorant. Mardin yemeklerine tarçın, kişniş, mahlep, zencefil, yeni bahar, sumak, pul biber başta olmak üzere baharatlar çok farklı tatlar katıyor. Tatlısı, tuzlusu, kurabiyesi, limonatası,hep çok özel,Kişk ÇorbasıTarçınlı Mahlepli Patlıcanlı PilavAlluciye (ekşili erik yahnisi), Incasiye (pekmezli erik tavası), Kitel Raha (Süryani içli köftesi), Hımmısiye (ekşili nohut yemeği), Kazan KebabıKaburga İçinde Sarmısaklı Yaprak SarmasıDobo (kuzu but, badem, sarımsak, yeni bahar) en çok talep alan yemekler arasında.Eğer henüz gitmediyseniz, hemen , gitmelisiniz diyorum.Hiç vakit kaybetmeden.Cerciş Murat’da  yemek yemek hiç başka yerlerle kıyas edeceğiniz bir yer değil.Girdiğiniz andan sonuna bambaşka bir dünya, sunum, lezzet.

Derya Gönülden İsteyince

Sevgili Derya Türkkorkmaz ile ilk Kagider Oryantasyon’da tanışdım. O gün katılan tüm yeni arkadaşların hepsi ayrı bir değer oldu benim için. Hepsini yazacağım dedim. Zaman içinde hepsini biraz daha tanımak istedim, hepsi ile çok güzel anlarımız buluşmalarımız hep oluyor, böylece yazacaklarım da biraz daha artıyor, derinlik kazanıyor.

Bugün Derya’yı anlatmak istiyorum. İlk gördüğüm, ilk dinlediğim andan itibaren beni de grubu da  çok olumlu etkiledi, ve hepimiz her anlattığını hayranlıkla dinledik. Çok genç, pırıl, pırıl, gözlerinin içi parlıyor, ve gülerek içten, yüreğimize dokunarak bakıyor.Hem iş hayatında, hem sosyal çalışmalarla  yaptıkları ve de yapmak istedikleri çok değerli önemli katkılar yaratıyor. Hem de  mutlu bir evliliği ve iki oğlu var. Tümü bir arada olunca başarı  daha kolay geliyor, zaten.Gençlere kariyer seçme aşamasında yardımcı olmak gibi çok önemli bir misyonu var. Genelde yaptığım gibi,Derya ‘yı da  biraz kendi  anlatıyor, biraz ben, biraz da resimler.

Derya 1998 yılında İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun olduktan sonra dil eğitimini tamamlamak için İngiltere’ye St. Oakland Collage’a gidiyor. İş hayatına 2000 yılında Uzel Makine AŞ’de Dış Satışlar departmanında Uzman olarak başlamış, 2003 yılında Xerox Büro Makineleri AŞ’de sırasıyla Planlama Uzmanı- Bayi Kanal Satış Uzmanı ve Bayi Kanal Satış Müdürü pozisyonlarında görev almış. 2008 yılında Kelly Services İnsan Kaynakları firmasının Ülke Satış Müdürü, 2009 yılında Genel Müdürü olmuş. 2010 yılı Ocak ayında Kelly Services’in Türkiye’den çekilmesi kararı ile Derya’nın hayatında yepyeni bir sayfa açılıyor. Çünkü Derya çalıştığı şirketini satın almaya karar veriyor.Bunu onun anlatımından aldım.

Bence Derya gönülden öyle bir istemiş ki, gerisi gelmiş ………….

“Oradaki hikaye; Kelly Services İnsan Kaynakları ve Danışmanlık şirketinde 1 yıllık genel müdürken ve herşey çok iyi gidiyorken global krizin çıkması ve firmanın gidiyoruz demesi ile başladı.

Yıkıldım tabii. Yaptığınız heykeli birinin balyozlaması gibi birşey.. Başkanı aradım ve bana satın şirketi dedim..

Firma 66 yıllık tarihinde hiç banka kredisi kullanmayan, hep likidde kalan ve karlı olmayan hiçbir yerde zaman kaybetmeyen

çok dinamik ve bir o kadar da muhafazakar bir yapıdaydı. Kalsalar dayanırlardı ama riski sevmiyorlardı. Bizimle birlikte Ukrayna, Finlandıya ve İspanya’dan da çıktılar..

Benim olduğum 1 yıllık yönetimde çok yol katetmiş bir büyük bankanın  ve aynı zamanda IMF ve Dünya Bankası’nın ihalesini kazanmıştık.

Firmanın durmu çok pozitif ilerliyordu ve bunu da görüp gerçekten çok defalar takdir ettiler. Ama dediğim gibi beklentileri yüksekti ve kriz gelmişti.

Benim gördüğüm onların göremediği birşey yoktu aslında. Bir yıllık yönetimim süresince kazandığım başarı, işime duyduğum sevgi ve inancımdı beni güdüleyen. Biraz da deli cesaretiydi galiba!

Sağolsun eşim de çok destek oldu bu süreçte.. Bir de kader seçimdir bana göre. Kaç kere böyle bir kavşağa gelir ki insan.. Ve tarihlerinde ilk kez bir çalışanlarına şirketi sattılar. Krizin göbeğinde danışmanlık firması almak çok riskliydi. Zor ve uykusuz bir yıl geçirdim ve sonrasında krizi atlattık. Tabii dümen sağlamlaştı, ustalığım arttı ve fırtına azaldı. Sevgili eşim Oğuz’un çok sevdiğim bir lafı vardır: Hayatta neyin hayır, neyin şer olduğunu bize zaman gösterir der. Bir şeye çok üzüldüğüm için sonradan üzüldüğümde bu lafı hatırlamışımdır hep. Gerçekten bir kapı kapandığında bir diğeri açılıyor.. Yeter ki niyet iyi olsun. En büyük derdim işimi nasıl daha iyi yaparım, nasıl fark yaratırım oldu hep..

Birikimler gitti, kredi de kullandık biraz da onlar destek olup vadeye yaydılar ve çok şükür bugünlere geldik.

Ve hala Kelly Services’in Türkiye’deki straejik ortağı olarak devam ediyoruz.

Birlikte çalıştığım insanlar harika.. Ailem gibiler.. Çok seviyorum onları…

Şans mı denir, başarı mı denir, bal mı denir hikayeme bilemem ama benim reçetem:

Hedeflemek, planlamak, çok çalışmak, pozitif düşünmek, paylaşmak ve şükretmek.

Bir yandan akademik alanda da ilerlemeye devam ediyorum. İstanbul Üniversitesi’nde kariyer danışmanlığı yüksek lisansı yapıyorum. Öğrencilerle konferanslarda tecrubelerimi paylaşıyorum. Yeni mezun birsürü gence ücretsiz kariyer danışmanlığı yapıyorum ve çoook mutlu oluyorum.. Bana göre; mutluluk da, başarı da, para da paylaştıkça çoğalır..

5 ve 10 yaşlarında iki oğlumuz var. Evcimenimdir, aile hayatta en değer verdiğim, en huzurlu ve güvende hissettiğim yerdir, benim için çok önemlidir..Yemek yapmayı ve yeni ülkeler görmeyi severim. TED konferanslarını izlerim zaman buldukça. Yeni trendler, teknolojiler, belgeseller, fantastik bilim kurgu filmler ve uzay bilimleri her zaman ilgimi çeken konular olmuştur. Kişilik olarak kanaatkar bir yapım vardır, şikayet eden biri değilimdir. Genelde pozitif ve proaktif düşünürüm. Çocuklar konusunda çok hassas bir yapım var. 2 yaşındaki çocuğunu saçından kavrayıp havaya kaldıran bir çingene gördüğümde arabayı trafikte durdurup inip kadını ittiğim ve çocuğu elinden aldığım olmuştur. Bu tamamen dürtüsel ve içgüdüsel, mantığımı yitirdiğim yer.. Gerçekten dengem alt üst oluyor çocuklarla ilgili kötü bir haber okuyup izlediğimde. Ama ne faydam oluyor, hiç.. Gençleri eğitelim destek olalım, yeni nesillere yatırım yapalım istiyorum. Mevcudu değiştirmek çok ama çok zor..Ama gelenleri eğitebilir ve gelecekte daha iyi insanların olduğu bir toplum olabiliriz diye düşünüyorum..”

Derya çok genç, umut dolu, sevgi dolu, neşe dolu,ve paylaşmak için Kagider’de

Onu ilk tanıığım gün yandaki notu  yazmışım.

Derya Türkkorkmaz da tam hiperaktif yapısı, fütürist yaklaşımı,  sahip olduğu İnsan Kaynakları şirketinin  kuruluş öyküsü, sosyal çalışmaları ile dinlerken yorulduklarımızdan, harika ışıl ışıl gözleriyle müthiş yoğunluğuna Kagider’i özellikle Genç Kagider’i keyifle ekledi. X Kuşağı, Y Kuşağı ile ilgili bizlerle özel  paylaşımlar yapacak, söz verdi. Aramıza katıldığın için çok mutluyum, Derya. Hem gençlerin hem bizlerin senden çok öğreneceği şeyler var.İyi ki seni tanıdık, tekrar hoşgeldin. Sevgiler, sevgiler

Mardin’in Güçlü Kadınları

Mardin’in  çok başarılı girişimci  kadınlarından yakından tanıdığım,altı tanesini özellikle, uzun uzun anlatmak istiyorum.İlk Mardin’li girişimci yazım sevgili Yasemin Kalya Künteci oldu. 2012 Yılının Bölgesinde Fark Yaratan Girişimcisi olan Yasemin’i ilk kez 2006 da tanıdım.

Sevgili ortağım Ayşe Lerzan’ın yakın arkadaşı ve hemşehrisi olan Yasemin bize ofise ziyarete gelmişti.O günler de işini henüz kurmamıştı. Bize 2.derece tarihi eser bir Han dosyası ile ilgili neler yapabiliriz diye sormaya gelmişti. Çok dost, samimi ve sıcakkanlıydı. Kafasında da bir sürü farklı proje vardı.Projelerin birbiriyle hiç ilişkileri de yoktu.Ben iş hayatında çok fazla dağılmaktan yana olmamışımdır. Hep içinde olduğum, tercih ettiğim, hedeflediğim işe bütün enerjimi kanalize edenleren oluğum için, bu birbirinden farklı projelerin nasıl hayata geçeceğinin, hangisinin öncelikli olacağını merakla bekler oldum. Ayşe’den Yasemin ile ilgili güzel haberler almak, çok mutlu eder oldu. 2012 yılının Girişimci Kadın ödülünü de alması harika oldu.Ödül gecesinde beraber olduk, kendisini  kutlamak , beraber sohbet etmek şansım oldu. Tanışmamızın ardından geçen altı seneden sonra da artık, Kagider etkinliklerinde biraraya gelebiliyoruz.Şaşırtıcı hikayesini hem ödül gecesi, hem de Temmuz  Kahvaltı toplantımız da kendinden çok esprili, akıcı anlatımıyla tekrar dinledim. Aşağıda da kendi anlatımıyla gönderdiği hikayesini paylaştım.Bu çok güçlü, özel kadının karpuz çekirdeği ile karpuz kadar iş diye benzettiği girişimcilik hikayesini sizlerin de şaşırarak, beğenerek  okuyacağınıza inanıyorum.

Sadece ‘Taş’ı Değil Anadolu’da Kaybolmaya Yüz Tutmuş Bir Kültürü Yeniden Gün Yüzüne Çıkaran Bir Kadın:

Yasemin KALYA KÜNTECİ

Hayatım 1965 yılında, bir medeniyet beşiği olan Mardin’de başlayıp; babamın memuriyeti sebebiyle Anadolu’nun başka şehirlerinde devam etti. Mardin’in ezan ve çan sesinin eşsiz beraberliği ile bu beraberliğe olan özlemim, beni bu şehre çeken en önemli faktördü. İlk nefes aldığı şehre âşık bir kadınım. İlk nefes aldığım şehirde, ilk nefes aldığım ev ise zihnimden hiçbir zaman silemediğim mimariye ve estetiğe sahip bir evdi. Belki de Mardin taşıyla inşa edilmiş bu evin geçmişime kazıdığı izleri takip ederek; bu gün Mardin taşı çıkaran bir girişimci olarak ülkeme ve memleketime hizmet vermekteyim.

Gelişen ülkemde ve giderek sınırların kalktığı dünyada, kültürler birbirleriyle yarışıyorken; yaptığım bu işin sadece taş çıkarmak olmadığının farkındayım. Zira Mardin de  taş evler ve bu taş evlerin üzerindeki tarihi taş oymacılığı sanatı; şehre kişilik katan, geçmişin ruhunu bugüne taşıyan, Mardin’i 2500 yıldır Mardin yapan en önemli özelliklerden biri.

Her şey bir saat kulesiyle başladı.

Maden ocağı kurma fikri, Tekirdağ / Çerkezköy İlçe Belediyesi’nin Mardin’deki taş saat kulesini görüp; bana, aynısını ilçe meydanına yapmak istediklerini söylemeleri ile başladı. Bu işten hiç anlamadığım halde, Doğu kültürünü Batı’ya taşıma fikri ve Mardin taşını tüm ülkeye tanıtabilme ihtimali bu işe başlamamda önemli en önemli faktördü.

Hayaller kurmaya başladım!
Belediyenin bu talebinin hemen arkasından geçirdiğim bir rahatsızlık sonucu bir ay boyunca Kütahya ve Bolu Devlet Hastanesi’nde kaldım. Gündüzleri yapacağım saat kulesinin hayalini kuruyordum fakat bir sorun vardı; kuleyi yapmak için taşa ihtiyacım olacaktı. Gündüzleri kuracağım taş ocağının hayallerini kuruyor, akşamları ise hasta yatağımda telefon görüşmeleri yapıp; Mardin de taşı çıkarabileceğim bir arazi araştırıp, bu işin nasıl yapılacağına dair bilgiler topluyordum.

Ardından, Saat Kulesi projesini uygulamak üzere Mardin’e geldim. Bir yandan saat kulesini inşa etmek için çalışırken, bir yandan da Mardin için ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Mardin’i gecekonduların ele geçirmekte olduğunu, yenileşme adına yozlaştığını, tarihi dokusunun tamamen bozulma sürecine girdiğini ve devletimizin bu durumu düzeltmek için Mardin’i eski yapısına kavuşturmak amacını heyecanla öğrendim. Yeni inşa edilmesi planlanan tüm binaların, Mardin’in eski dokusuna uyumlu olması için taştan yapılacağı ve restore edileceği söyleniyordu. , TOKİ’nin yapacağı bazı  inşaatlarda taş kullanılmasının mecburi olması, Hilton Oteli’nin taş ile kaplanacağı gelişmesi, Artuklu Üniversitesi’nin tüm kampüs binalarında taş kullanılması kararı, beynimde görünmeyen bir ampulün yanmasını sağladı. Bu gelişmelerin hepsi bir iş potansiyelini gösteriyordu. Ama tüm bu taş ihtiyacını karşılayacak bir taş üretimi henüz Mardin’de yoktu. Bu işteki potansiyeli görüp, kazançlı olduğunu düşünerek; bu dağlara verilecek  emekle hem Mardin’i güzelleştirmek ve ekonomisine katkıda bulunmak, hem de memleketimde istihdam yaratmak amacıyla Mardin’de bir maden ocağı açma konusunda girişimde bulunmaya hızla karar verdim. Uygun bölgeyi araştırarak tespit ettim.  Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne başvurarak; 99 hektarlık arazi için Mardin taşı çıkarmak üzere madencilik ruhsatı aldım.

Artık Mardin taşım vardı ama…

Böylece Mardin’de, yüzyıllar sonra Mardin taşı tekrar piyasaya girmiş olacaktı. Ancak esas mücadelenin şimdi başladığını bilemezdim. Artık taşım vardı. Ama onu nasıl çıkaracaktım? Elimdeki  sermaye, sadece taşı kesen bazı makineleri almama yetiyordu. Ama taş, öylece dağın içinde beni bekliyordu. Ruhsatlı ocağımdan taş çıkarabilmek için yol lazımdı. Elektrik, iş makinaları ve ustalara ihtiyaç vardı. Yol ve elektriğin ocağa getirilmesinin ardından satın aldığım kesme makinaları, kiraladığım bir loder ve 10 işçiyle işe başladım.

Devlet can suyum oldu!

İş pahalı bir işti. Param ve ipoteklerim de yatırımlarıma yeterli olmayınca imdadıma, Kredi Garanti Fonu (KGF) yetişti ve bana kefalet vererek; Halk Bankası aracılığıyla, eksik olan iş makinelerimin kredisini sağladı. Böylece  aylarca uğraştığım kredi sorunu da çözülmüştü. Bu arada, bana  nakit ihtiyaçlarım için tam zamanında can veren KOSGEB-CANSUYU kredisinden de söz etmeden geçemeyeceğim.

İlk müşterim Sabancı!

Bayramda ziyaretime gelen kızıma, küçükken okuduğum okulu gezdirirken; okulun hemen arkasındaki binada bir restorasyon çalışmasının yapıldığını fark ettim. Bekçiye burayı kimin yaptırmakta olduğunu sordum. Bana, buranın Sabancı Müzesi olduğunu ve Sabancılar tarafından restore edildiğini söyledi. “Size taş lazım mıdır?” diye sordum. Cevap şaşırtıcıydı. Bekçinin, “Hem de çok lazımdır” cevabının ardından sorumlu kişiyle tanıştım. İlk satışımı yapmıştım ve Sabancılar artık müşterimdi.

Bu arada yapmış olduğum saat kulesi bitti ve Tekirdağ Çerkezköy’de görücüye çıktı. Mardin, Türkiye’nin Batı’sında gururla 2500 yıllık tarihini, mimarisini ve ihtişamını sergiliyordu. Ancak bu benim için yeterli değildi. Mardin taşını tüm Türkiye, hatta tüm dünya öğrenmeliydi. Onu kendi anıtlarında, binalarında kullanmalı; Türkiye’nin derin kültürel kökleri, Mardin ustalarının taş oymacılığı sanatı, binlerce yıllık sivil taş mimarisi başarısı ile tanışmalı ve ona hayran kalmalıydı. Bu tanıtıma, iki web sitesi oluşturup; hem Mardin’i hem de taşımı tanıtan kataloğun basımıyla başladım. Taşımın fiziksel ve kimyasal özelliklerini 24.10.2008 de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı  Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’ne götürdüğüm numune ile  Analiz-Testlerini yaptırarak; çıkan değerleri web sitesi aracılığıyla ilgililerin bilgisine sundum. Kısa sürede çok sıkı bir çalışmayla, sektörün en iyi tanıtım platformu olan fuarlara hazırlandım. Eylül 2008’de üretime geçirdiğim taş ocağımdan çıkan taşları, Mardin’in okumamış ama heykeltıraş kadar yetenekli ustalarına oya gibi  işleterek; KOSGEB’in de değerli destekleriyle; 6 Kasım’da Diyarbakır Ortadoğu Fuarı’nda, 13 Kasım İstanbul CNR Natural Stone Fuarı’nda ve ondan sadece birkaç hafta sonra Şam’daki Marble Fuarı’nda ve İzmir Naturel Stone Fuarı’nda görücüye çıkardım. Artık Mardin taşı, fuarların gözbebeği haline gelmişti. Şam Fuarı’nda bu taşla gördüğüm ilgiyle; önce yakın bölgem ve Ortadoğu da, ardından da tüm Dünyada büyük bir potansiyelin beni beklediğini hissettim. Bu ilgi taşı isteklere göre işlemeye ve pazara sunmaya hızla beni itiyordu. Trend Dünya da natürel malzeme kullanımın artması yönünde idi. Bu da başka bir rüzgârımdı. Ocakta biriken taşların bazılarını siparişlerim doğrultusunda Diyarbakır da fason kestirerek pazarlamaya başladım. Şu an Türkiye’den ve Dünyadan mimarlar, yatırımcılar ve pazarlamacılar sürekli beni arayarak  ilgilerini göstermekte; projelerini bu taşı kullanacak şekilde oluşturmaktadırlar.
 

Hayallerim gerçek oluyor!
Fabrika hayallerim başlamıştı. Tası Mardin de kesip işlemeliydim. Onu da yaptım. Fabrikada kurdum. Artık taş Mardin de kesiliyordu. Öncelik, taşın yapıda kullanacak ustaların eğitimi diye düşündüm. Mardin’in tarihi taş evlerinin en önemli özelliği olan, taş oymacılığı sanatını icra eden sadece 2-3 ustanın kaldığı ve onların da epey yaşlanmış oldukları gerçeği ile karşılaştım. Bunun üzerine Mardin Taş İşlemeciliği Derneği’ni kurdum.  Mardin’e taş işi, bu ustalara yatırım yapmak, yenilerine yol açmak, onları eğitmek ve bu sanatın devamını sağlamak demekti. Bunun için atölyelerin kurulmasının önemini vurgulamak istiyorum. Birçok konuda yanımızda yer alan Mülki İdaremizin de ilgi ve desteğiyle atölyeler kurulması ve yeni nesil sanatçıların, bu geleneksel sanatı icra etmelerinin devamını sağlamak içinde uğraşıyorum.

Ben mi Mardin mi?

Herkes: “Bu taş ocağına kendi adını vermelisin” dedi. Ben ise bu ismi Mardin’in hak ettiğini söyleyip, adını  MARDİN TAŞ koyarak; ismi tescil ettirdim. Zira Mardin, geçmişinden ve toprağından bizlere sunduğu gelecekle, bunu hak ediyor diye düşündüm. Bu işe girdiğimde: ‘Eğer batarsam bunun cezasını tek başıma çekeceğim ama çıkarsam hem ben, hem tüm Mardin kazanır’ dedim. MARDİN TAŞ sayesinde, Mardin’in geçmişini geleceğine taşıyacak bir yol açtığımı ümit ediyorum.

“Gold Mardin Taşı”  sanattır!

Madencilik sektörünü Mardin’e yeniden kazandırmak,  bu sektörü büyütmek arzusundayım. Mardin’in en büyük sermayelerinden biri olan bu taş  işleme kolaylığı, sağlamlık, dayanıklılık ve yalıtım özelliklerinden dolayı eşsiz bir özelliğe sahiptir. Mardin Taşı sahip olduğu bu özelliği ve güzelliği sayesinde; binaların temel bileşenlerinden olan kapılar, pencereler, küçük sütunlar, kemerler ve diğer bileşenlerde, zengin ve çeşitli motiflerle kolayca uygulanmaktadır.

Garantide olmak güzel!

Garanti Bankası’ndan aldığım, ‘Bölgesinde Fark Yaratan Girişimci Kadın Ödülü’ yaptığım işe olan inancımı bir kez daha perçinledi. Zira cesaretle çıktığım bu yolda, yaptıklarım farkına varılması ve buna “fark yaratan kadın” şeklinde bir taçlandırma yapılması ne kadar garantide bir yolda yürüdüğümün de açık göstergesidir diye düşünüyorum. Garanti Bankası’na ikinci can suyu olduğu için teşekkür ederken; ‘kadın isterse her şey olur!’ mesajını da tekrarlamak isterim.

 

Neler yaptık!

Mardin Valiliği, sabacı müzesi, Van-Gevaş’ta Cami, Hakkari Yüksekova’da Cami, Tekirdağ Çerkezköy Belediyesine ve İstanbul Bağcılar Belediyesine  Saat kulesi, beş yıldızlı Erdoba Elegas otel, yürütmüş olduğumuz projelerimizdir.

Şimdi…

Anadolu’nun medeniyet haritasında, medeniyetimize ışık tutan bu girişim; sadece bir madeni, ticari olarak olduğu yerden çıkarmak değildir. Bunu fark eden bir müşteri profiline ulaşma hedefimizi en kısa zamanda arttırarak sürdüreceğimizden eminim. Taşım ve ben, devasa hayatın içerisinde, kendimize daha özel ve daha anlamlı bir yer aramaya devam edeceğiz: Dünya, ülkemizin her alandaki yükselişini izlerken; bizlerde bu yükseliş içerisinde, hak ettiğimiz yerde olma çabamızı ve inancımızı hiçbir zaman kaybetmeden; geleceğe, kültürümüzün izini taşımaya söz veriyoruz!

Çok Değerli Ödüllerin Sahibi Gururumuz Berna İlter

Sevgili Berna müthiş bir girişimci ona ödül dayanmıyor, her aldığı ödül birbirinden değerli.                             Uzun süredir biraraya gelmeye çalışıyoruz.Berna’nın devamlı seyahatleri var,ayrıca Kayseri’de yaşıyor,hayat çok hızlı akıyor, bu nedenle bir türlü beceremiyoruz.         Ama spontane beraberliklerimiz zaman zaman oluyor. Onu ilk tanıdığım günden beri, gördüğüm en önemli özelliği, az konuşan, iyi dinleyen biri oluşu.  Berna yı Kagider’e ilk üye olduğu günlerden beri tanıyorum, birbirimizin hep takipçisi olduk. Ben başarılarıyla hep gurur duydum, haber yazılarımda hep Berna var. Bugün de onu,biraz ortak arkadaşımız sevgili Transtaş’ın sahibi, Berna Akyıldız’dan,  biraz medyada ki haberlerden,  biraz kendi duygu ve düşüncelerimle  yazmak istedim. Aşağıdaki güzel röportajda da kendi anlatımı var, paylaştım.

Berna çok araştırmacı, çok hızlı davranıyor, ülkelerin ekonomik, siyasi yapılarını inceleyip, hemen karar verip, hemen düşündüğünü uygulamaya geçirenlerden. Aklına koyduğunu yaparken de son derece şeffaf, hızlı ve samimi.Son derece de pratik düşünenlerden.Böylece iyi ilişkiler kuruyor,başarılı oluyor. Çok cesur, çok çalışkan, sevgi dolu, çok da genç.Aşağıda kendi anlatımından girişimcilik öyküsünü okursanız, nasıl, cesur ve girişimci ruhlu olduğunu anlayacaksınız.

Her zaman kadın için, ülkesi için çalışmayı görev sayanlardan. Evli ve bir kızı var, ailesi ve çocuğu da hep çok değerli ve hayatının önceliklerinden.Kagider’de çoğumuzun yatağı Berna’dan çünkü ilk çok özel, kaliteli hijyen,trendy ve ergonomik yatakları o yapıyor.Her zaman panellere, konferanslara başarılı örnek girişimci kadın olarak katılıyor, paylaşıyor.

Berna İlter, 9 Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi İngilizce İşletme 1996 yılı mezunu..
– Londra Metal Borsası’nda “Uluslararası Finans, Metal Ticareti, Futures& Options” konusunda eğitim aldıktan sonra, BRN Uluslararası Danışmanlık ve Dış Ticaret Limited Şirketi’ni 2001 yılında kurdu.
– Birçok firmaya uluslararası pazarlama ve dış ticaret danışmanlığı yaptığı süreçte Tanzanya, Kenya, Nijerya ve Nijer gibi pazarlarda Türk ürünlerini tanıttı. Tanzanya’ya mobilya, Nijerya’ya çelik kapı sattı.
– 2006 yılında ODTÜ İnşaat Mühendisliği mezunu eşi Mustafa İlter ile birlikte 800 metrekarede 10 kişiden oluşan bir ekiple başladıkları yatak üretimi, yine aynı yıl sonunda 2 milyon 100 bin dolarlık bir ihracat rakamına ulaştı.
– Bugünkü ihracatı 20 milyon dolar (Türkiye’nin toplam yatak ihracatı ise 46 milyon dolar).
– Dünyadan 5 kıtada 500’den fazla satış noktasında BRN markalı ürünleri satılıyor.. Mobilyanın merkezi İtalya, tüm Avrupa ülkeleri, Benelüks ülkeleri, Kuzey Amerika, Kuzey Afrika ve Ortadoğu bu satış noktalarının bulunduğu bölgeler arasında..
– Kayseri’de 24 bin metrekarelik bir alanda kurulan Türkiye’nin en büyük ve en modern üretim tesislerinden biri olan fabrikasında sektörün trendlerini belirleyen ürünlerini tüm dünyaya ihrac ediyor.
– Halen BRN Yatak Türkiye’nin yatak ihracatının lider firması…
– Türkiye pazarına yenilikçi ve alternatif satış kanallarıyla girecek… Tüm dünyaya gerçekleştirilen ihracattan edindiği tecrübeyi, iç pazarda Türk tüketicisine sunmayı hedefliyor.
– Sektörde kadın titizliğini yansıtan hem geleneksel hem yenilikçi hem de farklı ürün gamıyla sağlığı, hijyeni ve kaliteyi ön planda tutuyor..
– Berna İlter, Kayseri Sanayi Odası’na seçilen ilk kadın meclis üyesi…
Ödüller…

BRN Yatak…

– Avrupa İş Ödülleri’nde (European Business Awards) “Yenilikçilik, Inovasyon ve En İyi Uygulamada” 15.000 firma arasından finale kalarak Avrupa’nın en başarılı 10 girişimcisi arasına girdi ve “Ruban D’Honneur 2011” nişanına layık görüldü.

– BRN Yatak, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Harvard Üniversitesi bünyesindeki AllWorld Network tarafından belirlenen Türkiye’nin en hızlı büyüyen 25 şirketi arasında yer aldı.

– Yine Dünya Gazetesi, DHL ve Akbank işbirliğiyle hazırlanan 2009 Türkiye geneli “İhracatın Yıldızları” yarışmasında “Yeni Pazarlama Ulaşma Başarısı” konusunda ödül aldı.

– 2009 Kayseri Sanayi odası Özel Ödülü “Krizde Ihracat ve Istihdamı Artırma ve Yenilikçi Ürünler”…

– 2007 yılında Garanti Bankası ve Ekonomist Dergisi tarafından Türkiye’de ilk kez düzenlenen “Türkiye’nin Kadın Girişimci” Yarışması’nda Türkiye birincisi seçildi.

– 2006 yılında Kayseri Ticaret Odası tarafından “2006 Yılı Başarılı Genç İhracatçısı” seçildi.

– 2001 yılında Dünya Gazetesi tarafından “İllerin En Başarılı Kadınları” kategorisinde ödüle layık görüldü.

Kayserili Berna İlter’in Kayserili şirketlerin ürünlerini ihraç etme hevesiyle başladığı ticaret büyüdü, sanayiciliğe dönüştü. Yataklarda yayları presleyip, süngeri rulo yapan sistemlerle ‘navlun’ sorununu aşan İlter, 45 ülkeye yılda 20 milyon dolarlık yatak satıyor.

Berna, kendi anlatımıyla Sadi Özdemir ropörtajında

KAYSERİLİ Berna İlter İzmir’de işletme okuyup döndüğü kentinde “Kayserili firmaların ürünlerini ihraç etme hevesiyle” girişimci oldu. Önce, başka firmaların ürünlerini alıp, ihracat yaptı. Sonra yatak üretimine başladı. İlter, farklı ülkelerin vatandaşlarına göre yataklar üreterek 45 ülkeye yılda 20 milyon dolarlık ihracat yapan bir sanayicisi olmayı başardı. Bu yıl iç pazara girme kararı aldığını söyleyen Berna İlter, önce Türk tüketicisinin ‘nereden yatak almak istediğini’ araştırıyor. Kayseri’de 24 bin metrakerelik fabrikasında 249 kişilik istihdamla yatak üreten BRN Yatak Baza Ev Tekstili San. Tic. Ltd. (BRN Yatak) Yönetim kurulu Başkanı Berna İlter, şöyle başlıyor öyküsünü anlatmaya:

/_np/0560/15670560.jpg

Annem Hatime Hanım emekli öğretmen, Babam Nazmi Bey de emekli assubay. İzmir’de İngilizce işletme okudum. Uluslararası finansa merak sardım. Ailenin tek kızı olarak mezuniyetten sonra Kayseri’ye döndüm. O dönemde yeni özelleştirilmiş Çinkur’da çalışmaya başladım. İhracat birimi kuruyorlardı ben de orada başladım. 3 yıl Çinkur’da çalıştım. Metal üretiliyordu ama fiyatları Londra Metal Borsası belirliyordu. Futures ve options piyasaları araştırdım ve fiyatları hedge etme yollarını öğrendim. Beni Londra Metal Borsası’na gönderdiler. Çinkur’a çok uygun krediler çıkarabildik. 24 yaşındayken metal sektöründe yaptıklarım duyuldu. Danışmanlık teklifleri geldi.

Danışmanlık ve dış ticaret

Çinkur kapanınca metal konsunda Özkoyuncular’a danışmanlık yaptım. Londra Metal Borsası işlemlerini yapıyordum, prim alıyordum. 2001 krizi patladığında ben BRN Uluslararası Danışmanlık ve Dış Ticaret’i yeni kurmuştum. Ya gidip Boydak Dış Ticaret’te çalışacaktım (çünkü o dönemde en iyi dış ticaret şirketi orasıydı) ya da yoluma devam edecektim. Kayseri’nin ürettiği ürünleri inceledim. Emaye tava, tencere, ocak, fırın (Afrika’ya yönelik), çelikkapı v.s. Tanzanya’da bir fuar buldum ve bu tür ürünleri alıp gittim. Mobilya ve çelik kapı sattım, 40 bin dolarlık bağlantı yapıp döndüm.

Komisyon yerine ‘al-sat’

Cesaretlendim ama komisyoncu olmak da istemiyordum. ‘Çelik kapı en iyi nereye gider, güvenliği en kötü ülkeler hangileri’ diye araştırdım. Nijerya’da karar kıldım. Kayseri ile Nijerya arasında çelik kapı ticareti başlattım. Nijerya’ya gittim ve ayrıca inşaat malzemeleri satanlarla konuştum. Çelik kapı satarken ahşap kapı, ardından koltuk istediler, inşaat malzemeleri de satmaya başladım. Ürünleri alıp kendim satıyordum. Çünkü ihracatta kalite çok önemliydi. Sonra Kuveyt’e Kayseri’den farklı ürünler göndermeye başladım. 2006’ya kadar böyle devam etti. Tanzanya’daki fuarda benden biri yatak kumaşı istedi. Kayseri’de kumaşı Boydak üretiyor. 25 sentlik farkla anlaşamadık. Sonra Avustralya’dan yatak kumaşı istediler. Boyteks’in kumaşlarını Avustralya’ya satmaya başladım. Polonya’dan da Avrupa’ya girdik. Yatak kumaşı isteyenler; yay, keçe de istemeye başladı. Bir süre sonra da bitmiş ürün talebi geldi.

Alman hijyen delisi Fransız yaylıda yatmaz ABD’li yumuşak sever

45 ülkeye yatak ihracatının sırrını da “Her ülkenin vatandaşı ne istiyorsa onu üretiyoruz” diye açıklayan Berna İlter, şu bilgileri aktarıyor:
Holandalı’lara çift kişilik satılmaz.
Almanlar için en önemli şey hijyen.
Fransızlar yaylı yatakta yatmaz.
ABD’liler çok yumuşak yatakta yatarlar.
İranlılar çok sert yatakta yatar. Hatta yaylar arasına takoz ve çift keçe koydururlar.
İngilizler, İrlandalılar yumuşak, dar ister.
Japonlar yere serebilecek yatak ister, rulo yapıp dolapta tutar.
Yunanistan’da keçe yasaktır, malzeme doğal olacak, pamuk olacak.
Ruslar, turuncu yeşil, mavi yatak ister, beyaz çok az satılır.
İran’da Bern adıyla 45 mağaza ürünlerimizi satıyor ama en iyi pazarımız Avrupa. Hollanda’da büyük bir depomuz, Belçika’da şirketimiz ve markamız var. İç pazara internetten başladık. Fırsat sitelerinden 4 günde 299 liradan 2 bin visco yatak sattık.

ABD’den sipariş alınca Boyteks destek verdi

KAYSERİ’de-ki sanayicilerin dayanışma ruhuna da gönderme yapan Berna İlter, şöyle konuşuyor: “Kanada’ya ihracat yapmaya başladım. Fason üretimde sorun yaşıyorum. Eşime gittim (kendisi inşaat mühendisi)  800 metrekarelik yer tuttuk. Eşim batabilecek parayı hesaplamış ve öyle ‘tamam’ demiş. 5 dikiş makinesi 2 kenar kapatma aldık. 10 da işçi. ABD’ye de üretmeye başladık ama 300 bin dolarlık kapitone lazım, paramız yok. Banka teminat mektubu vermiyor. O anda -Boyteks bana çok büyüklük yaptı. ‘Siz yapabildiğinizi yapın, kalan kısmını burada tamamlarız’ dediler. Ben o makineyi alana kadar Boyteks bana böyle destek oldu.”

Yatak kılıfı dikip ihracatı patlattı

BERNA İlter, şöyle devam ediyor: “Katalog hazırladım; dünyada kaç çeşit yatak varsa koydum. Almanya’da fuara katıldık. Çok büyük sipariş aldık. Hemen Kayseri’de 6 bin 500 metrekarelik yer tuttuk. Bitmiş yatak ihracatı zordu. Havaleli ürün. Özel pres yaptırdım yayları sıkıştırarak süngeri rulo yaparak 100 yerine 500 yatak sığdırdım. Avrupa’da işçilik yatak kılıfında yoğunlaşmıştı ve çok pahalıydı. ‘Kılıf ihraç edelim’ dedim. İngiltere’yle başladık, ihracatımız patladı. Kılıf işinde de çok büyüdük. Avrupa’da her yere ürün yapar olduk.”

Berna’yı  bu çok değerli ödüller için, çok iyi örnek girişimci kadın olduğu için, panellerde, konferanslarda, paylaştığı için defalarca kutluyorum. Her zaman Kayseri’nin, Türk Kadının,Dünya Kadınının başarılı örneği olmaya devam diyorum.

Eşiyle,kızıyla, sevdikleriyle,  gönlünce keyifli yaşamlar hep onunla olsun.