Aşk, Aşk, Aşk, Her Yerde Aşk

Çok soğuk bir haftayı daha sonlandırdık. Haftanın en güzel günlerinden birinde çok sevdiğim bir arkadaşımın Tasavvufta Aşk Sohbetine katıldım. Haftalar öncesinden her şeyi iptal edip ona katılabilmek için kendimi programlamıştım. Çünkü geçen senede bir kez katılma fırsatım olmuştu, ve çok severek, beğenerek, mutluluk duyarak dinlemiştim. Kaçırmak istemedim. Sohbet çok samimi, sıcak bir ortamda , yirmi kişi civarında dinleyici ile oldu. Biz sohbeti yapacak arkadaşımla birlikte beş altı kişi birbirimizi tanıyorduk, diğerleri yabancı idi.Hava şartları çok kötü günlerden biri olmasına rağmen salon tamamen dolmuştu.Gönlü güzel, ruhu güzel, enerjisi güzel, kendisi güzel arkadaşım herkes geldikten sonra sohbete Yunus Emre‘nin bir deyişi  ile başladı.           Yaradılanı severim,   Yaradandan ötürü                                                                                                

Bu minicik beyitte herşeyi anlatmış, Yunus Emre.  Aşk, Yaradılandan Yaradan’a, Yaradandan Yaradılan’a giden bir yol. Tasavvuf da da bu çok güzel bir sözle anlatılıyor, El ele, El Hakka. Kendimizi sevmekle başlayan, insan insanın aynasıdır da dendiği gibi diğer insanları, tüm yaradılanı sevmek, ve hepsini severek tanrı aşkını anlayabilmek. Anladığımızı, sevgimizi de yansıtarak, paylaşarak çoğaltmak. Tanrının sevgisine layık olmaya çalışmak. Sevgili Ayşe (Ayşe Şakar)Her Şeyde  Aşk’ı, farklılıklarını  da çok güzel örneklerle, hikayelerle  anlattı.  “Bu farklılıkları oluşturanlar çeşitli  baharatlar gibidir. Çocuğumuza aşkımızda farklı bir baharat, annemize aşkımızda farklı, sevgiliye aşkımızda farklı baharatlar tadlar var” diye örnekledi. Arkadaşım sohbeti iki saat boyunca Tasavvufda  Aşk yolunda nasıl bir disiplin vardır,ve nasıl yol alınır,o yolda nasıl edep vardır, nasıl sınavlardan geçiyoruz,   başlıkları ile devam etti.  Herkes gayet memnun, daha da uzun dinlemeye hazırdı.  Hepimiz  için,  aşk ister sevgiliye olsun, ister çocuğumuza olsun, ister doğaya, çiçeğe, müziğe olsun, her tadıyla güzel,her şekliyle güzel. Belki karşı cins  anlamında sevgilimiz olmadığı zamanlar olabilir, ama aşk her yerde, her şeyde,   yaradandan ötürü, tüm yaradılana var. Yaradana sınırsız aşkımız, sevgimiz var.

Sevgililer gününü belki bazılarımız ticari amaçlı ve gereksiz buluyoruz, evet bence de aşkın sevginin günü yok, ama ayrıca o günde de kutlamanın zararı da yok. Herkes kendine göre kutlamalı.                                                                                                                                 Ama isteyerek, bekleyerek  değil, aşk vermektir, istemek değil. Vererek en güzel armağanı sonunda siz alıyorsunuz zaten. Tasavvufda Aşk  konusunda arkadaşım saatlere sığmadı.Şimdiye değin, yazılanlar, söylenenlerin de   ölçüsü yok. Herşey ölçülü ve yerinde  olmalı, ama aşkın sınırı yok. Bende sayfalara sığmayabilirim, ama gerisini sizin de sınırsız sevgi dolu, gönüllerinize  bırakacağım..

Benim artık bir Çikolatacım var.       Evet söylemesi bile çok güzel geliyor kulağıma.                                   Hemen evimin yanında, üniversiteden çok sevdiğim bir arkadaşım bir Çikolatacı açtı. Rengarenk kutularda, ambalajlarda her boyda, şekilde farklı tadlarda çikolatalar.Nereye gidersem, kime gidersem hemen uğrayıp , bir kutu çikolata alıyorum. Benim tercihim, hep portakallı ve krokanlılardan yana.                        Her seferinde başka bir kutu yada ambalajda yapılması, üzerinin kurdelaları, çiçekleri, uğur böcekleri, minicik kalpleri ile çok hoşlar.

Evet artık sevgililer günü ne alacağım diye düşünmüyorum, benim tüm sevdiklerime alacağım hediyeler belli.

Kocaman aşkıma portakallısından, anneme krokanlı, çocuklara karamel, portakal, krokan karışık, biraz da renkli drajelerden. Sizde tüm sevdiklerinize, takımınızın renkleri ile sarı kırmızı, sarı lacivert, siyah beyaz renklerde sürprizler  yapabilirsiniz.

Çikolatacıya uğramak isterseniz Fenerbahçe, Bağdat caddesi arasında, Dr. Faruk Ayanoğlu caddesinde Göz Hastanesine gelmeden hemen önce .Facebook sayfalarından da Çikolatacı diye ulaşabilirsiniz. Sevgili Asuman’a ve Özkök ailesine, caddemizde böyle bir keyif ve güzellik kazandırdıkları için çok teşekkürler.

Rafinera Zayıflamanın En Keyifli,En Kolay, En Sağlıklı Yolu

Çok sevdiğim bir arkadaşım, Rafinera‘nın kapıya teslim yemekleri ile 11 kilo verdi, çok mutlu, çok sağlıklı.                                                                 Uzun zamandır arkadaşımı izliyorum.Uğradığım da  ofisinde harika yemek paketini içinden çıkan 4 çeşit yemeği gördüğümde çok şaşırdım. Hem çok güzel lezzetli görünüyorlar, hemde oldukça bol. Rafinera’nın sahibi Didem Altınbaşak çok başarılı bir girişimci.Kişileri ne yiyeceğini planlama, satın alma ve pişirme derdinden kurtaran Rafinera, beslenme uzmanları ve gurme şefler eşliğinde tamamen kişiye özel dizayn edilmiş lezzetli, sağlıklı ve dengeli mönülerle kilo vermekten sağlıklı beslenmeye kadar bir çok hedefe ulaşmaya yardımcı oluyor.                                          Rafinera sisteminde, tüm gün boyunca tüketilmesi gereken sabah, öğlen,akşam ve atıştırmalık ara öğünlerden oluşan tam günlük veya ihtiyaca yönelik daha az ya da çok sayıda öğün içeren beslenme planları servisleri alınabiliyor.                                          Rafinera’da günde ortalama bin öğün hazırlanıyor.                                                        Rafinera’nın iş fikrinin nasıl oluştuğunu Didem Altınbaşak‘ın anlatımından,aktardım.                                                                                       “İlaç sektöründeki bir firmada, ürün müdürü olarak çok yoğun bir tempoda çalışırken kızım Nil’e hamile kaldım. Hamileliğim çok kolay geçmedi, özellikle beslenme düzenimde çeşitli değişiklikler olması gerekti. İş yoğunluğunda bu yeni beslenme düzenine ayak uydurmam oldukça güç, hatta imkansız gibiydi. Hamileliğimin son safhasında işi bıraktım, Boston’a taşındım ve daha önce yurt dışında eğitimim sırasında da faydalandığım “meal plan”(beslenme planı) sistemleri tekrar hayatıma girdi. Böylece uymam gereken beslenme düzeni problem olmaktan çıktı. Kızım doğduktan sonra bu tip bir sistemin Türkiye’de olup olmadığını araştırdım. Olmadığını görünce bu iş fikrini yakın çevreme açtım ve bir iş planı üzerinde çalışır bulduk kendimizi. Böyle bir sistemi Türkiye’ye en uygun hale getirmek ve aynen benim hamileliğimdeki gibi özel beslenme düzenlerine ihtiyacı olanların arzu edeceği şekle sokmak için neler yapılabileceğine odaklandık. Sonunda bu iş planından Rafinera ortaya çıktı. Yurt dışındaki başarılı örneklerden de faydalandık. Onlardan en büyük farklarımız ise Rafinera beslenme planlarının çok daha kişiye özel olması, gurme zevkleri tatmin eden özel lezzetleri ve bunların sunumu konusundaki iddiası. Öncelikle kişilerin hedefleri bizim için önemli. Bizim amacımız kişileri hedeflerine kolaylıkla ve zahmetsizce ulaştırmak. Bu noktada kişi kilo mu vermek istiyor, yoksa formunu korumak veya besin intoleranslarına göre beslenmek mi istiyor bunu belirliyoruz. Bunun ardından kişinin fiziksel verileri, beslenme alışkanlıkları bizim için önem kazanır ki, diyetisyenlerimiz kişilerin hedeflerine ve bu bilgilerine göre onların günlük kalori ihtiyacını ve bu kalorinin karbonhidrat, protein ve yağ dağılımlarını yapabilsinler. Ardından yemeklerimizde kullandığımız ürünlerin tazeliği, doğallığı ve hatta olabildiğince organik olması bizim için önemlidir. Tüm bu uygulamalar sonucunda ortaya Rafinera’nın tamamen kişiye özel hazırlanan sağlıklı ve keyifli yemekleri çıkar…”

Mönüleri hazırlarken kullanılan ürünlerde dikkat edilenler
“Kullandığımız ürünlerin zamanında kullanılması bizim için önemlidir. En taze ürünleri servis edebilmek için tüm siparişlerimiz günlük olarak verilir ve yaptığımız yemekler günlük, taze ürünler kullanılarak hazırlanır. Ürünlerimizi seçerken katkı maddesi içermemesi, doğal hatta mümkün olduğunca organik olmasına önem veririz.”
Müşterilerin, Rafinera’yı tercih edip ideal kilolarına ulaştıktan sonra sistemde kalmaya devam ettiklerinde, uymaları istenen öneriler                                            “Birincil amacımız kişileri hedeflerine ulaştırmak. Örneğin kişi kilo vermek istiyorsa diyetisyenlerimiz ile belirledikleri süre bizim için çok değerli. Çünkü biz o süre içerisinde kişileri hedeflerine ulaştırıyoruz. Ardından koruma programı olarak da adlandırabileceğimiz kısa süreli bir programı kişilere öneriyoruz.

Bu programın amacı, kişilerin geldikleri noktayı koruyabilmeleri ve kendi yaşam biçimlerine adapte edebilmeleri. Bu süreci de tamamladıktan sonra kişileri kendileri ile baş başa bırakıyoruz. Rafinera sisteminden edindiği beslenme alışkanlıkları ile kilosunu koruyabilen kişiler olmakla birlikte, “ben bu işi tek başıma yapamıyorum” diyerek ara ara da olsa Rafinera servisinden tekrar faydalanan kişiler de olabiliyor. Bu noktada önemli olan kişinin kendini ve beslenme biçimini tanıması ve Rafinera’dan ne şekilde faydalanmanın kendisi için uygun olacağına karar vermesi. Örnek vermek gerekirse şu anda Rafinera’dan tek 1 ara öğün alan kişiler de var, ayın sadece 1 haftasında alan kişiler de. ”                                                                                          Rafinera’nın başarı stratejileri                                                                                     “Bizim hedefimiz kişilerin hedefleri aslında. Bu noktada örneğin kilo vermek isteyen birinin zahmetsizce ve keyifli yemekler ile kilo vermesine destek olmak, kişilerin memnuniyetinin en önemli sebebi diye düşünüyorum. Bunu yaparken diyetisyenlerimizin çalışmaları, mutfak ekibimizin tamamen kişiye özel üretimi ve kişilerin hedefini kendi hedefimiz olarak belirlemek son derece önemli tabii.                                                                                   Rafinera’nın girişimcilik ödülleri ve gelecek hedefleri                                         “Bundan yaklaşık 4 sene önce birçok kişinin “bu iş tutmaz” dediği bir sektörü yaratmak hedefiyle profesyonel kariyerini bırakmış biri olarak geldiğimiz noktadan son derece memnunum. Bu süreç oldukça zorlu ve bol çalışarak geçti. Ancak geçen sene Endeavor Etkin Girişimci Destekleme Derneği’nin önce Türkiye, ardından da globalde girişimcisi seçilmiş olmak bana çok gurur verdi.  Ardından Sayın Ali Koç’un firmamızın mentoru olması da Rafinera’nın farklı planlarının doğmasında çok büyük rol oynadı. Şu anda Amerikan Hastanesi Divan Cafe’de kalori kontrollü ürünlerimizin satışı yapılıyor. Hedefimiz farklı merkezler ile bu çalışmamızı geliştirmek. Sağlıklı bir büyüme trendi için servis, lezzet ve sunumumuzu hep mükemmel tutmak kadar, müşterilerimizin kişisel hedefleri doğrultusunda sonuç almaya devam etmesi de çok önemli. Bu, müşterilerimizle oldukça bire bir çalışma yapmamızı gerektiriyor. Artık bunu yakaladığımıza inanıyoruz ve İstanbul dışındaki diğer metropollerde de var olacağız. 2012 senesinde İzmir ve Ankara’da franchising çalışmalarımız başlayacak. ”

Didem Altınbaşak’ın girişimcilere tavsiyeleri                                                                         “Ekibinizi iyi kurun.Doğru kişiler ile oluşturduğunuz bir ekip sizi destekliyorsa işin gelişimini daha rahat takip edip, stratejik konular ile daha fazla ilgilenebiliyorsunuz. Yardım ve destek alın.Planlı olun, hedef belirleyin ve hedeflerinize ulaşmak için çalışın.”

Sevgili Didem’i,  çok başarılı işinden dolayı kutluyorum.Ben de bir an önce bu programa dahil olmak için sabırsızlanıyorum. http://www.rafinera.com girdiğinizde tüm sorularınızın yanıtlarını kullananların hikayelerini okuyabiliyorsunuz.

Harika Bir Başyapıt The Artist

On dalda Oskar Adayı sesssiz ve siyah beyaz, The Artist filmini seyrettim.İlk andan son ana kadar, çok ama çok beğendim. Kurgu, senaryo, hikaye uyarlanışı, müzik, oyuncular,farklı işleniş herşeyiyle harika bir film. Sessiz ve siyah beyaz olmasına rağmen, enerjisi çok yüksek. Bir saniye gözünüzü ayırmadan, yüzünüzdeki mutluluk ifadesi değişmeden seyredilen bir film. Bugüne kadar aldığı ödülleri haketmiş, daha da fazlasını alacağına hiç şüpmem yok. 1927 lerin Hollwood dünyası, sessiz filmlerden ilk sesliye geçiş dönemi, son derece duygusal, komedi, dram öğeleri içinde çok güzel işlenmiş bir hikaye. O günleri bize çok iyi anlatıyor. Sessiz sinemada gerçekler bu kadar mı net ve etkileyici anlatılır. Görseller siyah beyaz bu kadar mı güzel olur.Duygular bukadar mı içimize dokunur, espriler bu kadar  mı doğal ve sevimli olur.

Yönetmeni ( Michel Hazanavicius )ile oyuncuları ile ( Berenice Bejo, James Cromwell,Jean Dujardin, John Goodman, Missi Pyle, Penelope Ann Miller) senaryosu ile, müziği ile herşeyi ile çok iyi bir film.

Yönetmen, Michel Hazanavicius böyle bir senaroyu çekmeye kalkarak, inanılmaz bir işe girişiyor. Kimsenin aklının almayacağı başarıları hak ediyor. Başrol oyuncusu geçen sene Cannes en iyi aktör ödülünü alan  Jean Dujard bile senaryoyu ilk gördüğünde filmin başarısına inanamıyor.

Konuyu hiç anlatmak istemiyorum. Çok güzel duygusal bir hikaye, bir o kadar güzel mesaj var, çok da iyi komedi öğeleri. Filmin finali harika bir dans şovla bitiyor.

Müzikleri ile şimdiye kadar 3 ödül alan The Artist Oscarları da açık ara toplayacağı kesin.
3 dalda (En İyi Film Müziği – Ludovic Bource, En İyi Film – Komedi veya Müzikal, En İyi Erkek Oyuncu – Jean Dujardin) Altın Küre kazanan The Artist, 84. Oscar Ödülleri’ne de 10 dalda aday. Şimdiye kadar 45 ödül kazandı. 77 de ödül adayı.

Oyuncuların performansları müthiş, başrollerde Jean Dujardin kadar kadın başrol oyuncu Berenico Bejo da çok iyi.  George Valentin’in köpeği rolündeki Uggie de en az oyuncular kadar iyi.Şimdiye kadar da bir çok ödül almış zaten.

1927 ile 1932 yılları arasını çok iyi anlatan film,o günkü teknoloji ile de  o zaman da ne kadar iyi işler yapıldığını bizlere çok iyi anlatıyor. Konuşulmayan bir filmde oyuncuların bu kadar başarılı olması, tabii başka bir övgü ve hayranlığa neden oluyor. 

Mutlaka Artist filmini seyredin, diyorum. Son yılların en güzel, en başarılı, en farklı, ve de en enerjili filmi. Artık sinemaya çok gidilmeyen bir dönemde mutlaka sinemada seyredin diyeceğim, harika bir film.

Kagider Gençlerle

BU ÇOK GÜZEL HABERİ SİZLERE,projenin kendi tanıtımları ile aktardım.Gelecek günlerde gelişmeleri hep paylaşacağım. Sevgiler

Genç KAGİDER projesi kapsamında, JP Morgan’ın kurumsal desteği ile ”Genç KAGİDER Günleri” hayata geçmiştir.
Amacımız ;Kadınların eğitim programlarının, eğitim performanslarının ve hedeflerinin ileride gerek profesyonel gerekse girişimci olarak iş gücüne katılım yolunda olması mesajının verilmesi,Kadınların kariyer planlaması yapmalarını, gelecekte iş hayatına odaklanmalarını, iş hayatı içinde yerlerini almalarını ve korumalarını sağlamak, bu bilinci oluşturmak,Kadınların iş yaşamında bulunmasının öneminin tüm topluma iletilmesinde etkin rol oynamak ve farkındalık yaratmak.Bununla birlikte geleceğin lider adaylarına, etkinlikler ile edinilen vizyonu, alınan tavsiyeleri ve yaşanmışlıkları Genç Kagider olgusu ile harmanlayarak itici güç oluşturup, rol modeller ile buluşmalarını sağlamak ve onlarla birlikte yol almak.
”Genç KAGİDER Günleri” ile 10 üniversitede sizlerleyiz.
Sabancı Üniversitesi
Boğaziçi Üniversitesi
Yıldız Teknik Üniversitesi
Karadeniz Teknik Üniversitesi
Çukurova Üniversitesi
Dicle Üniversitesi
Erzurum Atatürk Üniversitesi
Dumlupınar Üniversitesi
Anadolu Üniversitesi
Dokuz Eylül Üniversitesi
Telefon
2122668261
E-posta
Değerli Kagider’li Dostlar,
Kadınların ekonomik olarak bağımsız olmalarının kendi haklarını savunmak ve ekonomik döngünün içerisinde bireysel olarak varlık göstermelerinin kendilerine, ailelerine ve de topluma katkılarının önemini vurgulamak ve bu bilinci kadın-erkek ayırt etmeden tüm gençlere yaymak üzere geliştirdiğimiz “Genç KAGİDER”  projesini  Uluslararası Finans Kuruluşu JP Morgan Foundation’ın finansal desteği ile 2012 yılında başlatıyoruz.

 Aİle ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma  Şahin’in de desteklediği projemiz kapsamında üniversite öğrencilerine mesajımızı ileteceğimiz bir film hazırlayacağız; Üniversitelerde,TV kanallarında ve sinemalarda gösterilmesini planladığımız film ile gençleri kadının ekonomik yaşamda var olmasının topluma katkılarına  yönelik bilinç yaratma kampanyasının  yanı sıra 

2012 eğitim yılı içerisinde Türkiye genelinde 10 üniversitede yarım günlük bir etkinlik olan “Genç Kagider Günleri” gerçekleştireceğiz.  “Genç Kagider Günleri” kapsamında hedeflenen fikir önderlerinin, akademisyenlerin, girişimcilerin ve iş dünyasından rol modellerin konuşmacı olarak katılımlarıyla gençler ile interaktif ortamda kadınların ekonomik hayata katılımında yaşadıkları sıkıntıları dinlemek, çözüm yolları üretmek ve bu çözümleri uygulanabilir hale getirmek ve genç kadınları iş yaşamında akitf varolmaya ve ekonomik döngünün içinde yer almaya yönlendirmektir.

 Üniversite etkinliklerine maksimum katılımı sağlamak, Türkiye genelinde üniversite öğrencileri arasında bir iletişim ağı oluşturmak, öğrencilerin dinlemek için heyecan duyacağı konu ve konuşmacıları onların istekleri doğrultusunda belirlemek kısaca Gençlere Gençlerle ulaşmak amacıyla Sabancı ve Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencilerinden oluşan bir Genç Kagider Danışma Kurulu oluşturduk. Mesajımızı geniş kitlelere duyurarak projenin etkinliğini arttırmak için hep birlikte çalışıyoruz.

 

Miyase Bülbül’ün İnanılmaz Hikayesi

Çok zarif, çok hassas, arkadaşımı  Kagidere ilk geldiği  yıllarda tanıdım. Hep çok şık, ona çok yakışan renklerde,  birbirini bütünleyen kıyafetleri,aksesuarları ile, incecik fiziği , çok bakımlı hali ile hemen farkedilen arkadaşım,  işleri, girişimciliği, azmi başarıları, hayat tarzı ile herkesi şaşırtıyor, büyülüyor.           Hepimiz bazen yaptıklarına inanmakta zorluk çekiyoruz. Özellikle  hiç denenmemiş işleri,hobbyleri, seçmekten çekinmeyen, aklına koyduğu her şeyi, büyük mücadelelerle, sonuçlandıran , sevgili Miyase, günlük yaşamında da ,işlerinde olduğu gibi, yine hep zoru denemekten çekinmiyor.Onu çekenler, hep çok iddialı işler, çok zor mücadeleler,hayatında sıradan hiç bir şey yok.Okul yıllarında çok başarılı, profesyonel deneyiminde, çalışmalarında çok başarılı. Sonra muhteşem bir girişimcilik öyküsü var, ama hiç biri yetmiyor. Elli yaş sonrası tekrar mutfak aşkı için sıfırdan başlıyor. Otellerde, restorantlarda,  çalışarak eğitimini, stajını tamamlıyor, yetmiyor, Amerikaya gidiyor…………… Arkadaşlar, yine müthiş, inanılmaz bir öykü.                                                                 Belki şimdiye kadar yazdıklarımın  en farklısı. Miyase  bize, Kagiderli arkadaşlarına hep yazan, bildiğini, yaptığını paylaşan, sürekli bizi sağlıklı yaşam reçeteleri, yemekleri yollayan arkadaşım, hikayesini de  o kadar güzel, esprili anatmış ki. Gerçi hikayesi, hayatı zaten şaka gibi, bütün bunların dışında otuzundan sonra spor adına yaptıkları,hayat felsefesini de oluşturuyor, hepsi olağanüstü,  gerçek değil gibi. Allahtan resimler, belgeler var. Beraber olduğu, onu çok seven dostları arkadaşları var.                                                              Miyase, yeni işi raw food da  da hepimizin sevgilisi, sağlıklı beslenme konusunda yol göstericimiz, onu takip etmek, dinlemek, yazdıklarını okumak, kuruttuklarını yemek, hepimiz için büyük zenginlik. Sayesinde öğreniyoruz, tadıyoruz, onunla heyacanlanıyoruz, merak ediyoruz. Her işini büyük bir aşkla sevgiyle yapıyor.Biz sevenlerine, dostlarına da, bu aşkı sevgiyi yansıtıyor, paylaşıyor.                Onunla , yaptıklarınla, farklı serüvenleri, başarıları ile çok gururluyuz, bizi hep şaşırtacak, hep ilgi odağımız, hep çok sevdiğimiz olacak. Sevgili  Miyase hep takipçiniz, seninle mutluyuz.

Miyase kendini  esprili bir dille çok güzel anlatıyor, “Ben 1970 kuşağı çocuklarındanım, 1980 ler genç kadınlığım, feminizmin yavaş, yavaş ses vermeye başladığı, kadınların yerlerinde kıpırdandıkları, ekonomik özgürlük, sosyal hak diye onu konuşmaya başladıkları dönemler hayata atılışım. Önümde bana örnek olabilecek bir model yoktu, en büyük modelim annemdi, o da evinin kadını, mutfağın efendisiydi. Ben ise mutfağa değil ofislere baş olmak istiyordum, evde değil evin duvarları dışında var olmayı hayal ediyordum. Nerde o zaman girişimcilik, yeni bir iş kurmak delilik. Fikirlerim yegane sermayedarım olan babam tarafından geri çevriliyor ve hadi canım kışın dondurmamı yenir, pide varken kim pizza yesin, herkes kendi çocuğuna kendi bakar, kendi pasaportunun peşinde kendi koşar diyerek püskürtülüyor, hizmet sektörüne ilişkin zihni sihir projelerim hayat bulmuyordu. Kaderime razı gelip, memurluğa ikna oldum, okulu birincilikle bitiren ben birincilikle hava yollarının yer hostesliği kadrosuna katıldım. O senelerde Ankara için iyi işti. üniversite mezunlarına bir hava yolları, bir İş bankası bir de Türk petrollerinde kadro açıktı. 6 yıl Almanya’ ya giden Türk işçilerine bilet sattım, bilet satış işini yeni girenlere öğrettim,satış işinde, en iyilerden biriydim. Bilet satmakla yetinmedim, olanakları zorlayarak Kanada’ya gittim. Dünya Ticaret Merkezinde Türkiye- Kanada arasında ki ticari yapı üzerine çalışma yapıp, döndüm yurduma,  ITT Altın rehber teklifi çıktı karşıma. Hiç düşünmeden evet dedim, ben satışı kaynağından, yerinde, satış ve pazarlama dehaları Amerikalılardan öğrendim. Öğrenmek yetmedi çok çalıştım ve sonunda İç Anadolu Tele Satış Bölge Müdürlüğüne yükseldim. Telefonla satışta çok iyiydim, çok çalışkandım.Sonunda İstanbul Sabah Gazetesinden  teklif geldi. Aktüel Dergisi Reklam Müdürü oldum. İstanbul’a gelmem , ataerkil bir babayı ikna edebilmem, zor oldu. Ancak bir kez niyet ettimi insan,  elinden hiçbir şey kurtulmuyor, ta ki gerçekleşene kadar.  İstanbul’da dergi müdürlüğü, gazete, televizyon genel müdürlüğü derken, sürekli ilerledim. Başarı, bazen  yalnızlıktır, farklısındır, hızlısındır, aykırısındır ve diğerlerinin arasından sıyrılansındır. Sonunda kendi işimi kurmak istedim. Bir taşra kızı  olarak İstanbul’da, ne yaparım diye düşündüm, ve yerel medyada karar kıldım. Ne de olsa Anadolu kan çeker, huy benzerdi, bana yakışanda bir sektörü yoktan var etmekti. Düştüm yollara, herkes şaşırdı, yaptıklarıma inanmadı. 1997 lerde Anadolu da iş için gezen bir  kadından, başarı beklemiyorlardı.Ama ben, bir hayalden yola çıkıp yeni bir sektör yarattım. 15 yıl,içinde  herbiri ulusal boyutta üç şirket kurdum. 2008 de  kuralları anlatmaktan, kendi doğrumdan şaşmaktan, bir de güçlü ortakla savaşmaktan  bezdim ve işimi kapattım. Sadece çok çalışmanın yetmediğini, tüccar olmanın, ticaretin sırlarını kapmanın da önemli olduğunu bana kimse söylememişti.  Medyayı bırakıp,  kendimi mutfağa, annemin kokusunu barındıran sığınağa atmak istedim.  Aşçı olacağım dedim, mutfak sihirbazı olacağım, medya da yazdığım destanı hatta daha iyisini sofralarda yazacağım, ikinci kariyerimi mideden kalbe, kalpten akla giden yolda yapacağım dedim. Kararımı verdim, hemen MSA mutfak sanatları akademisine kaydımı yaptırdım. Yaş 50 ve de en büyük öğrenci, üstelik de kadın  olmak  zordu, yer sil, yağlı ocak temizle, bir de genç beyinlerle sınavda terle, ama azmettim, sabrettim,kurtulmazdı sonunda mezun oldum. 50 yaşından sonra diplomalı aşçı oldum. Diplomayı almak yetmedi, İngiliz City&Guide dan alacağım ikinci diploma için staj yapmam gerekti. Birkaç ay bekledim, ama sonunda çıktığım yolda, koyduğum hedefte bu da varsa olur deyip staj için bana düşen Les Ottaman da 4 ayı tamamladım. Aynı dernekte üye olan otelin sahibinin bile haberi olmadan mutfağında yemek yapıp, bulaşık yıkayıp, servis yaptım, birçok farklı dost kazandım. Ancak ben soslu yemeklerin, ağır etli yemeklerin, şekerli tatlıların şefi olamayacak kadar sağlıklı beslenen biriydim, evet yapıyor ama keyif almıyordum, doğru olanı bulmalıydım. Benim doğrum sağlıklı hafif ve lezzetli beslenmenin sırrındaydı, bu sırda California‘daydı, öyleyse oraya gitmliydim. Yeniden öğrenci olmak, yeni insanlar tanımak, sınıfta hatta okulda tek Türk olmak, kadın girişimci olmak, farklı dünyaları tanımak ve yepyeni ve heyecan verici sağlık bilgileri öğrenmek yorucu ancak süperdi. Dünyanın yeni mutfağı raw food ( canlı ve pişirmeden beslenme) benim yeni dünyam oldu, sadece yeni dünyam olsa iyi aynı zamanda yeni işim oldu. Türkiye nin dünya mutfaklarında geçerli diploması olan ilk raw food gurme şefi ve beslenme uzmanı olarak bilgimi ihtiyacı olanlarla paylaşma sözü verdim ve sevgiyle, aşkla yaptığım sağlıklı ürünlerle sevdiklerimi, ihtiyacı olanları tanıştırmak için çoğuna yabancı gelen, anlaşılmayan tatlarla ve bilgiyle yola çıktım. Cooking Brawo yolun açık olsun)))”

Miyasenin sporla ilgisi ve uğraşları onun hayat felsefesininde de, hayat tecrübelerinde de önemli değişikliklere neden oluyor.Bunları da aşağıda kendi anlatımından aktardım.

“İş yaşamımdan belli, ben meraklı kediyim, merakım sadece işe de değildir, adrenalin olunca bütün planlar değişir.  Nedendir bilinmez kendimle yarışım hiç bitmez. En tehlikeli ne varsa yapmak, kendime kendimi ispatlamak peşinde koşar dururum. Önceleri hiç böyle değildim, spor olsun diye parmağımı bile bükmezdim, sonra açıldım birden, 30 yaşından sonra sporcu oldum. Önce kayak tutkum oldu, karlı dağların zirvesindeki özgürlük, tanrıya yakın olmak, doğanın beyaz elbisesi üzerinde dans etmek, inilmeyecek yerden indim demek, büyük bir keyifti, üstelik son derece zevkliydi. Kayak bana özgürlüğün değerini, kendini frenlemeyi, sadece kendini değil etrafını kollamayı öğretti. Sonra tenis sürükledi peşinden, yazın sıcağında, kışın buzları kırarak yıllarca sürdü, ayrılmadım raketimden. Tenis aklımı ve bilgimi doğru kullanmayı, en son oyun oynanıncaya kadar vazgeçmemeyi, kaybettiğinde dahi saygılı olabilmeyi öğretti. Motosiklete gelince, 40 yaşında girdi kanıma, az yer dolaşmadık motorumla, kız gibi baktım ona, gıcır, gıcırdı sattığımda. Motor basınca uçar gider, bilmek gerek gaza nerede basılır, nerede fren yapılıp yavaşlanır. Yavaşlamak kolay değildir, elinin altında küçücük bir harekete bağlıysa hızlanmak, üstelik ustalık ister yavaş motor kullanmak. Hayatı yavaşlatmakta zor, kendini yavaşlatmakta, ben bunu çok geç anladım motor sürerken kavradım. Motora binmek bana profesyonelde olsam, amatör ruhu kaybetmememi, herkes hızlı gidebilmeyi ustalık sayarken aslında düşmeden yavaş gidebilmenin kıymetini gösterdi. Ben gaza basıp giden bir tempoyu severdim, motor sayesinde yavaşlayıp, herkesin önünde olmayı değil herkesle beraber giderek dost olmayı öğrendim. Motora her bindiğimde korktum, korkunun faydası oldu tedbiri elden bırakmadım. Motor ehliyeti alan tek tük kadından biriydim, ancak ben bununda farkında değildim. Dedim ya ben kendimle uğraşan bir tatlı deliydim. Ağrı dağının zirvesine bayrak dikmek, Alaska da buz tırmanışı ile eğlenmek, en tehlikeli sayılan vala kanyonunu geçmeyi denemek,  Kaçkarları karda, çığlar düşerken bitirmek bunları yapmak için gerçekten sevmek gerek. Bulduğum her kayaya tırmanma arzusu, doğada olmanın bitmeyen tutkusu, buzda kurulan kamplar, fırtınada kaybolup yol aramalar, deli nehirlerde rafting turları, praglayding paraşüt uçuşları, benim için yaşanılır kıldı hayatı. Dağlardan denizlere, yelken çekti kendine, atladım tekneye, kucak açtım sevgilere. Ben yelkeni çok sevdim, yelkende farklı bir dünya edindim. Deniz beni sakinleştirdi, rüzgar düşüncelerimiz değiştirdi, dalgalar gülümsemeyi öğretti, güneş yeniden doğabilmeyi. Yelken hayat deneyimi, iş bilgisi, aile sevgisi, dostluk, arkadaşlıkların bir bütünüydü. Yarışlar sert, kıran, kırana, kazanmakta kaybetmekte 1 dakika, hatta bazen 1 saniye, nedir ki denir ama yarışta önemliydi, saniyeler değerini anlamak aldığın her nefesin değerini anlamak gibi, kaybettiğinde asaletini korumak, kazanınca ekibine yaslanmak iste yelkene bakarak hayatı anlamak.” Bu inanılmaz hikayeyi aşağıda tekrar özetlemek istedim, sevgili Miyase , yaşam aşkın, sevgi dolu yaşamın hep böyle devam etsin.Bizlere de  enerjin, yansısın, örnek olsun. Miyase Bülbül, ilk ve orta eğitimini başarıyla tamamladıktan sonra 1976 yılında Gazi Üniversitesi İşletme Bölümü’nü kazandı. 1980 yılında lisans eğitimini tamamlayan Miyase Bülbül, 1981 yılında Türk hava yolları bilet satış memuru olarak başladığı iş yaşamını 1987 yılında I.T.T. Yellow Pages’ de Tele Marketing Müdürü olarak devam ettirmiş, 1991 yılına kadar I.T.T. Yellow Pages’ de batı Karadeniz, iç Anadolu ve güney Anadolu tele marketing satış müdürü görevlerinde bulunmuştur. 1991 yılında  Sabah Medya Grubu’nda Reklam Yöneticisi olarak çalışmaya başlayan Bülbül 1997 yılına kadar Sabah Medya Grubu’nda sabah gazetesi reklam müdürlüğü, ATV televizyonu genel müdürlüğü, Medi Grup genel müdürlüğü gibi çeşitli üst düzey yönetici pozisyonlarında görev aldıktan sonra  Türkiye’ de ilk yerel medya ajansı olarak anılan ve bir sektör yaratan YEPAS yerel medya pazarlama şirketini kurarak dokuz yıl boyunca yönetim kurulu başkanlığını üstlenmiştir.

Yepaş çalışmalarına devam ederken Ulusal Radyo planlama ve satın alma ajansı olan Radyo Evi’ni kuruş ve Yönetim Kurulu başkanlığını yapmıştır. 2005 yılında ise KAGİDER’ e üye olan Bülbül iletişim, halkla ilişkiler, dış ilişkiler komisyonlarında görev almış bu görevler sırasında bölge ekonomisini canlandırmak için AB fonları ile desteklenen ve kadın girişimciler yetiştirmeyi amaçlayan projenin takibine katılmıştır. Miyase Bülbül aynı zamanda, Avrupa Birliği projelerini yürüten KAGİDER’in 12 üyesinden biridir. 2005 yılında  Açık radyoda ‘Dördüncü boyut’ adlı radyo programının yapımcılığı ve sunuculuğu üstlenerek kısa bir süre radyo dünyasında yer almıştır. Miyase Bülbül 2008 yılı başlarında reklam sektöründeki deneyimlerinden sonra kariyerinde yepyeni bir dönem başlatma kararı alarak, kurmuş olduğu Depar A.Ş’yi kapatarak 2009 – 2010 Mutfak Sanatları Akademisi  Executive Chef eğitimlerine katılmış ve gerek Milli Eğitim Bakanlığından gerekse City & Guied Academia dan Executive Chef diploması alarak  Les Ottamans otelin mutfağında İtalyan şef Givanni ile staj ve çalışma dönemi geçirmiş ve 2010 yılında 6 aya yakın bir süre Kaliforniya’daki “Living Light Academia”da raw food konusunda uygulamalı ve geniş kapsamlı, sertifikalı eğitim almıştır. Bugün Miyase Bülbül raw food gurme şef,  raw food eğitmeni, raw food beslenme uzmanı eğitmeni ve raw food tatlı şefi sertifikalarına sahiptir.