Zihni ‘de Zeynep Arabacıoğlu İle Çok Özel Bir Gece

22 Mart Perşembe,tamamen spontene, hatta benim için Berrin tarafından kaçırılma, ama çok mutlu bir gece oldu.Önce EWMD toplantısına katılmak üzere saat 18.oo de Polat Tower’da oldum. Son dönemlerde ne kadar istesem de bir türlü katılamadığım, toplantılara katılmak, arkadaşlarımla bir arada olmak, yeni arkadaşlarımızın katılmasıyla gruba yansıyan yeni heyacan mutlulukla toplantı , çok verimli  geçti.Proje grubunun çalışmaları da çok umut verici ve devamlılığı olacak cinstendi.Kararlar alındı, uygulama hemen devreye giriyor, bu çok güzel, özellikle, kız öğrencilere ve öğrencilere  yönelik çalışmaları tekrar paylaşacağım.  Çok özlediğim ,Berrin ve Perihan ilede toplantı sayesinde bir araya gelmek benim için çok iyi  oldu. Her zamanki çılgın, hiperaktif, çocuksu, haliyle hepimizi hep enerjik tutan Berrin, yine müthişdi. Görüşmediğimiz kısacık zamanda, Avusturya Alpler, Küba, yurtiçinde Denizli , bu gün Bursa daha bilemediğim bir sürü aktiviteyi hızlı hızlı bana anlatırken, hepimizi, düşündüren, şaşırtıcı,  soruları ile de  toplantı konuşmalarına, aktif katılıyordu.

Sonra birkaç Kagiderli arkadaş yemeğe gidiyoruz, hemen oluşan bir karar, sen de gel deyince hiç düşünmedim.Buluşacağımız arkadaşlarım da çok sevdiğim, uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımdı. Keyifle toplantı sonrası biz üç kız yola çıktık, ben şöförleri olarak nereye gidiyoruz, dediğimde Nişantaşı Zihni seçimine de çok sevindim. Benim için harika bir nostalji ama , hala Zeynep’e gittiğimizi anlayamadım.Belki daha da iyi oldu, hepsi bir arada hiç programlanmadan çok özel bir gece oldu.

Sevgili Zeynep’i mutlaka izleyeyim derken kendimi bir anda karşısında buldum, hem de hiç aklımda yokken çok sevdiğim beş arkadaşımla birlikte.

Bu çok hoş gelişen buluşma,  sevgili üyemiz, Pınar Akalın’ın bugünkü mailini anımsattı bize,

KAGİDER’li olmak çok acayip bişiy!

Dün sabah mentorümle bir iş konusunda uzuun uzun yazıştık. Sonra İTO’daki KOBİ zirvesine uğradım biraz, arada Begüm Özdoğularlı geçiyormuş uğramış, yanıma geldi sarıldık öpüştük; derken şahane bir akademisyen panelinin içinde başarılı iş kadını Berna İlter çıktı konuşma yaptı. Hocalarımızın teorik ve gözleme dayalı sunumlarının içinde nasıl bir “gerçeklik” rüzgarıydı, hikayesi ve geldiği nokta inanılmaz! Sonra çıktım Eminönü’nde arabaya doğru yürürken arkadan bir hanım “Sinem” diye seslendi, demekki kadın girişimcilerin iletişim kurabildiği ayrı bir frekans var ki adım Sinem olmasa da üstüme alındım, döndüm baktım şık bir hanım el kol sallıyarak fb’dan yazışmıştık ya ben Ayşe, Ayşe Ünal dedi, sarıldık öpüştük.

Her taraf sevgi dolu akıllı meleklerle kaplı, sağdan soldan çıkıçıkıveriyorlar 

Hava bugün şahane, mis gibi kokuyor, herkese verimli, güzel bir gün dileklerimle.. Pınar Akalın

Meltem Gürler,çok sevdiğim değerli reklamcı arkadaşımın, 4 sene önce Garanti Bankası Kagider  Girişimcilik Zirvesindeki konuşmasından etkilenerek,  şirketimizin tüm, blog, facebook, twitter çalışmalarını başlatmıştık. Sevgili Bahar Kayserilioğlu, (Kurumsallaşma ve Yönetim danışmanımız),birbuçuk sene önce Meral blogunda yaptıklarını, yazsana dedi, o da başka bir motivasyon oldu. Sevgili Aydan Baktır yaratıcı,çalışmalarıyla, Kagider’in hepimizin iletişim, reklam  danışmanı, hep çok güzel örneğimiz, korsan yazarımız, Perihan Görücü, sevgili Berrin Kuleli‘nin ablası ve benim tasavvuf derslerinde, tez arkadaşım, ve tabi Berrin, çılgın Berrin’im, hepimizin gizli müşteri araştırmacısı , ya Zeynep Arabacıoğlu, sanat evi sahibi ve latin şarkıları yorumcusu ,evet hepimiz Kagider’li hepimizin birbirimize yansıması katkısı müthiş,

Kagider’li  olmak çok büyük bir zenginlik hepimizin ortak fikri.

Neler konuştunuz, derseniz, Meltem’in başkanlığında hazırlanan Kagider’in  Anayasa Çalışmaları, eğitimde 4+4+4 sendromu, işlerimiz, eşlerimiz,annelerimiz,  herşeyimiz çocuklarımız,biraz sanat, sinema günleri, sergiler,biraz seyahatlerimiz, biraz önümüzdeki günlerin aktivitesi, biraz çevremizdeki güzel insanlar, biraz da küçük sırlar….

Zihni yeni yerinde, eski keyfinde kalitesinde ve tadındaydı, Zihni Bey de herzamanki  zarif duruşu ile bizlerleydi. Yemekler özenli ve güzeldi, ama  arkadaşımız Zeynep Arabacıoğlu‘nun  sahneye çıkmasıyla  her şey çok daha güzelleşti, farklılaştı. Hep söylüyorum,Zeynep sahneye çok yakışıyor, sahnedeki doğallığı, rahatlığı, romantik, duygusal, duruşu, bakışı, mükemmel tebessümü, ile herkesi kendine bağlıyor. Gelenler hep onu sevenler tanıyanlar olunca çok güzel  nezih  bir ortam oluşuyor.Sesi çok içten ve duygu yüklü,heyacan yüklü,çoşku yüklü,zerafet yüklü.

Perşembe gecesi, gençliğimin aşkı Nişantaşın’da  Zihni’de , sevdiklerimle, özlediklerimle çok keyifli ,hoş geçti.

Sağol Berrinim,

Meltem Kurtsan İle Çok Keyifli Bir Kahve Sohbeti


http://www.kure.tv/kultur/84-kahve-molasi/kahve-molasi-meltem-kurtsan/58-Bolum/89754/

Sevgili Meltem ile bir araya gelsek, bu kadar güzel bir sohbet etme şansımız olmazdı, çünkü iş, dünya yoğunluğu içinde vakitler o kadar kısıtlı ki, oradan oraya atlayan sohbetler de, hep sormak bilmek istediklerimizi değil, de o andaki akla ilk gelenler konuşuluyor.Halbuki benim Meltem’le ilgili yazmak, anlatmak isteyeceklerim onun kendi sesinden, ofisinde çok keyifli bir sohbetle gerçekleşiyor.Vaktiniz olduğunda sizde benim gibi çok keyifle ve ilgiyle seyredeceğinizi biliyorum.Yanınıza da kahvenizi almayı unutmayın.

Meltem Kagider’in de benim de ilk başkanım. Onunla çok güzel, çok motivasyonu yüksek, duygulu, heyacanlı, günlerimiz, çalışmalarımız oldu. Her yeni kuruluşun heyacanı ne kadar çok yüksek ve farklıysa, o heyacanı ve farklılığı da bir arada sevgiyle, kucaklamak, her fikri, katkıyı da, anlayışla değerlendirip çoğaltarak, devam ettirmek, çok önemli.Bu çok önemli devrede, sevgili Kurtsan hepimize çok sıcak ve anaç yaklaştı. İlk zamanlarda, genelde birbirimize yakın yaşlarda bir grup olmamıza rağmen onun sevgisinde hep çok tatlı bir kollama, kucaklama duygusu, hepimizi birarada olmak ve güçlü büyümek için çok iyi yönlendirdi. Bir bayrak yarışı olan Kagider yönetiminde, iki dönem kurucu başkan ve başkanlık döneminde, ileriki dönemlerde  yine çok iyi başarılı güçlü ekiplerle  Kagider’in devam edeceğini, şimdiden buna hazırlanmayı hep gösteren anlatan oldu.

Meltem Kurtsan hep çok çalışkan, çok disiplinli ve programlı. Her zaman ona çok yakışan mütevaziliği ile, özgüvenli duruşunu ve sıcaklığını bize çok güzel yansıttı.Kagider’in 37 girişimci kadınla 2002 de kuruluşunun, kuruluşundan önce bir sene biraya gelip, nasıl, nerede, ne zaman için hazırlıklar yapan bu grubun çok güzel öyküsünü Kagider Tarihçesi olarak ayrıca anlatmak istiyorum.Bu gün sevgili Meltem’in doğaya aşkı, doğa ve doğallık için çalışmaları, iyi bir evlat, anne, dost, girişimci kadın olarak başarısının temel sırlarını ve gençlere tavsiyelerini, kendi anlatımlarından yazmaya, ve kendi röportajlarıyla aktarmaya  çalıştım. Aile şirketi Kurtsan Holding, baba Niyazi Kurtsan ile başlıyor.Bu öykü çok güzel bir kitap da “Bir Otacı”nın Öyküsü” adı altında Niyazi Bey’in anlatımları ile yazıldı. Hatta devamı da olacakmış.Ben çok severek, ilgi ve merakla okudum. Devamını da bekliyorum.

Çok çalışkan ve idealist baba Gümülcine göçmeni. Küçük yaşlarda Türkiye’ye göç ediyorlar.Zorluklar yaşıyorlar. Baba önce tıp fakültesini kazanmışken, sonra rahatsızlığı yüzünden gidemiyor, ikinci sene de tesadüfen eczacılığı kazanarak devam ediyor ve mezun oluyor. Çok yaratıcı, çalışkan ve girişimci özellikleri olan Niyazi Bey eczane ile yetinmeyip labaratuar kurup doğal ilaçlar konusunda ilk günlerden çalışmaya başlıyor. Sonra evlendikleri zaman daha lisede olan eşi de üniversite okumak isteyince onu da eczacılığı seçmeye yönlendiriyor. Çocuklar evde hep çalışan, okuyan anne baba modeli ile onlarda hep okuyan ve anne babaya işlerinde yardım eden oluyorlar. Meltem hanım da babası gibi, herzaman öğrenmeye okumaya çok meraklı. Eczacılık Fakültesinden mezun olup çalışma hayatına başladıktan  10 yıl sonra, Harward’a gidip işletme mastırı da yapıyor.Şiketin büyüyüp holdigleşmesinde de çok katkıları oluyor. Yine hep doğa dostu ve bilgiye, bilime çok meraklı Meltem Kurtsan geçtiğimiz yıllarda Eczacılık Fakültesinde yeni kurulan Fito Terapi  bölümü için tekrar klasik test  imtihanlarına girip başarılı olup bir ikinci yüksek lisans yaptı. Sevgili Meltem’in her anı bilimle, yeni şeyler öğrenmekle, sporla, yogayla, sosyal çalışmalarla  çok dolu. Bunları buradaki satırlara sığdırmak mümkün değil. Bence Meltem için de, çok güzel bir kitap yazılmalı. Son görüştüğümüzde Bodrum daki arsasına sakız ağacı ekmek için uğraşıyordu.Bu çok değerli arkadaşımızı, başkanımızı, sizlere anlatmaya çalışırken , çok keyif aldım, onunla anılarımızı tazeledim, onun enerjisini , bilgiye, doğaya saygısını bende kendime yeniden aşıladım.Hayatındaki bol ödüller, çocukluğunda aldığı, ciddi bale eğitimi, her zaman sporun çeşitli dallarında çalışmaları, doğaya verdiği değer, bilgi küpünü hep doldurma iştahı, isteği, Meltem Kurtsan için söylenecek anlatacak çok şey var.Ben araştırırken içinden çıkamadım. Kitap yazılmalı diyorum, ısrarla.  İnşallah sizler de okuyacak, dinleyecek vakit bulursunuz, sevgiler.

Gençlere yararlı olmak için yapılmış çok güzel başka bir sohbeti de aşağıya ekledim.

Başarının Sırrı MELTEM KURTSAN                                                                                     Meltem Kurtsan (MK)Bülent Şenver (BŞ) 14.02.2010

BŞ: Değerli Gençler, “Başarının Sırrı” programına hoşgeldiniz. Başarının sırrını konuşmak üzere bugün bir misafirimiz var. Misafirimiz Sayın Meltem Kurtsan. Hoşgeldiniz.

MK: Hoşbulduk.

BŞ: Meltem hanım, hem Kurtsan İlaç’ın Yönetim  Kurulu Başkanı, Hem  Kurtsan Medikal, Otacı A.Ş. ‘nin Yönetim Kurulu Üyesi ve bu şirketlerin ortağı. Meltem Hanım biliyorsunuz  ben “Kulağınıza Küpe Olsun “isimli bir kitap hazırladım. Bu kitapta 152 adet işadamımızın başarı sırları var. Biz de bugün sizinle istiyoruz ki başarının sırlarını sohbet şeklinde gençlerimize aktaralım.

Sizce başarı nedir?
 
MK: Önce teşekkür ederim beni konuk ettiğiniz için programınıza ve kitabınıza. Gerçekten başarının tanımı çok değişik olabilir. İnsan başarıya ulaştığı zaman ya da çok başarılı görüldüğü zaman , kendini başarılı hissetmiyor olabilir. Genel olarak şöyle diyebilirim ki koyduğu hedefe, istediği noktaya ulaştığında insan kendini başarılı adledebilir diye düşünüyorum.

BŞ: O zaman konulan  hedefe ulaşmak bir başarıdır.

MK: Evet ama bu başarınında sürekli olabilmesi için , koyulan hedefin ileriye gitmesi lazım. Siz koyduğunuz hedefe ulaştığınız anda , belki  başka bir hedef daha koymuş oluyorsunuz. Ona ulaşmak için çabalarken başarınızın tadını pek çıkartamıyor olabilirsiniz.

BŞ: Siz hayata “Ben başarılıyım” dediğiniz oldu mu?

MK: Oldu. Bunun çok tescillendiği zamanlar oldu. Okul birincisi olduğum zaman, liseyi birincilikle bitirmiştim. Gerçekten şaşırmıştım, ben normal görevimi yaptığımı düşünmüştüm. Ayrı bir çaba harcadığımı düşünmemiştim ama bu yaptığım çabanın sonucunda en azından aynı okulda okuyan diğer arkadaşlarımın arasından sıyrılıp birinci olduğumu öğrendiğim zaman bunun bir başarı olduğunu düşünmüştüm. Ben farkında değildim, üniversiteye başlamıştık ve o geride kalmıştı. Yeni bir hedef vardı, üniversiteye girmek, üniversiteyi bitirmek, master yapmak.

BŞ: İş hayatında o hissi hiç duydunuz mu? Ne oldu da iş hayatında “Bak ben başarılı oldum” dediniz? Okumaya devam et

Aşk İksiri

Aşk İksiri 9 Mart’da Kadıköy Süreyya Operası Sahnesi‘ndeydi.Tüm opera sevenler ve özellikle biz Kadıköylüler için harika bir şölen, büyülü bir gece daha yaşandı. L’esir D’amore; Donizetti‘nin bu  2 perdelik Komik Opera’sını Yekta Kara sahneye koymuş.

Sıradan bir köylü olan Nemorino’yu garson, varlıklı Adina’yı ise kafe sahibesi olarak yorumlayan yönetmen Yekta Kara eseri, yazıldığı dönem olan 1800’lü yıllardan bir asır sonrasına, II. Dünya Savaşı bitimine, bölge olarak ise Toscana’da n Napoli’ye taşımış. Aşkı için her şeyi feda eden Nemorino’nun talihinin bir gecede dönüşünü ve aşkın para karşısındaki mücadelesini öne çıkaran Kara aynı zamanda, Amerikan kültürünün İtalya’daki ilk etkilerine de dikkat çekerek bu dönüşümü, Napoli’ye çıkarma yapan müttefik güçler ve onların komutanı Belcore karakteriyle vurguluyor. Eser, 1940’lı yılların Napoli’sinde Akdeniz’e özgü panjurları, limoncu arabaları ve sapsarı çiçekleriyle de seyirciyi görsel bir şölene davet ediyor.Renklerle, dekorlarla, ışıklarla, kostümlerle hakikaten insanı büyülüyor.

Leonhard Garms’ın orkestra şefliğinde sahnelenen eserin dekorları Efter Tunç, kostümleri Şanda Zıpçı, ışık tasarımı Bülent Darcan imzası taşıyor. Güçlü kadrosuyla esere hayat veren koroyu ise Gökçen Koray yönetiyor. Müzik kadar renklerin aşkı da, bizi  büyüledi. Her sahnedeki farklı renk uyumu, hoşluğu,bizi o günlere sıcağa, aşka götürdü, yaşattı.

Bir anlamda  erkek külkedisi rolündeki Nemorino’nun içtiği basit bir şarabın inançla nasıl iksire dönüştüğünü bir kez daha dinleyerek,seyrederek izledik.

Ben ve yine opera sever iki arkadaşımla gittim.Üçümüz de çok keyifle izledik, dinledik. Ondan sonraki haftamız da hepimiz için hep aşkla sevdiğimiz yaptığımız, güzelliklerle dolu geçti.İksir herkese yarıyor bence seyredip, denemenizi öneririm. Haftanın benim çok özel diğer aşklarını bu sefer hemen şimdi değil, bir sonraki yazımda anlatmak istiyorum.Tek, tek, yavaş, yavaş , çünkü gerçekten hepsi farklı enerji ve gayret oldu, hala da bu enerji ve aşkla yaşam devam ediyor, hatta havalar bile ısındı, güneşler açtı. Sevgiyle kalın.

Genç Girişimci Hakan Baş’tan Değerli Paylaşımlar

“Genç nüfusu girişimci güce çevirmeliyiz.”TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı sevgili  Ümit Boyner’in ve hepimizin  gönlü,  düşüncesi aynı,
Bir sene içinde sırasıyla Peak GamesKrombera ve Lidyana.com’u kurdu.2011 Endeavor   ödülünü aldı. Şuanda Lidyana.com’un Co-Founder & CEO’su olarak çalışıyor.Henüz 29 yaşında. Bu çok başarılı genç adam, sevgili Hakan Baş’ın blog yazısını,  gençlerimiz ve gençlerimizin fikirlerine, yaptıklarına  çok değer veren bizler için ben de paylaşmak istedim.

Ex investment bankerken en sempatik bulduğum kitap (The Liar’s Poker‘ı bir kenara ayırırsak) The Accidental Investment Banker’dı. Daha sonra girişimciliğe adım attığımda, geçmiş algoritmalarımla mevcut key wordlerimin sentezinden olsa gerek, Susan Urquhart-Brown’ın o çok da “Best Seller” olmayan kitabı The Accidental Entrepreneur’u elimde buldum. Susan kitabında “keşke önceden şunları biri bana söyleseydi, o zaman ben daha neler yapardım” diyerek girişimcilere tavsiyelerde bulunuyor.

Ben de hayatımın her evresinde, benim 1-2 sene önümden giden birinin (çok önde olanların hatırladıkları yanıltıcı olabiliyor  ve dinamikler de çok değişmiş oluyor) her anımda bana yol göstermesini çok istemişimdir.

Poke the box! Geçtiğimiz haftalarda ülkemizi ziyaret eden Seth Godin’in Poke the Boxadlı kitabında anlattığı gibi, fırsatlar inisiyatif alınmadıkça statikten kinetiğe geçemiyor. LinkedIn kurucusu Reid Hoffman da start-up kurmayı uçurumdan atlayıp yolda uçak inşa etmeye çalışmaya benzetmişti. Ama o adımı atmadan uçak kendiliğinden meydana gelmiyor. Bu yüzden harekete geçmekten, insiyatif almaktan çekinmemek gerek.

Manevraya hazır ol! Jessica Livingston, Founders at Work adlı kitabında önde gelen başarılı girişimcilerle söyleşilerde bulunmuş ve hepsinin hikayesindeki ortak noktanın evdeki hesabın çarşıya uymaması olduğu sonucuna varmıştı. Gerçekten de tüm business planlar ve projeksiyonlar bir yol haritası çizmek adına güzel, ama yola çıktıktan sonra birçok sürpriz ortaya çıkıyor. Bu kırılma noktalarında girişimcinin manevra kabiliyeti, azmi ve kararlılığı çok kritik rol oynuyor. Başarılı girişimci krizleri bir şekilde fırsata çevirebilmeli.

Fikrinle evlenme! Benim genç arkadaşlarda en çok rastladığım hastalık bu. Fikre körü körüne bağlanıldığında eksikler görülmüyor, belki de çok başarılı hale gelebilecek bir iş planı gerekli düzeltmeler yapılamadığından çürüyüp gidiyor. Diğer taraftan da olmayacak işten vazgeçebilmek de bir meziyet: Projenin olmayacağını anladığı anda fikri öldürmeyi becerebilmek de başarılı bir girişimcinin en önemli özelliklerinden olsa gerek. Bir diğer önemli nokta ise fikri potansiyel yatırımcılarla ve sektör duayenleriyle konuşurken paylaşmaktan çekinmeyin; onlar sizin fikirlerinize şekil verecek kişilerdir. Artık herkesin de bildiği gibi VC’lere NDA imzalatmaya kalkmak en büyük deal breaker olarak biliniyor.. Ve yine her zaman söylendiği gibi fikir değil, fikri hayata geçirebilmek önemli olan.

Önce Proje! Başarıyı yakalamak için girişimcinin start-up projesini hayatındaki en önemli varlık olarak (bebeği gibi) görmesi gerekiyor. Şirket kuruluşunda ve kuruluş sonrası asıl öncelik operasyonun kusursuz yürümesini sağlamak olmalı – sosyal hayattan geri kalmamaya çabalamak, kişisel maddi çıkarlar gözetmek, egolara yenilmek “epic fail” habercisidir. Bu noktada projenin ilerlemesi için mantıklı oranlarda dilute olmaktan gocunmamak gerektiğini de belirtmek isterim: 5m dolarlık bir şirketin tamamına sahip olacağına, 100m dolarlık bir şirketin yarısına sahip ol. Zaten artık ülkemizde de “capital is not a barrier to entry” gerçeği var. Güzel bir proje ve bunu gerçekleştirebilecek sağlam bir ekip kurulduysa fon bulmak artık çok daha kolay. Burada da kritik nokta doğru yatırımcıları seçmek oluyor. ;)

Takım Oyunu! Execution is everything! Hep bu konuya geliyoruz ama gerçekten de en kritik konu takım. Fonların da bilindiği gibi bir projeye yatırım yapacakken ilk değerlendirdikleri kriter management team. Başta Co-Founder olmak üzere, seçilen yönetim ekibi şirketin kaderini belirleyecek kişiler. Bu yüzden çekirdek kadronun aynı frekanslarda, aynı vizyona sahip ve aynı aidiyet duygusuyla çalışıyor olması çok önemli.

Egolar kapıya! Yukarıda da bundan bahsettim ama bunu ayrı bir maddede tekrardan vurgulamaya gerek duydum. Türk girişimcilerinin en büyük eksiklerinden biri de genelde kendilerini alanlarının profesörü olarak görmeleri. Başarılı bir girişimci “Hiç bir şey bilmiyorum” diye düşünerek her gün araştırmalar yapmalı, pazarı takip etmelidir – yeniliklerden bihaber olanlar çok geride kalıyor. Öte yandan, egosu yüksek girişimciler ne fonlar ne de sektördeki diğer insanlar tarafından seviliyorlar ve bu kötü reputasyon uzun vadede yine başarısızlığa tek yön bileti veriyor.

Zaman Yönetimi! 7/24/365 işle yatıp işle kalkmayan girişimcinin başarılı olma olasılığı tamamen şansa kalır.  Hal böyleyken de her anı iyi değerlendirmek, eldeki yapılacaklar listesinde hiçbir şeyi ertelememek gerekiyor. Her gelen to-do’ya top yere inmeden gelişine “done” diyebilmek gerek. Biriktiğinde toparlamak çok zor ve bu hızlı hayatta kaçan balığın büyük olma ihtimali de çok yüksek.

Networking! Bu başlığa gerek duydum ama yapacak pek yorum yok sanırım; hepimiz hemfikiriz diye tahmin ediyorum. Çıkın ve herkesle tanışın! Şirketin kapıdaki güvenliğinden bile öğrenecek çok şey olduğunu unutmayın.

EN EN EN ÖNEMLİSİ ise dürüstlükten ve prensiplerden , ödün vermemek gerek. Hayat uzun, “doğrular mutlaka kazanır.”

Sevgili Hakan güzel yazın için kutluyorum, çok beğendiğim, takipçisi olduğum, Lidyana Com.da ve de diğer iki şirketin Peak Games ve Krombera’da da başarılarının devamını diliyorum.

Haftanın Umut Veren Genç Girişimcilik Haberleri

Geçtiğimiz hafta iki değerli, anlamlı etkinlik beni çok mutlu etti. İkisi de ışıl ışıl gençlerin içinde olduğu etkinlikler Sizlerle de paylaşmak istedim. Sevgiler
DUDULLU ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ KADIN GİRİŞİMCİLER  KOMİSYONU BAŞKANI BEGÜM ÖZDOĞULARLI’DAN ÇOK ANLAMLI BİR KADINLAR  GÜNÜ KUTLAMASI
Hikayeyi Kagider’in de çok genç ve başarılı üyesi Begüm’ün kendi anlatımından aktardım.

Geçtiğimiz Perşembe Dünya Kadınlar Günü bizleri öyle derin dünyaların içine bıraktı ki, uzun yıllar o günün yüzlerce kişi tarafından yoğun duygu yüküyle anılacağına eminim. İstanbul Dudullu Organize Sanayinin Kadın Girişimciler Komisyonu için heyecanı ve emeği çok olan organizasyon sabah saat 07:00’de fabrikalar  ziyaret edilerek  emektar kadınlarımıza dağıttığımız güllerle başladı. Servis araçlarından inerek yine yorucu, zor bir güne başlamanın verdiği bezgin yüz ifadeleriyle  fabrikalara adım atan emektar kadınlarımız karşılarında, yüzlerinde gülücükler, ellerinde kırmızı güller ile bizler ve fabrika yöneticileri tarafından karşılanmanın şaşkınlığı içerisinde, bambaşka bir yüz ifadesine büründüler.  Kadınlarımızın yüzlerinde oluşan gülücükler , kucaklarımızdaki güllerin  ellerimize batan dikenlerinin acılarını çoktan unutturdu bile… İki cümle çok etkileyiciydi. 30’lu yaşlarda, yüzünde derin bir kırgınlık ifadesi olan bir genç kadının söylediği ‘Biliyor musunuz,  bana hayatımda ilk defa bir çiçek veriliyor.’ cümlesi ve genç yaşlarda bir erkeğin yanımıza gelip sessizce kulağımıza fısıldayarak ‘Ben yeni evliyim de bir gül de ben alabilir miyim? Akşam eşime götürmek istiyorum da.’ cümlesi idi. İnanılmaz doğal ve derin…

Saat 18:00’de Kenter Tiyatrosunda başlayacak olan   Ara GÜLER , İzzet KERİBAR ve Ercan ARSLAN’ın ‘Kadın’a Dair…’ adlı fotoğraf sergisinin açılışının heyecanına saat 15:00 sularında kalplerimizi yerinden çıkartacak çok heyecan verici başka bir haber geldi; Yıldız KENTER, iki senedir oynamadığı ‘Kraliçe LEAR’ adlı oyunu,   birçok emektar kadının ilk kez sanatla buluşacağı bu özel günde oynamaya karar verdiği….Bir taraftan çok büyük bir onurken Yıldız Hanımın bu özverili davranışı,  diğer taraftan içimizi kocaman bir korku sardı’; ‘Ya ona bir şey olursa…’ doksan dakikalık, hiç ara verilmeden sadece iki kişi arasında geçen bu çok yorucu oyunu sanayinin çalışan kadınlarına büyük bir yüreklilikle  sunmak istemişti…Öyle büyük bir onur ki….

Akşam kokteyl saati başladığında servis araçlarından inen, gözlerinin içi parlarken, heyecanla fotoğraflar hakkında, tiyatro oyunu hakkında sürekli sorular soran birbirinden güzel kadınlarımız….

Sevgili Magic Form Firmasının sahibi Handan ERCENGİZ’in duygu yüklü konuşması, Galia Arditi’nin heyecanla yanımızda bizleri sürekli motive  eden konuşmaları….Her şey çok güzeldi hem de çok…

Ama içimde her saat daha da artan o korku; Yıldız Hanım’ın sahneye çıkışı… ; Bir anne, bir dost, bir Cumhuriyet kadını, ikincisi bir daha var olmayacak güzeller güzeli , gerçek bir  emektar kadın…Yıldız KENTER

Sahne dışında minyon görüntülü, tevazusunun yüksekliği sebebiyle hep mahcup bakışlı o kadın sahnede upuzun, dimdik….Karşımızda sanki yirmi yaşında bir kız;  o ses, o beden dili, o heyecan…

Ve oyunun en kritik sahnesi, yüreğimin pırpır atarak, ona bir şey olursa bizim yüzümüzden olacak korkusuyla gözlerimi açarak izlediğim sahne; Yıldız KENTER, 83 yaşında amuda kalkarken…..

O salonda, o sahnede bambaşka bir şey vardı….Bu tarif edilemez….Salonda kopan alkışlar, gözlerimizden durmadan dökülen yaşlar; Gerçek bir emektarlık, gerçek bir yüreklilik…

Ve oyunun sonu ; Sahnede seyirciyi selamlarken salondaki emektar kadınlarımızın bitmeyen alkışları, yüreklerinin sanki sahnede çarpıyormuş gibi yerlerinde duramayışı…

Sahnede kahkahalarla ağlayan duayen,  seyirciye ‘Sizler varsanız ben varım!’ derken ruhunun güzelliği bütün salonu sarmış bile…

Muhteşem kadın Yıldız KENTER….

İnanılmaz bir geceydi, inanılmaz güzelliklerle…

GENÇ KAGİDER DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ KÜTAHYA’DA