Leyla’m Evlendi

Leyla’m (Perim Vefkioğlu) Cumartesi akşamı Çırağan’da masallarda ki gibi bir düğünle evlendi. Prens’i Kıbrıs’tan onu almaya gelmişdi.İkisini de sevgisi aşkı, düğünün de keyfi neşesi oldu. Pamirim,Tülinim, Umut  hep çok,  mutlu ve keyifli idi, biraz da üzgün tabii, kızlarından ayrılmak kolay mı!                  Necil’le ben de çok mutlu idim. Çok sevdiğimiz, Leyla’mız sevdiğinle evleniyor diye. Ama biz de karı koca her düğün de anne babaların heyacanını hisseder, buruk oluruz, gözlerimiz hep nemlenir.Düğünler, nikahlar, çok duygusal anlar,hem ağlarım, hem giderim, hem ağlarım, hem veririm dedirten.Darısı tüm gençlere, anne babalara.

Herşey çok şık çok güzeldi.Sarayın bahçesinde, deniz kenarında, nikah organizasyonu yapılmıştı, kokteyl de yan tarafta idi.

Gelinle damadın gelişi muhteşem oldu.Işıklar müzik, havaii fişekler, sarayın ihtişamı, iki birbirini seven güzel yürek, ve tüm konukların heyacanı, mutluluğu hepsi birbirine karıştı.Nikah başladığında artık hava da kararmış çok daha büyüleyici bir ortam oluşmuştu.Selami (Öztürk) Başkanımın nikahı kıyacak olması bana sürpriz oldu. Sevgili Sevgi Öztürk yanımda yedi nikah şahidi, gelin damat yerlerine yerleşirken başkanım esprileri yapmakta gecikmedi.

Nikah çok sıcak, tatlı  sohbet ortamında başladı. Selami Bey kız tarafı ve kız babası olduğunu,belli etmekte sakınca görmedi, ya da ben öyle görmek istedim, öyle yorumladım.Çok neşeli bir nikah oldu.

Murat Hakkı üç kez evet, evet, evet  dedi,Leyla altında kalmadı, sonsuza dek evet dedi.

İlk ayak basan Leyla oldu, ama arkasından Murat da basınca Selami Bey bir rahatsızlık varsa tekrar baştan kıyalım önerisinde bulundu.Leyla’ya adınız diye sorduğunda, Perim,  Leyla Hakkı cevabını almak, hepimizi çok mutlu etti.Kahkalarla nikah da sonlanmış  oldu.

Nikah sonrası hepimiz masalarımıza yerleştik, biz liseli kızlar bir arada idik. O kadar zaman  birbirinden hiç ayrılmayan bizler Pamir’in de katılmasıyla, poz verirken de tüm düğün boyunca da çok neşeli idik.Keyifli gecede hiçbirimiz saatlerin nası geçtiğinin farkına varmadık.

Bu senenin renkleri harika,biz lisedeyken bu kadar renkli değildik.

Gelinle damat Sevgi ve Selami Öztürk’ün masasında

Heryerdeki muhteşem çiçeklerin, güzelliğini bolluğunu,nikah şekerlerimizin şıklığını güzelliğini masaların şıklığını anlatmak göstermek paylaşmak istedim, çektim de ama hiç biri gerçeği kadar güzel değildi. Ya yemeklerin lezzeti,menüyü Pamir ben seçtim, sadece orada karıştım, diğer herşeyi Leyla seçti dedi.

Pamir’in seçimi burada da kendini hemen farkettirmişti. Her zaman yenilenlerden çok daha  lezzetli olduğu ortak kanımızdı.

Yemek sonrası, gelinle damadın dansı, pasta seromonisi,şampanya ile kutlama, sonra karnaval tadında eğlenceler,hepimizin özgür mutlu dansı, bol renkli mutluluk, neşe shotları  ve Orhan Baba hepsi bu düğünde vardı.

Pasta kesilmiş sıra şampanyada

Orhan Gencebay gelini kırmıyor, şarkı söylüyor.

Pamir ve Umut çılgınca dans edebilir artık.

Çok lezzetli buğay çimi shot mı acaba,bir daha sefere kırmızı mı alsam, yine yeşil mi!

Necil kırmızıya dayanamamış,

Sanki karnavaldayız.

Hep beraber söylenmez mi!

Şarkılarla, kahkalarla, sağlıkla, ömür boyu mutluluklar Leyla’m. Her şey gönlünce olsun, sonsuza dek.

Mardin’in Güçlü Kadınları

Mardin’in  çok başarılı girişimci  kadınlarından yakından tanıdığım,altı tanesini özellikle, uzun uzun anlatmak istiyorum.İlk Mardin’li girişimci yazım sevgili Yasemin Kalya Künteci oldu. 2012 Yılının Bölgesinde Fark Yaratan Girişimcisi olan Yasemin’i ilk kez 2006 da tanıdım.

Sevgili ortağım Ayşe Lerzan’ın yakın arkadaşı ve hemşehrisi olan Yasemin bize ofise ziyarete gelmişti.O günler de işini henüz kurmamıştı. Bize 2.derece tarihi eser bir Han dosyası ile ilgili neler yapabiliriz diye sormaya gelmişti. Çok dost, samimi ve sıcakkanlıydı. Kafasında da bir sürü farklı proje vardı.Projelerin birbiriyle hiç ilişkileri de yoktu.Ben iş hayatında çok fazla dağılmaktan yana olmamışımdır. Hep içinde olduğum, tercih ettiğim, hedeflediğim işe bütün enerjimi kanalize edenleren oluğum için, bu birbirinden farklı projelerin nasıl hayata geçeceğinin, hangisinin öncelikli olacağını merakla bekler oldum. Ayşe’den Yasemin ile ilgili güzel haberler almak, çok mutlu eder oldu. 2012 yılının Girişimci Kadın ödülünü de alması harika oldu.Ödül gecesinde beraber olduk, kendisini  kutlamak , beraber sohbet etmek şansım oldu. Tanışmamızın ardından geçen altı seneden sonra da artık, Kagider etkinliklerinde biraraya gelebiliyoruz.Şaşırtıcı hikayesini hem ödül gecesi, hem de Temmuz  Kahvaltı toplantımız da kendinden çok esprili, akıcı anlatımıyla tekrar dinledim. Aşağıda da kendi anlatımıyla gönderdiği hikayesini paylaştım.Bu çok güçlü, özel kadının karpuz çekirdeği ile karpuz kadar iş diye benzettiği girişimcilik hikayesini sizlerin de şaşırarak, beğenerek  okuyacağınıza inanıyorum.

Sadece ‘Taş’ı Değil Anadolu’da Kaybolmaya Yüz Tutmuş Bir Kültürü Yeniden Gün Yüzüne Çıkaran Bir Kadın:

Yasemin KALYA KÜNTECİ

Hayatım 1965 yılında, bir medeniyet beşiği olan Mardin’de başlayıp; babamın memuriyeti sebebiyle Anadolu’nun başka şehirlerinde devam etti. Mardin’in ezan ve çan sesinin eşsiz beraberliği ile bu beraberliğe olan özlemim, beni bu şehre çeken en önemli faktördü. İlk nefes aldığı şehre âşık bir kadınım. İlk nefes aldığım şehirde, ilk nefes aldığım ev ise zihnimden hiçbir zaman silemediğim mimariye ve estetiğe sahip bir evdi. Belki de Mardin taşıyla inşa edilmiş bu evin geçmişime kazıdığı izleri takip ederek; bu gün Mardin taşı çıkaran bir girişimci olarak ülkeme ve memleketime hizmet vermekteyim.

Gelişen ülkemde ve giderek sınırların kalktığı dünyada, kültürler birbirleriyle yarışıyorken; yaptığım bu işin sadece taş çıkarmak olmadığının farkındayım. Zira Mardin de  taş evler ve bu taş evlerin üzerindeki tarihi taş oymacılığı sanatı; şehre kişilik katan, geçmişin ruhunu bugüne taşıyan, Mardin’i 2500 yıldır Mardin yapan en önemli özelliklerden biri.

Her şey bir saat kulesiyle başladı.

Maden ocağı kurma fikri, Tekirdağ / Çerkezköy İlçe Belediyesi’nin Mardin’deki taş saat kulesini görüp; bana, aynısını ilçe meydanına yapmak istediklerini söylemeleri ile başladı. Bu işten hiç anlamadığım halde, Doğu kültürünü Batı’ya taşıma fikri ve Mardin taşını tüm ülkeye tanıtabilme ihtimali bu işe başlamamda önemli en önemli faktördü.

Hayaller kurmaya başladım!
Belediyenin bu talebinin hemen arkasından geçirdiğim bir rahatsızlık sonucu bir ay boyunca Kütahya ve Bolu Devlet Hastanesi’nde kaldım. Gündüzleri yapacağım saat kulesinin hayalini kuruyordum fakat bir sorun vardı; kuleyi yapmak için taşa ihtiyacım olacaktı. Gündüzleri kuracağım taş ocağının hayallerini kuruyor, akşamları ise hasta yatağımda telefon görüşmeleri yapıp; Mardin de taşı çıkarabileceğim bir arazi araştırıp, bu işin nasıl yapılacağına dair bilgiler topluyordum.

Ardından, Saat Kulesi projesini uygulamak üzere Mardin’e geldim. Bir yandan saat kulesini inşa etmek için çalışırken, bir yandan da Mardin için ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Mardin’i gecekonduların ele geçirmekte olduğunu, yenileşme adına yozlaştığını, tarihi dokusunun tamamen bozulma sürecine girdiğini ve devletimizin bu durumu düzeltmek için Mardin’i eski yapısına kavuşturmak amacını heyecanla öğrendim. Yeni inşa edilmesi planlanan tüm binaların, Mardin’in eski dokusuna uyumlu olması için taştan yapılacağı ve restore edileceği söyleniyordu. , TOKİ’nin yapacağı bazı  inşaatlarda taş kullanılmasının mecburi olması, Hilton Oteli’nin taş ile kaplanacağı gelişmesi, Artuklu Üniversitesi’nin tüm kampüs binalarında taş kullanılması kararı, beynimde görünmeyen bir ampulün yanmasını sağladı. Bu gelişmelerin hepsi bir iş potansiyelini gösteriyordu. Ama tüm bu taş ihtiyacını karşılayacak bir taş üretimi henüz Mardin’de yoktu. Bu işteki potansiyeli görüp, kazançlı olduğunu düşünerek; bu dağlara verilecek  emekle hem Mardin’i güzelleştirmek ve ekonomisine katkıda bulunmak, hem de memleketimde istihdam yaratmak amacıyla Mardin’de bir maden ocağı açma konusunda girişimde bulunmaya hızla karar verdim. Uygun bölgeyi araştırarak tespit ettim.  Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne başvurarak; 99 hektarlık arazi için Mardin taşı çıkarmak üzere madencilik ruhsatı aldım.

Artık Mardin taşım vardı ama…

Böylece Mardin’de, yüzyıllar sonra Mardin taşı tekrar piyasaya girmiş olacaktı. Ancak esas mücadelenin şimdi başladığını bilemezdim. Artık taşım vardı. Ama onu nasıl çıkaracaktım? Elimdeki  sermaye, sadece taşı kesen bazı makineleri almama yetiyordu. Ama taş, öylece dağın içinde beni bekliyordu. Ruhsatlı ocağımdan taş çıkarabilmek için yol lazımdı. Elektrik, iş makinaları ve ustalara ihtiyaç vardı. Yol ve elektriğin ocağa getirilmesinin ardından satın aldığım kesme makinaları, kiraladığım bir loder ve 10 işçiyle işe başladım.

Devlet can suyum oldu!

İş pahalı bir işti. Param ve ipoteklerim de yatırımlarıma yeterli olmayınca imdadıma, Kredi Garanti Fonu (KGF) yetişti ve bana kefalet vererek; Halk Bankası aracılığıyla, eksik olan iş makinelerimin kredisini sağladı. Böylece  aylarca uğraştığım kredi sorunu da çözülmüştü. Bu arada, bana  nakit ihtiyaçlarım için tam zamanında can veren KOSGEB-CANSUYU kredisinden de söz etmeden geçemeyeceğim.

İlk müşterim Sabancı!

Bayramda ziyaretime gelen kızıma, küçükken okuduğum okulu gezdirirken; okulun hemen arkasındaki binada bir restorasyon çalışmasının yapıldığını fark ettim. Bekçiye burayı kimin yaptırmakta olduğunu sordum. Bana, buranın Sabancı Müzesi olduğunu ve Sabancılar tarafından restore edildiğini söyledi. “Size taş lazım mıdır?” diye sordum. Cevap şaşırtıcıydı. Bekçinin, “Hem de çok lazımdır” cevabının ardından sorumlu kişiyle tanıştım. İlk satışımı yapmıştım ve Sabancılar artık müşterimdi.

Bu arada yapmış olduğum saat kulesi bitti ve Tekirdağ Çerkezköy’de görücüye çıktı. Mardin, Türkiye’nin Batı’sında gururla 2500 yıllık tarihini, mimarisini ve ihtişamını sergiliyordu. Ancak bu benim için yeterli değildi. Mardin taşını tüm Türkiye, hatta tüm dünya öğrenmeliydi. Onu kendi anıtlarında, binalarında kullanmalı; Türkiye’nin derin kültürel kökleri, Mardin ustalarının taş oymacılığı sanatı, binlerce yıllık sivil taş mimarisi başarısı ile tanışmalı ve ona hayran kalmalıydı. Bu tanıtıma, iki web sitesi oluşturup; hem Mardin’i hem de taşımı tanıtan kataloğun basımıyla başladım. Taşımın fiziksel ve kimyasal özelliklerini 24.10.2008 de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı  Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’ne götürdüğüm numune ile  Analiz-Testlerini yaptırarak; çıkan değerleri web sitesi aracılığıyla ilgililerin bilgisine sundum. Kısa sürede çok sıkı bir çalışmayla, sektörün en iyi tanıtım platformu olan fuarlara hazırlandım. Eylül 2008’de üretime geçirdiğim taş ocağımdan çıkan taşları, Mardin’in okumamış ama heykeltıraş kadar yetenekli ustalarına oya gibi  işleterek; KOSGEB’in de değerli destekleriyle; 6 Kasım’da Diyarbakır Ortadoğu Fuarı’nda, 13 Kasım İstanbul CNR Natural Stone Fuarı’nda ve ondan sadece birkaç hafta sonra Şam’daki Marble Fuarı’nda ve İzmir Naturel Stone Fuarı’nda görücüye çıkardım. Artık Mardin taşı, fuarların gözbebeği haline gelmişti. Şam Fuarı’nda bu taşla gördüğüm ilgiyle; önce yakın bölgem ve Ortadoğu da, ardından da tüm Dünyada büyük bir potansiyelin beni beklediğini hissettim. Bu ilgi taşı isteklere göre işlemeye ve pazara sunmaya hızla beni itiyordu. Trend Dünya da natürel malzeme kullanımın artması yönünde idi. Bu da başka bir rüzgârımdı. Ocakta biriken taşların bazılarını siparişlerim doğrultusunda Diyarbakır da fason kestirerek pazarlamaya başladım. Şu an Türkiye’den ve Dünyadan mimarlar, yatırımcılar ve pazarlamacılar sürekli beni arayarak  ilgilerini göstermekte; projelerini bu taşı kullanacak şekilde oluşturmaktadırlar.
 

Hayallerim gerçek oluyor!
Fabrika hayallerim başlamıştı. Tası Mardin de kesip işlemeliydim. Onu da yaptım. Fabrikada kurdum. Artık taş Mardin de kesiliyordu. Öncelik, taşın yapıda kullanacak ustaların eğitimi diye düşündüm. Mardin’in tarihi taş evlerinin en önemli özelliği olan, taş oymacılığı sanatını icra eden sadece 2-3 ustanın kaldığı ve onların da epey yaşlanmış oldukları gerçeği ile karşılaştım. Bunun üzerine Mardin Taş İşlemeciliği Derneği’ni kurdum.  Mardin’e taş işi, bu ustalara yatırım yapmak, yenilerine yol açmak, onları eğitmek ve bu sanatın devamını sağlamak demekti. Bunun için atölyelerin kurulmasının önemini vurgulamak istiyorum. Birçok konuda yanımızda yer alan Mülki İdaremizin de ilgi ve desteğiyle atölyeler kurulması ve yeni nesil sanatçıların, bu geleneksel sanatı icra etmelerinin devamını sağlamak içinde uğraşıyorum.

Ben mi Mardin mi?

Herkes: “Bu taş ocağına kendi adını vermelisin” dedi. Ben ise bu ismi Mardin’in hak ettiğini söyleyip, adını  MARDİN TAŞ koyarak; ismi tescil ettirdim. Zira Mardin, geçmişinden ve toprağından bizlere sunduğu gelecekle, bunu hak ediyor diye düşündüm. Bu işe girdiğimde: ‘Eğer batarsam bunun cezasını tek başıma çekeceğim ama çıkarsam hem ben, hem tüm Mardin kazanır’ dedim. MARDİN TAŞ sayesinde, Mardin’in geçmişini geleceğine taşıyacak bir yol açtığımı ümit ediyorum.

“Gold Mardin Taşı”  sanattır!

Madencilik sektörünü Mardin’e yeniden kazandırmak,  bu sektörü büyütmek arzusundayım. Mardin’in en büyük sermayelerinden biri olan bu taş  işleme kolaylığı, sağlamlık, dayanıklılık ve yalıtım özelliklerinden dolayı eşsiz bir özelliğe sahiptir. Mardin Taşı sahip olduğu bu özelliği ve güzelliği sayesinde; binaların temel bileşenlerinden olan kapılar, pencereler, küçük sütunlar, kemerler ve diğer bileşenlerde, zengin ve çeşitli motiflerle kolayca uygulanmaktadır.

Garantide olmak güzel!

Garanti Bankası’ndan aldığım, ‘Bölgesinde Fark Yaratan Girişimci Kadın Ödülü’ yaptığım işe olan inancımı bir kez daha perçinledi. Zira cesaretle çıktığım bu yolda, yaptıklarım farkına varılması ve buna “fark yaratan kadın” şeklinde bir taçlandırma yapılması ne kadar garantide bir yolda yürüdüğümün de açık göstergesidir diye düşünüyorum. Garanti Bankası’na ikinci can suyu olduğu için teşekkür ederken; ‘kadın isterse her şey olur!’ mesajını da tekrarlamak isterim.

 

Neler yaptık!

Mardin Valiliği, sabacı müzesi, Van-Gevaş’ta Cami, Hakkari Yüksekova’da Cami, Tekirdağ Çerkezköy Belediyesine ve İstanbul Bağcılar Belediyesine  Saat kulesi, beş yıldızlı Erdoba Elegas otel, yürütmüş olduğumuz projelerimizdir.

Şimdi…

Anadolu’nun medeniyet haritasında, medeniyetimize ışık tutan bu girişim; sadece bir madeni, ticari olarak olduğu yerden çıkarmak değildir. Bunu fark eden bir müşteri profiline ulaşma hedefimizi en kısa zamanda arttırarak sürdüreceğimizden eminim. Taşım ve ben, devasa hayatın içerisinde, kendimize daha özel ve daha anlamlı bir yer aramaya devam edeceğiz: Dünya, ülkemizin her alandaki yükselişini izlerken; bizlerde bu yükseliş içerisinde, hak ettiğimiz yerde olma çabamızı ve inancımızı hiçbir zaman kaybetmeden; geleceğe, kültürümüzün izini taşımaya söz veriyoruz!

Yarı Yıl Geride Kaldı

2012 yılı ilk yarısı bitti.Şöyle bir yazdıklarıma, notlarıma bakayım dedim. Yazabildiğim kadar belki de çok daha fazla  yazamadığım, başarı emek, güzellikler var.Bardağın dolu tarafından bakınca çok ama çok mutluyum, boş tarafından da bakmamaya çalışıyorum.Bakarsam, bazen kendimi tutamıyorum, gözlerimden yaşlar akıp gidiyor. Ama sonra, toparlanıyorum, her yaşananın, her  şerrin de bir hayırlı nedeni var diyorum.Ne yaşıyorsak böyle olması gerekiyormuş, herhalde diyorum. Yazgımız buymuş diyerek, anın, güzelliklerin, başarıların keyfini çıkarmaya ve paylaşmaya çalışıyorum.

Nazlı Aldıkaçtı Kırmızı’nın haberinde

Yılın ilk altı ayının başarıları, ödülleri, emekleri, listelere sığmıyor. Özellikle Kadınlarımız, Gençlerimiz, Girişimcilerimiz,benim, listelerimde. Blogumda yazdığım, anlattığım bir sürü arkadaşım geçen süre içinde tekrar ödüller başarılar kazandılar.Ben hepsine yetişemiyorum. Ama tekrar tekrar kutlamak istiyorum, kutluyorum.Tekrar tekrar yazmak istiyorum.

Hikayelerini  henüz anlatmadığım, sadece zaman aman adlarını yazdığım, bir çok başarı hikayesini anlatmak istiyorum.Yılın Kadın Girişimcilerini ayrı ayrı yazmak anlatmak istiyorum.Çok sevdiğim, bana çok yakın bir çok arkadaşım sırada, onları çok farklı özellikleri ile tanıtmak istiyorum. Programımda listeler uzayıp gidiyor.Nazlı, Zeynep, Berna, Aslı,Aydan,Ayşe,Ayşen,Bahar,Berrin,Bilge,Dilek,Ebru,Tuğba,Ferda,Fisun,       Gülseren,Handan,Melike,Meltem,Münteha,Nilgün, Nilüfer,Nur, Lale , Mehmet, Hakan, Nuran,Nuray,Oya,Pelin,Özlem,Pınar,Roza,Saime,Selma, Serap,Sevim,Zehra,Zeynep,Derya, Gonca,Demet,Yasemin……daha bir çok isim…

Blogumu yazmaya başladığımdan beri özellikle gençlerden gördüğüm ilgi ve takip beni çok memnun ediyor, çok mutlu ediyor.Tanıdıklarımın, dostlarımın okuması çok değerli, çok hoş, ama her gün hiç tanımadığım, ama beni okuduklarını, takip ettiklerini söyleyen yepyeni, birçok yeni dostla, güzel insanla   tanışmak ise inanılmaz heyacan ve enerji veriyor. Daha çok yazmak, daha çok paylaşmak istiyorum.

Yılın ikinci yarısında yapmayı planladığım bir iki istek var. Özellikle genç takipçiler, benim girişimcilik hikayemi detaylarıyla öğrenmek arzusundalar. Her yazımda benden bir şeyler hep var, ama bir araya toplayıp, girişimcilik hikayemi de ayrıca yazacağım.

Prens’imin havaianasları

Prensimi, favorilerimi, konserleri, kitapları, seyahatleri, yazmağa devam edeceğim.Her seferinde yeni keşiflerim, son yaşadıklarımla, güncel olayları atlamamaya gayret edeceğim.  Ama hep ilk yazmaya başladığım gibi, sadece gönülden, samimiyetle.Yemeklerin bahane olduğu dost sohbetlerini buluşmalarını, davetleri,kutlamaları yazacağım.

Nazan’ın sofrası

Çevre duyarlılığım, farkındalığım artıkça,  konunun içine daha bilinçli  girdikçe,Konunun çok farklı  alanların da  çok güzel, çok faydalı, çok değerli  çalışmalar olduğunu görüyorum ve her gün yeni sürprizlerle  karşılaşmak beni çok umutlandırıyor. Gelecek için kötü senaryolar değil, harika yeşil bir dünya hayallerimi süslüyor.Yeşil Kagider olarak da okunuyor, takip ediliyor, biliniyor olmak, fayda ve farkındalık yaratmak beni inanılmaz güçlü, gururlu ve mutlu  yapıyor.

Ayın son günü katıldığım, TimeOut ve Yeşilist‘in düzenlediği   çok özel bir Çevre Gezisinde bunu çok iyi anladım, hissettim. Geziyi Yeşil Kagider Blog da hemen anlatacağım.Evet çok dolu dolu bir altı ay geçti, daha dolusu başladı, ben yine Girişimciler, Kadınlar, Başarılar, Deneyimler, Mutluluklar, ve Çevre Dostu yazılarla sizlere ulaşmaya çalışacağım. İlk iki ayın ,yaz serinliğinde, tatil keyfinde olacağı kesin.Sonrası da daha başka keyifler mutluluklarla devam etsin.Sevgiler, sevgiler