Nur Ger ile BM Onur Ödülü

 

 

Sanayici Nur Ger’in şirketi Suteks Birleşmiş Milletler (BM) Kadını güçlendirme Prensipleri (WEPs) yarışmasında onur ödülü kazandı.

Ödülü SUTEKS adına 6 Mart’da New York’da düzenlenen törende şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Nur Ger aldı.

Birleşmiş Milletler (BM) Kadını Güçlendirme İlkeleri (WEPs) Sözleşmesi’ni imzalayan ilk Türk KOBİ’si SUTEKS, BM-WEPs tarafından düzenlenen yarışmada Liderlik Ödülü Onur Listesi’nde yer aldı. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinliği kapsamında 6 Mart’da New York’da düzenlenen toplantıda ödülü kurumu temsilen SUTEKS Yönetim Kurulu Başkanı Nur Ger aldı.

New York’da düzenlenen “Sosyal İçerme: Değişim için Strateji” başlıklı etkinlikte BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un konuşmasının ardından ödül töreni gerçekleşti. Etkinlikte SUTEKS adına ödülü alan Nur Ger, daha sonra, BM’nin “İnovasyon: İş Dünyası ve Eşitlik” başlıklı oturumunda bir konuşma gerçekleştirdi. SUTEKS’in hiyerarşisiz yönetim anlayışını aktaran ve ayrımcılıktan arınmış bir iş ortamı yaratmak için gerçekleştirdikleri uygulamalara değinen Ger, şöyle konuştu:

1294126879“İş yaşamında kadın erkek eşitliğini sağlamak için SUTEKS özelinde yıllardır yürüttüğümüz çalışmaların bu şekilde ödüllendirilmesinden dolayı büyük onur duyuyorum. SUTEKS’in tüm iş süreçlerindeki mottomuz “Varlıklarının yarısını kullanamayan gelişemez” olmuştur. Tüm çalışanlarımızın iş ve aile yaşamını dengelemek amacıyla yürüttüğümüz yenilikçi uygulamalar bize verimlilik ve kar olarak geri dönmektedir. Tüm işverenlere ve girişimcilere düşen sorumluluk, iş planlarına bu yenilikçi uygulamaları entegre ederek cinsiyet eşitliğini sağlamak olmalıdır.”
Hiyerarşisiz yönetim anlayışı, insana verdiği değer, kar payı paylaşımı gibi uygulamalarıyla dikkat çeken bir iş modeli sunan SUTEKS, 2012 yılında da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın “Çalışma Hayatında Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” yarışmasında “Orta Ölçekli İşletme” kategorisinde birincilik ödülü kazanmıştı.

Kadınlar Günümüzde Yeni Umutlarla

549964_424076877676767_1528222774_n598652_435911776490621_637471427_n

Prens’le CKM’de

Lise ve Üniversite  okul yıllığımda Meral’e en çok nerede rastlamak münkün sorusunun karşısında AKM, Sanat Galerileri, ve Fransız Kültür Merkezi yazıyor.O zaman Teşvikiye’de yaşıyordum, konserler,kitapçılar, sinemalar, tiyatrolar ve sergiler en önemli vazgeçilmezlerimdi. Yıllar, yıllar geçti, uzun zamandır Kadıköy yakasında yaşıyorum, AKM kapandı. Ben yine bol bol konser ve sergilere gitmeye devam ediyorum. Bu aralar en çok görüldüğüm yerlerden en önemlisi  ise, Caddebostan Kültür Merkezi . CKM’nin içinde sinemalar,bir çok sergi salonları, konser salonları,tiyatro söyleşi  salonları,kütüphane  ve de kitapçılar bir arada. 133_1289

Hepsi benim  vazgeçilmezlerim.Her pazar prensimle buluştuğumuz da da; zaman zaman, vaktimizin  bir kısmını CKM de geçiriyoruz.

133_1286Onun için seçtiğimiz tiyatroya, baleye konsere  gitmek için CKM ye gidiyoruz. Gösteri saatinden önce gelip sergileri dolaşıyoruz, kitapçıya uğruyoruz. Hepsinden beraberce çok keyif alıyoruz. .Gösterileri seyrettikten sonra sanatçıları tebrik edip bazen de fotoğraflar çektiriyoruz.

133_1273

Sergileri gezerken ikimiz de ayrı ayrı beğendiğimiz resimleri seçiyoruz.Yukarıda ki resim Aslan’ın Muzaffer Oruçoğlu’nun Antagonizma sergisinden en beğendiği;                                                       aşağıdakiler ise Şemsettin Başkurt’un “Bir Ustanın Anısına  sergisinden seçtikleri”133_1260Son derece sade ve  minimal olanları seçmiş.133_1268Bazen oturup ilgili DVD leri sanatçıların hayat hikayelerini izliyoruz.O henüz 3.5 yaşında ama paylaştığımız çok şey var.Lise yıllarımda sergileri dolaşırken genelde yalnız olurdum, benim bu merakımı benim kadar istekle paylaşan kimsem yoktu. Bazı sergilere defalarca gittiğim olurdu.26090313285841204 İlk sinemaya babam dört yaşlarımdayken  götürmüştü. Beyoğlu’nda Yeni Melek sinemasında Walt Disney’in Uyuyan Güzel‘ine gitmiştik. Sinema salonuna girdiğimizde film başlamıştı. Karanlıkta birden karşıma çıkan prensesin  o kocaman gözlerini hiç unutmadım. Babam tiyatroya da çok götürürdü. O zamanlar gezi adresimiz kışın genelde Beyoğlu idi.O günlerin Beyoğlu’su ile çok anım var. İlk konser hatıram ise yine babamın götürdüğü; ilkokulda küçücük bir kızken Johny Hallyday ve  Sylvie Vartan konseri oldu. Dünya Sineması’nda ki konserleri çok ses getirmişti. Sonra kızımla AKM de her cuma  Devlet Senfoni Orkestrası konserleri senelerce vazgeçilmezimiz, oldu. Seyahatlerimizde de hep konser ve sanat tarihi gezileri programımızın  başında yer aldı. Oğlumla  Michael Jackson konseri anım; kocaman aşkımın  beni AKM’ye Münir Özkul anma gecesine davet ederek ilgimi çekmesi, hepsi, hayatımda önemli anılar. Evet yıllıkta yazılanlar, hayatımda  aynı heyacan, ve etkisiyle  devam ediyor,bu sefer prensim de işin içinde. Babamın bu tercihlerim de  bana çok etkisi olmuştur diye düşünüyorum.Bakalım prensim de büyüyünce neler hatırlayacak.

Tanıdıkça Yazmak Zorlaştı

Sevgili Zehra Güngör’ü on senedir tanıyorum, başarılarının, sevgi dolu, yüreğinin,müthiş enerjisinin  takipçisiyim, ama her geçen gün biraz daha  tanıyınca, onunla ilgili bildiklerim kadar bilmediklerimin de çok olduğunu görüyorum.
393066_10151334801679311_61204482_n
Tanıdıkça da yazmak zorlaştı, sonunda her gönlüme düştüğünde farklı bir tarafını yazmalıyım dedim. Bir kere de değil, defalarca anlatmalıyım, Zehra’nın paylaşılacak, örnek olacak, ders alınacak gurur duyulacak,  çok şeyi var.Ben merak edilenleri de ekledim.
406772_10151109857322539_1551784583_n
Gazeteciliğe 1982′de başladı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 1996′da en iyi röportaj ödülünü, 1998′de en iyi seri röportaj ödülünü, 1999′da röportaj dalında yılın gazetecisi ödülünü aldı. 1999 yılında STAGE İletişim Danışmanlığı’nı, 2008’de de Dokuz Organizasyon’u kurdu. Bu çok aktif müthiş kadın  “Kendi enerjimi, kendim üretiyorum,”diyor.Galiba işin sırrı burada.Ekim ayında yazdığım Zehra’nın  İPRA 2014 Dünya Başkanı haberinde sizlere söz vermiştim. Mavi ojelerinin ve dövmelerinin sırrını yazacağım diye.  O zaman oradan başlamalıyım diye düşündüm. Aylin Löle’nin kitabında Zehra’nın girişimcilik hikayesini okurken; oradaki fotoğrafında gördüm, hayretler içinde kaldım, 2005 de aynı ton ve güzellikte mavi ojeleri vardı, ama gerçek tarih 2000 imiş. O tarihten beri özel mavi ojelerinden hiç vazgeçmemiş. Nedeni de mavi rengin iletişimin simgesi oluşu.600398_10150898750577539_264734550_n
Kolundaki dövme adının simgesi, sağ bacağındaki dövme kendisi  için sol bacağındaki dövme bizlerin görmesi için.Renkleri, sembolleri, duruşları ile dövmeleri Zehra’ya çok yakışıyor.Zehra seyahat tutkunu, gittiği ülkelerden de zenginleşen 10.000 adetlik kitap ayracı ve 98 adet çeşitli maske koleksiyonu var. Müzik dinlemeyi, çok seviyor. Tüm güzel sanatların yakın takipçisi,doğa dostu, ormanda yürümek olmazsa olmazlarından. Çok yoğun olmak, onu sevdiği şeylere vakit ayırmaktan alıkoymuyor, son derece, pratik ve zamanı yönetmesini iyi  biliyor.
391286_10150898748737539_1806680907_n                                                                                                                                              1999’da çok başarılı, ödüllerle, çok özel röportajlarla devam eden 17 yıllık uzun  gazetecilik yaşamını  bırakıp girişimciliği seçmesi hep ayrı ayrı anlatılması gereken hikayeler.Benim gençlik yıllarımda, çok isteyip de cesaret edemediğim gazetecilik hayatına girişi, ve  orada çok iyi noktalara gelmesi,seneler sonra  geldiği noktadan vazgeçip sıfırdan tekrar başlaması; girişimcilik hayatında başarıları, sonra eğitimine devam edip doktor ünvanı alması; (İzmir Bornova Anadolu Lisesi (BAL) ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler bölümünde “Halkla İlişkiler’de Toplam Kalite Yönetimi” konulu yüksek lisansını yaptı. Aynı üniversitede  ”Diplomaside İletişim Yönetiminin Uygulanması” konulu doktora tezini tamamlayarak iletişim doktoru ünvanını aldı.) üniversitede de öğretim görevlisi olması hepsi Zehra’yı çok özel yapan,emek isteyen, cesaret isteyen  kararlar. Stage İletişim Danışmanlığı’nı kuran Zehra Güngör, risk almayı seviyor, heyacanı seviyor.Ama kontrolü de elden bırakmıyor.  Bu çok başarılı iş kadının çok sevdiği, destek verdiği çok şeker mentileri de var. Old Times Madame Cookies‘in yaratıcıları  Esra Akça Şaşmazer ve Özlem Şaşmazer. Mentileri de onu çok seviyor.Onlar da ayrıca yazmam gereken çok yaratıcı genç  ve başarılı girişimciler;
702518_10151178958482539_1066225985_n                                                                                                                                                       Ben Zehra ile ilgili çok bilinenleri size aktarırken; özellikle de herkesin bilmediği güzellikleri, özelleri de paylaşacağım.Zehra tipik bir Ayvalık, Ege  kadını;gülüşü güzel, duruşu güzel; enerjisi hemen farkediliyorYeditepe ve Okan Üniversiteleri’nde halkla ilişkiler ve iletişim dersleri de veren Dr. Zehra Güngör, İngilizce, Almanca, İspanyolca ve Yunanca biliyor.Kendi gibi basın sektöründen sevgili  Ruhi Sanyer ile  evli ve canı herşeyi  Melisa’nın annesi. Doğayı, otları, zeytiyağlıları,   sofraları donatmayı, seviyor.Ayvalık’a her gittiğinde  tüm sebzeleri, otları, hatta deniz mahsullerini  getirip evinde özenle pişiiyor,ikram etmeyi seviyor. Zeytinyağlı bamya, taratorlu börülce,karidesli kiş,hep severek pişirdiklerinden bazıları…
425827_10151044246622539_1423722346_n                                                                                                                                                       Sevgili Zehra; herkese hemen illa ilk  görüşte yakın olmuyor. Hatta annesi kendisine bu konuda zaman zaman sitem ediyor,sen nasıl iletişimcisin diye. Zehra hiç aldırmıyor tabi. O olduğu gibi, hissettiği, gönlünden geldiği gibi yaşıyor. Hiç yapmacıksız, hep doğal.Ama sevdiklerini çok seviyor, her zaman arkasında duruyor, yanında oluyor. Onun için de çok seviliyor. Hep çok iyi anne, eş ve çok iyi dost.Sevgi dolu, ama sıkmadan, özgürce,hep aşkla sevenlerden.
702653_10151178634367539_1106643018_n
Her konuda detaylarda titiz. Başarılarında;  bu titiz yaklaşım çok önemli, kendisi bunu İPRA başkanlığına seçilmesini  anlatırken; “Matematiksel bir çalışma yaptım.” diyor. Özgüveni yüksek bu da onu çok açıksözlü, yapıyor.O dönemde  ketum davrandım; kimseye birşey söylemedim, ama IPRA’ya üye olurken başkanlık hedefi koydum, ve  adım, adım,planlayarak 11 yıllık emekle bu günlere nasıl  ulaştığını anlatıyor. Önce YK’ya seçilmesi; sonra 14 kişilik YK da; ve erkek egemen bir grup olan IPRA’da kadın ve Türk Kadını olarak hem   maddi hem manevi bir özveri ile mücadeleyi  başlatıyor. Doğru iletişim kadar doğru işler de yapmanın önemini biliyor. Mücadelenin sonunda tek başına kalmayı da  göze alıyor.Takım oyununu göz ardı etmiyor. Devamlı empati yapıyor,  her zaman çeşitli dünya ülkelerinden oluşan tüm grubun   sempatisini kazanmaya  özen gösteriyor. Ülkesini ve İstanbul’u öne çıkarmak, tanıtmak için uğraşıyor.Her adımını düşünüyor, hesaplıyor, planlıyor. Kendi şirketi her zaman yanında destekçisi oluyor.Geçen sene henüz başkanlık ile ilgili kesin bir şey olmamasına rağmen, İstanbul’u tanıtan çok güzel arka planlarla  fotoğraf çekimleri hazırlıyor,  yaptırıyor. Sadece bu çalışmaları adım adım anlatmak, bile çok uzun bir hikaye.                                                                                                                         2008 yılından bu yana Türkiye’yi temsilen IPRA’da Yönetim Kurulu üyesi ve iki dönemAltın Küre Ödülleri (GWA) Jüri Başkanı olarak çalışmalarını sürdüren Dr. Zehra GüngörIPRA Dünya Başkanlığı koltuğuna Ocak 2014′te oturacak.1955 yılında kurulan Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği (International Public Relations Association-IPRA), 80’den fazla ülkede bulunan yaklaşık bin kadar üyesiyle dünya halkla ilişkiler sektörünün en önemli uluslararası derneği. IPRA, son dönemde Chicago, İstanbul, Pekin ve Lima’da düzenlenen Dünya Halkla İlişkiler Kongreleri ile etik kurallar açısından halkla ilişkiler sektörünün dünya üzerinde önemli bir yol göstericisi oldu. IPRABirleşmiş Milletler, UNESCO ve OECD gibi uluslararası kuruluşlar tarafından tanınarak bu örgütlerle yakın ilişkisini sürdürmektedir. www.ipra.org
537942_10151186146597539_931774317_n
Zehra Güngör 2014 hedeflerini anlatırken; “Kişisel farklılıklar ve ayrımlar konusunda fark yaratmak, IPRA’nın olmadığı ülkelerde IPRA’yı tanıtmak istiyorum,” diyor.Ayrıca “Coçuk ve kadınların farklılaştığı bir dünyadaki iletişim modellerini gündeme getireceğim,daha çok seyahat edip farklı temaslar kuracağım;Türk kadını olarak da ülkemi en iyi şekilde temsil etmeyi hedefliyorum.” diyor.
Aşağıda Sevgili Zehra’nın Burcu Noyan ile yaptığı her satırında başarılarının tesadüf değil, çok azimle, istekle titizlikle çalışmasının neticesi olduğunu göreceğiniz, çok güzel bir röportajı ekledim.
Ama daha sonra girişimciliğe geçişinin ilk günlerini yaşadığı zorlukları, kararlığını, azmini ve ofisinde ekibinle müşterileriyle bugünlerini, en kısa zamanda  anlatma sözü veriyorum.
Zehra gibi bir arkadaşım,  olduğu için kendimi çok şanslı, mutlu hissediyorum. Sevgili Zehra seninle çok gurur duyuyoruz. Çok değerli çalışmalarının, başarılarının, önerilerinin takipçisiyiz. İyi ki seni tanımışım, senin dostluğun çok büyük bir zenginlik.Sevgiler kucak dolusu.

“Kendi enerjimi, kendim üretiyorum”
Tarih : 2012.07.27  18:23:28
Başarılı geçen gazetecilik yaşamının ardından Stage İletişim Danışmanlığı’nı kuran Dr. Zehra Güngör, risk almayı sevdiğini söylüyor. Kurduğu ajansla bu yıl 12. yaşını kutladıklarını belirten Güngör, farklı sektörlere girebileceğinin sinyalini veriyor.

GÖZLEM / BURCU NOYAN

“Sıfırdan başlıyorsun, hiç bilmediğin ya da ucundan kıyısından biraz bir şeyler bildiğin sektöre girmek… Keyif aldığın ve başarılı olduğun bir işi bırakarak risk almak… Özellikle 2001 krizinin ayak sesleri duyulmaya başlarken… Cesurca atılmış bir adım benimkisi” Stage İletişim Danışmanlığı Başkanı Dr. Zehra Güngör’e ait bu cümleler. Üniversitede İngiliz Dil ve Edebiyatı öğrenimi görürken içindeki yazma merakıyla başlıyor aslında mürekkep aşkı. Başarılı bir gazetecilik kariyerinin ardından ise, bu kez “masanın öte tarafı” yani halkla ilişkiler dönemi başlıyor Zehra Güngör’ün. Kolay bir süreç değil yaşadıkları. Bir yandan çok sevdiği ve başarılı olduğu “kalemi”, öte yandan sadece surlarını görebildiği “bilinmezliğin kalesi”

Okumaya devam et