Prens’imle Kidzania’da

Prensim ile Akasya açıldığından beri KİDZANİA’ya gitmek programımızdaydı.Hatta ilk hafta gittik, baktık, henüz açılmamıştı.Nihayet bu hafta sonu erkenden buluştuk, Akasya Kidzania’nın yolunu tuttuk.İkimiz de biraz heyacanlıydık, çocuklar için de olsa hiç bilmediğimiz bir ülkeye gidiyorduk.Prensim ilk günden benimle anlaştı, önce gezecek, izleyecektik, aktivitelere katılmayabilirdik.

1466278_433813180074858_217462972_n

Aslan kadar ben de  temkinli olmak istiyordum,çünkü Aslan  yaş sınırının en altındaydı.Gördüğümüz fotoğraflardaki çocuklar daha büyük gözüküyorlardı.Biletlerimizi Akasya’da ki kuyruğa girip, kapılar açılmadan aldık, ve saat sabah 10.00 da içerideydik. Bilekliklerimizi taktık, ve Kidzania sınırlarından içeri girdik, serüven başlıyordu.Artık bir çocuk cumhuriyetinin içindeydik, beş saat geçirecektik, bütün aktiviteler, mağazalar, çocuklar içindi, büyükler giremiyordu, bizler sadece Kidzania’nın caddelerinde onlara refakat edebiliyorduk.

13-03-2014dfcf62a2

Şehre girer girmez elimizdeki Kidzania çekini bozdurup 50 Kidzomuzu almamız söylendi, ama yine bankaya sadece Aslan girip çekini bozdurabilecekti. Ana caddede sorarak ilerledik ve Yapı Kredi’ye ulaştık, Aslan çekini bozdurdu, paralarını  aldı.Meraklı, meraklı bakarak dolaşırken caddeden teklifler de alıyorduk, İtfaiyeci olur musunuz? Polis olur musunuz? Tiyatro grubumuza katılır mısınız?Ambulans’da görev alır mısınız?

1469821_431531640303012_314342595_n

Biz önce izlyecektik, kararımız oydu, belki alışveriş yapabilirdik, ama orada da sadece çocuklar girip alışveriş yapabiliyordu, onu da sonraya bıraktık.Tur atarken önce itfaiye olmak isteyen çocuklar neler yapacaklar diye, geniş camların arkasından onları izledik. İtfaiye kıyafetleri giyip eğitim almaya başladılar, ne öğrendiklerini duymuyorduk ama eğitmenlere onlara neler yapacaklarını anlatıyordu.

small_tr-TR

Sonra caddede yürümeye devam ederken itfaiye arabalarının sirenlerini duyduk, yangın çıkmıştı, ekip, arabalarına binmiş yangının olduğu yere doğru gidiyordu, biz de arkalarından gittik, çocukların nasıl yangını söndürdüklerini izledik.Bu ara da ambulanslar hastaneye yaralı yetiştiriyor, polisler sokaklar da dolaşıyorlardı. Herkes bir işlerle uğraşıyor, şehirde etkin bir hayat devam ediyordu. Biz hem izleyip hem dolaşmaya devam ederken, Aslan’ın en çok heyacan duyduğu noktaya geldik.

akasya-acibadem-kidzania-cocuk-1311165915Araba kiralama, kullanma, sürücü belgesi alma, tamir etme, araba tasarım yapma,benzin istasyonunun içinde bulunduğu  bir büyük, alanının içinde kendimizi bulduk.Ama Aslan’ın yaşı araba kiralama ve kullanmaya uygun değildi, ne yaparsak içeri almıyorlardı. Sonra ısrarlarımıza dayanamayıp,sürücü ehliyeti alma eğitimlerine kabul ettiler. Eğitimler için para ödemek gerekiyordu, Aslan ödemeyi yaptı , eğitime katıldı, sürücü belgesini  aldı, ama araba kiralama belgesi vermediler, çünkü ne yaşı ne boyu araba kiralamak için uygun değildi, Aslan defalarca bu alanın etrafında dolaşıp rica etti. Her görevliye ayrı ayrı anlattı ama, olmadı. Sonra yalvarmalara ara verip biraz daha dolaşmaya devam ettik, o sırada oyun atölyesine katılan çocukların ilk gösterileri başlıyordu, tiyatro binasına girip onları izledik.

slide (5)

Aslan’ın girip çalışacağı, çok farklı alanlar vardı,inşaat sektöründe, hastanede, fotoğrafçıda, dişçide çalışabilirdi, yemek yapabilirdi, hamburger, çukulata ,kurabiye, patetes cipsi yapabilir,hatta, dondurmacı da dondurma  yapabilir, sonunda da ödül olarak  yaptıklarını alıp yiyebilme şansı olmasına rağmen hiçbirini istemedi.Aklı hep araba kullanmak, araba tasarımı yapmaktaydı, onlara da yaşı uygun değildi. Oldukça da dolaşmış vakit geçirmiştik. Ambulansları takip etmiştik,sanat  atölyelerinde ki çalışmaları seyretmiştik. Yemek yiyip öyle devam etmeyi teklif ettim.Ama onun parası yemek yeme noktalarında geçmiyordu, anca kendi yapıp kazandığını; yiyeceğini biliyordu, hepsi de çok sevdiği şeyler olmasına rağmen canı da hiçbirini istemiyordu.Ben yine Kidzania’nın içinde gerçek paranın geçtiği büyükler restoranına onu götürebileceğimi söyleyince teklifimi kabul etti.

10260029_10152387899499311_1682932099797164481_n

Oturduk yemeğimizi yedik, sonra da daha önce aklı arabalarda olduğu için kabul etmediği, resim çalışmalarına katılmak istedi.Resim atölyesine girmek de para ile idi. Aslan ödemeleri yaptı, önlüğünü giydi, önce duvar boyaması ile başladı, son derece keyifle boyamaya başladı.

10168058_10152387899684311_6081877126048990146_nHatta zamanın nasıl geçtiğini anlamadı, süreniz doldu dediklerinde daha yapmak istiyordu, bu sefer tuvalleri denedi, tekrar ödeme yaptı, uzun uzun da orada boyama yaptı.Keyfi yerine gelmişti ama, aklı araba sürme ve araba tasarım alanlarındaydı. Ona araba sürmesinin imkansız olduğunu yaşının tutmadığı gibi, pedallara boyunun da yetişmediğini, ne kadar istese izin veremiyeceklerini tekrar anlattım. İsterse dondurmacıya, ya da çukulatıcıya  uğrar, hem  yapmasını öğrenir hem de ödülü alabileceğini söyledim.

slide (1)Tekliflerimin hiçbirini kabul etmedi, sürücü olmayacaksa araba tasarım yapmaya belki görevlileri ikna edebilirim diye düşünüp, tekrar şansını denemeye gitti, ve sonunda görevli abilerden biri onun ısrarına dayanamayıp, ekipteki diğer görevli arkadaşlarına da aldırmadan; tamam ben seni tasarım bölümüne küçük olmana rağmen kabul ediyorum, ama  kidzo para ödemen gerekiyor dedi.

slide (4) Aslan hemen bana koştu, paraların bir kısmı ben de, bir kısmı da ondaydı. Ama son 10 kidzosunu düşürmüş olduğunu farkettik, ben de kalanlar da sadece 4 kidzo para idi. Koşarak onları görevli abiye götürdü, bu kadar param kalmış dedi. Abi bu yetmez ama ben seni bir işe yollayayım, orada çalış para kazan gel seni alacağım, dedi, ve hemen karşısında ki cam silme kaplama, alanına götürdü, onlara da Aslan’ı işe almalarını kazandığı para ile araba tasarım öğreneceğini anlattı. Aslan hemen  işe başladı, dikkatlice öğretildiği gibi camları sildi, temizledi, sonra şeffaf kağıtla kapladı, işin sonunda da parasını aldı.İlk kez çalışıp para kazanmıştı.1175462_10152387899874311_4091304905243844931_nKoşarak tasarım bölümüne gitti, ödemesini yaptı.Bilgisayardaki programlarda araba tasarımını öğrendi, çok keyifle ve başarı ile gösterilenleri yapıp belgesini de kazandı. O anki mutluluğu, kendine güveni müthişti, yerinde duramıyordu. Artık diğer aktivitelerle ilgilenebilir, üstelik para da kazanabilirdi.

122f5be2b72f11e3a36b12b7e65dda10_6

Önce Migros’da çalışıp para kazanmak istedi, sonra kazandığı parayla cips yapmayı öğrenmeye gitti, denedi, yaptı. Ödül olarak da bir paket cips aldı. Cipsler son derece sağlıklı, yağsız tuzsuz ve  fırında yapılmıştı.Sonra Kidzania geldiğinden beri seyrettiği Coca-Cola taşıma işine talip oldu. Yaşı tutmadığını biliyordu, ama hiç aldırmadı,kendini kabul ettireceğinden, hem de yapacağından emindi.O kadar kendinden emin içeri girdi ki yaşını bile sormayı unuttular, sonra teslim edilecek kolaları aldı, ve verilen adrese götürüp teslim etti. Parasını da aldı. Bir sürü parası olmuştu.

slide (8) Ama süre dolmuştu. Çıkmamız gerekiyordu.Harika beş saat geçirmiştik, o da ben de müthiş mutluyduk.Biz de istemeye, istemeye evimize döndük. Aslan daha farklı işlerde de çalışıp para kazanmak ve gönlünce harcamak istiyordu. Onun için süper bir deneyim olmuştu.Benim için de süper bir gün…. Sevgiler, sevgiler….

 

 

Sahne Öncesi, Sonrası Virüsü

Kagider’liler olarak 12-13 Nisan’da  iki müthiş gün yaşadık, arkadaşlarımız BKM sahnesinde Kagider Akademi projesi için sahneye çıktılar, heyacanları sonsuzdu, biz de en az onlar kadar heyacanlıydık.Sonuç mükemmeldi, emeklere değdi. Çok mutluyuz, bu gün Milliyet de ki köşe yazısıyla, oyunda da başrol oyuncularından olan üyemiz  Defne Samyeli oyunu anlatmış ben de onun yazısını paylaştım.Sevgiler, sevgiler…

10002980_10152322373199781_1843091509762376693_n

SAHNE ÖNCESi, SONRASI, ViRÜSÜ

14.04.2014

MERCEK

“Sen ne diyorsun hocam? Biz iş dünyası içinde yükselebilmeyi başarmış kadınlarız… Bizim başarısız olacağımız bir iş yok!”
Böyle emindik KAGİDER’liler olarak tiyatroya heves ettiğimiz gün.
BKM
Genel Koordinatörü Celal Tak, iddialı grubumuza önce şöyle bir bakmış, sonra sahnede oyunculuğun başka hiçbir işe benzemediğini, orada iki laf bile etmenin ne zor olduğunu bizzat üzerimizde örnekler vererek göstermişti…

10154311_10151966773930974_941608636522383175_n

Ne günlerdi! Kimler yoktu ki aramızda… Hayatında bir topluluk karşısında kısa konuşma bile yapmayanlar… Doğası gereği çekingen olanlar… Yönetmene işini öğretmeye kalkanlar… Zor kadınlardık vesselam. Ama Celal Hoca bizi birkaç haftada muma çevirdi.
Hocamızı can kulağıyla dinleyip, bizden her beklediği performansı göstermek için çabaladığımız         6 ayın sonunda iki gece     üst üste, cumartesi-pazar     sahnedeydik.
* ‘Ben Bir Gün Kadınken’i sahnelemeden önce kulisteki halimiz görülmeye değerdi. Koca koca insanlar, bir yandan heyecandan ölüyoruz, bir yandan da yuvadaki çocuklar gibi     durmadan ve aynı anda konuşuyoruz.

ben_1_gun_kadinken_01

Konuşma demişken, adına büyük risk alıyoruz, zira ekibin yüzde 90’ı hastalıktan kırılıyor. Serumla, maskeyle bile gelenimiz vardı, düşünün.
*  Seyircimiz muhteşemdi. Öyle çok güldüler ki, biz de çok motive olduk sahne üzerinde. İki gecelik bilet/davetiye satışından ve sponsorlardan elde edilen gelirle hayırlı bir iş yapacağız. Online eğitim amacıyla kuracağımız KAGİDER Akademi, girişimci ruhu olan kadın-erkek herkesi iş hayatına hazırlayacak.
* Destekçilerimiz olmadan olmazdı. BKM’nin emeği büyük. Bir de sahnemizi gönüllü olarak bizlerle paylaşan profesyonel sanatçı arkadaşlarımız var. (Erkek rollerini onlar oynadı) Hakan Bilgin, Yavuz Pekman ve Caner Alkaya’nın katkısı da oyunumuzu yukarı taşıdı. Sağ olsunlar var olsunlar!
* Oyun bitip de, alkışların keyfini çıkardıktan sonra gece geç saatlere kadar konuşma trafiğimiz devam etti. Gripten sonra esas çok daha kalıcı olan sahne virüsü bulaşmıştı bir kere… Herkes “Bir şekilde sanat hayatımızı devam ettirmeliyiz!” duygusundaydı.
ben_1_gun_kadinken_02* Çok başarılı bir iş kadını olan Sanem Oktar’ın 20 yıl sonra sahneye dönüşü muhteşem oldu. Sanem, Ferhan Şensoy’un Ortaoyuncular’ından.     Sahnede o kadar iyiydi, performans sonrası öyle müthiş bir elektrik yayıyordu ki, bence bu hikaye böyle bitmez. İçindeki sanatçı bir daha hapsolur mu, bilmem.
* Uzun lafın kısası; çok emek verdik, harika bir ekiple çalıştık ve iyi bir iş yaptık. Umarım KAGİDER Akademi’yle de binlerce insanın hayatının değişmesine, yeni yönler kazanmasına katkımız olur.

İLİŞKİ

KIZ DOĞMAK ŞANS MI?

“Kadın olmak zor” diyen, biziz. Yani kadınlar.
Kimi erkeğe sorarsanız, hayat bize güzel.
‘Ben Bir Gün Kadınken’de benim canlandırdığım karakter Pelin, Kerim’le (Hakan Bilgin) evli.
Kerim oyunun başında kızlarının geleceğiyle ilgili kaygılarını belirtirken bir dolu laf ediyor. Ve “Bende şans olsa, anamın karnından kız doğardım!” diyor.
Öyle ya…  Kadın, okusa da okumasa da ‘hayırlı bir kısmet’ bulup evinin kadını oldu mu, hayatı nasılsa garanti. Kerim de kızı için bunu diliyor. “Okusun tabii, öğretmen falan olsun” diyor.

10154534_10152321846849781_1765678274514310875_n
Eve geliş gidiş saati belli olsun… ‘Kadın gibi kadın’ olsun… Kocası ona baksın, tüm ihtiyaçlarını karşılasın. Korusun kollasın. Evin patronu da haliyle o olsun.
Kerim tipinin ait olduğu belirli bir sosyo-ekonomik grup yok aslında. Eğitim, gelir düzeyi fark etmiyor, bu topraklardaki egemen kültür, erkeğin çoğunda böyle bir mental programlamaya yol açmış durumda.

10150594_10152313456781067_6000503087340726265_n
Buraya kadar söylediklerimde yeni ya da kafa karıştıran bir şey yok. Üzerinde düşünmemizi istediğim nokta, ‘kadınların’ birçoğunun da bu görüşte olması.
Erkek bana sahip çıksın, korusun, baksın, evde onun borusu ötsün.

10170910_10152422717708530_4760670644329317244_n
Diploma? Olsun. Duvara asarız. Ya da ‘kadın gibi kadın’ kalabileceğimiz bir iş yaparız.
Maddi-manevi her sorumluluğu erkek üstlenince, parayı veren düdüğü çalıyor. Birlikte yaşamanın ve kadının hangi sınırlar içinde çalışabileceğinin kurallarını koyan erkek oluyor.
Bir de, ‘erkek her sorumluluğu üstlensin ama ben her türlü özgür olmak da isterim’ciler var. ‘Her ihtiyacımı o karşılayacak ama bana karışmayacak’cılar. Azınlıktalar ama varlar. Onlar da başka bir yazının konusu olacak.

10153936_10152317901543433_1221064074163501388_n

Üzerinde düşünelim.
Görüşlerinizi bekliyorum. Kuliste bile kaç farklı yorum çıktı bu konuda, bakalım sizlerden ne gelecek?

İstanbul; Dünyanın ve Avrupa’nın En İyisi

Dünyanın ve Avrupa’nın En İyi Seyahat Destinasyonu İstanbul Seçildi

1476341_695268643831460_2124199433_n

Dünyaca ünlü seyahat sitesi Tripadvisor tarafından kullanıcıları arasında yapılan ankette İstanbul; 2014 yılında Avrupa ve dünyanın en iyi seyahat destinasyonu seçildi. Geçtiğimiz yıl 8.5 milyon turisti ağırlayan İstanbul, ‘Travellers’ Choice 2014’ isimli yarışmada her iki kategoride birden birinciliği kimseye kaptırmadı. Turist sayısının her yıl arttığı İstanbul’da, bu önemli başarıyla birlikte bu sene turist akını bekleniyor.

DSCF4638

 

21 milyonu aşkın üyesi olan Tripadvisor sözcüsü James Kay sıralamayı üyelerin oylamaları ve yorumları ile dikkatli bir şekilde hazırlandığını söyledi.

Avrupa ve Asya kıtasını birleştiren dünyanın sayılı kentlerinden biri olan İstanbul’da gezilecek çok sayıda yer var. Topkapı Sarayı, Ayasofya Müzesi, Sultan Ahmet Camii, Yerebatan Sarnıcı bunlardan sadece bazıları. İstanbul’da yaşayanların “iyi ki buradayım” demesi için 10 neden galerisi hazırlamıştık, artık yeni bir nedenleri daha var; İstanbul ödüllü bir şehir.

DSCF4741

Avrupa sıralamasında ise Türkiye’den Ürgüp ve Dalyan’da ilk 25’te yer aldı. Ürgüp en iyi 20. Yer, Dalyan ise 23. sırada.

DÜNYANIN EN İYİ 10 DESTİNASYONU
1. Istanbul
2. Roma
3. Londra
4. Beijing
5. Prag
6. Marakeş
7. Paris
8. Hanoi
9. Siem Reap
10. Shanghai
AVRUPA’NIN EN İYİ 10 DESTİNASYONU
1. Istanbul
2. Roma
3. Londra
4. Prag
5. Paris
6. Berlin
7. Floransa
8. Barselona
9. St Petersburg
10. Budapeşte

Baksı Müzesi’ne 2014 Avrupa Konseyi Müze Ödülü

Çok hoşuma giden gurur veren bir haberi paylaşmak istedim. 2013 Aralık ayında belli olan ödül  iki gün önce verildi,dün Hürriyet gazetesinde çıkan haberi aşağıya aldım. İlgilenir incelerseniz, çok değerli, çevresine, turizme, çok katkı yaratan bir proje olduğunu göreceksiniz. Müzenin kurucusu sevgili Hüsamettin Koçan’ın çok özel yaşamı,  ile ilgili bilgi de ayrıca ekledim.Böyle güzel düşünceler projeler hep bizlerle olsun. Sevgiler, sevgiler…

Bayburt’tun Bayraktar köyünde Prof. Hüsamettin Koçan tarafından kurulan Baksı Müzesi’ne, 2014 Avrupa Konseyi Müze Ödülü verildi. Koçan, ödülü AKPM Başkanı Anne Brasseur’in elinden aldı. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) tarafından verilen ödüle daha önce de İstanbul Arkeoloji Müzesi layık görülmüştü.

23970367

Strasbourg’ta 1732 yılında yapılan Rohan Sarayı’nda dün akşam  düzenlenen ödül törenine aralarında  AB Bakanı ve  Başmüzakereci Mevlüt Çavuşoğlu,  AKPM Türk Delegasyonu CHP Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün Bilgehan, CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal, CHP Samsun  Milletvekili Haluk Koç, MHP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, AKP Sakarya Milletvekili Şaban Dişli, Bayburt Valisi Mükerrem Ünlüer, Erzincan Valisi Abdurrahman Akdemir, Hürriyet Gazetesi edebiyat, kültür, sanat yazarı Doğan Hızlan, yazar Prof. Eser Karakaş,  Avrupa Konseyi Nezdinde Türkiye Daimi Temsilcisi Büyükelçi Rauf Engin Soysal,  AK Parlamenterleri, AKPM Başkanı Anne Brasseur, AK Müze işlerinden sorumlu yetkili Goranka Horjan’ın da aralarında bulunduğu 200’e yakın seçkin davetli katıldı.

DOĞDUĞU KÖYE MÜZE AÇTI

imagesÖdül töreninde davetliler, yapılan sinevizyon gösterimi ve konuşmalarla Baksı Müzesi ve Bayburt’u yakından tanıma fırsatı buldu. Törende Baksı Müzesi’nin kurucusu Prof. Hüsamettin Koçan yoğun ilgi gördü. 2014 Avrupa Konseyi Müze Ödülü’nü AKPM Başkanı Anne Brasseur’in elinden alan Prof.Hüsamettin Koçan, duygularını DHA ile paylaştı. Koçan, Baksı Müzesi’nin seyirlik olmadığını belirterek, “Anadolu’nun ücra köşesinde yapılan Baksı Müzesi’nin, o bölgeye kültür turizmi artıracağına inanıyorum. Salonda herkes şimdiden müzeyi merak ediyor. Görmek istiyor. Sadece seyirlik müze değiliz. Hayatla ilgili bir müze. Güncelle yakından ilgiliyiz. Müzede hem sanat, hem zanaat ayrı platformlarda telafuz ediliyor. Ödül bizi dünya standartlarında bir yerde olduğumuzu gösteriyor. İç ve dış kamuoyunda son derece çok önemli. Müze çalışmalarıyla bölgede kadın istihdamı ve çocukların eğitimini sağlamak istiyoruz” dedi.

Hürriyet Gazetesi kültür, sanat, edebiyat yazarı Doğan Hızlan, Baksı Müzesi’nin örnek alınması gerektiği belirtti. Baksı Müzesi’nin çok önemli olduğunu söyleyen Hızlan, “Ben Baksı Müzesi’ni hep yakından takip ettim.  Çok defa köşemde Baksı hakkında makale yazdım. Anadolu’da olan müzenin başka işlevi vardır. Yerel özellikleri, yerel sanat ve coğrafyası bu müzede yapılan çalışmaları gösterir. Bu çalışmalar Anadolu’dan büyük kentlere gider ve bir çalışma köprüsü kurar. Baksı Müzesi büyük bir örnek, diğer ilçe ve köyler Baksı müzesini örnek alsınlar” şeklinde konuştu.
Baksı Müzesi’ne ayrıca 5 bin Euro da para ödülü verildi.

Hüseyin Koçan’a dair…


1946 yılında Bayburt’da doğdu. Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Resim Bölümü’nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde uzun yıllar öğretim üyesi olarak görev yaptı. 1997-2005 yılları arasında fakültenin dekanlığını üstlendi. 

fft99_mf2989166

Uluslararası Plastik Sanatçılar Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı. 1990-95 yılları arasında derneği yönetti. 1991’de İstanbul Sanat Fuarı’nı kurdu. Aynı yıl II.Asya-Avrupa Bienali’nde Türkiye Komiseri oldu. Avusturya Salzburg Şehri Onur Ödülü ve Asya Sanat Bienali, Resim Büyük Ödülü’ne sahip oldu. Çeşitli resmi davetlerle İngiltere, Fransa ve Avusturalya’da araştırmalar yaptı. Pekçok yarışmanın seçici kurulunda yer aldı. Sayısız kişisel sergi gerçekleştirdi ve karma sergilere katıldı.

2005 yılında kurduğu vakıfla Baksı Müzesi’ne hayat verdi. Kişisel sanat çalışmalarının yanı sıra halen müze çalışmalarını yürütüyor. Okan Üniversitesi’nde ders veriyor.






HABER

Hüsamettin Koçan Baksı Köyü’ne geri dönüyor
(Aileyi bir araya getirdi)
Merve Dalar 
Hürriyet 9 Şubat 2013

Anonim kültürü çağdaş sanatla buluşturan Hüsamettin Koçan’ın retrospektif sergisi 13 Şubat-30 Mart tarihleri arasında İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde. Sanatçı, merkeze karşı isyan dolu öyküsünü ailesini bir araya toplayarak anlatıyor. 




Geriye dönüş

Hüsamettin Koçan, Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu ile başlayıp Marmara ve Okan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığına kadar uzanan uzun yolculuğunda hem yönetip hem de üreten bir sanatçı. Türk filmlerindeki gibi İstanbul sevdasıyla gelip, stres dolu şehir hayatıyla hayal kırıklığına uğramış. Bugünse doğduğu yere Bayburt’un Bayraktar Köyü’ne geri dönmeyi düşünüyor. Ve Koçan’ın retrospektif sergisi, sanatçının adeta bu yolculuğunu, yani geriye dönüşü anlatıyor. Koçan, ne yapmış? Ne yapıyor? Ne yapacak? Cevaplar, retrospektif çalışmasında.

Gurbet

İnsan belli bir zaman sonra geriye dönüp bakma ihtiyacı duyuyor. Benim ailemdeki mesele ‘gurbet’. O dönemde Batılılaşmayla köylüler ‘gurbet’ diye bir şeyin farkına varıyorlar. Babam, onlardan bir tanesi. Babam, üvey anne ile baş başa kalınca dayanamayıp Bayburt’tan Çetinkaya’ya abisinin yanına atla gidiyor ve Keşan’a kadar geliyorlar. Keşan’da amcam ölüyor ve onu geri götüremiyorlar. O yüzden babamın en büyük isteği ‘geri gitmek’ti. Bu durum beni de geri dönmeye telkin etti.

Hoşça kal İstanbul

İstanbul’a gelecek aramak, mutlu olmak, kalmak için gelmiştim. İlk fırsatta da kendime bir ev yaptım, buralı olayım diye. Fakat son noktam, İstanbul’dan gitmek. Sergiden sonra Bayburt’a gidip, orada yaşayacağım. Önceden İstanbul’a gitmek başka bir dünyaya gitmek gibiydi. Sonra buraya geliyorsunuz hengâme, gürültü ve sıradanlaşma görüyorsunuz. Keşfedilecek yer Anadolu’da, dağlarda, köylerde… 
Sanatta ne olmalı?

Doğadan gelen içsellik sanatın ham maddesidir. Sanatçı kendini adamalı, sorgulamalı, sınırlarını zorlamalı. Sanatı kendi hayatından yaratmalı ve bunu derinleştirmeli. Ben 1980’lerde atölyelerimi ticari işe döndüğü için kapattım, geride anlam bırakmak istiyordum. Babamın vasiyeti üzerine Bayrburt’a geri gittiğimde kültürümüzden eser kalmadığını, köyümde köylülüğün kalmadığını gördüm. Halbuki derinliğim oradaydı. O yüzden çalışmalarımı gelenekten yola çıkarak gelecekçi bakış açısıyla yorumluyorum. Ben bir ağa ailesi oğluyum. Varlıklı olmamıza rağmen tarlalarda çok çalıştım. İşlerim o günleri, ait olduğum toplumu anımsatıyor.

İsyankâr bir öykü

Retrospektif sergim merkeze itirazı olan bu yolculuğumu, kültürel ilişkileri sorgulayan ve dinleyen, geleneksel motifi kullanarak yeni bir dil yaratmaya çalışan öykümü gösteriyor. Sergi mekânını siyaha boyadım, bir tarafsızlık yarattım çünkü bugüne kadar yaptığım bütün resimleri bu sergide topluyorum. Hem aileyi bir araya toplayan hem de kendime dışardan bakmamı sağlayan bir sergi aslında.

Monumental Serisi

Serginin ilk bölümü sanat hayatımın ilk yıllarından oluşuyor. Sanata sezgiyle başlamışım. Kaş’ta yeraltı kentine gittiğimde suyun içindeki kaya mezarlarını görünce çok etkilendim ve resim yapma isteği geldi. Bu seri onu gösteriyor.

Osmanlı Serisi

İçsel dönemimden sonra Osmanlı serisiyle birlikte daha planlı çalışmaya başladım. Önce Osmanlı’yı araştırdım sonra seriyi ürettim. Geleneksel dut yaprağının yerine, kavak yaprağı üzerine padişahların resimlerini yapıştırdım. Alttaki piramitler o padişahın kaç yıl iktidarda kaldığını anlatıyor.

Şaman Serisi

Doğduğum köyün eski adının Baksı olması ve ‘şaman’ anlamına gelmesi Şaman geleneğinin bir devamı olarak görülebilir. Heykellerden oluşan şamanik figürler üzerine kendi hayatımdan semboller var. At figürü babamın maceralarını, kurtlar ise bizim annemle tarlaya gidişimizi anımsatıyor.




HABER

‘Biz geleneği uzun süre algılayamadık’
Zaman 4 Mart 2013

Sanatçı Hüsamettin Koçan’ın “41 Adım” başlıklı retrospektif sergisi mart sonuna dek İş Sanat Kibele Galerisi’nde. Sergi vesilesiyle geçmişten geleceğe tüm zamanlara bakan Koçan, “Biz geleneği algılayamadık epey süre. Bu coğrafyada yapılmış her şey yan yana geliyor ve bizim sanatsal belleğimizi oluşturuyor. Bilemedik, yanıldık” diyor.

Yaşayan bir sanatçı için retrospektif sergi büyük şans! Kendine biraz öteden ve bambaşka gözlerle bakıp kendini yeni baştan sorgulama, anlama ve anlatma şansı! Sanatçı Hüsamettin Koçan, şu günlerin en şanslısı bu anlamda. Koçan, İş Sanat Kibele Galerisi’nde devam eden “41 Adım” başlıklı retrospektif sergisi için “Akan bir su bu.” diyor kısaca. Uzuncaysa: “Eserlerimi yan yana ve derli toplu şekilde bir arada görmek kendime ayna tutmak gibi. O aynadan bütün sanatsal geçmişimi, burada olmayan ayrıntıları da hatırlayarak, görüyorum.”

Sergi hazırlığı 3,5-4 ay sürmüş; yani çok kısa. Ama Koçan’ın akademisyenlikten gelen derli topluluğu işi epey kolaylaştırmış. “2000’lere kadar her şeyi düzenli şekilde takip etmişim. Sonra piyasaya girdiğim için biraz dağılmışım. Yakın dönem işlerime çok zor ulaştım.” diyor ve nedenini, nasılını anlatıyor Koçan: “2000’lere kadar sanat pazarıyla zorlama bir ilişkim olmadı. Resimlerimi satmak için değil, sadece sevdiğim için yaptım. Ama sonra müzeye (Baksı) para lazım olunca piyasa işlerine girdim; belli bir ölçüde. Ama yine de… Satmaya yönelik resim yapmamış olmayı tercih ederdim.”

Baksı Müzesi, Koçan’ın 2010 yılında memleketinde, Bayburt’un Baksı köyünde, kurduğu müzesi. Yaptığı her şeyin üzerine çıksa, hatta sanatçıdan rol çalsa da Koçan’a göre bir dönem işi Baksı; sadece süresi uzun ve toplumsal. Sonrası da var. Koçan, müzeyi tamamlar tamamlamaz heykele yönelmiş. Çünkü müze ona üç boyutu sevdirmiş. İş Sanat Kibele Galerisi’ndeki retrospektifte Koçan’ın heykelleri de çıktı görücüye, ilk defa.

Sanatçının bugüne dek açtığı 41 kişisel sergiyi temsil eden retrospektif; tam anlamıyla bir derleme, toplama, kayıt altına alma çalışması. “Her dönemimden bir şeyler koymaya çalıştım. Elimde ne varsa, en güzellerini seçtim. Çatıda bir suluboyam kalmış mesela, 1975’ten. Onu bile buldum…” cümleleriyle hazırlıklarını özetliyor Koçan.

Sergide Osmanlı ve Selçuklu serisinden Körler İçin Resimler’e 100’e yakın eser var. Eserlerin temel özelliği; Koçan’ın Anadolu kültürleri ve halk resimleriyle ilişki kurma çabası. Tüm çabalarını bir arada görmekten son derece memnun sanatçı. Bu memnuniyetini birkaç şeye bağlıyor. Bir, aralarına 1946 yılında katıldığı ailesine… Ona taşıyabileceği büyüklükte sepetler taşıtan, başarabileceği görevler vererek sorumluluk duygusunu sevdiren ailesine… İki, 1970’te mezun olduğu ve yerel kültürlere önem veren deneysel eğitimiyle kendisini bulmasına yardım eden okulu Eski Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi’ne… Sonra da üzerine toplumsal sorumluluklar yükleyen yaşadığı zamana.

O zamanı “Bu dünya nasıl daha iyi bir yer olur meselesine çok kafa yorduk biz. Bütün caddeleri galeri yapmayı, sanat eserleriyle donatmayı istedik. Böyle bir heyecanımız vardı. O heyecanla yanlışlar da yaptık tabii. Köyümde bana solcudur ama iyi adamdır denmesinin sebebi budur, gençlik hatalarım.” şeklinde anlatıyor ve ekliyor Koçan: “Aradan çok zaman geçince şunu gördüm. Toplumun bir bedeni, bir yürüyüşü, doğal bir refleksi var. Onları görmeden toplumla ilişki kuramazsınız.” Bir de örnek: “75’ti sanırım. Konya’da kapısına kilit vurulmuş bir depoda bir sürü yazı, resim buldum. Cebimdekinin hepsini verdim, onları arabanın arkasına yükledim, büyük bir heyecanla eve getirip astım. Sonra arkadaşlarımı çağırdım; aynen şöyle dediler: ‘Ne o; ticari mi oluyorsun…’ Yani onlara kültür ürünüdür diye bakmadılar. Arkasından rahmetli babam geldi eve. Onları gördü, ‘Allah’ım sana çok şükür…’ dedi ve ekledi: ‘Sana komünist diyenler, mason diyenler gelsinler de bunları görsünler.’ Biz geleneği algılayamadık epey süre. Bu coğrafyada yapılmış her şey yan yana geliyor ve bizim sanatsal belleğimizi oluşturuyor. Bilemedik, yanıldık.”





HABER

Baksı Müzesi’nin sanat atölyeleri çocuklara açılıyor!
Zaman 24 Mayıs 2013

Bayburtlu ressam Hüsamettin Koçan tarafından 2005’te kurulan Baksı Müzesi, 3-8 Haziran 2013 tarihleri arasında, başrolde çocukların olacağı bir sanat şenliğine hazırlanıyor.

Hazırlıklarına aylar öncesinden başlanan Bayburt I. Öğrenci Sanat Şenliği’nin başvuruları tamamlandı. İlk ve ortaokul öğrencilerinin “yöresel değer ve efsaneler” temalı resim çalışmaları Prof. Dr. Hüsamettin Koçan tarafından teslim alındı. 

Bölgede göç ve paralelinde oluşan geleneksel kültürün kaybolmasını engellemeye yönelik bir misyonu üstlenen BAKSI Kültür Sanat Vakfı, bünyesinde kurmuş olduğu Baksı Müzesi’nde düzenleyeceği Bayburt 1. Öğrenci Sanat Şenliği ile Bayburt’ta kültürel miras değerlerini korumayı amaçlıyor. Bu şenlik ile güzel sanatlar alanında yetenekli çocukları keşfetmeyi hedeflediklerini belirten Vakıf Kurucusu, ressam Prof. Dr. Hüsamettin Koçan; “Zanaatkarlık kavramı, tarihten bugüne, bu coğrafyada var olan bir olgudur. Bu becerinin, kültür mirası olarak gelecek nesillere aktarılması şart. Bu nedenle çocuklarımıza, zanaata, sanata ve tabii ki yöresel değerlerimize, başta kendimizin sahip çıktığını göstererek onlara aktarmalıyız. Vakfımızın ve müzemizin kuruluş amacı da budur. Ayrıca kültür mirasımızı yalnızca gelecek nesle aktarılması yeterli bir çaba değildir. O mirası özümsemeli ve üzerine yeni değerler eklemeliyiz. Bu noktada 7’den 70’e herkese düşen bir görev mevcut. Bayburt öğrenci şenliğimizin çıkış noktası da budur. Bir çocuğun hayal gücü, birazcık yetenek ile buluşursa küçümsenemez bir değere ulaşır. Bunun bilincindeyiz. Ancak bunun açığa çıkabilmesi için de gerekli imkanı çocuklarımıza sunmalı ve onları doğru bir şekilde yönlendirmeliyiz. Bu şenlik ile birçok gizli yeteneği bulabileceğimize inanıyorum. Bu da bizim için en büyük kazanç olacaktır.” dedi. 

Şenliğin birinci aşaması, ilk ve ortaokul öğrencilerinin, Bayburt’un kültürel değerlerini konu alan resim çalışmaları ile şenliğe başvuruda bulunmalarıydı. Başvuru sayısı beklenenin üzerinde gerçekleşti. Öğrencilerin resim çalışmalarını teslim alan Prof. Dr. Koçan; “Beklediğimizin üzerinde bir başvuru sayısına ulaştık. Bu gerçekten de bizi çok sevindirdi. Oluşturduğumuz değerlendirme kurulu ile bu resimler arasından yetenekli bulduğumuz 150 çalışmayı belirleyeceğiz. Şenliğin ikinci aşaması dediğimiz, resim atölyelerinde eğitime katılmaya hak kazanan 30 öğrencimiz yine bu 150 çalışma arasından seçilecek. Son aşama ise atölye çalışmaları sonrasında en yetenekli 15 öğrencimiz Baksı Kültür Sanat Vakfı’nca bir yıllık eğitim bursu ile ödüllendirilecek.” Koçan, şenliğin finalinde başarılı bulunan 150 resmin yer alacağı serginin yanı sıra çocukların sahne alacağı tiyatro ve müzik performans gösterileri düzenleneceğini de kaydetti.

Baksı Kültür Sanat Vakfı & Baksı Müzesi / 2005 yılında Prof. Hüsamettin Koçan tarafından kurulan ve merkezi Bayburt’ta bulunan vakıf; günümüz sanatı ile geleneksel sanatı ortak bir zeminde buluşturarak sanatı ve kültürü yaygınlaştırmayı amaçlıyor. 

Baksı Müzesi Doğu Karadeniz’de, Bayburt’un 45 km dışında, Çoruh Vadisi’ne bakan bir tepenin üzerinde kurulu olup, çağdaş sanat ve geleneksel el sanatlarına aynı çatı altında yan yana ve iç içe yer veriyor.




HABER

Baksı Müzesi’ne Avrupa’dan ödül
ntv 4 Aralık 2013

Avrupa Konseyi’nin 2014 yılı Müze Ödülü’ne bu yıl Bayburt’taki Baksı Müzesi layık görüldü.

Ödül, 1977 yılından bu yana Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi tarafından “Avrupa kültürel mirasının tanıtımında önemli rol oynayan” bir müzeye veriliyor. 

Avrupa Konseyi’nden yapılan açıklamada, Baksı Müzesi’nin ödüle layık görülmesinde “üst düzey sanat ve dizaynın Anadolu’nun kuzeyindeki gelişmemiş kırsal bölgelere taşınmasında oynadığı rolün” dikkate alındığı bildirildi. 

Ödüle çok sayıda başvuru arasından Letonya’nın başkenti Riga’daki Zanis Lipke Memorial ve İsveç’in Umea kentindeki Bildmuseet müzeleri de aday gösterilmişti. 

Ödüle 2013 yılında İngiltere’deki Liverpool Müzesi, 2012 yılında Almanya’nın Köln kentindeki Rautenstrauch-Joset Müzesi, 2010 yılında da Portimaoau Müzesi layık görülmüştü. Avrupa Konseyi Müze Ödülü bugüne kadar Türkiye’de İstanbul Arkeoloji Müzüesi (1993) ve Edirne Sağlık Müzesi’ne (2004) verilmişti. 

Baksı Müzesi’ne ödül olarak bronzdan yapılma “Güzel Göğüslü Kadın Heykeli” ve bir de diploma verilecek. Ocak ayında Strasbourg’da düzenlenecek bir törenle takdim edielecek heykel bir yıl Baksı Müzesi’nde kalacak. 

Baksı Müzesi Doğu Karadeniz’de Bayburt’un 45 kilometre dışında Çoruh Vadisi’ne bakan bir tepenin üzerinde kurulu. Eski adıyla Baksı, bugünkü adıyla Bayraktar köyü yakınlarındaki müze çağdaş sanat ve geleneksel el sanatlarına aynı çatı altında yer veriyor.


Kagider BKM de’ Son Haberler…

Kagider’in BKM deki gösterisine sadece 2 gün kaldı, heyacan çok, arkadaşlarımız nerdeyse her akşam oyuna hazırlanıyorlar, aşağıda Kagider’in sevgili YK üyesi başarılı iş kadını üyesi Sanem Oktar’ın anlatımıyla son gelişmeleri Posta Karnaval haberi ile paylaşıyorum. Tiyatroya bekliyoruz; sevgiler, sevgiler….

0 

‘Ben Bir Gün Kadınken’ isimli oyunda rol alan KAGİDER üyesi iş kadınlarından Direct Comm Marketing Group Kurucu ve Yönetici Ortağı Sanem Öğüt’le projeyi konuştuk.

Hazırlayan:Sanem Öğüt

– Tiyatro fikri nereden çıktı?

Girişimci olmak isteyen kadınları eğiteceğimiz KAGİDER Akademi’yi hayata geçirmek istiyoruz. Zaten bu eğitimleri ‘İşimi Kuruyorum’ adıyla veriyoruz. Girişimci olmuş ama tam oturtamamış veya sıfırdan iş kurmak isteyenler başvuruyor. Ama sınırlı sayıda kadına ulaşabiliyoruz. Online akademiyi hayata geçirebilirsekTürkiye’deki tüm kadınlara ulaşmış olacağız. Bunun için fon gerekiyor. Nasıl fon oluşturabileceğimizi düşünürken üyemiz Şila tiyatro fikrini ortaya attı. Hoşumuza gitti, bu işi en iyi kim yapar, bize destek olur sorusuna da hep birlikte ‘BKM olur’ dedik. Yılmaz Erdoğan ve Zümrüt Arol ricamızı kırmadılar. Salonu, kostümleri, yönetmeni bize açtılar. Onların sayesinde hem mesajlarımızı iletebileceğiz, hem de kadın girişimcilere destek olacak akademimizi açabileceğiz. 3 yıldır çalıştığımız, ‘Teknolojide Kadının Yeri’ ile ilgili projeler gerçekleştirdiğimiz Vodafon ve ‘Beş İlde Beş Zirve’ projemizin sponsoru Garanti Bankası da bu projeye destek.

– ‘Ben Bir Gün Kadınken’ nasıl bir oyun?

Madem ki kadını günlük ve toplumsal hayatta güçlendirmeyi hedefliyoruz, biraz da empati yoluyla anlatalım dedik. Bunu çok öğretici, didaktik değil de eğlenceli yaparak gülerken düşündürsün istedik. BKM’nin iki genç yazarı Erkan Ersezer’le Gürkan Kanyaş yazdı oyunu. Uzun uzun onlarla konuştuk, hatta bazı rakamları verdik. Kadının Türkiye’de istihdam oranının yüzde 26 olduğunu, Avrupa Birliği’nde yüzde 78’lere vardığını anlattık. Bir karıkocanın hayatındaki değişimden yola çıkarak oyunu hazırladık. Yönetmen Celal Tak hem oyuncu hem yönetmen olduğu için kadınların dilinden çok iyi anlıyor.

1119_big

– Yönetmen işi sıkı tutuyormuş… 

Hak vermemek elde değil. Hep beraber sahneye çıkınca birden 6 yaş sendromuna giriyoruz. Sürekli konuşuyoruz. Daha da ileri giderek yönetici kimliğimizle nasıl yönetmesi gerektiğini anlatıyoruz. Dün dayanamayıp “Madem ki ben yönetmenim şimdi benim dediğimi dinleyeceksiniz!” dedi.

– İşten provalara vakit bulabiliyor musunuz?

Çok özveri gerekiyor. Tiyatro projesinde 15 kadınız, her birimiz aslında 50-100 kişilik şirketler yönetiyor. Sabah 7.30’da işimize giriyoruz, akşam bambaşka bir dünyada bambaşka bir role bürünüyoruz. 4 saat prova yapıyoruz. Çünkü bu akademiyi hayata geçirmek istiyoruz.

 -Siz daha önce oyuncuydunuz, tek sahne tecrübesi olan sizsiniz… 

Oyunculuğa Ferhan Şensoy’un tiyatrosunda başlamıştım. Öğrenciydim, bir sene amatör, bir sene profesyonel olarak iki sene Ferhan Şensoy’la Küçük Sahne’de çalışma fırsatı buldumOkul hayatı, iş hayatı derken 20 senedir sahneden uzaktım. Sahneye çıkmak doğru ve güzel konuşmayı, karşındakini iyi anlamayı gerektiriyor. İş hayatımda çok faydalandığım şeylerdi.

fft2mm4586975

– Yıllar sonra sahneye çıkınca ne hissettiniz?

Tekrar sahneye çıkmak benim için hem heyecan verici hem de biraz ürkütücü. Kalp çarpıntısıyla yapıyorum. Ama derlerdi sahne tozu yutmuş olmanın önemini. Hakikaten orası ayrı bir dünya.

1966783_10152280668751067_222288202_n

– Oyun tek bir gala mı; turneye de olacak mı?

Farklı yerlerde oynamak istiyoruz. Mesajlarımızın daha çok kişiye ulaşmasını istiyoruz. Belki daha sonra DVD olarak çıkaracağız. Senaryo hakkı KAGİDER’in. Bu oyunu oynamak isteyen başka dernekler de çıkabilir, memnuniyetle paylaşırız.

 – Bilet fiyatları ne kadar ve nereden temin edilebilir? 

250 lira. Proje için 500 bin liraya ihtiyacımız var. Bilet talepleri meltemkaraarslan@kagider.org adresine veya 0212 266 82 61 nolu telefona iletilebilir.

( Posta karnaval’dan alınmıştır.)

10153872_10203419626961920_1267037790_n