Çok Çalışılarak Kazanılan Başarı Uğurkan Erez

Üniversiteye ilk gittiğim gün, nedense geciktim, sınıfta ders başlamıştı. Okulum evime çok yakın, Şişli ile Osmanbey arasında caddede ben de Teşvikiye ‘de oturuyorum. Her gün o bölgede de en az iki kere dolanıyorum. Kitapçım, sinemalar, mağazalar, antikacılar hepsi oralarda .Ama ben neden ilk gününden sınıfa geç kalıyorum, bilmiyorum. Belki de çok umursamıyorum, puanım yüksek, ama İstanbul Üniversitesine  değil de evime yakın, ve de  devam mecburiyeti yok diye Şişli İktisat ‘ı seçmişim. Çünkü liseyi bitirdiğim günlerde sözlenmişim, ve müstakbel eşim de okula gitmem konusunda mutsuz, istemiyor, ama ben iki arada bir derede formülle bu yolu seçiyorum. Aslında kalbimin sesini dinlesem, gazeteci olmak istiyorum,ama, iş sahibi olmak, daha cazip,  ya da sanat dünyasının içinde olmak için  Güzel Sanatlar Akedemisi’ne  gitmek istiyorum. Ama resim yapma konusunda pek kabiliyetim yok. Sadece galerileri dolaşıp yapılanları seyretmeyi çok seviyorum.                                                                                              Kapıyı tıklatıp giriyorum. Sınıf kalabalık ve dolu, hiç boş yer gözükmüyor . Sonra ortalarda bir el kalkıyor, beni yanına çağırıyor. Yanındaki sandalyeye koyduğu kitabı  kaldırıyor, ve ben oturuyorum. Sevgili  arkadaşım Uğurkan ile böyle tanıştık. Sonradan anlattığında anlıyorum ki o yeri benim için ayırmış, ben listelere bakmak için uğradığımda beni görmüş ve ilk gün de yer ayırmış beni bekliyormuş. Ben gayet ciddi, defterimi çıkarıp, not tutmaya başlıyorum. Hala hep not tutarak dinlerim. Ama bakıyorum, Uğurkan, inanılmaz, hızlı not tutuyor, ve söylenen hiç bir şeyi atlamıyor. Sol eliyle ve de el yazısıyla benden en aşağı iki misili daha fazla yazıyor. Tüm dikkatiyle not tutmasına rağmen bir ara kulağıma eğiliyor, ve bana Humpy  Dumpy nerede biliyor musun diyebiliyor. Ben hiç vaziyetimi ve şeklimi değiştirmeden hemen elimdeki kağıda bir kroki çiziyorum ve burada diyorum. Nişantaşı çocuğuyum ya, gitmesem  de her yeri biliyorum. Humpy Dumpy çok yeni açılmış diskotek. Belki de bir hafta önce. Tenefüsde hemen birbirimizle ilgili  bir sürü şey öğreniyoruz. Ben ona sözlü olduğumu söylüyorum, o da Çiftehavuzlarda oturduğunu. İkimiz de en önemli şeyleri birbirimize hemen aktarıyoruz. Uğurkan  okulda ki ilk ve en iyi arkadaşım oluyor. Daha sonra ikimizin de çok güzel  arkadaşlıkları oluyor, ama Uğurkan’ın yeri hep başka benim için.  O günden bu güne de hep çok iyi arkadaş şimdiki değimle kanka oluyoruz. Hep birbirimize destek oluyoruz. İyi gün de kötü günde hep gönüllerimiz aynı çarpıyor. Evliliklerimizi, ailelerimizi, çocuklarımızı hep birbirimizle paylaşıyoruz, Ben hala Uğurkan’ın  tüm çalışmalarında onun heyacanını yaşarım duyarım. Hiç sevgimiz azalmadı, hep olgunlaşarak devam etti. Ben birinci sınıftan sonra evlendiğim için,  okula devam edemedim. Ama  hep beraber ders çalıştık, ben de onu, o da beni bırakmadı. Bende tüm arkadaşlarımla aynı dönemde mezun oldum.

Birinci sınıfta,Love Story filmi sinemalarda oynamaya başladığında Uğurkan kız arkadaşından yeni ayrılmış ve çok üzgün, beraber sinemaya gidip ağlıyoruz. Tanıştığımızda daha 17- 18 yaşlarındaydık, tam çocuk. Ama dostluğumuz hep aynı saflık ve güzellikte devam etti. İkimiz de aile hayatlarımız da iş hayatlarımız da çok zor günler yaşadık. Bazen çok önemli sağlık sorunlarımız oldu. Zaman zaman birbirimizi uzun süre  göremedik. Ama hep aynı sevgi, ve aynı ilgi, aynı merak ve heyacan hiç eksik olmadı. Onun annesi ablası,abisi benim de annem ablam abim oldu, benimkiler de onun. Çiftehavuzları, Kadıköy yakasını onunla tanıdım, Teşvikiye Nişantaşı’na deli gibi hayran severek yaşarken, karşıda nasıl yaşanır derken, bende karşılı oldum. Farkında olmadan.                                                                       İlk eşim ilk zamanlar Uğurkan ile arkadaşlığımızı hiç anlamadı, kızardı, görüşmemizi, uzun uzun telefonda konuşmamızı, ders çalışmamızı hiç istemezdi. Ama sonunda o da pes etti.

İlk yurtdışına çıkışım, fuarlara katılışım, hep onunla oldu. Uğurkan’ın İTKİB defilelerini yaptığı dönemlerde,  bende onunla Franfurt’ta Heim Texile, Paris’de Pret  a Porter fuarlarına ilk kez  Havlu ve Bornozlarımla onunla katıldım. Uğurkan 80’li  yıllardan beri Türk Modasını, Tekstilini, özel koreografi , show ve organizasyonlarla  yurt dışında gururla temsil etti. İşinde, hep  çok titiz, özverili ,çok çalışan oldu. Ekibine karşı, hep, tam bir spor koçu antrenörü gibi,  son derece otoriter olduğu gibi, son derece de yakın ve bir baba gibi de kollayan, gözeten oldu. Beraber olduğumuz seyahatlerde, tüm yoğunluğuna rağmen beni de hep gözetir, programlar, korurdu. Çünkü tüm modern görünüşüne rağmen, hep adet, örf ve geleneklerine bağlı bir yapısı oldu. Uğurkan, Cumhuriyet döneminin  çok değerli,ilk öğretmenlerinden olan  bir anne babanın üçüncü çocuğu.Ülkesine, topluma karşı hep sağduyulu ve hep sosyal katkı çalışmalarında projelerinde gönüllülükle yer aldı.

Okulda iken sadece derslerimize odaklanır, sonradan ne yapmak istediğimizi paylaşmazdık, ben illa iş kuracağım, girişimci olacağımı  düşünürken  Uğurkan da ünlü olmayı hayal edermiş, ama bunları birbirimize gerçekleştirdikten sonra söyleyebildik. Uğurkan önce Beymen de sonra Süzer Holding’de  İşletme okuduğumuz için  mali işler sorumlusu, yöneticisi olarak görev aldı.  Süzer’de iken şirket bir defile düzenlemey karar verdi. Hem de o zaman iş ilişkilerimizin popüler olduğu Bağdat’da . Bu organizasyonun başında da Uğurkan vardı. O dönemde ihracat yapmak hepimiz için milli seferberlik gibi çok önemli idi. Bu organizasyonu başarıyla bitirdiklerinde, Uğurkan “karar verdim, ben bu işi yapacağım, defiler organize edeceğim, koreografileri hazırlayacağım,” dedi. Tüm zor şartlara rağmen, işini bıraktı, arabasını sattı, kendi işini kurdu.  Gönlündeki iş yapabilmek için  çok çalıştı,  çok didindi, çok yoruldu ve bugünlere ulaştı.Uğurkan hep çok sosyaldi, hep çok sevilendi. Okulda her kesin, tanıdığı sevdiği çok özel bir isimdi. Şimdi de bakıyorum, onu televizyonda seyreden her yaşdan insan hep çok seviyor, arkadaşımla her zaman  gurur duydum. İkinci evliliğimde nikah şahidimdi. Başarıların  da hep, yapmak istediklerini, dürüstçe, samimiyetle, bol emekle, çok  çalışarak, zorlukları göğüsleyerek,  gerçekleştiren sevgili arkadaşım, hala çok çalışyor, herzaman çok yardımsever, hep sosyal katkılarını yardımlarını yapan, çok sevilen, çok başarılı,  yaratıcı,  işadamı, girişimci. İsteklerinin peşinden giderken büyük mücadelerle sürdürdüğü yaşamında, şimdi sevgili yeğeni ve kızıyla mutlu huzurlu beraber çalışıyor.Eğitime katkıları çok, annesi adına okul yaptırdı, çocuklar okutuyor.

Uzun dönem, televizyon da  önce Benimle Dans Edermisin’de şimdi de Bugün Ne Giysem Programında Jüri üyesi olan Uğurkan, yaptığı işlerini hep severek,çok çalışarak yapıyor. Sevgisini, enerjisini de ekranlardan  bol bol yansıtıyor. Çocukken de hep yaptığı gibi, çalışkan, güleryüzlü, insancıl, çok sosyal, yardımsever. Yine yılın, sezonun en öenmli defilelerini hazırlıyor, çok iyi bir model ajansı var.Sevgili arkadaşım, seninle karşılaştığımız o ilk güne şükrediyorum.Senin gibi bir dostum olduğu için çok şanslıyım, çok mutluyum.Her zor anımda, mutluluğumda  yanımda oldun, ilk günden bu güne hep en iyi arkadaşım oldun. Seni çok seviyorum.Herzaman,  gülen yüzündeki gibi sevgiyle keyifle ol.

Erkekleri Kıskandıracak Başarı Öyküsü

http://www.youtube.com/watch?v=h2AECOlqcXc&feature=player_embedded

Yine çok genç, yine çok başarılı, yine çok şaşırtan bir girişimcilik hikayesi,                  Begüm Özdoğularlı‘nın hikayesinde, Kanaltürk Haberini de  seyretmenizi istedim.          Ben okurken, dinlerken, çok gururlandım.Begüm’le her konuştuğumuzda çok güzel, çok başarılı, çok yönlü aktivitelerin içinde müthiş bir enerjiyle koştuğunu gördüm.Kendisini ilk tanımam Kagider Garanti Bankası İşbirliği 5 İl 5 Zirve Kütahya Girişimcilik Seminerlerinde oldu. Orada sevgili Sevim Güral, hemşehrisini bize tanıttığında, yaptığı çok sıcak, çok duygulu konuşmayla Begüm hepimizin kalbini fethetti. Sonra yine başka aktivitelerde biraraya geldiğimizde, kabına sığmayan enerjisi, güzelliği,başarıları, çok iddialı kıyafetleri ile de herkese kendini, farklı yönleriyle sevdirdi.

Begüm çok aktif, çok çalışkan , aynı zamanda yorulmak nedir bilmiyor. Çalıştıkça mutlu oluyor, daha enerji doluyor, daha çok çalışıyor.İşindeki mücadelesini, başarısını sivil toplum örgütlerindeki çalışmalarıyla pekiştiriyor. En zor, en tehlikeli mesleklerin eğitimlerini veriyor.Erkekleri kıskandıracak işler yapıyor. Bu ara,  3 Nisan’da Amerika ‘da Brandeis Üniversitesine  konuşmacı olarak katılacağı davet,onu çok heyacanlandırıyor.Bu hafta sonu  Antalya’daki Türkiyedeki Tüm Girişimci Kadın STK ları toplantısında zaman zaman biraraya gelebilsek de o Antalya’da kendi sektörünün çok önemli toplantılarına da koştu durdu. Bütün bu koşturmacaların içinde beni kırmadı, çok ilgi çekici girişimcilik öyküsünün, hiç bilinmeyen, bölümleriyle, yazdı gönderdi. Bende yine bu çok özel  hikayeyi aşağıda sizlerle paylaştım.

“Bu da Benim Hikayem… Geleneksel bir şehirde, bir Osmanlı erkeğinin kızı olmak kim için kolaydır ki benim için kolay olsun. Üçüncü de mi bir kız çocuğu?  Osmanlı erkeği bir baba için çok da iyi bir haber sayılmaz… Ama bunu değiştirmek biraz da babanın elinde.  Beş yaşından itibaren erkek pantolonları, ayakkabıları giydirip saçlarını kısacık kestirdiği küçük kızını bir erkek gibi görmek geçici bir tatmindi baba için sanırım. Bir benzin istasyonu işletmecisi olan baba, kızını  İlk okula başladığı  yaz tatilinden,  on sekiz yaşına kadar her yaz, pompacı, market satış elemanı, çaycı, bozulan makinelerin tamiratı gibi alanlarda çalıştırarak büyütürse,  bu kız şehrin gelenekselliği içinde normal bir aile kızı olabilir mi, iyi bir aile tarafından gelin alınmayı bekleyen?….. Baba hiç kıskanç değil, kızı erkek kıyafetleriyle gezdiği sürece. Bu arada on iki yaşında farklı bir ilde iyi bir okulu kazanarak, aynı zamanda iyi bir eğitim alabilmesi kız için başka bir şehirde okuması  ne büyük bir avantaj, baba için de… sonuçta bu bilgiler nasıl olsa yaz tatillerinde firmaya  katkı sağlıyor, üstelik bir patron kızı gibi çalışmıyor kızımız, asgari ücretin yarı parasına, sabah 08:00 akşam 08:00….Ne zor bir hayat! Ama çok güzel, inanın…Çalışmak kadar ne güzel olabilir ki!… On sekiz yaş, sırada üniversite var, ancak baba Osmanlı erkeği, üniversite için tek koşul aynı şehirdeki okul olması ….. başka türlü müsaade yok. Diyelim ki bu kız babanın dizinin dibinde kalmaya devam ediyor , babanın istediği okul ve işyerinde varlığına devam ettirerek. Babanın bir diğer hesap edemediği konu, bu kız artık genç bir kız ve çoktan bıraktı bile erkek kıyafetlerini… Hadi ona da razı baba, ama bu kız giyimi, çok yönlülüğü , girişkenliğiyle artık tam bir dişi. Nerede o kısacık saçlı erkek çocuğu…Ne güzeldi makineleri tamir eden, pompada çalışan çalışkan çocuk. Neredeyse ilk ismini Ahmet koyacaktı  kızımızın babası… Kız aslında ruhuyla gerçek bir erkek… hiç pas vermez şehrin en hoş delikanlılarına bile… İşi gücü başarmak arzusu. Babadan gelen genler de muhakkak etken. Genlerde girişimcilik var, aldığı baba eğitimi de bu genleri tamamlayınca bu kız durur mu yerinde?  Üniversitede okuduğu bölüm İngilizce Öğretmenliği….İngilizce ‘yi de çok güzel konuşuyor on üç yaşından beri çok gezen, çok insanla tanışan bir girişimci olarak. Peki, hem İngilizce öğretmeni olup hem girişimci nasıl olunur?’ Tabiî ki bir dershane açarak.’ diyor ve babasının yanına sevimliliğinin en üst noktasında giderek; ‘Hadi baba kurs açalım!’ diyor. İstediği kadar sevimlilik yapsın , artık hiç de sevimli değil, çünkü kocaman oldu, ve erkek gibi görünmeyi de reddediyor, sarıya boyadığı uzun saçları, boynundan, kulağından eksik etmediği incileri, fularlarıyla,  küçücük yaşına rağmen…sanki yıllarca erkek gibi dolaştırılmanın isyanını eder gibi…Baba sinirlenince gerçek bir Osmanlı erkeği. Her an her şeyi yapabilir. Ve kocaman bir Osmanlı tokatıyla; ’Otur oturduğun yerde, burası kocaman bir işletme, bana yardım edeceksin. Altında araban var, istediğini alıyorsun!…’ gibi sözlerle kızını  susturuyor. Kız çok ama çok üzülüyor. Tokat değil gerçekte onu üzen, güvenilmemek, inanılmamak, yalnız bırakılmak, en acısı; anlaşılamamak…Çok ama çok kırılıyor. Babasının işyerinden istifa ediyor. Üç sene hiç ama hiç görüşmüyor , konuşmuyorlar.

O kırgınlıkla kız araştırmaya başlıyor. Bu şehirde dershane açılırsa bir ilk olacak ve çok başarılı olacak. Buna çok ama çok inanıyor. On sekiz yaşında olması neyi değiştirir ki!  O kafaya koymuş bir kere. Bir sabah gazetede Halk bankasının kadın girişimci kredileri ile ilgili bir haber okuyor. Yıllık yüzde otuz faizli çok avantajlı bir kredi. Hemen bankanın şubesine gidiyor. Müdürü babası kanalıyla tanımanın verdiği rahatlıkla arsızca talebinden bahsediyor. O da ne! burada belki bedenine tokat yemiyor ama kalbinin tam ortasına kocaman bir yumruk yiyor. ‘Senin baban bu şehrin en varlıklı ailelerinden, ne işin var senin burada, dalga geçme bankayla!….’. Kız çok üzgün. Bu iş kurulmalı!….Nasıl olmalı? Kimle olmalı? derken bir sabah saat 5:00’te bindiği bir Ankara otobüsüyle farkında olmadan bütün kaderini yazıyor. Halk bankası genel müdürünün kapısında. Yaşını büyük göstermek için giydiği kalın vatkalı ceket ve eteği, yüzüne bir tomar makyaj…ve yine bir tokat yeme korkusu….hem de çok…. Sekreter görüşmeyi ertelemeye uğraşırken kapıda karşılaşıveriyor Genel Müdür Yenal bey ile. Hala görüşürler,kızımız  hiç bir iyiliği unutmaz…Hele böyle bir iyiliği, asla!… Çok babaç bir kişilik Yenal bey. Onu hemen oturtuyor makamında. Güzel bir kahve içiriyor genç kıza…Kızın bütün yaşadıklarını sanki gözleriyle okumuş gibi dikkatle süzüyor kızı. Birkaç babaç cümleden sonra konuya geliyor’ Evet kızım nedir talebin?’ ‘Sayın Genel Müdürüm; ‘ Kütahya’da bir İngilizce kursu açmak istiyorum. İlk ben olacağım açarsam. Şu an üniversite öğrencisiyim ama aynı anda okulumu da bu işi de yürütebilirim.

Bana girişimci kredisi verir misiniz?’ ‘Kızım kefilin var mı?’ ‘Yok’ ‘Peki herhangi bir teminatın, ev, dükkan gibi mesela?’ ‘O da yok.’ ‘Ama böyle olamaz ki!’ ‘Olur genel müdürüm, siz bana güvenirseniz olur…’ Diyor ve bu diyalogdan  beş gün sonra 13.12 1997 tarihinde kredi onaylanmış bile…. Ve arkası….iş adamı derneklerine üyelikler, okul saatlerinde teneffüslerde bütün bölümlerin kantinlerini gezerek broşür dağıtmalar, Kütahya’ nın bütün esnafını, sanayicilerini gezerek kapı kapı kurs pazarlamalar, Ve en önemlisi,  Güral ailesine ait olan BTV televizyon kanalında Türkiye ‘de başka bir örneği olmayan ‘İngilizce konuşma kulübü’ adlı bir programı sunarak, konuğu olan üniversite ve lise talebelerini İngilizce konuşturarak çok önemli bir pazarlama yöntemine imza atmak. İlk yıl 35 öğrenci, ikinci yıl 80, üçüncü yıl 220 öğrenci. Üç yılda bitmesi gereken kredi borcu ikinci yılın ortasında çoktan bitmiş bile…

Hele bir de kursun açılış günü İlin Valisi gelip bütün basında arkasından gelince, işler yürümüş gitmiş bile…. Bu arada baba nasılmış? Üç senelik küslüğün ardından tam babayla buzla erimek üzereyken, hanımefendi bu sefer İstanbul rüyası görmeye başlar. Kütahya ‘da yapabileceklerinin son sınırına ulaşmış olduğu, yaşı yirmi ikiye girerken iyice yerleştirir kafasına  göç kararını , yine bir gecede …Yabancı dil kursunun bir şubesini İstanbul ‘da açar ve üç  hafta İstanbul,  bir  hafta Kütahya, derken tamamen İstanbul ve yine babayla uzun süreli bir kırgınlık. Kız mı fazla asi, baba mı fazla geleneksel?  Ama bu kızı zaten bu baba yetiştirmedi mi? O öğretmedi mi on bir yaşında tek başına il il gezmeyi ?  Bu kadar erken hayata alıştırılan bir çocuğun mümkün mü yerinde durması?  Allah’tan İstanbul beş sene sonra yerini New york’ a ya da Tokyo’ ya bırakmadı. Babanın artık tek duası buydu; ’Bari dünyanın bir ucunda yaşamasın!’ ama galiba ona bile hazır.Merak etmesin, kızının İstanbul’u terk etmeye hiç niyeti yok on iki senedir. Aşık çünkü bu şehre…. Peki sonrası …son  yedi yılda yabancı dil kursundan Türkiye’de ilk ve tek olan Teknik Mesleki Eğitim kursuna dönüşmesi…bu da ayrı bir hikaye… Türkiye’de kaynak yapan tek kadın olarak tanınmaya başlaması, firmasının büyümesinde önemli bir pazarlama stratejisi olduğu için mi yoksa on yaşından beri sanayi kokusunun içinde yaşamasından kaynaklı bir alışkanlıklar dönüşümümü? 22 yaşında Ekonomist dergisinde iki sayfa röportajının çıkması, 24 yaşında Capital dergisi tarafından yılın girişimcisi ödülüne layık görülmesi, 26 yaşında Endaouvar Girişimciler derneği tarafından yılın en başarılı ilk 8 girişimcisi arasında yer alması, genlerden mi, aile eğitiminden mi, yoksa asilikten mi geliyor?…Bence hepsinden bir parça var…Tabii kaderi de eklemek gerekli…Her şeyde olduğu gibi…”

Ben, Focus Eğitim  Merkezi’nin başarılı  çalışmalarını da aşağıda ayrıca özetledim. Tüm girişimcilere yararlı olabilicek bilgiler var.Eğitim alanında faaliyet göstermeye başlayan  kurum, 2005 yılına kadar İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Rusça ve Çince dillerinde KOBİ’ler ağırlıklı olmak üzere şirket içi eğitimler vermiştir. Şirketler bünyesinde düzenlenen eğitim programları şirket yöneticileri ve çalışan personeller için ayrı ayrı olarak düzenlenerek kişilerin en kısa sürede kendilerini ve yaptıkları işlerini tanıtabilmelerini sağlamak amaçlı hazırlanmıştır. Özellikle İngilizce eğitimi üzerine yoğun çalışmalar düzenleyen kurum az gramer ve kelime bilgisiyle kişilerin kendilerini ifade etmelerini sağlayan eğitim programını İngiltere Bournemouth ilinde bulunan ITTC Dil Kursu ile işbirliği yaparak öğrencilerinin çok daha kaliteli bir eğitim almalarını sağlamıştır. Ağırlıklı olarak KOBİ’lere verilen yabancı dil eğitimlerini aynı zamanda Yurt Dışı Eğitim Danışmanlığı ve bütün dillerde tercüme hizmetiyle de birleştirerek, firmalara paket bir hizmet sağlamıştır. KOSGEB tedarikçi havuzunda var olan firmadan  eğitim hizmeti alan KOBİ’ler kuruma  ödedikleri ücretlerin oldukça yüksek bir oranını KOSGEB’ten geri almaları sayesinde bir çok firma tarafından tercih edilen bir kurum haline gelmiştir. KOBİ’lere yönelik hazırlanan paket Yabancı Dil Kursu, Tercüme Hizmetleri ve Yurt Dışı Eğitim ve Danışmanlık hizmetlerimiz Capital Dergisi tarafından basında konu edilmiş, 2004 yılında Tempo Dergisi tarafından Yılın Girişimcisi Ödülünü almışlar.

2005 yılında Teknik Mesleki Eğitimlerle ilgili yoğun bir araştırmaya giren kurum Almanya, Hollanda ve İspanya gibi ülkelerde Teknik Meslek Eğitim programlarının düzenlendiği eğitim kurumları arasında yaptığı derinlemesine incelemeler sonunda Türkiye’de yine bir ilk olan Dudulu Organize Sanayi Bölgesi merkezli Focus Mesleki Eğitim Kursu’nu faaliyete sokmuştur. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından akredite edilerek Makine Teknolojisinden Plastik Teknolojisine, Kimya Teknolojisinden Metal Teknolojisine kadar 35 farklı alanda eğitim verebilen bir teknik mesleki eğitim kursu olarak faaliyetlerine başlamıştır. Kurum işsiz gençleri İŞKUR ve Avrupa Birliği Projeleri kapsamında eğitmenin yanı sıra KOBİ’ler ve Büyük işletmeler içerisinde çalışan personellere de şirketlerden gelen talepler doğrultusunda eğitimler düzenlemektedir. Türkiye’de bir ilk olan Özel Teknik Mesleki Eğitim Kurumu, Yabancı Dil Eğitimleri ile beraber hizmete devam etmektedir. Teknik Mesleki Eğitim kursu olarak bir ilk olması sebebiyle bir çok basın organına konu olan kurum 35 kişilik kadrosuyla Türkiye’nin bir çok Organize Sanayi Bölgesi içerisinde eğitim programları düzenlemektedir.

Farklı dönemlerde Merkezi Finans İhale Birimi tarafından duyurusu yapılan eğitim konularında Türkiye’nin Doğusundan Batısına, Kuzeyinden Güneyine kadar bir çok İl, İlçe ve Köyde Avrupa Birliği Projeleri hazırlayan ve bu projelerin özellikle eğitim programlarında aktif rol alan kurum 2011 yılı içerisinde Mardin’in Mazıdağı İlçesine bağlı Bilgeköy’de çocuklara yönelik rehberlik eğitimi ve kadınlara yönelik Güzel Sanatlar Eğitimiyle bir çok kurum ve kuruluş tarafından olumlu eleştiriler almıştır.

Kagider ve Türkiye Genç İşadamları Derneği üyesi olan Begüm, bu kadar genç olmasına rağmen sivil toplum örgütü çalışmalarına da getirdiği farklı perspektif ve yaklaşımla  Dudulu Organize Sanayi Bölgesi Kadın Girişimciler Komisyonu da Başkanıdır. Başarılı gençler gelecek günlerimiz için çok değerli ümit kaynaklarımız,  onlarla çok gururluyuz, hep yanlarındayız.

Begüm Kagider  31.12.2011 Yılbaşı yemeğinde tüm enerjisi ve farklılığıyla

Üç Şirket Kurdu, Endeavor Ödülünü Aldı…..

Bir sene içinde sırasıyla Peak GamesKrombera ve Lidyana.com’u kurdu.2011 Endeavor   ödülünü aldı. Şuanda Lidyana.com’un Co-Founder & CEO’su olarak çalışıyor.Henüz 29 yaşında. Bu çok başarılı genç adam Hakan Baş.                                         1983 doğumlu Hakan Baş, çok başarılı bir girişimci, Orta Okul ve Lise öğrenimini çok sevdiği Üsküdar Amerikan Lisesinde tamamlıyor,  Lisans diplomasını Cornell University, MBA yüksek lisansını ise Yale University’den almış. Burcunun  terazi, yükselenin ikizler; olduğunu söyleyen Hakan Baş burcumun tüm özelliklerini taşıyorum diyor.12 yaşına kadar Galatasaray’da sonrada Fenerbahçe’de profesyonel olarak yüzen Hakan Milli rekortmen bir yüzücü ama futbolu daha çok seviyorum diyor. Lisans ve yüksek lisansı arasında 1 sene New York’ta Bank of America’da, 2 sene İstanbul’da Raymond James Financial’da investment banking yapıyor. MBA sonrası Türkiye’ye dönüşünde kurumsal hayattaki son tecrübesini  Garanti Bankası Strateji departmanında 1 aylık VP görevi yapıyor.. Sonrasın da da 2010 Kasım ayında hep hayal ettiği  girişimciliğe adım atma fırsatını buluyor.Sırasıylada üç şirketi ortaklarıyla arka arkaya kuruyor. Lidyana’da başarılı futbolcu Arda Turan, markafoni Yönetim Kurulu Başkanı Sina Afra, Yemeksepeti Kurucusu Nevzat Aydın ile Peak Games ve Krombera Kurucu Ortağı Hakan Baş başta olmak üzere Türkiye’nin en başarılı internet girişimcileri  buluşuyorlar. Mücevherleriyle ünlü Lidyalılardan esinlenilerek ismi konulan Lidyana.com, kullanıcılarına pek çok ünlü markanın takı ve aksesuarlarının yanı sıra kişiye özel tasarımlarını da özel bir alışveriş deneyimiyle sunuyor. Yaklaşık 2 milyon TL yatırımla kurulan Lidyana.com, Türkiye sınırları içerisinde herkesin bildiği ve kendi zevkine uygun ürünlere ulaşabildiği bir platform haline gelmeyi ve bir yıl içerisinde bölgesel düzeyde hizmet ağlarını genişletmeyi hedefliyor. 2000’den fazla farklı ürün barındıran ve her geçen gün yeni bir tasarımcı ve marka eklenen Lidyana.com kataloğu Merve Hasman’ın objektifinden çıkıyor. Sadece kadınları değil, erkekleri de hedefleyen sitede ürünlerin fiyat aralığı ise 15 TL ile 1.500 TL arasında değişiyor. Kadın aksesuar ve takılarının yanı sıra erkekler için kol düğmeleri, bileklikler, kolyeler ve kemerler de Lidyana.com’da yer alıyor. Satılan ürünleri bir iş günü içerisinde adrese teslim eden ve üründen memnun kalınmadığında ücretsiz geri gönderimle birlikte para iadesi yapan Lidyana.com, üründe herhangi bir deformasyon söz konusu olduğunda ise ücretsiz tamir sağlıyor.

Etkin Girişimciliği Destekleme Derneği Endeavor,  bu yıl Ürdün’de 17-19 Ekim 2011 tarihleri arasında gerçekleşen 40. Uluslararası Seçim Paneli’nde yedi ülkeden katılan girişimciler arasından Türkiye’nin ülke adayları , Hakan Baş ve Sidar Şahin de şirketleri Peak Games ile Endeavor Girişimcisi unvanını elde etti.
Krombera geleneksel pazarlama anlayışını yenilikçi mecraya entegre eden  hizmet dijital iletişim ajansı olarak,  dijital dünyadaki pazarlama fırsatlarını güçlü ve dinamik ekibi ile  düşünüyor, sosyal medyada pozitif farkındalık yaratıyor ve  harika çözüm önerileri sunuyor.
Yandaki fotoğraf
Krombera’nın
pazarlama
çalışmalarından
NFL final maçının sosyal medyaya yansımaları da büyük ses getirdi. 9.3 milyon sosyal medya yorumu ile rekor kıran Super Bowl’da, maç süresince saniyede 10.000 civarında tweet atıldı.
                                                                                           Hakan girişimci olmayı çok istiyordu, yapmak istediklerini hayal etti,kurguladı, çok çalıştı ve gerçekleştirdi.Sporcu yapısı ve disiplini de ona bütün başarılarında katkı sağladı. Hep hedefleri vardı, hedeflerinde engel tanımadı, kısa zamanda başarıya ulaştı.
Hakan’ın işlerini, başarılarını ilk duyduğum günden beri hayranlıkla takip ediyorum,  heyacan duyuyorum. Genç Kagider çalışmalarının başlatıldığı şu günlerde gençlerimize de çok güzel örnek ve motivasyon olacağına inanıyorum. Hakan’ın deneyimlerini başarılarını, GENÇ KAGİDER Etkinlikleri’nde gençlerle de paylaşmasını anlatmasını arzu ediyorum.                                    Sevgili Hakan hep çalışmalarının, başarılarının  takipçisi olacağım. Ürünlerini de çok beğeniyorum, takip ediyorum. Çok özel başarılar, hep seninle olsun, gönlündekilerin hepsini hayata geçir, çok genç ve çok başarılı bir örnek oldun. Ailenin, hepimizin gurur kaynağısın. Sevgiyle kal.

Rafinera Zayıflamanın En Keyifli,En Kolay, En Sağlıklı Yolu

Çok sevdiğim bir arkadaşım, Rafinera‘nın kapıya teslim yemekleri ile 11 kilo verdi, çok mutlu, çok sağlıklı.                                                                 Uzun zamandır arkadaşımı izliyorum.Uğradığım da  ofisinde harika yemek paketini içinden çıkan 4 çeşit yemeği gördüğümde çok şaşırdım. Hem çok güzel lezzetli görünüyorlar, hemde oldukça bol. Rafinera’nın sahibi Didem Altınbaşak çok başarılı bir girişimci.Kişileri ne yiyeceğini planlama, satın alma ve pişirme derdinden kurtaran Rafinera, beslenme uzmanları ve gurme şefler eşliğinde tamamen kişiye özel dizayn edilmiş lezzetli, sağlıklı ve dengeli mönülerle kilo vermekten sağlıklı beslenmeye kadar bir çok hedefe ulaşmaya yardımcı oluyor.                                          Rafinera sisteminde, tüm gün boyunca tüketilmesi gereken sabah, öğlen,akşam ve atıştırmalık ara öğünlerden oluşan tam günlük veya ihtiyaca yönelik daha az ya da çok sayıda öğün içeren beslenme planları servisleri alınabiliyor.                                          Rafinera’da günde ortalama bin öğün hazırlanıyor.                                                        Rafinera’nın iş fikrinin nasıl oluştuğunu Didem Altınbaşak‘ın anlatımından,aktardım.                                                                                       “İlaç sektöründeki bir firmada, ürün müdürü olarak çok yoğun bir tempoda çalışırken kızım Nil’e hamile kaldım. Hamileliğim çok kolay geçmedi, özellikle beslenme düzenimde çeşitli değişiklikler olması gerekti. İş yoğunluğunda bu yeni beslenme düzenine ayak uydurmam oldukça güç, hatta imkansız gibiydi. Hamileliğimin son safhasında işi bıraktım, Boston’a taşındım ve daha önce yurt dışında eğitimim sırasında da faydalandığım “meal plan”(beslenme planı) sistemleri tekrar hayatıma girdi. Böylece uymam gereken beslenme düzeni problem olmaktan çıktı. Kızım doğduktan sonra bu tip bir sistemin Türkiye’de olup olmadığını araştırdım. Olmadığını görünce bu iş fikrini yakın çevreme açtım ve bir iş planı üzerinde çalışır bulduk kendimizi. Böyle bir sistemi Türkiye’ye en uygun hale getirmek ve aynen benim hamileliğimdeki gibi özel beslenme düzenlerine ihtiyacı olanların arzu edeceği şekle sokmak için neler yapılabileceğine odaklandık. Sonunda bu iş planından Rafinera ortaya çıktı. Yurt dışındaki başarılı örneklerden de faydalandık. Onlardan en büyük farklarımız ise Rafinera beslenme planlarının çok daha kişiye özel olması, gurme zevkleri tatmin eden özel lezzetleri ve bunların sunumu konusundaki iddiası. Öncelikle kişilerin hedefleri bizim için önemli. Bizim amacımız kişileri hedeflerine kolaylıkla ve zahmetsizce ulaştırmak. Bu noktada kişi kilo mu vermek istiyor, yoksa formunu korumak veya besin intoleranslarına göre beslenmek mi istiyor bunu belirliyoruz. Bunun ardından kişinin fiziksel verileri, beslenme alışkanlıkları bizim için önem kazanır ki, diyetisyenlerimiz kişilerin hedeflerine ve bu bilgilerine göre onların günlük kalori ihtiyacını ve bu kalorinin karbonhidrat, protein ve yağ dağılımlarını yapabilsinler. Ardından yemeklerimizde kullandığımız ürünlerin tazeliği, doğallığı ve hatta olabildiğince organik olması bizim için önemlidir. Tüm bu uygulamalar sonucunda ortaya Rafinera’nın tamamen kişiye özel hazırlanan sağlıklı ve keyifli yemekleri çıkar…”

Mönüleri hazırlarken kullanılan ürünlerde dikkat edilenler
“Kullandığımız ürünlerin zamanında kullanılması bizim için önemlidir. En taze ürünleri servis edebilmek için tüm siparişlerimiz günlük olarak verilir ve yaptığımız yemekler günlük, taze ürünler kullanılarak hazırlanır. Ürünlerimizi seçerken katkı maddesi içermemesi, doğal hatta mümkün olduğunca organik olmasına önem veririz.”
Müşterilerin, Rafinera’yı tercih edip ideal kilolarına ulaştıktan sonra sistemde kalmaya devam ettiklerinde, uymaları istenen öneriler                                            “Birincil amacımız kişileri hedeflerine ulaştırmak. Örneğin kişi kilo vermek istiyorsa diyetisyenlerimiz ile belirledikleri süre bizim için çok değerli. Çünkü biz o süre içerisinde kişileri hedeflerine ulaştırıyoruz. Ardından koruma programı olarak da adlandırabileceğimiz kısa süreli bir programı kişilere öneriyoruz.

Bu programın amacı, kişilerin geldikleri noktayı koruyabilmeleri ve kendi yaşam biçimlerine adapte edebilmeleri. Bu süreci de tamamladıktan sonra kişileri kendileri ile baş başa bırakıyoruz. Rafinera sisteminden edindiği beslenme alışkanlıkları ile kilosunu koruyabilen kişiler olmakla birlikte, “ben bu işi tek başıma yapamıyorum” diyerek ara ara da olsa Rafinera servisinden tekrar faydalanan kişiler de olabiliyor. Bu noktada önemli olan kişinin kendini ve beslenme biçimini tanıması ve Rafinera’dan ne şekilde faydalanmanın kendisi için uygun olacağına karar vermesi. Örnek vermek gerekirse şu anda Rafinera’dan tek 1 ara öğün alan kişiler de var, ayın sadece 1 haftasında alan kişiler de. ”                                                                                          Rafinera’nın başarı stratejileri                                                                                     “Bizim hedefimiz kişilerin hedefleri aslında. Bu noktada örneğin kilo vermek isteyen birinin zahmetsizce ve keyifli yemekler ile kilo vermesine destek olmak, kişilerin memnuniyetinin en önemli sebebi diye düşünüyorum. Bunu yaparken diyetisyenlerimizin çalışmaları, mutfak ekibimizin tamamen kişiye özel üretimi ve kişilerin hedefini kendi hedefimiz olarak belirlemek son derece önemli tabii.                                                                                   Rafinera’nın girişimcilik ödülleri ve gelecek hedefleri                                         “Bundan yaklaşık 4 sene önce birçok kişinin “bu iş tutmaz” dediği bir sektörü yaratmak hedefiyle profesyonel kariyerini bırakmış biri olarak geldiğimiz noktadan son derece memnunum. Bu süreç oldukça zorlu ve bol çalışarak geçti. Ancak geçen sene Endeavor Etkin Girişimci Destekleme Derneği’nin önce Türkiye, ardından da globalde girişimcisi seçilmiş olmak bana çok gurur verdi.  Ardından Sayın Ali Koç’un firmamızın mentoru olması da Rafinera’nın farklı planlarının doğmasında çok büyük rol oynadı. Şu anda Amerikan Hastanesi Divan Cafe’de kalori kontrollü ürünlerimizin satışı yapılıyor. Hedefimiz farklı merkezler ile bu çalışmamızı geliştirmek. Sağlıklı bir büyüme trendi için servis, lezzet ve sunumumuzu hep mükemmel tutmak kadar, müşterilerimizin kişisel hedefleri doğrultusunda sonuç almaya devam etmesi de çok önemli. Bu, müşterilerimizle oldukça bire bir çalışma yapmamızı gerektiriyor. Artık bunu yakaladığımıza inanıyoruz ve İstanbul dışındaki diğer metropollerde de var olacağız. 2012 senesinde İzmir ve Ankara’da franchising çalışmalarımız başlayacak. ”

Didem Altınbaşak’ın girişimcilere tavsiyeleri                                                                         “Ekibinizi iyi kurun.Doğru kişiler ile oluşturduğunuz bir ekip sizi destekliyorsa işin gelişimini daha rahat takip edip, stratejik konular ile daha fazla ilgilenebiliyorsunuz. Yardım ve destek alın.Planlı olun, hedef belirleyin ve hedeflerinize ulaşmak için çalışın.”

Sevgili Didem’i,  çok başarılı işinden dolayı kutluyorum.Ben de bir an önce bu programa dahil olmak için sabırsızlanıyorum. http://www.rafinera.com girdiğinizde tüm sorularınızın yanıtlarını kullananların hikayelerini okuyabiliyorsunuz.

Miyase Bülbül’ün İnanılmaz Hikayesi

Çok zarif, çok hassas, arkadaşımı  Kagidere ilk geldiği  yıllarda tanıdım. Hep çok şık, ona çok yakışan renklerde,  birbirini bütünleyen kıyafetleri,aksesuarları ile, incecik fiziği , çok bakımlı hali ile hemen farkedilen arkadaşım,  işleri, girişimciliği, azmi başarıları, hayat tarzı ile herkesi şaşırtıyor, büyülüyor.           Hepimiz bazen yaptıklarına inanmakta zorluk çekiyoruz. Özellikle  hiç denenmemiş işleri,hobbyleri, seçmekten çekinmeyen, aklına koyduğu her şeyi, büyük mücadelelerle, sonuçlandıran , sevgili Miyase, günlük yaşamında da ,işlerinde olduğu gibi, yine hep zoru denemekten çekinmiyor.Onu çekenler, hep çok iddialı işler, çok zor mücadeleler,hayatında sıradan hiç bir şey yok.Okul yıllarında çok başarılı, profesyonel deneyiminde, çalışmalarında çok başarılı. Sonra muhteşem bir girişimcilik öyküsü var, ama hiç biri yetmiyor. Elli yaş sonrası tekrar mutfak aşkı için sıfırdan başlıyor. Otellerde, restorantlarda,  çalışarak eğitimini, stajını tamamlıyor, yetmiyor, Amerikaya gidiyor…………… Arkadaşlar, yine müthiş, inanılmaz bir öykü.                                                                 Belki şimdiye kadar yazdıklarımın  en farklısı. Miyase  bize, Kagiderli arkadaşlarına hep yazan, bildiğini, yaptığını paylaşan, sürekli bizi sağlıklı yaşam reçeteleri, yemekleri yollayan arkadaşım, hikayesini de  o kadar güzel, esprili anatmış ki. Gerçi hikayesi, hayatı zaten şaka gibi, bütün bunların dışında otuzundan sonra spor adına yaptıkları,hayat felsefesini de oluşturuyor, hepsi olağanüstü,  gerçek değil gibi. Allahtan resimler, belgeler var. Beraber olduğu, onu çok seven dostları arkadaşları var.                                                              Miyase, yeni işi raw food da  da hepimizin sevgilisi, sağlıklı beslenme konusunda yol göstericimiz, onu takip etmek, dinlemek, yazdıklarını okumak, kuruttuklarını yemek, hepimiz için büyük zenginlik. Sayesinde öğreniyoruz, tadıyoruz, onunla heyacanlanıyoruz, merak ediyoruz. Her işini büyük bir aşkla sevgiyle yapıyor.Biz sevenlerine, dostlarına da, bu aşkı sevgiyi yansıtıyor, paylaşıyor.                Onunla , yaptıklarınla, farklı serüvenleri, başarıları ile çok gururluyuz, bizi hep şaşırtacak, hep ilgi odağımız, hep çok sevdiğimiz olacak. Sevgili  Miyase hep takipçiniz, seninle mutluyuz.

Miyase kendini  esprili bir dille çok güzel anlatıyor, “Ben 1970 kuşağı çocuklarındanım, 1980 ler genç kadınlığım, feminizmin yavaş, yavaş ses vermeye başladığı, kadınların yerlerinde kıpırdandıkları, ekonomik özgürlük, sosyal hak diye onu konuşmaya başladıkları dönemler hayata atılışım. Önümde bana örnek olabilecek bir model yoktu, en büyük modelim annemdi, o da evinin kadını, mutfağın efendisiydi. Ben ise mutfağa değil ofislere baş olmak istiyordum, evde değil evin duvarları dışında var olmayı hayal ediyordum. Nerde o zaman girişimcilik, yeni bir iş kurmak delilik. Fikirlerim yegane sermayedarım olan babam tarafından geri çevriliyor ve hadi canım kışın dondurmamı yenir, pide varken kim pizza yesin, herkes kendi çocuğuna kendi bakar, kendi pasaportunun peşinde kendi koşar diyerek püskürtülüyor, hizmet sektörüne ilişkin zihni sihir projelerim hayat bulmuyordu. Kaderime razı gelip, memurluğa ikna oldum, okulu birincilikle bitiren ben birincilikle hava yollarının yer hostesliği kadrosuna katıldım. O senelerde Ankara için iyi işti. üniversite mezunlarına bir hava yolları, bir İş bankası bir de Türk petrollerinde kadro açıktı. 6 yıl Almanya’ ya giden Türk işçilerine bilet sattım, bilet satış işini yeni girenlere öğrettim,satış işinde, en iyilerden biriydim. Bilet satmakla yetinmedim, olanakları zorlayarak Kanada’ya gittim. Dünya Ticaret Merkezinde Türkiye- Kanada arasında ki ticari yapı üzerine çalışma yapıp, döndüm yurduma,  ITT Altın rehber teklifi çıktı karşıma. Hiç düşünmeden evet dedim, ben satışı kaynağından, yerinde, satış ve pazarlama dehaları Amerikalılardan öğrendim. Öğrenmek yetmedi çok çalıştım ve sonunda İç Anadolu Tele Satış Bölge Müdürlüğüne yükseldim. Telefonla satışta çok iyiydim, çok çalışkandım.Sonunda İstanbul Sabah Gazetesinden  teklif geldi. Aktüel Dergisi Reklam Müdürü oldum. İstanbul’a gelmem , ataerkil bir babayı ikna edebilmem, zor oldu. Ancak bir kez niyet ettimi insan,  elinden hiçbir şey kurtulmuyor, ta ki gerçekleşene kadar.  İstanbul’da dergi müdürlüğü, gazete, televizyon genel müdürlüğü derken, sürekli ilerledim. Başarı, bazen  yalnızlıktır, farklısındır, hızlısındır, aykırısındır ve diğerlerinin arasından sıyrılansındır. Sonunda kendi işimi kurmak istedim. Bir taşra kızı  olarak İstanbul’da, ne yaparım diye düşündüm, ve yerel medyada karar kıldım. Ne de olsa Anadolu kan çeker, huy benzerdi, bana yakışanda bir sektörü yoktan var etmekti. Düştüm yollara, herkes şaşırdı, yaptıklarıma inanmadı. 1997 lerde Anadolu da iş için gezen bir  kadından, başarı beklemiyorlardı.Ama ben, bir hayalden yola çıkıp yeni bir sektör yarattım. 15 yıl,içinde  herbiri ulusal boyutta üç şirket kurdum. 2008 de  kuralları anlatmaktan, kendi doğrumdan şaşmaktan, bir de güçlü ortakla savaşmaktan  bezdim ve işimi kapattım. Sadece çok çalışmanın yetmediğini, tüccar olmanın, ticaretin sırlarını kapmanın da önemli olduğunu bana kimse söylememişti.  Medyayı bırakıp,  kendimi mutfağa, annemin kokusunu barındıran sığınağa atmak istedim.  Aşçı olacağım dedim, mutfak sihirbazı olacağım, medya da yazdığım destanı hatta daha iyisini sofralarda yazacağım, ikinci kariyerimi mideden kalbe, kalpten akla giden yolda yapacağım dedim. Kararımı verdim, hemen MSA mutfak sanatları akademisine kaydımı yaptırdım. Yaş 50 ve de en büyük öğrenci, üstelik de kadın  olmak  zordu, yer sil, yağlı ocak temizle, bir de genç beyinlerle sınavda terle, ama azmettim, sabrettim,kurtulmazdı sonunda mezun oldum. 50 yaşından sonra diplomalı aşçı oldum. Diplomayı almak yetmedi, İngiliz City&Guide dan alacağım ikinci diploma için staj yapmam gerekti. Birkaç ay bekledim, ama sonunda çıktığım yolda, koyduğum hedefte bu da varsa olur deyip staj için bana düşen Les Ottaman da 4 ayı tamamladım. Aynı dernekte üye olan otelin sahibinin bile haberi olmadan mutfağında yemek yapıp, bulaşık yıkayıp, servis yaptım, birçok farklı dost kazandım. Ancak ben soslu yemeklerin, ağır etli yemeklerin, şekerli tatlıların şefi olamayacak kadar sağlıklı beslenen biriydim, evet yapıyor ama keyif almıyordum, doğru olanı bulmalıydım. Benim doğrum sağlıklı hafif ve lezzetli beslenmenin sırrındaydı, bu sırda California‘daydı, öyleyse oraya gitmliydim. Yeniden öğrenci olmak, yeni insanlar tanımak, sınıfta hatta okulda tek Türk olmak, kadın girişimci olmak, farklı dünyaları tanımak ve yepyeni ve heyecan verici sağlık bilgileri öğrenmek yorucu ancak süperdi. Dünyanın yeni mutfağı raw food ( canlı ve pişirmeden beslenme) benim yeni dünyam oldu, sadece yeni dünyam olsa iyi aynı zamanda yeni işim oldu. Türkiye nin dünya mutfaklarında geçerli diploması olan ilk raw food gurme şefi ve beslenme uzmanı olarak bilgimi ihtiyacı olanlarla paylaşma sözü verdim ve sevgiyle, aşkla yaptığım sağlıklı ürünlerle sevdiklerimi, ihtiyacı olanları tanıştırmak için çoğuna yabancı gelen, anlaşılmayan tatlarla ve bilgiyle yola çıktım. Cooking Brawo yolun açık olsun)))”

Miyasenin sporla ilgisi ve uğraşları onun hayat felsefesininde de, hayat tecrübelerinde de önemli değişikliklere neden oluyor.Bunları da aşağıda kendi anlatımından aktardım.

“İş yaşamımdan belli, ben meraklı kediyim, merakım sadece işe de değildir, adrenalin olunca bütün planlar değişir.  Nedendir bilinmez kendimle yarışım hiç bitmez. En tehlikeli ne varsa yapmak, kendime kendimi ispatlamak peşinde koşar dururum. Önceleri hiç böyle değildim, spor olsun diye parmağımı bile bükmezdim, sonra açıldım birden, 30 yaşından sonra sporcu oldum. Önce kayak tutkum oldu, karlı dağların zirvesindeki özgürlük, tanrıya yakın olmak, doğanın beyaz elbisesi üzerinde dans etmek, inilmeyecek yerden indim demek, büyük bir keyifti, üstelik son derece zevkliydi. Kayak bana özgürlüğün değerini, kendini frenlemeyi, sadece kendini değil etrafını kollamayı öğretti. Sonra tenis sürükledi peşinden, yazın sıcağında, kışın buzları kırarak yıllarca sürdü, ayrılmadım raketimden. Tenis aklımı ve bilgimi doğru kullanmayı, en son oyun oynanıncaya kadar vazgeçmemeyi, kaybettiğinde dahi saygılı olabilmeyi öğretti. Motosiklete gelince, 40 yaşında girdi kanıma, az yer dolaşmadık motorumla, kız gibi baktım ona, gıcır, gıcırdı sattığımda. Motor basınca uçar gider, bilmek gerek gaza nerede basılır, nerede fren yapılıp yavaşlanır. Yavaşlamak kolay değildir, elinin altında küçücük bir harekete bağlıysa hızlanmak, üstelik ustalık ister yavaş motor kullanmak. Hayatı yavaşlatmakta zor, kendini yavaşlatmakta, ben bunu çok geç anladım motor sürerken kavradım. Motora binmek bana profesyonelde olsam, amatör ruhu kaybetmememi, herkes hızlı gidebilmeyi ustalık sayarken aslında düşmeden yavaş gidebilmenin kıymetini gösterdi. Ben gaza basıp giden bir tempoyu severdim, motor sayesinde yavaşlayıp, herkesin önünde olmayı değil herkesle beraber giderek dost olmayı öğrendim. Motora her bindiğimde korktum, korkunun faydası oldu tedbiri elden bırakmadım. Motor ehliyeti alan tek tük kadından biriydim, ancak ben bununda farkında değildim. Dedim ya ben kendimle uğraşan bir tatlı deliydim. Ağrı dağının zirvesine bayrak dikmek, Alaska da buz tırmanışı ile eğlenmek, en tehlikeli sayılan vala kanyonunu geçmeyi denemek,  Kaçkarları karda, çığlar düşerken bitirmek bunları yapmak için gerçekten sevmek gerek. Bulduğum her kayaya tırmanma arzusu, doğada olmanın bitmeyen tutkusu, buzda kurulan kamplar, fırtınada kaybolup yol aramalar, deli nehirlerde rafting turları, praglayding paraşüt uçuşları, benim için yaşanılır kıldı hayatı. Dağlardan denizlere, yelken çekti kendine, atladım tekneye, kucak açtım sevgilere. Ben yelkeni çok sevdim, yelkende farklı bir dünya edindim. Deniz beni sakinleştirdi, rüzgar düşüncelerimiz değiştirdi, dalgalar gülümsemeyi öğretti, güneş yeniden doğabilmeyi. Yelken hayat deneyimi, iş bilgisi, aile sevgisi, dostluk, arkadaşlıkların bir bütünüydü. Yarışlar sert, kıran, kırana, kazanmakta kaybetmekte 1 dakika, hatta bazen 1 saniye, nedir ki denir ama yarışta önemliydi, saniyeler değerini anlamak aldığın her nefesin değerini anlamak gibi, kaybettiğinde asaletini korumak, kazanınca ekibine yaslanmak iste yelkene bakarak hayatı anlamak.” Bu inanılmaz hikayeyi aşağıda tekrar özetlemek istedim, sevgili Miyase , yaşam aşkın, sevgi dolu yaşamın hep böyle devam etsin.Bizlere de  enerjin, yansısın, örnek olsun. Miyase Bülbül, ilk ve orta eğitimini başarıyla tamamladıktan sonra 1976 yılında Gazi Üniversitesi İşletme Bölümü’nü kazandı. 1980 yılında lisans eğitimini tamamlayan Miyase Bülbül, 1981 yılında Türk hava yolları bilet satış memuru olarak başladığı iş yaşamını 1987 yılında I.T.T. Yellow Pages’ de Tele Marketing Müdürü olarak devam ettirmiş, 1991 yılına kadar I.T.T. Yellow Pages’ de batı Karadeniz, iç Anadolu ve güney Anadolu tele marketing satış müdürü görevlerinde bulunmuştur. 1991 yılında  Sabah Medya Grubu’nda Reklam Yöneticisi olarak çalışmaya başlayan Bülbül 1997 yılına kadar Sabah Medya Grubu’nda sabah gazetesi reklam müdürlüğü, ATV televizyonu genel müdürlüğü, Medi Grup genel müdürlüğü gibi çeşitli üst düzey yönetici pozisyonlarında görev aldıktan sonra  Türkiye’ de ilk yerel medya ajansı olarak anılan ve bir sektör yaratan YEPAS yerel medya pazarlama şirketini kurarak dokuz yıl boyunca yönetim kurulu başkanlığını üstlenmiştir.

Yepaş çalışmalarına devam ederken Ulusal Radyo planlama ve satın alma ajansı olan Radyo Evi’ni kuruş ve Yönetim Kurulu başkanlığını yapmıştır. 2005 yılında ise KAGİDER’ e üye olan Bülbül iletişim, halkla ilişkiler, dış ilişkiler komisyonlarında görev almış bu görevler sırasında bölge ekonomisini canlandırmak için AB fonları ile desteklenen ve kadın girişimciler yetiştirmeyi amaçlayan projenin takibine katılmıştır. Miyase Bülbül aynı zamanda, Avrupa Birliği projelerini yürüten KAGİDER’in 12 üyesinden biridir. 2005 yılında  Açık radyoda ‘Dördüncü boyut’ adlı radyo programının yapımcılığı ve sunuculuğu üstlenerek kısa bir süre radyo dünyasında yer almıştır. Miyase Bülbül 2008 yılı başlarında reklam sektöründeki deneyimlerinden sonra kariyerinde yepyeni bir dönem başlatma kararı alarak, kurmuş olduğu Depar A.Ş’yi kapatarak 2009 – 2010 Mutfak Sanatları Akademisi  Executive Chef eğitimlerine katılmış ve gerek Milli Eğitim Bakanlığından gerekse City & Guied Academia dan Executive Chef diploması alarak  Les Ottamans otelin mutfağında İtalyan şef Givanni ile staj ve çalışma dönemi geçirmiş ve 2010 yılında 6 aya yakın bir süre Kaliforniya’daki “Living Light Academia”da raw food konusunda uygulamalı ve geniş kapsamlı, sertifikalı eğitim almıştır. Bugün Miyase Bülbül raw food gurme şef,  raw food eğitmeni, raw food beslenme uzmanı eğitmeni ve raw food tatlı şefi sertifikalarına sahiptir.