Ottamania By Deniz Alp-Dibeklihan

Bazen biri ile karşılarsınız, bambaşka bir dünyadan gelmiş gibidir, söyledikleri ile davranışları ile   sizi şaşırtır,farklı etkiler, düşündürür…

270720141013522996113

Dibeklihan Bodrum’da mağazaları, galerileri, tasarım atölyelerini gezerken tanıştım, Deniz Alp ile. Deniz bir hayal prensesi gibi, mağazasıda onun hayallerinin sarayı…Çok sıcak,çok  zarif, çok farklı bir tasarımcı girişimci ve çok genç, 1988 doğumlu, ama aynı zamanda söylemlerinde çok olgun…Cemil İpekçi ve daha bir çok değerli sanatçı ile çalışmış.Anadolu kültürünün değerli parçalarını buluyor, değerlendiriyor, yeniden güncel kullanılır yapıyor.

Sandıktaki danteller  ile  eski kıyafetleri  harmanlayarak Heidi tarzı kıyafetler yaratmış.Yine dantellerle yaptığı harika şapkalar var, kaftanlar, cepkenler, yelekler, takılar inanılmaz güzel. Osmanlı dönemine ait ipek kumaşları ve çok uzun yıllardan beri sandıkta duran değerli  yazmaları kendi özel tasarımları ile yeniden kullanıma sunmuş.

tasarimci-deniz-alp-eskileri-yenilerle-harmanladi-DHA-caea37ba57eafcc7bd318db148662ad7-3-t

Deniz Alp, Bodrum Yakaköy’de Dibeklihan Sanat Köyü’ndeki Ottomania By Deniz Alp satış mağazasında, kendi tasarladığı ürünlere ve konusunda uzman sanatçıların eserlerine yer vermiş. indirKendi tasarladığı, atölyesinde yaptığı el işi takıların ve  kıyafetleri mağazasında satıyor.Mağazanın her köşesinden ayrı güzellikler, şaşırtan tasarımlar çıkıyor.İçeri girince saatlerin nasıl geçtiğini farketmiyorsunuz. Dibeklihan’ı gezmek ve arkadaşlarımla yemek yemek için gittiğim gün; Deniz’in anlattıkları ve tasarımlarıyla  önce kendim saatlerin nasıl geçtiğini anlamadım.Sonra arkadaşlarım geldiğinde de; onlar da çok  beğendiler, hepimiz ne alacağımızı neye bakacağımızı şaşırdık. Her tasarımın hikayesi var, tarihi değeri var.Sevgili Deniz alışveriş ve sohbet sırasında bizi çok özel hediyeleri ile de şaşırttı, hayran bıraktı. Hepimiz elimiz de paketler ve Deniz’in hediyeleri Gümüşlük’teki evinin bahçesinden toplayıp getirdiği lavantalarla masamıza gitmekte zorlandık dersem şaşırmayın. Yemekte bekleyen eşler olmasaydı, biraz zor ayrılacaktık. Deniz ile Gümüşlük’ü keşfetmek, onun gözü anlattıkları ile dolaşmak sözü le ayrıldık. En kısa zamanda sözümüzü tutarız umut ederim.

lavenderDeniz’cim lavantaların Bodrum’daki evin banyosunda çok hoş oldular, her gördüğümde seni hatırlatıyorlar. Tekrar Bodrum’da olduğum da inşallah denk gelir daha uzun buluşuruz.Şaşırtan, güzel  haberlerini her zaman alacağımdan da eminim.Başarılar sevgiler.

Deniz’in mağaza kartlarındaki iki güzel ünlü deyişi sizler için paylaştım, ve arkasından röportaj var.

tasarimci_deniz_alp_eskileri_yenilerle_harmanladi

Love’m

“Aşk’a uçarsan  kanatların yanar. Aşk’a uçmazsan kanat neye yarar?”Mevlana

Bird’s

“No Love without Freedom , No Freedom without Love.

Muğla Şehir Haber Portalında çıkan röportajı ile Deniz Alp aşağıda…

Henüz 1988 doğumlu olmasına rağmen politikadan sanata, yaşamın pek çok alanında adından söz ettirmeyi başaran genç ve güzel bir girişimci Deniz Alp…
27 Temmuz 2013 Cumartesi 15:58

 ‘Ottomania By DNZ ALP’ markasının sahibi, tasarımcı Deniz Alp ile Dibeklihan Sanat Köyü’ndeki İncik-Boncuk isimli dükkanında sohbet ettik. Genç tasarımcının Osmanlı kültürüne duyduğu ilgi, sanata verdiği emek ve sahip olduğu olağanüstü donanıma hayran kalmamak elde değil. İşte o keyifli ve bir o kadar hayranlık verici sohbetten kalemimize bulaşanlar…Bugüne dek pek çok alanda isminizi başarıyla duyurdunuz. Yaptığınız her işte başarıyı yakalamanızın ve bu genç yaşta sahip olduğunuz özgüvenin sırrı nedir?Teşekkür ediyorum. Başarılı olmak ne istediğinizi bilmekten geçer. Öncelikle hangi alanda yetenekli olduğunuzu keşfetmeniz gerekir. Ardından o alanda yeterli eforu sarf etmeniz ve fedakarlık. İste o zaman harikalar yaratabiliyorsunuz ve bunun verdiği keyif başarıyı da beraberinde getiriyor. Özgüvene gelince… Tek basına özgüven hiçbir şeydir. Dik durabilmek için bilgi, kültür, edep gibi pek çok donanım gereklidir. Ben her zaman bu daimi yolculuğun, öğrenmenin devam ettiğinin bilincinde olmaya çalışıyorum. Başarılı olabiliyorsak ne âlâ…Yarattığın ‘Ottomania’ markasından söz edelim biraz da… Nedir Ottomania? Açıkçası benim gelenekçi bir yapım var. Osmanlı döneminden Osmanlı kültüründen çok etkileniyorum. “Ottomania” bu açıdan beğenilerimi ve çalışmalarımı ifade ediyor. Ayrıca, buıaı Dibeklihan İncik Boncuk’a çok yakıştığını düşünüyorum. Çünkü aynı fikirdeler. Burası benim için bir ‘wonderland’… Her dokunuşun, gelen ziyaretçiler tarafından hissedilmesi müthiş keyif. Sanırım beni peşinden sürükleyen tarafı da bu.Peki bu yılki “Ottomania” markanıza ait koleksiyonlarınızdan biraz bahseder misiniz?Bu yıl “OTTOMANİA 2013 Summer Collections” olarak üç farklı çalışmamız mevcut. İlki aşktan ilham alarak hazırladığım “Love’M” isimli koleksiyonum. Hatay’da Süryani ustalarımızın el işçiliği ile bezenmiş özel bir çalışma. Tasarımları bana ait. Bize aşkı, aşka yolculuğu, kaçışı ifade eden bir koleksiyon. Hani çok severiz ancak korkularımız bizi frenler ya… İşte o akıl ve kalp arasında savaştığımız ikilemi ifade ediyor. Zaten “Love’M” koleksiyonumuzun sloganında bulunan İranlı şair Sadi Şirazi ve Mevlana’ya ait “Aşka uçarsan kanatların yanar/Aşka uçmazsan kanat neye yarar”…Ne de güzel anlattınız aşkı… Peki sizde durumlar nasıl?Bitecektir korkusuyla aşktan kaçtığımızda, iyi kötü yaşayabileceklerimizden de mahrum kalırız. Oysa ki Romeo ölmeli, Titanic batmalı ancak aşk her şeye rağmen yaşanmalıdır. Tabii bunu yapabildiğimi söyleyemem. Benim önceliklerim biraz daha farklı.Ne gibi?Ailem yıllardır burada esnaflık yapıyor. Ben her zaman daha dikkatli yaşamam gerektiğinin bilincinde oldum. Çünkü yaşım ve yapım gereği aşktan evvel ayaklarımın yere basması gerektiğinin kanaatindeyim. O çok bildik “kariyer” kavramı kelime olarak hedefimi ifade etmese de “Toplumda saygınlık” öncelikli hedefim olmuştur.Yanılmıyorsak, ikinci koleksiyonunuzun adı “Bird’s”tü değil mi?Evet. Daha önceki çalışmalarımdan bilindiği üzere kuşlar benim favori anahtarım. Pek çoğumuzda olduğu gibi benim için de özgürlüğü, masumiyeti ve barışı ifade ediyor. Bu açıdan aşkı ve özgürlüğü sentezlediğim bir koleksiyon hazırladım. Yine tasarımı bana ait olan bu çalışma, Mardin Midyat’da Ermeni ustalarımızın özenle işlediği parçalardan oluşuyor. Üçüncü ve son olarak “We Are Handymania” isimli koleksiyonumu hazırladım. Bu koleksiyonum Ankara Nallıhan’da ev hanımlarımızın, sandıktan çıkma eski dantel ve iğne oyalarımıza Hindistan’dan getirdiğimiz doğal taşların nakşedilmesiyle oluşuyor.Bu güzel çalışmada, ev hanımlarına da destek vererek bir istihdam yaratmışsınız anladığımız kadarıyla.

Hemcinslerimin her zaman yanındayım. Bu çalışma beni de çok memnun etti açıkçası. El yapımı, Doğal ve de geleneksel zafiyetimizin özeti olan bu koleksiyondan “We Are Handymania”ismi ile çalışmalarımdaki perspektife bir vurgu da bulunuyor.

Dikkat çeken farklı koleksiyon ve çalışmalarınız var mı?

Gümüş çalışmalarımın dışında, 14,18 ve 24 ayar Altın ve Pırlanta takı koleksiyonumuz görülmeye değer. Tamamen el işçiliği bulunan bu özel koleksiyonumuz su sıralar yüzde 70’e varan indirimde. Meraklılarına duyurmak isterim.

Bu dükkanın içinde insanın kaybolası geliyor. Ne tarafa baksak bir sanat eseri var. İmzalar kime ait?

Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Dibeklihan içerisindeki İncik-Boncuk Dükkanımız küçük bir galeri konseptinde dekore edildi. Sanata ve Sanatçıya “Ottamania” olarak desteğimiz devam ediyor.Bu sezon her biri birbirinden kıymetli 8 ayrı sanatçı ile çalışıyoruz. Örneğin Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı sanatçılarımızdan Sabri Nuray Gencer’in el yazmaları, heykel ve cam altı boyamaları, Gulperi Panha Angin’in seramik çalışmaları, Eser Batbay’a ait Osmanlı döneminde padişahların kullandığı Şifa gömleğinden esinlenerek hazırladığı “Kaside-i Bürde” isimli muhteşem çalışması, Yağlı boya tablo çalışmaları ile Oğuz Kaynar ve Mine Arasan, Ebrû Sanatçımız Ayber Altunkaya’nın Dubai’den getirdiği ipek kumaşlara 9 işlemden geçirerek nakşettiği sallarımız ve Seydi Çelik’e ait bronz çelik tozu gibi karışımlardan oluşan heykellerimiz var. Hepsi elbette birbirinden değerli sanat eserleri…

Sanata ve sanatçıya verdiğiniz destek çok güzel. Peki bu işin zorluğu yok mu?

Sanat ve sanatçıya destek olmak büyük bir özveri istiyor. Bu konuda elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Çünkü sanatın bilgi kültür gibi insana kattığı pek çok şey dışında, kendimizde saklı kalmış o küçücük yanımızı bulup ortaya çıkarmasından müthiş keyif alıyorum.

Bir de dikkatimizi çeken ve şu sıralar çok konuşulan “Altın tabaklar” dan bahseder misiniz?

Açıkçası biz de bu koleksiyondan olumlu tepkiler alıyoruz. Tamamen el işçiliği ile hazırlanmış Osmanlı Hanedanının ziyafet sofralarını yansıtan bu görkemli seri, Anadolu’nun bin yıllık kültürünü yansıtan Rumi desenleriyle bezenmiştir. Yapımında 24 ayar altın kullanıldı.

Bu güzel sohbet için teşekkür ederiz. Emeğinize sağlık…

Dibeklihan Sanat Köyü’ndeki Ottomania By DNZ ALP, haftanın 7 günü sabah 09.00’dan akşam 01.00’e kadar gün boyu ziyaretçilerini ağırlıyor. Gözlerinize bayram ettirmek ve mistik bir yolculuğa çıkmak için bundan güzel bir fırsat bulamazsınız…

Dans Tutku Olunca

Bu gün harika bir girişimcilik hikayesi daha; dans tutkusunun peşinden giden sevgili Yonca’nın hikayesini paylaşacağım. Yonca’yı beş sene önce tanıdım, çok özel, sürpriz  bir doğum günü partisi onun dans etkinliklerinden birinde olmuştu.Doğum günü kutlanacak kişi kocaman aşkımın çok yakın arkadaşı ve Yonca’nın abisi olunca, bu çok keyifli sürpriz partide ben de Yonca’yı tanıdım.Bu çok özel kadın bizi kapıda son derece modern, dans kıyafetleri ile karşıladı.Bütün gece de ekibiyle hem dans etti, hem bizleri ağarladı. 7162_10151629621458895_1704956215_nAbisinden bu tutkusunun nasıl başladığını öğrenince çok daha hayranlık duydum.Dans etmeyi çok seven,hep güzel dans etmeyi isteyen ama hiç de beceremeyen ben Yonca’ya nasıl hayran olmazdım ki.Yonca üstelik tekstil hayatını bırakıp tutkusunun peşinden gidip bu işe başlamıştı. Yonca’nın dans klübü,Mundo Latino da  geçen sene 15 yılını kutladı.Önce bu kutlama için hazırladıkları videoyu sizlerle paylaşıyorum..
Yonca  tutkusunu dansa olan sevdasını nasıl da güzel anlatıyor,ve bu tutkunun peşinden gitmekten çekinmiyor.Girişimcilik hikayesi de böyle başlıyor.Severek yapılan işlerde başarı zaten gelir diyoruz, bir de tutku olursa, o zaman yaşam sevincimiz hiç azalmaz, hayatımız her zaman heyacanla, aşkla devam eder.Dans  zaman zaman kısa sürelerle  hobyim oldu. Daha uzun vakit ayırabilmeyi hep isterim. Spor yerine biraz da dans girse daha da güzel olmaz mı? Ne dersiniz?
Aşağıda web sayfalarındaki Mundo Latino’nun tanıtımı sonra da Yonca’nın kısa girişimcilik öyküsü var. Her yönü ile çarpıcı, hem hikaye hem işin işinde dans olması.
945200_10151844431258895_2000518597_n
“Dans bizim tutkumuz. Bu tutkumuzu sizinle de paylaşabilmek, sizi dansla düşlediğiniz dünyaya götürebilmek için buradayız. Mundo Latino’da.
 
Dansetmeyi öğrenmek istiyorsanız, ‘dansedemem ama keşke edebilsem’ diyorsanız, mutluluğun, , cesaretin paylaşıldığı benzersiz bir sosyal ortamın parçası olmak istiyorsanız…Mundo Latino uzun yıllara dayanan deneyimi ve zengin programıyla size özel fırsatlar sunuyor. Hayatınızda istediğiniz ve özlediğiniz değişimi yaratmanız için sizi bekliyor.
 
Mundo Latino düzenlediği bireysel ve grup dans dersleri, uluslararası arenadan isimleri konuk ettiği dans etkinlikleri, yaptığı festivaller, yarışmalarla 1999’dan beri Türkiye’de sosyal latin dansların öncüsü, dünyada ise dans camiasının aranan saygın üyelerinden biri.  Kurucuları Yonca Gülgeç Occleshaw ve Mehmet Ceyhan deneyim ve bilgilerini dansseverlere aktarmakla yetinmiyor, dünyada dans alanındaki tüm güncel gelişmeleri de takip ederek Türkiye ile dünya dans camiası arasında köprü oluyor.
 
Düşlediğiniz dünya için sizi dansa davet ediyoruz.
 
Mundo Latino,güven,başarı,en kaliteli hizmet…
1383712_10151928751158895_767480894_n

YONCA GÜLGEÇ OCCLESHAW

“Yaratıcı fikirleri ve girişimci kişiliği ile farklı etkinliklerin mimarı

 
2007 Uluslararası Ingiltere Salsa Kongeresinde, ’’Life Time Achievement Award’’-Hayat Boyu Başarı Ödülü’nün sahibi
Dünyanın 67 ülkesinde geçerli UKA (United Kingdom Alliances Licentiate)  sosyal danslar eğitim sertifikası sahibi.
 
İngiltere Leicester’da De Monfort Üniversitesi’nden mezun olan Yonca Gülgeç, 2000 yılında herkesi şaşırtan ani bir kararla 22 yıllık Tekstil Mühendisliği kariyerini sona erdirdi… 
 
Yonca’nın çocukluğunda bale yaptığını bilen dostları ve yakınları bu kararı anlayışla karşıladılar. Yonca gerek üniversitede gerekse daha önceki yıllarda profesyonel voleybol oynamış, üstelik dans ve müzik her zaman hayatının en önemli parçaları olmuştu. 
 
Aslında Yonca Gülgeç’in kariyerini geride bırakmasına ve profesyonel olarak dansa başlamasına giden olaylar zinciri 2000’den çok daha önce başlamıştı. 1998 yılında, daha sonra “hayatımı değiştiren kadın” diyeceği Adriana Santana’yla tanıştı. Group Palanke’nin dansçısı ve vokalisti olan Santana’dan Salsa dersleri almaya başladıktan sonra artık dönülmez bir yola girmişti bile. “Latin Ateşi” içinde alevlendi, öyle ki ona yaklaşan herkesi de aynı ateşle yakıyordu! 
 
Bir süre için çifte bir hayat yaşadı, gündüzleri sürdürdüğü tekstil mühendisliği kariyerini akşamları Salsa’yla birleştiriyordu. Salsa onun için sadece bir hobiyken bile gelecekte Salsa dünyasına yapacağı gerçek yolculuğun ilk adımlarını atıyordu. Londra’dan meşhur eğitmenleri Türkiye’ye davet ediyor ve Salsa workshop’ları düzenliyordu. Dünyaca ünlü dans hocalarından aldığı dersler sonrasında kendisi de bilgilerini etrafındakilerle paylaşmaya  başladı.
 
2002 yılından itibaren bilgisini daha da artırmak için yılda 2-3 kez yurtdışındaki Salsa kongrelerine katılmaya başladı. Girişken karakteri ve sınır tanımaz yaratıcılığıyla Salsa’nın en güncel trendlerini hızla yakaladı. Böylece Mundo Latino, Türkiye’de “Sosyal Latin Dansları”nın lideri olarak yerini aldı ve gelecek Türk Latin Dansçılarının ilham kaynağı haline geldi.
10610752_10152595230238895_7819379240575304138_n
 Aşağıda da da Yonca ile yapılmış güzel bir röportaj var,  sevgiler, sevgiler…
Esra TunalıgilDiplomalı TüketiciŞeffaf Gazete.com
 MUNDO LATINO 15 YAŞINDA
Mundo Latino , Yonca Gülgeç Occleshaw ve Mehmet Ceylan ile yaklaşık 1 yıl önce tanıştım. Dans, Mundo Latino ekibi için bir tutku. Dans etmek, dans etmeyi öğrenmek, mutluluğu ve cesareti paylaşmak için herkesi Mundo Latino’ ya ve etkinliklerine davet ediyorlar.
10649876_10203906967209098_5316065818225947408_n

 

 

Yakın, sıcak ve aynı zamanda profesyonel yaklaşımları, 1999′ dan beri Türkiye’ de sosyal latin danslarının öncüsü olmalarıyla, uluslararası arenadan konuk ettikleri isimlerle düzenledikleri etkinliklerle, ‘fark yaratan’ bir ekip.

image

1- Mundo Latino’ yu tanımayanlara kısaca tanıtır mısınız?

Mundo Latino, hem bir dans merkezi, hem de etkinlikler, organizasyonlar, festivaller düzenleyen bir kuruluş.

Merkezimizde ağrılıklı olarak Latin dansları öğretilmekte. Bununla birlikte, Hip Hop, Oryantal Dans, Ege Dansları( Sirtaki, zeybetiko.. gibi), Zumba gibi diger dans disiplinleri de yer alıyor.

Yaptığımız  diğer işleri sıralarsam;

– Kurumsal işler için lansmanlara proje üretir. Konsept showları düzenler.

– DJ servisi verir. Etkinlikler icin dansçı ve canlı müzik  sağlar.

– YGO markaları orange-wear, ayakkabı ve dans giyimi (yeni) ..Eski bir Tekstilci olarak bu iş kolunu yeni başlatmak üzere hazırlık aşamasındayız.

2- 15 inci yılını kutladığınız Mundo Latino’ nun başlangıç hikayesini anlatır mısınız?

Üniversiteyi istediğim Tekstil Dalında okuyabilme sevdasıyla 17 yaşımda İngiltere’ ye gittim , yaklaşık 6 sene kaldım.Leicester Polytechnic (şimdiki De Monfort Üniversitesi) ve Tekstil Mühendisi olarak çalışma hayatıma burada başladım.

Çok severek büyük bir enerji ile icra ettiğim mesleğimden 13 sene önce radikal bir kararla vazgeçtim.1998 yılında piyasalar ve Tekstil krize girmişti. Ben o sıralarda son 9 senedir, bizzat, imalatını Istanbulda kendim kurduğum, hazır giyim ihracaatı yabancı bir şirkette Genel Müdür yardımcısı olarak çalışmaktaydım.Orada GM yardımcısı olmaktan öte bir pozisyondaydım. Herşeyini kendim hayata geçirdiğim için orası benim için aile , hayat, yaşam biçimi idi. Kısacası 600 kusür bireyden oluşan bir Tekstil ailem vardı..Ve mesleğimde gerçekten çok başarılı bir dönemdeydim. Ancak işlerin çıkmaza girdiği o dönemde firma şanssız bir döneme girdi ve yabancı patronumuz Türkiyeyi bırakıp gitmek durumunda kaldı..O tarihlerde yaşanan tatsız olaylar sanıyorum beni çok etkiledi ve çalışmayı denediğim başka hiç bir yer bana zevk vermedi. Mesleğim Tekstil ve  düzenli spor hayatımda önemli bir yer teşkil ediyordu.

Arkadaşlarımla Bir akşam eğlenmek için gittiğimiz 5 yıldızlı otelin barında sahne alan Kolombiyalı müzik grubunun yaptığı müzikler beni mıknatıs gibi çekti ve solistleri Adriana Santana (hayatımı değiştiren kadın!)nın sahnedeki dansı ve adımları beni büyüledi adeta ve çaldıları müziğin salsa olduğunu ve dansın salsa olduğunu ögrendim..

İşte herşey o günden sonra başladı. Adriana dans eğitmeni olmadığını söylerken bana bildiği ne varsa daha doğrusu  ne hissediyorsa ögretmeye başlamıştı.Neredeyse hergün iş çıkışında ona gidiyor ve öğrenmeye çalışıyordum. Adriana vasıtasıyla onun Londra’ daki arkadaşı Salsa eğitmeni Carlos Paz ile tanıştık. Carlos’u workshop’lar vermek üzere İstanbul’a davet ettik. Bu arada Türkiye’nin ilk dans barı Swiss Otel’ deki Taşlık Dans Bar’ a gitmeye başlamıştık. Şimdi ki ortağım Mehmet Ceyhan oranın DJ’ liğini yapıyordu..Onunla da tanışmamız öyle oldu. Orada dans eden insanlar ise daha çok Latin Salon Dansları yapıyordu. Yani Sosyal Latin Dansları ve Latin Amerikan Salon Dansları arasındaki ayırım henüz kimse için net değildi..Sanırım girişimci kimliğim henüz sektör haline gelmemiş dans piyasasında bu boşluğu gördü ve hobi olarak da olsa yurtdışından eğitmen getirterek workshoplar düzenlemeye başlama içgüdüsünü bana verdi!

O sıralar hem mesleğimi hemde dans organizasyonlarını birlikte yürütmeye başlamıştım..Yapacak ve öğrenilecek o kadar çok şey vardı ki…Ve büyük bir keyifti bu!

Yoktan birşeyleri var etmek..Gene Yonca’nın mücadeleci yanı ağır basıyordu.. Yurtdışından eğitmen getirterek düzenli workshop organizasyonları, salsa partileri vs.. derken dans oldukça vaktimi almaya başlamıştı ve Mehmet Ceyhan la birlikte aynı zamanda dans da öğreniyorduk . Kendisi zaten modern, hip hop, break dans yaptığı için ve muhteşem bir müzik kulağı oldugu ve çok kolay öğrendiği için benim de ilerlemem çok kolay oldu. Onun yanımda oluşu bana bu işe ciddi olarak girmeme vesile oldu. Onun desteği ve katkıları  olmasaydı sanırım başlamak  çok kolay olamazdı..

Ve işte o sabah kalktım ve kendi kendime dedimki ‘Tekstil burada bitti!’.  Mehmet’ i telefonla aradım ve tekstili bırakıyorum diye haber verdim..Böylelikle MUNDO LATINO kurulmuş oldu. O yaşta alınmış radikal bir karardı ama önü çok belirsiz olsa da; çok açıktı!

2- Kendinizden bahseder misiniz? Kariyer değişikliğine neden olan dans tutkusunun sizin için anlamı nedir?

Dediğim gibi mücadeleci bir yapım var..Yenilikleri seviyorum.. Çok çalışkan olduğumu da düşünüyorum

Aynı zamanda paylaşmayı seviyorum ..bu ne olursa olsun..Benim sahip olduğum birşey olabilir, bir parça yemek olabilir yada bilgi olabilir. Küçük yaştan beri özgür hayatım  oldu..vede hareketli..

İşte zaten DANSIN BENİM İÇİN ANLAMINI tarif etmiş olmuyormuyum bütün bunlarla?

3-Çalışma arkadaşlarınız ve ekibinizden söz eder misiniz? Sizi bir araya getiren ve bunca sene birlikte tutan özellikleriniz nelerdir?

Ortağım Mehmet Ceyhan, 15 yıllık dostum..Yaptığımız bu işte birbirimizi çok tamamladığmızı düşünüyorum.. Benim vizyonum, organizasyon becerim ve iş tecrübem, onu ise sanata ve müziğe olan yeteneği ve ortak bir tutku.. DANS! Bizi bunca zaman birarada tutan en önemli faktörler.

‘’Hülya Çaylak’’.. Küçüçüktü bizimle başladığında..Müthiş bir dansçı ve dans eğitmeni..Aynı zamanda profesyonel olarak bir gazetede Ekonomi Editörü olarak çalışmakta..Dans ailemizin diğer bir ferdi..’’

Volkan Kayataş’’..Hayatına dansla dokunduğumuz , bir diğer yetenek.. Müzik ve dans hayatının en önemli olgularından..Hepimizi birlikte tutan.. Önce birbirimize ve yapılan işe saygı..ve tabiikii DANS TUTKUSU..

4- Dans insanlık için ortak dil ise, neden yaygın değil?

Evet belki ülkemizde çok yaygın değil.. Bununda eğitim sisteminden gelen temel nedenleri var biliyoruz ki.

Ancak tabii ki DANS derken tüm dans disiplinlerini ele almak gerekir.Sadece Latin Dansları değil.. İnsanoğlunun binlerce yıldan bu yana, hatta daha konuşmaya başlamadan çok önce kullandığı en temel iletişim biçimi.. Binlerce, hatta onbinlerce yıldır dünyanın her köşesinde, birbirinden farklı zamanlarda, farklı din, ırk, ulus, dil ve yaştan insanları hiçbir ayrım gözetmeksizin buluşturan bir etkinliğin özel bir anlamı olmalı. Tangodan oryantale, valsten baleye, hip-hoptan zeybeğe, ilk bakışta birbirine hiç benzemeyen birçok tür, aslında insanlığın ortak paydası. Savaşı da, düğünü de, tapınmayı da anlatsa, birşey hiç değişmiyor: insan her yerde insan; insan her zaman aynı…

5- İlkeleri, stratejisi ve müşteri profili olarak Mundo Latino’ yu İstanbul’daki diğer dans okullarından ayıran ne gibi özellikleri var?

Ben bu soruya karşılık olarak hemen ‘Vizyonumuzu’ yazmak isterim;

‘Türkiye’nin en yenilikçi, en kaliteli ve en iyi hizmeti veren DANS ve Organizasyon Şirketi olarak deneyimli hocaları ve kariyer sahibi çalışanları ile dünün deneyimlerinden faydalanan, yarına doğru sağlam adımlarla ilerleyen, bugün için çok çalışan, prensiplerinden taviz vermeyen Mundo Latino , dinamik ve yenilikçi projeleriyle çağdaşlarına ve meslektaşlarına örnek olan, “dansı” sanatın içinde  bir ifade biçimi olarak anlamlandırmanın yanısıra, bir duruş biçimi haline getirmeyi başarmıştır.

Sosyal Latin Danslarını ülkemize tanıtan ve bununla birlikte pek çok ‘ilk’ lere imza atan Mundo Latino sektörün ilklerinden. Bu konuda çok fazla alçak gönüllü olmamak lazım belki de..:-)

6- Herkes dans edebilir mi? Yaş ve sağlık gibi dikkat edilmesi gereken unsurlar var mı?

‘ENGELSİZ DANS’ diye düşünürsek evet edebilir.

7- Yakın geçmişte uluslararası arenadan davet ettiğiniz önemli isimler kimler?

TOKE DE KEDA ‘ Eddie Blazquez

La Excelencia ‘( Orq. SCC)

Juan Matos& Amneriz Martinez

Ataca & Alamena

Relle Niane

Bunlar sadece bir kaçı

8- Dansı kültürlerin önemli bir parçası kabul edersek, eğitimini verdiğiniz dansların geçmişleri ile ilgili bilgi aktarımını da video, sunum, sohbet tarzı etkinlikler aracılığıyla bilgi olarak aktarmayı düşünür müsünüz?

Tabiiki düşünürüz.. Nitekim bu şekilde seminerler yapıyoruz..Çok keyifli oluyor..

9- 15 inci yıla özel etkinlikleriniz neler?

15 sayısını baz alan çeşitli konularımız olacak..

Dans çalışmaları adına promosyonlarımız, indirimli gruplarımız olmakta

Mundo Latino 15 yılın içinden videomuzu hazırladık.

Henüz büyük kutlama etkinliğimizi gerçekleştirmedik. 2014 yılı içinde böyle bir etkinlik hazırlığı yapmaktayız

image

10- Dans çalışmalarınıza ve etkinliklerinize katılanların kişisel bakış açıları ve dans etme nedenleri farklılıklar gösterebiliyor. Dansın anlamı kişisel olarak da değişebiliyor. Bazısı için tutku, bazısı için aşk, bir diğeri için sosyalleşme…gibi…..belki hatta bazıları için ‘tepki’ veya ‘kaçış’ bile olabilir….Farklı içsel nedenlerle dans etmek isteyenlerin ruhsal ihtiyaçlarına cevap vermek de pazarlama stratejisi oluşturmak açısından kolay olmasa gerek. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Elbette  oldukça karmaşık olabiliyor . Zaten çoğu zaman bizler sadece dans eğitmeni olmuyoruz..Psikolog, anne,  abla, abi gibi sıfatlarla ilişkilerimize devam edip, işimizi götürüyoruz.Aslında kısacası belli bir müddet sonra AİLE oluyoruz ve ilişkiler öyle devam ediyor..Görüldüğü gibi DANS kavramı çook geniş

11- Size nasıl ulaşabilirler? Etkinliklerinizi nasıl takip edebilirler?

Sitemiz  www.mundolatinodance.com, dan ulaşabilirler. Aynı zamanda, sitemizdeki Facebook ve Twitter link’ lerinden gene bizimle irtibata geçebilirler.

https://www.facebook.com/pages/Mundo-Latino-Dance-Promotions/370783518269?ref=ts&fref=ts

Teşekkür ederim.

Hepimizin iç ritmimizi bulma dileğiyle,

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İÇ SESİM YÜRÜ GİT DİYORDU….

Gülay Savaş çok özel bir kadın;hayat hikayesi de; girişimcilik hikayesi de öyle…yaşamı da…Önce ona sunulan, önerilen, kalıpların içinde başlamış her şey…ama mutsuz olunca yüreğinin sesini dinliyor,  mühendis, ama bireysel ve kurumsal koçluk çalışmaları yapan,  teknesiyle yarışlara katılan, özel eğitimler düzenleyen Gülay’ın girişimcilik hikayesi ve işine dair bilmek isteyeceklerimiz aşağıda …

10557385_10152546261017072_5150613707363785387_n

Ben de Gülay’ın tekne eğitimlerinden birine katıldım ve çok keyif aldım. Hiç bilmediğim bir uğraşın, mücadelenin, işbirliğinin, felsefenin içinde oldum.  Uzun zamandır sizlerle paylaşmak istiyordum. Gülay anlattı, ben paylaştım. Gülay  teknesinin kaptanı olduğu gibi, hayatının da kaptanı olmak için mücadele etmiş, onun için fotoğrafları Gülay’ın deniz, tekne, yarış   fotoğraflarından seçmeyi tercih ettim.Sizlere de pazar sabahı keyfi olsun istedim.

603640_10151579435527072_2125629405_n

GİRİŞİMCİLİK HİKAYEM

Hepimiz bu dünyaya kendimizi ifade etmek için geliriz.  Ve hayatta her şeyin denenmeye değer olduğunu anladığımızda, istediğimiz an ışığımızı, hoşumuza giden herhangi bir doyum için de kullanabiliriz.

Her insanın bir tohum olduğunu düşünürsek, hayat boyunca okulda, işte ve  ilişkide kısacası yaşamın her anında yeşereceğimiz toprakları ararız. Ve yaptığımız her şeyi yaparken, o anda bu deneyimin bizim için doğru olduğunu düşünerek yaparız.Ancak serüveni deneyimledikten ve ondan elde edilen hisler tecrübeye dönüştükten sonra, “Onu daha iyi ya da farklı biçimde yapabilir miydim?” diye yaptıklarımızı sorgularız.En azından bir kısmımız.JBen de hayatım boyunca sorgulayanlardan oldum.Daha farklı yapabilir miydim?Daha farklı hissedebilir miydim?Daha farklı bir çözüm/yol/method var mıydı?

Evet birer deneme ve başarısızlık olarak görülebilir ama BAŞARISIZLIK YALNIZCA ONA İNANANLAR İÇİN BİR REALİTEDİR.Her biri birer deneyimdir ve bizi bize taşır.

Öğrenmekten suçluluk duymadan ilerlemek gerekir.Çünkü bilgi, deneyimle birleştirebilirsek bizi bilgeliğe taşır.

Hayatta başarısız olduğumuzu ya da yanlış yaptığımızı düşünürsek, kendi içsel ve dışsal büyüklüğümüzü ve tüm yaşam için önemimizi algılama yeteniğini azaltırız.

Aşağıda sizlerle paylaşacağım iş yaşamımdaki geçmişim, esasında bu hayatta kendimi ifade etme, arama ve bulma doğrultusunda sadece ayrıntı olan bilgiler.

Benim de,mutlu olduğum ve kendimi ifade edebildiğim işimi bulmam, yılmadan devam ettiğim arayışlarımın, deneyimlerimin sonrasında oldu.

479777_10151257213982072_1814770903_n

Bizim zamanımızda “ya mühendis ya da doktor olursanız adam olursunuz” denmişti. “Neyi seviyorsun, ya da nasıl mutlusun?” denmedi! Ben de adam olmak için mühendis olmuş, master ve doktoramı da yine mühendislik dalında yaptım. Lisans İTÜ Makine Fakültesi, yüksek lisans ve doktora İTÜ Matematik Mühendisliği Sistem Analizi departmanı yani yazılım üzerine idi. Doktora bitinceye kadar da önce İTÜ’de sistem analizi departmanında sonra da İstanbul Üniversitesi bilgisayar mühendisliği departmanında öğretim görevlisi olarak çalıştım. Hatta o zamanlar İstanbul Üniversitesinde, Mühendislik Fakültesi ve Bilgisayar Mühendisliği departmanı yoktu ve bunlar yeni kurulum aşamasındalardı.Ben ve danışman hocam kurulumunda emek verdik.Bilgisayar mühendisliği departmanının eğitim içerikleri, hocalarının bulunması, laborautarların kurulumu vs.işleri ile tüm bir bölümün nasıl kurulacağı tecrübesine sahip olmuştum.Üniversitelerdeki yani kamudaki geçmişim yaklaşık 12 sene sürdü.12 senelik bu ilk iş yaşamı tecrübemde hissettiğim, akıntıya kürek çekmekti. O zamanki üniversite koşullarında, zor ekonomik şartlarında günlük problemleri savmanın, ders vermenin, sınav kağıdı okumanın dışında bir şey yapamıyordum. Yetişmesine katkıda bulunduğum öğrencileri görmek büyük mutluluktu ama bu da yetmiyordu.Daha çok bir şey üretebilmek, yapmak, kazanmak, hissetmek ve özgür olmak istiyordum.Tüm bunların sebebiyle, 1999 senesinde yine İstanbul Üniversitesindeyken bir de depremin olmasıyla üniversite hayatıma dolayısıyla memuriyet zihnime son vererek özel sektöre geçtim.

Tabii bu geçiş annemin hiç hoşuna gitmemişti. “Kızım hocalık iyidir. Memuriyet iyidir. Yağmasa da damlar, diyordu.”

Ama ben damlaya kanaat etmek, tekdüze yaşamak, “böyle gelmiş böyle gider” demek istemiyordum.İçimde patlamaya hazır bir volkan sürekli kaynıyordu. Ama gerek eşim gerek annem aldığım kararlarda arkamda durmuyorlar ve o işin neden olamayacağı ve zor olduğu konusunda beni ikna etmeye çalışıyorlardı.

945683_10151582806957072_1979236933_n

Dışardaki sesler bana DUR diyor ama iç sesim YÜRÜ GİT diyordu.Ve yüreğimin sesini dinleyerek devam ettim.

Savaşçı kişiliğim ve belki de koç burcumun da sayesinde hedeflerimden vazgeçmeden ilerlemeye ve denemeye kararlıydım.Ve yeniden YOLA ÇIKTIM.

Böylece, yeni tecrübelere doğru yelken açtım.Amacım  bir çaba harcıyorsam da, verdiğim çabanın sonucunda bir şeyler üretebilmek, sonuçlar alabilmek ve mutlu olabilmekti. Ve bu ümitlerle özel sektöre geçtim.

İlk işim bir teknoloji şirketinde sistem destek uzmanlığıydı. Burada gösterdiğim başarının ardından kısa sürede beni 33 kişilik yazılım ve donanım ekibinin başına teknik coordinator olarak geçirdiler. 7×24 servis vermemiz gereken 420 adet kurumsal firma vardı.Telefonumu yanımdan hiç ayıramıyor, yemeğe, tuvalete, tatile, yatağa onunla gidiyordum.Hayatım bir dört duvarın içinde telefon, ve bilgisayar arasında geçiyordu.İş ve ev döngüsüne de girdiğimi düşünürseniz, huzursuzluk ve mutsuzluk burada da başlamıştı. Oysaki hayallerim ve beklentilerim başkaydı.

Özel sektördeki bu ilk şirketimde iki sene çalıştım.Çıkan ekonomik kriz, ilk çocuğumun doğumu vb sebeplerle ayrılmak zorunda kalmıştım.

Kendime hep şu soruyu soruyordum:

197696_10151582628672072_520461630_n

 

  • “Gülay iş yaşamından ne bekliyorsun, kariyer amacın ne?;
  • “Neyi yapmaktan mutlusun?”,
  • Su anda çalıştığın iş sosyal ve psikolojik gelişmeni destekliyor mu?
  • Yaşam amaclarini netlikle görebiliyor musun?

Bunların cevabını daha tam veremiyordum.Çünkü ne istediğimi daha bilmiyordum ama deniyordum.Acaba hangi ortamda, hangi isle mutluydum ve yeşermeye, filizlenmeye hazırdım? Daha bilmiyordum.

O zamana kadar gelen kayıtlarım: “Kızım yaşam zor. Para aslanın ağzında hatta şimdi midesinde.” vs. çerçevesindeydi.

Evet ben bu soruları soradurayım, yaşam ve sorumluluklar devam ediyordu.Artık bir kızım da vardı ve çalışmam, aileme destek olmam gerekiyordu.(Bunlar –meli, -malı’larımdan sadece bir kaçıydı.

İlk kızımın doğmasıyla, iş hayatıma 6 aylık bir ara vermiştim. Akabinde Türk bir patron şirketinde çalışmaya başladım.Görevim “Kurumsal satış yöneticiliği” ve “ürün kanal yönetici”liydi.Gece gündüz çalışmam gereken başka bir iş daha. Bununla birlikte çalışan adedi olarak 150 kişi olmamıza ragmen, her bir kişinin sürekli patrona hesap vermesi gereken “kurumsal olmayan” yönetim modeli mevcuttu. Burada kendimi bir çarkın dişlisi gibi hissediyordum. Aynen Taylorizm modelinde Taylor’un da söylediği gibi: “Şirketler bir makinadır, insan da onun bir dişlisidir.”

Yani duygular yok, ruhun beslenmesi yok, motivasyon yok, doyum yok.Huzur ve verim yok.Robot gibi bir yaşam daha.

Bunun dışında özel sektördeki  tüm işlerimde, sorumluluklarım çifter çifter olmuştu. Bu ikinci işimde de iki sene çalışabilmiştim.Artık sakinleştiriciler alarak işe gitmem gerekiyordu.

Aralarda aklımdan şu düşünceler geçmiyor değildi: “Acaba annem haklı mıydı, hayat gerçekten bu kadar zor mu, okulda mı kalsaydım gerçekten vs”

Özel sektörde çalıştığım son kurum, uluslararası bir Alman firması olmasına ragmen, burada da1910009_10152551481907072_8979328698578851688_n

 

  • Bilgi İşlem Yöneticisi
  • Pazarlama Yöneticisi
  • Toplam Kalite Yöneticisi
  • Satınalma Yöneticisiydi.

Ve tüm bunlarda tek  başınaydım.

Ayrıca hiç bir işe girişimde, ücret ile ilgili bir talepte de bulunmamış, bana ne verirlerse kabul etmiştim. Tabii böyle olunca sonuçlar hep hüsranla bitmişti. (Çok normal J )

Burası 1.5 sene dayanabildiğim ve “Artık son, başka bir firmada çalışmak istemiyorum” dediğim son özel şirketti.

Bu da olmamıştı.İstediğim böyle bir şey de değildi. Peki neydi?

Sonrası, külahı önüme alma zamanı. Herşeyi bana söylendiği gibi yapmıştım.Herkese ‘’peki’’ demiştim ama olmuyordu.Neyi yanlış yapmıştım?

Yeni birşeylere başlamadacn, yeni işlere girmeden evvel kendimi çalışmam gerektiğine karar verdim.

İlk defa teknik eğitimler dışında, insanı anlatan, gelişimini sağlayan bir eğitime, NLP (Neuro Linguistic Programming) eğitimine katılmaya karar verdim.Şimdiye kadar çalıştığım tüm şirketlerde bizlere sadece işimizle ilgili teknik yeterliliğimizi geliştiren eğitimlere yollamışlardı. Ama şunu farketmiştim ki, bir işi teknik olarak çok iyi bilmek mutlu olmak ya da başarılı olmak için yetmiyordu.

Peki ne gerekiyordu?

Bu ilk aldığım bireysel gelişim eğitimimde (NLP)  düşüncelerimiz, duygularımız, davranışlarımız yani alışkanlıklarımız arasındaki ilişki anlatılmıştı. Kısacası düşüncelerimiz ile kaderimiz ,yani yaşantımız, arasındaki bağı anlamış ve temellerini öğrenmiştim.

Doktora tezim olan “Yapay Sinir Ağları ile El Yazısı Karakterlerin Tanınması – yani bilgisayara el yazısını tanıtan” başlıklı tezimi yapmak için, doktorada aldığım “Yapay Sinir Ağları” dersinde de “Nöro Fizyoloji” okumuştuk önce bir buçuk ay.Şunu farketmiştim orada da; insan nasıl düşünüyorsa, bilgisayara da aynı metotla öğrenmek öğretiliyordu.Yani program nasıl yazılmış ise çıktısı da ona göre oluyordu.  Yani önünüzde super bir bilgisayar var ama üzerinde bir yazılım yoksa hiç bir fonksiyonu YOK. LBir yazılım yüklersek de, yazılım nasıl yazılmış ise çalışma şekli ve çıktısı da ona göre oluyordu.

Buradan şunu keşfetmiştim: “Demek düşüncelerimi değiştirirsem, hayatta sıkıntısını yaşadığım olayları da, yani yaşantımın o böümünü de değiştirebilirdim.”

Kendimi keşfetme amaçlı aldığımbu ilk eğitim çok keyifli geldi ve çok şey öğretti.Büyük çözülmeler yaşamıştım. Akabinde

Yaşam Okulu

Yaşam Koçluğu

Yaşamınızı Değiştirmek Sizin Elinizde (Bir Rus bilim adamından)

Meditasyon

Transformal Nefes

Optimum Denge Modeli vb.bir çok eğitim aldım.

Ayrıca kendi SWOT analizimi  (Strengths, Weaknesses, Opportunities, Threats – Güçlü yönler, Zayıf yönler, Fırsatlar, Tehditler) yapmanın da zamanıydı.

Gallup tarafından yapılan Strenght Finder testine göre de 5 ana güçlü yönüm çıkmıştı.Test şunları söylüyordu bana:10502470_10152558709912072_8744127608888169950_n

 

  1. Güçlü Yön: Flörtçülük (woo)

 

Kişiler yeni kişilerle tanışmaya ve onların dostluğunu kazanmaya bayılırlar.Başka kişilerle buzları kırmak ve bağlantı kurmak onlar için memnuniyet kaynağıdır.

Bireylerin içindeki iyiyi görebiliyor ve onların hatalarını veya kusurlarını görmemeyi seçebiliyorsunuz.Belki de başkalarına gösterdiğiniz bu şefkat sizi pek çok kişinin gözünde değerli kılıyor.

 

  1. Güçlü Yön :İletişim

 

İletişim temasında özel yeteneğe sahip kişiler genellikle düşüncelerini söze geçirmekte hiç zorlanmazlar. Hem grup içinde hem de izleyiciler önünde iyi birer konuşmacıdırlar.

 

  1. Güçlü Yön: Olumluluk

 

Bu konuda yetenekli kişiler bulaşıcı bir coşkuya sahiptir.Hep iyimserdirler ve başkalarını da yapacakları şey konusunda heyecanlandırırlar.

 

  1. Güçlü Yön: Bireyselleştirme

 

Özellikle Bireyselleştirme temasında yetenekli olan kişiler her bir kişinin sahip olduğu kendine has niteliklerle ilgilenirler. Farklı kişilerin birlikte üretken bir şekilde nasıl çalışabileceğini anlama yeteneğine sahiptirler.

 

  1. Güçlü Yön: Dahil Edilicik

 

Özellikle Dahil Edicilik temasında yetenekli kişiler başkalarını kabullenebilen kişilerdir.Kendisini dışarıda kalmış hisseden kişileri fark ederler ve onları dahil etmek için çaba harcarlar.

Bu keşif yolculuğu ve yeni öğrendiğim, farkına vardığım tatlar çok güzeldi.En güzeli kendimi tanımamdı. Annemin, eşimin, kardeşimin ya da etrafımda değer verdiğim her insanın benim hakkında söylediklerine %100 doğru gözüyle bakmış ve kabul etmiştim. Kendimi onların gözüyle tanımış ve öyle zannetmiştim.Tabi söz de dinlemeyi ihmal etmemiştim.Ama tüm bunlara ragmen içimdeki fırtına geçmemişti. Takii neden – sonuç ilişkisi kuruluncaya kendimi tanıyıncaya kadar.

Aldığım tüm eğitimlerde öğrendiklerimi uygulamayı da ihmal etmemiştim.Herkesin karşı gelmesine, isyanına ya da yadırgamasına ragmen.Çünkü şunu biliyordum artık: BİLGİ DENEYİM ile BİLGELİK olur.

Tüm bu eğitimlerin yanında bir de, bu dönemde hobim oldu: Yelken. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede, Istanbul gibi deniz kenarında ve çok güzel imkanlara sahip bir şehirde ve de ateş burcundan suyu çok seven bir kişi olarak denize sadece bakarak yaşamıştım. Halbuki hayatımın dümenini artık elime aldığım gibi, denizlerde de yelkenin dümenini elime almak ve o rüzgarla, dalga ile kısacası doğa ile birlikte olabilmek çok güzeldi. Müthis bir keyifti.

Bütün bunlar bana şunları öğretiyordu:

Aynen Yunus’un dediği gibi “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendin bilmez isen ya nice okumaktır!”

Kendimi bilmeden, hayallerime bakmadan, mutlu olduğum kaynakları hiç düşünmeden, sadece bana söylenileni sorgulamadan kabul ederek yaşamıştım.

Halbuki sadece teknoloji ile ilgilenerek, dört duvar arasında geçirilen zamanlar değil, beni insan ile birlikte olmak, onların içindeki hazineleri dışarı çaıkarmak, bilgilerimi paylaşmak mutlu ediyordu.

Şimdi insanların içindeki kaynakları dışarı çıkarmaları için yol göstermek amaçlı, onlarla tecrübelerimi, farkındalıklarımı paylaşmak için çalışıyorum.

Kendi kurduğum işimde Anlamlı Ruhsal Yaşam (ARYA ) Akademisinde, kişilere ve kurumlara içlerindeki ruhun ateşiyle motivasyon kaynaklarını bulabilecekleri ve önce kendilerine ya da kurumlarına sonra başkalarına da faydalı olabilmelerinin yollarını, metodlarını anlatmaya gayret ediyorum

10537161_10152555289857072_8971836972406129773_n

Onlara

“Seni Dinlemek İstiyorum”

“Seni Anlamak İstiyorum

“Sana Anlatmak İstiyorum”

“Etkin İletişim Kurmak İstiyorum”

Platformlarında sunumlar yapıyorum. Mentorluk yapıyorum. Düşüncelerini değiştirmenin yollarını anlatıyorum Zihin Dili Programlama (NLP) metodlarıyla.

İletişimi, Motivasyonu, Inovasyonu, Yaratıcı Düşünme Tekniklerini anlatıyorum.Bunları bir de hobilerim ile birleştirerek yapıyorum.Denizde yelken ile motivasyonu anlatabiliyorum mesela.

Alexis De Tocqueville’nin de dediği gibi

“Güçlü yönlerimizi kullandığımızda başarılı olabiliriz ama zayıflıklarımızdan yararlanabilirsek başarımızı zirveye taşırız.”

Evet zayıf yönlerim vardı.

Özdeğer, özsevgi ve özsaygı’daki sorunlardı bunlar.Bizler kendi değerlerimize sahip olmadığımızda, kendimizi sevmediğimizde ve saymadığımızda başkaları bunların hiç birini zaten yapmıyordu.Ve bize istediğimizi vermiyorlardı.

Başkaları bize, bizim onlara öğrettiğimiz gibi davranırlardı.

Bunlar hepsi derin tecrübelerdi.Ve hayat öğretmeni benimle bu konuda iyi bir çalışma yapmıştı.

Hayatta izlemem gereken yoldan artık eminim: HİSLERİMİN PEŞİNDEN GİTMEK, RUHUMUN HİSLERİNE KULAK VERMEK ve RUHUMUN BENİ DENEYİMLEMEYE İTTİĞİ SERÜVENLERE GİRİŞMEK!!!

Ne yaşadığımızın önemi yok.Yaşadıklarımızdan neleri öğrendiğimiz önemli.Bizi nereye taşıdığı.

Artık İNSANLARLA yapmak, paylaşmak istediğim:

ONLARA

Görülenin arkasındaki GÖSTERMEK

Sözcüklerin ötesini ANLATABİLMEK

Sınırların ÖTESİNE, SINIRSIZLIĞA TAŞIYABİLMEK

Yani başka bir değişle Akvaryum’dan OKYANUSA TAŞIMAK

Bunun için de

 

  • Bireysel Koçluk
  • Yönetici Koçluğu
  • Kurumsal Koçluk ve Eğitmenlik çalışmalarımla yapıyorum.

 

 

 

Meltem ve Projesi Pisi Shoe

Meltem çok sevdiğim gençlerden; çalışmalarını çok beğenerek izliyorum. Geçen sene onun Kagider’e giriş öyküsünü  yazmış paylaşmıştım. Kagider’de beraber çalıştığımız projeler de   var. Ama ne yazık ki; hayat o kadar, hızlı ve yoğun geçiyor ki çoğu zaman birbirimizle ilgili şeyleri bazen çok geç öğreniyoruz.Onun girişim projesini öğrenmem de böyle oldu; çok geç öğrendim.Üstelik sizlerle de hemen paylaşamadım.Ama şimdi çok mutlulukla paylaşıyorum. Çok güzel bir fikir, çok kullanışlı, pratik bir ürün, ailece yapılan bir çalışma. Meltem’i hep beğenmekte ve izlemekte çok haklıymışım. Güzel projenin öyküsünü Meltem Güncel Kadın dergisinde anlatmış, okuyunca ben de rica ettim, bana da gönderdi. .Meltem girişimcilik hikayesinde; eğitim, staj, burs, yarışmalar, adım, adım , bu günlere gelişini çok güzel anlatmış. Siz de çok beğenerek okuyacaksınız.

10401434_759209034143341_5637645102540510757_n

Meltem KARAARSLAN’ı tanıyabilir miyiz?

İstanbul Aydın Üniversitesi Girişimcilik ve Proje Yönetimi bölümünden mezun oldum. 2008-2009 yılı güz döneminde Erasmus sınavını burslu kazanarak, Litvanya’nın Vilnius şehrinde bulunan College of Social Sciences’ta Business Management eğitimi aldım. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümü 3. sınıfta eğitimime devam ediyorum.

KAGİDER ile tanışmam, Haziran 2010’da ilki gerçekleştirilen Dünya Bankası destekli ‘’Geleceğin Kadın Liderleri’’ projesine seçilmem ile gerçekleşti. KAGİDER’in yürüttüğü bir AB projesi olan ‘’Kars’taki Kızlar İlerliyor’’ ile Ocak 2011’de Eğitim Koordinatörü olarak göreve başladım. Şuan KAGİDER’de gençlik projelerinin Projeler Sorumlusu olarak çalışıyorum. Aynı zamanda Sosyal Medya Yönetimi ve Raporlaması konusunda eğitim aldım. KAGİDER’in sosyal medya hesaplarını yönetiyorum.

KAGİDER gibi başarılı bir dernekte çalışınca mutlaka bir şeyler üretme arzusunda oluyorsunuz. Ben de uzun süredir bir arada çalışma fırsatı bulduğum girişimci kadınlardan ilham alarak kendi girişimcilik yolumu çizmek istedim. İki senelik araştırmalarımız ve çalışmalarımızın sonucunda Pisi Shoe markasıyla ürettiğimiz ürünleri, 2014 yılının Ocak ayı itibariyle aile şirketimiz üzerinden satışa çıkarttık.

  • Dünden bugüne ürününüzün hikayesini anlatabilir misiniz?

1908048_742063845857860_4164826860519041270_nBen de çoğu kadın gibi topuklu ayakkabı müdavimiyim ve uzun süredir verdiği acının bir çözümü olması gerektiğini düşünüyordum. Hem kendime hem de diğer müdavimlere faydalı bir ürün tasarlamak üzere iş modeli kanvası üzerinde çalışmaya başladım. Bu noktada öncelikle Babam Salim Karaarslan ve Annem Dilek Karaarslan’ın destekleri çok büyük. Pisi Shoe’ya inanmaları ve desteklemeleri her konuda Pisi Shoe’yu güçlendirdi. Aslında yaklaşık iki senedir üzerinde çalışılan bir ürün.548393_591684020895844_1250592731_n Yaptığımız araştırmalar sırasında yurt dışında da aynı amaçla farklı formatlarda ürünler olduğunu fark ettik. Örnekleri inceledik, kullanıcıların sorunlarını analiz ettik ve bu sorunlar üzerine odaklandık. Türkiye’deki kadınların da görüşlerini ve kullanım alanlarını inceleyerek ürünleri son haline getirdik ve Pisi Shoe adıyla ürünlerimizi satışa çıkardık. Pisi Shoe, günlük babet model ayakkabılar gibi de kullanılabiliyor. Özellikle dış mekân kullanımına uygun olan özel alt tabanını geri dönüştürülebilir malzemeden üretiyoruz. Şuan Kot kumaşı, suni deri, ithal pullu kumaşlar, kupür dantel kumaşı, sezonun trend’i transparan kumaşlar vb 30 çeşit her zevke uygun Pisi Shoe var. Bu sayıyı ve çeşidi arttırmak adına çalışmalarımıza devam ediyoruz. Normal babetten farkı ise hafifliği ve katlanabilir yapısı. Yani hem topuklu ayakkabı tercih ettiğiniz bir günde, ayağınızın konfora ihtiyaç duyduğu anda imdadınıza yetişecek bir çözüm hem de konforlu ve şık bir ayakkabı tercih ettiğinizde Pisi Shoe’nuzu gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz.IMG_20140803_224518

 

  • Pisi Shoe büyümesini nasıl gerçekleştirceksiniz?

Pisi Shoe şu an online platformlarda ve anlaşmalı olarak sadece Nişantaşı Magic Form mağazasında satılıyor. İstanbul- Bakırköy’de Pisi Shoe’nun kendi mağazasını açmaya hazırlanıyoruz. Önce yurt içi satış kanallarımızı artırmayı sonrasında da yurt dışı satış kanallarına açılmayı planlıyoruz. Pisi Shoe’nun günümüzün en popüler mecrası olan internet üzerindeki  etkileşimlerine bakacak olursak Azerbaycan, Almanya, Rusya ve Dubai’den takipçi istatistiklerimiz yüksek görünüyor. Şu an zaten Azerbaycan’da da satılıyor. Yurt dışı kanallarında da önceliği bu bahsettiğimiz takipçilerimizin bulunduğu ülkelere vermeyi hedefliyoruz.IMG_20140717_004427

Pisi Shoe pratik bir ürün. Uzun vadede, bu pratikliğin devamını sağlayacak ve kadınların hayatı kolaylaştıracak farklı ürünler de geliştirmeyi düşünüyor ve üzerinde çalışıyoruz. Yeniliğin ve tüketiciye sunulan kolaylığın verdiği heyecan, ilk günden beri en önemli motivasyon kaynağımız ve öncelikli hedefimiz de bu heyecanımızı koruyabilmek.

  • Pisi Shoe’nin hedef kitlesi nedir? Hangi kesime hitap ediyor?

Hedef kitlemiz öncelikle topuklu ayakkabı giymeyi seven ve bunun bir süre sonra acıya dönüştüğünü düşünen tüm kadınlar. Özellikle bir yaş aralığı belirtmek pek doğru olmaz. Topuklu ayakkabı acısına maruz kalan ve yine de onlardan vazgeçemeyen, hem şık hem de spor tarzı bir arada kullanmayı tercih eden tüm kadınların Pisi Shoe tutkunu olacağına inanıyoruz.  Pisi Shoe markasını, en yüksek kaliteyi en uygun fiyata sunacağı bir çizgide tutmaya kararlıyız.IMG_20140724_121806

  • Tasarımları siz mi, yapıyorsunuz yoksa tasarımcılarınız var mı?

Tasarımlar üzerinde Annem Dilek Karaarslan, Abim Mert Karaarslan ve Nubar Özperçel ile birlikte çalışıyoruz. Birbirimizi tamamlayan şahane bir ekip olduk diyebilirim. Model eskizini ben hazırladım. Üretim sürecinde de tüm ekibin emeği var. Kullanıcıların görüşlerini ve sezon trendlerini takip ederek en faydalı modeli çıkartıyoruz.

IMG_20140717_205216Halihazırda çalıştığımız özel bir tasarımcı yok. Gelecek planlarımız ve elbette Pisi Shoe fanlarının talepleri doğrultusunda tasarımcılarla iş birliği konusuna sıcak bakıyoruz. Bizim gibi Pisi Shoe markasına tutkuyla bağlanıp, özel fikirlerini bu marka çatısında hayata geçirmek isteyen tasarımcıların tekliflerine ise kapımız her zaman açık.

  • 2015 koleksiyonunda neler var?

2015 moda trendlerine baktığımızda, özellikle fotoğraf baskılı tasarımların ön plana çıkacağını görüyoruz. Bu akımı Pisi Shoe markasına da entegre edeceğiz. Kullanıcıların kendilerine özel bir Pisi Shoe tasarlamasının heyecan vereceğine eminiz. Işıltı da yeni sezonun vazgeçilmez trendleri arasında. Göz kamaştıran  pırıltılı kumaşlar, altın ve gümüş detaylar 2014’te olduğu gibi 2015’te de baş tacı olacak gibi görünüyor.

  • Talep nasıl, istediğiniz gibi mi?

Ocak 2014′ten bu yana bizi daha da cesaretlendiren ve yaratıcılığımızı artıran çok güzel geri dönüşler aldık. Ürünlerin satışının başlamasından bu yana çok kısa bir zaman geçmiş olmasına rağmen ilgi hayli yüksek ve hatta Pisi Shoe müdavimleri de var. Yaz aylarında düğün sezonunun açılmasıyla markamız daha çok dikkat çekmeye başladı. Gelinlere özel tasarlanan kupür dantelli veya düz beyaz üzerine gelin damat tokalı Pisi Shoe’lar şu an en çok tercih edilen modellerimiz arasında yer alıyor. Özel sipariş üstüne, gelin ve damadın fotoğraflarından oluşan bir Pisi Shoe da tasarlayabiliyoruz. Aynı zamanda “Bu düğünde oturmak yok” diyen misafirlerinin de rahatını düşünen zarif gelinlerin tercihi tabansız özel üretim Pisi Shoe’lar da revaçta.10441328_546283685499697_1474972757941031050_n

  • Siz hem KAGİDER proje koordinatörlüğünde çalışıyorsunuz hem de kendi işiniz var, ikisini bir arada nasıl yürütüyorsunuz?

Planlı çalışma ve güçlü bir ekiple başarılmayacak hedef olmadığını düşünüyorum. Hafta içi her gün KAGİDER’deki görevlerime konsantre oluyorum her akşam da Pisi Shoe ekibiyle toplanıp  günlük değerlendirmemizi yapıyoruz. Hafta sonlarımı da Pisi Shoe’ya ayırıyorum. Yorulmuyorum diyemem fakat emek verilmeden başarıya ulaşmanın mümkün olmadığını da biliyorum. Ayrıca Pisi Shoe markasının temelinde benim şahsi bir ihtiyacım üstüne gelişen bir fikir olduğundan aynı zamanda çok içselleştirdiğim bir çalışma ve bu da yorgunluğu neredeyse unutturuyor diyebilirim.

  • KAGİDER’de görev yapmanın size ne gibi bir avantajı var?

KAGİDER’i kendim için bir okul olarak görüyorum. Beni geliştiren, farkındalığımı arttıran. Aynı zamanda kadın girişimciler için bir mentorünün olmasının çok değerli olduğunu biliyoruz. Benim KAGİDER’de birbirinden başarılı 304 mentorum var. Birebir girişimcilerle bir arada olmak, başarılardan veya başarısızlıklardan ders almak önemli bir kazanım.

IMG_6296

  • Peki, başarının sırrı nedir?

Steve Jobs’un Stanford Üniversitesi’ndeki konuşmasını izlediğimde, beni en çok etkileyen cümlesi “Noktaları ileriye bakarak birleştiremezsiniz, ancak geriye bakarak birleştirebilirsiniz” olmuştu. İnsanın kendinde bulduğu şey her zaman onu en çok etkileyen oluyor. Üniversiteye başladığımda ve iş arama sürecimde önüme çıkan fırsatlar veya aldığım olumsuz yanıtlar çalışmaya başladığımda anlam kazandı. Steve Jobs’un değimiyle geriye bakarak noktaları birleştirdim. Bu nedenle başta vazgeçmemek olmak üzere açık iletişim, içtenlik ve kolektif beyin gücünün yanı sıra sosyal sorumluluk bilincine sahip, duyarlı olmak olarak sıralayabilirim. Genelde dertleri paylaşmakta çok cömert, başarıları paylaşmaktaysa çok cimriyiz. Başarıları paylaşacak yüce ruhlu insanları bulmanın da kıymetli olduğunu ekleyebilirim.

  • Aile kavramı deyince ilk akla gelen nedir?

Benim aklıma ilk “Diğergam Olmak” geliyor. Kendi mutluluğundan önce başkalarının mutluluğunu düşünen, başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önünde tutan insanlardan oluştuğunu düşünüyorum. Ailemizde olan kuvvetli bağın sırrı bu.

Aile deyince kan bağıyla sınırlayamıyorum ben. Bu özelliğe sahip insanlarla bir aradaysanız onlar zaten sizin aileniz olmuştur.

  • Pekii keyifli sohbetiniz için çok teşekkürler… Son olarak söylemek veya eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Pisi Shoe hakkında daha detaylı bilgi almak veya bizlere ulaşmak isteyen olursa sosyal medya hesaplarımızdan veya web sistemiz üzerinden bize ulaşabilirler.

http://pisishoe.wix.com/pisishoe

www.facebook.com/pisishoe

www.twitter.com/pisishoe

Instagram: @pisishoe

 

 

Armut.com;Hizmet Piş Ağzıma Düş

basak-taspinar-degimBahar ile ilgili çok önemli haberi 8 Ağustos’da yazmıştım. Aradan çok az bir zaman geçti,    Türkiye’nin Gelecek Vaat Eden Kadın Girişimcisi: Başak Taşpınar Değim oldu. Kendisini tanımak isterim diye yazmıştım, evet neticelerin açıklandığı gün gördüm, tebrik ettim. Nasıl başladı, nasıl başardı dinledim.Çok farklı yepyeni bir işle, çok güzel gelecek günler onları bekliyor, tebrkler, tebrikler defalarca…
Fark yaratan girişimcilere destek veren ve dünyada 23 ülkede faaliyet gösteren Endeavor’un düzenlediği Endeavor Uluslararası Seçim Paneli’nde Türkiye’yi temsil edecek olan girişimlerden biri Armut.com oldu. Armut.com kurucusu Başak Taşpınar Değim, bir kadın girişimci olarak, New York’ta düzenlenecek etkinlikte Türkiye’nin temsilcilerinden biri olacak.Harika bir haber, okur okumaz ben de Armut.com’u ve sevgili Başak Taşpınar Değim’i tanımak istedim. Çok güzel bilgilere, röportajlara ulaştım.Hemen en beğendiklerimi sizler için paylaşıyorum. Siz de mutlaka ilgileneceksiniz diye düşünüyorum. Armut.com;her zaman hepimize lazım olan bilgilere çok kolay ulaşmamızı sağlıyor,
Toplu
Biz de evde yapılacak bir tadilat için yazışmaya başladık, bile.Başak, çok güzel bir fikirle yola çıkmış, gerisini okuyun , siz de bana hak vereceksiniz….
images (10)

Duygu Eren’in 08.10.2013de Sabah Gaetesin’de çıkan güzel röportajı ile;

2011 yılında “Hizmet piş, ağzıma düş.” sloganıyla yola çıkan Armut.com, hizmet sektöründeki en önemli açıklardan birini, en iyi hizmet vereni müşteriyle buluşturma sorununu tamamen çözüyor. Çeşitli dallarda uzman 25.000 profesyonelin üye olup, hizmet sunduğu Armut.com sayesinde KOBİ’ler İnternet ile tanışmış oluyor.

İnternet alışveriş yaparken en cazip ürünü bulmanıza yardımcı olacak sitelerden Armut.com’un hikayesini Başak Tanpınar Değim, Duygu Eren’e anlattı.

Türkiye’de hizmet sektörü; talep yüksekliği ve kaliteli arz eksikliği açısından oldukça cazip ve ilgi gören bir alan. Fiyat ve rekabetin yoğun olduğu ve bunların ölçümlenmesinin zorluğundan dolayı müşteriler açısından da” acaba değerinin çok mu üzerinde ödüyorum” korkusu çoğu zaman yaşanmakta. Bugün okuyacağınız girişim hizmet sektörünün belirli kollarında fiyat karşılaştırması yapmanızı sağlayan online bir platform. Armut.com’a girip ihtiyacınızı yazdığınızda size gelen tekliflerden birini seçip, teklif sahibiyle anlaşıyorsunuz. Müşteriyle satıcıyı bir araya getiren armut.com’un başarı hikayesini ve sunduğu hizmetleri kurucusu Başak Tanpınar Değim’le konuştuk:

Eğitiminizi öğrenebilir miyiz? Bu işe başlamadan önce iş hayatında tecrübeniz oldu mu, nerelerde çalıştınız?

2000 yılında Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldum. Ardından Koç Üniversitesi’nde burslu MBA yaptım ve bu sırada Istanbul Coca Cola ofisinde pazarlama departmanında yarı zamanlı çalıştım. 2002 yılında ikinci bir yüksek lisans programı için Amerika’ya gittim. Nielsen ve Revlon firmalarında yöneticilik yaptım. Tabii bu arada evlendim, bir de oğlum oldu. O doğduktan sonra el öpmeyi, bayramları öğrensin, ailesini tanısın, buralardan kopmasın istedik ve 2010 yılında o henüz birkaç aylıkken eşimle Türkiye’ye kesin dönüş yapmaya karar verdik. Kısa bir süre Koç Holding’e bağlı Tat’ta Tat ve SEK markalarının ürün yöneticiliğini yaptıktan sonra armut.com’u kurmak için işten ayrıldım.

Bu işe başlama fikri nereden geldi ve nasıl gelişti?

Türkiye’ye dönüş yaparken yaşadığımız taşınma süreci bizim için zor ve zahmetli bir süreçti. Kısa bir sürede birçok konuda hizmet satın alma ihtiyacım oldu: evden eve nakliyatçı, temizlikçi, boyacı, marangoz ve tamirci. Ancak, kaliteli hizmet verenlere ulaşmakta çok zorlandım. Bu kişilere internetten pratik bir şekilde ulaşmanın bir yolu olmalı diye düşünürken armut.com fikri doğdu.

Ne kadar sermayeyle ve nasıl bu işe başladınız?

Aslında ben pazarlama kariyerimden memnundum, son çalıştığım markalar da küçüklüğümden beri tanıyıp sevdiğim Türk markalarıydı ve bu bana büyük bir manevi mutluluk veriyordu. Ancak, ben memlekete dönerken kendi işimi yapmayı kafama koymuştum, ve aslında hayalimi erteliyordum. Oğlum bir nefes problemi nedeniyle 2011 başında iki gece hastanede kaldı. İşte bu tecrübe benim için bir dönüm noktası oldu. Hastaneden döndüğümüz akşam eşime ertesi gün istifa edeceğimi ve hayalimin peşinden gideceğimi söyledim ve girişim maceram da bu şekilde başladı. Bu işe kendi birikimlerimden 50.000 TL’lik bir sermayeyle, ofis olarak Çekmeköy’deki evimizin bir odasını kullanarak başladım. İlk iş ekip kurmaktı. Sıfırdan başlayıp da elinizde sadece bir fikirle ekip kurmak kolay bir iş değildi. Uzun süre görüşmeler yapmışlığım var. İnsan psikolojik olarak bu süreçten çok etkileniyor, ama bu sırada hiç yılmamak gerekiyor. Fikre inanarak ilk katılan ve hala beraber çalıştığım Erhan (Kocabaş) oldu. Ardından Eda’nın (Kanbak) katılması ile küçük bir ofise geçtik. Harcamalarımızı hep düşük tuttuk. Üç bin hizmet verene ulaştığımız gün bile hepimiz tek bir oda da çalışıyorduk ve tek bir telefon hattımız vardı. İşlerin iyi gittiğini gördükçe, kendi kişisel birikimlerimden işi desteklemeye devam ettim. Aramıza sonradan katılan Esra (Emiroğlu) ve Şebnem (Alpaylı) ile beraber beş kişiye ulaşmış durumdayız. Kısa sürede de on kişiye çıkmayı planlıyoruz. .

Markanızın ismi nereden geliyor?

Hizmet almayı ‘armut piş, ağzıma düş’ kadar kolaylaştırmak istiyoruz. İşimizi seven ve çok eğlenen bir ekibiz. O yüzden markanın adını armut, sloganı da “hizmet piş ağzıma düş” koyduk. Markayı ve sloganı duyduğunuzda o an biliyorsunuz ki bu markada kolaylık, gençlik ve eğlence var. Ciddiyet ve bürokrasi yok. Markamızın ismi tahminimizden etkili oldu. Kime “armut’ta çalışıyorum” desem, önce bir gülümseme, ardından da merak ve sorular geliyor. Kim böyle bir marka istemez ki?

İşe başlarken finansman veya rehberlik anlamında destek gördünüz mü?

Finansal olarak destek almadım, ancak rehberlik olarak çok destek aldım. Ancak bu süreçte öğrendiğim şu oldu: İlk önce rehberlik almanız gereken kişiler müşteriler. Çünkü; herkesin verdiği rehberlik kendi tecrübesinden geliyor ve kimi zaman tavsiyeler çelişiyor. Ancak, müşteri her zaman ne istediği konusunda çok net. Ben de ana rehberim olarak müşterilerimi aldım. Ancak iş ilerlerken takıldığım noktalarda destek aldığım ve bir kahve içmek için rahatsız ettiğim akıl hocalarım var.

İşinizde sizin için dönüm noktası sayılabilecek bir zaman dilimi veya yardım eden kişi oldu mu?

Bu soruyu ne zaman sorsanız, hep geride kalan birkaç hafta bize dönüm noktası gibi geliyor. Hemen her hafta önemli gelişmeler yaşıyoruz. Şırnak’tan gelen ilk işimizi kazanmamız ve beş yıldızlı değerlendirme almamız, Armut.com sayesinde kızını dershaneye yazdırdığını öğrendiğimiz Ayşe Teyze’miz, Serdar Kuzuloğlu’nun bizim hakkımızda attığı tweet ile trafiğimizin fırlaması, bize ortak olmak istediklerini söyleyen yatırımcıların ilgisi bize hep dönüm noktası gibi gelen anlardı. Bize en çok yardım edenler armut.com’un hizmet verenleri olmuştur. Burada hepsinin isimlerini belirtmem mümkün olmasa da, işlerini en iyi şekilde yapmaya çalışan, müşterilerine gözü gibi bakan ve armut.com’u eşlerine dostlarına tavsiye eden hizmet verenlerimizin sayesinde bugünlere geldik. Hepsine buradan selamlar, saygılar gönderiyorum.

Şu an markanızın yönetimini nasıl yapıyorsunuz?

Şu an marka yönetimi benim üzerimde. Başlangıçta marka konumlandırmasını oluşturabilmek için aynen kurumsal bir şirketteki gibi bir özet rapor hazırladım. Sonra bu dokümandan yola çıkarak logo tasarımını yurtdışından bir internet sitesinde tasarım yarışması açarak geliştirdik. İlk sayfa düzenimizi de ajans geçmişi olup serbest çalışan bir tasarımcı ile birlikte yaptık. Reklam bütçemiz henüz oldukça limitli ve yine genelde internet üzerinden reklam vermek için kullanıyoruz.

Bu noktaya gelmenizin kısaca hikayesi nedir?

Ekibim ve ben 15 Kasım 2011 günü arkadaşlarımıza ve tanıdıklarımıza e-posta ve sosyal medya aracılığı ile armut.com’u açtığımızı haber verdik ve o günden beri site 50.000’e yaklaşan üyesine yüzlerce hizmet kategorisinde hizmet sunuyor. Ağırlıklı olarak ev içine gereken işlerdeki ihtiyaçlara cevap versek de ara ara dedektiflik ya da Japonca dersi gibi ilginç talepler de alıyoruz.

Markanızı şu an nasıl kendi sektörünüz içinde, rakiplerinize göre nasıl konumlandırırsınız?

Armut.com size Teklif Rekabeti sayesinde çok seçenek ve uygun fiyatlar, Müşteri Yorumları sayesinde en iyi hizmet verenleri seçme şansı veriyor. Üstelik bunu yapmak için tek yapmanız gereken, ihtiyacınızı birkaç soruda anlatmak. Size birkaç saat içinde teklifler ile geri dönüyor, hizmet verenleri kalite ve fiyat olarak karşılaştırma fırsatı veriyoruz. Üstelik bu hizmetimiz size ücretsiz. Eğer büyük bir şehirde yaşıyorsanız ve usta, iç mimar, tadilat, nakliye, temizlik, fotoğraf ve web sitesi yaptırma gibi her türlü hizmet ihtiyaçlarınız için armut’u ücretsiz kullanma şansınızı kullanın.

Gelecekte nasıl büyümeyi hedefliyorsunuz?

Her şeyin başı, insanların ihtiyacını en doğru şekilde karşılayabilen bir ürün ortaya koyabilmek. O nedenle bizim ekip olarak en önemli hedefimiz, verdiğimiz müşteri tecrübesini yapabileceğimizin en iyi seviyesine getirebilmek. Şu an elimizdeki limitli kaynağı çok iyi değerlendirerek armut.com’u belirli bir noktaya getirdik. Bundan sonra da odaklandığımız coğrafyaları ve meslek kategorilerini arttırmakla başlayan birtakım adımlar atmayı planlıyoruz.

Bir iş gününüz nasıl geçer?

Sabah 6:30’da kalkıyorum ve çocukları hazırlıyorum. Ardından ofise kendimi atıp, bir sabah kahvesiyle email kontrolü yaparken güne başlıyorum. Günün devamı işin ihtiyacına göre çok farklılık gösterebiliyor. Bazı gün ofisin muhasebe işleri için muhasebeciye veya vergi dairesine gitmek, başka bir zaman müşteri ihtiyacı için beyin fırtınası yapmak, bir başka zamanda da performansımızı değerlendiren analizler yapmak gerekiyor. Bir internet sitesi olduğumuz için bazen gerçekten çok ilginç şeyler başımıza geliyor. Örneğin geçen hafta ben bir toplantıya gittiğimde ofisin kapısı çalmış ve bir nakliye şirketi sahibi ve yanında bir arkadaşı ‘Biz sizi internette gördük, siz gerçek misiniz?’ diye bizi kontrole gelmişler, sonra ikna olup işlerine geri dönmüşler tabii.

Sektörünüz, Türkiye’de sizce nereye gidiyor?

Türkiye’de internetin cep telefonu gibi mobil araçlar üzerinden kullanımı artıyor. Bu da mobil alanda gerçekleşecek inovasyonlar için bir fırsat. Örneğin, bizim ustalarımızdan bir kısmı da gün içinde hep hareket halinde olduklarından sırf armut.com’daki işlere hızlıca teklif verebilmek için akıllı cep telefonu aldılar. Mobil dışında da google glass gibi yepyeni teknolojiler hayatımıza girmeye başlayacak. Dolayısıyla daha da ileride gözünde gözlüğüyle müşterilerine ulaşan nakliyeciler fikri çok da uçuk bir hayal olmayabilir.

Kendinizi hangi platformda gösteriyorsunuz?

Armut.com, Facebook, Twitter ve Pinterest’te bulunuyor, bir de armut.com blogumuz var. Her şeyi küçük bir ekiple yaptığımız için hepsine hakkıyla yetişemiyoruz belki, ama sosyal medyada ilerleyen zamanda çok daha aktif varlık göstermek istiyoruz. Facebook ve Twitter paylaşımlarımız genelde üyelerimize müşteri ilişkileri konusunda yardımcı olmak, faydalı konularda bilgilendirme yapmak ve ofisimizde yaşadığımız ilginç anları paylaşmak üzerine. Pinterest hesabımızda ise özellikle dekorasyon alanında fikir vermek amaçlı paylaşımlarımız var. Evini değiştirmek isteyenlere şiddetle tavsiye ederim!

Sizin girişimcilik alanında açık olarak gördüğünüz sektörler nereler?

Gündelik hayatta insanların hayatını kolaylaştırıp onlara değer katacak her türlü fikrin önü bence açık. Siz de kendinize sorun: Hangi sektörlerde zorluk ve problemler görüyorsunuz? İşte orada size girişimcilik fırsatı var.

Gelecekle ilgili kendi hayaliniz ve stratejiniz nedir?

Uzun vadede armut.com’un hizmet alanında bir numaralı ‘lovemark’ olmasını istiyorum. Şu an neredeyse tamamı internet dışında dönen bir sektörü online’a çevirmek için çalışıyoruz. Daha bundan birkaç yıl önce internetten kıyafet ya da yemek siparişi vereceğimiz aklımıza bile gelmezdi. Bu şekilde baktığımızda hizmet sektörünün de önümüzdeki yıllarda internet üzerindeki varlığının artması ve armut’un bu alanda şu an olduğu gibi liderliğini sürdürmesi benim armut.com ile ilgili en büyük hayalim.