Mimoza ve Fikret Alphan

Bodrum’da çok sevdiğim bir restorant, herkesin gönlünde taht kurmuş bir yer,uluslararası üne sahip, dünyanın her yanından müşterileri var.Herkese mutlaka gidin dediğim çok şık, farklı,bulunduğu yere değer katan bir adres.Mimoza – Gümüşlük.

mimoza1

Bazıları pahalı bulabilir, neye göre, nereye göre pahalı, düşünmek tartmak lazım. Bodrum’daki çoğu balık lokantası ile aynı fiyatlarda. Tabi ki normalin üstünde. Ama aldığınız hizmete, bulunduğunuz ortama değer.Benim için hep Bodrum klasiği.

mimoza-balc4b1k

Mimoza; Gümüşlük’te deniz  kıyısına inince sağ taraftaki deniz  kenarındaki restorantların en sonunda yer alıyor, gün batımına doyamayacağınız, olağanüstü bir yer. Özellikle balıklarıyla ve deniz mahsulleriyle ünlü. Gitmeden rezervasyon şart, sezonda birkaç gün önceden ayırmak gerekebilir.Kimine göre büyülü, kimine göre Bodrum’un en romantik köşesi, kimine göre Bodrum’un incisi, ruhu… Bana göre hepsi.

thumb_600

Mimoza’da kahve, likör ve badem ile  begonviller içinde ikram ediliyor.

Benim bu gün sezon bitmişken  Mimoza’yı yazmamın nedeni ise sahibi, girişimcisi. Ünlü liderlerin, sanatçıların, iş adamlarının da  uğrak mekanı olan Mimoza’nın başarısı; sahibi, iş adamı Fikret Alphan’a ait. Çok özel  bir girişimcilik hikayesi var.Bodrum Gümüşlük’te kendinizi rüya aleminde gibi hissettiren  Mimoza’nın sahibi her zaman mekanında, müşterilerini konuk gibi ağIrlıyor.Çalışanlar da çok candan farklı.  Fikret Alphan 30 yıl önce memleketi Ağrı’dan kalkıp Gümüşlük’e çalışmaya gelmiş. Burada bir süre inşaatlarda çalışmış. Daha sonra burada bulunan çeşitli mekanlarda 17 yıl lokantalarda komilik ve garsonluk yapmış. Tam pes edip memleketine dönecekken bulduğu bu mekanı cennete çevirmiş.Böyle bir mücadele sonrası Mimoza’yı yemekleri, ortamı, sunumu ve müzikleriyle çok özel, dünyaca ünlü mekana çevirmek, istikrarlı devam etmek, bu ünü, ismi korumak çok önemli. Fikret Alphan gerçekten çok başarılı bir girişimci.çok büyümeden markasını korumak devam ettirmek istiyor. Kışın kapatıyorlar.

thumb_600 (1)

Mimoza’nın ünlü peynirli karidesli salatası

Mimoza ile yazılacak çok şey var. Adını aldığı mimoza ağacı, kahveye kadar her konuda çok özel sunumları, çok ünlü yemekleri, mehtaplı gecelerİ, gün batarken kendinizi masal dünyasında hissetmeniz, deniz içindeki su kabağından fenerlerle gerçekleştirilen  ışık oyunları,hepsi insanı hayaller, masallar, rüyalar alemine  götürüyor.

Ffikret210813

Forbes dergisinin açıkladığı dünyanın en zengin 37’nci iş adamı Meksikalı Ricardo Benjamin Salinas Pliego, müdavimi olduğu Bodrum Mimoza’nın sahibi Fikret Alphan ile, Mimoza’da .Ricardo Benjamin Fikret Alphan’a Meksika bir restorant açmak  için ortaklık da teklif etmiş. 

Ama ben bugün özellikle Fikret Alphan’ı kutlamak alkışlamak için Mimoza’yı yazdım, Bodrum’da başarılı olmak, klasik olmak, marka olmak kolay değil, hatta çok zor…sevgiler, sevgiler…

“Herkes Bir Gün İletişimi Tadacak”

Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği İpra Başkanı Zehra Güngör‘ün    Finans Dünyası’nda kapak olan yazısını paylaşıyorum.Her satırı çok değerli bir yazı olmuş, hepsini hemen okuyacak vaktiniz yoksa mavilerden başlayın, diyorum.Ben de aşağıda öncelikli bir iki paragrafı başa aldım, sonra tüm sayfaları koydum. İçimizi karartan, çok zor günler yaşadığımız günlerde böyle bir yazıyla güne başlayabildiğim  için  kendimi bir nebze daha umutlu iyi hissedebildim.Hem özel ilişkilerimizde, hem siyasi ülkeler arası, tüm toplumsal ilişkilerimizde ihtiyacımız olan, çözüm olacak anahtarlar var.Teşekkürler Zehra‘cım, teşekkürler canım…

Empati ve Sempati

“Empatinin bütün ilişkiler de geçerli olduğuna inanıyorum. Doğru ilişkiyi kuramıyorsanız, pozitif enerjiniz ve güler yüzünüz yoksa siz iletişim yapmayın. Karşınızdaki insan sizden aldığı enerji ile size geri bildirim yapıyor.Çünkü iletişimin kuralı bu.Eğer  doğru şeyi görmek, doğru şeyi duymak istiyorsanız, doğru olmanız lazım.Bu müşteri ilişkisinde, çalışan ilişkisinde, devletle halk arasında da ki ilişki de de  aynı şey geçerli.İnsanların sizin karşınızda kendini rahat hissetmesi gerekiyor.Bu nedenle empatiye önem veriyorum.Tabi bunun yanında sempati.”

Temel eğitimleri alıp üzerine iletişim okumamız gerekiyor.

Sevgili Zehra devam ediyor; “Her konuda iletişime ihtiyaç var, mutlaka herkes bir gün iletişimi tadacak.Ya da ; Herkes bir gün iletişimci olacak. bir gönderme yapayım.İletişimi beceremeyen iş yapamayacak.” diyor.

Finans Dünyası kapakŞeref Özgencil yazısıZG 2ZG 3

 

ZG 4ZG 5ZG 6

Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Göknur Atalay

Bu senenin Türkiye Kadın Girişimcisi Göknur Atalay

10702055_10152948503559311_8892205066237357427_n

Kendisini 25 Eylül akşamı sonuçlar açıklanıp sahneye çağrıldığında tanıdım.

Sevgili Göknur o gece kendisini anlatırken, hep sahnelerde olmak istedim, alkışlanmak istedim, ama sahnelere çıkamadım, hiç olmazsa alkışları alayım diyerek bizi kahkahalara boğdu.Bu sene Türkiye’nin  Kadın Girişimcisi Göknur Atalay’ı tekrar tekrar alkışlayalım.”Enerji deyince her noktasında bizi arayabilirsiniz diyor.” Bu çok özel, çok neşeli kadını ben de size aşağıda yazılanlarla onun tarzıyla,tanıtmak istedim. Flash, flash, flash.

 

2.inddgoknur.650pxgoknuratalayroportaji.1000px20120412154147288_0001

İpek Hanım Çiftliği-Pınar Kaftancıoğlu

2014-09-29
Sevgili Pınar yarışma günü kızı  İpek ve Garanti Bankası Genel Md. Yardımcısı Nafiz Karadere ile ödülünü aldıktan sonra...
İpek Hanım Çiftliğini duyduğum günlerde yazmıştım, yani 2012 Ocak ayında; o günlerden sonra hep de takipçisi oldum. Her hafta bana çok tatlı mailleri gelir,neler yaptı, neler yapıyor, anlatır, sevgili Pınar Kaftancıoğlu. Yarışmaya girdiğini de o maillerden öğrenmiştim. Benim için hep süper girişimci oldu. Çevresi için efsane oldu. İyi ki yarışmaya da katıldı, kendisini tekrar  kutluyorum. Sevgili Pınar o günlerden bu güne işini çok daha büyüttü, çalışanları arttı. Ama o hep aynı kaldı, mütevazi, çalışkan, zor nedir bilmeyen, keyifle neşeyle çalışıp yoluna devam eden. O günlerde yazdığım yazımı tekrar paylaşıyorum. Bu senenin Çevresinde Fark Yaratan Kadın Girişimcisi olarak…
Çok keyifli bir girişimcilik öyküsü

Www.ipekhanim.com adresinde herşey çok güzel anlatılmış. Pınar Kaftancıoğlu’nun  şehirden kaçışı, doğa yaşamı, sonra da girişimcilik öyküsü çoğumuzun hayali. O da istemiş ve başarmış. Sevdiği mutlu olduğu yaşamı iş yaşamı haline de getirerek mutluluğunu kat kat artıranlardan. Bize de sipariş vermek kalmış. Her alan çok memnun. Sürekli basında hakkında yazılar, övgüler çıkıyor,herkes fısıltı gazetesi ile birbirlerine anlatıyor, tavsiye ediyor. Hem öyküyü okuyun hem sipariş verebilesiniz diye bende sizlerle paylaştım. Ayşe Arman’da da  çok güzel bir röportajı çıkmıştı. Pınar Kaftancıoğlu, çok özgür ruhlu bir kadın. Aklına koyduğunu gerçekleştirmek için ne gerekiyorsa yapıyor, sınır tanımıyor. Neticesi başarı,huzur, mutlu ve arzu ettiği yaşam.

Minik İpek hanım bamyalarla

Webe girerek Pınar Kaftanoğlunun hikayesini okuyabilirsiniz.Pınar hanım Çiftliğinede kızının adını vermiş.

Aşağıda Pınar Kaftanoğlu’nun kendi  ağzından anlatımı var.
Dört sene öncesiydi sanırım. Nazilli’deki su fabrikasının satışından hemen sonraki günlerim… Baştan sona erkeklerin hakim olduğu bir sektörden galip çıkmış genç bir emekli kadın olarak evimde, her köşeye koyduğum divanlara uzanıyordum. Hayattaki yegane uğraşımın tavuklarım, kedilerim ve kızım olduğu günlerden biriydi. O günlerde sağ kolum, şu günlerde ise hem sağ hem sol kolum olan Ganimet Abla, bahçelerimizden biber ve patlıcan koparıp gelmiş, çardağın hemen altında iki tuğla bir de ızgara ile hazırladığı ocağı çalı çırpı ile tutuşturup gelecek misafirler için hazırlık yapmaya başlamıştı. Koca bir tepsi ocak kızartması hazırlandı. İkisi de ODTÜ’de profesör olan Yıldız – Mehmet Ecevit idi misafirlerim. Harikulade bir bahar akşamı hep birlikte oturduk çiftliğin bahçesine kurulan masaya. İpek için alınmış iki inekten sağılan süt ile hazırlanmış yoğurt, taş fırınımdan çıkan bir ekmek, bir de Ganimet Abla’nın hazırladığı Ocak Kızartması ile harika bir yemek yedik. Yıldız Hoca çatalını hangi sebzeye batırsa ”ayy ne lezzetli, ay ne muhteşem” sözleriyle neş’eleniyorduk. 🙂 Uzun uzun büyük şehirlerde dürüst gıda bulma sorunu hakkında konuştuk. 

Çevresinde Fark Yaratan Kadın Girişimci

2014 yılı Türkiye Çevresinde Fark Yaratan Kadın Girişimcisi İksir Sema Aydın.

29973_2

Bu sene bu kategoride iki ödül birden verildi, bunlardan biri İksir Sema Aydın oldu. Çevresinde Fark Yaratan Kadın Girişimcisi, yarışmanın en güzel, en anlamlı kategorilerinden biri. Çevre insanı çalışma imkanı buluyor, çevrenin güzelliklerine, değerlerine sahip çıkılıyor.İksir Sema Aydın’da çok özel kadınlardan biri, sermaye koyuyor, emeğini koyuyor. Kastomonu’nun Daday ilçesinde bir mucize gerçekleşiyor. Çevre insanları, çalışanlar çok memnun, duyanlar gidenler, çok mutlu, bu çok güzel projeyi weblerindeki tanıtımlarından aldım, paylaşıyorum. tebrikler İksir hanım, ellerinize, gönlünüze, sabrınıza sağlık. Ne kadar değerli bir iş yapmışsınız. En kısa zamanda görmek dileğimle, sevgiler, sevgiler…

 

Daday’da İksir Hanım mucizesi

daday03“Güzellikleri bazen bir tuvale yansıtmak, bazen bir fotoğraf karesinde ölümsüzleştirmek, bazen yürüyerek sakinleşmek, bazen atımızla dört nala dağlar, yaylalar arasında özgürce dolaşmak. Bazen de kayak keyfini sürmek. Böyle doğdu İksir Resort Town Daday Tesisleri” Kastamonu’nun Daday ilçesinde kurulu İksir Resort Town, kurumsal internet sitesinde böyle tanımlıyor kendini.

İksir Sema Aydın, üzerinde harap bir konak ve müştemilatı ile bir samanlık bulunan araziyi ismi gibi sihir kullanarak bir cennete dönüştürmüş. Konak, otantik görünümünü muhafaza ederek, modern bir konaklama tesisi; samanlık, tabaklarında her daim organik ürünler bulunan bir restoran. Müştemilatlar ise, yüzme havuzu, ek konaklama tesisi oluvermiş. Bütün bunlar da İksir Hanım ve eşinin süreç içinde 10 milyon dolarlık birikimlerini buraya aktarmasıyla gerçekleşmiş.

MEYVE SEBZELER ÇİFTLİKTEN, ŞARAP ÇATALCA’DAN

İksir Aydın’ın yarattığı cennette her şey doğal. Restoranda tükettiğiniz tüm sebze ve meyveler az ötedeki çiftlikten; içebileceğiniz en güzel şarap da, İksir Hanım’ın Çatalca’daki bağından geliyor. Üstelik, İksir Hanım o güzel aromalı sıvıyı kendi elleriyle yapıyor.

DADAY R (6)

MUTLAKA ATA BİNİN!

Yolunuz Daday’a düşerse, mutlaka İksir Hanım’ın tesislerine uğrayıp, lezzetli yemeklerin tadına bakmanın ardından atlarla tanışmayı da ihmal etmemelisiniz. Konaklama tesislerinin hemen yanında yer alan harada birbirinden güzel kısraklar barınıyor.  Binicilik Federasyonu ile ortak projeler geliştiriyorlar. Sertifikalı usta binicilerden kısa sürede ata binme eğitimi alabiliyorsunuz. Bunun dışında birkaç gün süren konaklamalı safarilere de katılabilirsiniz. Özetle söylemeliyim ki, hiç ata binmediyseniz ilçenin sakinliğiyle özdeşleşen eğitimli atlarla mutlaka birkaç tur atın! Gerçekten inanılmaz bir deneyim.

daday iksir

DOĞDUĞU YERE VEFA BORCUNU ÖDEMİŞ

Yeşilin her tonunu bulmanın mümkün olduğu Daday’ın havası, İksir Sema Aydın için de sanki zamanı durdurmuş. İki kız annesi, emekli bir matematik öğretmeni olduğunu söylese de, görüntü çok daha genç bir sureti yansıtıyor. Gerisini İksir Hanım’ın sözlerinden dinleyelim:  “Daday doğumluyum. Matematik öğretmenliğinden emekliyim. Uzun yıllar memleket dışında yaşadım. Babam memurdu sonra da kendi işim nedeniyle hep dışardaydık. Doğduğumuz yerle bağlarımız her zaman güçlü kaldı. Eşim yeminli mali müşavir, işleri de İstanbul’da. Daday’a otel projesini ben ve iki kızım şirket kurarak hayata geçirdik. Bölgeye büyük bir katma değer oldu. Biz şöyle düşündük; doğasıyla, tarihi, yerel kültürü, özgün mimarisi, gastronomisiyle bizim doğduğumuz topraklar çok özel bir bölge. Bunlar bozulmadan kalmış ve bunun tanıtılması, paylaşılması herkese fayda sağlar. O düşüncelerle , bölgenin mimari özelliklerine sahip bir konağını aldık. 1926 yılında yapılmış, çift girişli, sofaları, etrafında odaları, ocakları olan bir konak. Konakta 24 oda var. Diğer eklediğimiz bina ile tesisimizin tamamında 60 oda oldu. Samanlığı da yöresel lezzetleri sunduğumuz restorana çevirdik. Burada  yöresel lezzetleri sunuyoruz. Mutfağımızda sebze, meyve, yumurta ne kullanıyorsak kendimiz yetiştiririz. En meşhur yöresel lezzetimiz ise gelincik şurubumuzdur.”

DOLULUK ORANI ARTIYOR, HAVAALANI DOPİNG OLACAK

Yıllık doluluk oranının giderek yükseldiğini ifade eden İksir Aydın, “Yüzde 30’larla başladığımız günleri geride bıraktık. Şu an yüzde 50’lerin biraz üstündeyiz. Bir de havaalanının faaliyete geçmesiyle hem tesisimizin, hem de Kastamonu’nun güzelliklerini  daha çok kişi tanıyacak.  Dünyanın her ülkesinden ziyaretçi alıyoruz, bu sayının havaalanıyla birlikte oldukça artacağını umuyoruz” diye konuştu.

daday08

ÇATAK KANYONU VE SÜRPRİZ FİNAL

Kastamonu’nun şirin ilçesi Daday tam bir doğa müzesi konumunda. İstanbul’dan gelen 15 kişilik gazeteci kafilesiyle Çatak Kanyonu’nu gezmek üzere yola çıktık. Geçtiğimiz günlerde yaşanan fırtına bazı ağaçları devirmiş. Yolun kenarlarında o devrilen ağaçlar dizi dizi yatıyor ama hepsi özenle kesilmiş ve kullanıma hazır.

Ağaçların boyu ve ormanın sıklığı dikkatimizi çekiyor; 40-50 metreye kadar uzayan çamlar görmeniz mümkün. Aman diyoruz içimizden mangalcılar ile kundakçılar bu güzelliklere dokunamasın!

Kafile, rehber eşliğinde yola koyuluyor. Aslında rehbere çok da ihtiyacınız olmadığını fark ediyorsunuz sonradan. Çünkü, daha önce kanyonu keşfe çıkanlar, izlenecek yolu işaretlerle öyle güzel belirlemişler ki, o sık ormanda dahi kaybolmanız zor.

Patikada ilerlerken bazı bitkilerde tabelalar olduğunu görüyoruz. Henüz mantar mevsiminde değiliz ama yolda kuşburnu, kızılcık, ahlat gibi bitkilerle karşılaşıyoruz. Ama en çok, patika kenarında hiç meyve ağacının olmaması dikkatimizi çekiyor. Yaklaşık 3 kilometre yol yürüyoruz veeee yol bitiyor. Gördüğünüz manzara karşısında sanki diliniz tutuluyor. Çünkü, uçsuz bucaksız bir uçurum ve önünüzde küçük bir suyun aktığı manzarayla karşı karşıya kalıyor, ürperti ile şaşkınlık duygusunu bir arada yaşıyorsunuz.

MEDİL MAĞARASI                                                               

Öğleden sonraki durağımız ise Medil Mağarası oluyor. Yine doğa dostlarının işaret ettiği yollardan ve daracık bir patikadan ilerliyorsunuz. Fakat bu kez, sürekli çıktığınız yokuş, sizi nefes nefese bırakıyor. Mağaraya ulaştığımızda, hepimizde acaba yanlış mı geldik havası hakim. Çünkü, bir büyük kayanın dışında pek de bir şey yok. Rehberimiz, küçük bir deliği işaret ederek girişi gösteriyor. Ve uyarıyor, flaşlı çekim, yüksek sesle konuşmak yasak. Çünkü, binlerce yıl bozulmadan kalan bir yere giriyorsunuz ve bu hassasiyet çok da doğal.

İki gruba ayrılıyoruz; ben ilk gruptayım. Daracık bir yerden iyice eğilerek içeri süzülüyoruz. Aman Allahım, sanki birisi buzdolabının kapısını açık bırakmış, siz de içerdesiniz. Soğuk içinize işliyor sanki. Kaygan taşların ve sarkıtların arasından başınızı vurmamaya dikkat ederek ilerliyorsunuz. Artık nispeten geniş bir bölgeye geldik, ayağa kalkabiliyoruz.  Rehberimiz açılan bir çukuru göstererek, ‘Bakın gömü aramışlar’ diyor. Gerçekten epeyce derin bir çukur kazmışlar. Buldular mı, bilinmez ama binlerce yıldır korunan mağaraya zarar verdikleri kesin. Elimizdeki fenerlerin yardımıyla hızlı hızlı resimlerimizi çekiyor ve donmadan kendimizi dışarı atıyoruz.

kasabakoyumahmutbeycamii

MAHMUT BEY CAMİİ

Ertesi gün güzergahımızda Kasaba adlı bir köy var. Bu köyün özelliği 1366 yılında kimliği bilinmeyen bir mimarın ana gövdede tek bir çivi kullanmadan inşa ettiği ahşap bir camiye sahip olması. Girişteki yazıdan okuduğumuza göre caminin kapısı imitasyon. Çünkü, gerçeği Kastamonu Liva Paşa Konağı Etnografya Müzesi’ne taşınmış. Camiyi bize yapıyı korumakla görevli bekçi anlatıyor. Bekçi arkadaş, koruma görevinin yanı sıra, konusuna da oldukça hakim.

Çivi kullanılmadan bindirme tekniğiyle yapılan ve günümüzde de olası bir yangına sebebiyet vermesi için elektrik kullanılmayan Mahmut Bey Camii, başta Japonlar olmak üzere dünyanın birçok ülkesinden turistlerin ilgisini çekiyor. İçerde geniş gövdeli ağaçlar görüyoruz. Cami kubbesini bu ağaçlar tutuyor. Her ne kadar adı cami olsa da, kilise mimarisi dikkatimizi çekiyor. Demek ki, o yıllarda ister istemez etki altında kalmış mimar. Hiç çivi kullanılmadığı doğru değil. Çünkü, Minber, merdivenler ve diğer bağlantıların başka türlü tutturulması çivi olmazsa oldukça zor.

Dikkatimizi çeken en önemli noktalardan biri de, 14. Yüzyılda inşa edilmesine karşın, olası bir depremin rezonanslarının hesaplandığı bir teknolojiyle yapılması oldu. Binanın nirengi noktasına dönebilen iki demir boru konulmuş. Salınım nereden gelirse, yük diğer bölgeye aktarılıyor. Böylece bina dengesini muhafaza edebiliyor.

Selçuk ONUR – LOJİPORT/KASTAMONU-DADAY