Las Vegas Mucizesi… “Bugsy” nin hayatı

Ufuk Tarhan İle Olmak Çok İyi Geldi…

Geçtiğimiz hafta İstanbul’a gelir gelmez ilk işim arkadaşlarımla buluşmak hasret gidermek, sonrada sevgili Ufuk Tarhan‘ın konuşmacı olduğu toplantıya katılmak oldu…Ufuk Tarhan’ı seneler önce ilk dinlediğimde ve onu tanıdığımda çok etkilenmiş, sıkı bir fütürist olmuş, konuşması sırasında öğrendiklerimi hemen ilk toplantıda çalışanlarımla paylaşmış ve artık öngörü  değil uz görü raporları hazırlamamız gerektiğini paylaşmıştım…71846_3112014_15595953

Ufuk Tarhan  1995 yılında tesadüfen  bir fütürizm dergisi görüyor, kendine çok yakın buluyor, çok etkileniyor, ve kendisini o dünyanın içinde buluyor, sonra Türkiye’deki ilk Fütürizm  derneğini kuruyor. Ortadoğu mezunu ve teknolojiyi çok seven, o günlere kadar, bilişim sektöründe çok önemli görevleri başarıyla yapan Ufuk Tarhan böylece 40 yaşında sonra fütürist oluyor. 2006 da kendi şirketini kurarak fütürist girişimci oluyor. Fütürizm geleceği tasarlama olarak tanımlayan Ufuk Tarhan önce yeni Ufuk’u planlıyor. Ben daha önce de Ufuk Tarhan’ı anlatmış ve yazmıştım… Ama kendi anlatımı hep çok esprili …YENI-ASIR-UFUK-TARHAN-M-GEN-30_09_2012-2(1)

 

Geçen haftaki KAGİDER’deki sohbetinde yine bizi yerlerimize kitledi, anlattıklarını, merakla, heyecanla dinledik izledik. Gelecek günlere bizler nasıl hazırlan malıydık? gençler nasıl hazırlanmalı? şirketler kendilerini nasıl hazırlamalı? Gelecekte yaşam nasıl olacak? geçerli işler ne olabilir? En çok merak edilenler bunlar oldu…ve tabii yaşadığımız bu mutsuz günlerde gelecek tasarlamak da ne kadar  başarılı olacaktık. Sevgili Ufuk’un bütün cevapları şaşırtıcı, ama bir o kadar da  rahatlatıcı oldu…” Hepimiz mutluluğu arıyoruz, ama eskiden sanıldığı gibi, artık  başarılı olduğumuz için mutlu değiliz, mutlu olduğumuz için başarılıyız. Başarı; çok para kazanmak ya da çok güçlü olmak değil, işin sırrı başkalarını mutlu etmekte… “Sırf sen varsın diye bir başkasının iyi olması hali…kendin de dahil…” İyi ki varsın, İyi ki yaptın…dedirtebilmek, iyi eş, iyi anne, iyi dost olmak…Artık İyi İnsan Olmayı Yeniden Hatırlıyoruz…”

“Çok yakında radikal, keskin, dramatik bir dönüşüm geçireceğiz…Buna hazır olmamız lazım…Gelecekte neyi daha iyi yapabiliriz bunu düşünmemiz ve öğrenmemiz lazım… Bunu kendimiz öğrenerek, düşünerek de yapabilir, kendimizi yeniden tasarlayabiliriz, ya da yardım almalıyız. O zaman ben sizlere, ya da şirketlerinize  yol göstermeye hazırım.” diyor, ” Ufuk Tarhan…

Sevgili Ufuk’un en beğendiğim sloganı ise GELECEK GÜZEL GELECEK..Aşağıda kendi anlatımıyla fütürizmi özetlemesini ve  iki videosunu ekledim, sizler için… anlatılacak çok şey var, Geleceğin dünyasına hazır olabilmek için siz de Ufuk Tarhan’a kulak verin, takip edin, izleyin, okuyun, ya da danışın… Ben daha çok anlatmak istemiyorum…Herkesin kendi algılamasının çok farklı ve değerli olduğuna inanıyorum…

Ufuk Tarhan Fütürizmi aşağıdaki anlatımla özetliyor…imagesCA2UB9QW

“İş ve yaşam için olumlu gelecek tasarımına fütürizm ve bu tür bakış açısını benimseyenlere fütürist deniyor. Olumsuzluğa zaten herkes bakıyor. Biz fütürizmi olumlu gelecek tasarımı olarak kabul edip hayata bu şekilde bakıyoruz ve bunun da çoğalmasını istiyoruz. Gelecek algısı şu anda olumsuz. İnsanlarda büyük bir kaygı ve negatif hissiyat var. Oysa bu gelecek algısı değişebilir. şimdiye kadar, geleceği erken okuyan, geleceği tahmin edip, buna göre pozisyon alanlar mutlu, başarılı olur, deniyordu. Bu tarifte biz geleceğin karşısında edilgen bir konumdaymışız gibi bir algı vardı; oysa fütüristler geleceğe katlanmak zorunda olmadıklarını, geleceği tasarlayabileceklerini söylüyorlar. Eskiden bilgiye sahip olan, güce ve başarıya da sahip oluyordu, bugün bilgi herkes için çok kolay ulaşılabilir durumda. şimdi sibernasyon (Üretimde karar veren bilgisayarlı sistemlerin kullanılması) çağına girdik diyoruz ve burada yeni yaklaşımlar, yeni platformlar gerekiyor. O da uzgörüyle geleceği tasarlamaktır. Yani bilgiyi, insanlık için, evren için en iyi nasıl kullanabiliriz kısmına geçtik. En çoktan en iyiye, diye bir insanlık mottosu var artık. Çok para kazanmayı, çok yemeyi, çok giyinmeyi çözdük, bunları yapabilir hale geldik, ama mutlu değiliz; herkes bunalımda. Herkes bir arayış içinde ve bunun bizi iyi bir yere götürmeyeceğini görüyoruz. Hepimiz için en iyiyi keşfetme, yani çokluktan en iyiye geçme, bilgiyi nasıl kullanacağımızı bulma dönemindeyiz. Fütürizm bu dönemin en faydalı bakış açılarından biri olarak kendini ifade etmeye başladı.”

http://www.ufuktarhan.com/video/the-future-of-transportation-ulasimin-gelecegi

 

http://www.ufuktarhan.com/video/gelecegin-ofisi-office-in-the-future

Uber Mucizesi…

uber-taksi-ozel-arac-cagirmaLos Angeles‘da ki yaşamımıza bu sefer şimdiye kadar hiç kullanmadığımız  iki yeni değişik sistem girdi. Daha önceleri geldiğimiz de bu kadar uzun kalmamıştık. Ama zaten o dönemlerde bu sistemler de yoktu. Bunlardan ilki airbnb ile ev kiralama sistemi. Daha Los Angeles’a gelmeden aylar öncesinden airbnb sistemi ile beğendiğimiz evi kiraladık.Geldiğimiz de de son derece memnun kaldık. Daha önce Airbnb ile ilgili yazmıştım Tıklayarak ulaşabilirsiniz.Evin yeri, konumu, ev sahibimiz her şey internetten gördüğümüz, algıladığımız gibiydi. İlk evimizi çok sevdik, çok memnun kaldık, daha sonra daha büyük bir eve geçtiğimiz de de evimiz fotoğraflardaki gibiydi, ama evin ısıtıcısın da  sorun çıkınca, hemen evimizi değiştirebildik. Sistem bize her türlü kolaylığı sağladı. Hayatımıza giren ikinci önemli değişik uygulama ise Uber oldu. Daha önce sadece araba kiralayarak yaşanan California’da bu sefer böyle bir şeye ihtiyaç olmadığını gördük. Uzun mesafeli seyahatler döneminde  araba kiralasak da diğer zamanlarda sadece UBER kullanarak, her istediğimiz yere çok kolay, konforlu , güvenilir, ve taksiden çok daha ucuz bir şekilde ulaştık. Araba kullanarak gittiğimiz Las Vegas’da da hiç arabamızı otelin otoparkından çıkarmadık. Orada da UBER  rahatlıkla kullanıp daha rahat ettik.Benim de buraya gelince öğrendiğim sistemi önce telefonunuza indiriyorsunuz. Gitmek istediğiniz adresi cep telefonunda yazıyorsunuz. Size  ne kadar sürede varacağınız ve taksi tutarının ne kadar olacağı belirtiliyor. Arabayı seçtiğiniz anda arabanın kaç dakikada yanınıza varacağını görebiliyorsunuz. Arabanın hareketini cep telefonunuzdaki haritada takip ediyorsunuz ve araba sizi bulup geliyor.   Şoförün önünde duran cep telefonundaki uygulama en kısa yolu, şoföre ve size gösteriyor. Gideceğiniz yere varınca da , para vermeden teşekkür edip iniyorsunuz. Taksi bedeli, kredi kartınızdan düşüyor. Hem de taksi ücretinin nerede ise yarı fiyatına…ayrıca araba çeşitlerini belirliyorsunuz, kalabalık iseniz ve büyük araba isterseniz, seçebiliyorsunuz.  Ya da arabaya başka birini almasına izin verirseniz, onu da önceden bildiriyorsunuz, ya aynı yöne giden içinde birisi daha olan bir araba geliyor. Ya da giderken siz yolun üstünden birisini alıyorsunuz. Bu da fiyatı çok ucuzlatıyor. Tüm bunlar sistem tarafından organize ediliyor. Önceden her şey size yazılı bildiriliyor. Hiç sorun yaşamıyorsunuz. Bütün hizmetler sonrası  şoföre, arabasına, temizliğe, iletişime puan veriyorsunuz. Bu puanlara göre şöferler de değerlendiriliyor. Belirli bir puanın altında kalanlar ise işe devam edemiyorlar.Şoförler de paralarını Uber’dan  toplu olarak alıyorlar.

Uber Türkiye’de de başlamış,  önce İstanbul’da sonrada Bodrum’ da uygulama varmış.Hiç kullanmadım, bilmiyorum. Ama dönünce detaylı araştıracağım. Uber  kolay, pratik, istersen lüks, istersen ucuz taksi hizmeti veren çok faydalı bir sistem. Her ülkede yasalar ve ihtiyaçlara göre farklı uygulamaları var. Türkiye’de deniz taksi ve luks taksi ile başlamışlar. Çok akıllıca… Uber çalışanı olmak da çok avantajları kolaylıkları olan bir sistem. 2. iş olarak da değerlendirilebilinir. Sistemli ve düzenli çalışılırsa iyi paralar kazanılabiliniyormuş. Taksiciler için büyük rakip her ülkede bunun telaşı tepkisi var. Bizim için burada olmazsa olmazımız oldu. Bu harika  sistemin kurucuları da iki genç adam. Her kullandığımda ne harika ir iş başarmışlar dediğim bu iki genç girişimciyi sizlere de tanıtmak istedim. İyi pazarlar, sevgiler, sevgiler…

images (1)

Uber’i kim kurdu?

2009 yılının Mart ayında San Fransisco, California’da siftahını yapan Uber; Travis Kalanick ve Garret Camp tarafından kurulmuştur. Basında ismi daha çok gözüken ortak ve CEO olan Travis Kalanick; aynı zamanda Garret Camp ile beraber StumbleUpon’un da sahibidir.

Kuruluşu 2009 olarak kabul edilmesine rağmen Uber’in faaliyetlerine başlaması 2011 yılını bulmuştur. Aradan geçen 2 yıl boyunca Kalanick ve Camp ikilisi yazılım geliştirme, yatırımcı bulma gibi aşamalara odaklanmıştır. Nihayet 2011 yılında resmi olarak tanıtılan Uber; CEO olarak Ryan Graves’i işe alsa da kısa bir süre sonra CEO’luk koltuğuna kurucu ortaklardan olan Travis Kalanick geçmiştir.

1443627244403

‘İstediğiniz zaman istediğiniz yerde konforlu araç sağlama’ hedefiyle yola çıkan şirket, Ekim 2010’da melek yatırımcılardan 1.25 milyon topladıktan sonra kısa sürede büyüdü ve Şubat 2011’de Benchmark Capital’dan 11 milyon dolar yatırım daha aldı.

Kısa zamanda büyük beğeni toplayan Uber; 2011 yılı sonunda 44,5 milyon dolarlık sermaye elde etmeyi başarmıştır.

Uber’in dünyanın 330 şehrinde 1,1 milyon sürücüsü var. Firma yakın geçmişte Barack Obama’yı Oval Ofis’e taşıyan kampanyanın yöneticisi politik stratejist David Plouffe ve Facebook’u güvende tutan Joe Sullivan’ı işe alarak yönetim kadrosunu ‘rüya ekibe’ dönüştürmeye bir adım daha yaklaştı.

Bundan yalnızca altı yıl önce kurulan Uber, şu an dünyanın en değerli özel şirketi ve en hızlı büyüyeni olması da kuvvetle muhtemel. 50 milyar dolar değerlemeye, bunu yapabilen tek diğer girişim Facebook’tan üç yıl daha hızlı erişti. Uber yalnızca inanılmaz büyüme hızıyla değil, başlı başına temsil ettiği büyüme modeliyle de kendine hayran ediyor.

ubermap

Kısa zamanda büyük başarılar elde eden Uber; New York City, Washington ve Chicago ile başlamak üzere ABD’de yayılmaya devam etmiş; 2012 yılına yakşalırken de Paris hizmetiyle Avrupa’ya ayak basmıştır. 2015 yılının sonuna geldiğimizde ise Uber hizmeti 60 ülke ve 300 şehre ulaşmıştır.

Travis Kalanick ve Garrett Camp hakkında

1976 Los Angeles doğumlu olan Kalanick; çocukluğunu ve gençliğini burada geçirdikten sonra California Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği okumuş; buradan da onu Uber’e kadar götüren kariyerine başlamıştır. Genç yaşına rağmen 6 milyar doları aşkın serveti ile Forbes’un en zengin 400 Amerikalı listesinde 290. sıraya yerleşmeyi başarmıştır.

Konu ister dünyanın ilk P2P arama motorunu kurmak, isterse lider bir içerik aktarım sistemi geliştirmek olsun Travis Kalanick her sorunun bir çözümü olduğuna inanıyor. Önemli olan bu çözümü bulabilmek için fazlasıyla yaratıcı olmak. Uber’in San Francisco’daki küçük bir şirketten global ölçekli bir kuruluş olması için çok çalıştı. Kariyeri boyunca Travis aktif olarak yatırım yaptı ve hevesli girişimcilere tavsiyeler verdi. Ayrıca bir şekilde dünyanın ikinci en yüksek Wii Tenis skorunu da elde etmeyi başardı.

Garret Camp ise 1978 Kanada, Alberta doğumludur. Uber ile beraber Expa, StambleUpon gibi birçok girişimcilik tecrübesi ve bunların haricinde yatırımı bulunmaktadır.

Bir Düşün Peşinden…

Türkiye’nin Yılın Kadın Girişimcisi Yarışmasının 9 .yılında yılın sosyal girişimcisi ödülünü sevgili Zehra Sema Demir aldı. ff8d7f8ca7128ddae220b5c5653b2e16Bu sayede yine müthiş bir kadını tanımış olduk. Zehra Sema Demir’in yaptıkları, imkansız gibi görünen, bir düşün hayata geçmesinden, başka bir şey değil. Yine gözlerimizi yaşartan, gururlandıran harika bir proje, ve başarmaktan öte, yenileriyle devam eden çok değerli projeler..Ben bugün bu başarılı insanları, bizlerin de tanımasını sağlayan, Kagider, Garanti Bankası ve Ekonomist Dergisi’ne tekrar tekrar teşekkür etmek istiyorum. Her sene yepyeni mucize gibi hikayelerin kahramanları ile tanışıyoruz. Çok onur duyacağımız, bir sosyal girişimcilik hikayesi ve mucizeleri gerçekleştiren Zehra Sema Demir’in hikayesi de bunlardan biri…Okuyun, seyredin siz de hak vereceksiniz.

sema-demir1

Zehra Sema Demir, kültürümüze sahip çıkma ve onu gelecek kuşağa aktarma tutkusuyla Yaşayan Müze projesini gerçekleştiriyor.

Hacettepe Üniversitesi Türk Halk Bilimi Bölümü öğrencisiyken kültürel çalışmalar üzerine aldığı eğitim sırasında müzelere ilgi duyuyor. Bu dönemde, insanın kendi kültür değerlerini tanımasının, sevmesinin önemini anladığını söylüyor. İnsanların birlik ve beraberlik içinde yaşayabilmeleri için yaşadığı toplumun kültürünü, sanatını, tarihini bilmesi gerektiğini düşünüyor. Üniversiteden mezun olduktan sonra bir lisede Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapmaya başlıyor.

Bu dönemde Avrupa’da klasik müzeciliğin yanı sıra yerel kültürü tanıtmaya yönelik vitrin ve etiketlere bağlı kalınmadan yapılan müzecilik çalışmalarının varlığından haberdar oluyor. Kurulduğu ülkenin başta mimarî çeşitliliğinin ve endüstri öncesi gündelik ve törensel hayatının gösterildiği bu müzelerde klasik müzelerden farklı sergileme teknikleri kullanılıyor. Bu tür bir müzenin Türk ziyaretçisini kendine çekmede daha başarılı olacağını düşünüyor ve Türkiye’de böyle bir müze yaratmak istiyor.

“Yaşayan Müzenin en önemli misyonu kültürel mirasımızı özüne sadık kalarak ve dünya müzecilik ilkelerini de içselleştirerek sergilemek ve tanıtmaktır.”

Zehra Sema Demir Bilkent Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışırken Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Halk Edebiyatı kürsüsünde doktora programına girmeye hak kazanıyor.

Aynı dönem Yaşayan Müze projesini kabul ettirecek bir kurum ararken 1999 yılında Beypazarı Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile yaptığı görüşme çok olumlu geçiyor ama uzun bir süre geri dönüş alamıyor. 2006 yılında Beypazarı Belediye Başkanı Mansur Yavaş’tan projenin kabul edildiğine dair haber alıyor.

canli-yasayan-muze-beypazari-ankara-yoresel-kultur-sanat-pazar-gezilecek-yerler

“Yaşayan Müze projesi için hazırlıklar yaparken aynı zamanda Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Bölümünde öğretim görevlisi olarak çalışıyordum, dersim biter bitmez Ankara’dan Beypazarı’na gidiyordum. Bir çocuk annesi, öğretmen, doktora öğrencisi ve müze kurmaya çalışan bir kadındım. Oldukça yorucu, meşakkatli ve bir o kadar da keyif verici, heyecanlı bir süreçti.”

Bilkent Üniversitesindeki işine müzecilik sebebiyle son veriyor ve artık Yaşayan Müzenin kurucusu, müdürü, küratörü, müze yorumcusu, rehberi ve hatta temizlik görevlisi oluyor.

Yaşayan Müze, 23 Nisan 2007 tarihinde “Geleneksel Çocuk Oyunları ve Oyuncakları” temalı bir etkinlikle ziyaretçileriyle buluşuyor ve müzecilik tarihinin içindeki yerini alıyor. Müze kurulduktan iki yıl sonra tam zamanlı ve sigortalı 5 çalışanı oluyor. Yaşayan Müze, bugün Anadolu’nun en çok ziyaret edilen müzelerinden biri haline geliyor. Yaşayan Müzenin bu azimli çalışması, kısa sürede aralarında JCI’nın da bulunduğu iki önemli kuruluşun ödülüne layık görülüyor.

“Yaşayan Müze tıpkı düşlerimdeki gibi ziyaretçisinin çok sevdiği, birçok şey öğrendiği ve eğlendiği bir müze oldu. Yedi yaşındaki ziyaretçimizin de yetmiş yedi yaşındaki ziyaretçimizin de aynı ilgi ile karşılandı.”

Beypazarı’nda Sultan Alaaddin adına yaptırılan bir hamamın işletilmesi ile ilgili sorunlar nedeniyle kapatılması Zehra Sema Demir’i harekete geçiriyor ve bu kültürel mirası kurtarabilmek için hamamın sahibi Vakıflar Genel Müdürlüğü ile görüşmeye gidiyor. Görüşme sonucu hamamı kiralamaya karar veriyor.

Yaşayan Müzeden elde edilen gelir hamam müzesinin restorasyonu, koleksiyon edinimi ve onların sergilenmesi için kullanılıyor. Ankara Kalkınma Ajansı “2011 Yılı Turizm Potansiyelinin Harekete Geçirilmesi Malî Destek Programı” ile maddi destek sağlanıyor.

“Kiralayabileceğimi öğrenir öğrenmez kira sözleşmesini imzaladım. Henüz burayı nasıl restore ettireceğimi bilmiyordum. Önceleri hamamın gerçek işlevine uygun bir biçimde hamam olarak çalışması gerektiğini düşünüyordum. Ama bu kesinlikle bilmediğim bir işti. Ben müzeciydim, o zaman hamamın otantikliğine, geleneksel dokusuna zarar vermeden hamamı müzeye dönüştürebilirdim.”

Türk Hamam Müzesi, 12 Haziran 2012 tarihinde halka kapılarını açıyor ve koleksiyonu, sergileme yöntemleri ve uygulamaları ile seçkin bir müze oluyor.

Türkiye’nin zengin kültürel mirasının sergilenebileceği büyük bir müze kurulması hayaliyle ve Beypazarı’ndaki turizmi canlandırma amacıyla “Anadolu Açık Hava Müzesi” isimli yeni bir projeye adım atıyor.

Kuruculuğunu üstlendiği Anadolu Değerleri Derneği’nin ileride bir vakfa dönüşmesini ve Türk kültür değerleri ile ilgili yapılacak araştırma, inceleme ve belgeleme gibi çalışmalara destek olmasını hedefliyor.

Sevgili Zehra Sema Demir; çok değerli projelerinle gönlümüze taht kurdun, devamı da geliyor, başarılar, sevgiler,yolun açık, desteğin bol olsun…

 

Engellileri Tasa Edince…

Bu sene Yılın Gelecek Vaat Eden Girişimcisi Melis Tasacı..Gencecik bir girişimci henüz otuz yaşında.. Ailesinin çevresinin önceleri itirazlarına rağmen çok faydalı bir imalat yapıp, engellilere kolaylık sağlayan rampalar yapıyor. Arabasını satıp bu işi başlatıyor, parasını aliminyuma yatırıyor, ve otuz yaşında   yılın girişimcisi olmayı hedefliyor, ve gerçekleştiriyor. Kırk yaş hedefi ise fabrika kurmak…Melis’in yaptığı işe, katkılarına, gelecek hedeflerine hayran olmamak mümkün değil.

Melis Tasacı’nın girişimcilik hikayesini Forivia  Online Katalogu çok güzel anlatmış. Garanti Bankası da çok güzel bir film  hazırlamış. Onları sizlerle paylaşmak istedim. Paylaşmadan önce de bu çok tatlı genç kızımızı çok kutluyorum. Genç yaşında böyle bir noktaya gelmek, onun için büyük mutluluk. Benim içinde hem mutluluk hem çok gurur verici. Başarılar Melis’cim, önünde çok daha güzel yıllar olacak eminim, sevgiler, sevgiler…12241751_10153247307536344_507712917809702050_n (1)

Türkiye’de engelli erişimine yönelik ürünlerin sadece ithal ürünler olduğunu ve yüksek fiyat, sınırlı stoklar nedeniyle pek çok kişinin ürünlere ulaşamadığını gören Melis Tasacı, yaklaşık beş yıl önce cesur bir adım atarak Türkiye’nin ilk engellilere yönelik portatif rampa üreten şirketini kuruyor. Kısa sürede işini katlayarak büyüten genç girişimci şimdi de yurtdışına açılıyor.Şu anda Fransa en büyük müşterisi..

engelli rampalari

Melis Tasacı henüz 30 yaşında genç bir kadın girişimci… Ankara Atatürk Anadolu Lisesi ardından Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi istatistik Bölümü’nden mezun oldu. Daha o yıllarda girişimci ruhu ortaya çıkmaya başladı. Üniversite birinci sınıftan itibaren çalışmaya başladı. Basketbol antrenörlüğü, çocuk kitapları çevirmenliği ve matematik özel ders öğretmenliği gibi işlerle uğraştı, ikinci sınıfta tekerlekli sandalye ithal etmek isteyen bir medikal şirkette parttime olarak çalışmaya başladı. Bu süreç Melis’in  hayatında önemli rol oynayacak bir dönemin de başlangıcı oldu. Part time başladığı şirkette zamanla ithalat işlemleri, son kullanıcı ve internet satışları üzerine tam zamanlı çalışmaya başlayan Melis, bu süreçte gittiği fuarlarda Avrupa’da engellilerin yaşam tarzını görme fırsatı buldu. Türkiye’deki eksiklikler ise sektöre olan ilgisini artırdı genç girişimcinin.

2006-2008 yılları arasında Avrupa’da katıldığı uluslararası fuarlarda ve yaptığı araştırmalarda ortopedik engelli kişilerin günlük hayatlarını kolaylaştıracak ve Türkiye’de henüz bulunmayan ürünler olduğunu fark eden Melis, 2008 kriz döneminde, riskli ve zor bir kararla bu ürünleri Türkiye’ye getirmek için kendi şirketini kurmaya karar verdi. Henüz bir üniversite öğrencisi olduğunu söyleyen Melis ailesini ikna etmenin hiç de kolay olmadığını belirtiyor ve şöyle devam ediyor: “Bu kararımı bir öğretmen çocuğu olarak ailemin kabullenmesi zordu. Ailemi de ikna ederek, 1974 model kaplumbağa arabamı 3 bin 500 TL’ye satıp ilk ürünümü ithal edip müşterime teslim ettim.’’ Annesinin desteği ile kiraladığı 20 metrekare bir dükkanda, engelli mobilitesi alanında dünyanın sayılı firmalarının Türkiye distribütörlüğünii almak için sıkı bir çalışma sürecine giren Tasacı, Türkiye pazarında Çin ve Tayvan men-şeili ürünlerin kullanılması yaygınken, iki yıl içerisinde ABD, Almanya, İsveç, Ingiltere firmalarının Türkiye distribütörlüklerini aldı. Böylece sektörde kaliteli ve özellikleri ürünleri bulunduran bilinir bir firma haline geldi.

2010’da üretime karar verdi

Tasacı’nın iş hayatındaki ikinci dönem ise 2010 yılında başladı. Tekerlekli sandalye kullanıcısının günlük hayatında en fazla karşılaştığı zorluklardan birisi olan erişim problemine çözüm olarak dünyada sunulan ürünlerin Türkiye’de sadece ithal ürünlerden oluştuğunu ve yüksek fiyatlar ve sınırlı stoklar ile satıldığını fark eden Melis  buna bir çözüm bulmaya karar verdi.

Dünyada tekerlekli sandalye kullanıcılarının günlük hayatında karşılaştığı tüm alanlarda pratik ve portatif erişim çözümleri sunma fikriyle yola çıktığını söyleyen Melis, “Portatif engelli rampaları dünyada çok yaygın. Banka şubesi, kamu kurumu, tren, cami, okul, mağaza gibi alanlarda karşılaştıkları engelleri aşabilmeleri için saniyeler içerisinde açılarak kullanıma hazır hale gelen portatif rampalar var. Biz de bunları üretmeye karar verdik” diyor.

500 bin TL’lik yatırım

Cesur bir adım atarak hiçbir üretim tecrübesi olmamasına rağmen Amerika’da üretilen modüler portatif engelli rampasını Türkiye’de üretmek için harekete geçti genç girişimci. Yaklaşık 50 bin TL’lik banka kredisi çeken, toplamda ise kendi imkanlarıyla 500 bin TL’lik yatırım yapan Büyüksan, bir yıllık çalışmanın ardından ilk ürünlerini piyasaya sürdü. 2010 yılında üretimini üç kat artıran Melis, “Bir yıl içerisinde çok daha fazla engellinin erişilebilirlik sorununu çözebileceğimize inanarak çalışmaya ve ürünü geliştirmeye devam ettim. Üretim alanında bir kadının sanayide bulunması, çalışan iletişimi, malzeme ve üretim kontrolü sorunlarını yaşadım ancak tüm bu sıkıntılara rağmen yaptığım işe olan inancım ile sürdürmeye devam ettim ve ediyorum. Bu süreçte her zaman yanımda olan ve güvenen ailemin desteği ile firmamı bir aile şirketi haline getirdim” diyor.

Tasacı, kolayca katlanabilen, az yer kaplayan, tekerlekli donanımı ile kolayca kullanım alanına taşınabilir, rampa eğim sorununa karşın sınırsız uzunlukta kullanılabilir pratik rampalar üretiyor. Dünyada üretilen muadil ürünlere göre pratik kullanım ile öne çıktıklarını söyleyen Melis , “Çimento, demir gibi malzemeler kullanmak yerine alüminyum malzeme ile hafif ve portatif, pratik çözümler sunuyoruz” diye konuşuyor.

ihracata başladı

Aylık 150 metrelik üretim kapasitesiyle çalışan Medlis, ilk altı ayda ihracatın da etkisiyle yüzde 180 büyüdü. Bu yıl Fransa, Hollanda ve Rusya ihracata başlayan Tasacı, önümüzdeki dönemde ihracatı artırmayı planlıyor. 2015 yılının ikinci yarısında üretim kapasitesini artırmaya yönelik ve Avrupa pazarında daha fazla alanda yer almak için fuar ve pazar ziyaret çalışmalarına devam edeceklerini söyleyen Melis, “Daha pratik ve kompakt bir ürün geliştirme konusunda yıl sonunda çalışmamızı sonuçlandırarak ilk ürünü gelecek yıl uluslararası fuarda sergilemeyi planlıyoruz. Talebe göre üretim kapasitemizi artırabiliriz” diye konuşuyor.

Melis Tasacı, hikayesiyle Garanti Partners ve BUBA’nın desteğini almayı başardı. Garanti Partners ve BUBA sayesinde çemberin dışına çıkmayı başardıklarını söyleyen Melis, “Garanti Partners ve BUBA ile tanışmanın bizim için en değerli yönü; işimize odaklanarak yaşadığımız kendi çemberimizden dışarı çıkaran, farkında olmadığımız desteklerin, projelerin var olduğunu gösteren ve işimizi geliştirmeye yönelik artık bizi destekleyen ve yardımcı olan yanımızda bir oluşumun olduğunu bilmekti” diye konuşuyor.

Kamudan öze! şirketlere kadar müşterileri var

Şirket bugüne kadar TBMM, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Akbank, INGBank, İş Bankası, Ziraat Bankası, Vakıfbank gibi pek çok şirket için rampa üretti.

Şimdi de Melis’in kendi anlatımı  ve görsellerle girişimcilik hikayesi…Çok genç yaşta imalata girmek , hiç denenmemiş bir ürünü ilk defa ülkesinde yapmak ve satmak, gerçekten cesaret işi. Bravo Melis’cim, tekrar, tekrar…