Bir sene önce glutensiz beslenmeye başladım, arkasından uzun süre Amerika’da kaldım ve çok daha özenle ve dikkatle glutensiz beslendim, kendimi eskisinden çok daha iyi enerjik ve sağlıklı hissederek döndüm.. Özellikle de romataid artrit sıkıntılarımdan kurtulmuş döndüm.. Türkiye ye gelince, tekrar farkında olmadan eski alışkanlıklarıma başladım..her şey yer oldum, ve tüm sağlığımı kaybettim. Tabi bunu sadece glutene bağlamıyorum, ama önemli rol oynadığını biliyorum. Üstelik geçen ay besin intolaransı testi yaptırınca özellikle buğdaya karşı hassasiyetim olduğu oradada çıktı. Şimdi yine başladım..daha bilinçliyim…glutensiz besleniyorum, arada ufak tefek kaçamaklar yapmadan uzun bir süre yaparak beynime buğdayı unutturmaya çalışıyorum. Ama en güzeli hayatımızdan çıkarmak olduğuna da inanıyorum…Buğdaylı herşeyi hayatımızdan çıkarmak kolay değil, görünen bilinenin dışında, bilmeden yediğimiz çoğu şeyde özellikle dışarıda yenilen çorbalarda genellikle var..Dikkat etmek lazım..Glutensiz unlar marketlerde var. Evde ekmek yapabilirsiniz, ben ekmeğin yerine en çok badem ve ceviz koyuyorum.. hem tok tutuyor, hem sağlıklı..Glutensiz yaşamaya karar verirseniz de çok alternatif besinler bulacağınızdan eminim…Halk ekmekte de ekmek ve kurabiye çeşitleri mevcut..Ben de sevdiklerimi instagram sayfamda paylaştım… Bu gün sizlerle Özlem Çitçi’nin bir yazısını paylaşacağım.. ben de araştırırken keşfettim.. Sevgili Özlem glutensiz tarifler içeren çok güzel bir blog da hazırlamış, instagram sayfası da var…Aşk ve Avakado Haftasonuna girerken belki sizler de yeni kararlar alabilirsiniz, sevgiler, güzellikler sizlerle olsun…
Glüten hassasiyetiniz olabilir mi?
Şişkinlik, kabızlık, sürekli yorgunluk, egzama, sivilce, burun tıkanıklığı, baş ağrısı, kas krampları, eklem ağrıları, ruh hali değişkenliği… Bütün bu sorunların arkasında yatan sebep glüten olabilir.
Pizza veya makarna yedikten sonra bir ağırlık çöktüğünü, enerjinizin düştüğünü hisseder misiniz? Amerika’da yaklaşık 20 milyon insan glüten tükettikten sonra rahatsızlık hissettiklerini ve glüteni beslenmelerinden çıkartmaya çalıştıklarını söylüyor. Son zamanlarda başta Amerika olmak üzere pek çok ülkede, glütensiz gıda tüketiminde ciddi bir artış var. Artışın başlıca sebebi de glüten hassasiyeti farkındalığının artması. Peki nedir glüten? Glüten buğday, bulgur, arpa, çavdar, irmik gibi tahıllarda bulunan bir protein. Adı yapışkan anlamındaki ‘glue’ kelimesinden geliyor. Hamura elastikiyetini veriyor. Ekmek, pizza, kek ve kurabiyeler glüten sayesinde kabarık oluyor.
Glüten hassasiyeti belirtileri
Genetik bir sindirim rahatsızlığı olan çölyak hastalarının kesinlikle glüten tüketmemesi gerekiyor. Çünkü glüten ince bağırsaklarda ciddi bir tahribata sebep oluyor. Çölyak nadir görülen bir hastalık ama benzer semptomlar veren glüten hassasiyeti veya buğday alerjisi çok daha yaygın olduğu tahmin edilen rahatsızlıklar. Çölyak hastalığı tıbbi testlerle tespit edilebiliyor. Ancak glüten hassasiyetinin ve buğday alerjisinin tespiti zor. Semptomlarına gelince: – Şişkinlik – İshal – Kabızlık – Yorgunluk – Egzama gibi deri hastalıkları – Sivilce – Burun tıkanıklığı, burun akıntısı – Baş ağrısı – Kas krampları, eklem ağrıları – Ruh hali değişkenliği
Glüten hassasiyeti hayal ürünü mü?
Bu rahatsızlıklardan glüteni beslenmelerinden çıkartarak kurtulan ve glütensiz beslenerek kendilerini daha iyi hisseden kişilerin sayısında son yıllarda önemli bir artış var. Diğer taraftan, glüten hassasiyeti ile dalga geçen, sadece kafada yaratılan bir rahatsızlık olduğunu iddia edenler de var. Tıp çevrelerinde glüten hassasiyetinin gerçekten var olup olmadığı ile ilgili tartışmalar bu konuda yeni araştırmalar yapılmasına da yol açtı.
Araştırma sonuçları glüten hassasiyetini doğruluyor!
New York’daki Columbia Üniversitesi tarafından yeni tamamlanan bir araştırma glüten hassasiyetinin gerçekliğini destekliyor. 40 sağlıklı yetişkin, 40 çölyak hastası ve buğday hassasiyetinden şikayetçi 80 kişiden alınan kan örnekleri ve bağırsak biopsileri karşılaştırılmış. Buna ek olarak, buğday hassasiyeti olduğuna inanan ve 6 aydır glütensiz beslenen 20 kişilik başka bir grup da araştırma kapsamına alınmış. Glütensiz beslenmenin etkilerini görebilmek için glütensiz diet öncesi ve sonrası kan ve bağırsak floralarında oluşan değişiklikler incelenmiş. Sonuçlara gelince… Buğday hassasiyeti olan kişilerde, sağlıklı deneklerden daha yüksek oranda sızıntılı bağırsak sendromu olduğu görülmüş. Bu sendrom bağırsaklardaki bakteri ve mikropların kana sızmasına ve vücutta kronik enflamasyon yaratmasına yol açıyor. Buna ek olarak, bağırsak biopsisi sonuçları çölyak hastalarında görülen epitel hücre hasarının buğday hassasiyetine sahip olanlarda da görüldüğünü tespit etmiş. İyi haber ise şu: 6 ay glütensiz beslenen kişilerin vücutlarındaki enflamasyon oranının ve hücre hasarının ciddi oranda iyileştiği görülmüş.
Glüten hassasiyetini nasıl anlayabilirsiniz?
Çölyak hastası olup olmadığınızı doktorunuzun yaptıracağı testlerle anlamanız mümkün. Glüten hassasiyeti için ise gıda intoleransı testleri yapılmakla beraber %100 güvenilir sonuç veren bir test yok. Glüten hassasiyetiniz olup olmadığını anlamanın en iyi yolu 21-60 gün tamamen glütensiz beslenip sonrasında tekrar glütenli gıdalar tükettiğinizde rahatsızlıklarınızın geri gelip gelmediğini gözlemlemek. Eğer 21 veya 60 günlük glütensiz beslenme programını uygularsanız, program sonrası ilk aşamada buğdaylı ürünleri denemeyin. Arpa, çavdar, yulaf gibi diğer glütenli besinlerle başlayın. Eğer bu besinlerde sorun yaşamazsanız 3-4 gün sonra buğday deneyin. Buğday tükettiğinizde rahatsızlıklarınız yeniden başlarsa bütün glütenli gıdalara değil sadece buğdaya hassasiyetiniz olduğunu anlamış olursunuz.
Glütensiz beslenmenin faydaları ve öneriler
Glüteni beslenmeden çıkartarak önemli faydalar görülebileceği bir gerçek. Benim kendi tecrübem glütensiz beslenmeye başladıktan sonra enerjimin önemli ölçüde artması, sindirimimin iyileşmesi ve kilomun istediğim noktaya ulaşması. Yüksek miktarda glüten içeren gıdalar çoğunlukla basit karbonhidrat ve şeker oranı yüksek, kan şekerini hızla yükselten ve kısa süre sonra tekrar acıktıran gıdalar. Aslında glüten hassasiyetiniz olmasa bile işlenmiş buğday unu gibi glüten içeren tahılları hayatınızdan çıkartmak sağlığınız için çok olumlu bir adım. Glüten o kadar çok gıdada mevcut ki bırakmak kadar önemlisi glütenli besinler yerine ne tüketeceğinizi bilmek. Hazır glütensiz ürünlerin çoğu lezzeti tutturabilmek için yüksek miktarda şeker veya yağ içeriyor. Ayrıca glütensiz beslenmede yeterli fiber, demir, b vitamini ve folik asit gibi ihtiyaçlarınızı karşılayamama riski var. Glütensiz beslenme tarzından gerçekten faydalanabilmek için işlenmiş gıdalar yerine meyve, sebze, fındık, badem, ceviz gibi kabuklu yemişler, bakliyatlar ve doğal olarak glüten içermeyen esmer pirinç, kinoa, karabuğday gibi tam tahılları tüketmek en sağlıklısı. Glütensiz yemek tarifleri için: askveavokado.com
Ama uzun süredir yeni bir keşifle Dilara hep yanımda, yol göstericim, danışmanım, mutluluğum, neşem.. Nasıl mı? Çok kolay.. Dilara İle İyi Yaşam’ı telefonuma indirdim.. gün içinde Dilara’dan harika bir not bana ulaşıyor. 
Hep şaşırtan, merak ettiren, neşe, enerji veren fısıldamalar..Dilara ile çok mutluyum.. Hayatımda yeni bir renk oldu..Dilara’nın kitapları var, ajandaları var, DVD leri var. Ama şu ara sevgili Dilara’yı cebime indirdim. Hep yanımda, hep koruyor, uyarıyor..Youtube dan harika tarifler yolluyor. Yaşam enerjimi yükseltiyor.. Harika bir dost arkadaş..Sizlerle Yaza Özel Tarifler’ini paylaştım.. Ama o kadar çok farklı, sağlıklı tarifler var ki.. Hepsi de mevsimine, gününe uygun.. Çok teşekkürler Dilara iyi ki seni tanımışım…İyi ki hep yanımdasın… Sevgiler herkese…
Sonradan otel sahibi olduğunu öğrendiğimiz, mutfakdaki özel siparişleri yapan genç ve çok sevimli delikanlı Georgios ile sohbet ederken öğrendik ki onun da Türkiye’den çok yakın arkadaşı, benim arkadaşımın oğluymuş… Londra’da beraber okumuşlar..Bunu son günü öğrendik, ama çok yakın dostluk ve memnuniyetle otellerinden ayrıldık..
Paros Mikanos’a çok yakın adalardan..Biz de Mikanos’dan feribotla önce Naksoz’a geçtik, sonra da Paros’a… Paros da iken de bir günümüzü de Antiparos’da geçirdik..Antiparos’a her 15 dakikada bir feribotlar var…Paros’a gitmeden otelimizi ayırmadan uzun uzun seyahat bloglarını okumuştum.. Özellikle Yolculuk Terapisini.. Artık internet sayesinde gizli bir şey yok…Adanın her köşesini, özelliklerini, yapılacakları, yenecekleri bilerek yola çıktık…Otelimiz tam tahmin ettiğimiz, fotoğraflarda gördüğümüz gibi idi…İlk günü yolculuk ve otele yerleşme ve otelin çevresini tanımaya ayırdık.
Akşam otele danışarak Livadia sahilindeki güzel restoranları keşfettik..yürüyerek gittiğimiz sahilde gün batımını da yaptık.. Fotoğraflar çektik..Minik sahil turu yaptık..Akşam yemeğimizi de sahilin en güzel yerinde güzel ışıkları, çekiciliği en fazla olan restoranda Kali Oreki’de yedik. Daha sonra gidip beğendiğimiz diğer taverna ise, yine deniz kenarında Apostolis oldu. Gündüz de Livadia plajlarından severek denize girdik..Adalar hep püfür, püfür serin..yaz günleri için ideal sıcaklıkta..Bu özellikleri hep en çok hoşumuza giden tarafları oldu.. Denizleri koyları hep çok güzel, çok temiz..otelleri çok temiz, hizmet anlayışı süper..Yemekler bizim ağız lezzetimize çok uygun,çok keyifli, ve de en güzeli huzurlular.. Gerçekten de Türkiye ye göre fiyatlar çok uygun..Para birimi euro olmasına rağmen, oteller de yemekler de çok daha makul…Paros rafine ve şık bir ada olmasına ve diğer adalara göre daha pahalı olmasına rağmen, bizim fiyatların çoğu zaman altında idi…
Paros’da da şehir merkezi yani Pairika limanda, hareketli, tarihi ve şık dokusuyla, daracık sokakları, aralara serpiştirilmiş minicik meydanları, kafeleri, tavernaları mağazalarıyla çok hoşumuza gitti. Yaz mevsiminde olduğumuz için özellikle akşam saatleri yavaş yavaş ışıklar yanmaya başladığında her köşesi başka büyüleyici ve çekici oldu…Yine limandan içerilere, hem gezdik, hem gönüllü kaybolduk, hem keşifler yaptık..
Yemeğimizi de önerilenlerin dışında, çok hoşumuza giden bir mini meydanın ortasında çok çekici, sevimi bir restoran da Dionysos‘da yedik… Yediklerimiz, bulunduğumuz yer, çevremizdekiler, çalışanlar inanılmaz keyif verdi..
Önce Limanda çok güzel bir kafede kahvelerimizi içtik.. Özellikle gidelim diye tasarladığımız yemekleri ile ünlü restoran Yemeni‘de malesef yer bulamadık…
Ama olsun Noussa’nın günbatımının en güzel seyredilen yeri Barborossa‘da yer bulduk, ve yemeğimizi yerken harika fotoğraflar çektik…Yemeni’yi de keşfetmiş olduk…Noussa da çok şık mağazalar var…Tam bir alışveriş cenneti..
Bir günümüzü yine arabayla ünlü köyleri ve koyları gezerek geçirdik… Lefkes çok güzel bir tepe köyü..
Marpissa, Marmara, Prodromos gezdiğimiz diğer güzel köyler…Piso Livadi şık bir sahil köyü…
Aliki koyunda güzel keyifli vakit geçirdik.. Sonra da arabayla Antiparos‘a geçtik.. Antiparos’un da çok güzel koyları, ünlü plajları tavernaları var.. Yine elimizdeki bilgilerle önce dolaştık.. Sonra çok güzel bir koydan denize girdik..
Evet bu sefer plajdan değil, yol üzerindeki hepsi birbirinden güzel koylardan birinde denize girdik.. Adalarda bakir koylarda denize girmek olmazsa olmazlardan…Şemsiyemiz de harika bir ağaç oldu, tabii…Sonra yine koylarda en beğendiğimiz Despotiko cafe’de akşam üstü keyfi yapıp, Antiparos’un sevimli şık ada merkezine geldik.. Çeşitli, şık mağazaların restoranların, kafelerin bulunduğu cadde ve limanda önce dolaştık, sonra da gönül sesimiz bizi çok sevimli bir İtalyan restorana Mapiapita‘ya çekti…Tercihimiz de deniz mahsüllü ve pestolu makarnalar oldu…
Bütün gün otelin önünden koyun güzel plajında ve üstündeki değişik tesis ve tavernalarda vakit geçirdik. Akşamları hemen yürüyerek şehir merkezine inebildik…Otelimizin olduğu koyda da hem deniz üstünde, hem içerilerde güzel lokal yunan mutfağı yapan her türlü restoranlar mevcuttu.Deniz temiz pırıl pırıl güzel, rahat şezlonglu tesisler mevcut.. Tesis olmayan yerlerden de girmek mümkün…Yan koyların da, adanın bizden uzak yönlerinde güzel koylar olduğunu okumuştuk. Araba kiraladığımızda gittik, ama yine de biz kendi koyumuzu çok keyifli ve konforlu bulduk…
Naksos’un limana girer girmez sizi karşılayan Polimera adanın simgesi olmuş..Apollon’un anısına yapılan dev anıt sizi karşılıyor. Liman, Chora yani şehir merkezi ve özellikle liman arkası eski şehir çok güzel…Kalesi, kiliseleri, şık dükkanları, barları, restoranları özellikle akşam saatlerinde büyüleyici oluyor… Sokaklarında kaybolmak, çok keyifli.. Çok güzel gün batımı noktaları var… 
Akşam üstü keyfi ve akşam yemeği için güzel adresler var. Biz yine okuduğumuz seyahat bloglarından yola çıkarak her şeyi elimizle koymuş gibi bulduk.. İlk gece ilk adres limanda Sinoplu bir Türk’ün ailesi ile işlettiği Zorba taverna oldu…Tatlı aile hep beraber çalışıyorlar, insanın tanıdık bildik bir mekanda olması hoş oluyor…Liman oldukça esintili, tavernalar manzaralı ve hoş… Meze restoran da şehir merkezinde Chora’da tavsiye edilen güzel restoranlardandı..
Hep Yunan adalarına gelince kafalarda deniz mahsulleri yemek var, biz de bol bol kalamar, ahtapot, karides ızgara yedik. Ama hep olmazsa olmazımız Greek salata idi.Bizim salatalarımıza çok benzediği için mi bilemem, ne zaman farklı bir salata yesek, hemen sonrasında hasretle greek salataya döndük…Dolmalarını yine bizim ağız lezzetimize çok benzediği için mi severek yedik…Tabi farklılıklar var, dolmalar pirinçle pişiyor, ama sıcak geliyor.. Greek salatada domates, biber salatalık yerel zeytin ve kırmızı soğandan başka illaki iyi bir beyaz peynir ve kapari var.Üzerine de iyi zeytinyağı ilavesi ile çok lezzetli…

Biz özellikle Halki‘yi balkonlu evleri ile mimarisini tarihi dokusunu, bu gün aynı yerlerde yaşanılıyor olmasını çok beğendik…Köylerde çok elit, hoş kafeler, atölyeler, mağazalar var..Tarihi dokunun içine çok yakışmış…
Elimizde , yanımızda yine seyahat blogu rehberlerimiz, arayarak bularak, okuyarak çok keyifle gezdik. Benim için rehberle gezmek her zaman çok değerli, onların anlatacaklarını dinleyerek dolaşmak, olmazsa olmazım… Adalar seyahatimizde de bloglar internet rehberimiz oldu…Okuduk gezdik, fotoğrafladık..keşfettik, önerilenleri tattık, yedik. Tabii gönül sesimizi de hep dinledik… Naksos adasında her dolaşma bize çok keyif verdi.. İlk feribotdan inerken hissettiklerimizi tamamen değiştirdi.. Son akşama bıraktığımız şehir merkezi, kale içi keyifleri çok güzel hatıralarımız oldu.
En güzel keşiflerimizden biride bizim koyumuzda ki Maro’s restoran oldu. Neredeyse her akşam gitmek istediğimiz restoranımız oldu… Her gece Yunan tarzı yapıp geç saatlere kalsak da tavernanın önündeki kuyruğa girip bekledik… Beklerken ikram edilen şaraplarımızı içtik…Her gittiğimiz de çok güzel Yunan mutfağı yemekleri yedik ve de şaşırtıcı ucuz paralar ödedik..
Naksos sonradan kendimizi iyi hissettiğimiz çok sıcak, abartısız, bir seyahat oldu bizim için..Koyumuz, köyler, ve şehir merkezi, çok hoşumuza gitti. Önce biraz şehir gibi ve sıradan bulduğumuz Naksos’da tarihi doku ve içindeki şıklık çok keyif verdi…




