Bayram’da Yaz Sofraları…

Yaz geldi, geliyor derken; okulların da kapanması Ramazan’ın sonlanması Bayram’da uzun tatil imkanı ile  artık sezon tam anlamıyla  başladı…Yazlık mekanlar dolup taşıyor, herkes yollarda, ya da gidecekleri yerlere çoktan vardı, yerleşti.Sıcaklar da hatırı sayılır cinsten.. .Bu günde Bayram arifesi Bayram’ın son hazırlıkları var. Özellikle de yemekler hazırlanıyor, alışverişler yapılıyor. Ben de sizlerle,  Bayram sofrası, yaz sofraları yazısı  paylaşayım istedim.   Son günlerde kimini gittiğim yerlerde yedim, kimini ben pişirdim. Lezzetli,sağlıklı, ve de şık görünümlü yapılması çok kolay bizden  yemeklerle   sizlere  bir  yaz sofrası hazırlamadım.

Artık hepimiz yediğimize içtiğimize çok dikkat ediyoruz,hem bizlerin alıştığı geleneksel, yöresel   tatları yakalamaya çalışıyoruz, hem de  sağlıklı ve az kalorili olmasını istiyoruz.Evimizdeki davetlerde de bunu uyguluyoruz. Bu ara yaz sofralarım da ana yemek olarak balığı tercih ediyorum. Özellikle fırında balık, ya da fırında ızgara balık yapıyorum…Barbükü yapmayı da, kızartma yapmayı da hiç denemiyoruz, beceremiyoruz, affola…  Çocukluğumda babam kalkan zamanı harika kalkan pişirirdi,  Annem tarama yapardı, soslu patlıcan kızartmaları, sigara börekleri  olmazsa olmazdı…Onlar anılarda kaldı. Fırında ve yağsız tavada yapılan ne yapılıyorsa masamızda sadece onlar oluyor…Ben fırın ızgarada günün taze balığını keyifle pişiriyorum ve de çok seviyorum. Kışın daha çok somon, ama yazın levrek tercihimiz. Hele takoz gibi dilimlenmiş levrekler harika oluyorlar. Herkes de çok beğeniyor…Restoranda yerseniz de levreği böyle pişirtmeyi teklif edin derim. Dilimler hem  iyi pişiyor, hem kurumuyor. Yanına da farklı özenli  bol bir yaşil salata oldu mu? Başka ne istenir ki !!!..Öğle yemeğinde  ise füme somonlu, rokalı yada ton balıklı salata  çok  daha hafif ve güzel oluyor.  Akşam içinde çok güzel oluyor ama misafir olunca bizler duramıyoruz, bir şeyler ekliyoruz.12801485_10154235232124311_1767275460619452376_n

Favayı artık anne mirası  her zaman pişiriyorum. Sunumlarını farklı yapıyorum. Son dönemde arkadaşımın yaptığı portakal dilimleri üzerinde servis edilen  favayı ben de çok yapıyorum. Fava için pazardan farklı yörelerin iç baklalarını alıp deniyorum. Bazen de greyfurtlu yapıyorum, hem görünümü güzel oluyor. Hem sonra dilimlenmiş meyveleri  de yemek, ayrı keyif oluyor.

13178732_10154425718029311_6364491473929673987_n

İlla bir ot ya da tahıllı otlu salata yapıyorum. Günün en tazesi ne alırsam onu yapıyorum. Bu ara favorilerim, deniz fasulyesi, semizotlu, cevizli kinao, portakallı roka, ya da tilkicik otunu yada kuşkonmazı limonlu zeytinyağlı soslu, ya da soğanla kavurarak pişiriyorum. Hepsi çok güzel oluyor..En güzeli de pazarda bulduğunuz günün  taze otu ne ise onu alıp pişirmek…

13096278_10154425717809311_851581577737733189_n13177064_10154425717634311_5952524514795061641_nYaz sofraların en vazgeçilmesi de her zaman lezzetinden emin olacağınız, iyi bir beyaz peynir.. ben keçi peynirini tercih ediyorum. Şimdiler de de sadece keçileri olan çok tatlı bir hanımdan  yoğurdunu, sütünü peynirini alıyorum, çok mutluyum…Yanına en lezzetli domateslerden pembe domatesler  ya da Çanakkale olursa daha da güzel…Fesleğen ile de süsler ya da soslarsanız benim için bir çeşit daha  yemek ya da salata yerine geçiyor. Kavun hep favorim.. Sofranın misafirin durumuna göre, yemek içinde  de ya da yemek sonrası da olabiliyor. Yaz mutfağım da olmazsa olmazım.Hem de en iyi alkali meyve… İşte bu üçlü başka bir şey olmasa bile harika bir yaz sofrası donattırır, size…12803145_10154235232894311_8693940007358980432_n

Hep değişik ekmek ya da ekmekler tadımlık da olsa bulunduruyorum. Annem “kızım ekmeği unutma, sen yemiyorsun ama misafirlerin arayabilir, “der. hatırlatırdı…Anneciğim seni hiç unutmuyorum.. Sen sofralarımın hep yol göstericisiydin… Yine öylesin…Bu ara tercihim, mısır ekmeği ve haşhaşlı ekmek.. Evde zeytinli ekmek, ya da dere otlu minik ekmeklerde yapıyorum, ya da beğendiğim bir fırına yaptırıyorum.Kendime de dere otlu ve portakallı glutensiz  ekmek yaptırıyorum. Glutensiz ekmekler  böylece çok lezzetli oluyor.13174135_10154425717639311_9171005085391938167_n

Geçen gittiğim bir davette arkadaşım minik peynirli, sebzeli  kişler yapmıştı, çok şık olmuştu. Eğer kalabalık bir grupsa ben de dil peynirli hafif bir börek ya da patlıcan beğendili  kiş yapmaya çalışıyorum. 13178768_10154425717429311_4665903162522989591_n

Pilaki yada piyaz hep hoş oluyor yaz sofralarında.. en güzel hangisini yapıyorsanız, elinizde en güzel hangi malzeme varsa.. Barbunya  pilaki de çok güzel oluyor, kuru börülce piyazı da…Kolay pratik, sevilmemesi mümkün değil…Barbunya pilakiyi  maydanoz ve limonla servis ederken kuru börülce piyazını, bol çeşitli otlar, dereotu, maydanoz, hatta nane ve balsamik sirke ve taze soğanla tatlandırıyorum.  13418825_10154527185989311_8275530763362047301_n

Kızartma yerine fırında yaptığım ızgara sebzeler her mevsim favorim, dilimlenmiş ya da bütün  acı tatlı çeşitli biberler, havuç,kabak patlıcan hepsi ya da birkaçını fırın kağıdının üzerinde hafif yağlayıp pişiriyorum, sonra istediğim sosla domates sos olabiir, yoğurtlu sarımsaklı  veya sirkeli sos olabilir, sade olabilir servis ediyorum. Son derece sağlıklı ve lezzetli, yapımı da çok kolay…Tabii biberler közleyerek de çok güzel ve lezzetli oluyor.
13124898_10154435862024311_7370430131359164457_n

En  güzeli az ve öz çeşit yapmak, hepsini birden değil, bir iki tane en iyi yaptığınızı  seçip en iyi malzemeyi kullanarak , sevgiyle masayı donatmak..O zaman her şey çok daha lezzetli oluyor. Yaparken kafalar karışmıyor, kolaylıkla yapılıyor… Yerken de mideler karıştırmıyor, rahat ediyor.

Çocukluğumda anneannem bayram sofraları hazırlardı, tüm aile orada toplanırdık..Sonra annem sofralar yapardı.. Son dönemde ben annemle beraber bayram sofraları hazırlardım. Hepsi nur içinde yatsınlar…Bu bayram evde iseniz hafif kolay  bayram sofrası önerileri de benden.. İyi, sağlıklı, keyifli Bayramlar herkese, sevgiler, sevgiler…

İstanbul’dan Karidesli Kiş Geldi…

Geçen ay arkadaşım sordu, evini, evdeki hayatını, düzenini  özlüyor musun? diye…Hayır dedim…Evimi özlerdim, mutlaka; eğer evimde yaşarken yaptığım gibi çocuklarımı,   arkadaşlarımı  bu dönem gittiğimiz yerlerde; geçici kiraladığımız yeni evlerimize, davet edip buluşamasaydım, onlarla beraber olup keyif yapamasaydım, çok şeyler eksik olurdu, hayatımda…Bunların hiç biri olmadı, her nereye gitsek, önceliğim sevdiklerimi de çağırmak, onlarla da; gittiğim yerleri evlerimi, yaşadığım farklı güzellikleri paylaşmak oldu. Bu da o kadar keyifli ki, yeni yerlerde yeni evlerde, yaşadığım heyecanı onlarla beraber de yaşamak.Onun için henüz evimi özlemedim..1377616_10153182302169311_2474592730901891388_n

Bu ara uzun süre  Bodrum’da yazlık evimiz de olacağız. Bu dönem  yazlık da olsa kendi evimizdeyiz. Kırkbir   sene önce görür görmez aşık olduğum, yer… Kim ne derse desin, ne kadar bozarlarsa bozsunlar, Bodrum hala çok güzel, çok seviyorum, ve çok severek yaşıyorum. Yapılanlara, özellikle kötü yapılaşmaya çok üzülüyorum… Hiç aklım almıyor, insanlar neden bu kadar ülkelerine, yaşadıkları yerlere; iki kuruş geçici karlar için, telafi edilmez  zararlar verirler, anlamak mümkün değil…

13432184_10154527185484311_6008987626278251962_nBodrum’ da  bu sene ilk defa Nisan ayını  yaşadım.. Hem doğanın, hem esnafın, nasıl sezona hazırlandıklarını , adım adım, gün gün izledim.. Hava muhteşemdi, Nisan da denize bile girdim..Sonra Mayıs da  İstanbul, işler koşuşturmalar, ama Büyükada’da olmanın  güzelliği ve farkıyla geçirilen günler…Hep her şeyin güzel yönlerini yazıyorum. Böyle bir yapım var, ama sanmayın ki her gün, her an böyle.. Ama sizlerle güzel anları, mutlulukları  paylaşmayı seviyorum. Şimdi yine Bodrum’dayız.. Sezonu açtık, biz de evimiz de, bahçemiz de  olabildiğince hazırlıklarımızı yaptık. Sonra da sırayla misafirlerimizle can dostlarla, çocuklarımızla yaptığımız programları yaşamaya başladık. İşin en güzel tarafı, sevdiğimiz yerde, ve de evimizde onlarla olabilmek…

13442131_10154527186749311_1993632143332829560_n

Haziran başı çok sevdiğim, iki arkadaşım eşleri ile bizdeydi..İstanbul’dan geldiler, üstelik biri Ayvalık, diğeri İzmir’li.. Hem doğası hem yeme içme kültürü çok ünlü, çok gelişmiş, iki cennet ilimizden. Arkadaşlarım da her şeyin en iyisini, en sağlıklısını, en güzelini bilen, çok gezen, tadan, pişiren insanlar, ve de can dostlarımız.. Biz de onları, elimizden geldiğince ağırlamaya çalıştık.. 13418825_10154527185989311_8275530763362047301_nBodrum , özellikle bizim köyümüzün çevresinde, mutlu olduğumuz,  doğası güzel, yöresel lezzetler yapan, yerlerde, bol bol plajda ve Bodrumdaki diğer arkadaşlarla bir araya gelerek geçireceğimiz günler programladık…Akşam üstü uçağı ile geldiler, ilk akşam, yemeğimizi, evde yemeği planlamıştık..

13435336_10154527185974311_8844767504919562226_n

Ben de yöresel lezzetler, aile geleneğimiz tatlar bol bol otlar, tahıllar ve balıklı bir sofra hazırladım… Sağlıklı ve hafif bir yaz akşamı yemeği olsun istedim.  Sonunda güzel dostlarımız  da rötarsız saatinde bizdeydiler…onlarda  bize çok özel sürprizler hazırlamışlar. Bana doğum günü kutlaması yapmayı planlamışlar, hem de muhteşem iki yemek yapıp yanlarında getirmişler…Karidesli kiş ve elmalı armutlu tart…Biri akşam için biri sabah kahvaltıya…İstanbul’dan  Bodrum’a kiş ve tart yapılıp gelir mi? 13445282_10154527186074311_2414227741145837749_nGelirmiş, hiç bozulmadan, kırılmadan kişi biraz ısıtıp hemen sofraya ilave ettik. Nasıl lezzetli, nasıl güzeldi…Sabah da kahvaltının favorisi de, elmalı armutlu tarttı. Az şekerli çok hafif ve çok lezzetli.

Böylesine  güzel sürprizlerle başlayan hafta sonu, sonrada Bodrum’un güzellikleri, zaman zaman bize katılan diğer güzel dostlarla çok keyifli geçti…İyi ki geldiler, iyi ki uzun uzun farklı mekanlarda, uzun vakit geçirdik. Beraber evin, tadını çıkardık…

13413714_10154527185794311_7171590269642585371_n

Bu ara kendimize de misafirlerimize de neler pişiriyorsun derseniz. Mutlaka sezonda olan taze otlar ekliyorum. Izgara sebzeler yapıyorum. Tahıl salataları , kinoalı portakallı semizotu, bazen rokalı somon, kuşkonmaz ya da, yabani tilkicik otu kavurma, deniz fasulyesi, pancar ya da kereviz yaprağı, günün balığı ne varsa, fırında, kuru börülce pilakisi ya da üç renkli fasulye pilakisi, haşhaşlı ekmek, közlenmiş biberler…İllaki fesleğenli pembe domatesler. Mutlaka da annemin mirası fava, her zaman başka sunumda, bazen portakalı, bazen greyfutlu… Bu akşam da öyleydi, ot, sebze, salatalar, pilaki, greyfurtlu fava ve de balığın yanına bir de ev de hazırlanmış, uçaklarda itinalı, özenli paketlenip getirilmiş,  karidesli kiş  çok yakıştı. Hepimizi çok mutlu etti, çok özel hissettirdi.

 

13442358_10154527186034311_5500090605947858511_nBodrum kahvaltıların da da benim olmazsa olmazım, mandalina reçeli… çok hafif az şekerli ve bütün mandalinalı olandan.. Keçi köy peyniri ve loru, şimdide yeni keşfim portakallı keçi peyniri, yeşil biberler, tarla domatesleri, yeşil,siyah  zeytinler…salatalık ve olabildiğince nane, maydanoz dereotu, fesleğen, ekmeklerde, glutensizinden mısır ekmeğine, zeytinli cevizli ekmeğe çeşitler, belki bir hafif börek, işte böyle..

Tatlıda ise hep meyvalar, dondurma, veya ikisi beraber, bazen fırınlanmış meyvalar.. Yemek sonrası da bitki çayı, özellikle ada çayı..13428524_10154527186879311_5319207828838965160_n

 

Evimde dostlarla bir arada olmaktan çok keyif alıyorum… Çok yenileniyorum, kendimi çok daha mutlu ve iyi hissediyorum…Size de öneririm, kahveye de olsa çaya  da olsa…Davet etmek de davet edilmek de çok güzel.. Şimdi aklıma geldi. Bir zamanlar oturduğum evin yan dairesi komşum ile çok farklı yaşlarda  ve çok farklı yapılarda olmamıza rağmen çok güzel komşuluk ilişkilerimiz oluşmuştu. Evde yalnız olduğum bir hafta sonu sabahı kapıma bırakılan gazetemi alıp açtığımda içinde bir notla karşılaştım…” Uyanınca arzu edersen kahvaltıya bekliyorum. ” Hiç unutamadığım bir balkon kahvaltısı idi, aklımdan hiç çıkmayacak.. Hepimiz de böyle nice güzel anılar var mutlaka, daha çok olsun, misafirlerimiz hiç eksik olmasın dileklerimle diyorum… Sevgiler…

 

Ümmiye Koçak Köyden Newyork’a…

Dün okudum, tanıdım, keşfettim…Şaşırdım, akıl almaz bir hikaye. Hala köyde çalış, kendi paranla tiyatro yap, film çek ve Newyork’ta ödül… Öncesi de var.. Müthiş bir hikaye, inanılmaz bir başarı… okuyun göreceksiniz…Önce biraz Ümmiye Koçak  kimdir yazısı.. sonra Nilay Örnek’in Sözcü gazetesindeki röportajını paylaştım. Bu süper kadınla  en kısa zamanda tanışmak istiyorum….. Sevgiler, sevgiler..

Ümmiye KOÇAK

New York Avrasya Film Festivali’nde ‘Sinemada En İyi Avrasyalı Kadın Sanatçı’ ödülünü alan ‘Yün Bebek’ filminin yazarı, yönetmeni ve Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu’nun kurucusu… 



1957 yılında Adana’da Çelemli Köyü’nde doğan Ümmiye Koçak, okumayı çok istemesine rağmen 10 kardeş oldukları için ilkokuldan sonra okula gönderilmedi. Ümmiye Koçak, ilkokulu bitirdikten sonra okuduğu kitaplarla kendisini geliştirdi. İlk okuduğu kitap Maksim Gorki’nin “Ana” adlı kitabı oldu.

Evlendikten sonra Mersin’in Arslanköy’üne taşınan Koçak, köy kadınlarının yaşadıklarını tüm dünyaya göstermek için, 2001 yılında “Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu”nu kurdu.

Topluluğun sahneye ilk koyduğu oyun Remzi Özçelik’in “Taş Bademleri” adlı oyunu oldu. Grup, daha sonra kendi hikayelerinden oluşan bir oyun derleyerek “Kadının Feryadı” adlı oyunu sahneye taşıdı. Ümmiye Koçak, “Hasret Çiçekleri” adlı oyunuyla 2006 yılında Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’nde sahne aldı.

Koçak, daha sonra tarlalarda çalışarak kazandığı paraları biriktirerek kadına karşı şiddet sorununu anlatan “Yün Bebek” filmini yazdı ve yönetti. 49. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde galası yapılan filmi Ümmiye Koçak’a New York Avrasya Film Festivali’nde “Sinemada en iyi Avrasyalı Kadın Sanatçı” ödülünü kazandırdı.

32 yıllık evli ve 3 çocuk annesi olan 57 yaşındaki Ümmiye Koçak bugüne kadar 11 tiyatro oyunu yazdı. Koçak, Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu ile yaklaşık 500 kez sahneye çıktı ve oyunlarını Türkiye’nin dört bir yanında 30 bine yakın kişi izledi.

YAZDIĞI OYUNLAR        

. Erik Eşkisi

. Ozon Tapakası

. Kara Kuyu

. Doktor Beleş

. Turunçgil Hayattır

. Çicekler Solmasın

. Hasret Çiçekleri

OYNADIĞI DİZİLER

. İstanbul . Hanımın Çiftliği

. Hayat Devam Ediyor

. Hanımın Çiftliği

. Kasaba

. Seher Vakti

ÖDÜLLERİ

. Adana Uluslar Arası Tiyatro Festivali Ödülü

. Ankara Uluslar Arası Tiyatro Festivali Ödülü

. Darüşşafaka Eğitim Kurumları Girişimcilik Ödülü

. Bornova Uluslar Arası Kadın Sanatcıları Festivali Ödülü

. Toros Koleji Eğitime Destek Ödülü

. Sivil Toplum Örğütleri (kader) Kadında Şiddete Hayır Destekleme Ödül

. Mersin Sanayicileri ve İşadamları Derneği (MESİAD) Yılın Sanat Ödülü

. TİKAV- 2012 Anneler Okulu projesine destek ödülü

. Samsun sivil toplum örgütü girişimcilik ödülü

. New York Avrasya Film Festivali: Sinemada En İyi Kadın Sanatçı ödülü

ÖYKÜLERİ

. Yün Bebek ( Uzun medraj sinema filmi )

. Vatan Sevgisi

. Irazcanın Düşleri

. Kanayan Yara

. Kader

. Obruk

. Ayaksız Ayakta Durmak

. Baba Ben Geldim

. Muhtar Adayı Hasret Ana


Ümmiye KOÇAK’ın resmi Instagram hesabı

Instagram

O, hayran olunası bir karakter. Ümmiye Koçak 59 yaşında, 38 yıllık evli, 3 çocuk annesi, senaryosunu yazdığı tiyatro oyunlarını sahnelemek, filmlerini çekmek için tarlada çalışan bir köylü kadın. Ve bütün yaptıkları artık bir hobi olmanın çok ötesinde. Pek çok öyküsü, senaryosu, tiyatro oyunu ve ödülleri var. Shakespeare’den uyarladığı ‘Hamlet’ değil ‘Hamit’iyle The Guardian’dan The New York Times’a birçok yabancı gazeteye haber oldu. ‘Kamera arkasını öğrenmek için’ dizilerde de oynadı. En yeni haber ise New York Film Festivali’nde, kadının kadına şiddetini anlattığı son filmi ‘Yün Bebek’le ‘Sinemada En İyi Avrasyalı Kadın Sanatçı’ ödülüne layık görüldü.

Röportaj: NİLAY ÖRNEK

DSC_0003

En iyi röportaj veren!

Adana’da 10 çocuklu bir ailenin evladı. Kardeşlerden ilkokula gönderilen olması bile, ‘Baba hapse girer’ korkusuyla şans eseri. Gorki’nin ‘Ana’sı ilk okuduğu kitap. “Ağır değil miydi?” diyorum; “O kadar benziyordu ki orada anlatılan doğa ve ev, bizim doğamıza, evimize. Hayal ettim” diyor. İsimleri yerlileştirerek okumuş ve ilkokul mezunu bile olunsa okumanın, hayal etmenin engellenemeyeceğini düşünmüş. Gelin gittiği Mersin’de, ilk gördüğü tiyatro oyununun ardından kadınlara şiddeti anlatabilmek, kafasındakileri sahnelemek için Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu’nu kurmuş. Sahne önü ekipleri hep kadınlardan oluşuyor, erkek rollerini bile oynayan kadınlar.

Ve tüm bunları konuşmak için aradığım Ümmiye Hanım, hemen anlaşılıyor ki zeki, sevgi dolu, ‘insan gibi insan’, disiplinli bir çalışan. Akşamüzeri sorularımı gönderdim, iki saat sonra yanıtlarım hazırdı. Samimiyetle, bol bol “Canım yavrum, güzel yavrum” diyerek…

“Sizin kadar hızlı insan görmedim!” diyorum. “Olur mu tatlı çocuğum, basın olmasa ben bu yaptıklarımı yapamazdım, sen sağ ol beni buldun” diyor. Ben de Ümmiye Hanım her istediğine ulaşsın, hepimize örnek olsun istiyorum. Bir istek daha, umarım ‘Yün Bebek’ televizyonlarda da yayınlanabilir.

 

Sosyal medyada aktif

 

Bir gününüz nasıl geçiyor?

Sabah kalkınca kahvaltılık bazlamamı atarım ve günlük işlerimi yaparım. Bağ, bahçe ve hayvan işi yoksa, ev işlerimi bitirince kitabımı okurum ve biraz yazı yazarım. Sonra da bilgisayarıma geçip gündemi takip ederim.

 

Sosyal medyayla aranız nasıl? Instagram hesabınız var; twitter ve facebook’ta da aktif misiniz?

Hepsini gayet aktif olarak kullanıyorum. Teknolojiye ayak uydurmamız lazım ama en önemlisi bilinçli kullanmak.

 

Oyun ya da filmden siz ya da oyuncularınız para kazanabiliyor mu?

Hayır. Bu zamana kadar hiç kazanmadık. Kültür Bakanlığı destekliyor ama küçük bir meblayla. O da anca masraflara gidiyor. Ben başka yerden kazandığım parayı harcıyorum tiyatro için.

 

Hangi tarlada çalışıyorsunuz sinema ve tiyatroya gelir sağlamak için?

Mevsimine göre değişiyor yavrum. Ne iş olursa yapıyoruz çünkü kendi tarlamız değil. Günlük yevmiyeyle çalışıyoruz.

 

Pek çok ödülünüz var; bu ödüller için de başvuru gibi bir dolu işlem var. Bu işleri de siz mi yapıyorsunuz?

Ben ödüller için hiç bir yere, hiçbir şekilde başvuru yapmadım.

 

Çocuklarınızla birlikte de çalışıyor musunuz?

Çocuklarım Velittin, Duygu ve Mehmet bana daima destek. Kızım Duygu asistanım. Küçük oğlum Mehmet basın danışmanım, teknik sorumlum. Onlar benim canımın içi güzel yavrum.

 

Çok güzel bir internet siteniz var. Peki onu kim yapıyor?

Küçük oğlum. Dedim ya canımın içi. Oğlum gazeteci; bütün haberlerimi ve sitemi o yönetiyor.

 

Başka illerden başvuran çok

 

Başka illerden ya da köylerden oyunlarınızda rol almak isteyen oluyor mu?

Çok oluyor yavrum. O kadar çok eğleniyoruz ki herkese terapi gibi geliyor ama maddi imkanım olmadığı için sayıyı düşük tutuyorum.

 

Bir oyun yazmaya başlıyorsunuz, oyun ya da film bitiyor. Sonra oyuncuların bulunması, metinlerin ezberi derken nasıl bir süreç geçiriyorsunuız?

Çevremdeki insanları çok iyi tanıdığım için, yazma aşamasında da yine yakınımdaki insanları yazıyorum. Gündemdeki ve canımı acıtan konuları da ekleyip yazdıklarımı oyunlaştırıyorum.

 

“İlla ben başrolde olacağım” diyen oluyor mu?

Bizde öyle başrol, son rol yok yavrum. Şimdiye kadar 50’den fazla oyuncuyla çalıştım. Biz bir aileyiz ve oyuncularımın hepsi benim kızım. Rollere gelince, baştan sona bakarak bir kere yazılanı okuyoruz ve hemen herkes kendi rolünü anlıyor zaten.

 

Çok kitap okuduğunuzu söylüyorsunuz. Kimleri okuyorsunuz?

Her türden kitap okuyorum. Ama en çok Üstün Dökmen’in kitaplarını okuyorum çünkü bütün kitaplarını ücretsiz olarak adresime gönderdi. Şimdi okuduğum kitap ise, Özlem Denizmen’in ‘Cebinde Mucize Yarat’. (Şöyle bir göz attım; para ve bütçe konusunda tavsiyeler veriyor kitap.)

 

Erkek almadım çünkü…

 

Afife Jale’yi seviyorsunuz galiba… Bunun dışında örnek aldığınız, beğendiğiniz kimler var?

Afife Jale’yi kendimle özdeşleştiriyorum. Afife Jale, ilk Müslüman kadın tiyatrocu ve o da çok zor şartlarda tiyatro yaptı. Onun hayat hikayesini okudum. Çocukluğumun hayali Fatma Girik var örnek aldığım. Onu hiç görmedim ama çok seviyorum.

 

Arslanköy nasıl bir yer?

Arslanköy, Güney Toroslar’ın zirvesinde, cennetten bir köşe diyebilirim. Yemyeşil, suyu buz gibi, doğal kar suyu. Anlayacağınız tam yaşanacak yer. Kültür, sanat ise köyümüzde çok yüksek seviyede. 40’lı, 50’li yıllarda erkekli-kadınlı tiyatro varmış ama devam etmemiş. Ben de dedikodu olur da yine devam etmez diye çok korktum. Tiyatroma da bu yüzden erkek almadım.

 

Kocasından şiddet gören kadınlarla ilgili oyunlarınızı sahnelemek zor olmadı mı? Nasıl tepkiler aldınız? Yaşadığınız en büyük hayal kırıklığı ne oldu?

İlk önce erkeklerden olumsuz tepki aldık. Başaramayacağımızı söylediler. Kadınlar ise hep güzel karşıladılar ve karşılıyorlar. Artık erkekler de, kadınlar da takdir ediyor. Yollarıma kimse gül döşemedi ama ben de bunu beklemedim zaten. Hep deve dikeni vardı. Hayal kırıklığı ise, hangi birini anlatayım? Ama ben önüme bakarım.  Bu duruma kendi aklım ve zekamla geldim. Ama beni çok destekleyenler de oldu; öncelikle 38 yıllık eşim (Ali Koçak), 3 çocuğum, Arslanköy halkı. Herkesten Allah razı olsun… Çünkü ben çağdaş, laik bir yerde yaşıyorum.

 

Karşı değilim güzel yavrum o dediklerin neyse

 

Anadolu kadınını iyi biliyorsunuz; peki sizce şehirli kadınların durumu nasıl? Bir gün onlarla ilgili bir şeyler de yapmak ister misiniz?

Ben insanlara köylü ya da şehirli diye bakmıyorum. Ama şehirde yaşamadığım için şehri bilmiyorum. Tabii ki, yapmak isterim. Herkes bana derdini anlatıyor. Özellikle havaalanında, sokakta ve otogarda. Ben de onun için diyorum ya yavrum, şiddetin köyü, şehri yok.

 

Yoga, meditasyon, rejim, glütensiz ekmek, botoks, pilates, estetik ameliyat… Bunlar sizin için neler ifade ediyor?

Benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Hepsi bana çok uzak. Ama karşı da değilim o dediklerin neyse. İsteyen tabii ki yapsın…

 

Öleni de öldüreni de biz doğurup büyütüyoruz

 

Tiyatrodan sinemaya geçişiniz nasıl oldu?

Tiyatroyla çok büyük bir kitleye ulaşmıştım. 2005 yılında öyküsünü yazdığım ‘Yün Bebek’ tiyatroda çok ses getirdi ve filmini çekmeye karar verdim. Herkes televizyon, sinema seyrediyor; kimse tiyatroya gitmiyor. Kadınların birbirine uyguladığı şiddet çok canımı acıtıyordu. Bütün bunlar sonrasında sinema filmini çekmeye karar verdim ama öncesinde küçük roller de olsa dizi ve filmlerde oynadım. Amacım kamera arkasını gözlemlemekti. Ve sonuçta filmi çektik. Şimdi tek istediğim bu filmimizin televizyonda gösterilmesi ve daha geniş kitlelere ulaşması.

 

Yabancı basın sizden nasıl haberdar oldu biliyor musunuz?

Ben de bilmiyorum. Çünkü ben köydeyim; yabancı basından birçok kişi geldi.

 

Kadının kadına şiddetini anlatmanız çok ilginç. Peki ‘Yün Bebek’ nasıl bir film?

Yaşlı teyzeler çocukluklarında gördükleri şiddeti bana anlatırken, o anı yaşıyor, elleri ayakları titriyordu. Çevremdeki Ayşe ve Fatma teyze de kavga ediyordu. İnek, sebze ya da tavuk yüzünden… Her gün kavga. Gelin-kaynana, gelin-görümce ve ortada kalan çocuklar. Kız ve oğlan korkup pusuyor. Ben bunları çevremde gördüm ve yazdım. Yani güzel yavrum, öleni de öldüreni de biz doğurup büyütüyoruz. İstedim ki bunun özüne inilsin. Çünkü çocukluk çok önemli. Biz çocuklarımızı terbiye etmeye çalışıyoruz ama önce anne ve baba bilinçlenmeli. O yüzden ‘Yün Bebek’ yavrum. Küçük Elifler (başrol karakteri) şiddetsiz ortamda büyüsün.

 

Film için teknik ekibi nasıl buldunuz?

Bana bir başka projeden bahsetmek için gelmişlerdi. “Ben bir film çekmek istiyorum. Ama her şey benim istediğim gibi olacak…” dedim. Bana, “Yönetmeni sen olursun” dediler. “Ben yönetmenlikten anlamam, sadece benim kafamın içerisindekiler olacak” dedim. Onlar da “Bunun adına yönetmen deniyor zaten” dediler. Ama filmi çok zor şartlarda çektik.

 

Lastik ayakkabılar değil yürüdüğün yol önemli

 

Görsek takıntımızdan dertlisiniz biraz… ‘Lastik ayakkabınız değil yürüdüğünüz yol’ önemli değil mi?

Tabii ki. Ben köylü kadınıyım. Köyde doğdum, köyde yaşıyorum ve kıyafetimle de insanlara bir şeyler anlatmaya çalışıyorum. Toplumumuz olarak dış görünüşe çok fazla önem veriyoruz. Bu, sadece şu iki yıldır eskisi kadar canımı acıtmıyor çünkü artık tanınır oldum. On dakika içinde, bazılarının söylemiyle şehirli, şık bir hanımefendi olabilirim. Ama kafanın içindeki düşünceleri değiştirebilir misiniz? Mesela benim eşim bıçağa ‘suluk’ diyor. Ben bıçak diyorum. Ben bunu 38 yıldır düzeltemedim. Velhasıl kelam yavrum, kafanın içi ve düşünceler önemli.

 

Günümüz filmlerine, televizyon dünyasına bakışınız nasıl?

Ne yalan söyleyeyim güzel yavrum çok canım acıyor. Çünkü eskiden az kanal ve kaliteli programlar vardı. Şimdi millet işini gücünü bırakıp evlendirme programı izliyor.

 

Evlilik programlarına ayrı bir tepkiniz var gibi?

Aynen öyle güzel yavrum. Ben öyle şeyler görmedim, geleneklerimizde de yoktu. O işler dört duvar arasında olurdu. Şimdi saklı gizli diye bir şey kalmadı. 38 yıllık evliyim, görücü usulü evlendim. “Herkes görücü usulü evlensin” diyemem ama ekrana çıkıp o şekilde olması da hoş değil.

 

Peillon’da Çok Özel Bir Gün…

İki senedir yazmaya fırsat bulamadığım, Peillon anılarımı bu gün arkadaşlarımla sohbette, hatırlayıp konuşunca artık bir an önce yazmalıyım, dedim. İki sene önce Cote D’azur tatilimizde sevgili yol arkadaşlarımız, gezimize   çok güzel bir sürpriz program eklemişlerdi. Nice’e 20 dakika mesafede tepelerde, ortaçağdan beri bozulmadan kalmış tam bir provance  köyü;  Peillon’da çok özel bir gurme restoran ve otelde kaldık…40123744Anayoldan Nice’e girmeden Peillon’a giden yola saptığımız  andan itibaren heyecanlıydık. Çünkü otelin, köyün fotoğraflarını görmüştük, ve tepeye çıkan yol muhteşemdi. Tek arabanın zorla döne döne çıkabildiği yol, üstelik çift yönlüydü. Zirvedeki köy yolunda aslında muhteşem manzaraya  bakmak, şaşırtıcı olduğu kadar ürkütücü, ve yükseklik korkusu olanların bakamayacağı kadar da dikti…Yolumuzun üstünde muhteşem bir provance köyü, ve köyün gürme otelinde bir gün geçirmek gerçekten çok hoş bir programdı…Köy de 1600 yıllarından kalma evler, ve tepede bir kilise vardı.Hiç biri bozulmadan; günümüzde de kullanılır halde idi.  Araba yolu ne kadar dik ve dar ise, köyün içinde yürüyerek çıkılan yollar da daha dik ve dardı…demeureOtelimiz köyün girişinde , köye  bakan odaları ve restoranı  ile çok güzeldi. Oradaki çoğu yer gibi bu güzel oteli işletenler, ve de aynı zamanda otelin ahçıları bir baba oğul olduğunu otele vardıktan sonra öğrendik. Oteli keşfedip, odalarımızda biraz istirahat ettikten sonra heyecanla akşam yemeği için restorana indik. Çok şık, sıcak samimi kendini bir evde konukmuş gibi hissettiren ve yöreye uygun döşenmiş odalar ve otel gibi restoranda çok sevimli ve güzel döşenmişti. Ortada sadece siparişlerimiz için bize bilgi veren, menüleri anlatan şef garson ve yardımcıları vardı. Usta ahçılarımızı henüz görmemiştik, ve oldukça merak ediyorduk…

İşte başarılı baba oğul ahçılarımız Christian & Thomas Millo

IMG_5704 Özellikle ben…Böyle sıcak samimi bir yerde sanki menüleri ahçılarımızdan dinlesek daha iyi olurdu diye içimden geçirdim, ama böyle de daha merak uyandırdıkları kesindi.ph2 Provance mutfağının tüm özelliklerini yöresel ot, sebze ve av hayvanlarını kullanarak, mevsime göre değişen menüler ile nasıl hazırladıklarını şefimiz anlattı. Her gün, her hafta aynı menüyü bulmak mümkün olmuyormuş… Olması gerektiği gibi…Provance mutfağında hem İtalyan hem Fransız mutfaklarının etkisi var. Uzun yıllar Fransızlar ve İtalyanlar bu bölgede beraber yaşamışlar. Sonradan ayrılsalar da hala bu bölgede yaşayan İtalyan aileler mevcut.. Ayrıca provance kültüründe Fransızlar kadar etkileri var…Bölgede bol bol şarapçılık yapılıyor, üzüm kadar, elma ve erik şarapları da çok ünlü, lezzetli ve farklı..IMG_5701

Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz;  kabak çiçeği mücveri diyebileceğimiz, otlar, patlıcan ve domatesle yapılmış biraz bizim  mücverimize  benzeyen, üzerine file badem de ilave edilmiş çok güzel çeşitlerden biriydi.

Bölgede bizim menümüzde de olan kuzey Afrika orjinli yabani tavukları berçleri de önemli yer alıyor… Bizim yabani tavuğumuzun  (berç) yanında kiraz ve bazı kök sebzeler vardı.. Pişirilirken şarap da ilave edilmişti.Otlar sebzeler bizim akdeniz mutfağımızı andırıyor, ama yine farklılıklar da çok..Biz de otlar daha çok kavrulup, sotelenip daha sade yeniyor, onlarda daha mücver gibi, ya da sebzeli kiş gibi benzetmeler yapacağım çeşitler vardı. Başlangıç olarak seçilen kızarmış soğanlı minik ekmeklerin yanında  kendi bahçelerinin portakal şarabı ikram edildi…  Her yemeğe de yörenin meyvelerinden yapılan  farklı şarap eşlik etti.  IMG_5632IMG_5633Aslında tüm yediklerimiz içtiklerimiz ya kendi bahçelerinin ya da köyde  yetiştirilen taze  üretimlerdi…Bizim Polonez Köy otelleri de eskiden böyle menüler ile misafirlerini ağırlardı, son zamanlarda gitmediğim için bilmiyorum…İşte böyle güzel bir masada çok keyifli; seçimlerimizi tadalım diye başlayıp kendimizi alamayıp çok yedik tabii. Yemeğin sonunda yediğimiz tatlımız, annelerimizin çocukken yaptığı vişneli ekmeklere benziyordu… Hep bize ev gibi hissettiren otelimizin ve restoranımızın ahçıları ile tanışmayı bekledik, ama akşam yemeğinde değil ertesi sabah kahvaltıda buluşup sohbet etme fırsatımız oldu. Sabah da yine yöresel lezzetlerle donatılmış kahvaltımızı bahçede yapıp bu güzel köyü gezmeye çıktık…Auberge de la Madone‘da çok keyifli bir gece ve gün geçirdik… Hiç unutamayacağımız anılarımız oldu… Teşekkürler Raffi, teşekkürler Arlet… iyiki varsınız…iyiki arkadaşımızsınız…Yolunuz o bölgeye düşerse belki sizde bu güzel otel ve başarılı ahçıları ile tanışmak istersiniz… Sevgiler,sevgiler…

 

More Cafe Pansiyon..

Büyükada’da evimin çok yakınınında çok sıcak, sanki davet eden çağıran mini pansiyon kafe var.. Önünden geçerken de içeriden çok güzel müzik sesleri geliyor.Tabelası güzel, bahçe güzel, müzik güzel, ben de yürüyüş yaparken dayanamadım, içeri girdim, ve sonunda mekanın sahibi, genç karı koca mimar çiftle tanıştım. Deniz ve Hüseyin Bozkurt…Çok güler yüzlü ve misafirperverler….. Yerlerini açalı üç sene olmuş. Hem mimarlık yapıyorlar, hem kafelerini pansiyonlarını işletiyorlar..Ada da  restorasyon işleri yapıyorlarmış, önce kendi yerlerini kiralayıp, biraz da ilk işleri ve örnek olarak restore etmişler, sonrada mini misafir evi ve kafe olarak çalıştırmaya başlamışlar.. 13240749_10154452314419311_3758725193118120838_nMore Cafe Pansiyon yaz kış açık, Deniz ile Hüseyin de  ada da yaşıyorlarmış. İşlerine yakın evleri varmış.Deniz’in  adalı olan anneleri de onlara yardımcı oluyormuş. O da kahvaltı servisleri var. Minik bahçeli yedi odalı çok şirin bir yer.. More Cafe & Pansiyon’un içi de yansıttığı dönem gibi döşenmiş… Ayrıca Deniz pasta, kek kurslarına gidip diploma almış, güzel pastalar, kekler yapıyor..Adayı çok seviyorlar, adayı yaşatmak istiyorlar, sonunda da hem idealleri, hem mesleklerini yapabilmek için de turizmci oluyorlar. Hiç bilmedikleri bir işte başarılı olmaya çalışıyorlar. Nasıl güzel bir yol seçmişler. Deniz ayrıca İTÜ mimarlık  tezi olarak da Heybeliada Rum İlkokulunun restorasyon projesini  yapıyor. Vakıf onaylarsa  projeyi kullanacakmış. İki genç pırıl pırıl insan, ada için, adayı yaşatmak için ne güzel bir uğraş başlatmışlar… Sevdikleri yerde yaşıyorlar, uğraşıyorlar, mesleklerini yapıyorlar, ve ikinci bir işi de en iyisi ile yapmaya çalışıyorlar.13254521_10154452311134311_7453628553313408525_n Özellikle yazın ve hafta sonları yoğun olan adada kışın da diğer işlerinine ağırlık  vererek iş ve yaşam dengesi kurmuşlar. Ayrıca mekanda yaz kış yoga dersleri veren bir karı koca ile de anlaşmışlar. Çok tatlı da bir köpekleri var. Çoğu köpeği olan arkadaşım böyle bir tatile giderken hep köpekleri nereye bırakırız sorunu yaşıyorlar. Burada ona da uygun koşullar hazırlanmış. Güzel değil mi? Deniz ve Hüseyin ile tanışınca anladım ki dışarıdan göründüğü kadar şeker, güzel bir yer… İçi dışa yansımış…Bu güzel mekanı, idealist mimar girişimci çifti sizlerle de paylaşmak istedim. Belki bir hafta sonu uğrarsınız.. Ya da hafta arası olabilir, bir iki gün işlere  ara verip adada olmaya ne dersiniz?13254047_10154452310689311_5210562872256457250_n
Girişimci olmak, esnaf olmak zor, daha zoru da kurulan işi yürütmek… Şu günlerde hele, çoğu sektörde kriz var. Özellikle turizm sektörü çok zor da…Büyükada’da  hareketli günler başlamasına rağmen esnaf memnun değil, bu sene zor geçecek diyorlar… Ada da yaşayıp dolaştıkça, esnaf ile tanıştıkça görüyorum ki herkes farklı çözümler bulmuş... Adanın yazı baharı güzel ama kışı da var. Aslında kış çok daha güzel bence… Yine rastladığım güzel bir örnek…. Fotoğrafçı ararken, bulduk. Fotoğrafçı,  Bijuterci ve Change Ofice bir arada bir  yere gönderildik. Gene gencecik insanlar,talepleri karşılamaya çalışıyorlar. İskelenin ünlü kitapçısı aynı zamanda, hediyelik eşya satıyor, saat pili değiştiriyor, gibi…Herkese kolay gelsin rastgelsin, sevgiler… iyi haftalar..