Beş Kadından Biri Şiddet Görüyor

Kadına şiddet karşısında, Gerçekler,İstatistikler,İstekler, Çağrılar, Çalışmalar, Yetersiz Kalanlar, Yorumlar,

Aşağıda önce Kagider Basın Bültenini ve sonra Ufuk Tarhan’dan gelen yazıyı, paylaştım. Hepimize görevler var. Öncelik, Kadınlar ve  Anneler’e

KAGİDER BASIN BÜLTENİ

Bu ülkede her beş kadından biri şiddete maruz kalıyor!

Şiddetle yolu kesilmeyen kadın okuyor, kazanıyor, aile kuruyor, ekonomiye ve gelişmeye katkıda bulunuyor. “Kadına karşı şiddete hayır” bilincinin yalnızca 25 Kasım’la sınırlı kalmamasını, 365 gün hatırlanmasını istiyoruz!

KAGİDER olarak, 25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde, yalnızca bir günlük değil sonsuza dek kadınların eşit haklara kavuşması, maruz kaldığı erkek ve toplum şiddetinin son bulması, özellikle kadının iş gücüne katılımının önündeki engellerin kaldırılması çağrısı yapıyoruz.

Çünkü;

  • Günde ortalama beş kadın, erkek şiddeti dolayısıyla hayatını kaybediyor.
  • Ülkemizde yaşayan her beş kadından biri şiddete maruz kalıyor.
  • Kız çocuklara uygulanan ayrımcılık, onların öğrenim hayatlarını olumsuz etkiliyor. 15 yaşından büyük 3 milyon kişi halen okuma-yazma bilmiyor ve bu rakamın 2,6 milyonu kadınlardan oluşuyor (ADNKS-2011).
  • İstihdamda yer alan kadınların yüzde 57,8’i sigortasız çalıştırılıyor (TÜİK 2012).
  • Son bir yılda 18 yaşından küçük kızını evlendirmek isteyen ailelerin mahkemeye başvurularında yüzde 94,2’lik bir artış oldu.

KAGİDER olarak 10 yıldır, kadınlara istihdam ve girişimcilik ruhu aşılamak, toplumda buna uygun düzenlemelerin önünü açmak için çalışmalar yapıyor, çeşitli projeler yürütüyoruz. Hedeflerimizde önemli ilerlemeler kaydetmemize rağmen, ülkemizin kadına yönelik şiddet konusunda hâlâ nihai çözümler üretememiş olması bizlere üzüntü veriyor.

Temel insan hakları kapsamında değerlendirilen eğitim, sağlık, iş ve eşitlik konularında kadınlar için gereken adımların atılmasının, uygun düzenlemelerin ve yasaların yürürlüğe konmasının hayati öneme sahip olduğunu tekrar belirtiyor ve yetkilileri  görev almaya çağırıyoruz.

SEVGİLİ UFUK TARHAN’DAN 

Bu tip günlerde şiddet uygulayan her erkeğin, onu yetiştiren veya yetiştiremeyen ama mutlaka bir annesi olduğunu düşünürüm…

Öncelikle anaların,  kadınlara şiddet uygulamayacak erkek evlatlar yetiştirebilmesine temel hazırlayacak

eğitime ve ekonomik koşullara erişiminin çok ama çok önemsenmesi gerektiğine inanırım.

Şiddete tepkiyi, onu önlemeyi reaktif, diğerine eğilmeyi proaktif bulurum.

Bu vesile ile Türkiye’mizin

Cinsiyet ayırımında, 3 yılda kadınlar lehine %10 iyileştirme yapmak için seçilen 3 pilot ülkeden biri olduğunu

da hatırlatarak, bu konuları, direnenleri, sebep olanları yıldıracak kadar çok, sık ve yüksek volume’da

gündemde tutmamız gereğine tam destek verir, bu videoyu paylaşmak isterim…

Newyork Newyork

Newyork, herkes gibi benim de çok sevdiğim, giderken, gezerken, yaşarken, heyacan duyduğum,gidemediğim de özlediğim şehir. Newyork’a  defalarca gidebildiğim, uzun uzun kalabildiğim için  şanslı olduğumu düşünüyorum .İlk gittiğimde, neredeyse yirmi sene önce, ne kadar etkilenmiştim. Manhattan da  6. cadde üzerindeki, otelim Algonquin de kalırken, bitmeyen bir enerjiyle gece gündüz, Newyork’u gezmiştim.

Hiç uyumak istememiştim.Pera Palas’a benzettiğim bu Newyork’un tarihi  oteli 1902’de yapılmış, Newyork’un kalbinde, çok nostaljik ve yine Pera Palas gibi ünlü yazarların, gazetecilerin  buluşma yeri olmuş, bir otel.Aynı zamanda yeri çok merkezde bir nokta,Time Square‘a 5 dakika mesafede.

Ben erken saatlerde uyanıp, günlük programımız başlamadan,sürekli  caddenin, caddelerin altını üstüne getirmiştim. İlk gidişimde turizmci olan yol arkadaşım sevgili Fisun ile,bütün gün ve gece  full program yapıp, bir hafta çok güzel gezmiştikİlk Newyork seyahatimde  üç kafadar  Algonquin’deyiz.

Newyork’a ilk  geldiğim de tekne, ve otobüs şehir turları,ile, tüm önemli binalar, yapılar, restorantlar, kafeler, eğlence yerleri alışverişler her noktaya ulaşmaya çalışmıştık. Empire State Binası, İkiz Kuleler, Özgürlük Anıtı, Central Park, Chinatown ,Little Italy, Ellis Adası, Brooklyn Köprüsü, Times Square, World Trade Center,Wall Street, Seaport, Soho, Rockefeller Center, Harlem, gezdiğim dolaştığımız yerlerdi. Akşamları da sevgili Fisun’un Newyork’ta  yaşayan çok şeker doktor arkadaşı bizi çok özel restorantlara, klüplere yani Newyork gecelerine götürdü. Çok güzel deniz mahsulleri yapan İspanyol restoranta,   Japon restoranta suşi yemeğe, Seaport’da balık yemeğe, Hard&Rock kafeye, Zoo Bar‘a, Amerikan folk müziği ile toplu  danslar yapılan klübe hep onunla gittik.  Brodway ve Metropolitan‘a ise daha sonraki gidişlerim de gidebildim.Daha sonraki gidişlerimde her seferinde, Central Park, Brodway showlar’a, Soho’ya gider oldum. Vakit olursa Metropolitan’a da hep gitmeye çalıştım.

Sax Fifth Avenue bolca vakit geçirmek,alışveriş yapmak, hediyeler almak, kafesinde mola vermek, birşeyler yemek, Balthazar‘da rezarvasyon yapıp yemeğe gitmek, keyif seçimlerim oldu.

Ünlü Fransız restorantı Balthazar, Soho’da öğlen akşam hep kalabalık. Benim tercihim, akşam yemeği. Çok önceden rezervasyon yapmak gerekiyor, ama ben hep bir gün önceden arayarak yer bulabilen şanslılardanım.

Yine daha sonraki gidişlerimde o dönemde New Jersey‘de yaşayan çok sevdiğim arkadaşım ile o bölgeyi, keşfettim. Long Island, New Jersey’deki özel alışveriş noktaları,  mağaza zincirlerini bilir arar,her zaman  gider oldum.Onlarla Amerika’da ev yaşantısının,hem Manhattan, hem New Jersey de,özel farklı evlerin, davetlerin de için de olduk. Soho, gündüzü ile gecesi ile, her seferinde Central Park,olmazsa olmaz Broadway showlar, en çok uğrak noktalarım oldu. Son dönemlerde, hafta sonları  üç günlüğüne hatta ikibuçuk günlüğüne de Newyork’a gittim,neden iki gün diye herkesi şaşırttım, ama  çok  güzel tatlar, anılar hikayelerle döndüm.Neden iki güne gelince kızım Los Angeles’den ben İstanbul’dan gelip ancak hafta sonu iki gün buluşma şansımız oldu, onu da değerlendirmek istedik. Son NY maceramızı anlatarak, hem gençlerle Newyork anılarımı tazeleyip, son keşiflerimi, uğrak noktalarımı  sizlerle de paylaşmak istedim.Bütün programı Başak yaptı ben de koşulsuz,keyifle sevinçle uydum. Otelimiz yine en merkezi noktada ve 6. caddeye cepheli  idi. Hemen karşı sokağında tesadüfen  keşfettiğimiz, Central Havana Restaurant&Bar‘ı çok sevdik.

Tam bir Küba restorantı olan mekan da harika deniz mahsulleri ile paella,cevichi (karides, avakado ve kırmızı soğanlı aperatif),ve avakadolu bol yeşillikli, acı soslu salata yedik. Hepsi çok lezzetli idi, bayıldık. Akşamları müzik olduğunu görüp uğramayı çok arzu ettik ama, programımız yoğun, günümüz sınırlı olduğu için beceremedik.Akşam için Başak  Meatparking de ünlü Fransız restorant Pastis‘e yer ayırtmıştı. Meatparking eskiden et kesimhaneleri iken, şimdi çok ünlü, farklı restorantların kafelerin, olduğu çok popüler ve sıcak bir mekan haline gelmiş.Pastis’de çok filmlerde kullanılmış konu olmuş çok lezzetli tadlar olan çok şeker bir restorant.

Ertesi sabah, Cumartesi günü, Brunch için, Başak’ın arkadaşları ile West Willage’ de Sant Amberous‘ta buluştuk. Dört  Newyorker gençle olmak, biri İtalyan biri harika bir melez zenci delikanlı ve trendy,  giysileri, uzun topuklu ayakkabıları, hoş farklı tarzları olan kızlar ile kendimi Sex and City, ya da Gossip Girl film platosundaymış, gibi hissettim.Şeftalili şampanya ile somonlu sandiviç yedim, ayrıca yeşillikler içinde mercimekli salataya ve sosuna bayıldım.Sonra biraz Central Park’ta ve alışverişle vakit geçirdik. Akşam üstü bir iş görüşmesi için,  randevu yaptık. Buluşma yeri olarak en yakın ortak noktada, Nello’s u seçtik.

Madison Avenue üzerindeki Nello’s sıradan gibi duran ama çok ünlü bir mekan olduğunu biz de gidince öğrendik. Görüşmeye Başak ile beraber gittik.Randevu yaptığımız çok şeker, çok güzel Rus hanımla görüşürken birden yanımızda ki masaya oturabilmek için bizden izin isteyenlerin Beyonce ve kocası Jay z olması kısa Newyork seyahatimizin hoş bir raslantısı oldu. Beyonce o gün penbe Chanel ceketi,minicik şortu ve mavi lensleri ve en çok da sıcacık  gülümsemesi ile gönüllerimizi hemen fethetmeyi başardı.

Pazar günü öğle yemeğinde ise, yine Başak’ın arkadaşları ile bu sefer Madison Avenue Serafina‘ydık.

Bu güzel İtalyan restorantta, ben enginarlı, porcini mantarlı zeytinli pizza yedim ve içinde sadece elma parçaları olan hafif ama çok lezzetli sangaria içtim. Yine mekandan, gruptan ve yediklerimden müthiş keyif aldım. En güzeli de bu kısacık kaçamakta kızımla olmak süperdi.Günün programı, pazar olduğu için, gençler için çok güzel mekanlar ve partilerle devam etti.

Önce Extra Virgin’e gidildi, yine çok hoş tam Newyork yaşam stilini yansıtan, bu mekan çok kalabalıktı, Türk gençler, çoktu.Hoş bir ortamdı, bu sefer kendimi yirmili yaşlardaymışım gibi, hissettim , ama kısa bir tanışma ve sohbetten sonra gençleri arkadaşları ile bırakıp bölgede, ve Soho’da kaybolmayı alışveriş yapmayı tercih ettim.

Akşam ki program ise bir Türk restorantta buluşup yine hep beraber güzel sohbetlere dalma şansımız oldu. Newyork da evler, Newyork’ta alışveriş, showlar, müzeler,hepsini tekrar yazmam lazım, yoksa bu yazı hiç bitmeyecek.Newyork ne gezmekle biter, ne de anlatmakla, ama ben artık kesip, daha sonraki  yazılarıma bırakıyorum. Sevgiler, sevgiler

Prens’le Auto Show’da

Geçtiğimiz hafta sonu prensimle Auto Show Tüyap Fuarı1ndaydık.. Onun müthiş  araba tutkusunu bildiğimiz için ona hafta sonu böyle bir sürpriz program hazırladık.Olabilecek en erken saatte fuardaydık, ama yine de çok kalabalıktı.Fuarı gezmeye 12. Hall’den başladık.Çünkü Aslan’ın en sevdiği araba Bugatti oradaydı.

Hem de fuarın en pahalı en müthiş arabası olarak.Uzun bir yolculuk, kalabalık kapılardan koridorlardan geçip yine çok kalabalık ve  yüksek tavanlı ve onun için çok  kocaman bir alanda sarı müthiş bir Bugatti karşısındaydı.

Yanında Porshe’ler, Ferrari‘ler rengarenk pırıl pırl bir sürü araba. Önce kendini dev bir oyuncakçı dükkanında sandı.Sonra sırayla arabalara binip inmeye başladı.

Etrafında değişik, farklı bir sürü araba, ama hepsini tanıyor, bindikçe gözleri parlıyor, çok mutlu oluyordu.

Jaguar!da, benim çocukluğumda ya da gençliğimde en beğendiğim araba idi.Mavi renk de Aslan’ın en beğendiği renk

Arabaların birinden diğerine koştu. Hepsinin bir tarafından bindi , diğer tarafından indi.Üç yaşının  algılamasıyla müthiş heyacan ve keyifli anlar  yaşadı.

Enerjisi doruktaydı. Hiç yorulmak bilmedi.Hepsine dokunmak, binmek istedi, hem de koşarak.

Beyaz, kırmızı, siyah, yeşil, her renk, her model pırıl, pırıl kapıları açık onu bekler gibiydiler. Başı meraklıları ile dolu arabaların yanına geldiğimiz de, büyükler arabalara bakarken o herkesin arasına dalıp minicik vücuduna bir yer bulup, hemen arabaların ön ya da arka koltuğuna oturmayı başarıyla becerdi.

Dev ekranlardaki tanıtım showları izledi. Bizim ise,onu takip etmekten, başka, pek bir şey yapmak şansımız yoktu.Onun enerjisini iki kişi ancak takip edebildik. Ben ara sıra,  markaların  doğa dostu özellikleri ile, yaklaşımlarını , ve eletrikli arabaları yakalamaya, incelemeye çalıştım. Önceliği ve dikkatimi az da olsa, onlara verdim. Sevinerek ilginin çok olduğunu söyleyebilirim.

Renault Twizy’nin  çok ilgi gördüğünü ve satış yaptığını duymak, beni ayrıca  çok memnun etti.

 Auto Show da çok ilgi çeken bir bölüm de eski arabaların olduğu bölümdü. Her çeşit her renk nostaljik arabalar, hem de pırıl, pırıl.

Auto Show da Aslan’ın ilgisini çekenler, benim dikkatime takılanlar yine çok keyifli bir günü  beraberce yaşadık.

Fuardan çıkarken uğradığımız yer ise çocuklara trafikle ilgili bilgiler veren çok güzel bir oyun alanı idi. Aslan hem oynadı, hem trafik bilgilerini yeniledi. Her araba onu heyacanlandırdı, ama bazı ultra modeller karşısında çıkardığı hayranlık nidaları çok hoştu, aynı babası ve onun arkadaşları gibi.

Onun bu keyfini  görmek paylaşmak, hiç bir şeye değişilmez mutluluğumuz,

Prensimle yine güzel gezilerimizi, anlarımızı, anlatmak üzere,sevgiler, sevgiler

Ata’mızla Pera Palas’da

“Atatürk’ü Anmak ve Atatürk’le Yaşamak” temalı davette çok güzel bir grup Pera Palas’da bir arada olduk. Ata’mızın odasını gezmek fırsatını bulduk. Hıfzı Topuz ve Erol Mütercimler‘i dinledik. Atatürk’lü dönemlere yolculuk yaptık, onunla düşündük, onunla soluduk. Sevgili Fatoş Kayacan Hataylı‘nın, bu çok güzel  davetinde Ata’mızı böyle andık. 

Odası, özel eşyaları,kitapları, gazeteleri, giysileri, ona hediye edilen muhteşem halı ve hikayesi ile, yaşadıklarımız, hissettiklerimiz ve sonra iki değerli yazarla sohbet çok anlamlı ve değerli oldu. Hem eskilere gitmek, hem günümüzü değerlendirmek, bir arada aynıı duyguları paylaşmak, güçlenmek bana da, arkadaşlarıma da katılan herkese çok iyi geldi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Pera Palace Hotel’in gelmiş geçmiş en değerli misafiri olan Mustafa Kemal Atatürk, ismini Pera Palace Hotel’in konuk defterine ilk kez yazdığında, yıl 1917 imiş.

O yıldan sonra, savaş ve barış dönemlerinde defalarca Pera Palace Hotel’de kalmış. Atatürk. Cephe dönüşlerinde adeta evi gibi kullandığı, ülke için önemli kararlar aldığı ve üst düzey misafirlerini ağırladığı 101 numaralı odası, doğumunun 100. yılı olan 1981’de, Atatatürk’ün şahsi eşyalarının da sergilendiği bir müze oda haline getirilmiş.

101 no’lu odanın koridoru ve odanın kapısında görülen Ata’ya hediye edilen         Hint  Seccadesi.Bu ipek seccadenin  hikayesi ise  çok ilginç. 1938 yılına kadar sıradan bir ipek seccade olan mihracenin armağanı, Atatürk’ün vefatından sonra gizemli bir hal alır. Araştırmacılar seccadenin üzerinde çok ilginç motifler olduğunu fark ederler. Seccadedeki 20 santimetre çapındaki saat motifi Atatürk’ün beyin ölümünün gerçekleştiği zaman olan 9:07’yi göstermektedir. Şaşkınlık yaratan gizem araştırmacılara göre bununla da sınırlı değildir. Seccadede yanyana sıralanmış on kasımpatı çiçeği ise, Atatürk’ün ölüm tarihi olan 10 Kasım’ı çağrıştırır.

Atatürk’ün en sevdiği renk olan, diğer tüm evlerinde ve adına açılmış müze-evlerde de kullanılan gündoğumu rengi, “şafak” pembesiyle yenilenen 101 numaralı müze oda, müzayedelerden temin edilen yerli ve yabancı nadide Atatürk kitapları, dönemin dergileri, imzalı fotoğraf ve kartpostallar, madalyalarla daha da zenginleştirilmiş.

Ata’mızın odasında herşey sade ve çok zevkli, mutlaka görmelisiniz.

Erol Mütercimler ,konuşmasında, Kadınlar Kemalist Devrimler’e sarılmalı, Cumhuriyet’e sahip çıkmalı, Cumhuriyet’in yaşatılabilmesi kadınlarımıza bağlı , buraya kadar erkeklerle geldik,  şimdi sıra sizler de dedi ve Cumhuriyetler, Demokrasilerle ilgili  dünyada ki örnekleriyle  tarihi bir yolculuk yaptırdı. Kadınlar cesur, özverili ve çalışkan olmalı diye de noktaladı.

Hıfzı Topuz ise hem Cumhuriyet’ten ne anlamalı,hem Ata’mızla olan anılardan derlediği çok güzel bir sohbetle hepimizi mutlu etti.Ümran Palabıyık ise çay ikramı ve servisi sırasında bize müziği ile eşlik etti.

9’u 5 geçe Ata’ya Saygı buluşmasında 6.5 km lik sahil vakit yaklaştıkça,  çok daha yoğunlaştı, sıralar denizden karaya doğru da çoğaldı, sıklaştı.Benim olduğum noktada  bitişik beş sıra olduk.   

Duygu yüklü anlam yüklü bu anma daveti hepimize çok şey düşündürdü, hissettirdi. Bu ülke  için hepimiz, gençler kadınlar, erkekler çok çalışmalıyız, cesurca, özveriyle bize düşeni yapmalıyız. Birbirimizden beklemeliyim. Birbirimize el verelim, destek verelim. Bu Cumartesi sabahı  Fenerbaçe sahilden katıldığım,tüm sahili boydan boya  kaplayan,saygı duruşunda hepimiz birbirimizin elini tutarken o gücü fazlasıyla, hissettik.

Başarısız Olmak Faydalıdır

Bu sene Kagider olarak  farklı bir proje çalışması içindeyiz. Başarılı olmanın sebeplerini başka bir pencereden aktarmaya çalışacağız.
İş hayatında karşılaşılan zorlukların başarısızlıkların, kazandırdığı deneyimlerin, tecrübelerin, çözüm önerilerinin,çeşitli yollarla, farklı platformlarda, paylaşılarak gençlere, yeni girişimcilere, örnek olmasını, fayda yaratmasını istiyoruz.
Konuyla ilgili çalışmalar yaparken İshak Alaton’da Genç Kagider buluşmasında aynı konuya değindi ve Hayatta Karşılaştığım Başarısızlıklar‘ı bir kitap da toplamak ve yayınlamak istiyorum, dedi.Lüzumlu Adam kitabında da 11.Bölümde bu konuyu işlemiş.“Başarısız Olmak Faydalıdır”.adlı bölümde İshak Alaton nasıl anlatmış, aşağıda paylaştım.

“Hata yapmak insanlara, tekrar etmek aptallara mahsustur.”                                                “Seni öldürmeyen yaralar,seni daha kuvvetli kılar.”

“Başarılarla ve başarısızlıklarla ilgili kendime göre felsefi görüşlerimi kağıda dökmeyi faydalı bulurum.Bir kitapçı dükkanına gidin; yüzlerce irili ufaklı, başarı öyküleri kitapları bulursunuz.
Peki başarısızlık kitapları diye sorun… Reyonu yoktur da,bu yol da yazılmış kitap var mı, ben bilmiyorum. Yani, başarısızlıkların anlatıldığı bir kitabın satmayacağı önyargısı bütün ülkelerin insanları arasında yaygın bir inançtır diyorum.
Başarı öykülerini okumak insana biraz mutluluk, biraz da “ben de başaracağım”heyacanı verir.Ancak insana fazla birşey öğretmez.
Bir yerde, vakit kaybıdır derim bu başarı öyküleri.Bence esas faydalı olan yön, başkalarının başarısızlıklarını, sağlıklı tahlil edip,aynı hataları yapmamanın yollarını bulmaktır. Bildiğiniz gibi,”Bir musibet bin nasihatten iyidir,” derdi atalarımız.Yani, insanın kendi hataları insana önemli ders olur ve biraz akıllı insan, aynı hatayı iki defa yapmaz. Başka bir deyişle, insan kendi hataları yoluyla akil olma yolunda ilerler.
Ne çare ki, insanın verimli ömür uzunluğu ona akil olma yolunu çok kısa tutar. Zira yirmili yaşlar tecrübe fakiridir.Otuzlu – kırklı yaşlar öğrenme ve hata yapma yılları….Ellili – altmışlı yaşlar, kamil ve verimli yaşlar iken , pat diye emekli olma yaşı gelmiş olur.Netice olarak, insanın sadece kendi hatalarından ders alarak kamil olma ihtimali bence çok kısıtlıdır.
Siz siz olun, beni dinleyin….
Etrafınızda, hata yapanları yakından izleyin. Onların hatalarından ders çıkarın.
Ben ahdettim…
Ömrüm vefa ederse, kendi yaptığım hataları tek tek kaleme alıp  Başarısızlık Öykülerim’i yayınlayacağım. Şimdilik hataları arka arkaya yapmakla meşgulüm.”

İshak Bey’in yapmak istediğini biz de farklı hikayelerle anlatmak, anlatılanları, yazmak biraraya getirmek ve paylaşmak istiyoruz. Aslında tüm başarı hikayelerin de  zorluklar çözümleri ya da kazandırdıkları var. Ama özellikle dikkatleri başarısızlıklardan alınacak derslere çekerek daha  etkili olunacağı da kesin. Hikayelerin başarı kısımları mutluluk ve heyacan verdiği gibi, zorlukların aşılması kısmı da tecrübe kazandıracak.Yeni hikayelerde, yeni heyacanlar, farklı tecrübeler,  şaşırtacak kararlar, deneyimler bulacağınızdan  eminim.                                    Körfez krizi sırasında çok ünlü bir otel zinciri için havlular yapmıştım. Teslim zamanı geldiğinde malı almadılar, ve bu first major bir durum alamayız dediler. Onlar için, onların logosu ile yapılmış tonlarla havlu elimde kaldı. Çaresiz olduğum o günlerde çok sevdiğim bir arkadaşım her gün ne oldu, ne yaptın , ne yapacaksın diye beni arıyordu. Bir sabah uyandığımda gazete de Özer Çiller‘in bir yazısını okudum. Özer Çiller, özellikle orta ölçekli şirketlerin, yaşadıkları krizler sayesinde, daha sağlıklı büyüyeceklerini söylüyordu. Ben de yazıyı okur okumaz, bezgin ve umutsuz ruh halimden çıkıp,” bu benim şansım, çok mutluyum” dedim.Son derece neşeli işe gittim. Sonra her gün arayıp halimi soran arkadaşıma da aynı neşeli mutlu sesimle bu krizin benim için iyi bir avantaj ve şans olduğunu o kadar inandırıcı anlatmışım ki,  arkadaşım panikle” peki ben kriz de değilim, ben nasıl büyüyeceğim”  demesini hiç unutamam.                                                                       Yeni çarpıcı girişimcilik hikayelerin de buluşmak dileğiyle, sevgiler, sevgiler

15.11.2012. 18.59 Not.Sevgili arkadaşım Münteha yukarıdaki yazımı okuyunca merak etmiş, bana sordu. Tonlarla logolu havlular ne oldu diye.Evet, almaları gereken tarihte almadılar,ödemelerini yapmadılar, o günlerde beni zora soktular.Büyük rakamlar olduğu için kredi almam gerekti, en önemlisi o günler de ki ödemelerim için sıkıntı yarattı. Ortalık biraz durulunca parti, parti aldılar ve ödediler.Şems’in dediği gibi hayatımızın efendisi değiliz, ama çözümsüz de değiliz.Yakın arkadaşımın ben krizde değilim, ben büyüyemiyeceğim mi?, telaşı da o kadar yürekten ve samimi idi ki, onun da  iş hayatı, zaman zaman zorluklar da yaşasa, hep sonunda  başarı ile  devam etti.