Laleper Aytek ve ISSIZ

Bu hafta iki  fotağraf sergisindeydim,önce sevgili Laleper’in sonra da kardeşimin katıldığı karma fotoğraf sergisi. Bu sene bir fotoğraf bloğu projesini bu günlerde başlatmak üzereyken iki serginin denk gelmesi benim için çok değerli oldu.

555369_520162318018508_1483920065_n

16 Ocak’da başlayan Milli Reasürans Sanat Galerisindeki Laleper Aytek’in sergisinin açılışı, bana eski  Nişantaşı günlerimi yaşattı.  Sanatçıların ve sanatseverlerin, sıklıkla biraraya geldiği, sergi açılışları, etkinlikler. Hemen, giyimleri,stilleri, duruşları, sohbetleri ile fark yaratan kadınlar, adamlar, gençler. Bir zamanlar benim için Nişantaşı’nı  vazgeçilmez yapan  nedenler.

issiz_webpage_deneme

Laleper Aytek’in “Issız” adlı sergisi  2002-2007 yılları arasında Bodrum, Çeşme, Datça yarımadalarında başlayıp; İstanbul, Kavala ve Fransa’nın güney kıyılarını da dahil ederek tamamladığı serinin fotoğraflarından oluşuyor. Kış aylarında çektiği ve ağırlıklı olarak siyah beyaz fotoğraflardan oluşan seride Laleper Aytek, izleyiciyi kendi ıssızlığında bırakabilmek için ziyaretçisi olmayan, terkedilmiş (gibi duran), kimsesiz yaz/kış mekanlarının duygusuna dokunmaya adeta zorluyor.
428292_10151359999017158_1571104200_n16 Ocak-9 Şubat 2013 tarihleri arasında Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde izlenebilecek olan sergide, fotoğraflar daha salona girerken ucundan kenarından bile beni kendine çekiverdi,hayranlıkla yaklaştım, ve sergiyi  tekrar tekrar dolaştım, her karede farklı  düşler, mutluluklar, farklılıklar ya da tam anlatamadığım,  duygular yüklendim.Sonra büyük bir sevgiyle Laleper’in hazırladığı harika katoloğu elime alınca Laleper’in başlangıç yazısı beni daha da şaşırttı. Mutlu, hoş, tarifsiz, duygulara götürdü. Fotoğrafla, ve de çekenle  iletişim bu olsa gerek. Hepsini yeni blogumda anlatmak istiyorum.
IMG-20130116-00314Sanatçılar,sanatseverler, dostlar, Laleper’in sevgili öğrencileri ile çok güzel bir sergi ve gündü, teşekkürler, teşekkürler, başarılar sevgiler  Laleper
541693_10152471284130235_1686461846_n
                                                                                                                                          Sevgili Laleper şöyle anlatmış;Karşılaşılan görüntüye bir anlığına yabancılaşmak ya da tedirgin olmak hayırlıdır;hayranlık yaratır (fotoğrafı ya da fotoğraftaki duyguyu tam olarak, net olarak tarif edememenin şaşkınlığıdır bu ), ilk bakışta uzak gibi dursa da ısrarlı bir izleme sonrasında izleyenle görüntü arasında sözsüz-bilinçsiz bir (ilk) bağ kurulur.Ve görüntü izleyiciyi de tıpkı  fotoğrafçıya yaptığı gibi kendine bağlar…..

Yeni Yıl’a Fındıkkıran ile Başladık

Yeni Yıl’a Fındıkkıran ile başladık.Aralık, Ocak ayı yeni yıl buluşmaları, kutlamaları, davetleri ile devam ederken, bu hafta prensimle Fındıkkıran Çocuk Balesine gittik. İDOB  bu muhteşem eserle çocuklara gerçek bir şölen hazırlamış. Bizim içinde tam bir yeni yıl gösterisi oldu.İDOB Çocuk Balesi, bale eserlerini çocuklara tanıtmak ve sevdirmek amacıyla, ünlü Rus besteci P.İ. Çaykovski’nin “Fındıkkıran” balesini farklı bir yorumla ilk kez seyirciyle buluşturuyor.

Deniz Olgay Yamanus‘un eserin özgün libretto ve müziğini özet haline getirerek sahneye koyduğu “Fındıkkıran” balesi, yeni yıl kutlamalarıyla özdeşleşmiş ve pek çok bale topluluğu tarafından yılbaşında sahnelenmesi gelenekselleşmiştir.

DSC_2707Clara’nın yılbaşı armağanı olarak aldığı Fındıkkıran oyuncağıyla ilgili rüyalarını konu alan büyü – masal tarzı “Fındıkkıran” balesi,  İDOB’un çocuklara yeni yıl hediyesi!

İzleyici çocuklarla iletişimi sağlayan anlatıcı karakterin de bulunduğu bir perdelik “Fındıkkıran” çocuk balesi’nin koreografisini Deniz O. Yamanus, Bahar Vidinlioğlu ve Serap Meriç yapıyor. Dekor tasarımı Efter Tunç’a, kostüm tasarımı Gizem Betil’e ait eserin ışık  tasarımıysa Metin Koçtürk imzasını taşıyor.

findikkiran0

Prensim daha 3.5 yaşında bile değil, bir senedir, çocuk tiyatrolarına gidiyoruz, ama bu sefer ilk kez gerçek bir baleyi Çaykovski müziğiyle dinledik  ve seyrettik. Ben de onunla ilk kez bu tecrübeyi yaşarken, çok heyacanlandım, sonunda da inanılmaz mutlu çıktık salondan.Seyrederken neden konuşmadıklarını anlamadı ve sordu, ama   sabırla sonuna kadar merakla izledi ve dinledi.İkimiz için de harika bir yeni yıl kutlaması oldu.

Yılbaşı öncesinde Clara ve Fritz’in ailesi evlerinde bir parti vermektedirler. Misafirler soğuk kış gününde yavaş yavaş gelmekte, çocuklar sokakta oynamaktadırlar. Clara’nın büyük babası Drosselmeyer çocuklar için hediyelerle gelir. Misafirler yılbaşı ağacının önünde dans etmektedirler. En güzel hediye Clara’ya gelen Fındıkkıran dır. Fritz kıskanır. Misafirler ve çocuklar hep beraber dans eder, eğlenirler. Parti sona erince herkes ayrılır ve aile yatmaya gider. Clara koltukta Fındıkkıran’ı ile uykuya dalar ve bir düş görmeye başlar.

_wp_es_foto_ef0424s06

Her yerde fareler vardır. Clara kaçmaya çalışır fakat fareler onu durdururlar. Oyuncak Fındıkkıran prense dönüşür. Fareler ile savaşır ve onları yener. Prens ve Clara beraber bazı ülkelere doğru yol alırlar.Bu sırada Clara rüyadan uyanır ve kendisini Fındıkkıran’ı ile beraber evlerinin salonunda bulur.

fft99_mf2918662

Bu sene Nişantaşı sokakları ve caddelerinin  yılbaşı konsepti de Fındıkkıran Balesinden esinlenmesi çok hoş olmuştu. Büyükler,  küçükler,herkesin beğenisi kazanması belki hepimizi Clara’nın o düş masallarına götürmesi idi.

Tankut Öktem CKM’de

Büyük usta 2007 de zamansız ölümü ile aramızdan ayrılan Tankut Öktem sergisi bir aydır CKM de;Ben CKM ye çok gittiğim için, defalarca görme şansı bulanlardanım.Sizlerle de paylaşmak istedim. Gitmek isterseniz,10 Aralık’a kadar, devam ediyor.

118_1099

Tankut Öktem hoca için söylenenleri, yazılanları da fotoğrafladım

118_1104

Büyük usta’yı biraz olsun, anmak, sizlere de izlettirmek istedim.                                             Cumhuriyet anıtlarının büyük heykeltıraşı Öktem, vefatının 5. yılında retrospektif sergiyle sanatseverlerle buluştu.

118_1107

Sanatçı, 64 yıllık sanat yaşamında aralarında Manisa Kuvay-ı Milliye ve Atatürk Anıtı, Kara Harp Okulu Harbiyeli Anıtı, Kastamonu Şerife Bacı Anıtı, Zonguldak Maden İşçileri Anıtı, Magosa Özgürlük Anıtı, Amasya Tamimi Anıtı, Çanakkale anıtlarının da olduğu yüzden fazla esere ve dev şehitlik anıtlarına imza attı.

118_1110

Işıktan aldığı ilhamla gerçekliği, acıyı, toplumca çekilen ıstırabı ve mücadeleyi heykellerine yansıtan Tankut Öktem’in Kuvay-ı Milliye ve Atatürk Anıtı, hala Türkiye’nin en büyük, dünyanın ise üçüncü büyük anıtı olarak literatürdeki yerini koruyor.

523024_443525015704914_2022354256_n

 Konya ’da 1940′ta doğan Öktem’in çocukluk yılları Edirne ve Muş’ta geçti. Veteriner olan annesinin onu sanata teşvik etmesiyle 2 yaşında resim, 3 yaşında heykel yapmaya başladı.

118_1113

Sergide ustanın 3 yaşında yaptığı horoz heykeli inanılır, gibi değil.

Ailesiyle İstanbul’a yerleşerek öğrenimini İstanbul Pertevniyal Lisesi’nde tamamladı. Lise son sınıfa geçtiği yıl Devlet Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nun Seramik bölümüne kayıt yaptırdı. Üçüncü sınıftayken Dünya Genç Heykeltıraşlar Yarışması’nda birincilik ödülü aldı.

523024_443525005704915_1832521352_n

1980-1982 yılları arasında İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Müdürlüğü yaptı. 1983-1985 yılları arasında Tatbiki Güzel Sanatlar’ın Marmara Üniversitesi oluşundan sonra heykel bölümünü kurdu ve ilk başkanı oldu.

523024_443525012371581_1190734761_n

Anıtsal heykelleriyle tanınan Öktem, profesörlük unvanını 1986′da aldı.

9225_443527955704620_829675555_n

1999′da “Devlet Sanatçısı” unvanı alan Öktem, 2007′de geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti.

118_1108

Not:Muhteşem ustanın sergisini   prensimle  iki kere, prenses Leyla ise üç kere gezdi. İkisi de çok beğendiler.

İshak Alaton Gençlerle

Genç Kagider düzenledi, İshak Bey kırmadı, vakit ayırdı, geldi. Sevgili arkadaşımız, üyemiz Leyla Alaton da hem babasının, hem bizlerin, hem gençlerin yanında oldu.

İshak Alaton, çok değer verdiğim bir iş adamı. Üzeyir beyle olan ortaklığını ise her zaman beğeni ile  takip ettim , ve benim için çok güzel  örnek teşkil etti. Ayrıca çok şanslıyım ki, çok özel insan Leyla Alaton ile de Kagider’e ilk geldiğim günde, ilk kahvaltı toplantısında, tanıştım. Tanıdıkça da , farklı dünya görüşünü, özel yapısını, esprili,çoşkulu hallerini, açıksözlülüğünü, her beraberliğimizde daha da farkederek, yaşayarak, daha da fazla  beğendim, sevdim.

Genç Kagider ve Kagiderin düzenlediği  kahvaltı sohbeti beklenen, umut edilen enerjiyle başladı, daha da yükselen bir enerjiyle devam etti. Sonra soru cevapları, baba kızın tatlı atışmalarını, esprilerini çok ilgiyle izledik,dinledik,Sevgili Leyla babasının konuşmasını sürekli tweetledi.                                                                                                                                         Ben de çıktığı günden beri okumak istediğim Lüzümlu Adam kitabını aldım, imzalattım, ve de hemen okumaya başladım. Aslında çok hızlı okuyanlardan değilim, döne döne, sindire, sindire okuyanlardanım. Ayrıca hep üç- beş kitap aynı anda okur, yenilerin de peşinde koşanlardanım. Klasik ikizler burcuyum, elimdeki değil, sıradakinin heyacanını yaşıyorum. Ama bütün bu eksilere rağmen Lüzumlu Adam’ı da İshak Bey’in ön söz yazdığı Halit Kakınç‘ın Struma‘sını çok  kısa zamanda okudum. Şimdi Lüzumsuz Adam’ı okumak istiyorum.Kahvaltı sohbetin de hep not aldım, ama kitabı okuyunca daha da geniş bir yelpazeden gördüm. İshak Bey’in hayatını, felsefesini ve o dönemi anlatan çalışma iki cilt halinde, değerli sosyal bilimci Mehmet Gündem tarafından yazılmış.

                                                                                                                                                          Birinci kitap:Lüzumlu Adam-İshak Alaton,  İkinci kitap:Lüzumsuz Adam-İshak Alaton. Bu kitaplar iki kişinin eseri, bir anlatan var, bir de dinleyen, soran ve yazan….

Mehmet Gündem kitabın önsözüne şu satırları koymuş. “İshak Alaton’u yakından tanıma fırsatı buldum, nedenlerini, niçinlerini sordum, hayat mücadelesine, varoluş süreçlerine, kırılma anlarına, hüzünlerine, yeniden başlama iradesine, öğrenme ve anlama azmine, bir insanı kendini aşma çabasına, lüzumsuz olabilme gayretlerine ve iz bırakma niyetine tanık oldum.”Lüzumlu Adam bir hayat mücadelesinin anlatımı… Bir toplumda azınlık olmanın verdiği yük, Varlık Vergisi ve bununla altüst olmuş olan bir aile. Ama ne olursa olsun bu zorluklardan yılmayan kararlı ve azimli genç bir adam: İshak Alaton.

Kitapta altını çizdiğim çok yer var, her sayfayı, bölümü çok ilgiyle okudum. İshak Beyin başarısının sırrı sadece iş hayatında değil, onun sosyal çalışmaları, katkıları, çocukları ailesi  ile olan ilişkileri, hayata bakışı hepsi bir bütün oluştururyor.Hemen Lüzumsuz Adam’ı okumak istiyorum. İshak Bey Lüzumsuz Adam için şöyle diyor.” Bütün hayatını iş peşinde geçirecek kadar ucuz bir insan değilim.İnsan uzun yaşasa da yine de az yaşadım der. Esas olan ne kadar yaşadığın değil, nasıl yaşadığındır. Adama sorarlar, yaşadın da ne oldu?…..Elbette buna verecek bir cevabın olmalı. Hayatın farklı limanlarına açılmak için kendime vakit ayırmalıyım. Bunun için öncelikle lüzumsuz olmaya gayret etmeliyim. İkinci kitapta okuyacaksınız lüzumsuz adamın maceralarını.”

Zülfü Livanelli ile Cumhuriyet Bayramı

Kadıköy Belediyesinin organize ettiği etkinlikte, 29 Ekim 2012’de Pazartesi günü saat 19.00 da önce Suadiye Işıklar’da Cumhuriyet Yürüyüşünde caddede buluşup yürüyoruz.Yürüyüşden sonra da Caddebostan sahilde Zülfü Livanelli konserindeyiz.

Etkinlik , konser herkese açık ve ücretsiz.