Büyük Kulüpte Nur Artıran ile

Çok özel bir konferans ve  çok özel konuk konuşmacılar

Tülin Özgür, Nur Artıran, İsviçre Büyükelçisi Raimund Kunz ve bizim grup

29 Nisan Pazar sabahı, Credit Agricole Group’un  davetlisi olarak, Büyük Kulüp deki çok özel kahvaltılı konferansa katıldım. Grubun davetlileri Türk İşadamları ve İşkadınları idi.Konu da Küresel Kriz idi. İsviçre Büyükelçisi,  Credit Agricole Group ekip olarak, İsviçreli konuklar, Büyük Kulüp üyeleri  katılımıyla toplantı çok kalabalıkdı, Bisiklet Yarışmasına rağmen tüm masalar, doluydu. Bizler de Credit Agricole Group’un başkanı sevgili dostumuz,Tülin Özgür ve Konuk Konuşmacı Nur Artıran‘ın yakınları, dostları ve sevenleri olarak, Saime Yardımcı, Nuran Evrensel,Şenda Tüfekçioğlu,Berrin Kuleli,Perihan Görücü, Münteha Adalı ile hep beraber oradaydık.Masalar, hem tüm Türk kahvaltılıkları hem, özel İsviçre peynirleriyle çok zengindi. Ama esas zenginlik, konuk konuşmacılar ve sohbetleri oldu.

Bizlerin Nur Artıran ile tanıştıran, sevgili dostumuz Saime Yardımcı ile önce Credit Agricole Group adına Jean Paul Betbeze konuştu. Ünlü ekonomist konuşmacı, Küresel krizden nasıl çıkılabilir? ABD,Avro Bölgesi,BRİCS Ülkeleri ve Türkiye’deki stratejiler konularını çok detaylı, raporlamalarla, alternatiflerle, ülkelerin şuanki siyasi durumları, ya da daha sonraki olabilecek şekillerde değerlendirdi. Grafiklerle paylaştı. Çok geniş kapsamlı bir sunum yaptı. Tüm iş hayatını etkileyecek olaylar ve analizler olduğu için herkes tüm dikkatle ve merakla izledi. Bütün konunun  içindeki  ülkelerin durumu yanında Türkiye’nin daha sağlıklı ve güvenilir bir strateji izliyor olması sevindirici olmasına rağmen ekonomik krizin global olması yönünden önümüzdeki günlerde daha zor günlerin bizleri beklediği aşikardı. Bu tablolara bakılarak en akılcı yolların neler olabileceğini de Jean Paul Betbeze kendi yorumuyla, önerileriyle aktardı.

Herkes olaya o kadar konsantre olmuştu ki ara bile verilmeden devam edelim dendi ve ikinci konuk konuşmacı,Şefik Can Uluslarlararası Mevlana Eğitim ve Kültür Derneği Başkanı  sevgili H.Nur Artıran, Küresel Ekonomik Krizde İnsan Faktörü başlıklı konuşmasına başladı.

Zamanlama, konuların ve konukların seçimi çok enterasan görünürken, Nur Hanım müthiş etkili farklı yorumu ile herkesin aklı, gönlü, yüreği, başka türlü  hissetmeye, atmaya, düşünmeye başladı. Bu olağanüstü konferansın böyle farklı iki yönden değerlendirilmesinin,  en önemli nedeni çok iyi bir finansçı ve ekonomist olduğu kadar, tasavvuf felsefesini de çok iyi bilen Tülin Özgür’ün başarısıydı.

Nur Artıran konuşmasına tasavvufi düşüncede maddi ve manevi dünyayı, madde ile manayı, aynı anda değerlendirmek ve dengede tutmanın önemi ile başladı. Çok çoşkulu, etkili  ve akıcı bir dille yaptığı konuşmasını, örnekler ve sembollerle de, renklendirdi. Aşağıda  aldığım notları Nur Hanım’ın kendi anlatımıyla  aktarmaya çalıştım. “İnsan faktörü 3 boyutlu, 1- Maddesel Boyut  2- Görünmeyen Boyut  3- İki Boyutun Birleştiği Ortak Nokta . Gerçekler bu iki boyutun birleştiği noktadadır. Bunu birleştirmeyen çözümler geçersizdir.Madde ile Mana arasınaki denge sağlanmazsa hiçbir çözüm geçerli olamaz . Sadece ekonomik kriz de değil, her zaman bu denge şart.Öncelikle insan kimdir, ondaki evrensel güç nedir, kapasitesi ne kadardır. Her konuda detaylı araştırma yapan insan kendisi hakkında yeterli bilgi sahibi değil.Günümüz de insan dış dünya ile uğraşmaktan kendisini araştırmamıştır.Büyük bir hırsla atını gökyüzüne sürerken, yıldızları keşfederken ne yazık ki kendini keşfedememiştir.800 yıl önce Mevlana şimdiki medeniyetin oluşmadığı yıllarda bile insanın gücünü söylemiş,” İnsan en mükemmel şekilde yaratılmıştır.İnsan hayale sığmayacak kadar büyüktür.Kıyamete kadar anlatsam sığmaz. İnsanın değerini çok iyi anla yoksa hiçbirşeye çözüm getiremezsin.”..demiş….Nietzsche “Cinselliği olmasa, ben ona tanrı derim diyerek, insanı anlatmış. Gerçek insan neyi nerede yapacağını bilir, İnsan evrenin en güçlü yaratığıdır.

Yüce Allah “Ben insanın sırrıyım, insan da benim sırrım”, buyurmuş. Mevlana  “Dünya  küçük alemdir.İnsan tüm evrenin üstünde güçlüdür. Herşey insana göklerde ve yerde hizmetçi olarak verilmiştir.İnsan kendi yaradılışını çözmeden, sorunları çözmesi beklenemez.”demiş.

Evrendeki ilahi bütünlüğü redeen hiç bir devlet ve hükümetin uzun süre kalması mümkün değildir.Birbirinden ayrı , ayrı gibi gözüken herşey bir bütünün parçasıdır. Hava, ateş, su zıt gibi görünen ama bir bütünlük  içinde birliktedirler.

Ekonomik ve sosyal hedefleri belirlerken,insani değerleri de ele almak gerekir. Mevlana der ki dünyayı bir insan bir bütün olarak düşünün,dünyadaki tüm insanlar vucüttaki hücreler gibidir, hücreler de organları, oluşturur. Hepsi birarada insanı oluşturur.Hiç biri diğerine benzemez.  Evrendeki değerler de aynı şekilde. Tasavvufi düşünce de ticaret ve çalışmak şart, özendirilir,ilahi nizam ticareti önerir,paylaşmayı önerir.Ama emeksiz zihniyeti rededer.Böyle bir görüş zayıf inasanı oluşturur.Ticari emek güç, demir çimento gibidir.Hedefleri güçlü kılar.Diğeri ise sahile kumla kale yapmaya benzer. 1929 da ki Amerika ekonomik  krizini, “İnsan Denen Meçhul” isimli  eserinde anlatan,  Nobel Tıp Ödülü kazanan Dr. Alexis Carrel, “Kriz medeniyetin kendi yapısından kaynaklanıyor. Ama içinden çıkamıyoruz. Krizden yani  kendi elimizle yaptığımız bu bataklıktan,  yine ancak kendi insani gücümüzle çıkabiliriz.”  diye anlatmış.  

80 sene sonra değişen birşey yok, insanlar yine aynı yanlışları yapıyorlar.Yine aynı krizleri yaşıyorlar.Bütün ekonomik doktrinler insanı keşfetmeyi redettiler.Manevi değerlerimizden çok şey kaybettik.Çünkü insan kendini tanımadan bu maddi dünyaya hakim olmak istemiştir.Netice de de medeniyet mutsuz ,huzursuz insan yapıyor. 80 sene önce de aynı şeyler yaşanmış bugünde aynı noktadayız. Hiç bir ilerleme yok.Mevlana insan üç boyutludur, diyor. Et kemik ve ruhtan meydana gelmiştir. İnsan kurtulmadıkça dünya kurtulamaz, diyor.Şems, “dünya insana benzer, insan başka bir dünyaya” diyor. .Önce insanı çözmeliyiz, sonra devletler, milletler, krizler

Toplantının sonunda Tülin Özgür son noktayı koyduğu yorumunda, iki uç noktayı birleştirdi.Ekonomik  krizler, manevi dünya ile maddi dünya arasındaki dengesizliğin neticesidir.Buda günümüzde, maddi değerlere daha fazla değer verilmesinden oluşmuştur. Çözümü de dengeyi kurmakla mümkündür. İki değerli konuşmacı da krizi, kabuğu, çekirdeği,ve meyvalarıyla, çok farklı yönlerden değerlendirdiler, diyerek, çıt çıkmayan salonu kendi düşünceleri ile bıraktı.

Toplantı sonrası Büyük Klüp Bahçesindeyiz sevgili Nur Artıran ile 

Hepimizin  kendine gelmesi çabuk olmadı.Toplantı nasıl başlamıştı, nasıl bitti. Hep zaman zaman bildiğimizi sandığımız gerçekleri anında unutup kendimizi hep sadece maddi, görünen,dünyanın içinde kaybolmaktan nasıl kurtarmalıyız, ve bunu nasıl paylaşmalı, çocuklarımıza çevremize güzel örnek olmalıyız. Ben, toplantıyı, elimden geldiğince  anlatmaya çalıştım. Ama biliyorum  ki, yapmamız gereken bilmek değil, olmak.Kendimizi, içimizdeki sınırsız gücü keşfetmek ve  iyi insan olma yolunda ilerleyebilmek.

Hepimiz kendi dünyalarımıza  doğru ayrılırken Nur Hanım, çok önemli yabancı konuklarını ağırlamak üzere Beykoz’daki yerlerine doğru yola çıktı. Tüm Mayıs ayı boyunca da çok önemli toplantıların, konferansların konuğu olacak. Saime Hanım da  Konya ‘daki önemli toplantıların düzenleyicisi  ve ev sahibi olarak  Konya’ya gitti. Ben de daha sonraki buluşmalarımızı  size aktarma sözü ile yazımı bitiriyorum.Sevgiler

Hakan Baş Genç Kagider ile

Hakan Baş, Genç Kagider Günleri, Eskişehir’deki Anadolu Üniversitesi buluşmasında gençlerle idi.Hakan’ı dinlemeyi çok isterdim, ama olmadı. Bir daha ki sefere inşallah. Ben de daha önce okumamış olanlar için Hakan Baş ile ilgili iki yazımı tekrar sizlerle paylaştım.Hem Girişimcilik Öyküsü hem Girişimcilere tavsiyeleri.

Bir sene içinde sırasıyla Peak GamesKrombera ve Lidyana.com’u kurdu.2011 Endeavor   ödülünü aldı. Şuanda Lidyana.com’un Co-Founder & CEO’su olarak çalışıyor.Henüz 29 yaşında. Bu çok başarılı genç adam Hakan Baş.                                         1983 doğumlu Hakan Baş, çok başarılı bir girişimci, Orta Okul ve Lise öğrenimini çok sevdiği Üsküdar Amerikan Lisesinde tamamlıyor,  Lisans diplomasını Cornell University, MBA yüksek lisansını ise Yale University’den almış. Burcunun  terazi, yükselenin ikizler; olduğunu söyleyen Hakan Baş burcumun tüm özelliklerini taşıyorum diyor.12 yaşına kadar Galatasaray’da sonrada Fenerbahçe’de profesyonel olarak yüzen Hakan Milli rekortmen bir yüzücü ama futbolu daha çok seviyorum diyor. Lisans ve yüksek lisansı arasında 1 sene New York’ta Bank of America’da, 2 sene İstanbul’da Raymond James Financial’da investment banking yapıyor. MBA sonrası Türkiye’ye dönüşünde kurumsal hayattaki son tecrübesini  Garanti Bankası Strateji departmanında 1 aylık VP görevi yapıyor.. Sonrasın da da 2010 Kasım ayında hep hayal ettiği  girişimciliğe adım atma fırsatını buluyor.Sırasıylada üç şirketi ortaklarıyla arka arkaya kuruyor. Lidyana’da başarılı futbolcu Arda Turan, markafoni Yönetim Kurulu Başkanı Sina Afra, Yemeksepeti Kurucusu Nevzat Aydın ile Peak Games ve Krombera Kurucu Ortağı Hakan Baş başta olmak üzere Türkiye’nin en başarılı internet girişimcileri  buluşuyorlar. Mücevherleriyle ünlü Lidyalılardan esinlenilerek ismi konulan Lidyana.com, kullanıcılarına pek çok ünlü markanın takı ve aksesuarlarının yanı sıra kişiye özel tasarımlarını da özel bir alışveriş deneyimiyle sunuyor. Yaklaşık 2 milyon TL yatırımla kurulan Lidyana.com, Türkiye sınırları içerisinde herkesin bildiği ve kendi zevkine uygun ürünlere ulaşabildiği bir platform haline gelmeyi ve bir yıl içerisinde bölgesel düzeyde hizmet ağlarını genişletmeyi hedefliyor.2000’den fazla farklı ürün barındıran ve her geçen gün yeni bir tasarımcı ve marka eklenen Lidyana.com kataloğu Merve Hasman’ın objektifinden çıkıyor. Sadece kadınları değil, erkekleri de hedefleyen sitede ürünlerin fiyat aralığı ise 15 TL ile 1.500 TL arasında değişiyor. Kadın aksesuar ve takılarının yanı sıra erkekler için kol düğmeleri, bileklikler, kolyeler ve kemerler de Lidyana.com’da yer alıyor. Satılan ürünleri bir iş günü içerisinde adrese teslim eden ve üründen memnun kalınmadığında ücretsiz geri gönderimle birlikte para iadesi yapan Lidyana.com, üründe herhangi bir deformasyon söz konusu olduğunda ise ücretsiz tamir sağlıyor.

Etkin Girişimciliği Destekleme Derneği Endeavor,  bu yıl Ürdün’de 17-19 Ekim 2011 tarihleri arasında gerçekleşen 40. Uluslararası Seçim Paneli’nde yedi ülkeden katılan girişimciler arasından Türkiye’nin ülke adayları , Hakan Baş ve Sidar Şahin de şirketleri Peak Games ile EndeavorGirişimcisi unvanını elde etti.
Krombera geleneksel pazarlama anlayışını yenilikçi mecraya entegre eden  hizmet dijital iletişim ajansı olarak,  dijital dünyadaki pazarlama fırsatlarını güçlü ve dinamik ekibi ile  düşünüyor, sosyal medyada pozitif farkındalık yaratıyor ve  harika çözüm önerileri sunuyor.
Yandaki fotoğraf
Krombera’nın
pazarlama
çalışmalarından
NFL final maçının sosyal medyaya yansımaları da büyük ses getirdi. 9.3 milyon sosyal medya yorumu ile rekor kıran Super Bowl’da, maç süresince saniyede 10.000 civarında tweet atıldı.
                                                                                           Hakan girişimci olmayı çok istiyordu, yapmak istediklerini hayal etti,kurguladı, çok çalıştı ve gerçekleştirdi.Sporcu yapısı ve disiplini de ona bütün başarılarında katkı sağladı. Hep hedefleri vardı, hedeflerinde engel tanımadı, kısa zamanda başarıya ulaştı.
Hakan’ın işlerini, başarılarını ilk duyduğum günden beri hayranlıkla takip ediyorum,  heyacan duyuyorum. Genç Kagiderçalışmalarının başlatıldığı şu günlerde gençlerimize de çok güzel örnek ve motivasyon olacağına inanıyorum. Hakan’ın deneyimlerini başarılarını,GENÇ KAGİDER Etkinlikleri’nde gençlerle de paylaşmasını anlatmasını arzu ediyorum.                                    Sevgili Hakan hep çalışmalarının, başarılarının  takipçisi olacağım. Ürünlerini de çok beğeniyorum, takip ediyorum. Çok özel başarılar, hep seninle olsun, gönlündekilerin hepsini hayata geçir, çok genç ve çok başarılı bir örnek oldun. Ailenin, hepimizin gurur kaynağısın. Sevgiyle kal.

Hakan Baş’tan Girişimcilere Tavsiyeler

Ex investment bankerken en sempatik bulduğum kitap (The Liar’s Poker‘ı bir kenara ayırırsak) The Accidental Investment Banker’dı. Daha sonra girişimciliğe adım attığımda, geçmiş algoritmalarımla mevcut key wordlerimin sentezinden olsa gerek, Susan Urquhart-Brown’ın o çok da “Best Seller” olmayan kitabı The Accidental Entrepreneur’u elimde buldum. Susan kitabında “keşke önceden şunları biri bana söyleseydi, o zaman ben daha neler yapardım” diyerek girişimcilere tavsiyelerde bulunuyor.

Ben de hayatımın her evresinde, benim 1-2 sene önümden giden birinin (çok önde olanların hatırladıkları yanıltıcı olabiliyor  ve dinamikler de çok değişmiş oluyor) her anımda bana yol göstermesini çok istemişimdir.

Poke the box! Geçtiğimiz haftalarda ülkemizi ziyaret eden Seth Godin’in Poke the Boxadlı kitabında anlattığı gibi, fırsatlar inisiyatif alınmadıkça statikten kinetiğe geçemiyor. LinkedIn kurucusu Reid Hoffman da start-up kurmayı uçurumdan atlayıp yolda uçak inşa etmeye çalışmaya benzetmişti. Ama o adımı atmadan uçak kendiliğinden meydana gelmiyor. Bu yüzden harekete geçmekten, insiyatif almaktan çekinmemek gerek.

Manevraya hazır ol! Jessica Livingston, Founders at Work adlı kitabında önde gelen başarılı girişimcilerle söyleşilerde bulunmuş ve hepsinin hikayesindeki ortak noktanın evdeki hesabın çarşıya uymaması olduğu sonucuna varmıştı. Gerçekten de tüm business planlar ve projeksiyonlar bir yol haritası çizmek adına güzel, ama yola çıktıktan sonra birçok sürpriz ortaya çıkıyor. Bu kırılma noktalarında girişimcinin manevra kabiliyeti, azmi ve kararlılığı çok kritik rol oynuyor. Başarılı girişimci krizleri bir şekilde fırsata çevirebilmeli.

Fikrinle evlenme! Benim genç arkadaşlarda en çok rastladığım hastalık bu. Fikre körü körüne bağlanıldığında eksikler görülmüyor, belki de çok başarılı hale gelebilecek bir iş planı gerekli düzeltmeler yapılamadığından çürüyüp gidiyor. Diğer taraftan da olmayacak işten vazgeçebilmek de bir meziyet: Projenin olmayacağını anladığı anda fikri öldürmeyi becerebilmek de başarılı bir girişimcinin en önemli özelliklerinden olsa gerek. Bir diğer önemli nokta ise fikri potansiyel yatırımcılarla ve sektör duayenleriyle konuşurken paylaşmaktan çekinmeyin; onlar sizin fikirlerinize şekil verecek kişilerdir. Artık herkesin de bildiği gibi VC’lere NDA imzalatmaya kalkmak en büyük deal breaker olarak biliniyor.. Ve yine her zaman söylendiği gibi fikir değil, fikri hayata geçirebilmek önemli olan.

Önce Proje! Başarıyı yakalamak için girişimcinin start-up projesini hayatındaki en önemli varlık olarak (bebeği gibi) görmesi gerekiyor. Şirket kuruluşunda ve kuruluş sonrası asıl öncelik operasyonun kusursuz yürümesini sağlamak olmalı – sosyal hayattan geri kalmamaya çabalamak, kişisel maddi çıkarlar gözetmek, egolara yenilmek “epic fail” habercisidir. Bu noktada projenin ilerlemesi için mantıklı oranlarda dilute olmaktan gocunmamak gerektiğini de belirtmek isterim: 5m dolarlık bir şirketin tamamına sahip olacağına, 100m dolarlık bir şirketin yarısına sahip ol. Zaten artık ülkemizde de “capital is not a barrier to entry” gerçeği var. Güzel bir proje ve bunu gerçekleştirebilecek sağlam bir ekip kurulduysa fon bulmak artık çok daha kolay. Burada da kritik nokta doğru yatırımcıları seçmek oluyor. ;)

Takım Oyunu! Execution is everything! Hep bu konuya geliyoruz ama gerçekten de en kritik konu takım. Fonların da bilindiği gibi bir projeye yatırım yapacakken ilk değerlendirdikleri kriter management team. Başta Co-Founder olmak üzere, seçilen yönetim ekibi şirketin kaderini belirleyecek kişiler. Bu yüzden çekirdek kadronun aynı frekanslarda, aynı vizyona sahip ve aynı aidiyet duygusuyla çalışıyor olması çok önemli.

Egolar kapıya! Yukarıda da bundan bahsettim ama bunu ayrı bir maddede tekrardan vurgulamaya gerek duydum. Türk girişimcilerinin en büyük eksiklerinden biri de genelde kendilerini alanlarının profesörü olarak görmeleri. Başarılı bir girişimci “Hiç bir şey bilmiyorum” diye düşünerek her gün araştırmalar yapmalı, pazarı takip etmelidir – yeniliklerden bihaber olanlar çok geride kalıyor. Öte yandan, egosu yüksek girişimciler ne fonlar ne de sektördeki diğer insanlar tarafından seviliyorlar ve bu kötü reputasyon uzun vadede yine başarısızlığa tek yön bileti veriyor.

Zaman Yönetimi! 7/24/365 işle yatıp işle kalkmayan girişimcinin başarılı olma olasılığı tamamen şansa kalır.  Hal böyleyken de her anı iyi değerlendirmek, eldeki yapılacaklar listesinde hiçbir şeyi ertelememek gerekiyor. Her gelen to-do’ya top yere inmeden gelişine “done” diyebilmek gerek. Biriktiğinde toparlamak çok zor ve bu hızlı hayatta kaçan balığın büyük olma ihtimali de çok yüksek.

Networking! Bu başlığa gerek duydum ama yapacak pek yorum yok sanırım; hepimiz hemfikiriz diye tahmin ediyorum. Çıkın ve herkesle tanışın! Şirketin kapıdaki güvenliğinden bile öğrenecek çok şey olduğunu unutmayın.

EN EN EN ÖNEMLİSİ ise dürüstlükten ve prensiplerden , ödün vermemek gerek. Hayat uzun, “doğrular mutlaka kazanır.”



Çok Değerli Dostluklar ve Saime Yardımcı

Sevgili Saime Yardımcı nın, tanıştığım günden beri hayatımda çok farklı ve değerli bir yeri oldu.Kendisiyle, ilk kez Garanti Bankasıyla  Kagider’in birlikte düzenlediği Konya 5 il,           5 zirvede tanışdım.Daha sonra da bizleri Konya’ya davet ettiği, Konya İş Kadınları KİKAD’ın  düzenlediği İş Hayatında Hoşgörü etkinliklerinde, ikinci kez biraraya geldik.
Çok güzel bir organizasyondu.Saime Hanım her ikisinde de harika ev sahipliği yaptı, hepimizle ayrı ayrı ilgilendi, ağırladı.Çok sevdiğim bir arkadaşımdan yeni öğrendiğim tırnağına kadar hanımefendi, sözü, Saime Hanım için söylenecek çok güzel sıfatlardan sadece bir tanesi olabilir.Sonra birbirimizle çok güzel paylaşımlarımız beraberliklerimiz, yolculuklarımız, çok özel sohbetlerimiz oldu. Bir çok güzel ortak keyfimiz, beğenilerimiz olduğunu  tesadüfen beraberce keşfettik, yaşadık.                                                           Saime Hanım’la İstanbul’ daki evlerimiz de çok yakın.Fenerbahçe’de ki güzellikleri, doğayı, sosyal kulüpleri,mekanları  beraberce ve kolayca  paylaşma şansına sahibiz.
Saime Hanım’ın yakını, dostu, akrabası,  çok değerli birçok insanla tanışma dost olma şansım da oldu. Çok değerli tarihçi MÜFİT EKDAL bey ve eşi Celile hanımla da tanışmamız, çok keyifli sohbetler, tarihte yolculuklar yapmamız da yine onun  sayesinde gerçekleşti.Çok sevdiğim bir arkadaşım,  Yonca Ebüziya ile de yine onun sayesinde tekrar biraraya gelme fırsatım oldu.
 Fotoğrafta Saime Hanım’ın Konya Meram daki bağ evinde Kagierli arkadaşlar, Nur Artıran Yonca Ebuziya hep beraberiz.
Konya’yı Konya kültürünü, Meram’ı oradaki çok hoş yaşantıyı, görerek, dinleyerek, harika meyva kurularını, yemeklerini tadarak hep Saime Yardımcı sayesinde öğrendim ve hayran oldum.
Saime Hanım, bu değerli kültürü aktarmak paylaşmak, hem de çok sevdiği eşi değerli iş adamı NAZİF YARDIMCI’nın aziz hatırasını, yaşatmak için çok özel bir kitap hazırlamış, KONYA’DA ASIRLIK BİR ÇINAR.                                                                                                      Kitabın önsözünde Prof Dr. Sema Karacığan Belli, Mevlana’nın bir sözüyle başlamış.            Bu Sen anılması  güzel olan söz ol,                                                                                               Çünkü insan, kendisi hakkında söylenen sözlerden ibarettir.                                                                                                                                        Konyalı aileleri bir asırlık geçmişlerinden alıp bugünlere getiren bu kitapaki anılar, resimler, gazete ilanları,davetiyeler, hikayeler sizi bir maceradan bir maceraya sürükleyecek.          Ve bir güzel söz kalacak hafızalarımızda, tıpkı Nazif Yardımcı gibi…………….diyor.
Baktıkça okudukça o dönemleri yaşar gibi oluyorum. Benzer resimler, hem de çok benzerleri bizim aile albümlerimizde de var, ben de bir çalışma yapsam ne kadar iyi olur diye, içimden geçiriyorum.                                                                                                       Yemek kitabı ise Konya Lezzetleri kültürü için bambaşka güzel bir hazine, çalışma.BAĞ EVİNİN ASIRLIK YEMEK SIRLARI .Bu iki kitabı ve asırlık yaşantıyı aşağıda çok değerli iki röportajdan aktardım. 
Senelerdir Tasavvuf Kültürünü, ne kadar anlamaya çalışsam da, daha iyi anlama yolumu da Saime Hanım açtı. Konya’da tanıştığımız çok değerli mesnevihan, araştırmacı, yazar, NUR ARTIRAN  ile sohbetler yapma ve devam ettirme şansım oldu.Nur hanımla da ilgili sizlerle çok paylaşacağım şeylerim var.                                                                                 Hepsini  daha yazamadığım çok değerli ilkleri hep Saime hanımla  başlattım. Geçtiğimiz ay yine arka arkaya çok değerli ödüller aldı, konuşmalara katıldı. Unesco’nun  Barış ve İnsan Haklarını Destekleyen İş Sahibi Kadın ödülü, Orta Doğu Üniversitesinde Öğrencilerle Buluşma,
Çok değerli ve sevdiğim yazar; padişah V. Murat’ın torunu  Kenize Murat’ı ağırlama, daha niceleri….     Hep böyle demek zorunda kalıyorum, ama diğer yazılarımda ki  başarılı özel insanlar gibi, Saime Hanım’ı da  anlatmak için  kitaplar yetmez, hepsi çok değerli, başarılı, sadece kendisi için değil, toplumlar, gençler, kadınlar,insanlık, doğa, barış,evren,  mutlu günler için çalışan  güzel insanlar.           Bazı dostluklar gerçekten hayatımızda dönüm noktaları olabiliyor. Çok farklı şeyler öğrenip,hayatınıza yepyeni bir yön verebiliyorsunuz. Aşağıda Gonca Ergun’un 11 Nisan 2012 de Meltem Kurtsan ve Harika Oryantason  yazımın yorumunda yazdıklarından yaptığım alıntıyı paylaştım.
                                                                                                                                             
“Kagider in en geç üyesi olmama rağmen sizi çok kıskandım, Kagider’e dair yaşanmışlıklarınız ve anılarınız kıskanılmayacak gibi değil. Bunun yanında kendimi çok fazla geç kalmış saymıyorum, en kısa zamanda Kagider’e ait birçok anı ve tecrübeye sahip olacağıma, birbirinden eşsiz ve idealist üyelerle eşsiz deneyimler yaşayacağıma eminim”
Evet kıskanılacak dostluklar, paylaşımlar, ama Gonca’cım sende tüm yeni Kagider üyelerimizde,isterlese  çok kısa sürede bu dostlukları kazanma şansları var, 
Sevgili Saime Yardımcı’yla dostluğumu  birazcık, ucundan kenarından anlatmaya çalıştım.Sizler için aşağıya iki güzel röportaj ekledim. Biri Vedat Milor yazısı, diğeri de hayat hikayesinin kendi anlatımını içeren röportajı.
Ben de yarın kendisiyle çok özel bir kahvaltıda, yabancı konuklar ve Nur Artıran’la olmak için heyacanlandığımı söylesem kıskanmazsınız değil mi…. sizler için yarın haberler, fotoğraflar  yollamaya çalışacağım. Sevgiler, sevgiler
VEDAT MİLOR’UN RÖPORTAJI 19 ŞUBAT 2012

Gönülsüz Yapılan Aş Ya Karın Ağrıtır, Ya Baş

Bu Konya sözü Saime Yardımcı için geçerli değil. Çünkü ona göre sevdiği insanlar için yemek hazırlamak külfet değil, sevgi gösterisi. Üstelik bu yemekleri bir kitapta toplamış


Saime Yardımcı bu kitap ile gelecek kuşaklar için yararlı bir eser yaratmış.

Baba, baba, annem neden bunu bize yapmıyor? Çok güzel bu. Çok güzel. Harikulade.”
“Biliyorsun annenin vakti yok kızım. Zor yemekleri hazırlayamaz.”
“Ben doğduktan sonra öyle oldu di mi baba? Sen öyle diyorsun. Eskiden yaparmış. Peki bir gün benimle hiç oynamasa ve dersime yardım etmese yapar mı?”
“Bir şeyler yapar ama bunu yapamaz kızım. Beceremez.”
“Amerikalı olduğu için mi? Sadece Türkler mi yapabilir bu yemeği?”
“Türklerin de çoğu yapamaz kızım. Konyalı hanımefendiler yapar. Rahmetli Handan ninen yazın vişne zamanı yapardı ve benim en sevdiğim tatlı idi. Saime hanımın da çok iyi yaptığına eminim. Hatırlıyor musun, yazın bize misafirliğe geldi?”
6 Mart’ta 10 yaşında olacak ve son derece iştahsız bir çocuk olup hayatta yediği yemeklerin toplamı 10’u geçmeyen Ceylan Handan’ın gözleri parlıyor:
“Gene gelirse yapar mı bize?”
“Olmaz kızım. Misafir umduğunu değil bulduğunu yer belki ama misafire yemek yaptırılmaz. Ama yazın Konya’ya gidersek buluruz….”
Gözleri parlıyor kızımın.
Benim ise gözlerim kamaşıyor.
Sadece vişneli tirit resmine bakarken değil.
Saime Yardımcı hanımın “Bağ Evinin Asırlık Yemek Sırları” kitabının her sayfası gözümü kamaştırıyor.
Hanımı yakalayıp ona da fotoğrafları gösteriyorum. Gösteriyorum ki Ceylan’la pişirmeye başladığımız Konya projemizi sabote etmesin.
“Bak” diyorum, “bunca yer gezdin dolaştın, kuzu eti-tahıl-süzme yoğurt üçlüsünden bu kadar çeşitli ve lezzetli yemekler çıkaran başka ülke var mı?”
Sonra da ekliyorum biraz duygusallık katarak: “Fransız mutfağında Lyon yemeklerinin yeri ne ise bizde de Konya odur. Anadolu mutfağının merkezi denebilir Konya’ya.”

Hanım böreklerden, kızım ise hoşaflardan gözünü alamıyor
Sonra onun ağzını sulandırmak istiyorum:
“Bak trüf mantarının bir cinsi Konya’da da var. Domalan. Yetiştirilmesi mümkün değil. Saime hanım kuşbaşı koyun etiyle bir tarifini veriyor. Bak kitapta ekşili kabak da var. Saime hanımın bizzat elinden yedim Meram bağlarında, değil Michelin yıldızları gökteki bütün yıldızlar yetmez. Bak, ayva dolması ve kayısı yahnisi. Rahmetli dedem Tahir Milor çok severdi ama ben de senin gibi köfte ile patates kızartması ve makarna dışında bir şey yemezdim 10-12 yaşlarına kadar. Hele hele şu tirit yemeklerine bak. Sen bunları yersen Konya’ya yerleşmek istersin valla. Şu sündürme denen tiride bak. Küflü Tulum ile yapılır. Gerçek Konya küflü tulum rokfordan lezzetlidir çünkü mağarada, doğal ortamda küflenir. Etli ekmeğin küflü peynirle yapılanı da vardır. Bir de şu tarhun çorbasına bak. Sen çok seversin ve ‘tarragon’ dersin bizim tarhuna. Konya’da çok sevilir terhun. Rahmetli dedem bunun yahnisine meraklıydı. Kemikli yağlı koyun eti ve nohut olurdu içinde. Saime hanımın kitabında tarhun yahnisi yok ama gerdan etli tarhun çorbası var. Ben de bunu bilmiyorum.”
Eşim Konya mutfağına çok uzak değil. Kazasker’deki Konyalılar Etli Ekmek İstanbul’da en sevdiği lokanta. Onların etli ekmeği ve fırın kebabı bizim hanımın hep gözünde tüter. Ama çiçek bamyadan yaptıkları gerçek Konya bamya çorbasını içmişliği, gerçek Konya ev eriştesini yemişliği de var.  Ayrıca Konyalılar Etli Ekmek’te iken künefe-münefe istemez, sacarası tatlısı ile bitirir yemeği hanım.
Ama onun da gözleri kamaşıyor Saime Yardımcı hanımın kitabındaki çorbaların, etlerin-sebzelerin, pilavların, böreklerin resimlerine baktıkça… Hoşaflar ve şuruplar-şerbetler ise daha çok Ceylan’ın ilgi alanı. Ben ise gözümü reçellerden ve meyve-sebze kurularından alamıyorum.

Tariflerin hakkını vermek için iyi malzeme, kalaylı bakır kap şart
Hanım “Konya’da şarap yapılıyor mu?” diye soruyor. Bağ Evi olduğuna göre üzüm var, şarap olmalı! Meram bağlarının ne olduğunu soruyor.
Ben de ona Mecidiyezade Tahir efendinin torunu dedemlerin ve Karahafiz-Ulusan ailesinden babaannemlerin yazları oturduğu Meram bağlarının tarihçesini anlatıyorum bildiğim kadarı ile.
“Yazık, peder her şeyi sattı ve Konya ile bağları kesti ama Meram bağları Türkiye’nin en aydın yazlık semtlerinden biridir. İstanbul’un lüks denen semtleri gibi yarı taşralaşmamıştır. Konya mutfağı nasıl incelmiş ve kompleks bir mutfak ise Konya kültürü de derinliği olan, hoşgörülü ve aydın bir kültürdür.”
Saime Yardımcı hanım bu kültürün en güzel ifadesi. İnce, zarif, duyarlı, bilgili ve görgülü bir hanım. Onun yaşamında ailesi, dostları, sevdiği insanlar için yemek hazırlamak bir külfet değil, bir sevgi ve aşk göstergesi olmuş. Konyalıların hep dediği gibi “Gönülsüz yapılan aş, ya karın ağrıtır ya baş”. Ya severek yapılan aş? Saime hanımın dili ile konuşalım: “Teknolojinin bir canavar gibi zamanı tüketmediği o günlerde, yemek saatlerinde tatlı bir telaş yaşanırdı. Çünkü yemek ruh ile pişer, sevgi ile demlenir, aşk ile sunulurdu.”
Ne büyük bir şans ki bizim için Saime hanım bu sevgisini bizlerle, hepimizle paylaşmaya karar vermiş. Ama unutmamamız lazım ki bu kitaptaki her biri altın değerindeki reçetelerin hiç biri basit bir reçeteye indirgenemez. Onlar hakkıyla hazırlamak için malzemenin iyisini bulmanız, kalaylı bakır kaplarda pişirmeniz şart. Yoksa gerçek Konya yemeği değil, taklitlerini yapmış olursunuz.
Ne demeli? İyi yemek hazırlamak ve yemeyi bilmek bir kültür ve ruh zenginliği göstergesidir. Tarih bilinci olmayan toplumlar zengin bir yemek kültürüne sahip olsalar da onu yaşatamazlar.
Saime hanım gelecek kuşaklar için de yararlı olacak önemli bir eser yaratmış. İnşallah bu eseri satın aldıktan sonra müzeye kaldırmaz ve ziynet eşyası gibi gelecek kuşaklara aktarırız.

Gözlerimi yaşartan kitap

Not: Konya tarihi ile ilgili iseniz Saime Yardımcı hanımın ülkemize armağan ettiği “Konya’da Asırlık Bir Çınar” kitabından da bahsetmek isterim. Aileler elbette ki toplumun en önemli unsurunu adeta bel kemiğini teşkil eder. Saime hanım ülkemizin sosyal tarihine önemli bir katkıda bulunmuş, bazıları Mevlanasoyundan gelen Konya’nın ileri gelen 88 ailesinin şeceresini çıkarmış. Kitapta Mecidiye Medresesi ve Mecidiye Hanı kurucusu hayırsever Mecidiyezade Tahir Paşa’nın torunu dedem Tahir Milor ve kendi adını taşıyan Karahafiz Medresesi Müderrisi, Milli Mücadele Kahramanı ve Atatürk zamanında dört dönem mebusluk yaparak Konya’yı temsil eden Karahafizzade Mustafa Ulusa’nın kızı babaannem Handan Milor’un kucağında kendi bebeklik resimlerime bakarken gözlerim yaşarmadı diyemem..

Şefika Funda KÜÇÜKKONER’den çok güzel bir röportaj ve Saime Yardımcı’nın kendi anlatımı ile hayat hikayesi
İlkokulu, yeri şimdi çocuk parkı olan, Çukur Mektep’te, ortaokulu da Karma Orta Okulu’nda tamamladı.  1961 yılında Kız Lisesi son sınıfta iken, Nazif Yardımcı Bey’le evlendi.Sosyal faaliyetlerde aktif görevler üstlendi. Türk Anneler Derneği kurucu üyeleri arasında yer aldı. Konya İş Kadınları Derneği Kurucu Başkanlığında bulundu. Hâlen her iki derneğin de başkanlığını başarı ile yürütmektedir. Ayrıca, Selçuklu Belediyesi Kent Konseyi Üyesi’dir.
Yardımcı Beton,  Yardımcı Prefabrik ve Yardımcı Pazarlama ve İnşaatları Yönetim Kurulu Başkanıdır.
İçinde bulunduğumuz yıl,  onun Konya yemekleri ile ilgili kitabının ikinci baskısı yapıldı.
Konya kültürüne bağlı bir insan olarak tanınan Saime Yardımcı iki kız, bir erkek ve dört torun sahibidir.   Kitap çalışmaları devam etmektedir.Saime Hanımefendi ile geçen ramazan bayramından hemen sonra hazırlamakta olduğumuz bir makale için gazetede bir araya gelmiştik. Kendisinden Türk Anneler Derneği ile ilgili bilgi almış ve o gün Meram’daki bahçelerinde kendileriyle bir röportaj yapmak üzere sözleşmiştik. Aradan bir hayli zaman geçti. Kurban bayramından iki gün önce Meram’da bir araya gelmek üzere telefonda anlaştık.
Saime Hanımefendi bizi güneşli pırıl pırıl bir havada Meram’daki bahçelerinde karşıladı. Ev sahibesi oruçlu ağzıyla büyük bir misafirperverlik göstererek, bizden bir-iki saat önce gelip, misafirleri üşümesin diye sobayı ve şömineyi yaktırmış. Önce, yıkılmaya terk edilen Avukat Tevfik Efendi’nin köşkünün resimlerini çektik.  Bu tarihi ev, Meram’da tabiatın tahripkâr tesirlerine direnen son eser. Daha niceleri böyle yok olup gitti. Biri birinden muhteşem o çelebi konaklarından da eser kalmadı. Belki bu da bir çelebi konağı idi. Araştırınca ortaya çıkacak. Okumaya devam et

Yeşil İş Kagider,Yeşil Yayınlar,Çalışmalar

“Kadın, İşveren, Anne” olarak çevre duyarlılığını önemseyen ve bu konuyu geniş kitlelere yaymayı amaçlayan kadın girişimcilerden oluşan KAGİDER Yeşil – İş Grubunda ,Yeşil İş, Yeşil Yaşam  çevre duyarlılığı konusunda çok etkin çalışmaları olan üyelerimiz var.

Bugün bunlardan birkaçını  sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Yeşil-İş Kagider  Blogumuz  ay başında hazır oluğunda, yazılarıyla da  katkı verecek Ayşe Bilge  Dicleli, BZD yayıncılığın sahibi.           .Firma ,2009 dan beri EKOIQ  Yeşil İş Yeşil Yaşam dergisini çıkarıyor.Ayrıca yine bu konuları işleyen EKOIQ kitaplığı adıyla çıkardıkları Yeşil Kitapları var.Bilge Dicleli’nin kadın ve doğa konularında çalışmaları , farkındalıkları çocukluk günlerinden başlıyor.Anne ve babası arkeolog olduğu için,çocukluğu, sürekli kazıda olan anne babanın yanında, hep köyler de doğanın içinde geçiyor. O günlerde onu en çok etkileyen şey, kendisiyle aynı koşullarda olmayan kız çocukları ve doğanın eşsiz güzelliği.

EKOIQ çevre konusunda çok başarılı ve ilk dergi,BZD yayıncılık tarafından 2009 dan beri çıkarılıyor. Genel Yayın Müdürü Barış Doğru ve ekibinin hazırladığı dergi hepimizin okudukça çok şeyler öğreneceği, hepimize çok değerli katkıları olacak bir yayın.Türkiye ve dünyadaki, çevre haberlerini, çok dikkatli takip ediyor, yayınlıyor, röportajlar hazırlıyor, özendiriyor,öğretiyor.                                                                                                         Ayşe Bilge Dicleli ve  ailesi gerçek doğa dostu, hepsi işin içinde.gönüllülüklerini de sorumluluklarını da işleriyle birleştirmişler.                                                                    Firmalara, kurumlara, içinde  çevre ile ilgili çok değerli kitaplar, ajandalar,hazırlamışlar.  Bu Yeşil Kitaplardan biri de Ayşe Bilge Dicleli’nin yazdığı   “Kimse Bana Ne Diyemez” Kadıköy Belediyesi için hazırladıkları çok faydalı Yeşil Kitaplar da var.Bilim İlaç’a yaptıkları Yeşil Yolculuk 2012 ajadasına bayıldım. Elimden  ,düşürmüyorum, harika bir yol gösterici.Her gün kullananlara  hatırlatmalar, hafta sonu Doğanın Bu Hafta Size Düşündürdükleri sayfası ile çok güzel bir tasarım olmuş.                                                                           Bilim İlaç Olarak, “Gelecek Nesillere Saygı” ilkemizden yola çıkarak sürdürülebilir bir gelecek için çalışmalar yürütüyoruz. Büyük Bir Fark Yaratmak İçin Atabileceğimiz Küçük Adımlar başlığı ile anlatmışlar bu güzel projelerini.

Bilim İlaç ve Kopaş Grup’un genç çalışanı ve ortağı sevgili Nazlı Adıgüzel‘de komite üyemiz ayrıca. Komite başkanımız Şule Yüksel, çevre konusunu, TBMM’ne  sunulan Kagider Anayasa Çalışma Raporunda  bile madde olarak yazdıran arkadaşımız,

Kagider’in teklifinde Ekolojik anayasa talebi ile,  Çevreye ilişkin önlemlerin anayasal düzenlemelerle,güvence altına alınması istenmektedir.

Diğer üyelerimiz de, iş yerlerinde ve özel yaşamlarında, eğitimlerinde, kariyerlerinde, çevre için  katkı ve emek veren arkadaşlar.Yeşil Kagider’in Facebook, tweeter, ve blogunu  hazırlayan, emek veren genç pırıl pırıl iki arkadaşımız, Sinem Öztürk ve Nilüfer Birinci‘de mesaj ve yazılarıyla hep paylaşımda  olacaklar. Sinem yüksek mimar, Çedbik üyesi ve tezinin konusu da çevre duyarlılığı. Nilüfer ise peysaj mimarı olarak çalışmalarını sürdürüyor. Üç üyemiz, Özlem Açıkel Turhan , Nuran Evrensel ve Serap Zuvin Yeşil Ofis sertika programını ofislerinde başlattılar. Füsun Usta geçen ay işyerindeki çalışmalarıyla EKOIQ dergisi sayfalarındaydı. Kagider’in  Yeşil Ofis sertifika çalışmalarını Sinem’le yürüten profesyonel çalışanımız, ama gönülden de çevre dostu, Doğa Tamer ekibin en önemli kişisi. Tüm bu katkılarını, örnek çalışmaları sizlerle Yeşil Kagider aracılığıyla sürekli paylaşmak istiyoruz. Ben de Çedbik kurucu üyesi olarak, Tema‘nın kurucusu, sevgili Nihat Gökyiğit‘in her zaman takipçisi, hayranı oldum, sizlerle hem Yeşil Kagider’in tüm  sosyal medya kanalları aracılığı ile hem de bu blog , facebook ve tweeter aracılığı ile paylaşımlara devam edeceğim.

Büyük Aşkımla Buluşma, Mini Seyahatname

Başak’la  Sandiago’da Seaworld’de

Anne kız, birbirinden çok uzakta yaşamak, senede bir ya da iki kere görüşebilmek,aranızda okyanuslar olması, nasıl bir duygu anlatmayacağım. Nasıl buluşuyoruz, buluştuğumuzda neler yapıyoruz, onları yazacağım.

En sevdiğinize kavuşmak için saatlerce uçmak, sonra  her seferinde değişik bir saatte bir havaalanın da, ya da otelde, ev de, buluşma.Buluşulan yerde en yakın dostlarla, çiçeklerle karşılama,ya da,olabiliyorsa, ailece  toplanıp kutlama.Tüm ailenin bir noktada toplanıp yaptığı programlar, seyahatler, yemekler……Tüm sevgililerimle birarada kutlamak, paylaşmak

Bazen, onun yaşadığı Los Angeles ‘de bazen İstanbul’da, bazen Bodrum’da bazen arada bir yerde, Paris’de, Newyork’da, Miami’de Boston’da.

Tüm ailenin Başak’ın gelişiyle Bodrum’daki evde  toplantığımız  sabah üç aşkımla  birarada

Bavullardan çıkan sürprizler, önceden yapılmış programlar, hem en sevdiğine kavuşmak, hem seyahatin tatilin müthiş büyüsü, hem tüm aile, sevgililerimle birarada olma.  Bazen de İstanbul’da ya da Los Angeles da buluşup, yepyeni noktalara,belki  Avrupa’da,Akdeniz’de belki Amerika ‘da farklı noktalara, yolculuklara, devam etmek.

Başak’la Santorini’de

İkimizin de en çok sevdiği şeyler.Seyahat etmek, konserlere, showlara, tiyatrolara,etkinliklere  gitmek,  sanat eserleri, müzeler, tarihi yerler, gezmek, her nerede olursak olalım,doğa da yürüyüşler yapmak,  lezzetli yemekler yemek, şaraplar tatmak, sonra da beraberce,kolay keyifli atıştırmalıklar, yemekler,  yapıp misafir davet etmek.Aylar öncesinden hazırlanan, programlar, alınan show, tiyatro, konser biletleri, yemek rezervasyonları, ya da son anda ilave edilen, kuyruklara girilip alınan gösteri biletleri,nerede yemek yenilecek, ne yenilecek, kim çağrılacak,menü ne olacak, kimlerle buluşulacak, listeleri, organizasyonları.

Çok seviğimiz  Neslihan ve Allen ile  Los Angeles’de

Zaman kısıtlı, gönüller çok şeyi birarada yapmak, göstermek, paylaşmak  isteyince başka şansı yok.

Los Angeles’de USC diploma töreninde Necil, Başak, ben

Törenlere, kutlamalara,  koşmak, belki yılbaşıları veya  doğumgünleri birarada olmak,sürpriz partiler yapmak, yeni doğumlara koşmak, paylaşmak, birarada olmak,

Üç aşkımla yılbaşında İstanbul’a bizim evde

Tabi, beraberce alışveriş merkezlerine, butiklere, outletlere gidip alışveriş yapmak, mutlaka marketlere, doğal, otantik  pazarlara,   gidip, her nerede olursak olalım yiyecekler almak.

Miami Key West’te Kuba restorant da doğum günü kutlamasında

Karşılaştığımız olaylarda, herşeye çok kolay gülebilmek, bol kahkahalar atmak,şakalar, taklitler yapmak,                                                                                                              Dünyanın neresinde olursak olalım, önce kocaman aşkımın maç seyretme, trafiğini ayarlamak, yolculuk anında önceden tespit edilmiş, özel noktalarda                                                                                          durup, maçları seyretmek, şampiyonlukları kutlamak,

Laguna Beach’da anneler günü sabahı Galatasaray Şampiyonluk kutlaması birarada

Ev de olduğumuz zamanlar film alıp seyretmek, her zaman her yerde müzik dinlemek, birbirimize beğendiğimiz müzikleri dinletmek,paylaşmak,  yine her nerede olursak olalım, oradaki dostlarla sevdiklerimizle buluşmak programlar yapmak, güzel yemekler,sofralar düzenlemek. İlla saatlerce kitap CD bakmak, almak, mutlaka her an her yerde dergiler almak okumak.

Las Vegas’da 

Araba ile yolculuk’a çıkarken, sevdiğimiz, sandviçler, meyvalar, kahveler hazırlamak. Beraberce kuaförlere, güzellik salonlarına uğrayıp kendimizi şımartmak, hepsi mutlaka her buluşmanın olmazsa olmazları. Ama ben yine de uzaklarda yaşayacağına,yakınımda  olsaydı, diyenlerdenim. Belki aynı şehirde yaşasak bu kadar çok zaman birarada olmayacağız bile, belki bu kadar zamanın değerini bilmeyeceğiz,ama o özlem, iç sızlaması var ya, belki aşkları, aşk yapan, ıstırab, ama yine de, çocuklarımız nerede mutlularsa orada olsunlar diyoruz, onların adına bunu istiyoruz, ama………….

Başak’la Ezgiler’de 

Şimdi yaptığımız programlarda,  beraberce resim  çekme var, belki resim çekme turları yapacağız.Bakalım günler neler getirecek bu gün bendeki yansımaları böyle, yürek sızıları,  çok güzel anılar, önümüzdeki günlerde ki yeni buluşmaların heyacanı, çok büyük, özlem, özlem, özlem…….                                                                                    Hepiniz, hepimiz bir an önce sevdiklerimizle olmamız dileğiyle, sevgiler, sevgiler