Kagider Tebrik

Başarılı arkadaşlarımızla Kagiderli olarak çok mutluyuz, çok gururluyuz,aşağıda Kagider Tebrik yazısını paylaşmak istedim.

Değerli KAGİDER Üyeleri,

3-6 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilen 2.Küresel Girişimcilik Zİrve’si kapsamında başarılarını tüm dünyanın duyduğu değerli üyelerimizi kutlarız. Konu ile ilgili basın ile paylaştığımız basın bültenini ekte ve aşağıda bilgileriniz için iletiyoruz. Ayrıca aday üyelerimizden Selin Bozkurt da Manifesto İletişim  Danışmanlığı ve Etkinlik Hizmetleri şirketi ile “start-up – büyüyen yeni şirketler” listesinde yer almaktadır.

Saygılarımızla,

KAGİDER üyesi girişimci kadınlara  küresel ödül ve övgü

 İkinci Küresel Girişimcilik Zirvesi’nde KAGİDER üyesi Berna İlter şirketiyle, “Türkiye’nin en hızlı büyüyen 25 şirketi arasına girmesi”, KAGİDER üyesi Özlem Açıkel Turhan’ın Türkiye’nin en hızlı büyüyen ilk 100 şirketi arasında 63.sırada yer alması ve bir başka KAGİDER üyesi Bedriye Hülya’nın ise Zirve’ye konuşmacı olarak katılan ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden tarafından örnek girişimci olarak gösterilmesinin, kadınların küresel çapta dikkat çeken girişimciler olduğunun göstergesi olduğunu belirten KAGİDER Başkanı Gülden Türktan,“Üyelerimizle gurur duyuyor, başarılarının artarak devamını diliyoruz”dedi.

 ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’in konuşmacı olarak katıldığı İkinci Kürsel Girişimcilik Zirvesi’nde KAGİDER üyesi BRN Yatak Baza Ev Tekstili firmasının sahibi Berna İlter, AllNetwork’ün belirlediği Türkiye’nin en hızlı büyüyen 25 şirketi arasına girdi. Aynı listede bir diğer KAGİDER üyesi Özlem Açıkel Turhan da ilk 100 sıralamasında 63.sırada yerini aldı. Bir başka KAGİDER üyesi Bedriye Hülya ise Türkiye’de bir ilk olan“b-fit Kadınlara Özel Spor ve Yaşam Merkezleri” ile Biden tarafından örnek girişimci olarak gösterildi.

Kayseri’de Brn Yatak Baza Ev Tekstili ve Brn Uluslararası Danışmanlık ve Dış Ticaret Limited Şirketi kurucusu olan Berna İlter, 2006 yılında 800 metrekarelik alanda 10 kişi ile başladığı yatak üretimini 4 yılda 22 bin metrekarelik bir alana taşıdı. İlter, 2010 yılı sonunda 20 milyon doları bulan ihracata ve 250 kişilik istihdama ulaştı. İlter 2011 yılında Avrupa’nın en başarılı ilk 10 girişimcisi arasına girerek ‘Ruban D’Honneur 2011’ nişanının da sahibi oldu.

Özlem Açıkel Turhan, 2001 yılında kurulmuş uçtan uca e-iş çözümleri üreten bir danışmanlık ve yazılım şirketi olan Workcube’un kurucusudur. Workcube 2008-2010 yılları arasında %70 büyüme oranı ve 70 çalışanı ile Türkiye’de en hızlı büyüyen 100 şirket arasına girmiştir.

B-Fit Kurucu Ortağı Bedriye Hülya ise  Türkiye’de bir ilk olan Kadınlara Özel Spor ve Yaşam Merkezi b-fit’i İzmir’de arkadaşlarıyla birlikte açtı. Kısa sürede franchising yoluyla gelişen b-fit Türkiye’nin bütün bölgelerinde, Kuzey Kıbrıs ve Almanya’da çok sayıda şubeye ve 82 bin kadına ulaştı. B-fit’in en önemli özelliklerinden birisi sadece kadın girişimcilere franchising vermesi.

KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı Gülden Türktan, ekonomik ve sosyal yaşamda kadının konumunu güçlendirmek amacıyla kadın girişimciliğini destekleyen KAGİDER’in aynı zamanda rol modelleri oluşturduğunu, Berna İlter. Bedriye Hülya ve Özlem Açıkel Turhan’ın girişimcilik alanında birer rol model olarak kadınlara örnek teşkil ettiğini söyledi.

İlter, Turhan ve Hülya’nın kadınların, fırsat sunulduğunda küresel çapta dikkat çekecek iyi bir girişimci olabileceğini gösterdiğini belirten Türktan, “Daha fazla sayıda kadını girişimci yapmak, girişimci kadınlara yeni fırsatlar sunmak için çalışmalarımızı sürdürüyor, İlter ve Hülya’nın başarıları ile gurur duyuyor, başarılarının artarak devamını diliyoruz” dedi.

Ruhumu Besleyenler

Ruhun en önemli gıdası müzik, günün her saati bana, ruhuma  iyi gelen, bana enerji veren müzikleri  düşündüm ve sıraladım.Bazen atlıyorum, ama sonra hemen toparlanıyorum.Ruhumu gıdasız  bırakmamaya çalışıyorum. Sabahları beni çoşkuyla, tutkuyla, enerjiyle dolduran genelde latin müzikleri oluyor,sonra gün içinde, çalışırken, üretirken, huzur, keyif,  veren müzikler dinliyorum. Akşam olunca tercihim daha romantik, içimizi ıstan, güzel duygular, hissettiren  müzikler oluyor.Evde de, dışarıda da  akşamları mumlar, ışıklar kokular, özenli sofralarda, sevdiklerimle  kendimi daha iyi hissediyorum. Vakit buldukça seyrettiğim romantik, duygusal, güzel mekanlarda geçen filmler seyretmek de benim bu duygularımı daha da pekiştiriyor. Günün zorluklarını,teleşlarını da geride bırakarak kendimi uykuya bırakıyorum. Çok sevdiğim böyle filmlerden birini de aşağıda paylaşmaya çalıştım.

Bazı  filmleri de  tekrar,tekrar seyretmekten, kitaplarımı da tekrar okumaktan  çok keyif alıyorum.Something’s Gotta Give  Aşkta Her şey Mümkün de onlardan biri. Bunları kızım, canımla paylaşmakta en güzeli. Her okuduğumu,  seyrettiğimi,izlediğimi onunla paylaşmak onun da aynı şekilde benimle paylaşması  mutluluğumu kat kat artırıyor.

Başak’ın son haberi, Geçen ay Amerika da  Diane Keaton’ın kendi yazdığı  hayat hikayesi,  yayınlanmış. Merakla ben de okumak istiyorum. Then Again adlı kitapta ünlü yıldız, annesinin ve kendi hayatını anlatırken, çok güçlü bir kadın olan annesiyle ilişkilerini, etkileşimlerini anlatmış. Dianenin hayatı, beraberlikleri, zaten oldukça ilginç, işin içine anne kız ilişkileri de girince hepimizi içine çekecek bir roman olduğunu düşünüyorum.

Film çok güzel bir romantik komedi.Oyuncular çok güçlü,Jack Nicholson, Diane Keaton, Keanu Reeves, Amanda Peet, hepsi müthişler.Amanda Peet bu filmde olağanüstü güzel.

Harry Langer,(Jack Nicholson) genç kadınlar için yanıp tutuşan bir müzik piyasası kurdudur. Birlikte olduğu genç ve güzel sevgilisinin (Amanda Peet) annesinin yazlık evinde romantik bir haftasonu geçirmeye karar verirler. Ama hiç beklemedikleri süprizler, bütün haftasonu boyunca yakalarını bırakmaz.

Erica,(Diane Keaton) kızının kendisinden bu kadar yaşlı biriyle birlikte olmasına karşı çıksa da duruma katlamaktan başka çare bulamaz. Ama tüm bu itirazlarının bir kanıtı gibi Harry, bir akşam kalbinden rahatsızlanınca bütün bir haftayı, hiç anlaşamadığı Erica ile birlikte geçirmek zorunda kalır.Sürekli didişen ve çok farklı yaşam tarzları olan iki insan olmalarına rağmen birlikte geçirmek zorunda kaldıkları bu süre, hiç beklemedikleri şekilde yakınlaşmalarına neden olur. Bu arada Harry ‘i tedavi eden yakışıklı doktor (Keanu Reeves)  ünlü senaryo yazarı Erica’nın hayranı ve aşığıdır.

Mekanlar çok sıcak güzel. Konu çok iyi esprilerle donatılmış.Yazar ve yönetmen Nancy Meyers’in  harika yapıtlarından biri.

Hayatımızda romantizmi çoğu zaman yaşamıyoruz, atlıyoruz, boşveriyoruz.Gülmeyi ise , unutuyoruz. Ruh sağlığımız için ikisi de çok önemli. Zaman zaman unuttuğumuz, boşverdiğimiz, yok saydığımız güzellikleri, benim çok sevdiğim bu filmle tekrar hatırlayalım, paylaşalım istedim.

Görmediyseniz, hemen alın, hem de kiralamayın kendinize alın.Fırsat buldukça sevdiklerinizle defalarca  seyretmek isteyeceğinizden eminim.

Sahneye Çok Yakışıyorsun

Sevgili Kagider üyemiz Zeynep Arabacıoğlu’un  bu yaz Suada etkinliğine çok  gitmek istedim olmadı.Nihayet geçen ay Ghetto da dinlemek fırsatım oldu.Dinleyince arkadaşımın başarısından o kadar keyif aldım, sahneye onu o kadar yakıştırdım, beğendim ki hemen yazmak, paylaşmak istedim.Çünkü bu duygularım, okundukça da yaşansın hatırlansın, paylaşılsın istedim.                                                                                                        Zeynep çok özel bir insan.Harika bir eğitim, ardından oldukça başarılı profesyonel hayat sonra aniden karar veriyor,işini bırakıyor, müzik ve sanat çalışmaları derken kendi işini kuruyor. Sonunda da geçen ay benim de seyretme ve  dinleme fırsatı bulduğum solo konserini veriyor.

Zeynep’in de çok değişik bir hayat hikayesi ve Girişimcilik öyküsü var.

Üsküdar Amerikan Kız lisesini bitiren Zeynep ardından  Boğaziçi Üniversitesi İşletme okuyor, daha sonra da Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesinde yüksek lisans yapıyor.Tetra Pak Dış ilişkiler müdürü olarak 12 sene çalışıyor, sonra ayrılıyor, Sicimoğlu &Latin All Stars grubu ile müzik çalışmalarına başlıyor.2002 yılında Yunus Tonguç’un atölyesinde heykel ve traşçılık öğrenmeye başlıyor ve halen de devam ediyor.2008 yılının Ağustos ayın da da Sanat,Eğitim,Üretim, Danışmanlık,şirketi Arteistanbul’u kuruyor.

            

Müzik çalışmaları devam ederken Latin şarkıları  söylemeye başlıyor, Ayhan Sicimoğlu ile sahneye çıkıyor.Sonunda da artık kendisi solo Latin Şarkılar  söylemeye başlıyor.Ghetto da Kagiderli arkadaşlarımızla dinlediğimiz  Zeynep’in ilk solo konseriydi.Çok heyacanlı idi.Bizlerle, ailesi,dostları,sevenleri ve hayranlarıyla   şarkılarını paylaşırken hem kendi öyküsünü hem şarkıların öyküsünü o kadar güzel anlattı ki hem kendi çoştu, hem hepimizi  çoşturdu, mutlu etti.

Fiziği ile, sesi ile , tarzı ile, şarkılarıyla,  öyküleriyle  o kadar çok sahneye yakıştı ki,hepimiz hayran olduk.Bu son derece mütevazi, duygusal, yumuşacık kadın, sahnede nasıl bambaşka, cazibeli, tutkulu idi.Sevdiği işi yapmak ona çok daha fazla özgüven ve mutluluk katmıştı.

Sevgili Zeynep hem işinde hem sahnede hep başarılı, mutlu olsun, bizde onunla bu güzellikleri her zaman paylaşalım.

Sonbaharda Bodrum

1975 den beri her yaz, olabildiğince Bodrum da olmaya çalışdım.Senelerdir  yazları, işe Bodrumdan gidip, gelerek yaşadım. Ama hiç sonbaharda Bodrum da olamadım. Her Ağustos sonu itibari, iş hayatı yoğun başladığı için,evi kapatıp dönmek zorunda kaldık.Bu sene  sağlık nedenlerimizden, yazın Bodrum da kalamadık.İstanbul da idik. Ama başka bir şansımız oldu, geçen sene bir hafta Eylülde, bu sene hem Eylül de hem de Ekim sonu Kasım başı  10 ar gün Bodrumlu olduk.

Evet, evet, evet…… herkesin anlattığı gibi Eylül de Bodrum harika. Havası, denizi, kokusu, her şeyi ile mükemmel. Uçaktan indiğiniz de o kadar güzel bir hava insanı  kucaklıyor ki, zaten büyülenmiş  gibi oluyorsunuz. Sonra deniz, sizi nasıl sarıp, sarmalıyor, hiç çıkmak istemiyorsunuz,kendinizi bambaşka bir dünya da sanıyorsunuz, suyla bütünleşiyorsunuz, tüm mutluluklar sizinle oluyor.Sahil de olmak, güneşlenmek, kitap okumak, sohbet etmek, ya da sadece ve sadece denizi seyretmek, hepsi her zamankinden fazla keyif veriyor.Herşey sizi kucaklıyor, içine çekiyor.Bu güzel havada, suda, zamanda erimek, onlara karışmak , parçası olmak  istiyorsunuz.

Her yer sakin, ulvi bir törende gibi yaşıyorsunuz. Koylar zaten çoğu boşalmış oluyor, sadece merkezlerde hareket var. Eylül ayındaki Bu Bodrum seyahatimde ben,  muhteşem doğayı, güzellikleri, denizi;  sezonun son konserleri, briç turnavaları, keyifli sakin koşuşturmasız,  telaşsız, dost yemekleri , uzun yürüyüşler,  yeni keşfedilmiş kitaplarla taclandırdım.

Bodrumda harika üç Briç Klübü var. Her gün birinde turnuvaya katılabilirsiniz. Oyuncuları da, üyeleri de, Bodrum da yaşıyan çok  güzel,elit insanlar. Çoğunluk eşleri ile katılan,emekli, üst düzey yönetici, kamu görevlisi,eski asker,diplomat, ortalama yaşları 60 ve üzeri olan bu briç severler aralarında da çok güzel dostluklar kurmuşlar.Beraber diğer zamanlar da da yemeklere gidiyorlar, farklı aktiviteler yapıyorlar.

Benim en çok sevdiğim yerlerden olan Bodrum Marina en hareketli noktalardan,kitapçısı, kafesi,restoranları, mağazaları ile cıvıl, cıvıl.

Marina’nın karşısında Tango, Memodof’un yeri, Yalıkavaktaki köfteci, balıkçılar, kebapçılar,Gümüşlük’te, Bitez de  restoranlar, sabah kahvaltı, hafta sonu brunch yapabileceğiniz,hepsi sonbaharda başka güzel,çok özel yerler var.Gazetenizi alın, kitabınızı alın, kağıt kaleminizi alın,ister yalnız, ister sevdiklerinizle hep mutluluk veren yerler.

Bu sene Bodrumda yaşayan arkadaşlarımız bizi, yeni gözde yer, merkezde manavların arkasındaki balkçılar çarşısına götürdüler. Burada eskiden sadece balık satılan çarşıymış.Şimdi hem balık ve tüm deniz ürünleri satılıyor, hem minik restorantlarda istediğiniz gibi pişiriliyor, istediğiniz salata ot, zeytinyağlı, balık mezeleri de ayrıca servis ediliyor. Çok taze, çok lezzetli sofralar, güzel dostlarla da beraber olunca müthiş keyifli oluyor.

 Hele Gümüşlükteki konserler,yine sonbahar da en enerjisi yüksek,kalabalık yerler.Dinleyicileri de, Avrupa da ki konserlerde rastlayacağımız cinsten çok şık, gerçek şık, gerçekten müzikle aşk yaşayan, solistle,beste ile eserle bütünleşen insanlar. Bu sene Eylül de kapanış konseri Gülsin Onay’dı. Sezonun son konserini  kaçırmadığım için çok mutlu oldum.Geçen sene de sezonu Gülsin Onay ve Burhan Öcal’la kapatmıştım.İkilinin uyumu müthişdi.İki dev sanatçıdan müthiş  bir performans çıktı,Bilfen Orkestrası da muhteşemdi, mekan harika , uçtum, gerçekten uçtum.Bu sene ki son konserde Gülsin hanımı 400 yıllık taş binada, kilisenin içinde dinledik. Çok yakından elini tutacak , nefesini duyacak mesafede; nasıl çalarken kendinden geçiyor, ve geçiriyor.  Aaaaaaaaaaaaaaaaa, evet hatıraları bile muhteşem.

    Geçen sene  ve bu sene Eylül de yakaladığım Gülsin Onay ve Burhan Öcal konserlerini  benim için çok değerli köşe yazarı ve yazar Zeynep Oral’dan okumak isterseniz,Cumhuriyet Gazetesi 10.09.2010 yazısına bakabilirsiniz.

Bodrum’u sonbaharda mutlaka deneyin.                                             ,

Angikad Girişimcilik Kampı

Sevgili Arkadaşlar,
ANGİKAD olarak 34 kızımıza 3 gün Girişimcilik Kampı organize ettik. 4 kızımız Van’dan çadırdan geldiler.
İçlerine girişimcilik ateşi koyduysak ne mutlu bize…….
Devrim Erol

Angikad çok güzel bir projeyi sevgili Devrim’imizle  başarıyla gerçekleştirdi.Hepimize mutluluk kaynağı, yeni enerji oldu.

Detaylı bilgi için : Angikad