Sev, Yardım et, Şükret, Mutlu Ol.

1151070_10152119941548052_1490676279_nTatlı çılgın iş kadını, tatlı çılgın eş, tatlı çılgın girişimci, tatlı çılgın arkadaşım sevgili Berrin Kuleli; bu sene yine  herkesi şaşırtan bir karar aldı ve en kısa zamanda uyguladı. Hindistan’da iç sesini duymaya, dinlemeye gitti.Gitmeden önce de uzun uzun konuştuk.Döndükten sonra da. Her zamanki gibi, kendine özgü tatlı, kendiyle  dalga geçen uslubu ile anlattı.1795703_10152036746713052_1923850324_nZevkle, keyifle, merakla  dinledim.Bu uzun bir süreç, yaşananlar, hissedilenler, kazanılanlar, bir kerede anlatılacak, bitecek cinsten değil. Her karşılaşmamız da da yeni şeyler dinliyorum.Hepsinden öğrenilecek bir sürü şey var. Hepsinin özünde de  Sev, Yardım Et, Şükret, Mutlu Ol… var. Berrin çok iyi bir iş kadını Türkiye’de hiç yapılmamış bir işi ilk defa başlatıp uyguluyor. Şimdi başkaları da yapıyor ama o sektöründeki en başarılı firma olmayı kimseye kaptırmıyor.Ne mi yapıyor derseniz, gizli müşteri takibi, raporlaması yapıyor. Türkiye’nin  her noktasında 54.000 in üstünde  gizli müşteri veri tabanı  ekibi var .10857954_10152937769993728_5859061934075133263_n (1)

Piramit Danışmanlık;Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen markalarının, Hazır Giyim, Akaryakıt, Bilişim/Teknoloji, Süpermarket, Fast Food/Cafe/Restoran, Sağlık Hizmetleri, Otel/Konaklama, Banka/Finans, Kargo/Taşımacılık ve daha pek çok sektördeki   müşterilerine uluslar arası birikimini barındıran profesyonel bir hizmet sunuyor.Ofisinde de veri tabanından  gelen raporları düzenleyip kurumsal müşterilerine, bildiren bir ekip var.

10322473_521582564618848_303843651964516557_nMüşteri portföyü çok geniş ve değerli, eğer gizli müşteri çalışması yaptırmak isteyecek bir firma iseniz, Berrin sizi mutlaka biliyordur, tanıyordur. Ya da müşterisisinizdir.Ya uçan ya kaçan kurtulur derler ya. Berrin’den ne uçan, ne kaçan kurtulamaz. Yeter ki karşılıklı talepleriniz denk gelsin uysun.Çok renkli çok çalışkan, çok heyecan dolu arkadaşım evinde eşi ve  kızı ile çok güzel bir denge içinde. Bu da onun özel başarısı. Her zaman takdir ediyorum, kutluyorum. 10295468_10152479621268530_201390681729005500_oSosyal çalışmalar da da çok çalışkan özverili,ve netice de çok fayda ve katkı yaratıyor. Özellikle yeni girişimcilere verdiği eğitimleri senelerdir başarıyla sürdürüyor. Girişimciliği, işi, sosyal katkı çalışmaları ile ilgili anlatılacak çok şey var. Onları bize daha sonra yazacak. Bu gün Ekim ayında yaptığı çok güzel yolculuğu paylaştı bizlerle…Herkes dönüşünde Berrin değişti mi? diye çok merak ediyordu. Berrin’in heyecanı, tatlı çılgın hali hiç değişmedi. Yine  tatlı çılgın haliyle aramızda. Ama hiç dayanamaz süre bitmeden geri döner mi? derken, diğer yarıyı da en kısa zamanda yapmak üzere döndü. 10984974_10152842423568052_7641493909185775673_nHayatıyla ilgili çok önemli bilgilere ulaştı, özellikle annesi ve kızıyla olan davranışlarında  hemen yeni kararlar aldı ve uyguladı. Şimdi daha rahat, daha  huzurlu hissediyor, kendini.Aşağıda da gitmeden önce, oradayken ve dönünce neler hissetti, yaşadı, paylaştı.Belki sonra tekrar paylaşacakları da olabilir, ben uzun uzun dinlememe rağmen yazdıklarını da merakla okudum. Şimdi sıra sizde, Teşekkürler Berrin’im; tatlı çılgın arkadaşım, Bodrum komşum,her zaman keyifli  yürüyüş, yüzme, seyahat, toplantı, çalışma, Bodrum kaçamaklarında uzun uzun beraber vakit geçirmek dileğiyle.Tatlı çılgın halin, başarıların,  sevgili ailenle mutluluğun hep artarak devam etsin. sevgiler, sevgiler…

 

“Merhabalar

Sevgili dostum Meral’e  çok uzun süredir blog’unda bir şeyler yazacağıma dair bir söz vermiştim. Ancak blog’un okuyucu sayısı arttıkça heyecanım da arttı ve mutlaka sıra dışı bir şeyler yazmam gerektiği konusunda kendimi şartladım. Bu güzel blog’un okurlarıyla 2 ay önce Hindistan’a yaptığım “Uyanış Yolculuğum’u”anlatmak ve orada hayata dair öğrendiklerimi ve tecrübelerimi paylaşmak istiyorum.Beni tanıyan arkadaşlarım iyi bilirler, her daim neşeli, fazlasıyla konuşan, işine, kızına,kocasına,  ailesine ve arkadaşlarına aşık biriyim. Bunların dışında bir o kadar çalışkan, başarıya odaklanmış da bir girişimciyim. Her sabah “bugün sabah oldu, ne güzel yine işe gidicem” diye sevinçle güne başlayan nadir insanlardan biriyim. Hatta hayatı şanslı yaşayanlardan biri olduğuma inanmışımdır hep. Belki de hayatla barışık olmam, ya da sahip olduklarımın kıymetini fazlasıyla bilmemden dolayı da kendimi şanslı görüyor olabilirim.fotoğraf (6) (3)

2014 yılında 50 yaşına girdim, hani insan bazen şöyle bir dönüp kendine bakmak ister , hayatının bir analizini yapmak ister ya, sanırım bende  biraz bunu yapmak istedim. Son zamanlarda beynimin içinde cevabını bulamadığım bir dolu soruyla iç sesimin konuştuğunu duymaya başladım. Bu ses  bazen beni gereksiz yere yargılıyor, bazense anlamsız alınganlıklar içine girmeme sebep oluyordu. Endişeler, kaygılar da işin içine yavaş yavaş girmeye başlamıştı. Bazı zamanlarda ise içimde ki enerjinin fazlalığını bastıramamaktan kaynaklanan patlamalar oluyordu. İç sesim beni son günlerde uyarmaya başlamıştı ve diyordu ki  “şöyle bir dönüp hayatını gözden geçir, içine dönüp bir bak, belki biraz durulman gerekiyordur, belki de içindeki enerjilerle baş etmeyi öğrenmen gerekiyordur”. İşte tam böyle bir ruh hali içinde koşmaya devam ederken bir arkadaşım ile yaptığım kısa bir sohbet benim tüm bu soruların cevabını bulacağım bir yerin olduğunu keşfetmemi sağladı. Hindistan’da Oneness üniversitesinde ki “Uyanış Yolculuğu (Journey into awakening) ” eğitimi. Uzun zamandır Hindistan ve orada ki tapınaklarda sıra dışı yaşanan tecrübeler zaten ilgimi çekiyordu, ama bu konuda ne bir girişimim ne de bu tarz bir girişime cesaretim  olmamıştı. Bir sabah arkadaşımdan ulaşan bir mail ile 29 ekim’de Hindistan’da Uyanış Yolculuğu Eğitimi olduğunu öğrendiğimde hiç düşünmeden kararımı verdim. Eşimin, kızımın, şirketteki personelimin ve çevremdeki herkesin şaşkınlıklarına rağmen Hindistan’da bir tapınağa doğru Arınmaya, Uyanmaya, Kendimle yüzleşmeye, daha doğrusu benim için bilinmeyene doğru bir yolculuk başladı. Bu bir uyanış yolculuğuydu aslında. Bugüne kadar en fazla 1 hafta ayrı kalabildiğim işimi, hiç arkama bile bakmadan 19 günlüğüne bırakıp gidiyordum, heyecan, merak, şaşkınlık yaşadığım bir dolu duygu arasından sadece birkaçıydı. Tek bir hedefim vardı, kendimi keşfetmek ve içime bakıp , öz beni öğrenmek. Oneness Üniversitesi Hindistan’ın güneydoğusunda ki Chennai şehrinin 80 km de kuzeyinde yer alıyor. Üniversite tam bir kampus gibi, 3 tane yatakhane binası, 1 eğitim salonu ve yemekhaneden ibaret. Yatakhanelerde 8-10 kişi aynı odada kalıp, ortak banyo ve tuvaletler kullanılıyor. Erkekler biraz daha şanssızlar, çünkü onlar 60-80 kişilik yatakhanelerde konaklıyorlar. Sabah 07:00 itibarıyla başlayan eğitim akşam 21:00 ‘e kadar sürmekte. Hintlilerin temizlik anlayışlarının biraz zayıf olduğu  bilinse de kampüs ve yatakhaneler gayet temiz. Hatta tipik Hint’li alışkanlığına sizi de çabuk adapte ediyorlar, yemekhane, yatakhane ve eğitim salonunda yalınayak olma kuralı var. Kasım ayının başı olmasına rağmen hava genelikle 30C ( ama Hintlilere göre kış mevsimi ve çok soğuk olduğunu söylüyorlar) sık sık da yağmur yağmasa sıcak pek de dayanılır gibi değil. Eğitim genellikle üniversitenin kampüsünde olmasına rağmen kampüsün yakınında bir tapınak var ve haftada 2-3 kez bu tapınağa gidiliyor, oranın insanı etkileyen olağanüstü bir enerjisi var, hiç ayrılmak istemiyorsunuz, eğitimin bir kısmı zaten orada gerçekleşiyor.

fotoğraf (8) (2)

Bu resimde Homa yapıyoruz.

Homa: Hintlilerin dileklerinin gerçekleşmesi için dua ettikleri bir ortam.

Pek çok konuda Homa yapılabiliyor, ama o günkü Homa’nın konusu aynı olmalı. Örneğin bizim yaptığımız Homa’da ki dileğimiz ” Hanemizde ki Bolluk, Bereketin artması için”di.

Resimde ki gibi bir kumun içinde herkes ateş yakıyor, ateşin üzerinden bazı baharatlar ve bazı malzemeler çevriliyor , bulgur vs.

Dileğimizin gerçekleşmesi için dualar ediliyor.

Bu yazıyı okuyanlar için özellikle belirtmek isterim ki bugüne kadar sprituel dünya ile ilgili  hiçbir bilgi ve tecrübem olmamıştı, hayatımda hiç  meditasyon yapmadım, reiki veya yoga konusunda hiçbir çalışmam olmadı. Hatta tüm bu konulara bugüne kadar bir hayli uzak durduğum ve biraz da uçuk bulduğumu da söylemeden edemeyeceğim.  Benin gibi özellikle fazla enerjisi olan hatta kısmen hiper aktif sayılabilecek birinin meditasyon seansı veya reiki gibi dingin, sadece kendiyle baş başa olabileceği bir yere adapte olabileceğini düşünmek bile hayal gibi geliyor insana….

Hani vakti  gelmiş derler ya, sanırım benim içinde vakit gelmişti ve ismini koyamadığım bir şeyler beni oraya sürükledi ve bu müthiş tecrübeyi yaşamamı sağladı.  Oneness Üniversitesi Sri Bhagavan ve eşi Sri Amma Bhagavan tarafından kurulmuş. imagesHiçbir din ayırımı gözetmeksizin dünyanın her yerinden onlara ulaşan insanlara “sadece mutlu olmayı, hayattan keyif almayı ve bulundukları anı yaşatmayı” sağlamak ve tüm dünyaya bu inancı öğretmek amacıyla kurulmuş. Onlara göre hayattan keyif almanın bir formülü var, o da şu; Sev, Yardım et, Şükret, Mutlu Ol. Bu duygulara sahip olup hayatımızın içine çekebildiğimiz takdirde dünyaya baktığımız her yer ve her şey çok ama çok güzel zaten. 5400360_origOneness üniversitesinde 1 ay süren çok yoğun bir eğitim programı ile bu 4 özelliği hayatınıza nasıl yerleştireceğiniz öğretiliyor. Eğitim Dasa diye adlandırılan Hindu eğitmenler tarafından İngilizce veriliyor, Bhagavan’ın tüm bilimsel, felsefi ve sprituel yöntemleri kullanılıyor. Bence Amma ve Bhagavan insanlığa mutlu olacakları bir inancı öğretmek üzere bu dünyaya gelmişler, tıpkı Mevlana ve Şems-i Tebriz gibi. Tüm anlatılanların Sufizm ile ciddi benzerlikleri var. Herkesin ilahi bir inancı var kalbinde, bu inanca bağlı kalmak felsefenin önemli bir adımı. Elbette ki ilahi inancınızın ne olduğu  size bağlı, bu konuda herkes tamamen özgür. Hani hayattan keyif alma formulü vardı ya , Sev, Yardım et, Şükret , Mutlu ol. Bunları nasıl yapabiliriz, hayatımızın  içine nasıl çekeriz diye sorunun cevabı “orada verilen eğitimin içeriğini” oluşturuyor. Bu formulü uygulayabilmemiz için 21 adet niteliğe sahibi olmamız gerektiği anlatılıyor. Bu nitelikler tam 21 gün boyunca, her gün 1 nitelik olmak üzere anlatılıyor.

fotoğraf (12) Aslında sahip olduğunu düşündüğün ama hiç de sahip olmadığın, ama sende olmadığını bir türlü kabul edemediğin anların değerlendirilmesi yapılıyor. Bir bakıma kişisel gelişim eğitimine benzese de uygulamalara baktığımızda bugüne kadar aldığımız eğitimlerden inanılmaz derecede farklı. Çünkü işin içine spritüel bir uygulama giriyor. Dasalar tarafından(Hindu eğitmenler) o günkü nitelik anlatılırken  Deeksha adı verilen bir enerji yayılıyor ortama ve bu enerjinin yaydığı manyetik dalga sayesinde bilinciniz açılıyor ve geriye çok eskilere dönüp sahip olmadığınız duyguların nedenini, sahip olduğunuz korkuların/endişelerin temelini keşfediyorsunuz. Deeksha enerjisi 3.göz dediğimiz 2 kaşımızın arasından alınıyor. Bugüne kadar bilinçaltınızda kalmış, hatırlayamadığınız pek çok şey siz farkında olmadan  ortaya çıkıyor ve sizinle yüzleşmek istiyor. Enerji verilirken her bir nitelik için belirlenmiş Sanskritçe dilindeki bir Mantra’yı tekrarlayarak beyninizin bu niteliği kabullenmesini sağlıyorsunuz. Tüm çalışmalar bilimsel uygulamalarla yapılıyor ve deeksha enerjisi verilerek bu niteliklerin içselleştirilmesi sağlanıyor. Oneness’ın temel anlayışına göre içsel dönüşüm ve daha yüksek bilinç seviyelerine yükselme entelektüel bir anlayışın sonucu değil nörobiyolojik bir sürecin sonucudur. Böylece, kişinin hayatı deneyimleme süreci tamamen değişmektedir. Deeksha enerjisinin beynin çeşitli bölümlerini etkilediği böylece stres seviyelerini azalttığı, sevgi, neşe ve farkındalık seviyelerinin arttığı bilimsel olarak da kanıtlanmış. Deeksha enerjisi öncesi kişilerin MR sonuçları çekilmiş, enerji verildikten sonra tekrar çekildiğinde farklı sonuçlar elde edilmiş. Nitekim kendim bunu bizzat bazı konularda deneyimledim. Deeksha enerjisi verildiğinde zihniniz daha çok açıldığı ve bilinciniz daha fazla yükseldiği  için geçmişinizi hatırlayabiliyor, bazı unuttuklarınız gözünüzün önünde canlanabiliyor ve hatta düşünceler tek tek aklınızdan geçmeye başlayabiliyor. Ben pek çok endişemin, korkularımın, kaygılarımın sebeplerini keşfederken, hem çok şaşırdım hem de çok ağladım. Kendinizi kabullenme süreciniz çok zor geçiyor, sanki canınız yanıyor.  Sadece ben değil 36 ülkeden tam 300 kişi eğitim salonunda bazı seanslarda bağıra bağıra ağlayıp kendimizle yüzleşiyorduk.

fotoğraf (9)

Oneness Üniversite’sin de Aydınlanma Yolu

Bu öğretiler o kadar kuvvetli ve eğitim öylesine insanın içine işliyor ki bir kez onları dinlediğinizde artık kopmanız mümkün gözükmüyor. Öğle tatilleri hem günün sıcak olması hem de eğitimin fazlasıyla iç dünya ile yapılan yolculuk olması nedeniyle 3 saat tutulmuş. Çünkü bu kampüste yapılan en önemli şey kendini dinlemek, kabul etmek, yüzleşmek ve tüm bunları sessizce ve yalnızca kendi başına yapabilmek, kısacası MAUNA hali. (Mauna:Sessiz kalıp, kimseyle konuşmadan, hiçbir iletişim aracını kullanmadan sadece düşünmek, derin ve derin düşünmek). Her nitelik anlatıldığında bir tohum olarak veriliyor, o tohumun toprakta kalması, büyüyüp gelişmesi, ağaç, hatta ormana dönüşmesi kişinin kendi elinde. Tohumun gelişmesi için ise Mauna halinde olmak önemli. Ben bir keresinde tam 22 saat Mauna’da kaldım. Genellikle aşırı derecede konuşan biri olarak hayatımda ki en güzel anlardan biriydi diyebilirim. Ne öğrendin derseniz ; Aslında kendi sesimden ne kadar da çok rahatsız olduğumu, susmam ve çok konuşmamam gerektiğini.

fotoğraf (15)Öğrendiklerim arasında en çok etkilendiğim konuların başında, Anne ve Baba ile olan ilişkilerimiz vardı. Hayatımızda ki en önemli insanlar anne-babamız. Vücudumuzun sağ tarafı annemiz, sol tarafı ise babamızı yansıtırmış. Eğer babanız ile problem yaşıyorsanız hayat boyu para ile ilgili sıkıntı çekermişsiniz, eğer anneniz ile problem yaşıyorsanız hayatınızda yapmak istedikleriniz ile ilgili hep engeller çıkarmış önünüze. O nedenle anne ve babalarımız bizim için çok değerli, eğer hayatta iseler  onların her daim duasını almamız gerektiğini lütfen hatırlayın, hayatta olmayanlar için ise onları hatırlayıp, dua etmekte aynı etkiyi gösterir. Hayatta olmayan anne ve babanızın ruhu zaten hep sizinle ve sizin etrafınızda, onlara yaşamları boyunca size verdikleri için şükran duymanız ve her daim hatırlayarak duanızı esirgememeniz yeterli olacaktır , merak etmeyin. Siz anne ve babanız ile nasıl bir ilişki yaşadıysanız kendi çocuklarınız ile ilişkinizin de mutlaka öyle olacağı anlatıldı. Ben dünyalar tatlısı annemin beni çok sevdiğini biliyorum, ama oradaki seanslar esnasında yüksek bilincim annemin benim beklediğim kadar bana şefkat göstermediğini karşıma çıkardı. Hayatımda yaptığım bazı davranışların aslında o bana yetersiz gelen şefkatten kaynaklandığını gördüm. Ama anneme hiç kızmadım, kızamadım ki çünkü sebebinin ne olduğunun da farkına varmam öğretildi. Annemin bana verdiği eksik kalan şefkatin benim tarafımdan kızıma da eksik verildiğini gördüm. Ben de aynı annem gibi kızıma yeterince/ya da onun beklediği kadar şefkatli olmadığımı gördüm. Döndüğümde bunu   annemle paylaştım, o kadar üzüldü ve ağladı ki, kendini birden suçlu hissetti. Sebeplerinin neler olduğunu ona anlattığımda, kendi annesine ve daha öncelere birlikte döndük. Zihnin yüzeyinde görüp deneyimlediğiniz her şey, aslında altta yatan katmanların sadece küçük bir parçası. Zihin uzun süre düşünceleri ve duyguları toplar, biz sadece en yüzeyde olanların farkında olabiliyoruz. Aslında yüzeyin altında sayısız düşünce ve duygu katmanı var. Ne kadar çok kir, biz yüzeyi temizlediğimizde görünür hale gelirse, o kadar çok düşünce açığa çıkar.
Atalarınızdan bugüne taşıdığınız özellikleriniz var, bunların nedenlerini öğrenip farkına vardığınızda mutluluk başlıyor zaten.  Ben şanslıyım, annem ve babam hayattalar ve onlara sarılabiliyorum, hatta Hindistan dönüşü çok daha yakınız birbirimize. Kızım için de şanslıyım, beklediği şefkatin farkına vardım ve daha fazlasını verebiliyorum artık.

Öğretiler arasında hayatta ki endişelerimiz ve korkularımızın varlığı, sebepleri ve nasıl çözerek geleceğimizi daha mutlu yaşamamız da işlendi. Deeksha enerjisi sizi yüksek bilince ulaştırdığı için korkularınızın ana kaynağına hiç farkında olmadan ulaşabiliyorsunuz. Ben bazı korkularımın bir anda sebeplerini orada keşfettim, dönüşte o korkuları kolayca bir kenara koyabildim. Eğitim süresince herkes bireysel olarak kendine özel anlar yaşıyor, paylaşmak isteyen paylaşırken, Mauna’da kalmak isteyen ise saygıyla kendi haline bırakılıyor.

Hani bazen insan arkada bıraktığı yere veya ilişkiye bir şekilde geri döner. Aslında dönmeden önce de bir hayli direnir. Eğer geri dönüyorsak , fiziksel veya duygusal olarak, sebebi “orada bir şeylerin hala tamamlanmamış olmasıdır.” Aslında bunu geriye doğru atılan bir adım değil de “eksik kalanı tamamlamak “ üzere gelen YENi bir fırsat diye değerlendirmeyi becerebilirsek ilişkilerimiz çok daha güzel olur, öyle değil mi?

Unutmayın ki;Özgürlesmenin binbir boyutunu yasamak mümkün hayatta… En önemlisi hayat boyu kendimize koyduğumuz sınırlardan ve bizi limitleyen kararlardan özgürleşmek. İşte Hindistan’da  beni  düşüncelerimde, endişe ve korkularımda, kişisel ilişkilerimde işte böyle özgürleştirdi. Ben sizlerle birkaç kişisel deneyimimi zevkle paylaştım, umarım sizde okurken sıkılmazsınız. HERKESE NAMESTE…..”

Albert Einstein, Mahatma Gandhi’ye hayrandı. Gandhi’nin Hindistan’da yaptıklarını gösteren haber filmlerini üst üste seyreder dururdu. Gandhi’nin sokakta insanların ellerini dua ediyormuş gibi birleştirip eğilerek selamlarken ne dediğini merak ediyordu.(O günlerde haber filmleri sessizdi.)
Gandhi’ye bir mektup yazdı ve şu cevabı aldı: ‘Namaste.’ Hindu dilinde bir sözcük olan Namaste’nin anlamını öğrenmek için bir mektup daha yazdı.
Gandhi cevap verdi:
‘Senin içinde bütün evrenin var olduğu o yere saygı duyuyorum. Sendeki o ışık, sevgi, barış ve bilgelik yerine saygı gösteriyorum. Sendeki bana ve seninle bir bütün olduğumuz o yere saygı gösteriyorum.’

 

 

 

15 Gün Sonra; Kilolar ….

Hafta sonu ilk 15 gün bitti. 15 gün bitmeden 1 kg vermiştim. çok mutluydum, ama hafta sonu  biraz kontrolden çıktım. Verirken çok zorlanıyoruz, ama alırken bir öğün de biraz ölçüyü kaçırmak  yetiyor. Her zamanki gibi hafta sonu tekrar  tartılacağım. Hedef, bu hafta sonu 1.5 kg,onun için bu hafta daha dikkatliyim. Haftada 0.5kg ile devam.Geçtiğimiz hafta, akşamları sadece sıvı içmek yerine, bol bol salata yemeği tercih ettim. Çünkü benim metebolizmam sıvı ile mutlu olmadı.Kendimi iyi hissetmeyince  böyle bir değişiklik yaptım. Bu hafta benimle zayıflamaya karar veren bir çok arkadaşımla Kagider b2b etkinliğinde  bir araya geldik, bazıları ile  telefonla konuştuk. Hepsi de  zaman zaman zorluklar yaşamışlar,  ama kararlı devam ediyorlar.15 gün de 2 kg kadar incelen var. Herkesin motivasyonu iyi. İnşallah hep böyle,sonuna kadar devam eder.Hepsi kendilerine uyan bir programla devam ediyorlar.En güzeli bu. Alkali Beslenme kuralları da hiç birimizin aklından çıkmıyor, sevgili Miyase Bülbül ‘de nasıl gidiyor diye bizi takip ediyor. Sıkı gözlemleniyoruz, …

paramparça-dizisi-Dilara-Ebru-Özkan

 

Geçtiğimiz ay çok sevdiğim bir arkadaşım ile buluştum. Nasıl ince ve zarif  olmuş,  nasıl yakışmış. Nasıl başardığını sorunca; az yiyerek dedi. Sonra beraber olduğumuz yemekte ben sessizce, ne yiyor, ne kadar az yiyor diye gözlemledim.Balık restoranında idik.Harika sıcak soğuk mezelerin geldiği restoranlardan.Arkadaşım da hepsinden değil ama bir kaçından tabağına aldı. Ama sonra nasıl minik, minik, ağır, ağır ve kibar, kibar yedi.Sonunda her kes tabağındakilerin tümünü bitirirken onun tabağında; aldıklarının yarısı kadar  kalmıştı. Tabi mezelerden yeyince balık yemedi, içki içmedi, tatlı denemedi dememe gerek yok.İşte az yemek böyle olmalıydı. Arkadaşıma hedef koymuşmuydun idolun var mıydı demedim ama kırmızı ruju, uzun dalgalı saçları, sade şık kıyafeti ile  Paramparça dizisinin Dilara’sı Ebru Özkan’a çok benzemişti.

1700

Aslında hepimiz lezzetli çeşitlerin olduğu yemeklerde çoğunlukla ölçüyü kaçırıyoruz. Tadımlık yesek de olacak, hem de yavaş yavaş yiyince doyuyoruz da; bir de yapabilsek. İşte netice ortada idi. Bütün zarifliği, güzelliği ile arkadaşım karşımda idi. Kibar kibar minicik lokmalarla yemeğini yedi,   tabağını silip süpürmedi. Evet, ben de tabağıma konanlar ne kadar lezzetli olursa olsun, minik, minik ve yavaş yavaş yiyorum, ve de baştan çok almıyorum.

Herkes yüksek bir motivasyon ve farklı yöntemlerle devam ediyor. Hedef yaza kadar incelmek, çabuk verip, daha önce bitirecekler de var. Onlarda tekrar almamak için uğraşacaklar.Hareket, hareket, hareket çok önemli olmazsa olmaz.Bir arkadaşım davetler olduğu sürece şişmanlamamam mümkün değil diyor. O da biraz davetlere ara verdi. Ben de en fazla haftada bir gece kendime minik kaçamaklar hakkı veriyorum,aslında dışarıda çok da yemem ama, bazen minicik detaylarda fark yaratıyor. Hele evde akşam yemek sonrası bir şeyler yeniyorsa. Akşam orucu denen sistem bu konuda çok faydalı, yapabilene. Şimdilik haberler böyle…

Kış Salataları tarifleri ile devam…

Sınırsız, Sırasız, Sadece, Sevgiyle

Sevgi dolu bir  gün daha geçti, sevgililer günü olmasa, sevgi olmuyor mu idi, oluyordu, ama dün yenilendi, tazelendi, dile geldi, kutlandı, hatırlandı. Sevgililer gününü heyecanla keyifle yaşıyorum. Hiç abartmadan, tüm aşklarımı, sevgilerimi, sırasız, sınırsız, kutlamaya çalışıyorum. Her günden farkı yok, ama dün yine, yeniden kutladık. Üstelik Cumartesi gibi bir güne geldi.  En eski aşkım annemle başladık,kocaman aşkımla tüm gün kutladık, orta boy aşkım, minik aşkım, geldiler kutladık, binlerce mil öteden en değerli aşkımla, yazıştık, konuştuk.Ticari mi?… Olsun. Ben iş kadınıyım, hareket berekettir, isteyen istediği kadar harcar, ama ticari olmamız şart mı? Değil. DSC_0260En değerli aşkımla iki yıldır, birbirimiz için fotoğraflarımız, hediye oluyor.Ne kadar değerli, unutulmaz sevgi dolu.Anneciğimin en sevdiği çiçekler, her zaman çiçeklerini tutkuyla sarıyor, sarmalıyor, Bu sene her yerde 0.99 tl idi harika menekşeler, rengarenk.Bir daldan koparmak da mümkün.Evet dün yeniden tazeledik, tazelendik, sevgililer günümüz bu gün de sürebilir, nasıl olsa Pazar; aslında hiç ama hiç bitmesin… sınırsız, sırasız sadece sevgiyle kalın. Sevgi her yerde, her zaman; If you look close enough, love is everywhere..Sevgiler, sevgiler…

 

ABD’deki Kitapta Tek Türk Kadın Girişimci

inline_100013275760894f213419bc1a1ABD’deki The Wharton School of The University of Pennsylvania’da girişimcilik dersinde okutulan kitapta yer alan Güvenç, bundan gurur duyduğunu belirtirken, “Tasarım yolculuğumun en büyük ödülü oldu” dedi.

ABD’de yayınlanan ‘Yükselen Ekonomilerden ve Gelişmekte Olan Ülkelerden İlham Verici Kadın Girişimci Hikayeleri’ (Women Entrepreneurs Inspiring Stories From Emerging Economies and Developing Countries) kitabına  Türkiye’nin ilk ve tek organik moda tasarımcısı Nejla Güvenç de girdi.

Nejla Güvenç, 2011 yılında yatırım bankası Goldman Sachs tarafından desteklenen, Harvard University ve The Wharton School of The University of Pennsylvania tarafından yürütülen ’10 bin Kadın Girişimci’ projesinde, rol model seçilen tek Türk kadın girişimci olurken, proje için hazırlanan kitapta hikâyesine yer verilen 24 başarılı kadın arasına girmişti. Nejla Güvenç, 2002 yılında yarattığı markası NEJ’i, ‘ekolojik bir serüven’ olarak nitelendirirken tasarımlarında organik malzemeler kullanıyor.

Aynı zamanda Moda Tasarımcıları Derneği (MTD) Yönetim Kurulu Üyesi olan Nejla Güvenç, Garanti Bankası’nın, Ekonomist Dergisi ve Türkiye Kadın Girişimcileri Derneği’nin (KAGİDER) işbirliğiyle 2011’de düzenlenen  Türkiye’nin Kadın Girişimci’ yarışmasında ‘Gelecek Vaat Eden Kadın Girişimci’ dalında ikinci olmuştu.

DHA

 

Bu güzel haberi ben de gururla paylaşıyorum, Ayrıca şeffaf gazete de yayınlanan bir Nejla Güvenç defile haberi ile... sevgiler, sevgler…

ABD'deki 'Kadın Girişimciler' kitabındaki tek Türk kadın girişimci

Beethoven İle/Aydın Büke’den

Bach, Mozart, Chopin, Schumann’dan sonra şimdi de Beethoven’in hayatı; Müziğin Dönüm Noktası/ Aydın Büke’nin titiz araştırmacı çalışmasıyla…Biyografi yazıları okumayı çok seviyiorum. Bu da onların en güzel örneklerinden.

Sanattan Yansımalar‘ın haberi ile paylaşıyorum.

 

10e1Beethoven / “Müziğin Dönüm Noktası” / Aydın Büke

Belirli bir alanı ilgilendiren konularda yazılmış kitapların değerini arttıran, o alanın içinde icracı, akademisyen, araştırmacı olarak bulunanlarla, o alana meraklı okuyucuya hitap edebilmesi yeteneğidir.

Müzik alanında, yurdışında onlarcası yayımlanmış olmasına karşın, klasik batı müziği bestecilerinin

biyografilerini geniş bir yelpazenin yaranına sunabilecek asgari müştereği yakalamış biçimde yazan, Aydın Büke olmuştur. J.S. Bach, W. A. Mozart, F. Chopin ve Clara Schumann yaşam öyküleri tam da bu türdendi. Yâni icracı, besteci, öğrenci, müzikolog, meraklı gibi alanın değişik konumlarında bulunan herkesin okuyup çok şey öğrenebileceği kaynaklardı. Aydın Büke son olarak bu diziye “Beethoven-Müziğin Dönüm Noktası” başlıklı çalışmasını ekledi.

Önce tanımayanlar için kısaca Aydın Büke’den (d.1958) kısaca söz etmek isterim. Kendisi Mimar Sinan Devlet Konservatuvarı’nı tamamladıktan sonra Avusturya’da üç yıl süreyle uzmanlık çalışması yapmış bir flütist. Almanca ve İngilizce biliyor. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nda sanatını icra ediyor. Mezun olduğu okulda müzik tarihi dersleri veriyor. Ama tüm bunlardan önemlisi, titiz bir araştırmacı olarak seçtiği konu ve kişileri çok değişik kaynaklardan araştırarak, ortaya yeni kaynak eserler çıkarıyor. Onun tam bir “İstanbul Beyefendisi” olduğunu da eklemeden geçemeyeceğim.

Büke, yeni kitabının önsözünde Beethoven’le birlikte “1700’lerin başından, 1800’lerin sonuna kadar geçen” zaman dilimini ayrıntılı olarak incelemiş olduğunu belirtiyor. Günümüzde “klasik” tanımı içine giren müziğin oluşumu ve köşe taşları açısından önemli bir dönem bu. Beethoven ise devrimci kişiliği ve yaklaşımı ile, Mozart-Haydn-Beethoven çizgisinin tamamlanmasıyla çağdaş müziğe yeşil ışığı yakmış bir büyük besteci. O’nun yaşamını ve müzik serüvenini incelerken Aydın Büke’nin, bugüne kadar yazılmış kitapların büyük bölümünü incelediğini, araştırmasını CD kitapçık yazılarına kadar götürdüğünü görüyoruz. Tüm bu kaynaklardan elde ettiği bilgilerle ortaya çıkardığı bileşimi, delikleri fazla büyük olmayan bir süzgeçten geçirerek anlaşılır bir Türkçe ile sunuyor.

Kitabın en önemli özelliklerinden biri, Beethoven’in yaşamında rol oynamış kişiliklerin portrelerine de, tarihsel gelişim içinde yer verilmiş olması. O dönemin siyasal tarihini bilmeyenler, Beethoven’i okurken, Avrupa’nın yaşadığı sancıları, beyliklerden devletlere geçişin sıkıntılarını, bu dönemde egemen olan güç ve kişileri de tanımış oluyorlar. Dönemin çeşitli Avrupa ülkelerinden diğer müzisyenlerinin, bu güçlerle ve Beethoven’le ilişkileri hakkında da fikir sahibi oluyorlar. Kitabın sonuna eklediği “Beethoven ve Çağı” başlıklı küçük bölüm, kitabın akışının daha iyi anlaşılmasına önemli bir yardımcı.

Büke’nin Beethoven çalışması, tüm konservatuvar öğrencileri başta olmak üzere, çeşitli orkestra üyelerinin de okuması gerekli bir kitap. Bu sezon verecekleri oda müziği konserlerinde programlarında Beethoven eserleri yer alan irili ufaklı topluluklar, eseri çalışırlarken bu kitabı da mutlaka okumalılar. İnanıyorum ki, daha iyi çalacaklardır.

Kaynak:Andante /Aralık 2014

Editör: Şefik Kahramankaptan

Can Yayınları, 380 Sayfa, Rafta 27, İnternette 20.25 TL