Melek Yatırımcılık 2

Bugün Melek Yatırımcılık yazılarıma melek yatırımcılık ve Galata Bussiness Angels ile ilgili merak ettikleriniz için beğendiğim iki röportajla devam ediyorum.Önce Webrazzi ‘nin   Ayşe Ünal ile röportajı sonra  Emre Kurttepeli’nin kendi weblerindeki röportaj…

http://tv.webrazzi.com/video/ays/4e77bebed27dc_4fbf54d2da962

Ayşe İnal röportajı [Startup12]

Türkiye girişim dünyasında melek yatırımcılığın tanımlandığı ve tartışıldığı Webrazzi Startup’12 konferansı, bu alanda ilk akla gelen isimlerden olan Galata Business Angels’ın Genel Sekreteri Ayşe İnal’ı ağırladı. İnal, Webrazzi TV izleyicileriyle Türkiye pazarın ilişkin görüşlerini ve tavsiyelerini paylaşıyor.

Girişimci için en önemli ihtiyaçlardan biri finansmana ulaşmaktır. Ancak, girişimlerin ayağa kalktığı nokta, bu finansmana sahip olduktan sonra başlamaktadır. Aldığı yatırımı doğru değerlendirmek ise girişimcinin kendisi kadar, mentorluk almasına ve o parayı “akıllı para” olarak kullanabilmesine bağlı. Bugün, röportajını okuyacağınız Emre Kurttepeli; İstanbul’un ilk melek yatırımcılık organizasyonu olan Galata İş Melekleri’nin başkanı. Aynı zamanda, Türkiye’nin en başarılı internet girişimlerinden, Mynet Grubunun da kurucusudur. Galata İş Meleklerinin üyeleri arasında; değerli, bilgili ve kendi işlerinin en önde gelen isimleri yer almaktadır. Bu melek yatırım organizasyonu, teknoloji start up şirketlerine yatırım yapan girişimcilerden oluşmaktadır. Bu melek yatırımcılar, daha önceden kendi işlerinde aynı sorunları yaşayıp başarılı oldukları için, şahsi tecrübelerine dayanarak tavsiyeler vermekte ve girişimcilere fayda yaratmaktadırlar. Akıllı paraya ve doğru mentorlara ulaşmak isteyen bütün girişimciler için Galata İş Melekleri şüphesiz en doğru platformlardan biridir. Şimdi sizi, Galata İş Meleklerinin başkanı, başarılı işadamı Emre Kurttepeli röportajıyla baş başa bırakıyorum.

Özgeçmişinizi öğrenebilir miyiz?

26 milyon kullanıcı ile Türkiye’nin en büyük internet portalı olan Mynet Grubunun kurucusu ve başkanıyım. Robert Kolej ve Columbia Üniversitesi/NY mezunu olup, aynı zamanda çoğunlukla kendi kategorisinde lider olan e-ticaret’ten dikey sosyal network sitelerine, mobil ve oyun şirketlerine kadar 20’den fazla internet ve teknoloji şirketinin kurucusu veya melek yatırımcısıyım. Sobee, Trendyol, Evidea, Hediyemo, Mobilecraft,
Sepeteko firmaları yatırımlarımdan bazıları. Daha önce, Türkiye’nin en büyük kurumsal internet servis sağlayıcısı olan Fornet’i kurdum ve 3 yıl sonrasında bir telekom şirketine sattım. Şu anda Türkiye’nin en önemli melek yatırımcı ağı olan Galata İş Melekleri (GBA)
başkanlığını yapmaktayım. Aynı zamanda, Türkiye Girişim Sermayesi Meclisi ve TOBB Genç Girişimciler Konseyi yönetim kurulu üyesi ve Columbia Üniversitesi İstanbul Global Center kurucularındanım. Young Presidents Organizationla Endeavor’ında üyesiyim.

Galata İş Melekleri (GBA) ne amaçla kuruldu?

Türkiye’de yatırımcılık ekosistemi yeni gelişiyor. Teknolojiye beraber akıllı para dışında network yaratabilecek insanlara ihtiyaç var. Sadece para değil, mentorluk yapılması da gerekli. Gbayla beraber, firmaya inanan yatırımcılar grubunu oluşturduk. Çünkü, şahıslar tek
başına belli miktarlarda yatırım yapabiliyorlar. Toplu olarak hareket edildiğinde para miktarı ve mentorluk paylaşımı da artıyor. GBA, bu amaçla kuruldu. Ekosistemin gelişmesine de yardım ediyoruz.

GBA’da bugüne kadar kaç yatırım yapıldı?

Biz, yılda yaklaşık 400 tane girişim başvurusu değerlendiriyoruz. Ön elemeden geçen 40-50 projeyi toplu olarak dinleyip, inceliyoruz. 6 – 7 projeye indirdikten sonra, projeler netleşiyor ve yatırım yapılıyor. Şu ana kadar 10 projeye yatırım yaptık.

GBA’da üye profili nasıl?

Internet ve Teknoloji sektörü ağırlıklı, uzmanlaşmış, şirketlerini genelde satmış ve bu maddi kazanımlarını yatırıma dönüştürmüş kişilerden oluşuyor. Üyeler projelerde birbirleriyle ortak olduklarından hem vizyon olarak hem de etik olarak birbirleriyle uyumlu olması çok önemli.
Bu sebeple yeni üye alırken çok hassas davranıyoruz, GBA üyelerinin tamamının olumlu bakacağı bir aday olmalı.

Melek yatırımcı kime denir?

Kendi parasını ortaya koyan ve geri dönüşümde esnek düşünebilen kişi melek yatırımcıdır. Bununla beraber, para dışında mentor olarak yardımcı olmak isteyen kişidir. Yapılan yatırımların geri dönüşümü 5 – 10 senedir. Ben önümüzdeki zamanda başarı faktörünün
artacağına inanıyorum. Her şey daha esnek ve daha hızlı olacak ve daha çok melek yatırımcı olacak. Amerika’ya baktığımız zaman melek yatırımcılar ekonominin itici gücü haline gelmiş durumdalar. Amerika’da yılda yeni kurulan 50bin firmaya $20milyar dolar Melek
Yatırımcılar tarafından yatırılıyor ve bunların büyük bir bölümü Melek Yatırımcı ağları üzerinden yapılıyor. Ülkemizde yeni girişimlerin parasal kaynak bulmasının zorluğu göz önüne alınırsa, Melek yatırımcıların çok yakın gelecekte Türk ekonomisinde önemli bir katalizör olacağına inanıyorum.

Melek yatırımcı karşısındaki girişimcide ne görmek ister?

Yaptığı işi gerçekten yapmak istemesi, yani tutkuyu görmek ister. Yaptığı işin ne kadar büyüyebileceğini anlamak ister. Pazar henüz oluşmamış olsa bile, sisteme etki edebilir. Girişimcinin iddiası büyük olmalı çünkü en büyük risk girişimcinin kendisi. Bu yüzden Melek Yatırımcı fikirden evvel girişimciye ve ekibine bakıp, bu takımın bu işi başarabileceğine ikna olmak ister.

GBA olarak ekonomik istihdama katkınız nedir?

Şu ana kadar son 1 yılda 10 civarında yatırım yaptık ancak birkaç sene zarfında bu şirketler ve çalışanlarla 3000 – 5000 kişilik bir istihdam yaratacak.

Türkiye’de melek yatırımcılık ne seviyede?

Türkiye’de yatırımcılık yeni öğreniliyor. Yatırımcıyı ve girişimciyi aynı anda eğitmek gerek. Bu kültür yeni oluşuyor.

Melek yatırımcı olmak için çıkartılan teşviklerle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Devlet, bu konuda çok duyarlı. İlk olarak teknoloji alanında teşviklerle başladı. Sonrasında melek yatırımcılığı özendiren ve destekleyen kanunlar çıkacak. Devlet, direk yatırıma destek olamaz elbette ancak mekanizmayı kurması gerekli.

Bir girişimci yatırım almak için neden GBA’yı seçmeli?

Internet teknolojilerinin adreslenebileceği GBA dışında pek yer yok. Internette akıllı para tabir ettiğimiz finansman dışında kendi işini büyütmek için gerekli networkü, know- how’u bulmak için en önemli adres GBA. Bununla beraber tek adres olmamak için melek yatırımcılık ağı kurulmasını da teşvik ediyoruz. Sonuçta, geniş perspektiften bakınca, yatırımcı ve melek ağlarının sayısının artması tüm girişimci ekosistemine fayda sağlıyor ve bu da tüm oyunculara olumlu etki ediyor.

Siz, aile işinizi yaparken girişimci olmaya nasıl karar verdiniz?

Girişimci olmayı değil, girişim yapmayı istedim. Aile işine çok zıt bir sektörde girişime başladım. Yurt dışında interneti gördüm ve o an bunun değişim yaratacağına inandım. O dünyanın parçası olmaya karar verdim. Birçok şey planladığımın üstünde gitti. İnternet dünyasında her şey jet hızıyla oluyordu. Bir şeyi yapmak için çok iyi bir platform olduğunu düşünmüştüm, yanılmamışım.

Forneti sonrasında Myneti kurduğunuzda, Türkiye’de internet kullanımı nasıldı şimdi neler değişti?

1996 yılında Forneti kurdum. Kullanıcı sayısı çok azdı. Misyon internetleşme üzerineydi. Erişim hızları çok yavaştı, içerik sadece yurt dışında bulunuyordu. 1999 yılında Mynet geldi. 2004 – 2005’te ilk yabancı yatırımımızı aldık. Son 4 – 5 senedir girişimci kimliğimin yanı sıra yatırımcı kimliğimle varım.

Türkiye’deki girişimcilik ekosistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ekosistem emeklilik aşamasında ancak iyiye gidiş var. Yolun çok başında olduğumuz için birçok konuda adreslenecek yerler yok. Bunların çeşitlilik halinde ve cezbedici olması lazım. İleride satılabilmesi ve borsaya açılması gerekli. Geniş kitlelere ulaşılmalı. Özellikle,
girişimcilere kaynak bulma konusunda Türkiye’nin yetersiz kaldığına inanıyorum. Son 5 yıla baktığımızda çok daha donanımlı bir Türk gençliği görüyorum. Eğitim kalitesi çok iyileşti, yurtdışında tahsil görmüş genç sayısı arttı, dünyadaki gelişmeleri daha yakından takip
ediyorlar ve önceki nesillere göre çok daha cesaretliler. Bütün bunları bir potada eritince bence önü çok açık ve girişimci bir gençlik karşımıza çıkıyor. Haliyle ben şahsen Türkiye’nin son 3-4 senedir dünya standartında girişimci ve girişimler ürettiğini görüyorum. Türkiye’nin
bu girişimlerin finansmanını çözebilecek mekanizmaları oturttuğu zaman korkunç bir potansiyele sahip olacağına inanıyorum.

Türkiye ve Amerika’daki ekosistem farkı nedir?

15 sene önce bunu bana sorsaydınız girişimci kalitesi derdim ama şimdi girişimcinin finansmanı en büyük fark. Sadece, Silikon vadisinde binlerce melek yatırımcı var. Facebook, Google da yatırımcılarla büyüyen şirketler. Az paranın aranıldığı ama yüksek riskli ve
dolayısıyla yüksek getirisi olan binlerce yatırım var orada. Para bulma süreçleri çok daha kısa ve zahmetsiz. Herkes biliyor ki girişim bir fayda sağlıyor ve iyi yönetiliyorsa para bulmak hiç problem değil. Ama Türkiye’de aynı özelliklere sahip birçok girişim finans kaynağı bulamadığından hayata geçemiyor veya ayakta kalamıyor.

Türkiye’de hangi sektörler girişim yapmak için ideal sizce?

İnternet, teknoloji ve bunu dışında servis sektörü. Örneğin: kurumlara hizmet, ödeme sistemleri, alınan hizmeti optimize edecek her türlü mekanizma.

Sizin beğendiğiniz girişimlerin ne tür özellikleri var?

Finansal anlamda başarılı girişimciler var. Ben şahsi olarak finansal taraf yanında, özellikle etki alanını büyük olan ve sosyal ekosisteme yüksek katkı sağlayacak projeleri destekliyorum.

 

Webrazziden Haber Var!Önemli….

PILOTT logoTelekomünikasyon ve teknoloji hizmetleri sağlayıcısı olan Türk Telekom’un hızlandırma programı PİLOTT‘u geçtiğimiz ay başında sizlere tanıtmıştık. Girişimcilere 100.000 TL‘ye kadar sermaye sağlayan hızlandırma programını bugün  bir kez daha gündemimize alıyoruz.

Türk Telekom’da Girişimcilik Program Yöneticisi olarak görev yapan Duygu Öktem, canlı yayında Arda Kutsal’ın sorularını yanıtlayacak ve PİLOTT’un girişimcilere ne gibi fırsatlar sunduğunu anlatacak.

Emre Kurttepeli, Hasan Aslanoba, Sina Afra ve Arda Kutsal’ın da mentorler arasında yer aldığı bu hızlandırma programına ilişkin sorularınızı yorum bölümünden veya sosyal ağlardaki hesaplarımız üzerinden bize iletebilirsiniz.

Başvuru için 20 Ekim 2013 son gün. Katılım detayları için önceki yazımızı veya pilott.com.tr‘yi ziyaret edebilirsiniz.

http://www.webrazzi.com/2013/10/10/girisim-hizlandirma-programi-pilott-webrazzi-ofisinde-canli-yayinda/

Güncelleme: Canlı yayınımız sona erdi. Yazının devamında video kaydını izleyebilirsiniz.

Alkali Yaşam İle 15+4 Kilo Verdi

Sevgili Aslı Şarman İletişim Danışmanı arkadaşım, Eylül başında gördüm, gözlerime inanamadım. Zaten çok güzel arkadaşım 15 kilo vererek, o kadar değişmiş, farklılaşmış, hafiflemiş, enerjisi tavan yapmış. Gözleri ışıl ışıl. Bir kafede karşılaştım. Uzaktan hemen farkettim, ama Aslı’yı değil o hoş hanımı, sonra aaaa Aslı’ymış dedim.

fotograf (94)

İşte böyle; sorunca da “Ne diyet ne başka bir şey sadece Miyase’yi dinliyorum. Alkali yaşamaya çalışıyorum” dedi. Ama anlatınca anladım ki çok titiz, davranıyor, ekmeği, eti peyniri, tavuğu,yumurtası,meyvası hep seçilerek, doğal olanını alkali olanını alıyor ve yiyiyor.Hiç aç kalmıyor, Miyase zaten diyeti kabul etmiyor.

Her sabah bir kaşık doğal elma sirkesiyle güne başlıyor, kara buğday ekmeği yiyor.Sebze ve salatasını et veya balıkla 1/4 oranına dikkat ediyor. Akşamları ise hiç karbonhidrat yemiyor.Suyuna elma ve karanfil ilave ederek alkali yapıyor, tuzu himalaya tuzu. Yani alkali yaşama uyuyor.

fotograf (96)

Sonra Miyase ile buluştuk. Arkadaşım her zamanki gibi, incecik,enerji dolu ve keyifli idi. Yaptıklarını yapacaklarını anlattı. Alkali yaşam ile ilgili eğitimler, seminerler, danışmanlıklar vereceğini anlattı. Kitabından bahsettik. Henüz almamıştım.Kitabın orjinalinin 750 sayfa olduğunu ama basımda kesilerek 450 sayfa çıktığını anlattı. Onunla sağlıklı yaşamla ilgili konuşmak her zaman benzersiz keyif verici oluyor. Aklıma takılan herşeyi nedenleri ve niçinleri ile uzun uzun anlatan Miyase her zamanki gibi şaşırtıyor. Konusunda ki engin bilgisini tecrübe deneyimleriyle de zenginleştirmiş.Her anlattığını  büyük bir merakla dinledim. Her anlattığını bunlar da kitabında var mı diye sordum.Sonra da kitabı aldım tabi.

fotograf (98)

Miyase Bülbül’ün  Alkali Yaşam kitabı çok güzel, çok aydınlatıcı bir kitap olmuş.Anlattıklarının sonunda şunu anlıyorum. Neden niçin yapıldığını  iyice öğrenmeliyiz. İnanarak  ve doğru yapıldığında  bir çok hastalığa yakalanma risklerini de  ortadan kaldırmış olacağız. Aynı zamanda daha enerjik, daha sağlıklı, daha genç kalmanın sırlarını keşfetmek mümkün.
Modern yaşamlarda vücudumuz tamponlayabileceğinden daha fazla asit atık yüküyle dengesini kaybetmeye başlamıştır. Asidik yaşam ve asidik beslenme zararlı parazit ve bakterilerle dolu sağlıksız bir bünye oluşturmakta, dolayısıyla hastalıklara yakalanma riskimiz artmaktadır. Hücre ve dokular normal fonksiyonlarını asidik bir ortamda sürdürmeye devam ettiklerinde başta asidoz, kronik yorgunluk, osteoporoz, şeker, kanser, kalp hastalıkları, yüksek tansiyon gibi birçok hastalık için uygun zemin hazırlanmış olur.

Yaşam sıvımız olan kanımız ve diğer vücut sıvılarımız doğal halleriyle hafif alkalidir. Vücudumuz bu doğal değeri korumak için metabolik işlemler ve günlük beslenme sonucu vücut sıvılarında oluşan asidi, alkali minerallerle doğru oranlarda birleştirip, onları nötr hale getirerek dengeleme yapar. Alkali beslenme ve alkali yaşam vücudun dengesini doğal halinde korumasına yardımcı olur, metabolizma ve yağ yakma hızını arttırır.

Alkali beslenme vücudun fonksiyonlarını devam ettirmesi üzerine kurulmuş bir beslenme biçimi, başka bir deyişle beslenmenin matematiğidir. Alkali beslenme bir diyet değildir. Vücudun doğal dengesini korumaya yönelik bir beslenme formülüdür. Bu kitap sadece bir beslenme kitabı değil, bir yaşam biçiminin kitabıdır. Denenmiş gerçeklerden, yayınlanmış bilgilerden, söylenmiş doğrulardan, yapılmış araştırmalardan ve alınmış eğitimlerden yola çıkarak oluşturulmuş bir derlemedir. İnsanoğlunu içine girdiği krizden kurtaracak olan doğaya, doğal olana dönmektir. Yaşanan her anı anlamlı kılmak, geliştirmek, varlığımızın dayanılmaz güzelliğini keşfetmek, doğayı, doğal yapıya uygun beslenmeyi ve yaşamayı öğrenmekle mümkündür.

Şimdi de Alkali Mutfak-Alkali Yaşam’dan ipuçları.

1- SALATAYA MASANIZDA BÜYÜK BİR YER AÇIN

Kıvırcık, marul, reyhan, yeşil soğan, kuru soğan, taze domates, kurutulmuş domates, ıspanak, pazı, roka, maydanoz, tere, ısırgan otu, kara lahana, kırmızı lahana, yeşil lahana gibi birçok yeşillik ve sebze kullanarak her gün değişik bir salata yapabilirsiniz. Tüm bu besinler değerli enzim, vitamin ve mineral içermenin yanında alkali ürünlerdir.

Burada dikkat edeceğiniz noktalar; salata sosunu mutlaka rafine olmayan zeytinyağı, fındık yağı, taze sıkılmış limon suyu ve deniz tuzu ile hazırlamaktır. Salatayı sofraya oturduğunuzda ilk tabak olarak tercih etmeniz diğer yemekleri fazla yemenizi engelleyecek, dolayısıyla vücudun asit yükünü azaltacaktır.

2- SEBZELERİNİZİ YÜKSEK ISIDA UZUN SÜRE PİŞİRMEYİN VE PİŞİRDİĞİNİZ SUYU DÖKMEYİN

Sebzeleri yüksek ısıda uzun süre pişirmek besin öğelerinin ölmesine yol açar. 48 derece üzerinde hazırlanan her besinin içindeki enzimler yok olur, vitaminlerinin % 80′i, minerallerinin %60′ı tahribata uğrar.
Yüksek ısıda pişirilmiş alkali sebzeler asidik yapıya dönüşürler. Örneğin ıspanak çiğ tüketildiğinde yüksek alkali değer içerirken, pişirildikten sonra hafif asidik forma dönüşür.

Suda haşlama yoluyla hazırlanan sebze yemeklerinde, sebzenin içinde piştiği suyun atılmaması ve pişirilen sebzenin fazla su kaybına uğramadan ocaktan alınması alkali değerlerini koruma bakımından başvurulan bir yöntemdir.

3- İŞLENMİŞ TAHILLARDAN VE ŞEKERDEN UZAK DURULMALIDIR.

Beyaz şeker, beyaz un, makarna, mantı, börek ve bunun gibi işlenmiş tahıllar ya da işlenmiş tahıllardan üretilen ürünler vücutta asit atık bırakan besinlerdir.
Alkali beslenme biçiminde, beyaz ekmek ve beyaz şeker tüketimini en aza indirmek, mümkünse kullanmamak, kullanılmaya devam edilecekse tam tahıl unundan yapılmış olanlara yönelmek gerekir.
Yabani pirinç, esmer buğday, kinoa, mercimek, yulaf gibi tahıllara ağırlık vermek vücudun alkali değerini yükseltir.

4- DAHA AZ KIRMIZI ET, SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ TÜKETMEK

Et, süt ve süt ürünleri vücutta sindirim sırasında yüksek asidik tık bırakmaktadırlar.
Protein açısından yüksek hayvansal proteinler yerine, yine protein yönünden zengin, vücutta daha az asidik atık bırakan proteinler tercih edilmelidir.
İnek sütü, inek peyniri yerine asidik değeri düşük keçi sütü, keçi peyniri, badem sütü, badem peyniri, taze lor peyniri tercih edilmelidir.

indir

5- MEYVE TÜKETMEK

Meyveler oldukça yüksek alkali değer taşırlar. Kavun, limon, greyfurt, elma, yaban mersini, mango gibi tropik meyveler alkali beslenme menülerinde yer alan meyvelerdir. Ancak, meyvelerin meyve şekeri diye bilinen fruktoz içerdiği unutulmamalıdır. Fruktoz asidiktir. Bu sebeple günlük beslenmemize kontrollü biçimde 3-4 porsiyon meyve eklememiz uygun olacaktır.
Vücutta asidik atık bırakan meyveler de vardır. Erik, blackberries, cranberris bunlardan birkaç tanesidir.

6- TATLANDIRICILARDAN UZAK DURMAK

Yapay tatlandırıcılar vücudun pH dengesinde tahrip edici bir etkiye sahiptir. Alkali beslenebilmek için yapay tatlandırıcılar yerine, doğal, vücudun glikoz indeksi ile uyumlu tatlandırıcılar kullanılmalıdır.
En kolay bulacağınız Steviadır. Eczanelerde toz veya damla olarak satılmaktadır. Yurt dışına giderseniz, ham şeker, akça ağaç şekeri, Hindistan cevizi şekeri bulabilme ihtimaliniz olabilecektir.

7- TUZUNUZUN HİMALAYA TUZU VEYA RAFİNE EDİLMEMİŞ DENİZ TUZU OLMASI ÖZEN GÖSTERİN.

Sadece kullandığınız tuzu değiştirmeniz dahi, alkali beslenme için atılmış önemli bir adımdır. Doğal tuzlara yönelerek, rafine sofra tuzunun fazla klorür ile vücudumuzda asit yükünü artırmasının önüne geçilebilir.
Vücutta fazla sodyum, hücre zarında sertleşmelere sebep olabileceği, hücre zarının sodyum, potasyum dengesiniz bozacağı için, ödem, şişkinlik vb gibi rahatsızlıklara neden olur. Sertleşen hücre zarı, insüline duyarsızlaşmaya başlayacağı için, yağ asitleri vücut tarafından depolanmaya başlar, bel kalınlığımız artar.

8- ALKALİ SU İÇİN

Yukarda yazılı her şeye karşı çıksanız, uymasanız bile pH değeri 8 – 8.5 iyonize alkali su içiniz. Alkali su vücudun asit yükünü azaltan, paslanmayı geciktiren, oksijeni hücrelere taşıyan, besin değerlerinin hücreler tarafından yakılmasını sağlayan en önemli yaşam kaynağıdır.
Alkali su üreten filtreler pahalı olsa da, yıllar içinde fazla asit yükünün sebep olduğu hastalıkları tedavi için kutu kutu alacağınız ilaç paralarını düşündüğünüzde en ucuz ilaç alkali su olacaktır.

Aşağıda Miyase Bülbül ile Alkali Mutfak-Yaşam bilgilerini takip edebileceğiniz adresleri ekledim.960036_10152003006358534_114748578_n

Son Haber- Dün de Aslı ile karşılaştık, onunla karşılaştıktan sonra 4 kilo daha vermiş, çok daha hoş, zarif ve enerjikti, benden söylemesi.

Melek Yatırım Şirketleri 1

Girişimciler için Teşvik, Hibe, Melek Yatırımcı Fırsatları ;
26 Eylül’de başladığım yazılarımı bugün Hande Çilingir’in hazırladığı Melek Yatırımcılardan bazıları ile devam ediyorum. Sonra yine araya röportajlar, haberler ekleyerek devam edeceğiz, sevgiler, sevgiler

MELEK YATIRIM VE GİRİŞİM SERMAYESİ ŞİRKETLERİ (VC)

LabX_Logo1) LabX Yatırım Şirketi (Melek Yatırım)

 AÇIKLAMA 

LabX, ülkemizdeki girişimcilik kültürünü yaygınlaştırmak, potansiyeli yüksek iş fikirlerini ve yürüyen projeleri bulup onları hayata geçirmek amacıyla 2006 yılında faaliyete geçmiştir. LabX, geleceğin patronlarını girişimcilik konusunda eğitmeyi, hayata geçirilmiş başarılı örnekler ile Türkiye çapında girişimcilik kültürünü yaymayı, %100 başarı hedefi ile iş fikirlerini melek yatırımcılar aracılığıyla şirketleştirmeyi ve devam eden projeleri geliştirmeyi amaç edinmiştir. İş fikirlerine yatırımcı meleklere ve bilgi birikimine erişimi devamlı olarak geliştirmenin başarısındaki önemli bir faktörü olarak gören LabX, birçok farklı sektörden 85 kişilik seçkin melek yatırımcı ağını çok kısa bir zaman diliminde kurmuş ve uygulama kanalları ağını ulusal ve uluslararası yatırımcılara açmıştır.

KİMLER YARARLANABİLİR?

Kimlere verildiği konusunda bir şart getirilmemiş olup,  iyi bir fikri olan her şirket veya bireysel kişi fikrini hayata geçirilmesi açısından başvuru formunu doldurarak LabX yatırım elemesine girebilmektedir.  Gelen iş fikirleri öncelikle bir ön elemeden geçirilir ve ortalama 4 hafta gibi bir sürede, girişimci adayına geri dönüş yapılır. Bu 4 haftalık süreçte alanında uzman iş adamları tarafından değerlendirilen fikirlerden tercih edilenler ön görüşmeye çağrılmaktadır. Yapılan görüşmelerin olumlu geçmesiyle birlikte LabX bünyesindeki melek yatırımcılarla birlikte fikir hayata geçirilir. Daha sonra LabX bünyesindeki danışmanlarla birlikte bir fizibilite raporu çıkarılır ve 5 senelik bir iş planı yapılır. Son olarak işin başarıya ulaşabilmesi için yine LabX bünyesindeki danışmanlarla her türlü sermaye, network, pazarlama ve satış gibi işlemler de birlikte hareket edilir.

ŞARTLAR

Yatırıma hak kazanma, yukarıda da anlatıldığı gibi belli bir prosedür gerektirmeyen yalnızca fikrin LabX e ulaştırılması ve yapılan değerlendirmeler sonucu ön eleme ve karşılıklı yapılan  networking den sonra mümkündür.

Daha fazla bilgi için Bknz.: *http://www.lab-x.org/basvuru-sureci.php?lng=tr

 

 

2) Endeavor (Melek Yatırım)

149242_144518362263061_5972002_n

 AÇIKLAMA:   

Endeavor derneğinin amacı; gelecek vaat eden girişimcilerin işletmelerini idare etme ve büyütme becerilerini geliştirmek için işletme öğrenimi, eğitim, yol gösterme, yardım ve ağ kurmak gibi imkânlarla girişimciliği teşvik ederek Türkiye Cumhuriyetinde ekonomik gelişmeyi desteklemektir.

KİMLER YARARLANABİLİR?

Girişimci adaylarında seçim sürecine katılım için aranan şartlar:

  • Şirketin faaliyet süresi: En az 1 yıl
  • Yıllık 300 bin – 20 milyon ABD Doları ciro Girişimcinin şirkette hissedar olması ve günlük
    yönetimde yer alması.

 

Endeavor girişimcileri büyüklüklerine ve sektörlere göre ayırmaz. Diğer venture şirketlerinden farklı olarak gruplara ayırır;

  • İşlenmemiş Elmaslar: Henüz örnek uygulamanın çok ötesine gidememiş girişimler. Genelde ar-ge, ve teknoloji tabanlı olurlar. Endeavor, girişimcilerin iş modellerini netleştirmelerine müşteri portföylerini geliştirmelerine yardımcı olur.
  • Hızlı Başlayanlar: Endeavor’a geldiklerinde zaten belli bir başarıya ulaşmış şirketlerdir. Endeavor bu şirketlerin hızlı büyümeyi yönetmelerine ve uluslararası açılımlarına yardımcı olur.
  • Yerel Yıldızlar: Kendi çevrelerinde iyi bilinen, öyküleri ilham veren girişimcilerdir. Endeavor, bu girişimcilerin daha büyük düşünmelerini cesaretlendirebilmek için gerekli desteği sağlar.
  • Engelleri Aşanlar: Etkileyici başarı öyküleri olan ve sezgileriyle ilerleyen, resmi eğitimden çok “alaylı” bir şekilde şirketlerini başlatmış girişimcilerdir. Bu girişimciler, Endeavor’ın konu bazlı desteklerinden ve eğitimlerinden faydalanırlar.

ŞARTLAR:

Endeavor, girişimcilerini seçerken hem girişimciyi hem de şirketi değerlendirmektedir.

Girişimcinin değerlendirme ve kabul edilme şartları;

  • Girişimcinin geçmiş performansı: Mevcut şirketinden önceki tecrübeler, girişimcinin gelecek başarılarının en önemli göstergelerindendir.
  • Uygulama yeteneği: Girişimcinin, vizyonunu hayata geçirebilecek uygulama becerisine sahip olması başarının anahtarıdır.
  • Takım kurma ve yönetme becerisi: Bir girişimin başarılı olmasında girişimci kadar takımın da rolü büyüktür. En iyi takımı kurup yönetebilen girişimci bir adım öndedir.
  • Girişimcilik hikâyesinin ilham vericiliği: Güçlü liderlik özellikleriyle, Türkiye’deki gelecek nesilleri girişimcilik hakkında heyecanlandırabilmesi ve tecrübelerini paylaşması girişimcinin rol model olması için em.
  • Ekosisteme katkı potansiyeli: Ekosistem ve gelecek nesil girişimcilerin gelişmeleri adına geri veren, manevi sermaye ile ‘yatırım’ yapan girişimciler uzun vadede sürdürebilir bir ekosistem yaratmakta önemli rol oynar.

Şirketin değerlendirme ve kabul edilme şartları;

  • Şirket performansı: Adayın süreçteki başarılı olma olasılığı girişimcinin kendisi kadar şirketin performansına da bakar. Başarılı, yüksek performans gösteren bir şirket Endeavor Girişimci şirketi olma yolunda şansı daha yüksektir.
  • İnovasyon: Sektöründe farklılık yaratmak ve rekabet avantajını net gösterebilmek seçim sürecinde etkin girişimciyi diğerlerinden ayırır.
  • Vizyon ve gelecek stratejisi:  Endeavor gelecekte büyük değer yaratacak şirketleri destekler. Girişimci şirketin vizyon ve gelecek stratejisinin azimli ve heyecan verici olması şirketin yaratacağı etkiyi arttırır.
  • Ciro potansiyeli: Şirketin yaratacağı ciro ekosisteme yapacağı katkı ve paydaşlarına sağlayacağı faydanın göstergesidir.
  • İstihdam yaratma kapasitesi: Endeavor’ın nihai amacı olan ekonomiye katkıda bulunma adına istihdam yaratma gücü yüksek olan şirketler Endeavor’ın tercih ettiği şirketlerdir.

Şirketin ekosisteme etkisinin ölçeği: Şirketin, sektörel /ulusal/ uluslararası etki yaratması ve bu etkinin sürekli büyümesi etkin girişimci şirketinin DNA sındadır.

Daha fazla bilgi için Bknz.: * http://www.endeavor.org.tr/tr-TR/anasayfa.aspx

 

3) Galata Business Angels Yatırım Şirketi (Melek Yatırım)

galata-3

 AÇIKLAMA:   

 Galata İş Melekleri İstanbul’un ilk melek yatırımcı organizasyonudur. Galata İş Melekleri zamanlarını ve paralarını yeni, ileri teknoloji start up şirketlerine yatırım yapan girişimciler, yöneticiler ve melek yatırımcılardan oluşan bir gruptur. Galata İş Melekleri üyeleri Airties, Yemeksepeti.com, Mynet.com ve Markafoni.com gibi şirketler kurmuşlar ve Apple, eBay, Maxim, Turkcell ve DBI gibi şirketlerde üst düzey yöneticilik yapmışlardır.

Galata İş Melekleri kâr amacı gütmeyen bir dernek olarak faaliyet göstermekte olup melek yatırımcılar ile arzulu girişimcileri bir araya getirerek yatırım olanakları ve startuplarla ilgili fikir alışverişi yapmalarını sağlayan bir platform rolü üstlenmektedir.

KİMLER YARARLANABİLİR?

Başvuru aşamasında çok fazla katılım şartı olmayan derneğin ilgilendiği alanlardaki hemen her türlü fikre sıcak bakmakta ve elemeye kabul etmektedir.

Galata İş Melekleri öncelikle Türkiye’deki yatırımlara odaklanmakta olup,  Dernek üyeleri özel bir ilgi ile bu sektörlere yatırım yapmaktadır:

  • Internet
  • Mobile
  • Yazılım
  • Telekom

Şu anda biyoteknoloji, yaşam bilimleri, gayrimenkul, ya da film sektörlerine de yatırım yapmaktadır. Dernek daha çok tohum aşamasında ki yatırımlara konsantre olmaktadır.

Ayrıca İş melekleri yatırımcı bulurken aşağıda ki kriterlere dikkat ederler;

  • Girişimcilerin geçmiş tecrübelerine ve performanslarına,
  • İşin rekabet avantajına ve özgün satış noktalarına,
  • Pazarın büyüme potansiyeli ve özelliklerine,
  • Yönetim, iş teklifi ve iş melekleri vasıflarının ve yatırım tercihleri arasındaki uyuma,
  • Girişimcinin fiziksel ve finansal bağlılığa.

ŞARTLAR

Projenin kabul edilme aşamasında içermesi beklenen özellikleri;  hızlı yükselen potansiyel, yenilikçi ürün/kayda değer rekabet avantajı servisi ile geniş adreslenebilir pazar, belirgin yükselme stratejisi, güçlü yönetim takımı, belirgin ve başarılabilir ‘çıkış’ stratejisidir.

Ayrıca bir iş planı yaparken ve özetlerken de; idari özetinizin ve iş planınızın başvuru yapmadan önce hazır olması beklenmektedir. Bu normalde sizin işiniz için, servis ve ürününüz hakkında bilgi içeren, intellektüel özellikli, yönetim takımı, gelişim stratejili, rakipler, finansal atışlar, fonlama gereksinimleri ve çıkış stratejileri hakkında içerik anahtar bilgiler bulundurmalıdır.

Daha fazla bilgi için Bknz.: *http://www.galatabusinessangels.com/ana-sayfa

4) iLab Ventures (Girişim Sermayesi Şirketi)

ilab_ventures

AÇIKLAMA   

iLab Holding, Nisan 2000 tarihinde  Access Turkey Capital Group bünyesinde yüksek büyüme potansiyeli olan sektörlerdeki şirketlere ve projelere yatırım yapmak üzere kurulan ve interneti çalışmalarının odağına alan bir “girişim sermayesi” ( “venture capital”) şirketidir.

 KİMLER YARARLANABİLİR?

Türkiye’de internet odaklı ve internet teknolojilerini kullanarak iş yapan şirketlere ve projelere yatırım yapan iLab Holding, Türkiye’nin dijitalleşme sürecinde önemli bir rol üstlenmeyi hedeflemektedir.

iLab Holding’in şu ana kadar yatırım yaptığı sektörler arasında Kimya – Plastik, Demir – Çelik, Sigortacılık, İnsan Kaynakları, E-iş Danışmanlığı ve Yazılım Geliştirme bulunmaktadır. Bu sektörlerde hizmet veren iLab şirketleri özellikle internet teknolojilerini kullanarak bulundukları sektöre ve iş yapış şekillerine katma değer sağlayan hizmetler üretmektedirler.

ŞARTLAR

Organizasyonunun, bir sonraki aşamaya gelebilmesi için girişim sermayesine ihtiyaç duyduğunu düşünen her girişimci katılabilmekte olup, ilk etapta girişimcilerin İş Planları ile başvurması beklenmektedir.

Daha fazla bilgi için Bknz.: *http://www.ilab.com.tr/about-ilab-ventures/

Benim Y Kuşak Arkadaşlarım

Günümüzün en önemli konusu, Y kuşağı ve onlarla,uyumlu yaşamak. Benim de en sevdiğim, gözdelerim, aşklarım, onlar. Ben Baby Boomer grubundanım. Çok genç evlenip, anne de olunca çocuklarım X kuşağı oldu.Torunum Z kuşağı. Çalışanlarım son dönem hariç daha çok X kuşağı oldu. Ama Y kuşağı ile başka türlü bir iletişimim, sevgim, yakınlığım var. Nedense onlara kendimi daha yakın hissediyorum. Onları anlıyorum, fikirlerine değer veriyorum. Geleceğimizin onlar sayesinde  daha iyi olacağına inanıyorum. Onlara karşı algılarım, genel anlayışlara göre  daha farklı.Çatışma yaşamıyorum. Ama ben de 90 lı yılların ikinci yarısına kadar kuşak çatışması yaşıyanlardan   farklı değildim. Otoriter, bildiğinden şaşmayan, dinlemek anlamaktan çok, kendini kabul ettirmeye çalışan ebeyn ve iş sahibi idim. Sonra hayatımda her şeye daha farklı bakar ve daha farklı algılar oldum.Daha hoşgörülü ve empati yapabilen olmaya çalıştım. En önemlisi de teknolojiyi, bilgisayarı, e-dünyayı  öğrenmeye ve hızla gelişenleri öğrenmek için yenilikleri kullanma çabası içinde oldum.

Etrafımdaki Y kuşağı kim var ? Arkadaşlarımın çocukları, stajyerlerim, çalışanlarım, öğrenciler, Genç Kagiderliler, şimdi de Kagider’de bir çok iş sahibi, çok sevdiğim gurur duyduğum, Y kuşağından genç girişimci arkadaşlarım.

Ben tüm kuşakları ayrı ayrı incelediğimde kendimi davranış biçimi olarak da  Y kuşağına daha yakın hissediyorum. Onlarla daha iyi anlaşıyorum. Aşağıda biraz anlattığım sevgili Derya’nın eğitiminde yaptığı ankette de de yanlış yapmadıysam;12 puanla Y lerin minumum rakamını  tutturdum.Y lere daha yakın olduğumu ispatladım.Bu anketi Derya gönderdi, başka bir yazımda paylaşırım.

Onlardan çok şey öğreniyorum.Her zaman da öğreneceğim de çok şey var.Onların gözüyle görmeyi anlamayı seviyorum. Z ler le ise müthiş iyiyim. En iyi arkadaşım, minik Z, prensim 2009 doğumlu.1377620_425952054181900_1191752366_n (1)Sevgili Derya  Türkkonmaz;o da Y kuşağının ilk yıllarında  doğmuş; ama kendini daha çok X kuşağı olarak görüyor, gözdelerimden, dün Kagider’de çok güzel bir eğitim verdi. Genç Kagiderliler ve  Kagiderliler de katıldı.Çok güzel anlattı, çok güzel örneklemeler yaptı. Katılanlar arasında çok güzel bir diyalog oluştu.Hem Y ler hem Y leri yöneten Y ler, X ler ve Baby Boomerlar vardı.Böyle karma bir grubun soruları paylaşımları da ilginç oldu.

Çoğunuz kimbilir kaç kere bu kuşaklar kime denir Y lerle nasıl yaşanır, okudunuz, yaşadınız. Ben dünkü eğitimden bana çarpıcı gelen bir kaç şeyi paylaşacağım. Sonra da genel bir özetleme yapacağım.Fotoğraflarını paylaştığım,                                                 Derya’nın Evrim Teorisi ve Dünya Tekerrürden İbarettir, slaytlarını siz de beğeneceksiniz umarım.

fotograf (91)

Y kuşağı geleceğimiz diyorum, hiç haksız değilim; dünya nüfusunun % 25i oluşturuyorlar. Türkiye’dede bu pek değişmiyor.

fotograf (93)

X kuşağının %3 ü  girişimci olurken Y kuşağının % 33 ü  girişimci.Bu iki istatistik bilgi sizi de farklı düşündürebilir.Y kuşağını sadece iyi yönetmek değil, onlarla iyi yaşamak ve anlamak önemli. Hepinize kolay gelsin.

fotograf (84)

Aşağıda http://www.yenibiris.com HürriyetIK kaynaklı Zeynep Mengi’nin derlediği yazısını ilave ettim. İçinde sevgili Ufuk Tarhan’ın da görüşleri var.

Baby Boomer Kuşağı (1946-1964)

En yaşlısı 67, en genci 49 yaş civarında. Bunlara “Sandviç Kuşağı” da deniyor, çünkü aynı evde önce çocuklarına, sonra yaşlanan ana-babalarına baktılar. Dünyanın insan hakları hareketlerini, radyonun altın çağını, Türkiye’nin ise ihtilali ve çok partili döneme geçiş sancılarını yaşadığı yıllar. Sadakat duyguları yüksekti, kanaatkarlardı; aynı yerde uzun süre çalıştılar. Teknoloji kimine yakın kimine uzak oldu, çok benimse(ye)mediler.

Aslında babaları gibi otoriteye saygılılardı. İçlerinden en idealistleri toplumsal haksızlıklara isyan edip 68 gençlik hareketlerinin kahramanı olurken, büyük çoğunluk hayattan beklediklerini elde ettiğini düşünerek tatmin ve mutlu oldu. İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonraki “nüfus patlaması” yıllarında doğan bu 1 milyar bebeğe “Baby Boomers” deniyor. Bu kalabalık bebek nüfusu büyüdükçe, ihtiyaçlarına göre çeşitli sektörler de her on yılda bir müthiş büyüme gösterdi. 1960’lı yıllar televizyon yılları; 70’ler fast food; 80’ler – bebekler evlenme çağına geldiği için – gayrimenkul yılları; 90’lar, artık sıra yaşam kalitesini yükseltmeye geldiği için, mikrodalga gibi elektronik ev aletleri ve ardından, iletişim patlamasıyla internet ve cep telefonu yılları oldu. 2000’lerde artık yaşları 50’yi geçmişti, ceplerinde paraları vardı, ömrün uzadığını biliyorlardı, “iyi yaşlanmak” hatta mümkünse yaşlanmamak için sağlık ve güzellik-bakım sektörlerini de patlattılar. Savaş sonrasının yokluklarını, sıkıntılarını unutmadılar, zenginleşmenin tadını aldılar.

İşe bakışları: Çalışmak için yaşamak!

X Kuşağı (1965-1979)

Dünyanın petrol krizini, Türkiye’nin ise sağ-sol çatışmalarını yaşadığı yıllar. En yaşlısı 48, en genci 34 yaşında. Dünyaya gözlerini, merdaneli çamaşır makinesi, transistorlu radyo, bantlı teyp ve pikapla açtılar. Sadakat duyguları duruma göre değişir, daha iyi kariyer imkanları ararlar, çoğu (teknolojik devrime denk geldiklerinden) teknolojiyi kerhen, zorunluluktan kullanmaya başladılar. (Abilerinin ablalarının aksine a-politik hale getirildiler ama yine de) Toplumsal sorunlara duyarlılar, iş motivasyonları yüksek, otoriteye saygılı ve kanaatkarlar. Kadınlar iş gücüne katılmaya başladı. Daha (iyi yaşamak için, daha) az çocuk sahibi oldular. (Özellikle gözlerini Özal’lı yıllarda açanlar) Paraya daha fazla odaklandılar ve bireycilik önem kazandı. Boşanma, HIV, uyuşturucu gibi kavramlarla tanıştılar.

İşe bakışları: Yaşamak için çalışmak!

İdealleri pazarlama üretime yanaşmıyorlar

Realta’nın yaptığı, 87 üniversiteden 19.894 öğrencinin tercihleriyle belirlenen Türkiye’nin En Gözde Şirketleri 2009 araştırmasına göre öğrencilerin en çok çalışmak istedikleri departmanlar sırasıyla: Pazarlama, Mali İşler, AR-GE, İthalat/İhracat, İnsan Kaynakları, Bilgi Teknolojileri, Satış, Halkla İlişkiler, Eğitim, Üretim. Y Kuşağı Danışmanı Evrim Kuran’a göre, Y Kuşağı’nın X’ten en önemli farkları şöyle: Pek çok Y’nin kahramanı anne-babaları. Y, çok daha iş değiştirmeye meyilli. Y, daha eğitimli ve teknolojik bilgi itibariyle daha yetkin.”Y Kuşağı yetenek havuzunu zenginleştirmek için geleneksel kaynaklardan verim alamayız” diyen Kuran, onlarla buluşmak için üniversite kampuslarında ve sosyal medyada daha çok vakit geçirilmeli diyor. Kuran, Y Kuşağı yetenek havuzunu genişletmek için çalışan tavsiyesinin çok önemli olduğunu söylüyor. Çünkü tavsiye programları sayesinde firmalar daha kalifiye adaylara, daha az maliyetle ulaşabiliyor. Y için akran onayının ne denli önemli olduğu düşünülürse, bu etki daha da iyi anlaşılıyor. Y ile birlikte iş yerinde mantalite de değişiyor. Özellikle de Baby Boomer kuşaktan kalan “Bu işten niye ayrılayım ki?” sorusunun yerini “Bu işte niye kalayım ki?” sorusu alıyor. Baby Boomer’lar için iş değiştirmek bir risktir. X’ler için iş değiştirmek gereklidir. Y’ler için ise iş değiştirmek yaşamın bir parçasıdır.

Y Kuşağı (1980-1999)

En yaşlısı 33, en genci 14 yaşında. Sadakat duyguları az. Teknoloji hayatlarında pek çok şeyin simgesi. Narsist, bireyci ve girişimciler. Çalışmaktan hoşlanmıyor, eğlenceyi, kazanmayı çok seviyorlar. Otoriteye saldırgan davranıyorlar, tatminsizler, istekleri çok. Beklentileri yüksek ama bedelini ödemek istemiyorlar. Hızlı tüketiyorlar. Türkiye’de yağ kuyruklarını, benzin sıkıntısını yaşamadıkları için “her şey her zaman böyleydi ve böyle olacak” sanıyorlar. Eş zamanlı olarak birkaç işi birden yapabilirler. Kariyer yaşamları boyunca 10 kereden fazla iş değiştirecekleri öngörülüyor. Kitlesel olanı değil, kişiye özel olanı seviyorlar. Türkiye’de yaşayan 71.517.100 kişinin yüzde 25’i bu kuşaktan. İyi yönetildiğinde ve ilham (gaz!) verildiğinde, Y Kuşağı çalışanlar çok zengin bir yetenek kaynağı olurlar. “Sahiciliğe” çok önem veren Y’lere hayali ürünlerle, hayali projelerle, hayali kahramanlarla ulaşmak zor. Çok önemli bir diğer faktör ise “akran onayı”. Sıra arkadaşının, mesai arkadaşının, internetteki oyun arkadaşının önermediği ve onaylamadığı bir ürün ile Y’nin buluşması çok zor. Standart olanı sevmez, kendine özel olanı ve üstelik “hemen-şimdi” ister, öyle -cek, -cak’larla işi olmaz. Y’nin dikkatini çekmek istiyorsanız, mesajınızı, markanızı, iletişiminizi sadeleştirmeniz gerekir. Girişimcilik en önemli özelliklerindendir, özgüvenleri biraz abartılıdır. İş hayatına atılırken CEO yahut patron olmayı hesaplarlar. Bu arada, daha okurken işini kuranlara da rastlamak mümkün.

İşe bakışları: İş ve yaşam dengesi!

Z Kuşağı (2000-2021)

“İnternet kuşağı” da denen bu ufaklıkların en büyüğü daha 13 yaşında. Bunlar tam teknoloji çağı çocukları. Taşınabilen, hep yanlarında olan küçük aygıtları, bilgisayar, MP3 çalar, i-Pod’ları, cep telefonları, DVD oynatıcıları ayrılmaz parçaları. Onlar, ev ödevi yapamadıklarında “elektrikler kesildi, ondan yapamadım” değil; “internet bağlantım kopuktu” diyen kuşak. Yeni teknolojik olanaklarla iletişim ve ulaşım kolaylıkları ile hep bir aradalar. Uzakta olsalar bile ufak cihazlarıyla her an sözel, hatta görsel iletişim kurarak, birbirlerine bağlanabiliyorlar. Onlar, önceki kuşaklardan farklı olarak, ’network’ gençleri; çeşitli ağların üyeleri oluyorlar. Uzaktan da ilişki kurabildikleri için, fiziksel olarak tek başlarına, yalnız yaşıyorlar ve yaşayacaklar. Aynı anda birden fazla konuyla ilgilenebilme becerileri gelişiyor. İnsanlık tarihinin, el, göz, kulak vb gibi motor beceri senkronizasyonu en yüksek nesli. Ancak bu avantajlar, dikkat ve konsantrasyon zorluklarıyla dezavantaja da dönüşebiliyor. Olanak fazlalığı, eğlenceyi erteleme güçlüğü, yaşamalarına neden oluyor. Bu da onların başarıya giderken önlerine çıkan en önemli engel haline geliyor. Geleneksel eğitim yöntemleri, bu yeni kuşağa uygun görünmüyor. Yaratıcılığa izin veren aktivitelerden hoşlanıyorlar. Edilgenliği kabul etmiyorlar. Uzun dönemli hafızaları, ezberden çok oyun, hikayeleştirme ve hayallerle etkin hale gelebiliyor. Sonuç odaklılar. Sorgusuz yaşayacaklar çünkü, iş yaşamına atıldıklarında karar vermelerini gerektiren her şey sistemler tarafından yapılıyor, yapay zeka tarafında karar veriliyor olacak. Çok diplomalı, uzman ve buluşçu olacaklar. Yaşamlarında otorite kavramının önemi kalmayacak. Tatminsiz, kararsız ve doğuştan tüketiciler.

İşe bakışları: Daha durun bakalım!

Y’yi işte tutabilmek için

Evrim Kuran, Y Kuşağını işte tutabilmek için şu yolların izlenmesi gerektiğini söylüyor:

Strateji 1: Bilgi paylaşımı ve öğrenmeyi kurum kültürünün parçası yapmak.

Strateji 2: Ebeveynleri işgücü stratejisinin parçası yapmak.

Strateji 3: Esnek ve eğlenceli bir çalışma ortamı yaratmak.

Strateji 4: İşte geçirilen zaman yerine işe odaklanmak. Best Buy Genel Müdürü John Thompson, şu cümlesiyle esas odaklanılması gerekeni çok iyi özetliyor: “Meğer yıllardır yanlış birime odaklanıyormuşum. İnsanların burada olup olmadığına bakıyordum. Halbuki ne sonuç yarattıklarına bakmalıydım.”

Strateji 5: Genel yapı ve sınırları sağlamak. Y’ler, Amerika’yı yeniden keşfetmek istemiyorlar. Tembellikten değil; zaman kaybetmeyi sevmeyen bir kuşak olduklarından.

Strateji 6: İlk amirleri ile ilişkilerinin en önemli motivatör olduğunu anlamak. Y Kuşağının işten ayrılmasının ya da işi sevmesinin en önemli sebeplerinden biri rapor ettikleri kişi ile ilişkilerinin kalitesi.

Strateji 7: Baby Boomer ve X’lerin mentorluğundan faydalanmak. Şirketlere mentoruk ve koçluk ayrımını ciddiye almaları, şirket içi kaynakları mentorlukta kullanmaları, koçlukta ise objektivite sağlanmasının önemi sebebiyle dış kaynağa yönelmeleri önerilebilir.

Strateji 8: Kişiselleştirilmiş motivatörler kullanmak. Kitlesel, yani herkese seslenen değil, kişiye özel ödüllendirme ve takdirleri daha çok tercih ederler. İsimlerine hitaben bir teşekkür kartı, maddi açıdan daha değerli bir ödülden anlamlı olabilir.

Strateji 9: Y Okuryazarı olmak. Onların dilini anlamak ve konuşmak için çaba sarfetmek mutlaka karşılığını verecektir.

Z’nin sağlıklı büyümesi için

Danışman, M-GEN Gelecek Planlama Merkezi Kurucusu Ufuk Tarhan, Z kuşağının sağlıklı büyümesini istiyorsak, kilit faktör anne ve babaların teknolojik seviyesinin yükselmesi diyor: “Ebeveynlerin ve özellikle annelerin “Teknoloji Algı-Bilgi ve Kullanım” düzey ve kalitesini hızla yükseltmeleri gerekiyor. Bu nedenle biz (M-GEN) Fütüristler Derneği’ne bir proje tasarladık: Tekno Kadın.

Tekno Kadın Geliştirme Merkezi (TEKEM) kuracağız. Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte birkaç ay içinde şekillendirip, başlatacağız. Bizzat Bakan Nimet Çubukçu destek veriyor. Projenin amacı, tüm anne ve kadınları blogger ve sanal alışveriş yapar hale getirmek.”

İşyerinde 3 kuşak çatışıyor

Ufuk Tarhan, iş yerlerindeki en temel sorunlardan birinin kuşaklar arası çatışma olduğunu söylüyor: “Ast-üst çatışması diye, ilişkiler sorunlu diye algılanan pek çok problemin altında, üç neslin bir arada (BB, X, Y), ortak amaç için, ekip olarak iş çıkarmaya çalışması yer alıyor. Özellikle bugünün kurumsal denen iş ortamlarında kuşaklar arası yetişme tarzları, ortamları nedeniyle, algı, yöntem, uygulama, iletişim farklılıklarından kaynaklanan problemler çok yoğun yaşanıyor.”

Bu kuşaklar birbirlerine nasıl davranıyor? Bunu anlamak ve analiz etmek için kuşakların (en genel) temel belirleyicilerine bakmak gerekiyor.

Baby Boomer: Uyumludur, amaç odaklıdır, pozitif yaklaşım benimser, özgürlükçüdür, dünyayı kendilerininmiş gibi benimser, çatışmalardan kaçınmacıdır, kadın erkek rolünde gelenekçidir ve hizmet odaklıdır. Organizasyonun başarısında bireysel katkılara önem verir, hangi durumlarda bireysel katkıların daha önemli olduğunu fark eder, kişilerin organizasyona olan katkısını vurgular, çalışana başarı fırsatları oluşturmaya çalışır. En çok arzu ettikleri; sürekli büyüyen bir kariyer, tek bir işte çok parlak bir başarıya ulaşmak, büyüme ve gelişme arayışı, takım çalışması, para, statü, esnek çalışma saatleri. Yansıttıkları, grup kararlarına yatkınlık, işkoliklik, iş ahlakı, başarı odaklılık, anında ödül beklentisi, geri bildirim görüşmelerine yatkınlıktır.

X kuşağı: Güvenilir, şüpheci, teknolojiye meraklı, mücadelecidir. Taşınabilir kariyer, yükselme fırsatları olan işlerde ilerlemek, tek başlarına çok iyi çalışırlar, sabırsızdırlar, iş odaklıdırlar. Otoriteden korkmaz ama uyumludurlar, çok kaliteli sonuç isterler, üretkenlikleri yüksektir, yorgundurlar, zaman yönetimi sorunları vardır. Dışarıdan hizmet alırlar, teknik uzmanlığa yakındırlar, iç motivasyonları yüksektir, anında geri bildirim verirler, iş ve özel yaşam dengesine saygı gösterirler, görmek de isterler. Çoklu iş yürütmeye çalışırlar, yalnız çalışmak isterler, onaylama ve onaylanmaya önem verirler, tutarlı yönetim politikaları izlemeye çalışırlar, amaçlarını gerçekleştirmek için ofis politikasını, iş koşullarını değiştirirler.

Y kuşağı: Hızla adapte olmaya, değişime ve kendilerini gösterme fırsatlarına, yaratıcılığa ’heveslidir’. Evrensel bakışa yatkındır. Aynı anda bir çok iş ve paralel kariyer, aynı anda bile bir işin pek çok alanında çalışabilmek, değişik seçeneklere yönlenme, yaratma halleri vardır.

İşleri ile kendilerini ifade etmek, çoklu iş yürütmek, her şeyi anlamaya çalışmak, aktif katılım, sorumluluk almak, yüksek esnek iş ortamı ve giyim-kuşam-prestij unsurlarına düşkünlük, ekip çalışması, her şeyi geçici görmek, sürekli öğrenmek, işte eğlence ve tutku arayışı, beklentilerini anında ve şimdi gerçekleştirmek eğilimi, yetki arzusu, iş ve özel yaşam arasında denge kurmak belirgin özellikleridir. Terfi olanakları ararlar. Kendi uygun bulduğu zaman geri bildirim yapar ve almak isterler. Eleştiriye tahammülü en az kuşaktır.

Y’den korkuyorlar

Bunca farklılığı olan üç kuşak bir arada, üstelik de yakıcı rekabet ortamında daha çok kazanmak odaklı bir şeyler yapmaya kalkınca, birbirlerine çok da iyi davranmıyorlar, epey çatışma çıkıyor haliyle. Tarhan, 25-28-30 yaş ortalamalarındaki çoğunluğun, 40-45’li yaşlarındaki iş arkadaşlarına “sinir olduğunu” söylüyor. “Aralarında daimi bir gerginlik ve sinir harbi var. Onun üzerindekilere ise dinozor, miadını doldurmuş ’çekip gitmesi gereken ihtiyarlar’ gibi bakıyorlar. Hatta arkalarından dalga geçiyorlar. Kısacası, kuşaklar birbiriyle uyum sağlamakta büyük güçlük çekiyor. Bunun yarattığı iletişim sorunları ilişki problemlerine ve neticede çok büyük verimsizliklere, işten soğumaya neden oluyor.”

Tarhan iddiasına göre, yeni gelen kuşak, öncekileri korkutuyor. BB ve X’ler teknolojiyi iyi kullanan Y kuşağından çok korkuyor. “Korkmalılar da” diyen Tarhan, artık iyi seviyede teknoloji algısı, bilgisi, kullanımı olmayan bir çalışanın pek dikiş tutturması mümkün değil, diyor. “Kendini geliştirip, Y’lere teknolojiye yatkınlık açısından yetişen BB ve X kuşağı yönetici çok ama çok az. Pek çok iş yerinde BB ve X’ler hálá e-postalarını bastırtıp, kağıttan bakıyor. Ofis programlarını, cihazlarını, scanner’ı, sunum programlarını kullanabilen çok az BB ve X var. Bu da sabırsız, hızlı Y neslini çileden çıkarıyor. Bilgi, deneyim seviyesi çok yüksek olsa bile teknoloji kullanımında böyle geri kalmak BB ve X’lerin kredibilitesini müthiş düşüyor.”