İki Müze Ev

Biyografik romanlar okumayı, filmler seyretmeyi hep çok sevmişimdir, bunlar sevdiğim yazarlar, sanatçılar olursa daha da ilginç oluyor, benim için. Peki ya evlerine gitmek o da çok heyacanlandırıyor. ernest-hemingway_5935 İki senedir tesadüf bu ya Haziran ayının ilk haftasında, iki çok ünlü yazarın evini görme ve fotoğraflama şansım oldu. Sizlerle de paylaşmak istedim. Gerisini sizlere, sizin hayal dünyanıza  bırakdım. Bir nefeslik  olsun farklı dünyalara dalalım dedim.Önce Key West’de Ernest Hemingway’in evi sonra Burgazada ‘da Sait Faik Abasıyanık’ın evi.

İkisinin de çok ortak özellikleri var.İki ev de bahçeli,aynı dönemlerde yaşanmış, denize yakın, sakin, özellikle yazları yaşanan, sade iç açıcı benzer büyüklükte ve konumda  ada evi.

slide_294799_2409787_free(pp_w720_h478)

Florida Key West’teki evde Hemingway 1931-1940 yılları arasında, içlerinde ünlü konuklarının da  bulunduğu geniş arkadaş çevresiyle birlikte yaşamış.

IMGP0609

IMGP0607

1850′lerde inşa edilen kireçtaşı  evi, ikinci eşi Pauline ile dekore eden Hemingway’in, ünlü altı parmaklı kedisi Snowball’da bu evde yaşamış.4818682058_e47341bf34_z

Florida, Key West’teki, ünlü yazarın evinde, eşyaları,  ve kedileri, ziyaretçiler için olduğu gibi korunuyor.  Hemingway Evi’nde, kedisi Snowball’un günümüzdeki ailesi, yaklaşık elli tane kedi  özgürce yaşıyor.Kedilerin hepsi de, Ernest Hemingway’e bir geminin kaptanı tarafından hediye olarak verilen Snowball’un torunları. Çoğu polidaktil, yani altı parmaklı. Müzenin sitesinde sayfaları da var. Yazarın çalışma odası, yemek odası, yatak odası, yaşam bölümü, mutfak, tüm kullanılan eşyalar, fotoğraflar, tablolar,bahçe, havuz, ofis olarak kullanıldığı bölüm hepsi hala yaşanılıyor gibi.

IMGP0606

IMGP0611Ünlü yazarın, çok çalkantılı filmlere kitaplara konu olan bir yaşam öyküsü var. Bir dönem yaşadığı evi ise çok sakin huzur dolu gibi gözüküyor. Ama müze evi gezerken, bildikleriniz, okuduklarınız fotoğraflar sizi o günlere götürüyor, hayallerinizi delicesine çalıştırıyor. Ben gezerken çok ilgi ve heyacan duydum. Key West’e giderseniz mutlaka uğrayın derim.

Aşağıda  yazarın hayatını ekledim.

Sait Faik Abasıyanık’ın Burgazada’daki evini bir sonraki yazımda  anlatacağım.


Okumaya devam et

Newyork Newyork

Newyork, herkes gibi benim de çok sevdiğim, giderken, gezerken, yaşarken, heyacan duyduğum,gidemediğim de özlediğim şehir. Newyork’a  defalarca gidebildiğim, uzun uzun kalabildiğim için  şanslı olduğumu düşünüyorum .İlk gittiğimde, neredeyse yirmi sene önce, ne kadar etkilenmiştim. Manhattan da  6. cadde üzerindeki, otelim Algonquin de kalırken, bitmeyen bir enerjiyle gece gündüz, Newyork’u gezmiştim.

Hiç uyumak istememiştim.Pera Palas’a benzettiğim bu Newyork’un tarihi  oteli 1902’de yapılmış, Newyork’un kalbinde, çok nostaljik ve yine Pera Palas gibi ünlü yazarların, gazetecilerin  buluşma yeri olmuş, bir otel.Aynı zamanda yeri çok merkezde bir nokta,Time Square‘a 5 dakika mesafede.

Ben erken saatlerde uyanıp, günlük programımız başlamadan,sürekli  caddenin, caddelerin altını üstüne getirmiştim. İlk gidişimde turizmci olan yol arkadaşım sevgili Fisun ile,bütün gün ve gece  full program yapıp, bir hafta çok güzel gezmiştikİlk Newyork seyahatimde  üç kafadar  Algonquin’deyiz.

Newyork’a ilk  geldiğim de tekne, ve otobüs şehir turları,ile, tüm önemli binalar, yapılar, restorantlar, kafeler, eğlence yerleri alışverişler her noktaya ulaşmaya çalışmıştık. Empire State Binası, İkiz Kuleler, Özgürlük Anıtı, Central Park, Chinatown ,Little Italy, Ellis Adası, Brooklyn Köprüsü, Times Square, World Trade Center,Wall Street, Seaport, Soho, Rockefeller Center, Harlem, gezdiğim dolaştığımız yerlerdi. Akşamları da sevgili Fisun’un Newyork’ta  yaşayan çok şeker doktor arkadaşı bizi çok özel restorantlara, klüplere yani Newyork gecelerine götürdü. Çok güzel deniz mahsulleri yapan İspanyol restoranta,   Japon restoranta suşi yemeğe, Seaport’da balık yemeğe, Hard&Rock kafeye, Zoo Bar‘a, Amerikan folk müziği ile toplu  danslar yapılan klübe hep onunla gittik.  Brodway ve Metropolitan‘a ise daha sonraki gidişlerim de gidebildim.Daha sonraki gidişlerimde her seferinde, Central Park, Brodway showlar’a, Soho’ya gider oldum. Vakit olursa Metropolitan’a da hep gitmeye çalıştım.

Sax Fifth Avenue bolca vakit geçirmek,alışveriş yapmak, hediyeler almak, kafesinde mola vermek, birşeyler yemek, Balthazar‘da rezarvasyon yapıp yemeğe gitmek, keyif seçimlerim oldu.

Ünlü Fransız restorantı Balthazar, Soho’da öğlen akşam hep kalabalık. Benim tercihim, akşam yemeği. Çok önceden rezervasyon yapmak gerekiyor, ama ben hep bir gün önceden arayarak yer bulabilen şanslılardanım.

Yine daha sonraki gidişlerimde o dönemde New Jersey‘de yaşayan çok sevdiğim arkadaşım ile o bölgeyi, keşfettim. Long Island, New Jersey’deki özel alışveriş noktaları,  mağaza zincirlerini bilir arar,her zaman  gider oldum.Onlarla Amerika’da ev yaşantısının,hem Manhattan, hem New Jersey de,özel farklı evlerin, davetlerin de için de olduk. Soho, gündüzü ile gecesi ile, her seferinde Central Park,olmazsa olmaz Broadway showlar, en çok uğrak noktalarım oldu. Son dönemlerde, hafta sonları  üç günlüğüne hatta ikibuçuk günlüğüne de Newyork’a gittim,neden iki gün diye herkesi şaşırttım, ama  çok  güzel tatlar, anılar hikayelerle döndüm.Neden iki güne gelince kızım Los Angeles’den ben İstanbul’dan gelip ancak hafta sonu iki gün buluşma şansımız oldu, onu da değerlendirmek istedik. Son NY maceramızı anlatarak, hem gençlerle Newyork anılarımı tazeleyip, son keşiflerimi, uğrak noktalarımı  sizlerle de paylaşmak istedim.Bütün programı Başak yaptı ben de koşulsuz,keyifle sevinçle uydum. Otelimiz yine en merkezi noktada ve 6. caddeye cepheli  idi. Hemen karşı sokağında tesadüfen  keşfettiğimiz, Central Havana Restaurant&Bar‘ı çok sevdik.

Tam bir Küba restorantı olan mekan da harika deniz mahsulleri ile paella,cevichi (karides, avakado ve kırmızı soğanlı aperatif),ve avakadolu bol yeşillikli, acı soslu salata yedik. Hepsi çok lezzetli idi, bayıldık. Akşamları müzik olduğunu görüp uğramayı çok arzu ettik ama, programımız yoğun, günümüz sınırlı olduğu için beceremedik.Akşam için Başak  Meatparking de ünlü Fransız restorant Pastis‘e yer ayırtmıştı. Meatparking eskiden et kesimhaneleri iken, şimdi çok ünlü, farklı restorantların kafelerin, olduğu çok popüler ve sıcak bir mekan haline gelmiş.Pastis’de çok filmlerde kullanılmış konu olmuş çok lezzetli tadlar olan çok şeker bir restorant.

Ertesi sabah, Cumartesi günü, Brunch için, Başak’ın arkadaşları ile West Willage’ de Sant Amberous‘ta buluştuk. Dört  Newyorker gençle olmak, biri İtalyan biri harika bir melez zenci delikanlı ve trendy,  giysileri, uzun topuklu ayakkabıları, hoş farklı tarzları olan kızlar ile kendimi Sex and City, ya da Gossip Girl film platosundaymış, gibi hissettim.Şeftalili şampanya ile somonlu sandiviç yedim, ayrıca yeşillikler içinde mercimekli salataya ve sosuna bayıldım.Sonra biraz Central Park’ta ve alışverişle vakit geçirdik. Akşam üstü bir iş görüşmesi için,  randevu yaptık. Buluşma yeri olarak en yakın ortak noktada, Nello’s u seçtik.

Madison Avenue üzerindeki Nello’s sıradan gibi duran ama çok ünlü bir mekan olduğunu biz de gidince öğrendik. Görüşmeye Başak ile beraber gittik.Randevu yaptığımız çok şeker, çok güzel Rus hanımla görüşürken birden yanımızda ki masaya oturabilmek için bizden izin isteyenlerin Beyonce ve kocası Jay z olması kısa Newyork seyahatimizin hoş bir raslantısı oldu. Beyonce o gün penbe Chanel ceketi,minicik şortu ve mavi lensleri ve en çok da sıcacık  gülümsemesi ile gönüllerimizi hemen fethetmeyi başardı.

Pazar günü öğle yemeğinde ise, yine Başak’ın arkadaşları ile bu sefer Madison Avenue Serafina‘ydık.

Bu güzel İtalyan restorantta, ben enginarlı, porcini mantarlı zeytinli pizza yedim ve içinde sadece elma parçaları olan hafif ama çok lezzetli sangaria içtim. Yine mekandan, gruptan ve yediklerimden müthiş keyif aldım. En güzeli de bu kısacık kaçamakta kızımla olmak süperdi.Günün programı, pazar olduğu için, gençler için çok güzel mekanlar ve partilerle devam etti.

Önce Extra Virgin’e gidildi, yine çok hoş tam Newyork yaşam stilini yansıtan, bu mekan çok kalabalıktı, Türk gençler, çoktu.Hoş bir ortamdı, bu sefer kendimi yirmili yaşlardaymışım gibi, hissettim , ama kısa bir tanışma ve sohbetten sonra gençleri arkadaşları ile bırakıp bölgede, ve Soho’da kaybolmayı alışveriş yapmayı tercih ettim.

Akşam ki program ise bir Türk restorantta buluşup yine hep beraber güzel sohbetlere dalma şansımız oldu. Newyork da evler, Newyork’ta alışveriş, showlar, müzeler,hepsini tekrar yazmam lazım, yoksa bu yazı hiç bitmeyecek.Newyork ne gezmekle biter, ne de anlatmakla, ama ben artık kesip, daha sonraki  yazılarıma bırakıyorum. Sevgiler, sevgiler

Los Angeles

Los Angeles ve çevresini ve oradaki yaşamı çok keyifli, sıcak,renkli ya da bana uygun buluyorum. Bunda kızımın uzun senelerdir, orada yaşıyor olması ve yaşamak için orayı seçmesinin etkisi büyük. İklimi, insanları, evleri, mağazaları, alışveriş merkezleri, kafeleri,  restorantları , bana hep,  mutluluk ve heyacan  veriyor.Yukarıdaki resmi 1995 de çekmişim,Studiolar, herkes için ilk gidilen yerlerden.Benim için de çok değişik eğlenceli ve renkli. Hollywood filmlerini özellikle Los Angeles’da geçen romantik komedileri ve aksiyon, macera  filmlerini, çok seviyorum.Bu dünyanın  arka yüzünü görmekde bir o kadar cazip. 

Başak’a gittiğim ilk yıllarda, Orange County, Laguna Beach de kapıları kilitmediklerini görünce inanamamıştım. O güne kadar televizyonda, bölgeyle ilgili film, dizi seyrederken dışarıdan gelen birinin kapıyı açıp girmesine şaşırmamam gerektiğini o zaman anladım.California’da kendimi başka bir boyutta gibi hissediyorum.Önceleri Orange County’de kalıp oradan her gün çevrede bir yere gidiyordum.

Rodeo Drive’da L.A de ilk gidilen görülenyerler arasında, bu güzel caddede ünlü yıldızlara rastlama şansınız oldukça yüksek

Sonraları Los Angeles da kalmaya başladım.İkisinin de çok farklı keyifleri var. Bir kerede yazmak zor, ama bugün birazını benim beğendiklerimi, denediklerimi, yazacağım. L.A de mutlaka gidilen yerlerden çok, benim tercihlerimi özellikle aktaracağım.

Malibu hep filmlerde gördüğümüz, romanlarda okuduğumuz plajı ve evleri ile hep cazip

Los Angeles deyince ilk akla gelen yerler, Hollywood Studio’ları, Rodeo Drive, Beverly Hills, Malibu, Sunset, sonra çok yakın mesafede Disneyland ve Sea World.

Özellikle Universal  Hollywood Studio’lar L.A ın simgesi. 1995 de ilk kez gittiğimde,Back To The Future Ride‘ın da çok etkilenmiş korkmuş, çıkınca uzunca müddet kendime gelememiştim.

İlk gittiğim yıl Back To The Future’da çok etkilendim, hayal mı gerçek mi ayırtetmem zor oldu.

Stüdyoları gezmek tam bir hayal dünyasında gezmek gibi, kendimi L.A de boyut değiştiriyormuş gibi hissetmemin önemli nedenlerinden biri. Disneyland’ı, Sea World’ü gezerken de kendimi bambaşka dünyalar içinde buluyorum, mutlu oluyorum.Çocukluğum, anılar, gelecek hepsi birbirinin içinde yaşıyorum.Her seferinde başka showlara gitmek, hiç görmemiş birini götürmek, yeni ilaveleri keşfetmek, hep keyif aldığım işler.  

Benim favorim Grove ve Farmer’s Market de tranvay. Bizde de şimdi biraz benzeri  İstinye Park açıldı, ama  ben Grove’u  hep çok sevip keyif alıyorum.

Bilinen turistik L.A dışında benim favori yerlerim içinde Grove ve Farmer’s Market var. Bu açık havada çok şık alışveriş merkezini oradaki mağazaları, kafeleri restorantları, çarşısını, yiyecek bölümünü çok seviyorum.Benim için güzel bir buluşma ve  alışveriş mekanı.

Gündüzü kadar gecesi de çok güzel,özellikle Aralık ayında çok daha süslü ve çekici oluyor. Her gittiğimde evim için alışveriş yaptığım Crate & Barrel,  kitapçım Barnes & Nobel, sevdiğim markalar, markalar,kafeler,restorantlar,yiyecek alışverişi alternatifleri hepsi bir arada, otoparkı diğerlerine göre daha rahat ve büyük. Tüm sevdiğim lezzetler ve beğendiğim markalar Anthropologie,Nordstorm,Forever 21, Gap, Victoria’s Secret , Michael Kors ve de niceleri, en güzel mağazaları ile orada.

Grove ve Farmer’s Market gecesi gündüzü her yaş için çok şık, eğlenceli , hoş vakit geçirilen bir yer.

Her çeşit dünya mutfağının güzel restorant ve kafeleri de mekanı ayrıca cazip kılıyor.

Cheese Cake Factory, Morel’s Steak House, Farmer’s daki sempatik yemekçiler, özellikle Brezilya mutfağı hepsi favorilerim.

Outlet tercihimiz Camarillo.Adet olduğu için gidiliyor, ya da misafirler götürülüyor, aslında Amerika’da her yer alışveriş cenneti. Outlet’e gitmeye pek gerek yok .Ama  giderken ya da dönerken mutlaka  IN-N-0UT’da hamburger yenmeli diyorum, o çevreye özgü çok lezzetli Hamburger zinciri. Ben salata içinde olanı çok daha severek ve içime sinerek yiyorum.

Hem hamburger yiyorum, en lezzetlisinden hem de sağlıklı çok hoş değil mi?

Katana gerçekten çok lezzetli suşi yapıyor, ayrıca çok hoş bir mekan. Suşi sevenler için mutlaka deneyin derim.

Suşi için tercihimiz, Katana, rezarvasyon şart. Sunset’de çok güzel yerler var.Hem kafeler restorantlar hem farklı butikler.  Cravings’in sahibi Türk ve Galatasaraylı onun için Sunset’de yemek için  tercih ettiklerimizin başında geliyor.

Cravings’de Türk dostlara herzaman rastlamak mümkün, sıcak ortamı ve lezzetli yemekleri ile  her zaman gidilebilecek bir yer.

Le Petit Bistro La Cienega Fransız mutfağı, Pink Taco; Century City Mall’da çok güzel Meksika mutfağı tercihlerimiz, ısrarla tavsiye edebilirim.

Le Petit Bistro La Cienega dostlarla gidilecek şık ve iyi bir Fransız restorantı, L.A de Meksika mutfağı  yemek yemek isterseniz, illa Pink Taco.

Chinese Theatre, gidip görülecek, Santa Monica güzel vakit geçirilecek yerler.Biz  Madonna’nın konserine LA de Greek Theatre’da gitmişdik. Önceden ayarlanarak showlar, konserler yakalanabilir. Venice Beach beni çok şaşırtmadı derim.

Madonna konser biletini herhalde dört ay önce almıştık, çok müthişdi, güzeldi dememe gerek yok, ama seyrederken o çok büyük kalabalık beni çok korkuttu. Kapalı yer fobim devreye girdi. Ama Madonna için yendim ve konser sonuna kadar ayakta çılgınca dans ederek seyrettik, dinledik, herkes gibi.Enerji müthişdi.

İşte turistik noktalardan biri daha Chinese Theatre

Getty için bir bütün gün ayrılması gerekiyor, ayrıca çok hoş bir park  içinde 

Getty’nin evi ve müzesi görülesi yerlerden, Lacma ‘da çok önemli bir müze. Kızımın evi senelerce Lacma’nın karşısında olduğu için ben bugün yarın deyip henüz gidemediklerimden. Bu gidişimde gitmeli ve anlatmalıyım.

Köpekler de spor yapıyorlar, belli oluyor değil mi?                                                                                                             Los Angeles ayrıca tam bir spor ve sağlık şehri, heryerde spor salonları, herkese uygun imkanlar var. Ayrıca çok güzel yürüyüş tırmanış parkurları parkları var. Özel spor, vücut trainerlerı çok revaçta ve popüler.Yürüyüş deyince benim değil, kızımın tercihi demek daha doğrusu, Runyon Canyon Park .Üç farklı parkuru var, kolay, orta ve zor. Ben orta parkurda da ve de ortalarda  zorlanıyorum.Oldukça dik yerleri var. Ama çok keyifli ve güzel bir park, ayrıca tüm Hollywood manzarasına hakim.Dönüşte kahvaltı için yine Başak’tan bir tavsiye kahvaltı yeri Aroma Bakery Cafe  diyorum.Simitleri bile var.

Urth Cafe ‘de çok bilinen ve sevilen bir cafe….

Sevgili arkadaşım Ayşen, Urth Cafe, Standart Hotel ve Asia De Cuba’yı eklemelisin diyor, evet haklı ,daha yazacak çok yer var, bir daha ki L.A yazıma bırakıyorum.

                                                          Orange County favorilerimi  ise  başka bir yazıda yazmam şart oldu. Las Brisas, Caviar,iki güzel kafe restoran,Newport Beach, Huntington Beach, Dana Point, Long Beach, tabi ki Laguna Beach çok özel, hoş yerler. Plajları evleri, caddeleri  başka bir dünya. Başka bir yazıda uzun uzun yazmalı belki Disneyland , Sea World ve San Diego’yu da eklemeliyim..

Şimdilik bu kadar herkese sevgiler, sevgiler…

Las Vegas, Las Vegas

California yı çok seviyorum, her  gittiğimde de mutlaka iki üç günümü Las Vegas’da geçirmek, showları izlemek, o büyülü dünyaya girmek çok keyif veriyor. Las Vegas büyüklerin Disney Land’ı. Çok doğru bir benzetme. Hiç kumar oynamıyorum, ama ayıp olmasın diye, 100 dolarlık limitimi kullanıyorum.Gecenin gündüzün karışması, açık havada mısın, kapalı yerde mi farketmemek, enerjinin bol oksijenden dolayı çok yüksek olması, hiç uykunuzun gelmemesi, rüya gibi mizansenlerle otelerden otellere geçmek, illa kapılıp alışveriş yapmak, çok güzel yemekler yemek, sevdiklerinle dostlarınla, çocuklarla  olmak  hepsi bu seyahatlerde var.

Kilometrelerce uzaktan bile ateş topu gibi gözüken Las Vegas Main Street              

İlk Las Vegas’a gidişim, ilk California’ya gidişimle aynı tarihlere rastlıyor. 1995 de kuzenimle  Los Angeles’den Thelma ve Luıs gibi arabayla çölü geçip hava kararınca Las Vegas’a varmıştık.Uzaktan bize müthiş bir ateş topu gibi gözüken şehir ışıkları ve mucizelerle dolu Las Vegas. Sonra da her California’ya ya gidiş de bu yolculuğu tekrarlamak çok hoş bir adet oldu.Yine her seferinde, L.A den arabayla Las Vegas’a gidiyoruz. Ama o tarihte yol biraz daha uzundu,ve de bizim yola çıktığımız gün yol da bir yapım çalışması vardı. Temmuzun ortasında, iki kız 8-9 saatte varmıştık.İnanılmaz sıcakta, arabamızın,camları sımsıkı kapalı yolculuk yapmıştık.Şimdi ise L.A den 4 -5 saatte gidilebiliyor.

İlk gittiğimde, Main Street’de beni ilk  karşılayan,  meşhur Treasure İsland Korsan Show

Ama şehrin ışıkları kilometrelerce uzaktan gözümüzü almış, şaşkınlık içinde şehre girmiştik. İlk gidişimiz de bizi orada yaşayan, Otel ve Gazino sektöründe çalışan bir arkadaşımız, kuzeninle karşılamış  bize Las Vegas’ın hem görünen hem görünmeyen yüzünü tanıtmıştı. Herkesin gördüğü ışıklarla kaplı eğlence şehri, diğer yanda, gazino ve otel dünyasının arka yapısı, Las Vegas da çalışan,orada  yaşıyanların dünyası.O zaman da çok etkilenmiştim, ama daha sonra gidişlerimde sadece eğlence dünyasının içine kalarak keyfini çıkardım. Şehirde yaşayanlarla, otelde gazino çalışanların dünyasıyla, hiç ilgilenmedim.Kendimi büyülü dünyanın bir parçası olarak gördüm.Her gidişimde hem çok sevdiğim yerlere, showlara uğramayı hem yeni yerleri gezmeyi çok seviyorum.

Circle de Soleil’in her show’unu defalarca bıkmadan seyredebilirsiniz. 

Las Vegas deyince, görmek istediklerim listesinin başında,akıl almaz  Circle de Soleil showları birinci sırada geliyor. Biletleri çok önceden alınmadan yer bulmak mümkün değil tabi.Geçen gün kuzenim soruyordu,” KA”‘ya mı “O”‘ya mı gidelim diye. Ayırım yapmak zor,ikisi de diyebildim. Artık hangisine yer bulursanız.Diğerleri de olabilir.

Şehir temalı otellerin hepsi şaşırtan güzellikte. Bunlardan Venetian benim favorilerimden.

Otel deyince hepsi çok güzel, keyifli, özel.Hangisinde kalırsanız farketmez. Bütün diğer otellerin içinde gezebiliyorsunuz,vakit geçirebiliyorsunuz. Paris, Newyork, Venitian, Astor hepsinin farklı güzellikleri var. Venitian ve Bellagio’nun içinde ki sanat galerileri benim çekim merkezime girenlerden. Son gittiğimiz de tercihimiz Mandaley Bay Hotel idi. Mandaley Bay’in havuzu çok ünlü.Kumları ile sahili ile aynen  plaj gibi. Otelin tepesindeki Mix bar da en güzel Las Vegas manzarasına hakim. Akşam üstü içkisi için çok güzel bir tercih.Akşam yemeği için tercihim ise, Paris’in içinde Mon Ami Gabi,çok beğendiğim fransız restorantı. Bellagio Otelin karşısında restorantın açık kısmında oturunca yemek yerken Bellagio’nun meşhur  su showunu seyredebiliyorsunuz. Mon Ami Gabİ’ye rezervasyon yapmıyorlar.Yemek yemeyi düşündüğünüz saatten bir saat kadar önce restoranta gelip isim yazdırıyorsunuz, Paris’in içinde dolaşırken masanız hazır olduğunda sizi haberdar ediyorlar. Yemek sonrası Wynn’daki barlarda  değişik showlara uğrayabilirsiniz.                                             Kahvaltı ve öğle yemeklerinde sonsuz alternatifler var. Açık büfe yemek salonların da da lezzetler ve çeşitler, hem çok güzel, hem alternatifler hiç bir yerde rastlanmayacak kadar çok. Alışveriş deyince her otelde shopping Mall var tabi. Ben sonradan aldıklarımı yerleştirirken gördüm ki, Las Vegas’dan aldığım herşey bol renkli ve eğlenceli şeyler. Demek ortam çok etkileyici. 

Son dönem favorileri Başak’tan geldi. İki yeni açılan oteli mutlaka görmek gerekiyor. Aria ve Cosmopolitan.  Aria’nın Cyrstals Shopping Mall’u olağanüstüymüş.

Çok büyük, markalar hep bir arada ve hiç bir yerde benzerleri olmayacak şekilde çok ihtişamlıymış. Özellikle LVCosmopolitan’ın muhteşem barı Candalier de büyük bir avize şeklindeymiş. Çok büyük lounge ve barda kendinizi avizenin içinde gibi hissediyormuşsunuz. Anlaşıldı, size anlatırken ben de özlediğimi daha şiddetle hissediyorum. İlk fırsatta gitmeli diyorum.Belki karşılarız da, olamaz mı! Niyetler, istekler, hem de gönülden olunca, neden olmasın.

Maçahel Renklerle 4

Ayşe (Şakar) ile  geçen sene Haziran’da ben de Maçahel yolcusu oldum. Kendimi Ayşe’nin rehberliğine teslim ettim, ve harika bir grupla altı Gürcü köyünde konaklayarak, yaşadık.Batum üzerinden Hopa ve sonra Maçahel’e geldik.İlk konaklama Cumali köyündeydi, ve sonra rüya gibi, cennette gibi geçen günler.Grupta yazar, fotoğrafçılar, sanatçılar,her dinden her ırktan dünyanın çeşitli yerlerinden çok özel güzel insanlar vardı.Hepsi Ayşe’nin dostları. Hepimiz bölgeye hayran olduk, hepimiz ayrı ayrı fotoğraflar çektik, hikayeler yazdık.Hepsi çok güzel oldu. Ama ben sizlere Maçahel’i anlatırken Ayşe’nin son resimleri ve yazılarınla paylaşmak istedim.Daha özeller, daha özler, çünkü.O kadar çok güzel anlatım tarif resim vardı ki ben birazını seçtim, renklere göre gruplandırdım, şimdide paylaşıyorum. .Bugün lila penbe ve morlarla…

LİLA PENBE VE MORLA                                                                                                           Ayşe 11 yıldır 52 kez  geldiği Macahel’de her seferinde  bir hafta on gün kalırken, bu sefer 40 gün kaldı, müthiş  manzaralı, harika bahçeli bir ev kiraladı.Her gün cennet bahçeden ya da sabah yürüyüşü yaparken bizlere günaydın dedi.Yolda karşılaştıklarını, komşularını, misafirlerini,bizlerle paylaştı.                                                                                                 Çevrede dostlarla buluştu,sevdiklerine konuk oldu. Arkadaşları ziyaretine geldi.Harika sofralarda iftara davet edildi.Komşular ona hoşgeldine geldiler.Köprülerden çağlayanlardan, derelerden, geçti, şelalere, çiçeklere, güzel dostalara  günaydın dedi.Ayşe’nin, yaşadıklarını  gördüklerini, kendi anlatımından kalın yazılarla aktardım.

Kocamaaan bir  gülümsüyoruz,kendimize, hayata, herşeye.Yüz yaşını geçtim ben..Aklım başım yerinde…Şakayı çok severim.Doktor moktor bilmem…))
Yuvamın bahçesinden, Caparet.. Maçahel. Gözümün nuru!

Sizin için…sabah yürüyüşümden  yol kenarı böğürtlen…

2.misafirim Nurten hanım Zerafet, aselet başka birşey Yoğurt,süt,peynir getirmiş hoşgeldine geldi…))Ahşap harika renklerdeki tarihi camimizin kapısı…

Maçahel Gürcü Yaşlılar..Guiness rekorlar  kitabındalar. Ama hepsi 15 lik…))

Yaylanın en yakışıklı kayası .Sarılmam mı?…))

N e denir ki! Sessuzluk…))Yaylada cafe…))Şükürler olsun