Çerçeve Yok, İçindesin

Van GoghAlive, 10 Şubat-15 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Karaköy Antrepo 3’te, 15 Ekim-30 Aralık tarihleri arasında da Ankara Cer Modern’de ziyarete açık olacak. Detaylar için: http://j.mp/yjwGDQhttp://www.

Resimle ilgilenmiyorsanız bile bu muhteşem sergiyi gezmemezlik etmeyin diyorum. Hatta her gezenin  tekrar görmek isteyeceğinden eminim. Müthiş bir görsel şölen, harika müzikler içinde geziyorsunuz, oturuyorsunuz, tekrar geziyorsunuz, aynı anda Van Gogh kendi duygularını dile getirdiği yazılarını, mektuplaını  dijital ortamda okuyorsunuz.            Siz resimlerin içine giriyorsunuz. Resimler, müzik, yazılar sizin etrafınızda dans ediyor.Müthiş duygulanıyorsunuz, hissediyorsunuz, Van Gogh’la yaşıyorsunuz, mutlaka hangi yaş olursa olsun çocuklarınızı da götürün.İster arabasında, ister göğsünüzde, onlar da müthiş, mutlu,şaşkınlıkla seyrediyorlar.Ben sizler için yukarıda tanıtım videosundan başka Mozart’ın 16.Piano Sonatı eşliğinde de bir video ekledim. Biraz bilgi de yazdım. Ama hiçbiri sizin yerinde gezerken hissedeceğiniz etkiyi yapmayacaktır.

Geleneksel sanat ve modern teknolojinin sentezlendiği Van Gogh Alive dijital sanat sergisi yüksek çözünürlüklü 40 projektörün oluşturduğu, dünyanın en heyacan verici tek multi-projeksiyon sistemiyle Van Gogh eserlerini dev boyutlarla gösteriyor.

Van Gogh Alive, dev ekranlar, duvarlar, kolonlar, zemin ve hatta tavanı kaplayan, nefes kesen Van Gogh eserlerinin 3.000’inin üzerinde, dev boyuttaki dijital görüntüsüyle,geleneksel müze ziyareti kalıplarının çok dışında, sıra dışı bir deneyim.

Ünlü ressamın kimi zaman çoşkulu, kimi zaman depresif iç dünyasına, ömrünün son 10 senesinde ortaya çıkardığı en ünlü resimlerinin, kristal netliğindeki heyecan verici görsellerle, eşi benzeri olmayan, çok etkileyici  bir yolculuk.

Kiraz Ağacı 1888

Abdi İbrahim’in  100’üncü yaşı şerefine ‘Van Gogh Alive Dijital Sergisi’ni Türkiye’ye getirip İstanbul’dan sonra,  Ankara’da da sanatseverlerle buluşturulacak olan sergiden elde edilecek gelir sosyal sorumluluk projelerine harcanacak.

1912 yılında Abdi İbrahim Barut tarafından kurulan şirketin başında şimdi üçüncü nesil temsilcileri Nezih Barut ve Nesrin Esirtgen var. İş hayatındaki çalışmalarının dışında sanat camiası içinde iki önemli isim olan Nezih Barut ve Nesrin Esirtgen. Yönetim Kurulu Başkanı Nezih  Barut, bine yakın resim koleksiyonu ile Türkiye’nin en iyi çağdaş sanat koleksiyonerleri arasında gösteriliyor. Sanat tutkusunu her fırsatta dile getiren Nezih Barut, şirketinin 100. yaşını da yine sanatsal bir aktiviteyle kutlamaya karar vermiş. İlk kez Singapur’da gösterilen Van Gogh Alive Dijital Sanat Sergisi’ni Türk sanatseverlerle buluşturmuş.

Ressamın 1880-1890 yılları arasındaki çalışmaları ve hayat deneyimlerinden oluşan coşkulu ve canlı detaylara sahip yapıtları, Sensory 4 teknolojisiyle donatılmış yüksek çözünürlüklü 40 projektör aracılığıyla dev ekranlara, duvarlara, kolonlara, zemine ve tavana yansıtılıyor. Her fırsatta çağdaş sanat tutkusunu dile getiren Barut, şirketinin 100. yaşını ‘ileri teknoloji’ye vurgu yaparak kutlamak istediği için dijital sergi getirmeye karar verdiğini söylüyor. “Kendi bakış açımızı anlatmak istedik ve bu yüzden ileri teknoloji kullandık” diyor. Tüm dünyada sanatseverlerin dijital sergilere ilgi duymaya başladığına değinen Barut, Singapur’da altı ayda bu sergiyi 300 bin kişinin ziyaret ettiği bilgisini de paylaşıyor. Sergiye giriş ücretli. Tam 15, indirimli bilet fiyatı ise 8 lira. 12 yaşa kadar çocuklara bilet alınmıyor.

Nezih Barut’un bu sergiden herhangi bir ticari beklentisi yok. Sanatsever işadamı kimliği ile tanınan Barut, neden digital sergi tercihini,  “Van Gogh’un  gerçek yapıtlarını görmek de önemli. Ama ben sanat, bilim ve teknolojiyi harmanlayan ve bu özelliği ile Abdi İbrahim’in 100 yıllık bakış açısını yansıtan bir sergiyi izleyiciyle buluşturmak istedim” diye anlatıyor.

Sanatçının doktoru Gachet’in  resmi  1890 ve en pahalı satılan resmi 82.5 Milyon $’a bir Japon işadamına  satılmış. 15 Mayıs 1990

Sergiyi gezerken muhteşem görüntüler ve müzik kadar, sanatçının, duygularını ruh halini sözlerle anlattığı, metinleri, de okumak çok etkiliyor. Ama olağanüstü ortamda yazılar kaçırılıyor, tam okumak zor oluyor. Aşağıda bu yazıların tüm metnini de sizlerle paylaştım,

Vincent Van Gogh’un Sözleri
•İnsan her zaman bizi neyin engellediğini, kısıtlandığını, neredeyse gömdüğünü söyleyemez; ama engelleri, kapıları ve duvarları hisseder.
•Acı çeken bir yaratık olarak benden daha büyük bir şey -tüm hayatım olan bir şey- yaratma gücü olmadan yapamam.
Okumaya devam et

Kadınlar Günümüzün Armağanı, Ödül Haberi,Hepimizin Ümit’i ve Nur’u oldu.

Bu hafta yaşananları anlamakta zorlanıyorum.  Bakanımız Fatma Şahin’le Antalya beraberliğimizde ki ılımlı yaklaşımından  sonra, medyadaki çok farklı beyanatını çözemedim, ve çok şaşırdım.Ama Kadınlar Günümüz de   yüreğimizi mutlulukla dolduran çok güzel ödül  haberi, hepimizin Ümit’i ve Nur’u oldu.
Meral Tamer çok güzel, özetlemiş, bende paylaştım.
Hepimizin Kadınlar Günü Kutlu Olsun.

Sinamaseverlere İki Güzel Film

En iyi Film ve En İyi Erkek Oyuncu dallarında altın küre kazanan 5 dalda Oskar adayı olan The Descendants’ı (Senden Bana Kalan ) geçen hafta daha önceki hafta da Marilyn İle Bir Haftayı seyrettim.

Descendants’da George Clooney başrolde Hawwaii’li toprak sahibi Matt King rolünde o kadar güzel ve inandırıcı oynuyor ki, ben tüm film boyunca kendimi, hiç George Clooney’i seyrediyorum gibi hissetmedim.Benim için ekrandaki, sadece Hawaii’li toprak sahibi idi. O yakışıklı, cazibeli adam gitmiş yerine taşralı Matt gelmişdi. Matt  eşinin trajik bir bot kazası geçirmesinden sonra, geride kalan iki kızı ile ilişkisinin hiç de hayal ettiği gibi olmadığını farkediyor. Çünkü o güne kadar, sadece işi ile ilgilenmiş, ve kızlarına da karısına da ilgisiz kalmış, bunların neticesinin nelere mal olduğunu da farketmemiştir.

Karısını yoğun bakımda bulunca, o iyileşirse,herşeyi düzeltmeyi düşünür, ama herşey düşündüğünün ötesinde kötüleşmiştir. Karısının da iyileşme ihtimali ortadan kalkınca Matt, çocuklarla olan ilşkisini tekrar yeniden kurmak için çok zorlu bir mücadeleye girer. Güzel ve dersler  çıkarılacak bir film, George Clooney de çok güzel oynuyor.

Evvelki hafta seyrettiğim Marilyn İle Bir Hafta filmi, Marilyn’nin bilinmeyen dünyasını merak edenler, onun güzelliğine hayran olanlar için güzel bir film.

Marilyn Monroe’nun hayatının bilinmeyenleri ile ilgili olması, güzel yıldızın, hayatının bir haftasının anlatılması,onun evlliğe bakışı, depresyonları, korkuları,

oyuncu olmasının yarattığı, şizofrenik denecek davranışları, samimiyetten uzak ilişkileri ve de çapkınlığı.

Ölümünün üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen hala çok merak edilen bir sinema ikonu olan Marilyn Monroe’nun  yaşamının gerçeklerini anlatan  bir film, onu biraz daha tanımak isteyenler keyifle  izleyebilir. Ben başrolde, Michelle Willams’ı çok beğendim.

Colin Clark’ın günlüklerinden uyarlanan filmde, 1956 yılının yazında, 23 yaşında genç bir delikanlı olan Colin, (Eddie Redmayne), Oxford’da okuduğu bölümü terk ederek, sinema sektörüne girer ve kendisini o sırada çekimlerine başlanan ‘The Prince and the Showgirl adlı filmin setinde, en alt kademedeki asistanlardan biri olarak bulur.
Sir Laurence Olivier (Kenneth Branagh),efsanevi yıldız Marilyn Monroe (Michelle Williams) ve o dönem yeni evlendiği kocası, İngiliz tiyatro oyun yazarı Aurthur Miller’ı (Dougray Scott) merkezine alan film, asistan Colin’in gözünden Monroe’nun İngiltere’de geçen bir haftasını anlatıyor. Miller İngiltere’den bir süre ayrılmak zorunda kaldığında genç asistana da, Hollywood’a dönmeden önce güzel aktristi İngiliz sosyetesi ile tanıştırmak, gezdirmek ve eğlendirmek görevi düşüyor.Farklı bir pencereden, bir yaşam kesiti.

Çok Çalışılarak Kazanılan Başarı Uğurkan Erez

Üniversiteye ilk gittiğim gün, nedense geciktim, sınıfta ders başlamıştı. Okulum evime çok yakın, Şişli ile Osmanbey arasında caddede ben de Teşvikiye ‘de oturuyorum. Her gün o bölgede de en az iki kere dolanıyorum. Kitapçım, sinemalar, mağazalar, antikacılar hepsi oralarda .Ama ben neden ilk gününden sınıfa geç kalıyorum, bilmiyorum. Belki de çok umursamıyorum, puanım yüksek, ama İstanbul Üniversitesine  değil de evime yakın, ve de  devam mecburiyeti yok diye Şişli İktisat ‘ı seçmişim. Çünkü liseyi bitirdiğim günlerde sözlenmişim, ve müstakbel eşim de okula gitmem konusunda mutsuz, istemiyor, ama ben iki arada bir derede formülle bu yolu seçiyorum. Aslında kalbimin sesini dinlesem, gazeteci olmak istiyorum,ama, iş sahibi olmak, daha cazip,  ya da sanat dünyasının içinde olmak için  Güzel Sanatlar Akedemisi’ne  gitmek istiyorum. Ama resim yapma konusunda pek kabiliyetim yok. Sadece galerileri dolaşıp yapılanları seyretmeyi çok seviyorum.                                                                                              Kapıyı tıklatıp giriyorum. Sınıf kalabalık ve dolu, hiç boş yer gözükmüyor . Sonra ortalarda bir el kalkıyor, beni yanına çağırıyor. Yanındaki sandalyeye koyduğu kitabı  kaldırıyor, ve ben oturuyorum. Sevgili  arkadaşım Uğurkan ile böyle tanıştık. Sonradan anlattığında anlıyorum ki o yeri benim için ayırmış, ben listelere bakmak için uğradığımda beni görmüş ve ilk gün de yer ayırmış beni bekliyormuş. Ben gayet ciddi, defterimi çıkarıp, not tutmaya başlıyorum. Hala hep not tutarak dinlerim. Ama bakıyorum, Uğurkan, inanılmaz, hızlı not tutuyor, ve söylenen hiç bir şeyi atlamıyor. Sol eliyle ve de el yazısıyla benden en aşağı iki misili daha fazla yazıyor. Tüm dikkatiyle not tutmasına rağmen bir ara kulağıma eğiliyor, ve bana Humpy  Dumpy nerede biliyor musun diyebiliyor. Ben hiç vaziyetimi ve şeklimi değiştirmeden hemen elimdeki kağıda bir kroki çiziyorum ve burada diyorum. Nişantaşı çocuğuyum ya, gitmesem  de her yeri biliyorum. Humpy Dumpy çok yeni açılmış diskotek. Belki de bir hafta önce. Tenefüsde hemen birbirimizle ilgili  bir sürü şey öğreniyoruz. Ben ona sözlü olduğumu söylüyorum, o da Çiftehavuzlarda oturduğunu. İkimiz de en önemli şeyleri birbirimize hemen aktarıyoruz. Uğurkan  okulda ki ilk ve en iyi arkadaşım oluyor. Daha sonra ikimizin de çok güzel  arkadaşlıkları oluyor, ama Uğurkan’ın yeri hep başka benim için.  O günden bu güne de hep çok iyi arkadaş şimdiki değimle kanka oluyoruz. Hep birbirimize destek oluyoruz. İyi gün de kötü günde hep gönüllerimiz aynı çarpıyor. Evliliklerimizi, ailelerimizi, çocuklarımızı hep birbirimizle paylaşıyoruz, Ben hala Uğurkan’ın  tüm çalışmalarında onun heyacanını yaşarım duyarım. Hiç sevgimiz azalmadı, hep olgunlaşarak devam etti. Ben birinci sınıftan sonra evlendiğim için,  okula devam edemedim. Ama  hep beraber ders çalıştık, ben de onu, o da beni bırakmadı. Bende tüm arkadaşlarımla aynı dönemde mezun oldum.

Birinci sınıfta,Love Story filmi sinemalarda oynamaya başladığında Uğurkan kız arkadaşından yeni ayrılmış ve çok üzgün, beraber sinemaya gidip ağlıyoruz. Tanıştığımızda daha 17- 18 yaşlarındaydık, tam çocuk. Ama dostluğumuz hep aynı saflık ve güzellikte devam etti. İkimiz de aile hayatlarımız da iş hayatlarımız da çok zor günler yaşadık. Bazen çok önemli sağlık sorunlarımız oldu. Zaman zaman birbirimizi uzun süre  göremedik. Ama hep aynı sevgi, ve aynı ilgi, aynı merak ve heyacan hiç eksik olmadı. Onun annesi ablası,abisi benim de annem ablam abim oldu, benimkiler de onun. Çiftehavuzları, Kadıköy yakasını onunla tanıdım, Teşvikiye Nişantaşı’na deli gibi hayran severek yaşarken, karşıda nasıl yaşanır derken, bende karşılı oldum. Farkında olmadan.                                                                       İlk eşim ilk zamanlar Uğurkan ile arkadaşlığımızı hiç anlamadı, kızardı, görüşmemizi, uzun uzun telefonda konuşmamızı, ders çalışmamızı hiç istemezdi. Ama sonunda o da pes etti.

İlk yurtdışına çıkışım, fuarlara katılışım, hep onunla oldu. Uğurkan’ın İTKİB defilelerini yaptığı dönemlerde,  bende onunla Franfurt’ta Heim Texile, Paris’de Pret  a Porter fuarlarına ilk kez  Havlu ve Bornozlarımla onunla katıldım. Uğurkan 80’li  yıllardan beri Türk Modasını, Tekstilini, özel koreografi , show ve organizasyonlarla  yurt dışında gururla temsil etti. İşinde, hep  çok titiz, özverili ,çok çalışan oldu. Ekibine karşı, hep, tam bir spor koçu antrenörü gibi,  son derece otoriter olduğu gibi, son derece de yakın ve bir baba gibi de kollayan, gözeten oldu. Beraber olduğumuz seyahatlerde, tüm yoğunluğuna rağmen beni de hep gözetir, programlar, korurdu. Çünkü tüm modern görünüşüne rağmen, hep adet, örf ve geleneklerine bağlı bir yapısı oldu. Uğurkan, Cumhuriyet döneminin  çok değerli,ilk öğretmenlerinden olan  bir anne babanın üçüncü çocuğu.Ülkesine, topluma karşı hep sağduyulu ve hep sosyal katkı çalışmalarında projelerinde gönüllülükle yer aldı.

Okulda iken sadece derslerimize odaklanır, sonradan ne yapmak istediğimizi paylaşmazdık, ben illa iş kuracağım, girişimci olacağımı  düşünürken  Uğurkan da ünlü olmayı hayal edermiş, ama bunları birbirimize gerçekleştirdikten sonra söyleyebildik. Uğurkan önce Beymen de sonra Süzer Holding’de  İşletme okuduğumuz için  mali işler sorumlusu, yöneticisi olarak görev aldı.  Süzer’de iken şirket bir defile düzenlemey karar verdi. Hem de o zaman iş ilişkilerimizin popüler olduğu Bağdat’da . Bu organizasyonun başında da Uğurkan vardı. O dönemde ihracat yapmak hepimiz için milli seferberlik gibi çok önemli idi. Bu organizasyonu başarıyla bitirdiklerinde, Uğurkan “karar verdim, ben bu işi yapacağım, defiler organize edeceğim, koreografileri hazırlayacağım,” dedi. Tüm zor şartlara rağmen, işini bıraktı, arabasını sattı, kendi işini kurdu.  Gönlündeki iş yapabilmek için  çok çalıştı,  çok didindi, çok yoruldu ve bugünlere ulaştı.Uğurkan hep çok sosyaldi, hep çok sevilendi. Okulda her kesin, tanıdığı sevdiği çok özel bir isimdi. Şimdi de bakıyorum, onu televizyonda seyreden her yaşdan insan hep çok seviyor, arkadaşımla her zaman  gurur duydum. İkinci evliliğimde nikah şahidimdi. Başarıların  da hep, yapmak istediklerini, dürüstçe, samimiyetle, bol emekle, çok  çalışarak, zorlukları göğüsleyerek,  gerçekleştiren sevgili arkadaşım, hala çok çalışyor, herzaman çok yardımsever, hep sosyal katkılarını yardımlarını yapan, çok sevilen, çok başarılı,  yaratıcı,  işadamı, girişimci. İsteklerinin peşinden giderken büyük mücadelerle sürdürdüğü yaşamında, şimdi sevgili yeğeni ve kızıyla mutlu huzurlu beraber çalışıyor.Eğitime katkıları çok, annesi adına okul yaptırdı, çocuklar okutuyor.

Uzun dönem, televizyon da  önce Benimle Dans Edermisin’de şimdi de Bugün Ne Giysem Programında Jüri üyesi olan Uğurkan, yaptığı işlerini hep severek,çok çalışarak yapıyor. Sevgisini, enerjisini de ekranlardan  bol bol yansıtıyor. Çocukken de hep yaptığı gibi, çalışkan, güleryüzlü, insancıl, çok sosyal, yardımsever. Yine yılın, sezonun en öenmli defilelerini hazırlıyor, çok iyi bir model ajansı var.Sevgili arkadaşım, seninle karşılaştığımız o ilk güne şükrediyorum.Senin gibi bir dostum olduğu için çok şanslıyım, çok mutluyum.Her zor anımda, mutluluğumda  yanımda oldun, ilk günden bu güne hep en iyi arkadaşım oldun. Seni çok seviyorum.Herzaman,  gülen yüzündeki gibi sevgiyle keyifle ol.

Hoffmann’ın Fantastik Kadınları ve Benim Kadınlarım

Soprano Irina Iordachescu and mezzosoprano Cristina Iordachescu – Iordache – two sisters singing the Barcarolle from ‘Les contes d’Hoffmann’ by Offenbach, together with pianist Gonul Apdula

29.02.2012, dört  yılda bir gelen gün, sessiz, sedasız bu sene de geldi, geçti. Ben bu geceyi, bu ayı, son dört aylık  dönemi Hoffmannın Masalları’nı seyrederek uğurladım.Geride bıraktım. 

Süreyya Operası’nın harika atmosferi, çok zarif,kendine özgü, seyircileri ile bu çok soğuk akşamda, yanımda çok sevdiğim iki  arkadaşımla, çok keyifle, mutlulukla, müzikle, şarkılarla çoşarak, hatta uçarak , büyüleyici, rengarenk ışıklar ve kostümleriyle  masal dekorlarının içinde kaybolarak seyrettim.Offenbach‘ın bu fantastik operasını  Recep Ayyılmaz sahneye koymuş.Kendi deyişiyle “Bu bir fantazidir ne yapsan mubahtır” cümlesini tekrarlaya tekrarlaya akışı geliştirdim, diyor. Çok da iyi yapmış. “Eser benim  fantazimi bir çırpıda sarıp sarmaladı, yaratıcılığı had safhada dürtükleyen ender yapıtlardan  biri olduğuna inanıyorum.” diye ekliyor.

Bence seyredenlerin de fantazilerini ,en yüksek noktaya ulaştırdı.Ben akşamdan beri biraz Hoffmann’ın, biraz Offenbach’ın, biraz  Recep Ayyılmaz’ın galiba en çok da kendi fantezilerimin içinde sizlere yazmak istedim.

Hoffmann’ın beşi de birbirinden farklı fantastik kadınından özellikle oyuncak bebek karakteri Olympia penbe kostümleriyle Nazlı Deniz Boran‘a çok yakışmıştı, çok başarılıydı.Tüm büyük kadro, kostümler, dekor, orkestra hepsi çok başarılı idi. Çok  büyük emeklerle  sahneye konan bu oyunu kaçırmayın derim.Offenbach’ın hayatı, Hoffmann’ın gerçek olan yaşamı, yeni yorumlar, dünyada ilk sahnelenişi,(10 Şubat 1881) Türkiye’de ilk sahnelenişi,(11 Mayıs 1955)ve evrimi oyunu seyrettikten sonra sizi tekrar tekrar içine çekiyor.

Kasım, Aralık,Ocak, Şubat son dört ayın benim için farkı, yazmaya başladığım dönem olması.Yoğun geçen, bu dört ayda sezon heyacanı, yeni yıl heyacanı,yeni yıl kararları, dinamiği enerjisi, güzel başarılar, toplu aktivitelerin sinerjisi, dostlukların tazelenmesi, biraraya gelinmesi hepsi çok değerli günler anlardı. Zor, günler yok muydu, tabiki vardı. Üzüntüler, sıkıntılar, acılar, ayrılıklar hepsi vardı, hem de bolca vardı. Ama hepsi beni daha çok olgunlaştırdı,daha çok düşündürdü, yaşanan anın kıymetini daha da anlamlı yaptı. Hayat bize verilmiş en büyük hediye, onu farkederek yaşamak şükretmek çok önemli.

Şubat ayının benim için önemli  iki aktivitesini aşağıda resimleriyle paylaştım.İlki, Sabancı Üniversitesin’de,ilk Genç Kagider  buluşması. Kagider ve gençler birarada.  Herkes  mutlu,sevgili Münteha Adalı’nın  hayalleri sonunda gerçek oldu.

Şubat’ın son haftası genelde, her yer çok soğukken Antalya’da çok güzel bir hafta, çok önemli ve güzel bir buluşma. Önemli kararlar alındı, Türkiye’nin her yerinden gelen girişimci kadınlar ortak sorunları, beraberce çözmek için, birlikte güç olmak için  bir arada idi.

Sevgili Zeynep Silahtaroğlu bizi bütün konukseverliğinle ağırladı, koşuşturdu, bakanımız Fatma Şahin, sevgili Milletvekili arkadaşımız Belma Satır bizlerleydi.  Selma Akdoğan, Şule Yüksel, Aydan Baktır, Devrim Erol, Dilek Bil, Münteha Adalı,Sevim Güral, başkanımız Gülden Türkkan, Anadolunun her tarafından gelen değerli girişimci kadın gönüllülerimiz,Kagiderli arkadaşlar  hep birarada tek  yürek ve çoşkuyla gelecekte, hep birlikte, daha fazla girişimci kadın için, emek harcadılar, katkı verdiler. Sonuçta da önemli hedefler hep birlikte alındı.

Antalya’da ki toplantıda ,  Kadıköy Grubumuz‘un da  hep birlikteki resmi, benim için çok değerli  anlardan biri, hepimize benden hediye,  benim gönlümden ışıltılarla.

Önemli günlerden  birkaç resmi ve anıyı sizlerle paylaştıktan sonra, ben de sizi kendi fantazilerinizle bırakıyorum. Sevgiler