Tokat’ta, pişirdiği ev ekmeklerini yıllardır mahalle arasında satarak ailesinin geçimini sağlayan 4 çocuk annesi Ayten Sevim, Ekonomiye Kadın Gücü Projesi kapsamında aldığı mikrokrediyle kentteki bir ekmek fırınına ortak oldu.
EkonomiyeKadın Gücü Projesi
Turkcell ile Türkiye İsrafı Önleme Vakfının iş birliğiyle yürütülen Ekonomiye Kadın Gücü Projesi çerçevesinde aldığı 8 bin lira tutarındaki krediyle Tokat Organize Sanayi Bölgesindeki bir ekmek fırınına ortak olan 46 yaşındaki Sevim, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, aileceSeyit Necmettin Mahallesinde yaşadıklarını ve eşi Cafer Sevim’in yıllar önce inşaatlarda çalıştığını söyledi.Astım hastası eşinin rahatsızlığı nedeniyle çalışmaması üzerine 17 yıl önce ev ekmeği pişirip mahallede satmaya başladığını anlatan Sevim, “Mahallemizde komşumuz, fırına ev ekmeğiyapıyordu . Onun teşvikiyle ben de başladım ” dedi.Evinin teras katında pişirdiği ekmeklerin çok beğenildiğini belirten Sevim, “Pişirdiğim ekmekleri çevremdekilere sattım. Birkaç sene çalıştım , işimi büyüttüm. Bir çuval, iki çuval oldu” ifadesini kullandı .Aza kanaat ederek çalıştığını dile getiren Sevim, “17 yıl boyunca mahallemde çalıştım , 6 ayönce ekmek fırınına ortak oldum. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü ile zabıtadan dolayı sıkıntı oldu. Bana ‘Organize Sanayide yer açacaksın, yoksa ceza keseceğiz’ dediler. Turkcell’in katkısıyla, Türkiye İsrafı Önleme Vakfından 8 bin lira kredi aldım. Sonra buraya ortak oldum. İki oğlumla çalışıyorum . Sabır gösterdik ve çok çalıştık . Burada ev ekmeği yapıyoruz . Çocuklarım , tavsiyem üzerine işe başladı ” şeklinde konuştu .
Sevim’in oğlu Recep Sevim ise “İşimizi yapmaya , geçimimizi sağlama çalışıyoruz . Küçüklükten beri anneme destek oluyorum” şeklinde konuştu.
Mustafa Sevim de annesinin yanında çalışmaktan dolayı mutlu olduğunu söyledi.
Ayşegül Ekti genç yaşında büyük zorluklar yaşamış, hayata sıfırdan tekrar başlamış; olgunlaşmış, yeniden iş, ev, düzen kurmuş.Tüm yaşadığı olumsuzlukları, da bugün yaşadığı mutlulukların nedeni olarak görüyor, ve şükrediyor.Ve hikayesini aşağıdaki sözlerle bitiriyor.
“Var olan ve yaratıcı büyük enerjiye tüm verdikleri ve aldıklarından dolayı minnettarım…
Yeni vereceğim ve alacaklarımı sevgiyle, sabırla, aşkla bekliyorum…”
Başarısız Olmanın Dayanılmaz Hafifliği projesine başladığımız günlerde ilk gelen hikaye Ayşegül’ün hikayesi idi.Bu müthiş hikaye beni çok etkiledi. Ama daha faydalı,etkileyici örnek oluşturması için,sadece zorluklardan sonra gelen başarı kısmını değil, girişimcilik hikayesini de eklemenin daha doğru olduğunu düşünüp, Ayşegül’den tekrar yazmasını bekledim.O ara bir araya geldik, çok güzel bir çevre gezisiyle “ÇilekToplamaya Gittik.” Hem de dünya tatlısı oğlu, Umut ile.Sonra komite çalışmalarında, bazı toplantılarda beraber olduk.Zaman çabuk geçiyor,Ayşegül’ün yaptığı bir çok etkinliklerin duyurusunu okudum, katılmak istedim, ama vakit bulamadım.Sonrada bu özel hikayeyi; 2014’ün ilk girişimcilik hikayesi olarak hem de Başarısız Olmanın Dayanılmaz Hafifliği projesine de ilave ederek, kendi anlatımıyla, sizlerle paylaşıyorum.
“1976 Kasım ayında İstanbul’da dünyaya mücadele ederek, annemi üzerek zor bir doğum ile dünya ya geldim…Sonraki dönemlerin habercisi gibi olan bu dünyaya gelişi bilinçaltım hatırlasa da ben hatırlamamaktayım. Sonraki dönemde 5- 6 yaşlarımda bahçede boyadığım taşları ve çizdiğim resimleri hatırlıyorum. Sanırım gelecekte seçeceğim mesleki o zaman seçmıs olabilirim. Her çesit boya, tebeşir, kalem ve boyanacak herşey kağıt, duvar, taş zemin vb.Yıllar sonra Ortaokul dönemine ait bulduğum günlüğümde ‘’ben grafik tasarımcısı ‘‘ olmak istiyorum diye yazmışım.Bugün bile saşkınlık ile değerlendirdiğim bir anıdır. Ergenlik döneminde bir çok resim sergisi, karikatür sergisi ve dergilerde çizilen resimlerden sonra, babamın hiç istememesine rağmen Yetenek sınavı ile girdigim Güzel Sanatlar fakültesi sınavlarını derece ile kazanıp yine derece ile bitirdim. Yüksek Lisans ve çalışma hayatına hızla giriş yapmıstım ve çok keyif alıyordum.Beraberinde psikoloji ve altenatif spirütuel konular ilgilimi cekiyordu. Reklamcılığın psikolojik bir iş olduğunu düşündüğümden hem grafik tasarım hem psikoloji egitimleri keyifle devam etti. 15 sene grafik ve reklamcılık 12 senedir de Kisisel Gelisim ve psikoloji konuları ile haşır neşir olmaktayım.Bunlar tabi cabucak ve steril olmadı.
Seçtiğim meslek 23 yaşımda eski eşimle tanışmam hayatımın en önemli dönüm noktaları idi. 7 sene profesyonel büyük orta ölçekli reklam ajanslarında çalıstım, evlenince yoğun iş hayatıma 1 sene ara verdim ama bu arada başta eğlenceli gibi gelen bu sureç sonra oldukça sıkıntılı olmaya basladı. Bu süreçte 32 tane tablo yaptım şimdi evimin duvarlarını süslüyor. Başlangıcında büyük bir başarı gibi görünen evliligimin kabusa dönüşü ise uzun sürmedi Borderline olan eşimin yasattığı baskı altında farklı bır sehırde 3,5 sene kaldım. Basarısızlık ıle ılgılı nereden başlayayım diye düşünürken, aklıma ilk gelen görüntü, başarılarımla böbürlendiğim bir kare oldu. Yıllar önce Reklam Verenler Derneğinin bir eğitimine katılmıştım, eğitmen ilk gün bir soru sordu. Aranızda başarı olduğunun düşünen var mı? Ve başarısı nelerdir diye?
Ben çok güvenle el kaldırdım parmağımda parlayan tek taşıma birlikte sıralayı verdim; 26 yaşındayım üniversiteyi dereceyle bitirdim, yüksek lisansımı çok iyi bir hocaya tamamladım, kendi tasarım atölyemi açtım, fabrikatör beni çok seven bir adamla evlendim,çok güzel bir evim var, dünyada görmek istediğim bir çok yere gittim çok mutluyum diye….nerden bilebilirdimki ki hayatın bundan sonrasın da bana yaşayacağı süprizleri…:)))
Sonraki 10 sene sanki hergünü her yaşı bir ders niteliğinde yaşadım. Kardeşim dediğim İş ortağım bir gecede ofisi boşaltıp kaçtı;))) 8 aylık hamileyken ayrıldığım eşim boşanmanın ilk celsesinin doğumuma denk geldi günlerde işinin iflası verdi. Arabamı, birikimlerimi , mücevherlerimi, evi herşeyi satarak sevgiyle aldığım oğlumun yatağını bile kullanmamadan hayata sıfıra sıfır yeniden başladık;))) artık tek kişi de değildim… İyikide değilmiştim şimdi görüyorum… Umut’un( canım oğlum) kırkı çıkınca hemen profesyonel hayata geri döndüm ve evime yakın güzel bir maaş ile çalışma hayatına başladım(meleklerime teşekkür). Kısa bir toparlanıştan sonra tekrar ve daha güçlü kendi reklam ajansımı açtım.Kadin girisimci olarak mücadelem bu zamandan sonra basladi. Istanbul Pendik Kadin is gelistirme merkezinde 40 metre karelik ilk ofisimi tuttum.2009 nisan ayinda da TOBEISTANBUL REKLAM VE TANITIM HIZMETLERI adında bir reklam ajansi 2011 de DHARMAISTANBUL KISISEL GELISIM VE DANIŞMANLİK MERKEZINI acarak devam ettirmekteyiz. 2.5 sene pendikteki kurumsal olan olmayan her markanin kapisini caldim.Pendik Belediyesin’den aldigim kucuk bir ihale ile biraz daha yol alarak KOSGEB’ten yeni girisimci kredi destegi aldim. Ben KİŞGEM den mezun olurken yerime yeni girisimciler bularak Kartal daki yeni ofisime gectim.Artik 1+1 guvenlikli residance bir ofisim vardi hatta birde assistanim.Hala ayni ofiste devam etmekteyim 4 kisilik ama yeri geldiginde esneyen cogalan bir kadro ile ve yeni musteriler ile yolumuza devam ediyoruz.KISGEM, ÖZYEGIN UNIVERSITESI, KAGIDER girisimcilik hayatimda bana destek veren kurumlar oldu.
Yasadigim her engel garip bir şekilde beni güçlendirdi sanki bir matematik sorusunu çözer gibi bunuda çözdüm şimdi bir sonraki diye devam ettim durdum. Sorun yaratan değil sorun çözücü olmanın ne kadar önemli olduğunu yaşayarak öğrendim, güvenilir olmak için yeniden yeniden güvenmek gerektiğini, sabrın sonunun hep mükafat olduğunu öğrendim. Keskin köşeleri yuvarlaklaştırmak gerektiğini, yoga yaparken sadece kasları değil ruhumuzda esnetmek gerektiğini öğrendim…Başkalarına deli gibi kendini anlatmak yerine kendime kendimi anlatmak üzere keyifli bir yolculuğa giriştim…Sevgili eski eşime bu kadar kötü bir eş olduğu için teşekkür ettim, kendi ailemi beni şekillendirirken bıraktıkları eksiklikler için şükrettim ve bunu kalbimden canı gönülden yapmayı öğrendim.
Şimdi öğrenmelerim devam ediyor bunun sonu yok, başarınında sonu yok ama say derseniz bugün geçmişteki gibi sayar mıyım bilmem;)) ama biliyorumki çok mutluyum…var olan ve yaratıcı büyük enerjiye tüm verdikleri ve aldıklarından dolayı minnettarım…
Yeni vereceğim ve alacaklarımı sevgiyle, sabırla, aşkla bekliyorum…
Ayşegül’cüm okuduğum an da içimi titreten hikayen, aynen senin dediğin gibi kazandırdıkları ile sevince, mutluluğa dönüşen bir hikaye. Hele sevgili Umut’u da tanıdıktan sonra, mutluluğunun ne kadar gerçek ve değerli olduğunun farkındayım.Sana 2014 ve sonrası gelecek günlerde; başarılarının mutluluklarının sürekli olmasını diliyorum. Çalışmalarına da en yakın zamanda katılmayı çok arzu ediyorum. Sevgiler, sevgiler…
Zor Demek Hafif Kalıyor, Çok Etkilendim, Müthiş Bir Girişimcilik Hikayesi Daha, Sabır Bazen En Önemli Meziyet, Hayaller Dosyası İşi Oldu,
Sevgili Muazzez Bodur ile buluşup ondan dinledikten sonra aklımdan çok farklı başlıklar geçti, hikayesini tekrar tekrar okudum, anlattıklarının her karesini kendim yaşarcasına hissettim. Sonunda da biran önce yazıp sizlerle de duygularımı, hissettiklerimi ve hikayeyi paylaşmak istedim.
Muazzez ile harika güneşli bir günde Karaköy’de buluştuk. Onun ofisinin bulunduğu, işlerinin, müşterilerinin yoğun olduğu, günümüzün popüler semti Karaköy’de. O da işini kurup ofis açacak duruma geldiğinde; ben burada olmalıyım demiş, ve ofisini kiralamış.Karaköy’ün restore edilmiş, yeniden çok farklı bir hayat bulmuş, her köşesinin, duvarının, kaldırımının tarihten bize çok şey anlattığı sokaklardan, pasajlardan geçerek, Meryem Ana Kilisesinin yan sokağında ki kafede oturduk. Daha doğrusu, kafenin önü doluydu, karşısındaki duvar dibine konulmuş sıralanmış masalardan birinde biz de yan yana oturduk. Buluştuğumuz andan itibaren ben merakla sordum, o sakin sakin anlattı. Anlattıklarının hepsi çok heyecan vericiydi,hikayeyi bilmeme rağmen, o anlattıkça, ben de onunla tekrar yaşadım.O da sakin, sakin anlatmasına kendi de hayret ettiğini itiraf etti.Sakinliğini ise, ben bu işte sabretmesini öğrendim diyerek anlattı.
Muazzez iyi bir iş de çalışırken kendi işini kuruyor. İnternet üzerinden sanat, tarih ve antika değeri olan eşya satan bir site açıyor.Çocukluğundan beri bu tip bir uğraşı olmasının en büyük nedenlerinden biri de babasının bu tip eşyalara, objelere olan ilgisi. İki sene evden,hem çalışıp hem işini götürmeye gayret ediyor. Bu arada evli bir çocuğu var, ama satışlar istediği gibi olmuyor, her geçen gün karşılaştığı zorluklar, sorular, onu başka bir iş yapmaya yönlendiriyor. Hikayeyi aşağıda biraz da Muazzez’den dinleyelim.
“1975 doğumluyum, babam girişimciydi, Türkiye’de ilk likit deterjanı üreten kişidir. Kobiydi, ufak sermayeyle başlayıp, iki çocuğunu kolejde okutacak kadar para kazanabilmiş, dürüst, araştırmacı bir adamdı. Çocukluğum sabun kazanlarının içinde geçti, imalathaneye bayılırdım. Halen işin üretildiği yerleri çok merak eder severim.
Benim girişimci olmak yolundaki serüvenim, 2010 yılında amatör denemelerle başladı. 13 yıl kurumsalda .çalışmaktaydım. Öğrenciliğim çok başarılı olmasa da iş hayatında hızlı adımlarla yürüdüm ama hep bir tatminsizliğim vardı. Benim sanatla ilgili bir iş yapma hissiyatım, artık beni çok zorluyordu.
Önce bilgisayarımda bir “Hayaller” dosyası açtım. Hedefim tutkuyla bağlı olduğum sanat eserleri ile ilgili bir iş yapmaktı. Bu dosyaya olmak istediğim, içinde yaşamak istediğim bütün hayallerimi yazdım. Keşke hayal edilenler gibi de devam etseydi. İşle devam edebilir bir yol bulmalıydı. İnternet üzerinden bir satış sitesi kurmaya karar verdim. 4 ay site adı, paket program, ürünler, içerikler derken, gece gündüz demeden siteyi 150 ürünle açmayı başardım. Hatta son hafta sonu 48 saat makinanın başından kalkmadım. Koleksiyonerim.com bir pazartesi sabahı online olacaktı.
8 yıllık evliydim, oğlum 3 yaşındaydı. Siteyi açacağımın akşamı eski eşim gelip boşanmak istediğini söyledi. Benim 48 saat uykusuzluğumun ardından olayın ciddiyetini anlamam oldukça geç oldu. Çok malum sebepler, akabinde mal mülk tartışmaları. 1 yıl sürdü boşanmamız, koleksiyonerim o dönemde beni mutlu eden tek uğraşımdı. Ancak o da, iş, boşanma, maddi imkansızlıkladan nasibini aldı.
2 yıl süren koleksiyonerim.com’ da her ay yeni antika ve koleksiyon objeleri koyarak zenginleştirmeye çalıştım. Ama sadece ürün bulmak yetmiyordu, reklam vereceksin, banka anlaşmaları, kampanyalar vs, hele ki benim kaybetmemdeki en büyük etken sektörü yeterince tanımıyorsan başarısızlık kaçınılmaz bir hal alıyor.
Siteyi ziyaret edenler eserleri çok beğeniyorlardı ancak bir türlü satın almıyorlardı. İlk satışım bir Gülabdan’dı. İnanamamıştım sitenin en pahalı eserlerinden biriydi ve 1000 TL idi.
Gelen mesajlarda insanlar elindeki eşyalar ile ilgili sürekli soru soruyordu. “Halım var kaç para eder? Dedemden bir el yazması kitabım var anlamıyorum? Tablom orijinal mi?,”
Bu soruların cevabı ise bende yoktu.
Gelenekselden başlayıp; internet üzerinden satış yapma maceram 2 yılı aşkın süre devam ettiğim denemeler başarısızlıkla sonuçlandı. Ancak bu başarısızlık, probleme teşhisi koymama ve Türkiye’de hiç yapılmayan bir işe adım atmamı sağladı.
Türkiye’de koleksiyon objeleri, antikalar, sanat eserleri gibi taşınabilen eserlerin ekspertizini yapan bir kurum yoktu. İnsanlar internet üzerinden bu eserleri alırken güven problemi yaşıyordu ve herkes elindeki eşyanın gerçek değerini merak ediyordu. İş riskli, uzman bulmak ise oldukça zordu.”
Muazzez, başladığı iş de başarısız oluyor, eşinden ayrılıyor, ama özgüvenini, cesaretini kaybetmiyor, çok daha zor bir yolu seçiyor.Yeni bir iş kurmak için yola çıkıyor. Hem de bu sefer çalıştığı işinden de ayrılarak,kendi isteği ile işsiz kalarak.Bundan sonra başlayan yeni mücadelesi çok daha önemli. Evini geçindirmesi lazım, işini kurup sürdürmesi için paraya ihtiyacı var.Elindeki para çok sınırlı. Ama iş fikrine, kendine çok güveniyor ve sanat dünyası ve sanat severler içinde olmayı çok arzu ediyor, sabırla dayanıyor, her zora bir çözüm buluyor, kendini, işini anlatıp yatırımcı arıyor.
“Sonunda doğru iş modelini bulmuştum ve sanat eserlerinin değerlemesini yapan bir ekspertiz şirketi kuracaktım. İşten ayrılmış, çok küçük bir sermaye ile işe başladım. Enkuba adlı bir kuluçka yatırım yapan firmadan kuruluş sermayesi almayı başardım ve 2012 yılında Değerli Eşya Danışmanlık A.Ş’yi kurdum. Türkiye’de ve yurtdışında, kendi alanında uzman 100 ün üstünde tarafsız eksper aracılığıyla, istenirse sanal ortamdan ( www.bukacparaeder.com), istenirse yerinde ekspertiz hizmeti veriyorum.”
Muazzez en önemli kısmı altı satırda yazmış, ama onun Enkuba’yı bulması, yatırımcı bulmak için çalışmaları, bulduktan sonra işinin geliştirilip ilk müşteriyi kazanana kadar yaşadıkları bir film gibi.Önce iş fikrinin doğru olup olmadığını, başkalarının buna ne kadar değer verdiğini görmek için, yarışmalara katılıyor, eğitimler alıyor, kendini tanıtmak, anlatmak için sunumlar yapıyor. Start Up Weekend fayda gördüğünü söylediği önemli girişimcilik yarışmalardan biri. Kendi değerlendirme ekibini kurmak için çok araştırma yapıyor, her araştırmada bir şeyler öğreniyor, birilerini tanıyor. Yurt dışında nasıl yapılıyor, araştırıyor, yardım istiyor.Bu çabaların içinde bir gün Enkuba ile tanışıyor. Ama iş fikrinin hayata geçmesi için de süreye ihtiyaç var. Enkuba grup dayanabilecek misin? diye soruyor.Muazzez heyacanla her zora dayanacağım deyip,hep birlikte çalışmaya başlıyorlar.İlk müşteri Osmanlı Bankası, oluyor, sigorta şirketlerinden, önemli yatırımcılardan teklifler, işler geliyor. Sonrası devam ediyor, şimdi sırada değerli eşyaların satışının büyütülmesi, hızlandırılması var.Muazzez bu her anı heyacan dolu hikayesinde, hissettiklerini,duygularını, inandıklarını, gelecek hayallerini aşağıda anlatmaya devam ediyor.
“Şimdi tekrar bir satış sitesi kurmak istiyorum, insanların elindeki eşyaların ekspertiz hizmetini aldıktan sonra değerinde satış hizmetini verecek bir site. Artık biraz daha şanslı hissediyorum. Çünkü artık insanlara elindeki eski eşyaların değerini söyleyebilecek bir alt yapım var ve piyasayı takip edebiliyorum. Oyun alanınızın kurallarını, rakiplerinizi tanımıyorsanız bütün çabalarınız boşa gider. Kahve pişirmeyi bilmeyen insanların restoran açma fikirlerine bayılıyorum!!!!!!!
Genel kural hep geçerli; iyi olan kazanıyor.
Temelinde bir ihtiyaca cevap veren fark ve faydası net olarak tanımlanabilen, iyi planlanmış bir iş fikri, yatırım kaynaklarının da desteğiyle hayata geçirilebilir. Ayrıca girişimcinin donamı, tecrübesi, inancı, vizyonu, yönetim becerileri ve sürekliliği çok önemli. Bugün her 12 girişimden sadece 1’ i ayakta kalabiliyor. Yolun uzun ve zor şartlar barındırdığını unutmamak, hatta başlamadan önce hazırlanmak gerekiyor.
Genel kural hep geçerli; iyi olan kazanıyor.
Karar almak, fikri içinde yaşamak ve her türlü dış etkene rağmen kararlılığını koruyabilmek bazen çok zor gelebiliyor. Ben şu anda kendi işini yöneten biri olarak profesyonel hayata göre çok daha fazla zamanımı işim için harcıyorum .İçimde hiç bitmeyen bir heyecan ve dinamizm var. Bence bu gücü kendinde hisseden herkes kendi işini kurmalı.
Girişimcilikte beni başarıya götüren bazı davranışları paylaşmak istiyorum
Önce kendinden emin olmalı insan, özgüveni onu yarı yolda bırakmamalı,
Girişimci ( en çaresiz hissedilen anda dahi ) kendi kendini motive edebilmeli,
Her sabah kalktığında evet ben bu yola baş koydum diyebilmeli,
Sürekli büyümeye kafa yormalı ve elindekiyle yetinmemeli,
Her gün işiyle ilgili yeni bir fikri not almalı
İletişimde açık olmalı ve doğasındaki üretkenliği yansıtmalı
İşletmenin her sürecine vakıf olmalı, teknolojiden korkmamalı
Ve mutlaka işini çok sevmeli
Ben 15 yıllık profesyonel iş hayatımı arkada bırakıp bilinmeyen bir yolculuğa adım attım. Babam gibi, Türkiye’de hiç yapılmayan bir işe baş koydum. Hem internet hem yerinde, 13 ayrı ülkede 100 ün üstünde uzman ile çalışıyorum. İşimin büyük bir bölümünü internet ve teknolojiyi yoğun kullanarak yapıyorum. Artık çevremde o hep hayalini kurduğum ve içinde olmak istediğim sanat eserleri ve sanata aşık insanlar var.
“Hayaller” dosyası halen yapılacak bir sürü yeni fikirle dolu. Bence bu dosya hiçbir zaman
kapanmayacak.”
Sevgili Muazzez, yepyeni bir iş fikrini çok zorluklarla hayata geçirmiş, ve azimle yeni hayallerinin peşinden gidiyor, çok etkilendim, işine olan tutkusuna hayranlık duydum, heyecanla dinledim, yazdım. Daha çok yazılacak şey var, melek yatırımcısı ile olan tanışma ve çalışma hikayesini ayrıca paylaşmak istiyorum. Hiç umut bağlamadan katıldığı ,ama sonunda çok farklı sürprizlerle karşılaştığı yarışmalar, birinci olana kadar inatla katılmaya devam etmek istedikleri, idolleri, tüm çabalarının ona kazandırdığı hayat tecrübesi olgunluğu hepsi farklı hikaye konuları olacak nitelikte. Belki blogundan işlerinden paylaşacağım çok şey olacak, Muazzez tanıdığım için çok mutluyum, başarılarını takip etmek, en büyük keyfim olacak, kutluyorum.
Bugün sizlerle paylaşmak istediğim hikaye tipik bir Y kuşağı temsilcisi, Eda Bilol‘a ait
Eda pırıl, pırıl parlayan kocaman gözleri ile etrafındakileri hemen pozitif çekiciliği ile etkileyen Y kuşağı girişimcilerinden.Kagider’de bir yandan Y kuşağı ile ilgili eğitimler verilirken, onlarla nasıl çalışmalı, onlarla nasıl daha iyi anlaşmalı derken, aramıza hızla yeni yeni Y kuşağı girişimciler de katılıyor. Her geçen gün de artarak. Ben kendi adıma hep söylüyorum; uzun senelerdir, onlarla çalışmayı, birlikte vakit geçirmeyi seviyorum, ve öncelikli tercih ediyorum.Gelecek onlarla değişecek, güzelleşecek inanıyorum.
Eda ile Kagider’e katıldığından beri birbirirmizi çok görmesek de sosyal medyadan takip etme şansımız var. Bir araya gelmek için de çaba içindeyiz. Biraz mesafeler uzak. Ama önümüzdeki günlerde daha çok bir arada olmak dileğimiz.Eda ile sosyal medyanın dışında yazışıyoruz, aynı komitede çalışıyoruz, beraber çalıştığımız bir proje var, ve ben size bugün bu pırıl, pırıl genç girişimci Y kuşağı genci Eda’nın girişimcilik hikayesini kendi anlatımıyla paylaşacağım. Sonra Eda ile sizlere hazırlayacağımız farklı bir yazımız daha olacak, Eda’nın blogger olma hikayesi.İkisi de şimdiye kadar yazdıklarımdan çok farklı, güzel enerjili, çok beğendiğim hikayeler, çalışmalar. Sizlerin de beğeneceğinizi umuyorum, ben çok keyif alarak, okudum, yazdım. Bugünkü hikayede de her kuşağın ilgisini çekecek, çok güzel samimi itiraflar,kendi öz eleştirileri var. Sonunda da yeni projelerin girişimlerin haberi var. Y kuşağı olunca böyle, önlerinde daha çok uzun zamanları var, hayalleri var, çoğalan enerjileri var. Hepsi heyacan verici.
Eda yazısına eğitim tercihi ve sonrasında ki karar değişikliğini anlatarak başlıyor.
“1987 doğumluyum. Kasım ayında doğmuş ve erken okula başlamış olmanın avantajıyla 21 yaşımı doldurmadan üniversite mezunu oldum.
Fen Lisesi ardından bir kararsızlık yaşarken, çocukluk hayalim olan Mimarlık bölümünü tercih etme kararı aldım. İstanbul Kültür Üniversitesi Mimarlık Bölümünden mezun olduktan sonra Floransa’da Florence Design Academy’de İç Mimarlık mastırı yaptım.
İstanbul’a geri döndüğüm ilk günden beri (görüşmeleri daha mastır bitmeden başlamıştı) bambaşka bir konu olan aile şirketimizde başlamak istedim.
Genlerindeki ve ruhundaki girişimcilik arzusu baskın gelmiş.
Birçok ailenin aksine babam gelmemem konusunda çok ısrarcı oldu. Mesleğimi yapmamı istemesinin yanı sıra, 2008-2010 yılları arasında az-çok herkesi sarsan krizin de etkilerinden yeni sıyrılıyor olduğundan bu ortamdan uzak tutmak istedi.
Staj yapması, girişimcilik ruhunun çıkmasına destek oluyor.
İnatçı ve girişimci ruhum mimarlık yapmayı reddediyordu. Yaptığım staj ve etrafımdaki örneklerden, bunun benim için (her ne kadar tasarım aşığı olsam da) doğru yol olmadığını hissediyordum.
Eda’nın satış işi yapmayı tercih etmesi; ona girişimcilik için en iyi tecrübeyi kazandırıyor.
Bir süre, eğlenceli ve değişik bir deneyim olacağından, doğrudan satış işi ile uğraştım. Hiç tanımadığım insanlara, pek de ucuz olmayan ve yeni bir ürünü tanıtmak, alt ağlar oluşturmaya çalışmak çok değişik bir deneyim oldu. Sonrasında iş hayatına adım attığımda gerçek anlamda faydasını gördüğümü belirtmeden geçemeyeceğim.
Özellikle üniversite dönemi ya da sonrasında bu tip bir deneyimi kesinlikle tavsiye ediyorum! Tek başına, ‘hayır, ilgilenmiyorum…vb.’ cevapları alarak yine de ilerlemeyi hedef edinmek çok farklı bir duruş, vizyon kazandırıyor insana.
6 ay gibi bir süre bu tecrübeden ve ufak da olsa ek bir kazançtan sonra düzenli iş hayatının zamanının geldiğine karar vererek, tekrar babamla karşılıklı oturdum.
(Bu arada belirtmek isterim ki bu inadın karşılığını veremeyeceğimden de bir o kadar korkuyordum.)Eda direniyor.
Uzun süren bir konuşmanın ardından, daha fazla beklemeyerek yaz ortası başlamaya karar verdim.
Ve şu an 3. Senem bitiyor.
Şirketimiz kökeninde 100 senedir makine mümessilliği sektöründe ve yıllarını tekstil makineleri konusuna vermiş iken, 2008 yılı itibari ile metal işleme makineleri sektörüne de giriş yapmıştır.
Kısacası %70 belki %80 ya da kim bilir daha fazla oranda ‘erkek egemen’ bir sektör.
İlk başladığımda, alışabilmem adına tercüme ve benzeri işlerle ilgileneceğim söylense de bir anda kendimi okyanusun ortasında buldum.
Başarılı ilerlememizde en önemli etkenin, babamın profesyonel davranarak beni, yıllarını geçirmiş, bana ‘mentor’ luk edecek kişilere, kaba tabiri ile ‘eti senin, kemiği benim’ mantığında teslim etmiş olmasıdır.
Tabi ki hikayenin buradan sonraki 1-1,5 senelik sürecinin zorlu olduğunu belirtmeliyim ve işte benim başarısızlıklardan geçen yolum…
Her ne kadar egosu olmayan bir karaktere sahip olduğuma inansam da, her insanın kırılma noktaları var.
Sekreterlikten, satış ve satış sonrasına, marketing’e kadar geniş kapsamda bir görev tanımı olduğunda yılmak kolaylaşıyor.
Ama 3.senemin dolmasına yaklaştığım bu günlerde, o günlere çok dua ediyorum. Çünkü bu sayede yeni katılan personellere yol gösterecek konuma gelmiş oluyorum.
Çok ‘uç’ olabilecek başarısızlık hikayelerim yok… zamanında benim de basite aldığım, fakat sonradan önemini anladığım anekdotlarım diyebilirim.
1 kişi bile olsa okuduğunda ‘Evet, ben de bu durumdayım!’ diyerek kendine bir pay çıkarabileceğini ümit ediyorum .
Örneğin, ilk başlarda en zor gelen şey telefonlar oldu!
‘O kadar okumuşum, mimar olmuşum. Telefona mı bakacağım, randevu mu alacağım?!’ düşüncesi içimi kemirmedi desem yalan söylemiş olurum.
Benim çocuklarımda ilk staj yaptıklarında bunu hep yaşadılar, oğlum bana ben faks çekmem, getir götür yapmam dediğinde; ancak işleri, yapılanları, sistemi çabuk öğrenip, kendini kabul ettirebileceğini söylemek bize düştü tabii.Baban da seni doğru ellere teslim ederek bunu hemen sağlamış.Kızım da, çok daha küçük yaşlarda bir arkadaşımın tekstil işinde sömestr tatilinde çalıştığında; anne bana para verecekler mi? ilk sorusu olmuştu.Ben de ona kızım; benden üstüne para istemesinler de diye yanıtlamıştım. Ama sonuçta ikisi için de çok değerli tecrübeler oldu.
Benim şansım Allah vergisi yüksek oranda sabrım. Bu sayede uzunca bir süre kendimce ‘bu benim işim mi?’ dediğim görevleri sakince yaparak tecrübe kazandım.
Bu kısımların aile ile çalışmak ile alakası yok. Ekibimize benden sonra katılan ve ben yaşlarda bir arkadaşımız ile ne yazık ki bu ‘egosal’ problemi birebir yaşadım ve üzücü bir şekilde ekibimizden ayrılarak beni güç durumda bıraktı.
Çevremde yaşıtlarımda bu sorunu çok görüyorum. (Amacım kendimi ayrı tutmak değil, lakin karşılaştığım tavırları ben hiç sergilemeyerek en basit görevi bile benimsediğim, özenle yaptığım için kendime bu konuda konuşma hakkını görüyorum. )
Benim gördüğüm, çağ ilerledikçe sabır azalıyor. Üniversite mezunu olunca önde başlanıp, üstün olacağı zannediliyor. Saygısızlık ve büyüklerin tecrübelerini yok saymak artıyor.
Bir Mimar tanıdığım önceleri çok dikkate almadığım ama zamanla ne demek istediğini daha iyi anladığım bir cümle kurmuştu.
‘Ustaya o öyle olmaz, böyle olur diyebilmek için gerekirse kaynağı eline alıp yapmasını bilmelisin.’
Kısacası, ilerleyebilmek için önce mutfağa girmek gerektiğini ve iyi bir aşçı/işletmeci olmak için gerekirse bulaşık da yıkanacağını benimsemek gerekiyor.
Telefonda konuşmak o kadar basit gelmesine rağmen, hiç değil!
İlk dönemlerimde basit bir randevu için yetkili kişiye ulaşmak benim için işkence halini almıştı. Zamanla ‘telefonda konuşma sanatı’ nı etrafımdaki güzel örnekleri modelleyip içine kendimden de katarak istediğim kişiye ulaşır oldum.
Ama bunun için çok fazla ‘ Hayır!’, ‘İlgilenmiyoruz!’, ‘… Bey/Hanım, müsait değil’ duymam gerekti.
Netice ile, biraz sabır, biraz gözlem ve modelleme ile çok da uzun yıllar veremeye gerek yok.
Bu konuda Anthony Robbins’in ‘Sınırsız Güç’ kitabının da rehberlik ettiğini belirtmeliyim.
Biraz daha ‘satış’ a yönelik bir örnek vermem gerekir ise bana ‘bahşedilen’ yedek parça satışları güzel bir örnek olur sanırım.
Doğal olarak taze ve heyecanlı birine en az yoğunluktaki satışlar verilir. Amaç hareketlendirmek değil, riskin az olmasıdır tabi ki.
Aylarca tek tek onlarca müşteriyi aradım. Tabi ki burada ‘esas adam ’lar ustalar olduğu ve genelde telefonda tanımadıkları hem de bir ‘hanım’ sesi duydukları anda mecburiyet olmadıkça muhatap olmuyorlar. Arada çok pes ettim. Hatta sevdiğimi ve keyif aldığımı düşünmeme rağmen bırakıp mimarlığa geri dönmeyi planladığım oldu. Ama bu kolay yol olacaktı. Erkek egemen alanda ‘muhatap’ alınmanın bir yolunu bulmam gerekiyordu. Azimle aynı müşterileri aradım. Sonra baktım bana alışmaya başladılar ama satış hala yok. Biraz sistemi kurcalamaya karar verdim. Hesap kitap kısmını da öğrenmem gerekiyordu. Eh bu konularda herkes pek sabırlı olmuyor. Dolayısıyla kendi kendinize çözmek zaman alıyor. Ama dedim ya inatçıyım.
Birkaç zaman sonra çözdüğümde fiyatlarımızın daha uygun olması gerektiğini bütün hesaplarıyla sundum. Kabul ettirmem, matematik işin içine girince, çok da zor olmadı.
Takip eden bir sene içinde %20 oranında artış olmuştu bile satışlarda!
Hayalim zannettiğim mimarlık bölümünü okuyup sonrasında bambaşka bir yola, bambaşka bir sektöre girmiş olmam başarısızlık olabilir mi? emin değilim.
Bir nevi sıfırdan başlamak oldu pek tabii. Mimarlığın kattığı proje yönetimi, detay inceliği, tasarım… vb. özelliklerin büyük katkısı olsa dahi, bir makine ya da tekstil mühendisi olarak çok daha farklı bir konumda, çok daha emin adımlarla ve çok daha kolay bir geçiş yapmış olabilirdim, iş hayatına. Günümüzde, ne yazık ki yanlış meslek seçimleri çok yaygın.
Aile baskısı, çevre baskısı, kararsızlık, yanlış bilgilendirme…. Gibi birçok nedeni olabiliyor. Önemli olan bunu fark ettiğinde sıfırdan başlamak, yeni bir yol çizmek diye düşünüyorum.
Asıl tutkumun mimarlık ya da iç mimarlıktan öte yaratmak, geliştirilebilir projeler üretmek olduğunu anladığımda mastırımı bitiriyordum.
Hem mimarlık bölümünü hem de iç mimarlık mastırımı büyük keyifle okudum. -Hala da tasarım yapıyorum- Ama bir şeyler eksikti, daha fazlasını istiyordum. Daha fazla hayata dokunabilmek, belki içinde bulunduğum sektöre bile katkı sağlayabilmek. Bununla ilgili de ilk büyük girişimim, güzel bir ekip çalışmasıyla yakında hayata geçiyor olacak.
Eda’dan haberler bitmeyecek, bitmesin, çok beğendiğim blogunun hikayesini de ayrıca kendisinden bekliyorum. Ben aşağıda biraz blogunun tanıtımını yaptım, devamı gelecek.
Eda’nın blogunun adı da bir o kadar güzel.
Kafam Bi Online.
Önce adı çekici geliyor, okuyunca, haberler, fotoğraflar içinde kayboluyorsunuz. Tam kafambionline hali, elinize güzel bir magazine almışsınız gibi, sayfaları çeviriyorsunuz, magazinden farkı; oradan oraya zamansız, habersiz, dalıveriyorsunuz. Aaa ben neredeyim oluyorsunuz, Eeee kafambionline yani!
Sevgili Münteha Kagider‘e üye olduğu günden beri, çok renkli, bana göre çok farklı kültürle büyümüş, sıra dışı, orjinal, katkısız,Urfa’lı arkadaşım.İstanbul’da Kalamış’da ve Bodrum’ da evlerimiz çok yakın. Birbirimizi çok kolay görebiliyoruz. Çok sevdiğim tatlı kızları ve eşi Alpaslan ile de beraber her zaman keyifli vakit geçirme şansına sahibiz. Özellikle de ortak toplantılar için karşıya geçerken, yoğun trafikte, çoğu zaman beraber geçerek, uzun uzun bir arada olmanın keyfini çıkarıyoruz. Beraber çok seyahat ettik, zaman zaman oda arkadaşı olduk. Çok güldük eğlendik, bazen üzüldük, endişelendik. Bazen ortak projelerde gönüllü olduk. beraber çalıştık.
Bu gün, bu çok renkli, çok sesli, çoşkulu, heyacan dolu, çok farklı özellikleriyle sevgili arkadaşım, Münteha Adalı‘nın girişimcilik öyküsünü paylaşacağım. Genelde yaptığım gibi, biraz onun anlatımıyla aktaracağım, biraz ben anlatacağım.Bu hikayede ;ortak proje konumuz Başarısız Olmanın Dayanılmaz Hafifliği‘nde olduğu gibi; başarıları da, başarısızlıkları da, hataları da Münteha’nın anlatımını da ekleyerek paylaşmaya çalıştım.
Hikayeye önce aşağıda sevgili Münteha ile ofisinde yapılan bir röportajı ekleyerek başladım.
İSTANBULA GELİŞ ;
1977-1978 yıllarında Güneydoğu’da terör olayları başlayınca çoğu aile gibi onlarda Urfa’danİstanbul’a göç ediyorlar.İlk izlenimlerini “sanki ülkeler arası değişim yaşamış gibi hissettim,” diye anlatıyor.Toprak sahibi, köyleri olan geniş aile kültürü içinde büyük evlerde tüm aile ve akrabalarla hep bir arada yaşanılan düzenden; çocuklarının, ailesinin güvenliği için babalarının kararı ile Erenköy’de üç oda bir salon apartman katına gelmek, tüm aile için travma etkisi yapıyor.
Yukarıdaki resimde kucakta olan minik güzel kız Münteha, ailenin sekiz çocuğundan yedincisi. Sekizinci çocuk henüz doğmamış.Böyle bir aileye sahip olmak da kolay değil, çocuk olmak da.
Sevgili Münteha 1979 da ailece İstanbul’a gelişini böyle anlatıyor.Kalabalık ailesinin içinde sekiz çocuktan yedincisi olmak (6 kız, 2 erkek, kardeş.) Münteha’nın küçük yaşlardan itibaren bir örgütlenme içinde olmasını sağlamış.
Çocuk yaşlardan itibaren kendini kalabalıklar içinde; yalnız ve hep olgun olmak zorunda hissediyor. Destek almayı bilmiyor.İçinde olduğu durumdan biran önce çıkmak, televizyonlarda seyrettiği farklı, özel bireysel, özgür yaşama kavuşmak istiyor.“İlk günlerattan inip eşeğe binmek gibi birşeydi.” diyor.Annenin güçlü liderlik özelliği onu etkiliyor.Evdeki geleneksel yapıyı kırmak için hep iyi bir gözlemci oluyor. Anne babayı hiçbir zaman karşısına almadan çözüm üretiyor.Özgürlüğü için mücadele ediyor.Bunun için bedel ödemesi gerektiğine inanıyor. Koşulsuz başarılı olmaya şartlanıyor.Lise yıllarında geldiği Erenköy lisesinde Güneydoğu Anadolu’dan gelmiş olması kendini eksik ve yalnız hissettiriyor. Arkadaşları ile uyum sağlamakta zorlanıyor. Lisede ilk arkadaşı kendi gibi Güneydoğu Anadolu’dan gelen sevgili Ayşe Lerzan oluyor. Birbirlerini anlamaları çok daha kolay oluyor. Ailesinin köklerinde Kafkas Türkleri de var.Siverek’te yaşayan büyük aile de kürtçe, arapça, zazaça konuşuluyor. Geldiği bölgenin farklı şartları ve farklı kültür zenginliği, onun ilerideki dönemlerde hep artıları ve başarı nedenleri oluyor. Dezavantaj gibi gözüken her durumu avantaja dönüştürmeyi keşfediyor..
İLK İŞ HAYATI,YKB’NİN HAYATINDAKİ ÖNEMİ;
Abisinin yönlendirmesi ile açık Öğretim Üniversitesinde normal bir öğrenci gibi okuyup mezun oluyor.Sonra da Yapı Kredi Tarlabaşı şubesinde çalışmaya başlıyor,kendi anlatımıyla Tarlabaşı sonrası Taksim şubesine tayin oluşunu “ önce pavyona düştümsonra assolist oldum” diyerek bu süreci esprili şekilde özetliyor.
Memurluğun ona uygun olmadığını daha ilk günden fark edip müşteri iletişimini sevdiğinden bu sürece katlanıyor, Bankada çalışmaya başladığı ilk günden itibaren bu süreci üstüne para aldığı bir kurs olarak gördüğünü ifade ediyor.
Bankada eğitimci olduğu dönem de iş arkadaşlarıyla.
Bankada çalışmaya başladıktan sonra dış işlemler departmanına geçerse kariyerinin farklı olacağını hissediyor . Tarlabaşı şubesinde bilgisayar sisteminin ve dış işlemler departmanı olmamasına rağmen bu bölümün kurulmasına, ne yapıp edip dış işlemleri öğreneceğini şube müdürüne söyleyerek ikna ediyor, 3 yılda şef ve kariyer planlamada ithalat-ihracat ve kambiyo dersleri vermek üzere eğitimler veren eğitmen oluyor..
EVLİLİK VE GÜVENSAN’A GEÇİŞ;
Bankada; üçüncü senesinde kocası ile tanışıyor, 1994 de de sevgili Alparslan ile evleniyorlar. Kocası 1992 de arkadaşları ile ( sanayi tipi temizlik makineleri ve temizlik sektörünün ihtiyaçlarına yönelik ürün ithalatı ve temizlik hizmeti veren) kendi şirketini kuruyor, Münteha şirket kurulduktan sonra, ilk seneler bankada çalışmaya devam ediyor. Bir müddet sonra bankada ki çok başarılı kariyerine hiç umulmadık( aslında içinde planladığı kariyer planı ile) herkese göre bir anda alınmış karar gibi dokuz sene sonra son veriyor.
1996 da kendi işini yapmak isteği ( girişimciliği özgürlük olarak tanımlıyor ) yani özgürlüğe geçişi eşinin yanına giderek ve yavaş yavaş kendini kabul ettirerek çok farklı konulara el atma,yönetimde ve iş de devrim niteliğindeki çalışmaları sonunda; şirket Münteha ile bambaşka başarılı bir yola giriyor.
Bankadan ayrıldığının 1.ayında Eczacıbaşı-Baxter ihalesine girerek ilk büyük işini, 1 yıl sonrada ( 13 yıl devam edecek olan ) çalıştığı banka olan Yapı Kredi bankasını ihalesine katılıp tedarikçisi olarak çalışmaya başlaması , orada profesyonel olarak çalışırken yazılan performans raporları neden oluyor. “ İş hayatında patronlar için çalışmadığımızı kendi ahlakımız ile iş ürettiğimizi” söyleyen Münteha yani ektiğini biçiyor. “Herkes ne yaparsa kendine yatırım yapar.” sözünün burada çok güzel bir örneği oluyor.
Eşi ortaklarından ayrılıyor ve beraberce bu zor iş de, dengeli, bir sorumluluk paylaşımı ile devam ediyorlar. Kim hangi alanda iyi ise o işi yapsın mantığından hareket ederek iş bölümü yapıyorlar.
Girişimcilik günlerinin başlangıcını Münteha aşağıdaki sözleriyle anlatıyor.
“Sektör karışık, merdiven altı tabir edilen firmalar çoğunlukta, iş güvenliği ve işçi sağlığı konularında hem rakipler, hem müşteri, hem de çalışan bilinçli değil, ya SGK vicdanlara kalmış bir durum.. O kadar çok boşluk vardı ki ticaret yapan her firmanın yapması gereken yasal zorunluluklar , bizim farkımız oldu. Bu haksız rekabet ortamında kendi yolumuzu belirleyerek bu acımasız rekabet içine girmeden nerede ve kimlerle nasıl yol alacağımız konularında taviz vermeden bugünlere geldik.
Bankacı -Müşteri iletişimini maalesef bu sektöre geçtiğimiz de uzun süre bulamadık. Temizlik firması olarak iş almanın zorluğu ile karşılaştığımda şok oldum, uzun saatler kapıda beklemeler, yaptığınız işin önemsenmemesi aslında bu iş için kimse zeka ,iş bilgisi beklemiyordu .Müşteriler tarafından yönetilen sektörde yapacağım çok şey olduğunu gördüm, yılmadan, bu sektörde çalışmamın nedenlerinden biri bu, diğeri ise vasıfsız eleman; çok ama temizlikçi olmanın kariyer planlaması olmadığından kimse uzun sürede çalışmak istemiyordu.
Vasıfsız eleman en büyük sorundu. Bankadaki eğitmenlik deneyimimi Güvensan da harekete geçirdim ve “ GÜVENSAN AKADEMİ” nin ilk temellerini o yıllarda attık..
Bu durumda; tercih edilen firma olmamıza neden oldu. Çalışan herkesi yakından tanımak, onları anlayarak birlikte çalışarak sektörü ,işi ve kendi yönetim şeklimizi oluşturmamızı sağladı. Temizlik elemanı olarak çalışmaya başlayan arkadaşlarım şu anda bölge müdürü olarak bizimle birlikteler. Verdiğim sözlerin arkasında durma, verilmeyecek sözler vermeme hassasiyetlerimiz ile bu konudaki farkımız da sektörde bizi hep farklı bir yere taşıdı.
21 yılın içinde olan Güvensan da ki çalışmalardan elde edilen birikim ile bu yıl iki sosyal girişimcilik projesini hayata geçirdik. Bu sektörün boşlukları nedeniyle ev hizmetlerinde çalışan kadınların eğitimi ve yasal haklarının güvenceye alınmasından yola çıkarak housekeeper (kususrsuz ev işleri eğitim projesi) ile greenstep(sistemli tesis hizmetleri eğitim projesi) projeleri hayata geçti.
Bu iki proje ile hem çalışanların, hem müşteri haklarının korunması hedeflenmiştir.
Girişimcilik sürecinde başarısızlığım ve başarım;
Kaygılarımı yönetemememnedeniyle çok hatalarım oldu özellikle müşteri ilişkisinde. Kendimi yönetmem için öncelikle kaygılarımın nedenlerini bulmam gerektiğini fark ettim ve bunları belirleyip yendiğim gün hayatımda başka bir dönem başladı hafifledim ,yaratıcılığım ve girişimciliğim daha da gelişti.
Ticari hayatımızda yaptığımız maliyet ve analizleri kendimiz için de yapmalıyız , ara ara durup soluklanmamız gerektiğini ve faydasını gördüğümü söyleyebilirim.
Münteha’nın evlilik yıldönümünlerinin 15. yılında yaptığı kutlama partisi hiç unutulmayacak, kadar güzel ve sürprizlerle doluydu.
Yukarıdaki süreçte 1998 yılında evlendikten 4 yıl sonra Zeynep dünyaya geldi,1994-1998 arasında Zeynep’ten büyük olan ilk çocuğum GÜVENSAN ‘nın doğumu ve gelişimi süreci beni bayağı yormuştu.
2. kızım Miran 2004’te aramıza katıldı.
Çocuklarım ile yoğun tempo arasında ilgilenmeye çalışıyordum, koşullar neyi gerektirirse onu yapmaya koşullandığım için bu durum beni ara ara rahatsız etse de, yoluma devam etim.
İş kadını, anne, kadın olmak, hedef ve tutkularım ve karışan duygularım… Bu karmaşık durumda işte kendimi yalnız hissetmeme neden oluyordu, benimle aynı sorunları yaşayan diğer kadınlara ,arkadaşlara ihtiyacım vardı bu durum beni Kagider ile buluşturdu..
STK SÜRECİ NASIL BAŞLADI;
STK’yla tanışmama biraz geç oldu,2004 yılında ki yardımcım (şu anda Genel müdür yard.) Sevgili Funda’nın gazetede gördüğü KAGİDER haberini bana göstermesi ile Kagider süreci başladı.Kagider üyesi olduktan 6 ay sonra derneğin kurucusu ve ilk başkanı Meltem Kurtsan’ın 2.dönem başkanlığında ki Yönetim Kurulunda yedek YK üyesi olarak görev aldım .İlk STK tecrübesini farklı bir kariyer yolculuğu olarak gördüm.Yoğun iş hayatı içinde kendime uzun zamandır yatırım yapmadığımı fark ettim. Farklı ortamlarda bulunmayı da eğitimin bir parçası olarak algıladım. Çok güzel dostluklarım oldu her paylaşımın kıymetini bilerek yol aldım.
Ve sonra TOBB’nin İstanbul Kadın Girişimciler Kurulu’nun oluşumunda Meltem Kurtsa’ın liderliğinde Kagider’den (Zehra Güngör, Selma Akdoğan, Melek Bar Elmas inşallah ismini unuttum yoktur ) birkaç arkadaşla görev aldık..
Hep proje üretmeye ve yapılmayanları yapmaya dikkate ederek STK’cı yönümü keşfettim etkili çalışmaya gayret gösterdim.
Derneğe katıldığım ilk günden beri GENÇLER’ in mutlaka aramızda olması gerektiğini iki tarafın ihtiyacı olarak görüp bu düşüncemi ilk 2005 yılında paylaştığımda derneğin buna hazır olmadığını fark edip ama GENÇLER fikrinden hiç uzaklaşmadan her ortamda bu konunun gerekliliğini paylaştım.. Ta ki 2011 itibari ile YK üyesi olma sürecinde; eğer seçilirsek bu projeyi hayata geçireceğim diyerek tutkumun gerçeğe dönüşmesine daha yakınlaşmıştım.
Bu fikrime yıllar önce ilk destek veren de sendin sevgili Meral ..”
Ve projenin hayata geçmesinde ki en büyük şans, JPM’ın sponsor olmasıyla hız kazanıyor.. Genç Kagider projesinin Koordinatörü olması ve gençlerin gönlünde taht kurması, hep çoşkulu samimi, azimli, çalışmalarının neticesi oluyor.Süreci ve krizi iyi yönetim becerisi ve gelenek göreneklerle akıllı mücadelesi, çalışkanlığı, zorun üstüne gitmesi onu hep daha başarılı yapan en önemli özellikleri olmuştur.
Bu sürecide aşağıda yine Münteha’nın anlatımıyla ekledim.
“Gençlerle iyi anlaşmamı şuna bağlıyorum evin küçüğü olduğumdan ailede bir konuda fikrimi söylemeye kalktığımda duyduğum ve aklımda kalan ilk cümle ”kendini küçük çayda büyük balık mı zannediyorsun ” du . Büyüsen de küçük olmak ve küçük kalmak hem iyi hem kötü bir durumdu tek sevdiğim kısmı ” AİLEDE HEP KÜÇÜK KALMAK “ .
Her yaştan her konumdaki kişilerle iletişim kurmak ve bu yönümü farklı şekilleri ile keşfetme sürecime destek ve neden olan GENÇ KAGİDER’in hayatımda yeri hep farklı olacaktır. Yüzünü görmediğim gençlere liderlik etmek , iletişimde olmak mesafelere rağmen bir amaç etrafında toplanmak ve hızlı organizasyon ile 10 farklı üniversitede etkinlik yapma keyfi tüm yorgunlukları unutturuyordu.
Bu projenin başarısını senin de dediğin gibi doğal, samimi, açık ve tutkunun peşinden gitmek dışında birilerine dokunmak, onların hayatında yer edinmek, rol model olmak, inanmak ve inandırmak olarak özetleyebilirim. Başarının asıl ve en önemli kısmı dernekteki tüm arkadaşların bu projeye olan inancı, maddi ve manevi desteğiydi. Kagider olarak güzel bir takım çalışması sergiledik.
Gezi olaylarındaki genç hareketi herkesi büyülemişti ama biz bu gücü daha önceden fark etmenin gururu içindeydik.. Gençlere yapılan her yatırım ve destek geleceğimize yatırımdır. Şirketimde de gençlerle çalışmayı ,staj imkanı sağlamayı kişisel gelişimim dışında şirketimin ve genç tecrübenin kazancı olarak görüyorum..”
Münteha 2012 de WPO Ttürkiye Chapter üyesi oluyor.
Münteha hem kendi işinde hem Genç Kagider ile çok çarpıcı projeleri ile gençlerin olduğu kadar, tüm Güneydoğulu kadınların, Kagider’in hepimizin gururu, mutluluğu olmaya devam ediyor.
Hem güçlü, tuttuğunu koparan,zor nedir bilmeyen bir kadın, hem gelenek ve görenekler içinde bunu dengelemek başarısının en önemli sırlarından.Harika bir anne ve eşiyle birbirlerini çok iyi tamamlayan, anlayan destekleyen bir aile düzenleri var.Bu güzel aileyi tanımaktan çok mutluyum.
Sevgili Münteha Başarısızlığın Dayanılmaz Hafifliği projesiyle, sadece başarıları değil, başarısızlıkları da anlatalım, bu konuda da örnekler hikayeler paylaşalım, dediğinde kendi girişimcilik ve hayat hikayesinde de zorlukların nasıl avantaja çevrildiğini yürekten hissetmiş ve anlatmak istemişti. Hikayenin tümünde zorluklar nasıl aşılmalı diye yola çıkıldıkça, başarı kendiliğinden geliyor. Ama zorluklar olmasa idi; Münteha şimdi nasıl yaşıyordu? diye sorsak; bize ne anlatırdı, acaba?
Girişimcilikte zorluklarla savaşmak olmazsa olmaz zaten. Girişimci her zaman iyi bir savaşçı olmak zorunda. Benim de onunla her dönemini anlattıklarıyla paylaştığım; yaşadığım, geçtiğimiz yıllarda; onu sonunda pes ettiren, artık yeter dedirten, çok önemli cirolara sahip müşterisi ile yaşadığı zorluklar karşısında aldığı karar ve sonrasını belki bize bir başka zaman artı ve eksileri ile anlatacaktır. Neleri göze aldı? neler yaşadı? bu gün neler oldu?
Çok teşekkürler, başarılar Münteha’cım. Bundan sonra zorluklarla değil keyifle yapılan uğraşlar ve mücadeleler ile kazanacağın başarıların olsun diyorum. Çocukların eşin güzel ailenle mutlu ve huzurlu ol. Sevgiler, sevgiler…