Tatlı, Çılgın, Fütürist Ufuk Tarhan

Sevgili Ufuk’u  ilk kezGaranti Bankası’nın 5 il 5 zirve projesinde üç yıl önce tanıdım, dinledim. Beni çok etkiledi. Bu müthiş kadının anlattıklarından etkilenmemek mümkün değil. O günlerden itibaren hayatıma UZGÖRÜ‘ ler girdi. Evet Ufuk Tarhan uzgörüyü anlatırken artık öngörüler değil, uzgörüler var diyordu. Ben de o günden itibaren uzgörüleri anlam ve kelime  olarak   hayatıma da işime de yaşantıma da; daha bilinçli soktum.Ekibimle de müşterilerimle de paylaşır oldum. Ben de  yaşamın hızına ayak uydurmanın çok kolay olmadığını, özel çaba gerektiğini, teknolojiye çok önem vermenin gerektiğine inananlardanım.Ama Ufuk bu konuda çığır açanlardan.

UFUK TARHAN

Bu tatlı çılgın, Fütürist  kadını tanımanız lazım.Geçtiğimiz ay, çok özel bir toplantıda, bize hayatını çok esprili bir şekilde anlatırken hayat görüşünü mesajlarını da aralara serpiştirerek bizi yine soluksuz, bıraktı. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan onu dinledik. Çok keyif aldık. Ben de hem o akşamdan notlarımı, hem Ufuk ile çok beğendiğim söyleşileri yazıları mesajları çok gecikmeden sizlerle paylaşmak istedim. Ufuk gibi başlayarak….                                    GELECEK GÜZEL GELECEK

UFUK-TARHAN-SECRETCV-M-GEN (1)

M-GEN Gelecek Planlama Merkezi Kurucusu, Fütürist, İş-Gelecek Tasarımcısı, Teknoloji Misyoneri, Blogger, Internet Yazarı… Son olarak ´iş Avatar´ı – Business Avatar                             Ufuk Tarhan’ın hayatını değiştiren, ilk çarpıcı etkiyi 14 yaşında okuduğu Tanrıların Arabası kitabı yapıyor.  Hayatında mutlak bu budur kalkıyor, sorgulama başlıyor.

tanrilarin-arabalari-erich-von-daniken-1989__12863465_0

ODTÜ Ekonomi mezunu olan Ufuk Tarhan ODTÜ li olmak hayatımda ki çok önemli ikinci olay diyor. ODTÜ’de hayatından imkansızı siliyor, analiz etmenin ve insan olmanın sosyal olmanın ne kadar ulvi olduğunu öğreniyor ve hep derneklerde sosyal sorumluluklar alıyor. Öğrenciyken çalışmaya başlıyor.Evleniyor, çocuk yapmaya çalışıyor,ve bir kızı oluyor. O  dönem cam üstüne resimler yapıyor, sergiler açıyor. Sonra 1982 yılından itibaren, su motoru, bilişim, telekomünikasyon, tarım ve hayvancılık, ilaç dağıtım gibi sektörlerde ve çeşitli şirketlerde üst düzey yönetici olarak yirmi yıl  çalışıyor.Teknolojinin nelere kadir olduğunu görüyor. Bu ara boşanıyor, on sene bekar yaşıyor.

2001 krizi sonrasında gerçekleştirdiği cesur, yaratıcı uygulamalar nedeniyle 2002 yılında, Dünya Gazetesi tarafından Bilişim Sektörünün En Başarılı İş Kadını seçiliyor.

Bir seyahati sırasında yurt dışında  Fütürist dergisini görüyor,Türkiye’de 2005 de Türkiye Fütürist derneğini kuruyorlar. 2006 da Türkiye’nin ilk fütürist şirketi M-GEN’i kuruyor, girişimci oluyor.

Tarhan; fütürist, buluşçu, stratejik, sürdürülebilir geleceğe dönük başarılı iş modelleri ve uygulamaları ile tanınıyor.

2008´de evrensel ölçekte gelecek tasarımı yapan, The Venus Project´in kurucusu Jacgue Fresco’yu  getirerek, Türkiye´nin ilk Fütüristler Zirvesini´ni tasarlıyor, ve gerçekleştiriyor.

FUTURISTLER-ZIRVESI-2011-UFUK-TARHAN-5-K

2009´da Türkiye´de yine bir ilk olan Bahçeşehir Üniversitesi CO-OP eğitim modelini tasarlayıp, uyguluyor. Yurt içi ve dışı otoritelerce, İş Dünyası-Üniversite entegrasyonunda en başarılı modellerden biri diye nitelenen CO-OP, Tarhan´ın en çok ses getiren projelerinden biri oluyor.

2009´da Türkiye´nin ilk Fütürizm Okulu’nu  gerçekleştiriyor.

2010´da; 1967´den bu yana yayınlanan ve dünyanın en saygın Fütürizm kaynaklarından biri olan The Fütürist dergisinin Türkçe hazırlanmasını sağlayarak, Türkiye´ye ilk kez fütürist bir yayın getiriyor.

2010 da Türkiye´de ilk kez ´´Tablet Seminer´´ adı altında yeni bir seminer modeli uygulamaya başliyor. Tablet seminerler; ´´hayati ipuçlarının bir uzmanla yalınlaştırılarak etkin kullanıma sunulduğu üçer saatlik, sinema-tiyatro biletine yakın bedelde, kolay, pratik, insan-insana iletişime dayalı´´ paylaşım ortamlarıdır, diyor, Ufuk Tarhan.

Sosyal ağları ve paylaşım sitelerini çok etkin kullanan Tarhan, geniş bir takipçi kitlesine sahip, popüler bir blogger, internet yazarı aynı zamanda.

300413_285855771442022_1847980328_n

Fütürizm, future-horizon scanning (gelecek-ufuk taraması) yöntemleriyle çalışan, gelecek- uzgörü-sosyal medya-nesil farkları-mega trendler üzerine konferans ve seminerler veren Tarhan; Türkiye’deki ilk ve tek kadın fütürist konuşmacı.

Tarhan iş-gelecek planlama tasarım-danışmanlık-uygulama hizmetleri, eğitmenlik, executive seviyeler için moderatörlük, yönetici menejerliği yapıyor.

Yayınları

Gençlerin başucu kitabı olarak tanınan, ‘’Düşlediğin Gelecek’’ – 2006

Verne Wheelwright ile yazdığı ‘’Kişisel Gelecek Planlaması’’ – 2008

Dünyanın ilk-tek-en kısa; kişisel arıtım&yalıtım’ kitapçığı olan ‘to do! – not to do!’ – 2009

Çok sayıda, sektörel ve toplumsal sivil toplum örgütünde başkanlık, yönetim kurulu üyeliği yapan Ufuk Tarhan; örgütlülüğe inanıyor, gençlere yüklenilmesine ve savaşa karşı. Sıkı bir teknoloji misyoneri, blogger, sivil toplum gönüllüsü olan Ufuk Tarhan’ın konuşmasından seçtiklerimi  de aşağıda paylaştım.

Teknolojiye balıklama dalın.Özellikle kadınlar teknolojiyi çok daha iyi kullanmalı.

Discover yourself out. Create yourself again, again and again.

En iyi Best Future Designer‘ım diyor.

Gelecek vizyonu Siberyoner ve Webratör olmak.

Teknoloji ile insanin bütünleşmesi lazım , robotlarla yaşam başlıyor.

Tanrısal Güçlere erişeceğiz. Gelecek Referanslı Olmalıyız.

“GELECEKTE KADINLAR GENÇ GÖRÜNECEK” Saba Tümer ile

Yukarıdaki televizyon programında sevgili Ufuk nasıl, sakin,tatlı, pozitif, uzgörülerini, Fütürizmin nasıl başladığını  bizlere aktarıyor, özetliyor. Evet olumlu güzel gelecekleri yaratmak bizim elimizde.Böyle düşünmeyi öğrenmeliyiz, benimsemeliyiz.  Çocuklarımızı rahat bırakalım, beş on sene sonra bu günkü değerler tamamen değişmiş olacak. Hayallerimize dikkat edelim, olumlu şeyler yapalım,bunu benimseyelim. Hayat Ne Güzel Olacak.

Bence sadece gelecek için değil, zamanda kalmak  da gereksiz, hep olumlu pozitif düşünmek her güzelliğin, mutluluğun nedeni.

Gece 3-4 de kalkıyor, dijital dükkanı açıyor.Sevdiği işi yaptığı için hiç yorulmuyor.İkinci kez evlendiği kocası sevgili Ufuk Tarhan’ın tam zıt karakteri, tarihçi ve monşer. Ama o kadar iyi anlaşıyorlar ki Ufuk bu mutluluğum için çok daha uzun seneler yaşamak istiyorum, diyor.

Ufuk’çum seni tanıdığım günden beri çok ilgiyle, beğenerek takip ediyorum. Söylediklerinde çok haklısın. Teknoloji ile bütünleşmeli, sosyal medyayı  çok iyi kullanmalıyız.Gelecek Güzel Gelecek, ama biz de o dili öğrenmeli ve sürekli kendimizi yenilemeliyiz.

Başarılar, sevgiler Ufuk güzel enerjini hep takip ediyorum, bilelısin.

Masal Tadında Bir Hikaye

Bu çok güzel hikaye ve fotoğraflar ben de harika bir masal tadı bıraktı.Sevgili Fatoş Kayacan Hataylı’nın hayat hikayesi mutluluklarla başlıyor.Öyle de devam ediyor,ta ki 1992 de babasını kaybettiği o çok acı suikast olayına kadar.Bu çok sarsıcı, acı olayın arkasından birkaç sene sonra girişimcilik hikayesi başlıyor. Girişimcilik hikayesi başlayınca da, yaşadığı zorluklar da en acımasızından oluyor.Mutluluklar, güzellikler,acılar, zorluklar, ama herşeye rağmen tutkulu çalışmalar, sorumluluklar, çabalar ve tabi sevgiyle, aileyle, dostlarla mutlulukla devam eden güzel günler. Bu çok çarpıcı  hikayeyi ben soluksuz okudum, çok etkilendim.Sizlerin de çok beğeneceğinizden eminim.03

Fatoş Kayacan Hataylı her zaman çok güzel ve zarif .Fotoğraflara bakınca da,çocukluğundan günümüze hep aynı güzellikte ve zerafette olduğunu görüyorsunuz, ancak masallarda rastlayacağımız cinsten. Ama hikayeyi okuyunca bu çok güzel kadının, tutkularından, doğrularından   asla vazgeçmeyen  yaşantısı hemen bizi etkiliyor.İki harika kızı, çok sevdiği saygı duyduğu eşi ve çok sevdiği tüm ailesiyle tam bir mutluluk ve gurur tablosu oluşturuyorlar.

Sevgili Fatoş Kayacan; İstanbul doğumlu, benim sandığım gibi Hataylı değil.. Babasının çeşitli görevleri nedeniyle, ilk ve orta okulu İstanbul’da, lise (Yükseliş Koleji) ve üniversiteyi Ankara’da okuyor. Şimdiki adıyla İletişim Fakültesi olan, AİTİA’ne bağlı Gazetecilik ve Halkla İlişkiler mezunu”.Okula erken gönderildim. İlk 2 sınıfta biraz bocaladım. Rekor bir yaşta da liseyi bitirdim,” diyor.

Çocukluktan beri iyi resim yapmasına  rağmen,resmi değil yazmayı tercih ediyor ama; “Resimden nedense çok keyif almadım. Ben hep yazmayı tercih ettim. Ailemin zoruyla aldığım resim derslerini, okullarda aldığım resim ödüllerimi hiçe sayarak, okullarda kompozisyona  ve edebiyat derslerine ağırlık verdim ve inanın  kilometrelerce yazı yazmama rağmen, toparlayıp da bir kitap yapmayı hala beceremedim. Halen  yerel bir gazetede köşe yazarıyım.”

Bu çok güzel kadına en uyacak işi yapıyor, hem o dönemde milli manken olarak;ve hala hepimizin çok bol alkışlarını alarak;

10-1

Fatoş Kayacan, disiplinli çalışması, eğitimi, ailesi, prensipleri ile  “Podyumların Prensesi” olmayı fazlasıyla hak ediyor.Çok aileye ve genç kıza da güzel örnek oluyor.

“Nedense hep aynı zamanda 2 iş yapmayı sevdiğim için midir, nedir bilemem? 1968 yılında lise son sınıfta okurken, aynı zamanda Zarafet ve Mankenlik okulunu da bitirdim ve aynı yıl Ankara Olgunlaşma’da Milli manken olarak, 10 yıl süren  mankenlik hayatıma başladım. Hayatımda yaptığım 4 büyük akıllılıktan biri de budur.”

Aşağıda çalışma hayatına başlayışını çok güzel anlatmış sevgili Fatoş;sonra da girişimcilik öyküsünü, kendi deyimiyle çılgınca dediği girişimciliğini.Sizleri bu çarpıcı öyküyle ve fotoğraflarla, baş başa bırakmak en güzeli…..

09

“Gazetecilik hayatıma 1984’de başladım. Zira, 1968 – 1978 yılları arası mankenlik, 1979’da evlilik ve 2 çocuk derken, sıradan bir kadın olmaya başladığımı, hızla  hayatımın kaydığını, daha doğrusu kaybolduğumu fark ettim. İki küçük çocukla eve kapanmış, yemekten ve mamadan başka bir şey düşünmeyen bir kadın olarak, çağın gerisinde kaldığımı hissediyordum. Bir gece Eşim’le katıldığım bir davette, bunu iyice anladım. Sosyal hayattan çok kopmuştum. Dağarcığımda çocuk bakımı ve sebzelerden başka bir şey kalmamıştı. Eşim’in enerji dolu konuşmalarını ve kendi pasif halime acıyarak baktım. Eve geldiğimizde sabaha kadar uyuyamadım. Anne olmak çok güzeldi, çok da mutluydum. Allahım’a her zaman da şükrederim. Ancak şu halimle ileride kızlarıma hiç de iyi bir anne örneği olamayacağımı hissediyordum.

S

Kuzenimle birlikte yakın arkadaşı olması dolayısıyla Duygu Asena’nın yanına gittik. Zira, o zamanlar yazmaktan ve mankenlikten başka bir şey yapacağımı düşünemiyordum. İlk kez Gelişim Yayınları’nda yazmaya başladım. Rahmetli Duygu Asena’nın editörlüğünü yaptığı dergilerde “okuyucu mektuplarını” yanıtlıyordum. Başta eşim olmak üzere, bu işi küçük ve basit bir iş olarak nitelendirdikleri için tüm ailem benimle alay etmeye başladı. Oysa, ben kendimi Times dergisinde yazıyor gibi görüyordum. Parayı hele hiç konuşmayalım… Aslında, para da umurumda değildi.

Ben sadece yazmak ve yazmak istiyordum. Daha sonra başka dergiler derken, Babam’ın ölümünden az sonra, değerli Av. Münci İnci’nin de teşvikiyle kendimi Interpress Dergi Grubu’nda önce köşe yazarlığı ve daha sonra da yazı işleri müdürlüğü görevlerinde buldum. Interpress Dergi Grubu kapanınca Topaz Dergisindeki yazı işleri Müdürlüğü ve daha da sonra 1995’de adını BEST koyduğum kendi dergimi çıkarttım. Ne yazıktır ki, sonu hüsranla bitmiş de olsa, girişimci olarak ilk atılımım bu dergi işi oldu… Ama, daha sonra başlattığım kültür turları da beni mutlu edecekti…

36

Size abartı gibi gelebilir, ama artık dergi, adeta benim 3.ncü çocuğum gibi olmuştu. O yıllarda çocuklarım da birer birer tahsil için evden uçup gidince, ben iyice dergiyle yatar kalkar olmuştum. Lakin, şimdi adlarını sayıp dökersem çirkin olur, ülkedeki bilinen bütün en büyük dağıtım şirketleriyle çalıştım ve hep aynı sorunu yaşadım! Dağıtım ücretini ödememe rağmen; dergilerim hiçbir zaman dağıtılmadı! Hiçbir zaman kitapçılarda ön raflarda yer alamadı. Ve ben hiçbir zaman derginin satışından para kazanmadım. Zira büyük güçler derginin dağıtımında arkası güçlü olmayan bütün dergileri ezerler. Ben de bunu birebir yaşadım… Umarım, bana yaşattıkları bu sorunları bir gün onlar da yaşayacaklardır!

Bu çılgınca bir girişimdi ve deliler gibi çalışıyordum. BEST için, başarılı olmuş kişi ve kuruluşları buluyor onlarla röportajlar yapıyorduk. Bazen de yazılarım bazen baskı aşamasında, bazen de sonra olmak üzere, alenen çalınıyordu. Küçük bir dergi olduğumuz için de, resmen büyük dergi ve gazeteler bizi yutuyordu. Dergideki ufacık bir hata, sanki engelli çocuk doğurmuşum gibi beni üzüyor, kahrediyordu. Buna rağmen ben dinmiyor ve tüm enerjimle işe devam ediyordum. Önceleri fotoğrafçı dahil, 4 -5 kişiyle başlayan yazı işleri kadrom zamanla 12 kişiye yükseldi. Daha çok kadın ağırlıklı muhabirlerle çalışıyordum. Basın kanununa göre 212’den sigortalandıkları için de, bana hayli masraflı oluyordu.

Atatürk sevgisi, sosyal sorumluluk aşkı ve ülkesi için  bir şeyler yapmak arzusu ile parti çalışmaları içinde buluyor kendini…

“Eskiden beri dernekler ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarında yer alıyordum. Almasam da dolaylı hizmet veriyordum. Ne var ki; gün geldi bütün bunlar bana yeterli gelmedi! Bir kadın her şeyden önce Atatürk’e çok borcum vardı. Ülkeme daha fazla yararlı olabilmek için; gelen teklif üzerine 2002 seçimlerinde YTP’den üstelik de Eşim’in memleketi olan Hatay’dan 2. sıra Milletvekili adayı oldum. Yoğun ve oldukça güç koşullarda bir seçim kampanyası yürütüyordum. Ne de olsa, yöreyi ve insanları fazla tanımıyordum. Evimden ve ailemden uzaktım. Her işimi kendim görüyordum. Okuyucu mektuplarına cevap verirken beni küçümseyen Eşim, seçim sırasında inanılmaz destek oldu. Ben de o sıralarda BEST’i 2 ayda bir çıkararak, telafi etme yoluna gittim. 3 Kasım seçimlerinde YTP, ülke genelinde kaybedince, büyük bir şokla derginin başına döndüm. Sanırım kaybetmeğe alışık değildim. Oysa Hatay, YTP’den en yüksek oyu alan şehir oldu. Bunun sonucunda da YTP’de önce Parti Meclis Üyesi ve daha sonra da Merkez Yürütme Kurulu Üyesi seçildim. 2004’de Genel Başkanımız Rahmetli İsmail Cem’in de isteği ve rahatsızlığı nedeniyle partiyi gözyaşları içinde kapatarak, otomatik olarak hepimiz CHP’ye kaydolmuş olduk. Ne var ki, bu CHP’ye giriş, aslında benim seçimim değildi! Zira, Sayın Baykal’ı eski bir CHP Milletvekili olan Babam’ın suikastindeki ilgisiz ve vefasız tavrı yüzünden hiç tutmuyor, kişisel kırgınlığımın yanı sıra, yetersiz muhalefet yaptığı gerekçesiyle de suçluyordum. Daha sonraları ise; bunun yalnızca Baykal’a özgü bir alışkanlık olmayıp, tipik bir “CHP klasiği” olduğunu anlayacaktım…”

52-5

İş hayatındaki zorluklar oldukça fazla….

“2002’den sonra yanımda çalışanların da ısrarı ile BESTLİFE Magazin diye bir ikinci dergi daha çıkarttım. Çünkü, BEST oldukça ciddi ve kültürel bir dergi kalıyor ve herkese hitap etmiyordu. BEST LİFE ise, piyasaya daha çok hitap edecek ve daha çok reklam alacak ümidiyle doğdu. Artık masraflar benim boyumu aşıyordu. İki dergi de çok beğenilmesine rağmen, satış engellendiği için, dergi “yok” sayılıyordu. Benim Bodrum, Marmaris’e yolladığım dergiler Trabzon ve inat gibi Konya’ya gidiyor ve satış raporları 0 gözüküyordu. Bu dönem içinde yalnızca reklam ve kapak satışından para kazanabiliyorduk. Reklam fiyatı 1000 $ ise; reklam veren, o günkü kurdan TL’ye çeviriyor ve bunu da 3 aylık vadeli ve üstelik de müşteri çekiyle ödemeye kalkışıyorlardı. Kısacası ben ne kadar dürüstsem, piyasa bana karşı o kadar 3 kağıtçı davranıyordu. İnanılır gibi değildi, derginin kalitesini görünce,  benden kendileriyle  röportaj yapmamı özellikle istiyorlar ve ordinoya rağmen ödeme yapmıyorlardı. Bu yüzden ünlü bir estetikçiyi ve bir büro malzemeleri satan şirketi dava ettim.”

Zorluklara olağanüstü durumlar da ekleniyor….

“Artık avukatlarla işim bitmiyordu. Ne var ki, bana yapılacak ödemeler geciktikçe, bu çarkın dönmesi için kredi almaya başladık. İşler büyüdükçe kredi kullanımımız da artıyordu. Neticede, 2002 sonlarında dergilerime advertorial yaptırabilceğini ve reklam alacağını, para kazandıracağını, ama bunlardan yüzde alacağını vaat ederek şirkete giren ve beni sahte imza, çek ve senetlerle dolandıran bir kadın arkadaşım yüzünden, tırnaklarımla kazıyarak kurduğum 11 yıllık emeğimi kapatmak zorunda kaldım…

Başarısızlığıma mı; emeğime mi, yoksa aptallığıma mı yanacağımı bilemiyordum. En büyük üzüntüm de iyi bir iş adamı olan Eşim’e karşı başarısız olma duygusuydu! Sanırım, bunu çoğu kadın yaşamıştır. Sonuçta ben; tüccar bir aileden gelmediğim gibi,  bir asker kızı ve asker torunuydum. Genlerinde ticaret geni olan bir insan değildim. Bu işe, iyi yazı yazdığıma inanarak girmiş, pek çok ortaklıklarda olduğu gibi, benimle çalışan bir arkadaşım tarafından dolandırılmıştım. Kısacası ben ne ilktim, ne de sonuncusu. Bu kapı kapanırsa, yenisi açılırdı elbet!”

Ama hiçbir zorluk, enerjisini azaltmıyor, aksine artırıyor.11-2

Yat turizmi yapma kararında Fatoş hanımın  babası Kemal Kayacan’ın deniz subayı oluşu  hatta Oramiral rütbesinden emekli oluşu herhalde çok etkili  olmuştur.

“Bu arada İngiltere’de “Turizm” okuyan kızımla birlikte, uzun süredir ihmal edilen ve “yat turizmi” yaptığımız kendi şirketimiz olan Hatsail’in başına  başına geçtim. Gazeteciliğin yanı sıra aynı anda Halkla İlişkiler de okuduğum için, turizm işi bana yabancı değildi. Önce cruise işine daha sonra da benim ısrarımla kültür turlarına başladık. 2006’dan bu yana da başarıyla sürdürüyoruz. Kızım Genel Müdür olarak tüm şirket işleriyle, ben de Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak, en çok  cruise ve tüm kültür turlarıyla ilgiliyim.”

52-7

Yazma tutkum bitmedi diyor, sevgili Fatoş, hiç bitmesin her zaman biz de keyifle okuma şansımız oluyor, ama kitaplarını da bekliyoruz…

Ama, yazma tutkum bitmedi. Hayatım boyunca, büyük bir gazetede yazmak  konusunda hep iddiasız olduğum için, halen Antakya’da çıkan yerel bir gazetede “köşe yazarlığı” yapmaktayım. Uluslararası Sarı Basın kart sahibiyim. Cruise ve yatçılığın yanı sıra, özellikle Hatay’a İnanç ve Kültür turları tertip ederek, yerli ve yabancı turistlere tarihi ve kutsallığı açısından dünyaca önemli bir merkezlerinden biri olan, (her nekadar adını değiştirseler dahi) benim için hala Antakya olan 5000 yıllık yörenin tanıtımı için çalışıyorum.

Masal tadındaki hikayede;güzeller güzeli  prensesin, yakışıklı  prensini bulma  kısmına dönersek;

16

“Bu arada Eşim’le ilk kez 1973 yılında tanıştırıldık. Birkaç kez görüşmemize ve ciddi olduğunu bilmeme rağmen, aşk evliliği yapmak istediğim için vazgeçtim. Çok gençtim, fakat bir o kadar da akıllı…  O günkü koşullarda bu ancak, mantık evliliği olurdu. Oysa, ben aşk yaşamak ve sevdiğim insanla evlenmek istiyordum.

67

5 yıl sonra tekrar karşılaştık. Sanırım artık ben de büyümüş ve akıllanmıştım. Bu kez çıkmaya başladık ve tanıştırıldıktan tam 6 yıl sonra, ben sırıl sıklam aşık olarak 1979 da Y. Makine Müh. Ertuğrul Hataylı ile evlendim. Sanırım istediğim de, galiba doğrusu da buydu. 33 yıllık evliyiz. Evli 2 kızımız ve bir erkek torunumuz var. İngilizce biliyorum. Yine yazılarımı yazıyor ve yalnızca Atatürk’çü Düşünce Derneği’nin öğrencilere burs fonu yaratması için, tüm eski mankenler senede bir kez defileye çıkıyoruz. Bu da bizi eski günlerimize götürüyor ve Büyük Atatürk’e olan şükran borcumuzu bir nebze olsun ödemiş oluyoruz.”

64-0

Sevgili Fatoş seni podyumda izleyebildim,harika idin, muhteşemdin, fikir de öyle, hersene devam etsin mutlaka. Seyahatlerine bir türlü katılamadım,ama evinde misafirin oldum,ünlü Antakya lezzetlerini sayende tattım. Atatürk’çü Düşünce Derneği çalışmalarına davetlerine katıldım.Hepsi çok değerli, harika organizasyonlar. Hep senin zerafetine,aklına, mükemmelliyetçi tarzına uygun  yapılmışlar.

photo (4)

Sadece, bu müthiş öyküler bir kaç kitap olabilir.Mutlaka yazmalısın, diyorum. Seni tanıdığım için, çok mutluyum, bizlere, Türk Kadın’ına çok değerli katkıların, hep bizlerle olsun.Muhteşem yazın ve fotoğrafların  için çok teşekkür ediyorum.Tüm güzellikler her zaman seninle, ailenle ve sevdiklerinle olsun.

Davet Sahibi Tasarımcı Olunca

Geçen hafta sevgili Nilgün Gülen bizleri Hasköy’deki yeni yerine, ofis ve showroom olarak kullandığı, bir yıldır, restore ederek hayata geçirdiği tarihi mekana davet etti. Nilgün kocasıyla beraber kurdukları BNG markasının sahibi, ortağı ve tasarımcısı. Kagider üyesi olduğundan beri de aynı  komite de beraber çalışıyoruz.Nilgün’ün başarılar dolu markalaşma hikayesini önce oryantasyon sunumunda dinledim. Sonra çeşitli televizyon  haber programlarında izledim. Yazılan çok haberi röportajı okudum.Sonunda da bu çok özel tasarımcı, yaratıcı arkadaşımın  tüm komite arkadaşlarımla beraber konuğu oldum.

Hiç bir şeyin tesadüf olmadığını, onu tanıdıkça daha çok anlıyorsunuz. Çok tatlı, hep kibar, güler yüzlü özel kadının ofis ve showroomu da aynı kendisi gibi.Nilgün markayı anlatırken, BNG keşfetmeyi ve keşfedilmeyi seven kadının markası diye tanımlıyor.Kendisi de marka hayata geçtiği günden beri kendi markasını giyiyor,” Dolabımda BNG’den başka marka yok.”diyor.Showroom da da herşey koleksiyon, eşyalar, aksesuarlar, davet için hazırladığı her şey keşfedilmeyi bekler gibiydi. Ben hep soru soran oldum.Sizlere de bu güzellikleri fotoğraflarla biraz olsun anlatmaya çalışacağım.

1800 lü yıllardan kalma tarihi bina eski bir döküm atölyesi imiş. Binayı restore edip, orjinal haliyle kullanıma açmak için Nilgün ve eşi çok uğraşmışlar, ama netice harika olmuş. Tarih, sanat, tasarım, moda, her gün tarihi mekanlarıyla popülerleşen Hasköy’e de çok değer katmış.

Nilgün kendi giymeyeceğim ürünü tasarlamıyorum, diyor. Bu çok özel, farklı kadın, binaya da çok yakışıyor, markayı da çok iyi taşıyor. Nilgün;davette ikram ettikleri ile, sunumu ile,herşey de farklılığını ortaya koydu.Bu onun doğal hali duruşu zaten.

O gün Bülent Bey ile de tanışma şansımız oldu.Nilgün’ün bütün bu  farklılığından, yaratıcılığından o da oldukça etkilenmiş, görünüyordu. BNG markasının başarılı sahibi, iş adamı  Bülent Bey ortama çok uygun kıyafeti ve tarzıyla bizlere katıldı.                                                Her şeyi kendine özgü davette birkaç özellikten bahsetmek istiyorum. Salatalar büyük boy bardaklarla servis edildi,tulumba tatlısı da shot bardakları içinde çok şıktı.Tüm tabaklar fincanlar çok hoştu, onlarla ikram edilenler de çok lezzetli.Yemek menüsü, tatlı seçimi,  herşeyin servisi,kahvenin yanında ki tadımlıklar, hepsi özelliği olan farklı lezzetlerdi.Aynen BNG nin koleksiyonu ve mekanı gibi.Bize de kendimizi çok özel hissettirdi.

Bülent-Nilgün Gülen çifti yıllarca fason triko üretimi yapmış, 6 yıl önce markalaşmaya karar verip BNG adıyla ilk adımı atmışlar ve Japonlar’ın gözde markası olmuşlar. BNG’den aldığınız bir ürünü en az 4 en fazla 8 değişik şekilde giyebiliyorsunuz. Kemer ve kuşaklar yardımıyla hırkayı elbiseye, yeleği tuniğe çevirebiliyorsunuz. Bu yabancıların markaya olan ilgisini katlamış. Geçen seneye kadar üretimin yüzde 70’ini ihraç ettiklerini söyleyen Nilgün Gülen, “Bu sene üretimimizin yüzde 50 sini iç pazarda yüzde 50sini dış pazarda satıyoruz, diyor. Yurt içindeki mağaza sayıları şu anda 11, hedefleri ise 14.Yurt dışın da ise toplam 200 butikte satılıyor.

Nilgün en az 4 en fazla 8 farklı şekilde kullanılabilen giysilerinin tanıtımını yapıyor.

Bülent Gülen aileden tekstilci, trikocu. Nilgün Gülen aslen İzmirli, ortaokuldan sonra İstanbul’a gelmiş. Bülent Gülen kendini bildiğinden beri babasının Mahmutpaşa’daki yerinde çalışıyor. Liseden sonra Boğaziçi Üniversitesi’nin açtığı İngilizce kursuna katılıyor. Çünkü amaçları trikolarını yurtdışına pazarlamak. Nilgün Gülen de aslında muhasebeci. Yolları kursta kesişiyor ve evleniyorlar. Nilgün Gülen de eşiyle birlikte çalışmaya başlıyor. Zaman içinde kendi tasarımlarını yapıyor. İtalya Polimoda’ya gidip tasarım dersleri de alıyor. Kendine güveni geldiğinde de kendi stilini yansıtan bir koleksiyon hazırlıyor. Karı koca markalaşmaya, fuarlara katılmaya karar veriyorlar. Ve Nilgün Hanım’ın anlatımıyla, “Paris’te ilk katıldığımız fuarda en kötü ve küçük stand bizimdi ama biz patladık, aldığımız siparişlere inanamadık” durumu yaşanıyor.

Japonya’da Takashimaya ve Isetan’da galeri konseptinde satılan 3 markadan biri.

Nilgün ile Bülent Gülen’in fotoğrafları koltuğun sırtına konmuş

Hikaye’yi Nilgün’ün kendi anlatımıyla da  aşağıda paylaştım.                                                       “Eşim Bülent’le birlikte kurduk. Aslında 17 yıllık bir geçmişi var. Marka 6 yıllık. Bülent tekstilci bir aileden geliyor. Biz hep tekstille uğraştık. Fason üretim yapıyorduk. Avrupa’dan birçok markaya üretim yapıyorduk. 6 yıl önce benim tasarımlarıma ağırlık vermeye başladık. O güne kadar çok klasik tasarımlarımız vardı. Bu marka tamamen benim giyim zevkim. Fuarlarda çok büyük ilgi gördük. Ve yolumuz açıldı. BNG yurtdışı ağırlıklı başladı. Şimdi senede 16-18 fuara katılıyoruz.                                                                                                       

BNG dünyanın en önemli moda haftalarından biri olan Milano Moda Haftası’ na kabul edilen ilk Türk markası oldu .

Yeni teknolojileri takip ediyorum. Kullandığım kumaşların teknik özellikleri benim için çok önemli. Kullandığım kumaşlar terletmiyor, vücut ısısını dengeliyor. Fonksiyonellik bizim için vazgeçilmez bir özellik. Tasarladığım bir kıyafet birden fazla şekilde ve stilde giyilebiliyor. Kullandığımız tüm kumaşlar doğa dostu. Deri triko karışımı da çok tercih ediliyor. Anne-kız trendini de takip ediyorum.

Pek çok Avrupalı giyim markasının başarısının sırrı şu aralar 18-45 yaş grubuna hitap etmesi. Yani hem kızları hem anneleri giydirebiliyoruz. Benim bir ürünümü farklı şekilde hem anne hem kızı giyebilir.

Ürünler de olaylık ve şıklık bir arada. Buna kim hayır der? 4 yıl önce Hong Konglu bir yakınıma bir Hong Konglu ile Japon’un farkını sormuştum. “Biz bir gömleği olduğu gibi, Japonlar ise ters çevirip giyer” demişti. O günden sonra fonksiyonel ürün tasarımlarına ağırlık verdim. Günümüzün ekonomik şartlarında bu bence herkes için harika bir seçenek. Benim en merak ettiğim ülke Japonya’ydı sanırım biraz da bu yüzden orada çok başarılı olduk. Japonya’ya sık sık gidiyorum. Orada mutlu oluyorum. İnsanlar çok saygılı ve çok çalışkan. Çat pat Japonca da öğrendim ama çok zor bir dil. Japon kültürünü ve yemeklerini de çok seviyorum.”

Nilgün’ün çok değer verdiği müşterileri arasında, her yaşdan farklı kadın var. Nebahat Çehre, Serra Yılmaz,Tuğçe Kazas bunlardan sadece üçü. Bu ara mağazalarında beş çayları düzenleyen davet eden Nilgün onlarla tanışmayı,onları anlamayı, dinlemeyi de çok önemsiyor.

Sevgili Nilgün senin gibi çok özel bir kadını tanıdığım için,   çok şanslıyım. Başarıların, mutlulukların, daima seninle olsun. Harika davetin, çok özel ikramların,  için de tekrar, tekrar teşekkürler,Sevgiler, sevgiler

Zorluklarla Başlıyor; Ama……

Fatoş’u bu sene tanıdım, güzel bir başlangıçla da bir Kagider projesinde beraber çalışmaya başladık. Projemiz; İş Hayatında Yaşanan Zorluklar.Bu çalışmada ilk örnekleri bizler önce kendi hikayelerimizden derleyelim, dedik.Fatoş “Ben çok zorluklar yaşadım, yazarım.” dedi ve Girişimcilik hikayesi içinde zaman, zaman yaşadığı zorlukları da koyarak gönderdi. Ben hikayeyi okurken ,hep  artık bu son olsun dedim. Ama zorluklar, şansızlıklar  bitmek bilmedi. Fatoş’u aradım. Fatoş’cum bunlar sanki biraz fazla gibi diyecek oldum. O da bana hepsini yazmadım, zaten demez mi? Fatoş’un yaşadığı iş hayatının farklı alanlarda ki bir çok zorlukları yeni projemize bırakıp, ben, Fatoş’un girişimcilik  hikayesini burada, tersden okudum, başarılarla başladım, ve sizlerle paylaşıyorum.

Fatoş Somsa , 2007 yılında Meclis Haber Dergisi tarafından;‘Yılın En Başarılı İş Kadını ‘ seçiliyor. Aşağıda da dergiye verdiği röportajdan alıntılar, var.

Fatoş beş yıl önce, biraz kendi hayatını, iş hayatının, nasıl başladığını, aktif çalıştığı sosyal sorumluluk projesini, sonra da firmasını anlatmış.

“1972 yılında Erzincan’da doğdum.1979
senesinde ailemle birlikte İstanbul’a
yerleştim.Ticaret lisesi mezunuyum.Lise
döneminde iki yıl Etibank’ta cari hesaplar
–müşteri ilişkileri departmanında stajyer
olarak çalıştım.Okulu bitirdikten sonra
muhasebeci olarak iş hayatına
atıldım.Şansım bir gümrük firmasında işe
başlamış olmamdı.Beş yıl süren
muhasebecilik yaşamımda iyi bir
dinleyici,araştırmacı ve gözlemci
olmam,muhasebeciliğin yanı sıra ihracat gümrükleme departmanında düzenli olarak çalışmam
bende iyi bir birikim oluşturmuştu.Bu nedenle birikimlerimi en iyi şekilde değerlendirmek ve
kendimi daha fazla geliştirebilmek adına nakliye sektörüne geçiş yaptım.
Taytrans’ın kuruluşundan sonra bir yandan şirketi iyi bir noktaya taşımak için yoğun bir
şekilde çalışırken , diğer yandan kendi kişisel gelişimimden ve hobilerimden
vazgeçmedim.Aynı süre içinde Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde lisans eğitimi aldım
ve Cambridge Bell International Scholl’da dil eğitimimi tamamladım.                        Diğer taraftan ; “Ulusal
Köy Kütüphaneleri”adı altında Gazi Güder tarafından başlatılan çok güzel bir projenin
Avrupa Yakası temsilciliğini yapıyorum.Bu proje ; kitaba ve kütüphaneye gereksinimi olan
köylerle ,onlara destek olmak isteyen insanlarımız arasında bir köprü görevi
görmektedir.Mutlaka herksein kütüphanesinde atıl olarak duran muhtelif kitaplar var.Çocuk
kitaplarından romanlara,ansiklopedilere,ders kitaplarına kadar her çeşit kitabı bağışlamak
isteyen gönüllülerden yardımları topluyoruz ve kütüphanesi olmayan köylere,okullara
kütüphane kuruyoruz.Bunun yanında bilgisayar,giysi,kırtasiye ve oyuncak yardımları da
gönderiyoruz.
Fatoş’un ödül aldığı firması Taytrans;
Benim çocukluğumdan beri atlara ciddi bir merakım var ve son altı yıldır binicilik
yapmaktayım.”Tay” ismi de buradan geliyor.Taytrans 1996 yılında havayolu kargo
taşımacılığı alanında hizmet vermek üzere kuruldu.1997 yılı itibari ile denizyolu full ve
parsiyel konteynır kargo taşımacılığına da abünyesine kattı.Bugün 10.yılını geride bırakan
Taytrans ,Utikad ve Fiata üyesi olarak dünya çapında geniş acente ağı ile ; İstanbul
Havalimanı,Ankara ,İzmir ve Mersin şubeleri ile özellikle ithal kargolar için hava ve gemi
yoluyla servis vermeye devam etmektedir.Özellikle ithal kargolar diyorum çünkü biz bu işe
başladığımız zaman gördük ki ,Uzakdoğu ve Amerika’dan taşımacılık talebi oldukça yüksekti.

Fatoş’un iş hayatında  detaylara indiğimiz de hep zorluklarla dolu olduğunu görüyoruz. Hem de ne zorluklar. Bütün bunlarla uğraşırken, babasından da olumlu tepki almayacağını bildiği için, hep işini, ortaklığını, arabasını, herşeyi saklamak zorunda kalıyor.

Fatoş’un  işini kurarken, yaşadıklarının bazılarını aşağıda kendi anlatımı ile aktardım.Dediğim gibi hepsini bu hikaye de  anlatmak istemedim.

“Firma kuruluş konuşmalarını ,planlarını yaparken her şey toz pembe görünüyordu. Ortaklardan birinin  deniz taşımacılığı alanında faaliyet gösteren firması zaten vardı. Kurulu bir düzen içinde bir masa da bana vereceklerdi ve bende hava kargo taşımacılığını başlatmış olacaktım. Nasılsa deniz  kargo taşımacılığı yapan müşterilerin hava kargo potansiyelleri de  ve tüm satış kadrosu pazarlama yaparken hava kargo taleplerini bana yönlendirecekler  vardır, diye düşünmüştük.  Diğer ortak hava limanı ayağını çözecek  ve aynı zamanda kendi geçmiş portföyünü kullanarak müşteri de getirecekti. Bana da satış hariç ,ofis içinde , yurtdışı acenta ağı oluşturmak, maliyet ve satışları belirlemek, teklifleri vermek ve operasyonu yürütmek , hesapları tutmak  gibi diğer işler kalıyordu. Bu arada  Ben İngilizce bilmediğim için  özel ders almaya başlamıştım ve ben yazışmaları direkt olarak yapabilecek düzeye gelene kadar  diğer firmanın çalışanları yazışmalara destek verecek diye planlamıştık.

Yani kağıt üzerinden bakıldığında , Ofis , eleman  maliyeti yok , hazır müşteri potansiyeli var herşey mükemmel gibi  görünüyordu ama hiçbirşey planlandığı gibi gitmedi.

Ofisteki arkadaşlar kendi iş yoğunlukları nedeni ile yazışmalara destek veremediler, o zamanlar internet te yoktu, tüm yazışmalar fax yolu ile yapılıyordu. Bir arkadaşımın çok ciddi desteği oldu dışardan . Matbu acenta arama mektupları hazırladık ben onların ülke bölümlerini değiştirerek tüm dünyada acenta ağı oluşturmak için girişimde bulundum. Gelen cevapları bana tercüme ederdi ve benim söylediklerime göre cevap yazar bana geri gönderirdi. Bu şekilde dünyanın bir çok noktasından acentalar  ve maliyetler oluşturmaya başladım. Diğer taraftan da aldığım özel dersler de sadece teknik  iş İngilizcesi üzerineydi. Bu nedenle ben çok uzun bir süre ,Çin’liler gibi çok iyi İngilizce yazan ama konuşamayan biri oldum. Okumaya devam et

Meltem ile Keyifli Davetler

Canınız keyifli bir şeyler görmek istediğinde, Meltem Beyazıt Tepeler yazın, karşınıza çıkacak, her başlığa tıklayın. Bir güzellikten, diğerine, göz kamaştrıcı bir düğünden, hayaller ötesi bir davete dalın gidin. Her zaman çok çekici gülüşü,içinizi ısıtan bakışları, candan sohbeti, mütevazi hali tavrıyla, Meltem, olağanüstü, farklı, yaratıcılıkta sınır tanımaz davetler organizasyonu, yapan çok sevgili arkadaşımız.

                                                                              Evet düğün, dernek, davet ihtiyacınız olduğunda, en ihtişamlısını, farklısını, parmak ısırtacak cinsten olanını, her zaman anlatacağınız, çocuklarımıza, torunlarınıza güzel anılar bırakacağınız değerde, olanını yapmak istiyorsanız,Meltem’i arayın, ona danışın, yaptıklarını izleyin.Sonra, Meltem sakin, dingin, güleryüzlü,zarif yapısı ve tavrıyla, sizi alıp, bambaşka güzellikler, keyifler dünyasına, hayallerdeki masallardaki düğün davetlerin içine sokuverecek.

Meltem’i uzun zamandır tanıyorum, ikidir de tesadüf Pera Palas’da ortak davetlerde, organizasyonlarda   bir araya geliyoruz.Hem de bu çok sevdiğim otelde, tarihi yapıda,bakıyoruz, yanyana oturmuşuz. Bir çok arkadaşımı, değerli iş kadınını yazmakta geçiktiğim gibi, Meltem’i de  yazmakta çok geç kaldığımı düşünüyorum. Meltem sürekli, yaptığı muhteşem işler, organizasyonlar gibi, çok gurur duyacağımız başarı haberleriyle de bizi mutlu ediyor.

İlk biraraya geldiğimiz de Düğünler ve İstanbul kitabını yeni yazmıştı.Üzerinden hemen günler aylar geçiveriyor.

İstanbul’u en güzel düğünleri ile anlatan bu masalsı kitapda, tüm dünyada, her geçen gün daha da popülerleşen güzel şehrimiz ,İstanbul’un en seçkin düğün mekanlarında,birbirinden güzel düğünlerin hikayesiyle anlatılıyor ve  İstanbul’un ‘Düğün Destinasyonu’ olarak ne kadar önemli bir konumda olduğunu  kanıtlıyor. Evlenecek çiftler için de yeni trendler, şık düğün sofraları, muhteşem güzellikte nikah ve seremoni görselleri  içeriyor aynı zamanda…

‘Düğünler ve  Istanbul’ kitabı, geçtiğimiz 2011 Ocak ayında Paris’te ‘Maison Objet’ fuarında da satışa sunuldu. Uluslararası profesyonellerin katıldığı bu fuarda büyük ilgi gördü.

İstanbul’da her dini kucaklayan nikah seremonileri, eski İstanbul’un evlilik gelenekleri , sinagoglar, kiliseler, kına geceleri, kısacası  İstanbul’da evlilik tarihi ve kültürü de ilk defa bu özel kitapta.

Meltem’in benim  çok değer  verdiğim,çalışmalarından  biri de bir eğitimci olarak,  sektöre genç profesyoneller yetiştirme çabası.                                                                                    Tepeler, etkinlik sektöründe öncü derneklerinden Yaratıcı Etkinlikler Planlama ve Uygulama Derneği’nin (YEPUD) başkanı ve kurucularından.

Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi (BÜYEM) ve YEPUD işbirliğinde halen devam eden ‘Etkinlik Yönetimi Sertifika Programı’nın oluşmasının öncülerinden olan Tepeler, aynı eğitim programında mesleki tecrübeleri ile ilgili dersler veriyor. Tepeler, etkinlik sektörü ile ilgili çeşitli konferans ve seminerler düzenlemeye ve sektöre genç profesyoneller yetiştirmeye devam ediyor.

Aşağıda basında çıkan yazılardan birkaç başlık koydum.Hepsi birbirinden çekici, iddialı, şaşırtıcı başarıların haberleri,

İslam Konferansı’na ve Nato Zirvesi’ne imza atan kadın

Papa’ya yemek ziyafeti çekti, işleri bir anda açıldı

Bu kez KM’nin damadı George Bush’tu.

KM Events’in 2023 hedefi 65 bin uluslararası düğün

“Düğünler ve İstanbul” İçin Muhteşem Lansman

Ben tıklayın, bu müthiş kadını tanıtım videoları ile, TV programları ile, blogu, webi, muhteşem görselleriyle tanıyın, hem siz de rüya gibi güzelliklerle dolu bir dünyada gezinin diyorum.

Ben de aşağıda KM Events’ın hakkında sayfasını ve harika bir tanıtım görselini, sizler için  paylaştım.Sevgili Meltem’i bu müthiş başarıları, çalışmaları, ülkemizi İstanbul’u tanıtan organizasyonları, eğitime gençlere katkıları için defalarca kutluyorum. Seninle gurur duyuyoruz, Meltemcim.

KM Events  Türkiye’yi pek çok uluslararası etkinlik, davet ve düğünde temsil ederek, Türkiye adına, en önemli misafirleri ağırladı. Papa XVI. Benedict, George Bush, Tony Blair, Chirac, Berlusconi, Schröder, Aliyev, Condelizza Rice ve daha pek çok devlet adamı KM Events’in konukları oldular…

KM Events , 2004 yılında  gerçekleşen  Nato Zirve Toplantısı Başbakanlık  Gala Yemeği düzenlemesi  olmak üzere, 2004 yılında İslam Konferansı etkinlikleri düzenlemeleri , 2006 yılında Bakü- Ceyhan – Tiflis Boru hattı açılışı Cumhurbaşkanlığı yemeği düzenlemesi,  yine 2006 yılında Papa XVI. Benedict ‘in ve 2007 yılında Condelizza Rice’ın  İstanbul’da ağırlanmasına imza attı. Okumaya devam et