Girişimci Aile Royal Eğitim

Bu hafta çok özel, girişimci bir aile ile tanışdım. Çok mutlu oldum, çok sevindim,                 Royal Eğitim‘in sahipleri böyle güzel bir aile şirketi, annenin 25 senelik başarılı iş hayatında, önce eşinin sonra da çocuklarının onun yanında yer alması ona destek vermesi, hep beraber işlerini büyütmek kurumsallaştırmak için beraberce sorumlulukları paylaşmaları,mücadele etmeleri, ortak çoşkuları, heyacanları, çalışmak için, sorumluluk almak için, birbiriyle adeta yarışmaları, her halleri ile müthiş güzel ve kutlanacak bir aile, ve tabi başarının kaynağı, başlangıcı çok özel anneleri iş kadını Feyza Batallı.

Onları ziyarete gittiğimde, randevu alıp gitmeme rağmen çok yoğun çalışma içindeydiler, çünkü işleri hep yoğun, hep dersler devam ediyor.Ailenin tüm ferleri ve hem eğitici hem yönetici olarak işin başındalar.

Tüm aile fertleri, aynı zamanda çok güzel, bakımlı,enerjik, samimi doğal, ve gözlerinin içi gülen insanlar.Onlarla tanışmak bana 19 Mayıs öncesi harika bir bayram hediyesi, enerjisi, mutluluğu oldu. Anne Feyza Batallı çok çalışkan, çalışmayı çok seviyor, hergün geç saatlere kadar işinin başında olmak ona hiç zor gelmiyor, aynı tempoyla devam diyor. Ama gönlünde sosyal katkılar da da bulunmak, kimsesiz, kızlarımızı eğitmek, meslek sahibi yapmak da var. Doğru bir STK ile topluma yararlı paylaşımlarda bulunmayı çok istiyor. Bu güne kadar hiç vakti olmamış ama şimdi, tüm aile yanında olduğu için, biraz zaman ayırabilmeyi umut ediyor.

Berkay Batallı Lütfi Kırdar’da tüm ekip, ailesi ve öğrencileriyle katıldıkları fuarda

Çocuklar  da biraz anneleri dışarıda da olabilsin, hem kendisi için, hem sosyal sorumluluk almak için  çalışmalara katılsın istiyorlar.Kagider’e başvuruyu oğlu Berkay yapmış. Herhalde annesi için böyle bir girişimde bulunan ilk erkek.Berkay kısa süre önce askerliğini yapmış dönmüş. Berkay’ın arzusu,kadın istihdamı, eğitimi, girişimciliği için çalışmak, yol göstermek, çözüm olmak. Bir de kurumsal şirketler için kaliteli,farkındalıkları olan, mavi yakalılar eğitimi vermek.Her alanda verilecek eğitimlerde önemli olan kaliteli ve kurumsal yapıya uygun elmanlar yetiştirmek.

Feyza hanım öğrencilerin yaptıkları bir çalışmayı gösteriyor.

Royal grubun en önemli özelliklerinden biri eğitim verdikleri herkese iş garantisi veriyorlar. Ayrıca İşkur ile de çalışıyorlar. Çok özel bir aile, kadın için girişimcilik için, kurumsal kaliteli eleman için çalışıyorlar, çalışıyorlar. Önümüzde ki günlerde de Pendik de yeni bir bina da da çalışmaya başlayacaklar. Şu an da da iki şubeleri var. Güzellik Salonları için makine ithalatı da yapıyorlar. Baba da bu işin başında.

Güzel genç kız Benay psikoloji mezunu o da annesi ve kardeşi gibi eğitim veriyor, yönetici olarak çalışıyor. O da çalışmayı çok seviyor, tek sıkıntısı, ailece bir araya geldiklerinde özel saatlerde bile hep iş konuşuluyor olması. Bu hem çok yararlı oluyor, ama biraz değişiklikler de istiyorlar.Bu çok çalışkan ailenin annesi uzun yıllardır, işinin başında çok mutlu , çok gururlu. Olmasın mı 25 yıl emek verdiği işini, şimdi de kocası ve çocuklarıyla paylaşıyor olmak, sağlıklı ve güvenilir büyümek, kurumsallık çalışmalarını başlatmak, hepsi çok güzel çalışmalar. Bu çok özel girşimci aileyi kutluyorum, bir an önce Kagider grubu içinde görmek,daha iyi tanımak, için, sabırsızlanıyorum.

Feyza hanım çok sevdiği değer verdiği ailesi, öğrencileri ve çalışanları ile

Başarısının Sırrı Sevdiği İşi Yapmak

VİLLA PAMİR FARKI                            Çok sevdiğim, çocukluk arkadaşım, Pamir (Vefkioğlu) üniversite sınavlarına girerken ne okumak istediğine kesin karar vermişti. İstediği bölümü kazandı ve çok severek, isteyerek okudu, mezun oldu. Aynı zamanda,  inşaat mühendisi babasının arzusunu da yerine getirdi. Pamir hep iç mimar olmak istemişti, babasının iç mimar ol ama  mimarlık oku, önerisini de dinleyerek   Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde Mimarlık okudu.

 İlk iş hayatına başladığı günden itibaren de farklılığını, başarısını hemen gösterdi. Çünkü gönlünün sesini dinlemiş, mesleğini  öyle seçmişti.Gönül koyduğu işinde; çok sabır, itina, emek ve zevkle çalışınca çok başarılı oldu. Harika bir ev hanımı olan Pamir, annesinin bütün becerilerini, hünerlerini, titizliğini, mükemmelliyetçiliğini aldığı gibi ona kendi beceri ve zevklerini de kattı.Her zaman yaşadığı evlerini çok özel zevkiyle döşedi, ruhunu yansıttı, bu mekanlarda,  hep çok konuşulan davetlerine, kendi elleriyle hazırladığı yemeklerle donattı.                                                                                 Hiç aklımızdan çıkmayan, genç kızlık dönemlerimizde , annesinin  muhteşem  sofralarını yemeklerini, şıklığını  Pamir her zaman kendi sofralarına, evlerine taşıdı. Pamir,  hem çok zevkli , hem çok mükemmelliyetçi ve dikkatli  olmasının verdiği özelliklerle işinde hep çok başarılı ve özel oldu.

Sevgili Pamir ,sezgileri  kuvvetli ,  hassas , duygulu, sanatçı kişiliği ile de, müşterilerini, çok iyi anlayan onları mutlu edecek çözümleri , öneren  yol gösterendir. Hem de çok büyük, sabır hoşgörü ve anlayışla, hiç acele ettirmeden hep müşterilerinin, zevklerinin, beğenilerinin  yanında olur. Onun için de, Pamir’in  müşterileri ile ilişkileri hiç bitmez, hep senelerce,  ailenin diğer fertleriyle,de çocuklar büyüdükçe de, çocukların evleriyle de devam eder.  Çoğu müşterisi de zaman içinde vazgeçilmez aile dostları olmuştur.                                                                                               Her zaman çok iyi bir anne ve eş olan sevgili arkadaşım lise yıllarından beri, hep ne istediğini net olarak, algılayan,ve bilen oldu. Hiç tereddüt etmedi. Hep net ve tüm gönlüyle istedi, ve her istediğini hem gerçekleştirdi, hem çok başarılı oldu. Hep yüksek enerjiyle ve tutkuyla çalıştı. Her yaptığını çoşkuyla, hissetti,  yaşadı, yaşattırdı. Tüm projelerin de de bu enerjiyi, tutkuyu, çoşkuyu gösterdi. Bütün bu özellikler onu işinde de farklı bir başarıya götürdü. Genel de proje aşamasında başladığı bütün işlerde, çok başarılı bir ev ve iş kadını gözüyle, önerileri, çözümleri her yaptığını güzel ve şık olduğu kadar, kullanım konusunda da mükemmel yaptı.

Yaptığı her iş de en iyiyi yapmak için yola çıktığı için kalite, sağlamlık, rahat kullanım ve şıklık, her zaman bir arada oldu. Benim  için mobilya dekorasyon deyince koşulsuz sadece Pamir var. Evimdeki, aileden kalma  vazgeçilmez eşyaların, dışında herşeyim onun eseri. Ama yaptığı herşey o kadar iyi ve güzel ki hiç değiştirmek, yenilemek gibi bir isteğim  olmuyor. Sadece yüzleri değişiyor, cilaları yenileniyor, yerleri değişiyor. Pamir 1984 den beri  Ali Rıza Çarmıklı’nın isim babalığıyla Villa Pamir markasıyla çalışıyor. İlk kez  Maçka’da sonra Nişantaşı’nda açtığı   mağazasını sonraları  Bağdat Caddesine taşıdı.

Pamir’le 1988’de bir ortak arkadaşımızın evinde

Nişantaşın da mağazasını açtığı ilk günleri, ilk heyacanları yaşadığı dönemlerde, benimde  ilk showroomumu açtığım günlere denk geldi. İkimizde bambaşka umutlar ve hayallerle işimize sarılmıştık. İlk showroomu mu da, o günlerde yenilediğim ofisimi de, Pamir yapmıştı. Özel vitraylı aynalarla kaplı showroom, ofisimdeki hem yazıhanem hem de toplantı masası olarak kullandığım, özel dizayn, masam, kuşlu koltuklarım, kırmızı kumaş kaplı benim koltuğum, hepsi çok güzel ve harika olmuşlardı. O günlerde ev tekstili sektöründe,showroom pek bilinen, kullanılan birşey olmadığı için çok ilgi görmüş ve beğenilmişti. Ofisin ve showroomun bulunduğu, sıradan bir zemin kat, Pamir’in eli değince bambaşka olmuştu. O dönemlerde yeni yeni Türkiye’ye gelen tüm yabancı markaların, Printemp, Carrefour, Metro’nun hep ilk tercih ettikleri, ev tekstili imalatçısı olmam da bu şık showroomun da çok etkisi olmuştur sanırım.

Pamir önce Maçka ve Nişantaşı’ndaki mağazasında  çok özel müşterilerine değerli dekorasyon ve mobilyalar yaptı. Sürekli Avrupa ve Amerika daki fuarları takip etti. Çok zarif,  aksesuarları ithal ederek mağazaların da satışa sundu.Kendi stilini, beğenisini müşterisinin istekleri yönünde en güzel hale sokmakta  her zaman çok başarılı oldu. Sonra Mağazasını Bağdat caddesi Sahil  yoluna, taşıma kararı aldı. Önce Çiftehavuzlar da şimdi de Kızıltoprak, Fenerbahçe arasında caddede  çok keyifli ve şık mağazasında hizmet veriyor.

Klasik, dömi klasik, provans, şimdide kızı Perim Leyla ile minimal, modern çizgide de ruhunu , gönlünü, sevgisini, çoşkusunu yansıtmaya devam ediyor.                                                                                                                                               Perim Leyla’da, çocukluğundan beri hayranlıkla izlediği, annesinin izinden gitti. Domus Academy’ de mimarlık eğitiminin ardından Giugiaro Architettura’ daki deneyimleri ile tasarım dünyasına farklı bir perspektif katan başarılı çizgisiyle  P.V.P(Pamir ve Perim) adıyla  proje bazlı çalışmaların yanı sıra kişiye özel tasarımlar da yapmaya başladı. Leyla önceleri Kanyon da özel tasarım ve ithal aksesuarlar satan çok farklı şık bir mağaza açtı, kendi tarzının farkını, özelliklerini  mağazada ki seçimleriyle anlattı.  Daha sonra da anne kız, çok güzel bir işbirliği ve sinerji içinde çalışmaya başladılar.

 Perim hakikaten bir peri kızı, bütün güzelliğinin, yeteneklerinin yanında ,o kadar zarif ve duygusal ki sanki hiç bu dönemin genci değil. Bu çok özel iç güzelliği, zaten dış güzelliğine her zaman  yansıyor, ve onu çok daha değerli kılıyor. Her zaman favori gözdelerimden  olmasının, yanında çok sevdiğim, çok özel bir genç ve işinde de  farkını hemen belli ediyor.Leyla ile cocukluğundan beri her beraberliğimizi unutulmaz yapan o çok güzel gözleri, zarifliği tarzı ile çok da keyifli, çok özel.                                                                       Bir  Roma buluşmamız var ki tüm seyahatin en güzel anları onunla yaşadıklarımız oldu.

Lise arkadaşım, Pamir’le öğrencilik yıllarımız, iş hayatımız da ilk senelerimiz, çocuklarımızın küçücük olduğu yaşlardaki koşuşuturmacalarımız, hep çok güzel anılar. Arkadaşımın başarılarıyla,ilk gününden beri  çok gurur duydum, çok mutlu oldum. Pamir, çok özel bir insan ve tasarımcı,ailesi ile Leyla ve sevgili eşi can yoldaşı Umut’la uzun senelerdir, Villa Pamir’in olmazsa olmazı sevgili ablası Tülin’le müthiş bir ekip ve aile.

Birkaç sene önce Bodrum Göltürkbükünde kendileri için yaptıkları evlerini  gördüğümde,Pamir’in ve ailenin keyifle yaşayacağı olağanüstü güzel bir evi hep beraber sevgiyle yarattıklarını anladım. Bodrum’un dokusuna çok yakışan Provans tarzı ev muhteşem güzel ve davetkar olmuştu. Pamir’in ve tüm ev halkının  ev sahiplikleri ile harika bir Bodrum evi. Hem Bodrum Türkbükü’nün en güzel sahil ve plajına, hem en güzel manzarasına hakim evin bahçesi de, peysajıyla , bitkileri ile  çok özel oldu. Bu kadar güzel evde Pamir’in ağırladığı konuk olmak da, gerçekten keyiflerin en güzeli. Her şeyin en güzeline layık arkadaşımı, kutluyor, huzurla, mutlulukla nice güzel yıllara sevgiyle diyorum.

Çok Değerli Dostluklar ve Saime Yardımcı

Sevgili Saime Yardımcı nın, tanıştığım günden beri hayatımda çok farklı ve değerli bir yeri oldu.Kendisiyle, ilk kez Garanti Bankasıyla  Kagider’in birlikte düzenlediği Konya 5 il,           5 zirvede tanışdım.Daha sonra da bizleri Konya’ya davet ettiği, Konya İş Kadınları KİKAD’ın  düzenlediği İş Hayatında Hoşgörü etkinliklerinde, ikinci kez biraraya geldik.
Çok güzel bir organizasyondu.Saime Hanım her ikisinde de harika ev sahipliği yaptı, hepimizle ayrı ayrı ilgilendi, ağırladı.Çok sevdiğim bir arkadaşımdan yeni öğrendiğim tırnağına kadar hanımefendi, sözü, Saime Hanım için söylenecek çok güzel sıfatlardan sadece bir tanesi olabilir.Sonra birbirimizle çok güzel paylaşımlarımız beraberliklerimiz, yolculuklarımız, çok özel sohbetlerimiz oldu. Bir çok güzel ortak keyfimiz, beğenilerimiz olduğunu  tesadüfen beraberce keşfettik, yaşadık.                                                           Saime Hanım’la İstanbul’ daki evlerimiz de çok yakın.Fenerbahçe’de ki güzellikleri, doğayı, sosyal kulüpleri,mekanları  beraberce ve kolayca  paylaşma şansına sahibiz.
Saime Hanım’ın yakını, dostu, akrabası,  çok değerli birçok insanla tanışma dost olma şansım da oldu. Çok değerli tarihçi MÜFİT EKDAL bey ve eşi Celile hanımla da tanışmamız, çok keyifli sohbetler, tarihte yolculuklar yapmamız da yine onun  sayesinde gerçekleşti.Çok sevdiğim bir arkadaşım,  Yonca Ebüziya ile de yine onun sayesinde tekrar biraraya gelme fırsatım oldu.
 Fotoğrafta Saime Hanım’ın Konya Meram daki bağ evinde Kagierli arkadaşlar, Nur Artıran Yonca Ebuziya hep beraberiz.
Konya’yı Konya kültürünü, Meram’ı oradaki çok hoş yaşantıyı, görerek, dinleyerek, harika meyva kurularını, yemeklerini tadarak hep Saime Yardımcı sayesinde öğrendim ve hayran oldum.
Saime Hanım, bu değerli kültürü aktarmak paylaşmak, hem de çok sevdiği eşi değerli iş adamı NAZİF YARDIMCI’nın aziz hatırasını, yaşatmak için çok özel bir kitap hazırlamış, KONYA’DA ASIRLIK BİR ÇINAR.                                                                                                      Kitabın önsözünde Prof Dr. Sema Karacığan Belli, Mevlana’nın bir sözüyle başlamış.            Bu Sen anılması  güzel olan söz ol,                                                                                               Çünkü insan, kendisi hakkında söylenen sözlerden ibarettir.                                                                                                                                        Konyalı aileleri bir asırlık geçmişlerinden alıp bugünlere getiren bu kitapaki anılar, resimler, gazete ilanları,davetiyeler, hikayeler sizi bir maceradan bir maceraya sürükleyecek.          Ve bir güzel söz kalacak hafızalarımızda, tıpkı Nazif Yardımcı gibi…………….diyor.
Baktıkça okudukça o dönemleri yaşar gibi oluyorum. Benzer resimler, hem de çok benzerleri bizim aile albümlerimizde de var, ben de bir çalışma yapsam ne kadar iyi olur diye, içimden geçiriyorum.                                                                                                       Yemek kitabı ise Konya Lezzetleri kültürü için bambaşka güzel bir hazine, çalışma.BAĞ EVİNİN ASIRLIK YEMEK SIRLARI .Bu iki kitabı ve asırlık yaşantıyı aşağıda çok değerli iki röportajdan aktardım. 
Senelerdir Tasavvuf Kültürünü, ne kadar anlamaya çalışsam da, daha iyi anlama yolumu da Saime Hanım açtı. Konya’da tanıştığımız çok değerli mesnevihan, araştırmacı, yazar, NUR ARTIRAN  ile sohbetler yapma ve devam ettirme şansım oldu.Nur hanımla da ilgili sizlerle çok paylaşacağım şeylerim var.                                                                                 Hepsini  daha yazamadığım çok değerli ilkleri hep Saime hanımla  başlattım. Geçtiğimiz ay yine arka arkaya çok değerli ödüller aldı, konuşmalara katıldı. Unesco’nun  Barış ve İnsan Haklarını Destekleyen İş Sahibi Kadın ödülü, Orta Doğu Üniversitesinde Öğrencilerle Buluşma,
Çok değerli ve sevdiğim yazar; padişah V. Murat’ın torunu  Kenize Murat’ı ağırlama, daha niceleri….     Hep böyle demek zorunda kalıyorum, ama diğer yazılarımda ki  başarılı özel insanlar gibi, Saime Hanım’ı da  anlatmak için  kitaplar yetmez, hepsi çok değerli, başarılı, sadece kendisi için değil, toplumlar, gençler, kadınlar,insanlık, doğa, barış,evren,  mutlu günler için çalışan  güzel insanlar.           Bazı dostluklar gerçekten hayatımızda dönüm noktaları olabiliyor. Çok farklı şeyler öğrenip,hayatınıza yepyeni bir yön verebiliyorsunuz. Aşağıda Gonca Ergun’un 11 Nisan 2012 de Meltem Kurtsan ve Harika Oryantason  yazımın yorumunda yazdıklarından yaptığım alıntıyı paylaştım.
                                                                                                                                             
“Kagider in en geç üyesi olmama rağmen sizi çok kıskandım, Kagider’e dair yaşanmışlıklarınız ve anılarınız kıskanılmayacak gibi değil. Bunun yanında kendimi çok fazla geç kalmış saymıyorum, en kısa zamanda Kagider’e ait birçok anı ve tecrübeye sahip olacağıma, birbirinden eşsiz ve idealist üyelerle eşsiz deneyimler yaşayacağıma eminim”
Evet kıskanılacak dostluklar, paylaşımlar, ama Gonca’cım sende tüm yeni Kagider üyelerimizde,isterlese  çok kısa sürede bu dostlukları kazanma şansları var, 
Sevgili Saime Yardımcı’yla dostluğumu  birazcık, ucundan kenarından anlatmaya çalıştım.Sizler için aşağıya iki güzel röportaj ekledim. Biri Vedat Milor yazısı, diğeri de hayat hikayesinin kendi anlatımını içeren röportajı.
Ben de yarın kendisiyle çok özel bir kahvaltıda, yabancı konuklar ve Nur Artıran’la olmak için heyacanlandığımı söylesem kıskanmazsınız değil mi…. sizler için yarın haberler, fotoğraflar  yollamaya çalışacağım. Sevgiler, sevgiler
VEDAT MİLOR’UN RÖPORTAJI 19 ŞUBAT 2012

Gönülsüz Yapılan Aş Ya Karın Ağrıtır, Ya Baş

Bu Konya sözü Saime Yardımcı için geçerli değil. Çünkü ona göre sevdiği insanlar için yemek hazırlamak külfet değil, sevgi gösterisi. Üstelik bu yemekleri bir kitapta toplamış


Saime Yardımcı bu kitap ile gelecek kuşaklar için yararlı bir eser yaratmış.

Baba, baba, annem neden bunu bize yapmıyor? Çok güzel bu. Çok güzel. Harikulade.”
“Biliyorsun annenin vakti yok kızım. Zor yemekleri hazırlayamaz.”
“Ben doğduktan sonra öyle oldu di mi baba? Sen öyle diyorsun. Eskiden yaparmış. Peki bir gün benimle hiç oynamasa ve dersime yardım etmese yapar mı?”
“Bir şeyler yapar ama bunu yapamaz kızım. Beceremez.”
“Amerikalı olduğu için mi? Sadece Türkler mi yapabilir bu yemeği?”
“Türklerin de çoğu yapamaz kızım. Konyalı hanımefendiler yapar. Rahmetli Handan ninen yazın vişne zamanı yapardı ve benim en sevdiğim tatlı idi. Saime hanımın da çok iyi yaptığına eminim. Hatırlıyor musun, yazın bize misafirliğe geldi?”
6 Mart’ta 10 yaşında olacak ve son derece iştahsız bir çocuk olup hayatta yediği yemeklerin toplamı 10’u geçmeyen Ceylan Handan’ın gözleri parlıyor:
“Gene gelirse yapar mı bize?”
“Olmaz kızım. Misafir umduğunu değil bulduğunu yer belki ama misafire yemek yaptırılmaz. Ama yazın Konya’ya gidersek buluruz….”
Gözleri parlıyor kızımın.
Benim ise gözlerim kamaşıyor.
Sadece vişneli tirit resmine bakarken değil.
Saime Yardımcı hanımın “Bağ Evinin Asırlık Yemek Sırları” kitabının her sayfası gözümü kamaştırıyor.
Hanımı yakalayıp ona da fotoğrafları gösteriyorum. Gösteriyorum ki Ceylan’la pişirmeye başladığımız Konya projemizi sabote etmesin.
“Bak” diyorum, “bunca yer gezdin dolaştın, kuzu eti-tahıl-süzme yoğurt üçlüsünden bu kadar çeşitli ve lezzetli yemekler çıkaran başka ülke var mı?”
Sonra da ekliyorum biraz duygusallık katarak: “Fransız mutfağında Lyon yemeklerinin yeri ne ise bizde de Konya odur. Anadolu mutfağının merkezi denebilir Konya’ya.”

Hanım böreklerden, kızım ise hoşaflardan gözünü alamıyor
Sonra onun ağzını sulandırmak istiyorum:
“Bak trüf mantarının bir cinsi Konya’da da var. Domalan. Yetiştirilmesi mümkün değil. Saime hanım kuşbaşı koyun etiyle bir tarifini veriyor. Bak kitapta ekşili kabak da var. Saime hanımın bizzat elinden yedim Meram bağlarında, değil Michelin yıldızları gökteki bütün yıldızlar yetmez. Bak, ayva dolması ve kayısı yahnisi. Rahmetli dedem Tahir Milor çok severdi ama ben de senin gibi köfte ile patates kızartması ve makarna dışında bir şey yemezdim 10-12 yaşlarına kadar. Hele hele şu tirit yemeklerine bak. Sen bunları yersen Konya’ya yerleşmek istersin valla. Şu sündürme denen tiride bak. Küflü Tulum ile yapılır. Gerçek Konya küflü tulum rokfordan lezzetlidir çünkü mağarada, doğal ortamda küflenir. Etli ekmeğin küflü peynirle yapılanı da vardır. Bir de şu tarhun çorbasına bak. Sen çok seversin ve ‘tarragon’ dersin bizim tarhuna. Konya’da çok sevilir terhun. Rahmetli dedem bunun yahnisine meraklıydı. Kemikli yağlı koyun eti ve nohut olurdu içinde. Saime hanımın kitabında tarhun yahnisi yok ama gerdan etli tarhun çorbası var. Ben de bunu bilmiyorum.”
Eşim Konya mutfağına çok uzak değil. Kazasker’deki Konyalılar Etli Ekmek İstanbul’da en sevdiği lokanta. Onların etli ekmeği ve fırın kebabı bizim hanımın hep gözünde tüter. Ama çiçek bamyadan yaptıkları gerçek Konya bamya çorbasını içmişliği, gerçek Konya ev eriştesini yemişliği de var.  Ayrıca Konyalılar Etli Ekmek’te iken künefe-münefe istemez, sacarası tatlısı ile bitirir yemeği hanım.
Ama onun da gözleri kamaşıyor Saime Yardımcı hanımın kitabındaki çorbaların, etlerin-sebzelerin, pilavların, böreklerin resimlerine baktıkça… Hoşaflar ve şuruplar-şerbetler ise daha çok Ceylan’ın ilgi alanı. Ben ise gözümü reçellerden ve meyve-sebze kurularından alamıyorum.

Tariflerin hakkını vermek için iyi malzeme, kalaylı bakır kap şart
Hanım “Konya’da şarap yapılıyor mu?” diye soruyor. Bağ Evi olduğuna göre üzüm var, şarap olmalı! Meram bağlarının ne olduğunu soruyor.
Ben de ona Mecidiyezade Tahir efendinin torunu dedemlerin ve Karahafiz-Ulusan ailesinden babaannemlerin yazları oturduğu Meram bağlarının tarihçesini anlatıyorum bildiğim kadarı ile.
“Yazık, peder her şeyi sattı ve Konya ile bağları kesti ama Meram bağları Türkiye’nin en aydın yazlık semtlerinden biridir. İstanbul’un lüks denen semtleri gibi yarı taşralaşmamıştır. Konya mutfağı nasıl incelmiş ve kompleks bir mutfak ise Konya kültürü de derinliği olan, hoşgörülü ve aydın bir kültürdür.”
Saime Yardımcı hanım bu kültürün en güzel ifadesi. İnce, zarif, duyarlı, bilgili ve görgülü bir hanım. Onun yaşamında ailesi, dostları, sevdiği insanlar için yemek hazırlamak bir külfet değil, bir sevgi ve aşk göstergesi olmuş. Konyalıların hep dediği gibi “Gönülsüz yapılan aş, ya karın ağrıtır ya baş”. Ya severek yapılan aş? Saime hanımın dili ile konuşalım: “Teknolojinin bir canavar gibi zamanı tüketmediği o günlerde, yemek saatlerinde tatlı bir telaş yaşanırdı. Çünkü yemek ruh ile pişer, sevgi ile demlenir, aşk ile sunulurdu.”
Ne büyük bir şans ki bizim için Saime hanım bu sevgisini bizlerle, hepimizle paylaşmaya karar vermiş. Ama unutmamamız lazım ki bu kitaptaki her biri altın değerindeki reçetelerin hiç biri basit bir reçeteye indirgenemez. Onlar hakkıyla hazırlamak için malzemenin iyisini bulmanız, kalaylı bakır kaplarda pişirmeniz şart. Yoksa gerçek Konya yemeği değil, taklitlerini yapmış olursunuz.
Ne demeli? İyi yemek hazırlamak ve yemeyi bilmek bir kültür ve ruh zenginliği göstergesidir. Tarih bilinci olmayan toplumlar zengin bir yemek kültürüne sahip olsalar da onu yaşatamazlar.
Saime hanım gelecek kuşaklar için de yararlı olacak önemli bir eser yaratmış. İnşallah bu eseri satın aldıktan sonra müzeye kaldırmaz ve ziynet eşyası gibi gelecek kuşaklara aktarırız.

Gözlerimi yaşartan kitap

Not: Konya tarihi ile ilgili iseniz Saime Yardımcı hanımın ülkemize armağan ettiği “Konya’da Asırlık Bir Çınar” kitabından da bahsetmek isterim. Aileler elbette ki toplumun en önemli unsurunu adeta bel kemiğini teşkil eder. Saime hanım ülkemizin sosyal tarihine önemli bir katkıda bulunmuş, bazıları Mevlanasoyundan gelen Konya’nın ileri gelen 88 ailesinin şeceresini çıkarmış. Kitapta Mecidiye Medresesi ve Mecidiye Hanı kurucusu hayırsever Mecidiyezade Tahir Paşa’nın torunu dedem Tahir Milor ve kendi adını taşıyan Karahafiz Medresesi Müderrisi, Milli Mücadele Kahramanı ve Atatürk zamanında dört dönem mebusluk yaparak Konya’yı temsil eden Karahafizzade Mustafa Ulusa’nın kızı babaannem Handan Milor’un kucağında kendi bebeklik resimlerime bakarken gözlerim yaşarmadı diyemem..

Şefika Funda KÜÇÜKKONER’den çok güzel bir röportaj ve Saime Yardımcı’nın kendi anlatımı ile hayat hikayesi
İlkokulu, yeri şimdi çocuk parkı olan, Çukur Mektep’te, ortaokulu da Karma Orta Okulu’nda tamamladı.  1961 yılında Kız Lisesi son sınıfta iken, Nazif Yardımcı Bey’le evlendi.Sosyal faaliyetlerde aktif görevler üstlendi. Türk Anneler Derneği kurucu üyeleri arasında yer aldı. Konya İş Kadınları Derneği Kurucu Başkanlığında bulundu. Hâlen her iki derneğin de başkanlığını başarı ile yürütmektedir. Ayrıca, Selçuklu Belediyesi Kent Konseyi Üyesi’dir.
Yardımcı Beton,  Yardımcı Prefabrik ve Yardımcı Pazarlama ve İnşaatları Yönetim Kurulu Başkanıdır.
İçinde bulunduğumuz yıl,  onun Konya yemekleri ile ilgili kitabının ikinci baskısı yapıldı.
Konya kültürüne bağlı bir insan olarak tanınan Saime Yardımcı iki kız, bir erkek ve dört torun sahibidir.   Kitap çalışmaları devam etmektedir.Saime Hanımefendi ile geçen ramazan bayramından hemen sonra hazırlamakta olduğumuz bir makale için gazetede bir araya gelmiştik. Kendisinden Türk Anneler Derneği ile ilgili bilgi almış ve o gün Meram’daki bahçelerinde kendileriyle bir röportaj yapmak üzere sözleşmiştik. Aradan bir hayli zaman geçti. Kurban bayramından iki gün önce Meram’da bir araya gelmek üzere telefonda anlaştık.
Saime Hanımefendi bizi güneşli pırıl pırıl bir havada Meram’daki bahçelerinde karşıladı. Ev sahibesi oruçlu ağzıyla büyük bir misafirperverlik göstererek, bizden bir-iki saat önce gelip, misafirleri üşümesin diye sobayı ve şömineyi yaktırmış. Önce, yıkılmaya terk edilen Avukat Tevfik Efendi’nin köşkünün resimlerini çektik.  Bu tarihi ev, Meram’da tabiatın tahripkâr tesirlerine direnen son eser. Daha niceleri böyle yok olup gitti. Biri birinden muhteşem o çelebi konaklarından da eser kalmadı. Belki bu da bir çelebi konağı idi. Araştırınca ortaya çıkacak. Okumaya devam et

Çok Değerli Ödüllerin Sahibi Gururumuz Berna İlter

Sevgili Berna müthiş bir girişimci ona ödül dayanmıyor, her aldığı ödül birbirinden değerli.                             Uzun süredir biraraya gelmeye çalışıyoruz.Berna’nın devamlı seyahatleri var,ayrıca Kayseri’de yaşıyor,hayat çok hızlı akıyor, bu nedenle bir türlü beceremiyoruz.         Ama spontane beraberliklerimiz zaman zaman oluyor. Onu ilk tanıdığım günden beri, gördüğüm en önemli özelliği, az konuşan, iyi dinleyen biri oluşu.  Berna yı Kagider’e ilk üye olduğu günlerden beri tanıyorum, birbirimizin hep takipçisi olduk. Ben başarılarıyla hep gurur duydum, haber yazılarımda hep Berna var. Bugün de onu,biraz ortak arkadaşımız sevgili Transtaş’ın sahibi, Berna Akyıldız’dan,  biraz medyada ki haberlerden,  biraz kendi duygu ve düşüncelerimle  yazmak istedim. Aşağıdaki güzel röportajda da kendi anlatımı var, paylaştım.

Berna çok araştırmacı, çok hızlı davranıyor, ülkelerin ekonomik, siyasi yapılarını inceleyip, hemen karar verip, hemen düşündüğünü uygulamaya geçirenlerden. Aklına koyduğunu yaparken de son derece şeffaf, hızlı ve samimi.Son derece de pratik düşünenlerden.Böylece iyi ilişkiler kuruyor,başarılı oluyor. Çok cesur, çok çalışkan, sevgi dolu, çok da genç.Aşağıda kendi anlatımından girişimcilik öyküsünü okursanız, nasıl, cesur ve girişimci ruhlu olduğunu anlayacaksınız.

Her zaman kadın için, ülkesi için çalışmayı görev sayanlardan. Evli ve bir kızı var, ailesi ve çocuğu da hep çok değerli ve hayatının önceliklerinden.Kagider’de çoğumuzun yatağı Berna’dan çünkü ilk çok özel, kaliteli hijyen,trendy ve ergonomik yatakları o yapıyor.Her zaman panellere, konferanslara başarılı örnek girişimci kadın olarak katılıyor, paylaşıyor.

Berna İlter, 9 Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi İngilizce İşletme 1996 yılı mezunu..
– Londra Metal Borsası’nda “Uluslararası Finans, Metal Ticareti, Futures& Options” konusunda eğitim aldıktan sonra, BRN Uluslararası Danışmanlık ve Dış Ticaret Limited Şirketi’ni 2001 yılında kurdu.
– Birçok firmaya uluslararası pazarlama ve dış ticaret danışmanlığı yaptığı süreçte Tanzanya, Kenya, Nijerya ve Nijer gibi pazarlarda Türk ürünlerini tanıttı. Tanzanya’ya mobilya, Nijerya’ya çelik kapı sattı.
– 2006 yılında ODTÜ İnşaat Mühendisliği mezunu eşi Mustafa İlter ile birlikte 800 metrekarede 10 kişiden oluşan bir ekiple başladıkları yatak üretimi, yine aynı yıl sonunda 2 milyon 100 bin dolarlık bir ihracat rakamına ulaştı.
– Bugünkü ihracatı 20 milyon dolar (Türkiye’nin toplam yatak ihracatı ise 46 milyon dolar).
– Dünyadan 5 kıtada 500’den fazla satış noktasında BRN markalı ürünleri satılıyor.. Mobilyanın merkezi İtalya, tüm Avrupa ülkeleri, Benelüks ülkeleri, Kuzey Amerika, Kuzey Afrika ve Ortadoğu bu satış noktalarının bulunduğu bölgeler arasında..
– Kayseri’de 24 bin metrekarelik bir alanda kurulan Türkiye’nin en büyük ve en modern üretim tesislerinden biri olan fabrikasında sektörün trendlerini belirleyen ürünlerini tüm dünyaya ihrac ediyor.
– Halen BRN Yatak Türkiye’nin yatak ihracatının lider firması…
– Türkiye pazarına yenilikçi ve alternatif satış kanallarıyla girecek… Tüm dünyaya gerçekleştirilen ihracattan edindiği tecrübeyi, iç pazarda Türk tüketicisine sunmayı hedefliyor.
– Sektörde kadın titizliğini yansıtan hem geleneksel hem yenilikçi hem de farklı ürün gamıyla sağlığı, hijyeni ve kaliteyi ön planda tutuyor..
– Berna İlter, Kayseri Sanayi Odası’na seçilen ilk kadın meclis üyesi…
Ödüller…

BRN Yatak…

– Avrupa İş Ödülleri’nde (European Business Awards) “Yenilikçilik, Inovasyon ve En İyi Uygulamada” 15.000 firma arasından finale kalarak Avrupa’nın en başarılı 10 girişimcisi arasına girdi ve “Ruban D’Honneur 2011” nişanına layık görüldü.

– BRN Yatak, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Harvard Üniversitesi bünyesindeki AllWorld Network tarafından belirlenen Türkiye’nin en hızlı büyüyen 25 şirketi arasında yer aldı.

– Yine Dünya Gazetesi, DHL ve Akbank işbirliğiyle hazırlanan 2009 Türkiye geneli “İhracatın Yıldızları” yarışmasında “Yeni Pazarlama Ulaşma Başarısı” konusunda ödül aldı.

– 2009 Kayseri Sanayi odası Özel Ödülü “Krizde Ihracat ve Istihdamı Artırma ve Yenilikçi Ürünler”…

– 2007 yılında Garanti Bankası ve Ekonomist Dergisi tarafından Türkiye’de ilk kez düzenlenen “Türkiye’nin Kadın Girişimci” Yarışması’nda Türkiye birincisi seçildi.

– 2006 yılında Kayseri Ticaret Odası tarafından “2006 Yılı Başarılı Genç İhracatçısı” seçildi.

– 2001 yılında Dünya Gazetesi tarafından “İllerin En Başarılı Kadınları” kategorisinde ödüle layık görüldü.

Kayserili Berna İlter’in Kayserili şirketlerin ürünlerini ihraç etme hevesiyle başladığı ticaret büyüdü, sanayiciliğe dönüştü. Yataklarda yayları presleyip, süngeri rulo yapan sistemlerle ‘navlun’ sorununu aşan İlter, 45 ülkeye yılda 20 milyon dolarlık yatak satıyor.

Berna, kendi anlatımıyla Sadi Özdemir ropörtajında

KAYSERİLİ Berna İlter İzmir’de işletme okuyup döndüğü kentinde “Kayserili firmaların ürünlerini ihraç etme hevesiyle” girişimci oldu. Önce, başka firmaların ürünlerini alıp, ihracat yaptı. Sonra yatak üretimine başladı. İlter, farklı ülkelerin vatandaşlarına göre yataklar üreterek 45 ülkeye yılda 20 milyon dolarlık ihracat yapan bir sanayicisi olmayı başardı. Bu yıl iç pazara girme kararı aldığını söyleyen Berna İlter, önce Türk tüketicisinin ‘nereden yatak almak istediğini’ araştırıyor. Kayseri’de 24 bin metrakerelik fabrikasında 249 kişilik istihdamla yatak üreten BRN Yatak Baza Ev Tekstili San. Tic. Ltd. (BRN Yatak) Yönetim kurulu Başkanı Berna İlter, şöyle başlıyor öyküsünü anlatmaya:

/_np/0560/15670560.jpg

Annem Hatime Hanım emekli öğretmen, Babam Nazmi Bey de emekli assubay. İzmir’de İngilizce işletme okudum. Uluslararası finansa merak sardım. Ailenin tek kızı olarak mezuniyetten sonra Kayseri’ye döndüm. O dönemde yeni özelleştirilmiş Çinkur’da çalışmaya başladım. İhracat birimi kuruyorlardı ben de orada başladım. 3 yıl Çinkur’da çalıştım. Metal üretiliyordu ama fiyatları Londra Metal Borsası belirliyordu. Futures ve options piyasaları araştırdım ve fiyatları hedge etme yollarını öğrendim. Beni Londra Metal Borsası’na gönderdiler. Çinkur’a çok uygun krediler çıkarabildik. 24 yaşındayken metal sektöründe yaptıklarım duyuldu. Danışmanlık teklifleri geldi.

Danışmanlık ve dış ticaret

Çinkur kapanınca metal konsunda Özkoyuncular’a danışmanlık yaptım. Londra Metal Borsası işlemlerini yapıyordum, prim alıyordum. 2001 krizi patladığında ben BRN Uluslararası Danışmanlık ve Dış Ticaret’i yeni kurmuştum. Ya gidip Boydak Dış Ticaret’te çalışacaktım (çünkü o dönemde en iyi dış ticaret şirketi orasıydı) ya da yoluma devam edecektim. Kayseri’nin ürettiği ürünleri inceledim. Emaye tava, tencere, ocak, fırın (Afrika’ya yönelik), çelikkapı v.s. Tanzanya’da bir fuar buldum ve bu tür ürünleri alıp gittim. Mobilya ve çelik kapı sattım, 40 bin dolarlık bağlantı yapıp döndüm.

Komisyon yerine ‘al-sat’

Cesaretlendim ama komisyoncu olmak da istemiyordum. ‘Çelik kapı en iyi nereye gider, güvenliği en kötü ülkeler hangileri’ diye araştırdım. Nijerya’da karar kıldım. Kayseri ile Nijerya arasında çelik kapı ticareti başlattım. Nijerya’ya gittim ve ayrıca inşaat malzemeleri satanlarla konuştum. Çelik kapı satarken ahşap kapı, ardından koltuk istediler, inşaat malzemeleri de satmaya başladım. Ürünleri alıp kendim satıyordum. Çünkü ihracatta kalite çok önemliydi. Sonra Kuveyt’e Kayseri’den farklı ürünler göndermeye başladım. 2006’ya kadar böyle devam etti. Tanzanya’daki fuarda benden biri yatak kumaşı istedi. Kayseri’de kumaşı Boydak üretiyor. 25 sentlik farkla anlaşamadık. Sonra Avustralya’dan yatak kumaşı istediler. Boyteks’in kumaşlarını Avustralya’ya satmaya başladım. Polonya’dan da Avrupa’ya girdik. Yatak kumaşı isteyenler; yay, keçe de istemeye başladı. Bir süre sonra da bitmiş ürün talebi geldi.

Alman hijyen delisi Fransız yaylıda yatmaz ABD’li yumuşak sever

45 ülkeye yatak ihracatının sırrını da “Her ülkenin vatandaşı ne istiyorsa onu üretiyoruz” diye açıklayan Berna İlter, şu bilgileri aktarıyor:
Holandalı’lara çift kişilik satılmaz.
Almanlar için en önemli şey hijyen.
Fransızlar yaylı yatakta yatmaz.
ABD’liler çok yumuşak yatakta yatarlar.
İranlılar çok sert yatakta yatar. Hatta yaylar arasına takoz ve çift keçe koydururlar.
İngilizler, İrlandalılar yumuşak, dar ister.
Japonlar yere serebilecek yatak ister, rulo yapıp dolapta tutar.
Yunanistan’da keçe yasaktır, malzeme doğal olacak, pamuk olacak.
Ruslar, turuncu yeşil, mavi yatak ister, beyaz çok az satılır.
İran’da Bern adıyla 45 mağaza ürünlerimizi satıyor ama en iyi pazarımız Avrupa. Hollanda’da büyük bir depomuz, Belçika’da şirketimiz ve markamız var. İç pazara internetten başladık. Fırsat sitelerinden 4 günde 299 liradan 2 bin visco yatak sattık.

ABD’den sipariş alınca Boyteks destek verdi

KAYSERİ’de-ki sanayicilerin dayanışma ruhuna da gönderme yapan Berna İlter, şöyle konuşuyor: “Kanada’ya ihracat yapmaya başladım. Fason üretimde sorun yaşıyorum. Eşime gittim (kendisi inşaat mühendisi)  800 metrekarelik yer tuttuk. Eşim batabilecek parayı hesaplamış ve öyle ‘tamam’ demiş. 5 dikiş makinesi 2 kenar kapatma aldık. 10 da işçi. ABD’ye de üretmeye başladık ama 300 bin dolarlık kapitone lazım, paramız yok. Banka teminat mektubu vermiyor. O anda -Boyteks bana çok büyüklük yaptı. ‘Siz yapabildiğinizi yapın, kalan kısmını burada tamamlarız’ dediler. Ben o makineyi alana kadar Boyteks bana böyle destek oldu.”

Yatak kılıfı dikip ihracatı patlattı

BERNA İlter, şöyle devam ediyor: “Katalog hazırladım; dünyada kaç çeşit yatak varsa koydum. Almanya’da fuara katıldık. Çok büyük sipariş aldık. Hemen Kayseri’de 6 bin 500 metrekarelik yer tuttuk. Bitmiş yatak ihracatı zordu. Havaleli ürün. Özel pres yaptırdım yayları sıkıştırarak süngeri rulo yaparak 100 yerine 500 yatak sığdırdım. Avrupa’da işçilik yatak kılıfında yoğunlaşmıştı ve çok pahalıydı. ‘Kılıf ihraç edelim’ dedim. İngiltere’yle başladık, ihracatımız patladı. Kılıf işinde de çok büyüdük. Avrupa’da her yere ürün yapar olduk.”

Berna’yı  bu çok değerli ödüller için, çok iyi örnek girişimci kadın olduğu için, panellerde, konferanslarda, paylaştığı için defalarca kutluyorum. Her zaman Kayseri’nin, Türk Kadının,Dünya Kadınının başarılı örneği olmaya devam diyorum.

Eşiyle,kızıyla, sevdikleriyle,  gönlünce keyifli yaşamlar hep onunla olsun.

Meltem Kurtsan İle Çok Keyifli Bir Kahve Sohbeti


http://www.kure.tv/kultur/84-kahve-molasi/kahve-molasi-meltem-kurtsan/58-Bolum/89754/

Sevgili Meltem ile bir araya gelsek, bu kadar güzel bir sohbet etme şansımız olmazdı, çünkü iş, dünya yoğunluğu içinde vakitler o kadar kısıtlı ki, oradan oraya atlayan sohbetler de, hep sormak bilmek istediklerimizi değil, de o andaki akla ilk gelenler konuşuluyor.Halbuki benim Meltem’le ilgili yazmak, anlatmak isteyeceklerim onun kendi sesinden, ofisinde çok keyifli bir sohbetle gerçekleşiyor.Vaktiniz olduğunda sizde benim gibi çok keyifle ve ilgiyle seyredeceğinizi biliyorum.Yanınıza da kahvenizi almayı unutmayın.

Meltem Kagider’in de benim de ilk başkanım. Onunla çok güzel, çok motivasyonu yüksek, duygulu, heyacanlı, günlerimiz, çalışmalarımız oldu. Her yeni kuruluşun heyacanı ne kadar çok yüksek ve farklıysa, o heyacanı ve farklılığı da bir arada sevgiyle, kucaklamak, her fikri, katkıyı da, anlayışla değerlendirip çoğaltarak, devam ettirmek, çok önemli.Bu çok önemli devrede, sevgili Kurtsan hepimize çok sıcak ve anaç yaklaştı. İlk zamanlarda, genelde birbirimize yakın yaşlarda bir grup olmamıza rağmen onun sevgisinde hep çok tatlı bir kollama, kucaklama duygusu, hepimizi birarada olmak ve güçlü büyümek için çok iyi yönlendirdi. Bir bayrak yarışı olan Kagider yönetiminde, iki dönem kurucu başkan ve başkanlık döneminde, ileriki dönemlerde  yine çok iyi başarılı güçlü ekiplerle  Kagider’in devam edeceğini, şimdiden buna hazırlanmayı hep gösteren anlatan oldu.

Meltem Kurtsan hep çok çalışkan, çok disiplinli ve programlı. Her zaman ona çok yakışan mütevaziliği ile, özgüvenli duruşunu ve sıcaklığını bize çok güzel yansıttı.Kagider’in 37 girişimci kadınla 2002 de kuruluşunun, kuruluşundan önce bir sene biraya gelip, nasıl, nerede, ne zaman için hazırlıklar yapan bu grubun çok güzel öyküsünü Kagider Tarihçesi olarak ayrıca anlatmak istiyorum.Bu gün sevgili Meltem’in doğaya aşkı, doğa ve doğallık için çalışmaları, iyi bir evlat, anne, dost, girişimci kadın olarak başarısının temel sırlarını ve gençlere tavsiyelerini, kendi anlatımlarından yazmaya, ve kendi röportajlarıyla aktarmaya  çalıştım. Aile şirketi Kurtsan Holding, baba Niyazi Kurtsan ile başlıyor.Bu öykü çok güzel bir kitap da “Bir Otacı”nın Öyküsü” adı altında Niyazi Bey’in anlatımları ile yazıldı. Hatta devamı da olacakmış.Ben çok severek, ilgi ve merakla okudum. Devamını da bekliyorum.

Çok çalışkan ve idealist baba Gümülcine göçmeni. Küçük yaşlarda Türkiye’ye göç ediyorlar.Zorluklar yaşıyorlar. Baba önce tıp fakültesini kazanmışken, sonra rahatsızlığı yüzünden gidemiyor, ikinci sene de tesadüfen eczacılığı kazanarak devam ediyor ve mezun oluyor. Çok yaratıcı, çalışkan ve girişimci özellikleri olan Niyazi Bey eczane ile yetinmeyip labaratuar kurup doğal ilaçlar konusunda ilk günlerden çalışmaya başlıyor. Sonra evlendikleri zaman daha lisede olan eşi de üniversite okumak isteyince onu da eczacılığı seçmeye yönlendiriyor. Çocuklar evde hep çalışan, okuyan anne baba modeli ile onlarda hep okuyan ve anne babaya işlerinde yardım eden oluyorlar. Meltem hanım da babası gibi, herzaman öğrenmeye okumaya çok meraklı. Eczacılık Fakültesinden mezun olup çalışma hayatına başladıktan  10 yıl sonra, Harward’a gidip işletme mastırı da yapıyor.Şiketin büyüyüp holdigleşmesinde de çok katkıları oluyor. Yine hep doğa dostu ve bilgiye, bilime çok meraklı Meltem Kurtsan geçtiğimiz yıllarda Eczacılık Fakültesinde yeni kurulan Fito Terapi  bölümü için tekrar klasik test  imtihanlarına girip başarılı olup bir ikinci yüksek lisans yaptı. Sevgili Meltem’in her anı bilimle, yeni şeyler öğrenmekle, sporla, yogayla, sosyal çalışmalarla  çok dolu. Bunları buradaki satırlara sığdırmak mümkün değil. Bence Meltem için de, çok güzel bir kitap yazılmalı. Son görüştüğümüzde Bodrum daki arsasına sakız ağacı ekmek için uğraşıyordu.Bu çok değerli arkadaşımızı, başkanımızı, sizlere anlatmaya çalışırken , çok keyif aldım, onunla anılarımızı tazeledim, onun enerjisini , bilgiye, doğaya saygısını bende kendime yeniden aşıladım.Hayatındaki bol ödüller, çocukluğunda aldığı, ciddi bale eğitimi, her zaman sporun çeşitli dallarında çalışmaları, doğaya verdiği değer, bilgi küpünü hep doldurma iştahı, isteği, Meltem Kurtsan için söylenecek anlatacak çok şey var.Ben araştırırken içinden çıkamadım. Kitap yazılmalı diyorum, ısrarla.  İnşallah sizler de okuyacak, dinleyecek vakit bulursunuz, sevgiler.

Gençlere yararlı olmak için yapılmış çok güzel başka bir sohbeti de aşağıya ekledim.

Başarının Sırrı MELTEM KURTSAN                                                                                     Meltem Kurtsan (MK)Bülent Şenver (BŞ) 14.02.2010

BŞ: Değerli Gençler, “Başarının Sırrı” programına hoşgeldiniz. Başarının sırrını konuşmak üzere bugün bir misafirimiz var. Misafirimiz Sayın Meltem Kurtsan. Hoşgeldiniz.

MK: Hoşbulduk.

BŞ: Meltem hanım, hem Kurtsan İlaç’ın Yönetim  Kurulu Başkanı, Hem  Kurtsan Medikal, Otacı A.Ş. ‘nin Yönetim Kurulu Üyesi ve bu şirketlerin ortağı. Meltem Hanım biliyorsunuz  ben “Kulağınıza Küpe Olsun “isimli bir kitap hazırladım. Bu kitapta 152 adet işadamımızın başarı sırları var. Biz de bugün sizinle istiyoruz ki başarının sırlarını sohbet şeklinde gençlerimize aktaralım.

Sizce başarı nedir?
 
MK: Önce teşekkür ederim beni konuk ettiğiniz için programınıza ve kitabınıza. Gerçekten başarının tanımı çok değişik olabilir. İnsan başarıya ulaştığı zaman ya da çok başarılı görüldüğü zaman , kendini başarılı hissetmiyor olabilir. Genel olarak şöyle diyebilirim ki koyduğu hedefe, istediği noktaya ulaştığında insan kendini başarılı adledebilir diye düşünüyorum.

BŞ: O zaman konulan  hedefe ulaşmak bir başarıdır.

MK: Evet ama bu başarınında sürekli olabilmesi için , koyulan hedefin ileriye gitmesi lazım. Siz koyduğunuz hedefe ulaştığınız anda , belki  başka bir hedef daha koymuş oluyorsunuz. Ona ulaşmak için çabalarken başarınızın tadını pek çıkartamıyor olabilirsiniz.

BŞ: Siz hayata “Ben başarılıyım” dediğiniz oldu mu?

MK: Oldu. Bunun çok tescillendiği zamanlar oldu. Okul birincisi olduğum zaman, liseyi birincilikle bitirmiştim. Gerçekten şaşırmıştım, ben normal görevimi yaptığımı düşünmüştüm. Ayrı bir çaba harcadığımı düşünmemiştim ama bu yaptığım çabanın sonucunda en azından aynı okulda okuyan diğer arkadaşlarımın arasından sıyrılıp birinci olduğumu öğrendiğim zaman bunun bir başarı olduğunu düşünmüştüm. Ben farkında değildim, üniversiteye başlamıştık ve o geride kalmıştı. Yeni bir hedef vardı, üniversiteye girmek, üniversiteyi bitirmek, master yapmak.

BŞ: İş hayatında o hissi hiç duydunuz mu? Ne oldu da iş hayatında “Bak ben başarılı oldum” dediniz? Okumaya devam et