|
Category Archives: Girişimcilik
ABD’deki Kitapta Tek Türk Kadın Girişimci
ABD’deki The Wharton School of The University of Pennsylvania’da girişimcilik dersinde okutulan kitapta yer alan Güvenç, bundan gurur duyduğunu belirtirken, “Tasarım yolculuğumun en büyük ödülü oldu” dedi.
ABD’de yayınlanan ‘Yükselen Ekonomilerden ve Gelişmekte Olan Ülkelerden İlham Verici Kadın Girişimci Hikayeleri’ (Women Entrepreneurs Inspiring Stories From Emerging Economies and Developing Countries) kitabına Türkiye’nin ilk ve tek organik moda tasarımcısı Nejla Güvenç de girdi.
Nejla Güvenç, 2011 yılında yatırım bankası Goldman Sachs tarafından desteklenen, Harvard University ve The Wharton School of The University of Pennsylvania tarafından yürütülen ’10 bin Kadın Girişimci’ projesinde, rol model seçilen tek Türk kadın girişimci olurken, proje için hazırlanan kitapta hikâyesine yer verilen 24 başarılı kadın arasına girmişti. Nejla Güvenç, 2002 yılında yarattığı markası NEJ’i, ‘ekolojik bir serüven’ olarak nitelendirirken tasarımlarında organik malzemeler kullanıyor.
Aynı zamanda Moda Tasarımcıları Derneği (MTD) Yönetim Kurulu Üyesi olan Nejla Güvenç, Garanti Bankası’nın, Ekonomist Dergisi ve Türkiye Kadın Girişimcileri Derneği’nin (KAGİDER) işbirliğiyle 2011’de düzenlenen Türkiye’nin Kadın Girişimci’ yarışmasında ‘Gelecek Vaat Eden Kadın Girişimci’ dalında ikinci olmuştu.
DHA
Bu güzel haberi ben de gururla paylaşıyorum, Ayrıca şeffaf gazete de yayınlanan bir Nejla Güvenç defile haberi ile... sevgiler, sevgler…

“İşimi Kuruyorum” Eğitimi

İş fikirlerinizi hayata geçirebilmeniz ve işinizi ileriye taşıyabilmeniz için size destek olabilecek üç günlük “İŞİMİ KURUYORUM” eğitimi 23 – 25 Şubat tarihlerinde KAGİDER’de gerçekleşiyor.
İş planı hazırlama, mali mevzuat, kurumsal kimlik, pazarlama satış ve daha pek çok sunumun, konusunda uzman kadın girişimciler tarafından verildiği eğitim içeriklerini ekte bulabilirsiniz.
Katılım talebinizi 19 Şubat Perşembe günü 17:00’ye kadar bildirmenizi rica ederiz.
Bilgi ve Kayıt için 0 212 266 82 61 – Mehtap Balcı mehtapbalci@kagider.org
Nazmiye İle Nanu Bedtime…
Siz çocuklarınız için, soft renklerde; kaliteli doğal dokuda, malzemelerden, çocuğunuzu ısıtacak ama, terletmeyecek, koruyacak, sarmalayacak, pijamalar gecelikler, nevresim takımları aradınız mı hiç? Etiketleri tenlerini çizmeyecek özenle dizayn edilmiş dikilmiş, ürünler, şık kokulu ambalajlar içinde olsa ister misiniz? Hem de böylesine güzel ürünler kapınıza da teslim ediliyorsa, oturduğunuz yerden, seçip sipariş verebiliyorsanız çok iyi olmaz mı? Özellikle çalışan annelerin çocukları ya da yakınları için harika bir fırsat.Nanu böyle doğmuş. Sitesine girince Nanu Bedtime‘ı siz de görecek beğeneceksiniz.Bu gün sizlere Nanu Bedtime’ın kurucu Nazmiye Sabuncuoğlu Arslantürk’ü anlatmak tanıtmak istedim.
Nazmiye benim çok sevdiğim pırıl,pırıl, çalışkan, disiplinli, aklına koyduğunu gerçekleştiren özel bir genç kadın. İş hayatında,özel hayatında çok farklı, başarılı, çizgisi ile hep gözdem oldu.
Ayrıca benim için çok önemli bir yeri daha var. Kızımın üniversite arkadaşı, can dostu.Benim de kızım gibi. Üniversite yıllarından sonra başarılı bir reklamcı oldu. Başarıları onu çalıştığı şirketinin yöneticisi ve ortağı yaptı.Hep çok zarifti, çok hoştu. Resim yapmayı seviyordu, bu hobisini hiç bırakmadı devam etti.2006 da Kagider üyesi oldu. Hemen sonra hamilelik ve annelik dönemi başlayınca ayrılmak zorunda kaldı.2013 de Reklamcılık sektöründen ayrılıp yeni bir iş kurmak istedi. Bambaşka idealler, hedeflerle yepyeni bir dünya başlattı.Her zaman yüksek olan enerjisi, güzel neşesi ile yeni işini kurdu. İyi bir reklamcı olmanın, iş hayatındaki tecrübelerinin, bilgilerinin ışığı ile çok hızlı kararlar; ve neticesinde de çarpıcı sonuçlar aldı.
Bütün detayları içeren iş planı ve hedefleri ile bir sene içinde çok iyi yerlere geldi. İşini kurmadan önce Kosgeb’den Kobi Destek eğitimleri ve yardımları aldı. Onları uzun uzun bizlerle paylaşarak yeni ve yeni başlayacak girişimciler için çok faydalı oldu. İşine başlarken, kurarken o kadar kendinden emin ve güven doluydu ki; henüz daha kuruluş aşamasındayken 2014 Türkiye Yılın Kadın Girişimcisi Yarışmasına katıldı.
Büyük bir öz güven ve heyecan duyarak hazırlandı.Bu süreçleri ve daha bir sene olmadan şirketinin gelişmelerini, geldiği noktayı, ben de hep merakla heyecanla izledim, dinledim. O bana anlattı, ben de bu gün sizlere anlatıyorum. Nazmiye ile çok gurur duyuyorum, yeni işi Nanu Bedtime‘ı büyük ilgiyle ve beğeniyle izliyorum.Gerçekten çok farklı ve piyasadan olmayan bir kalitede ürünler yaptı. Bu yazımda biraz Nazmiye’nin anlattıkları, biraz Nanu Bedtime var. Çocuğunuz, yada sevdiğiniz ilgilendiğiniz çocuklar mutlaka hayatınızda vardır. Nanu Bedtime çocuklar için süper bir uyku seti. Mutlaka görmelisiniz.Çok şık,üstelik çok güzel kokulu kutularla adresinize geliyor.Bir kaç mağazada da ayrıca satılmaya başladı. Mart 2015 itibari ile de B&G nin hem online mağazalarında, hem de İstinye Park, Akasya, Aqua, Palladium ve Göktürk mağazalarında, Nanu Bedtime marka gecelik ve pijamaları satışa çıkmış olacak.
Aşağıda da sevgili Ayşe Gülay Hakyemez ile yaptığı girişimcilik öyküsünün linki var.Benim çok önem verdiğim; Girişimcilik Yarışmasına Katılma Kararı ve sonrasını; Kagider‘e girişini, marka olma yolculuğunu ve Nanu Bedtime‘ın son gelişmelerini, Nazmiye cevapladı, ben paylaştım.
Kosgeb yazılarına ise buradan ulaşabilirsiniz. Nazmiye’den öğrenilecek çok şey var.Sevgiler, başarılar…
1)Kadın Girişimci Yarışmasına girme isteğin kararın nasıl oluştu, nasıl hazırlandın ?
Zaten bir Kagider üyesi olarak Kadın Girişimci yarışmasını daha önceden beri biliyor ve beğeni ile takip ediyordum. Fakat Nanu sayesinde tek başıma girişimci olunca konuya olan ilgim ve heyecanım arttı. Hiç bilmediğim bir konuya girerek, tekstil, üretim tasarım, vb olmak üzere oldukça kısıtlı imkanlarla Türkiye’den bir dünya markası yaratmaya soyunduğum için bu yarışmaya mutlaka girmem gerektiğini düşündüm. Çalıştığım bankanın yetkileri dahil bir çok tanıdığım da bu yarışmaya girmem konusunda beni destekleyince katılmam için daha çok erken olduğunu bile bile yarışmaya girdim. Katıldığımda henüz e-ticaret sitem satışa bile açılmamıştı. Ama madem bu bir girişimci yarışması, yarışmaya da girişmek lazım diye düşündüm 🙂 Bu sene kazanmayacağımı bile bile sırf yarışmayı tecrübe etmek, o havayı solumak ve seneye daha iyi hazırlanmak için katıldım. Katılmış olmaktan da büyük bir heyecan ve mutluluk duydum.
2) Yarışma anı ve sonrası düşüncelerin.
Kagider’in öncülüğünü yaptığı ve her yıl güçlenerek büyüyen bu yarışma her detayı ile gerçekten çok etkileyici idi. Yarışmanın içeriği kadar sonuçları da çok yerinde ve doğru gerçekleşti. Kazanan tüm hemcinslerim, yarattığı başarıları binlerce kadınla paylaşmış, enerji ve hayallerini herkese ulaştırmış oldu. Çok gurur duydum, çok etkilendim gerçekten de . Kazanan her bir kadın yarışmacı ile tek tek o başarı anını yaşadım ve büyük zorlukların üzerinden gelebilmiş oldukları için onlar adına aynı mutluluğu yaşadım. Ve tabi ki bir çok öğreti ile çıktım ödül gecesinden ve hedeflerle… Seneye tabiki tekrar katılacağım yarışmaya, benim için bu yarışmaya katılmanın düşüncesi bile heyecan verici. Bu sene kazanmak üzere katılacağım için çok ayrı bir heyecan var içimde, kazanana kadar da katılmaya devam edeceğim . Amacım sadece ödül kazanmak değil, örnek olmak birçok kadına, herşeye sıfırdan başlayıp, hiç bilmediğim, “erkek işi” diye bilinen konulara el atıp başardım diyebilmek için!
Yarışmaların her zaman bir amaç uğrunda yolculuk eden markalara faydası olmuştur. Amaç ödül kazanmak olmadıkça ! Kazanılan ödüller amaca hizmet eder ve markalara bir ışık, bir parıltı katar. Ekstra motivasyon, tanınma ve prestij peşi sıra gelir. Kendi işini kurmuş, kadın başına başarılara imza atmış ve atacak olan tüm kadınlara Kadın Girişimci Yarışmasına katılmalarını şiddetle öneriyorum. Kazanmak için değil, örnek olmak, ses çıkarmak, çalışmayan kadınlarımızı iş hayatına özendirmek ve yol açmak için katılmaları lazım öncelikle…
4)Kagider’e katılmaya nasıl karar verdin.?
Kagider’e ben yıllar önce 2006 yılında ilk katılmıştım, o zamanlar reklamcı kimliğimle yer alıyordum. Aynı sene hamileliğim ilerleyince Kagider’e ara vermek zorunda kaldım. Şimdi ise tam bir girişimci olarak yeniden ve aktif rol almak üzere yeniden Kagider’ li oldum. Kendi işimi kurmaya karar verince ilk yapmaya karar verdiğim iki şeyden biri idi Kagider’e yeniden katılmak. Çünkü asıl şimdi Kagider’li olmanın haklı gururunu tam taşıyabilecektim.
5)Nasıl gidiyor her şey,hedefler; gelecek güzel gelecek diyor musun?
Gelecek benim için geldi bile 🙂 Evet çok şükür her şey güzel gelişiyor, planlarımın önünde gidiyor bir çok açıdan. Tüketiciden çok olumlu tepkiler alıyoruz ürünler ile ilgili, 1 sene önce Nanu benim hayalimin ürünü iken, şimdi tüketicinin takip ettiği aradığı bir marka oldu. Daha yolun çok başındayız ama artık yolumuz çok net ve artık benim hayal ürünüm değil. Kendi sitem dışında 2 offline mağaza, 6 online mağaza olmak üzere tüm ürünlerimiz tüketiciler ile buluştu. Çok yeni bir haberi ilk olarak burada sizinle paylaşmak istiyorum ; yeni satış kanalı olarak Türkiye’nin en geniş mağaza ağına sahip, 15 yıllık geçmişi olan, en güçlü çocuk markası olarak bilinen B&G ile anlaştık. Mart 2015 itibari ile hem online mağazalarında, hem de İstinye Park, Akasya, Aqua, Palladium ve Göktürk mağazalarında, Nanu Bedtime marka gecelik ve pijamaları satışa çıkmış olacak. 2015 sonuna kadar da ilk Nanu Bedtime mağazasını açmış olacağız 🙂
5)İyi bir reklamcı olarak Nanu Bedtime’a başlarken; iş kurma fikri mi, marka oluşturmak mı öncelikli oldu ?
Marka oluşturma heyecanından iş fikri doğdu desem yeridir sanırım. Pazardaki boşluk ve beklentilerin karşılanmaması benim marka yaratma tutkum ile birleşti. Bu şekilde başlamanın çok doğru olduğunu üretimin içine girince farkettim, genelde tüm iş fikirleri üretim bazlı oluşuyor, iş gelişip büyüyor markalaşma geride kalıyor. Markalaşma başka bir uzmanlık alanı olduğu içinde iş sahiplerinin arka plana attığı bir konu oluyor genelde. Büyüyen iş hacmi artık profesyonel reklam ve iletişim hizmetine gereksinim duyunca da, markalaşma sürecini başlatıyorlar. Geç kalınmış, bir çok fırsat kaçırılmış olmanın ötesinde Türkiye’den bir marka da çıkamamış oluyor. Geçmişte iyi bir reklamcı olmanın Nanu’ya en büyük faydası, sahaya ilk çıktığı günden itibaren büyük markaların davranış biçimlerine sahip olmasıdır.
Gerçekten kuvvetli bir marka olabilmek için işe en temelden başlamak lazım.
Bir markanın, bir “gelecek hayaline” sahip olması ve bu hayaliyle müşterisi olsun olmasın herkese ilham vermesi gerekir. Lider marka olmak için ise “en mükemmel” marka olmak değil, en sahici, en gerçek ve en özgün marka olmak için çaba göstermek gerekiyor. İşte Nanu tüm marka olmanın gerekliliklerinin bilincinde olarak ilk günden itibaren bu vizyon ile çalışıyor, gelişiyor ve büyüyor.
Ayşe Gülay Hakyemez İle Girişimcilik Öyküsü‘ne buradan ulaşabilirsiniz.
Ersin Pamuksüzer ile…
Life-Co’ların kurucusu Ersin Pamuksüzer’in çok ilginç bir girişimcilik hikayesi var. 2015’de yapmayı planladığı yurt dışı çalışmaları var. Önce Sibel Arna’nın güzel röportajı sonra da son haberlerle sizlerle paylaşmak istedim. Keyifli okumalar iyi hafta sonları, sevgiler…
Genel Müdür’ün hayatı nasıl saflaştı. Sibel ARNA Hayatının büyük bir bölümünü iş hayatının çetin yollarında geçirmiş biri nasıl olur da kendini sağlıklı beslenmeye, detoksa, çiğ yemeklere adar. Ersin Pamuksüzer’den bahsediyorum. Yıllarca Ericsson’ın genel müdürlüğünü yaptı. Turkcell’in Yönetim Kurulu üyesiydi. 2002’de işi gücü bıraktı, iyi yaşamak üzerine kafa yormaya başladı.18 kilo verdi ve yeni bir iş edindi. The Life Co adında bir yaşam destek şirketi kurdu. Detoksla başladı, vitamin ihraç etti, konuyla ilgili kitapları Türkçe’ye çevirdi, burun temizleyicisi, dil sıyırıcı bile sattı. Son olarak bir çiğ yemek restoranı açtı. İstanbul Asmalımescit’teki mekanın adı Saf. Peki Ersin Pamuksüzer’in hayatı nasıl bu kadar saflaştı?Yıl 2002. Ersin Pamuksüzer, “bu hayatta istediğim ne varsa yaptım galiba” diye düşünür ve Ericsson’ın genel müdürlüğünü bırakır, Turkcell’in yönetim kurulu üyeliğinden ayrılır. Dinlenmeye, yenilenmeye ihtiyacı vardır. Bir arkadaşı hayatında hiç duymadığı bir kelimeyi zikreder: Detoks. Onun önerisiyle Tayland körfezinin içindeki Koh Samui Adası’na gider. SPA Samui’de detoksla tanışır.Bu merkezde kendiyle ve yaşamla ilgili birtakım enteresan şeyler keşfeder. Su niye içilir, hangi yemek ne işe yarar, zihin nasıl çalışır, vücudun esnekliği nedir, duygusal zeka nedir gibi… Aydınlanır! Geri kalan yaşamında bu işlerle daha fazla ilgilenmeye ise yedi gün boyunca hiç katı yiyecek yemediğinde karar verir. Ağzına lokma koymamıştır ama aç değildir. Enerjisi azalmamıştır, durum tam tersidir. Bugüne kadar yaptığı performansa dayalı sporları bir kenara bırakır, yoga, plates gibi sporlara yönelir. Bir kere detoksa gitmek yetmez.Hemen hemen her ay bir haftasını bu tip işlere ayırır. İnsanın bir yere kapanıp yalnızca içini dinlediği meditasyon kamplarına da katılır, gidip bağırsak temizleme operasyonları da yaptırır, enerji transferini de öğrenir. Hiç boş çıkmaz. “Ben o kadar boştum ki, gittiğim her merkez bana bir şeyler kattı” der.Yıl 2005. 60-70 kişilik gruplarla değişik merkezlere gidip, gelmektedirler. Sonunda “Yahu biz bunu Türkiye’de yapalım, gidip gelmeyelim” diye düşünür, Bodrum’da “Detoks Turkey”i açar. Ama yalnızca detoksla olmayacağı kesindir. “Nasıl iyi yaşanır”ı iş kolu yapar. “Yeni bir yaşam reçetesi” sloganıyla “The LifeCo”yu kurar. Kitaplar yayınlarlar, vitaminler ihraç ederler, Himalaya dağlarının Karakurum bölgesinde elde edilen, dünyada bulunan toplam 92 elementten 84’ünü içeren Himalaya tuzunu getirirler, kurdukları internet sitesinden dil sıyırıcı, burun temizleyici satarlar.![]() Ancak detoks bir haftadır, geriye 51 koca hafta kalır. İnsanlara farklı deneyimler yaşatmak şarttır. Saf Restaurant böyle doğar. “2004 yılında New York’ta bir restoranda yediğim yemek ciddi şekilde hayatımı değiştirdi. O güne kadar akşam yemek yediğim zaman mümkünü yok rahat uyuyamıyordum. İlk defa o yemekten sonra rahatlıkla uyudum. Seyahatim boyunca dört gün üst üste aynı restoranda yedim. Bütün mönüyü test ettim ve bu işi yapmaya karar verdim. Lokantanın sahibiyle görüştüm, ortaklığa niyetlendik. O ilk ortak şubenin Amerika’da ben ise Türkiye’de açılmasını istediğim için ayrıldık.”Ersin Pamuksüzer bu noktada yeni bir işbirlikçisi arar ve Chad Sarno ile tanışır. Sarno kendini şöyle anlatan biridir: “Lokantaları olan kalabalık bir İtalyan ailesinden geliyorum. Yemeğe olan tutkum, özellikle de İtalyan mutfağı, ailemle başladı ve devam etti. Çok küçük yaşlardan beri astımla boğuşurken bir aile dostumuz süt ürünlerini kesersem astımdan kurtulacağımı söyledi ve gerçekten de süt ürünlerini diyetimden çıkarttıktan sonra bu rahatsızlığım kalmadı. Vejetaryen mutfağıyla böyle tanıştım. Yememeniz gereken birçok şey varken kendinize elinizdeki malzemelerle zengin mönüler yaratmak zorunda kalıyorsunuz. Ben de zamanla sebzelerden zengin bir mönü yarattım.”FELSEFE: YÜZDE 75-25Ersin Pamuksüzer, bir yaşam tarzı destek şirketi olan LifeCO’cuların yaşam felsefesinin yüzde 75, yüzde 25 üzerine kurulu olduğunu söylüyor. Yani yaşantılarının en az yüzde 75’inde daha sağlıklı seçenekleri tercih ediyorlar. Geri kalan yüzde 25’inde de normal yaşam standartlarını koruyorlar. İçki de içiyorlar, cips de yiyorlar, canları istiyorsa hamburgerin de tadına bakıyorlar. Bu sebeple Saf’ın iyi bir bar mönüsü var. Barın ismi Organik Şarap ve Martini barı. Tam natürel, yüksek kaliteli şaraplar kullanılıyor, taze meyve sularıyla kokteyler hazırlanıyor. Bu işin başında Joe Mc Canta adında bir miksolojist var. O da ne mi? Deneyimli barmen ve şarap garsonu olarak tanımlanıyor. SAF’TA NE YENİYOR Saf mutfağında işlem görmüş, konserve ve pastörize ürünler kullanılmıyor. Yani et, tavuk, balık, süt ve süt ürünleri yok. Karnıbaharlı dolma, karamelize soğan ve kaparili çeşni, lezzetli salatalar, fıstık humusu gibi farklı lezzetler tatmanız mümkün. Organik şekerle yapılan tatlılar çok özel. Kakaolu Mermer Turta, Hindistancevizi Köpüğü, naneli dondurmanın tadına bakmalısınız. Unutmadan, Saf aynı zamanda Türkiye’nin ilk sigara içilmeyen restoran ve barı. Ersin Pamuksüzer’in Life-Co’nun web sitesinde başarının sürdürülebilirliği ile ilgili anlattıklarını da aşağıya ekledim. Günümüzde hedef şirketinizi başarılı hale getirmek değil, başarınızın sürdürülebilirliğini sağlamaktır!Kullandığımız model algıladığımız dünyanın oluşturduğu bir “oyun alanı”, bunların üzerindeki “oyuncular”, bu oyuncuların “ilişki demeti” ve bu demetin kalitesinden oluşan bir üçgenin üzerine kurgulanmıştır. Algıladığımız dünyada bir yolculuk yaparken her an bir hayat yaşıyoruz, bir varoluşumuz bulunuyor ve bir görev ifa ediyoruz. Kişi eğer bu üçgeni bütünsel bir bakış açısıyla iyi yönetebilirse “sürdürülebilir başarıyı” yakalayabilir. “Sürdürülebilir başarı” dalgaların hep üst noktalarında veya bunun yakınlarında olabilmektir. Eğer dalganın zaman zaman en üst noktasında oluyor sonra da alt noktasına iniyorsanız başarınızın sürdürebilirliği sürekli risk altinda kaliyor demektir. Başarıyı sürdürülebilir yapmayı sağlayan önemli birkaç ana noktadan bahsetmek isterim.Bunlardan birincisi büyük resmi iyi okuyabilmek. Birçok büyük şirket büyük resim okumadaki eksiklikleri ve kendilerine fazla güvenmeleri sonucu rekabet sahnesinden çekilmek zorunda kalmıştır. Kişi oyun alanını değerlendirirken ortam analizini ve buradaki oyuncuların rollerini iyi kavramalıdır. Değer yaratma sanatını anlamak ve iyi uyguluyor olmak başka bir kritik noktadır. Değer zinciri müşterinin ihtiyacından kişinin müşterilerinin beklentilerini tatmin edeceği zamana kadar geçen sürecin tamamıdır. Fikirden müşteriye giden süreçte alım, üretim ve satış yapılmaktadır. Buradaki sanat şirketin zincir içerisindeki pozisyonunu güçlü hale getirmektir. Bu zinciri yönetirken ortam analizini iyi yapmış, ortamdaki iş ortaklarını, denetleyici kurumları ve diğer oyuncuların rollerini iyi anlamış olmak gerekir. İşte o zaman iş hayatında fark yaratma şansı ciddi olarak yükselecektir. Değişim yönetimi şirketler için hayati önem taşır. Bir şirket büyük resmi geç okur ama hızlı değişirse var olmaya devam edebilir ama büyük resmi görmesine ramen değişmekte direnirse yok olması kaçınılmazdır. Hızlı değişebilmek günümüzün en hayati yeteneği olmalıdır, çünkü bilgi ve ortamlar çok hızlı değişmektedir. Bunun için değişimi sürekli ve anında izleyen ve kendi sistemine adapte edebilen yönetim şekilleri geliştirmek gereklidir. Şirket kültürünün sürdürülebilir sonuçlara ulaşmayı destekleyecek değerler ile donanmış olması çalışanların şirket zor durumda da olsa beraberce odaklı bir şekilde durumu düzeltmelerini ve içlerindeki potansiyeli iyi kullanmalarını sağlayacaktır. Bilinçli iş yapma sanatı diye adlandırdığımız değerler demeti şirket kültürünü sonuca hızla giden ve çevresiyle birlikte kazanan bir takım yaratacak şekilde değiştirmek üzere belirlenmiştir. Şirketin olduğu kadar içindeki bireylerin de iş hayatındaki başarılarını sürdürülebilir kılmak gerekir. Kişi fiziksel taşıyıcı olarak beden, yaşadığı zaman dilimine kadar depoladığı bilgi ve tecrübelerden oluşan düşünce çerçevesi ya da zihin ve otomatik tepkilerin ve duyguların oluştuğu bilinçaltından oluşur. Bunlara ve hayatta üstlendiği rollere bağlı olarak değişik davranış ve yaklaşımlar sergiler. Şirketin başarısında bireyi oluşturan bu faktörler de dikkate alınmalı ve geliştirilmelidir. Sizi bu noktalarda yukarılara taşıyacak kavram, araç ve yöntemleri sunmak ve potansiyelinizin daha fazlasını gerçekleştirmenize yardımcı olmak için Excellere Danışmanlık olarak fark yaratacak bir başarı modeli oluşturduk. Keyfiniz ve enerjiniz bol olsun,
|


Hayatının büyük bir bölümünü iş hayatının çetin yollarında geçirmiş biri nasıl olur da kendini sağlıklı beslenmeye, detoksa, çiğ yemeklere adar. Ersin Pamuksüzer’den bahsediyorum. Yıllarca Ericsson’ın genel müdürlüğünü yaptı. Turkcell’in Yönetim Kurulu üyesiydi. 2002’de işi gücü bıraktı, iyi yaşamak üzerine kafa yormaya başladı.18 kilo verdi ve yeni bir iş edindi. The Life Co adında bir yaşam destek şirketi kurdu. Detoksla başladı, vitamin ihraç etti, konuyla ilgili kitapları Türkçe’ye çevirdi, burun temizleyicisi, dil sıyırıcı bile sattı. Son olarak bir çiğ yemek restoranı açtı. İstanbul Asmalımescit’teki mekanın adı Saf. Peki Ersin Pamuksüzer’in hayatı nasıl bu kadar saflaştı?Yıl 2002. Ersin Pamuksüzer, “bu hayatta istediğim ne varsa yaptım galiba” diye düşünür ve Ericsson’ın genel müdürlüğünü bırakır, Turkcell’in yönetim kurulu üyeliğinden ayrılır. Dinlenmeye, yenilenmeye ihtiyacı vardır. Bir arkadaşı hayatında hiç duymadığı bir kelimeyi zikreder: Detoks. Onun önerisiyle Tayland körfezinin içindeki Koh Samui Adası’na gider. SPA Samui’de detoksla tanışır.Bu merkezde kendiyle ve yaşamla ilgili birtakım enteresan şeyler keşfeder. Su niye içilir, hangi yemek ne işe yarar, zihin nasıl çalışır, vücudun esnekliği nedir, duygusal zeka nedir gibi… Aydınlanır! Geri kalan yaşamında bu işlerle daha fazla ilgilenmeye ise yedi gün boyunca hiç katı yiyecek yemediğinde karar verir. Ağzına lokma koymamıştır ama aç değildir. Enerjisi azalmamıştır, durum tam tersidir. Bugüne kadar yaptığı performansa dayalı sporları bir kenara bırakır, yoga, plates gibi sporlara yönelir. Bir kere detoksa gitmek yetmez.Hemen hemen her ay bir haftasını bu tip işlere ayırır. İnsanın bir yere kapanıp yalnızca içini dinlediği meditasyon kamplarına da katılır, gidip bağırsak temizleme operasyonları da yaptırır, enerji transferini de öğrenir. Hiç boş çıkmaz. “Ben o kadar boştum ki, gittiğim her merkez bana bir şeyler kattı” der.Yıl 2005. 60-70 kişilik gruplarla değişik merkezlere gidip, gelmektedirler. Sonunda “Yahu biz bunu Türkiye’de yapalım, gidip gelmeyelim” diye düşünür, Bodrum’da “Detoks Turkey”i açar. Ama yalnızca detoksla olmayacağı kesindir. “Nasıl iyi yaşanır”ı iş kolu yapar. “Yeni bir yaşam reçetesi” sloganıyla “The LifeCo”yu kurar. Kitaplar yayınlarlar, vitaminler ihraç ederler, Himalaya dağlarının Karakurum bölgesinde elde edilen, dünyada bulunan toplam 92 elementten 84’ünü içeren Himalaya tuzunu getirirler, kurdukları internet sitesinden dil sıyırıcı, burun temizleyici satarlar.