Mutluluklar Karıştı

Berrin Kuleli, Fisun Usta, Şule Ateş,Selma Akdoğan,Zehra Güngör,Ferda Boyar,Nuran Evrensel ile Yarışma gecesi, Four Season Otelde. 

Artık doğum günlerinde kutlamalar bir günle sınırlı kalmıyor, haftaya dağılıyor. Hızlı yaşam şartları öyle gerektiriyor. Önemli olan o günlerde, mutlu anlar, sağlıklı anlar, çoğunlukta olsun.Neşe olsun, kahkaha olsun.Güzel şeylere, vesile olsun. Hatırlanmak güzel, güzel sözler duymak güzel, sevildiğini hissetmek çok güzel. Ben de böyle bir hafta yaşıyorum. 6 Haziran doğum günümdü.

Yeşim Müftüler Seviğ, Serpil Yılmaz, Gülden Türktan ile

Garanti Bankasının Kagider ve Ekonomist Dergisi ile 6 senedir yaptığı  Yılın Kadın Girişimcisi Yarışmasının Ödül Töreni ile aynı güne geldi, benim için çok güzel bir armağan oldu. Oradaki çoşku, heyacan, yarışmacıların hikayelerini bilmek, ya da yeni öğrenmek paylaşmak, yarışma neticelerinin açıklandığında yaşanan duygusal anlar çok güzel anlar benim için. Her sene katılmaya çalıştığım bir tören. Bu sene de benim doğum günüme denk geldi ve hiç olmayacağı kadar da, çok başarılı girişimci arkadaşımla biraraya gelerek, doğum günü tebriği alma şansım oldu.

Ayşe Işıl, Şenda Tüfekçioğlu, Ferda Boyar, Nuran Evrensel ile

Bu senenin tüm finalistleri de, birbirinden güçlü, değerli yarışmacılardı, 6250 kişinin arasından seçilen 15 finalistden  üçü ayrı, ayrı dallarda ödül aldılar. Ödül alan üç finalist de, tesadüf Anadolu’muzun çıkardığı güçlü kadınlardı. İnançla, sabırla, çok çalışarak, nasıl  mücadele ettiklerini ve başarıya ulaştıklarını kısa filmlerle gördük, kendilerinden dinledik, ve gözlerimiz doldu, içimiz titredi, onların azmi, cesareti hepimizi sarstı, silkeledi, bizi kendi mücadelelerimize götürdü. İkisi şuanda yine kendi şehirlerinde biri Mardin’de biri Bursa’da işlerine devam ediyorlar.Ama Türkiye’nin her yerin de de yurt dışında da çalışmaları, satışları  var.Üçü de çok doğal, güçlü, çoşkulu insanlar. Tören sonrası  finalistlerle  tanışmak, birarada olmak , sevgili Başkanımız Gülden Türktan‘dan  hikayelerini dinlemek çok ilgimizi çekti.Kagiderden arkadaşımız Nerma Gökçe‘nin de finalistler arasında olması bize ayrıca sürpriz ve mutluluk oldu.

Bu senenin  Kadın Girişimci birincisi Nurcan Özdemir‘in  hikayesi ise hepimizi  en çok sarsan, etkileyendi. Artık yeni girişimciler, gençler bilmeliler ki, Nurcan örneği gibi, sadece istemek, çalışmak, cesaret,  her zorluğu yeniyor. Sonra da, geçen senenin Bölgesinde Fark yaratanlar kategorisinin birincisi, Mardin’den Ebru Baybara ve bu sene yine Mardin’den aynı kategori birincisi Yasemin Kalya ile beraber olmak, onları çok öncelerden de tanıyor olmamız mücadelelerini bilmemiz ayrıca mutluluk oldu.Gelecek Vaat Eden Kadın Girişimci dalında Gülay Özgön’ün  Genetik alanında Türkiye’de ilk uğraşan olması çok önemli idi.                                                                                                                                         Çok yakınen tanıdığım, çok başarılı Mardin’li kadınlar sürekli artıyor. Hepsinin çok özel farklı hikayelerini tek tek yazmam lazım. Aşağıda onlardan biri Ebru Baybara ile

 Sosyal medya sağolsun, heryerden, inanılmaz güzel mesajlar aldım, çok mutlu oldum, hepsini saklamak istiyorum.Güzel bir hafta, güzelliklerle devam ediyor.7 Haziran da da, sevgili arkadaşım Özlem Duyar Aytemiz ile  bizi  mutlu eden, bir toplantıya katıldık.Çok genç girişimci, Tuğçe Ergun‘dan  çevreye, doğaya,ülkemize, kadınlarımıza katkı sağlayacak bir proje çalışmasını, çoşkulu, inançlı anlatmasını dinlemek, çalışmalarını paylaşmak  çok hoştu.Toplantının arkasından beraber çok keyifli bir mola verdik. Benim, bizim, çoğumuzun çok sevdiği bir mekanda Erenköy’de Bistro 33 de, güzel arkadaşımın zarif teklifiyle, tekrar kutlama yapma,sohbet  etme şansım oldu.Hava çok güzeldi, bunaltmıyordu,çünkü hafif bir serinlik vardı.Umutlandırıcı projeleri dinlemek enerji vermişti. Arkasından, sohbet de çok güzel geçti.

Dünya Çevre Günü de 5 Haziran da çok katkı dolu, fayda dolu bir organizasyon oldu. Beni tüm ekibimizi, davetlilerimizi mutlu etti, umutlandırdı, arkadaşlarım çok güzel anlattılar, bende yarın  Yeşil Kagider Blog‘ a  kendi yorumumla anlatacağım. Benimle mutluluğumu paylaşan doğum günümü kutlayan herkese tekrar tekrar teşekkürler, sevgiler.

Aşağıda Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması ile ilgili kısa bir bilgi aktardım.

KAGİDER, Garanti Bankası ve Ekonomist Dergisi işbirliği ile düzenlenen ve bu yıl altıncısı gerçekleştirilen Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması’nın ödülleri dün akşam Four Seasons Bosphorus’ta yapılan ödül töreninde sahiplerini buldu. Okumaya devam et

Fazıl Say “Ses Opus 40 Konseri” Süreyya Operası’nda

Sabah bir rüyanın için de uyandım, aslında sonunda. Arkadaşlarımla buluşmak için bir yere gidiyorum. Bir otobüsden inip bir deniz aracına binmem lazım.Nasıl oluyorsa ineceğim yeri atlıyorum, panik yapıyorum, deniz aracını kaçıracağım, ya da kaçacak.Bir tekne sizi oraya götürürüz diyor. Peki diyorum, yolda tekne su almaya başlıyor.Batma noktasına geliyor,artık tamam herşey bitti, batıyoruz diye düşünürken,  o ara nasıl oluyorsa  bir kıyıya yakınız herhalde, iniyorum. Kalan mesafeyi de oldukça uzun ve yürünmesi zor ama, yürüyorum, ve arkadaşlarımın yanına varıyorum.Arkadaşlarım, şaşkınlık ve heyacan içindeler, biraz önce aralarında tatsız bir şeyler yaşanmış.Tartışmalar olmuş, hoş olmayan davranışlar, hiç söylenmemesi gereken şeyler grup içinde söylenmiş. O onu dedi,bu  bunu yaptı, anlatıp duruyorlar. Benim olmadığım şu kısacık anda mı oldu bunlar diye soruyorum, evet diyorlar, ve o zaman dönüp bana soruyorlar, sahi sen neden geciktin. O zaman ben de kendime soruyorum, anlatsam mı ,anlatmasam mı ben neler yaşadım. Hangisi önemli, bilemiyorum.

Aynı rüyamdaki gibi bir hafta yaşadım, yaşıyorum, annemin rahatsızlığı, zor geçen çok ıstıraplı sancılı geceler, doktorlardan beklenen çare umudu. Ama çare yerine anlatılan çok karanlık tablolar. Bütün bunlar yaşanırken hayat devam ediyor.Kendime geldiğimde telefonumdaki aramalara, maillerime, mesajlarıma bakıyorum, cevaplar veriyorum.Müşterilerimle uzun uzun, konuşmalar yapıp anlaşma uzlaşma ortamları hazırlıyorum.Sonra yine özel hayata dönüp annem için birşeyler yapmaya çırpınıyorum.Biraz iyi gördüğümde deniz kenarına götürüyorum ya da hemen evimizin yanındaki kafelerden birine.Evde ona özel yemekler hazırlamak için alışverişler, koşuşturmalar yapıyorum. Ertesi gün, daha ertesi gün yine hastane randevuları var, doktorlarla görüşmeler var. Ajandamı onlara göre tekrar tekrar kontrol edip düzenliyorum. Ben de her an düzgün, bakımlı ve ayakta kalmalıyım. Kendimle ilgili hiç birşeyi de ihmal etmemeye, katılabildiğim kadar da hayatı aksatmama gayreti içindeyim. Hayatın içinde olmanın bana güç vereceğine inanıyorum. Sonra mesjlarım arasında güzel bir haber parıldıyor,  Fazıl Say konserine gider misiniz,davetiyelerim var. Hiç düşünmeden giderim, çok da mutlu olurum diye cevaplıyorum. Artık hangi anda ne yaşayacağım bilmiyorum. Bütün işlerimi, sorumluluklarımı aksatmadan konsere gidiyorum. Yüreğim  acı ve sıkıntı dolu, dışarıda hayat, tam aksine  çok canlı. Havaların ısınması ile her yer, caddeler, hele Süreyya Operası çevresi çok keyifli. Operanın içi çevresi hep tanıdık simalarla dolu.Tüm şair, yazar, gazeteci,tiyatro opera sanatçıları, televizyoncular ve sanatseverler oradalar.

Çünkü özel bir gece, Kırmızı Yayınları tarafından bu yıl 5.’si düzenlenen Metin Altıok Şiir Yarışması Ödül Töreni ve Fazıl Say’ın en yeni projesi, “SES Opus 40 konseri.”Jüri başkanı Doğan Hızlan ödülü  kazanan Tozan Alkan’ı çağırmadan önce kısa ama çok anlamlar yüklü bir konuşma yapıyor ve sonra da Tozan Alkan’a ödülünü veriyor.Tozan Alkan daha önce de Behçet Aysan şiir ödülünü almış bir şairimiz, o  da kısa öz, bir konuşma yapıyor ve şiirlerle anlattıklarını zenginleştiriyor.Tozan konuşmasının sonunda,  Metin Altıok’un hayatıma eşlik eden iki dizesiyle bitirmek istiyorum: “Ölsem ayıptır, sussam tehlikeli / Çok sevmeli öyleyse, çok söylemeli.” diyor.

Fazıl Say sopranolar,Nihal İnan,Senem Demircioğlu,Dilruba Bilgi ile

Sonra da  konser başlıyor. Müthiş güzel, farklı, bir şeyle karşılaşıyorum. Fazıl Say’ın en yeni  projesinde önce,  Altıok’un şiirleri “Sis”, “Birer Kibrit Çakımı”, “Ben Gül ve Zakkum”  oyuncu Tülay Günal tarafından  Fazıl Say’ın piyanosu eşliğinde okunuyor. Say daha sonra lirik soprano Nihan İnan, mezzo soprano Senem Demircioğlu, koloratur soprano Dilruba Bilgi ve vurmasazlar Aykut Köselerli “SES – Opus 40” eserini İstanbul’da ilk kez seslendiriyor.

Fazıl Say,Tülay Günal,Aykut Köselerli, ve sopranolarla

Eserde,Behçet  Aysan’ın Bir Bahar Dalıyla, Metin Altıok’un Odasında Bir Evin ve Aziz Nesin’in Sivas Acısı şiirleri yer alıyor.Benim için sanki büyülü bir ortam.Beş sanatçı ayrı ayrı, söylüyorlar, çalıyorlar.Eserde, piyanonun yanı sıra Ufo, Hapi ve Waterphone gibi farklı enstrümanlar da yer alıyor. Beş sanatçı  birbiriyle çok uyumlu geçişlerle ne biri önde ne biri arkada hepsi sırası geldiğinde harikalar, çok güzel bir beste. Tüm sesler ayrı ayrı çok etkili. Fazıl Say müthiş, olağanüstü. Konser bestesi ve yorumları ile şairler için  ve ödül töreni için çok değerli bir armağan. Herkes konseri çok beğendi,dakikalarca ayakta alkışladık.Beş sanatçı yine ne biri önce ne biri sonra hepsi bir arada defalarca selam vermek için gelmek zorunda kaldılar.Dünyaca ünlü piyanist bu eserin de bestecisi Fazıl Say tüm mütevaziliği ile orada idi. Hep diğer dört sanatçı arkadaşıyla beraber selamladı, aynı anda, aynı sırada.Biz tüm salon aynı yürek ve çoşkuyla dinledik, etkilendik, alkışladık, mutlu olduk, hayran olduk.

Teşekkürler, Fazıl Say, teşekkürler tüm sanatçılar,teşekkürler tüm emeği geçenler.Teşekkürler Sinem’im bu harika konser davetin için.

Çıkışta, cadde  ışıl ışıl. Biz dört üniversiteli arkadaş, konserin etkisinde mutlulukdan uçuyoruz.Ben kocaman aşkımı, evi ararken, sevgili damadımız Haluk resmimizi çekiyor, en doğal halimizle.  Akadaşlarımla bu büyülü güzel gece hemen bitmesin kararı ile Moda’da oturan arkadaşımız Esen’e doğru yürümeye başlıyoruz. Moda caddeleri, sokakları, deniz kenarı da başka güzel, başka heyacanlarla , konserler, etkinliklerle dolu.

Her yerden farklı müzik sesleri geliyor, biraz ilerde başka bir açıkhava konseri var. Hepimiz bu çok güzel gecenin, tadını biraz daha uzatmaya kararlıyız….

Prensle Konser Keyfi

Bu hafta sonu tontonum sabah bize geldiğinde hava henüz ısınmamıştı, önce biraz evde sohbet ettik. Haftanın türkülerini , şarkılarını söyledik, yeni öğrendiği şarkıları söylemeyi çok seviyor, biz de onunla beraber söylüyoruz. Bu hafta öyle güzel bir türkü söylüyordu ki inanamadık, sonra şarkılarımız, kurbağa ve kargayı yeni yorumlarıyla hep beraber söyledik. Biraz taşımacılık yaptık. Arabalarımızı taşıdık, teslim ettik, inirdik, bindirdik. Son derece ciddi ve bilinçli.Kitabımızdaki hayvanların ingilizce isimlerini tekrar ettik.

Hava açınca da deniz kenarına gitmeye karar verdik. O ara hafif müzik çalan radyomuzda bir latin parça çalmaya başladı. Aslan latin müzikten, ritminden çok hoşlanıyor, hemen bizi de uyardı, ve hep beraber dinlemeye, ve de müzikle dans etmeye başladık.Araba da da latin dinleyeceğimize söz verip koşa koşa arabaya bindik.Arabadan dinlediğimiz parça bitmeden inmedik tabi.Sahile geldiğimizde bizi bir sürpriz bekliyordu, Umut bebek baterisini getirmiş iskeleye kurmuştu.

Biz de hemen yanına gittik. Aslan çalmak için izin istedi. Umut bagetinin birini Aslan’a vermeyi onun iki arabasıyla oynama teklifiyle kabul etti.  İki minik baterinin başında olunca başka minikler de geldi ve orkestra kurulmuş oldu.

Sırayla sololar yapıldı, zaman zaman anlaşmazlıklar çıktığı da oldu, ama hepsi sırayla bazen hep beraber çoşkuyla sahil konseri verdiler.Tatlı tatlı ısıtan güneş, denizde renk, renk, yelkenliler, tekneler, iskelede ciddi ciddi müzik yapan minikler,daha büyük mutluluk ne olabilir. Konserler sona erdiğinde yemek vaktimiz de gelmişti. Artık yemek saatimiz gelince masaya oturup yemeğimizi yemenin önemini ve ciddiyetini bilen prensim masada yarini aldı, ve özenle yemeğini yemeğe başladı.Yemek yerken sohbetler edip, denizdeki tekneleri seyretmek de çok keyifliydi.Sonra    beraberce biraz deniz kenarında dolaştık, kedilerle oynamak istedik, onlar bizim oynama teklifimizi anlamayıp kaçtıkları için onların peşinden gittik. Şezlongların altından çıkmalarını bekledik. Bazen kaybettik, başka kedileri takip ettik. Biraz başka miniklerin bisikletleriyle gezmelerini seyrettik, sonra artık eve gidip dinlenelim, sonra da Aslanın istediği annesinin çok güzel pişirdiği çukulata parçalı muffin yapmak için yola çıktık. Yolda markette durup alışveriş yapmayı planlamışdık. Durduk market arabamızı aldık. Sarı kırmızı arabamızın şöförlüğünü Aslan çok dikkatli yaptı. Alışveriş bitincede yerine ustaca parketti.

Evde hep beraber, hafif bir müzik açarak dinlenme pozisyonuna geçtik, prensim de yorgun ve mutlu uyudu.Kalkınca muffinlarımızı yapmayı teklif ettim, ama yüz vermedi,  oyunlar, şarkılar, daha enterasan geldi, armutlarımızı soyup yedik, değişik müzikler keşfettik, sonra hep beraber akşam yemeğimizi hazırladık ve yedik.Herzamanki gibi bana sofra kurmada yardım etti. Yemekden sonra biraz televizyon seyrettik, sonra da  Aslan’ların evine doğru  yola çıktık. Evlerine gelince, prensim bize gündüz söylediği türküsünü babasıyla beraber tekrarlayınca çok daha beğendik. Sonra baba oğul çok sevdikleri Latin parçayı dinlettiler,beraberce söylediler.Anlayacağınız prensim bize harika bir akşam konseri verdi. Artık banyo saati gelmişti, Aslan köpükler içindeki banyosunda da bayağı bir, oynayıp yatağına gitti, bizde, kanatlanmış gibi, nasıl döndüğümüzü anlamadan evimize geldik.Sanki evin her tarafında hala Aslan varmış gibiydi, sanki hiç gitmemiş gibi, üstümüzde kokusu, kulağımızda sesi, makinamızda resimleri, kendi dünyamıza döndük.

Ayın Davetleri

Üniversiteden arkadaşlarımla geçen hafta Cuma akşamı bizde buluştuk. Yaza, merhaba partisi yaptık. Moda’ya taşınıp bizlere yakın gelen sevgili Esen’e  hoşgeldin demek ve  geçen hafta doğum gününde olamadığımız Nazan’ı da kutlamak istedik.

Herkes kendi yaptıklarının servis öncesi son hazırlıklarını yaparken

Bu partide ilk defa farklı bir uygulama yaptık. Dört arkadaş tespit ettiğimiz, menüyü  paylaştık ve herkes kendi evinde yaptı.Ben ev sahibi olarak masa organizasyonunu ve servis de kullanılacak tüm tabak, bardak ve diğer herşeyi hazırladım.

Hoşgeldin içkisi olarak şampanya ve çilek, kuru yemiş,fırınlanmış keten tohumlu gevrekler hazırladım, ayrıca, balık ve salatanın yanına  özel soslu brokoli ve fırınlanmış yaz sebzeleri yaptım. Masada yeşil organze yemek örtüsü ve sekiz ayrı renkteki keten peçetelerle yazın sıcaklığını vermeğe çalıştım. Nehla somonları ve sosuyla geldi, özel hazırladığı sosla balıkları fırına koydu. Nazan harika salatasını ve sosunu salata tabağına yerleştirdi.Esen krem karamellerin yemek sonrası servisi için hazırlıklarını yaptı. Annem de konuk olmasına rağmen arzu etti, çok güzel zeytiyağlı fasulye yaptı getirdi.Sonra herkes tabağına istediği kadar aldığı  önce zeytinyağlı ızgara sebzeler ve  salata ile masada yerini  aldı. Haluk içki servislerimizi yaptı. Soğuttuğum beyaz şarapları sundu.

Partinin  iki  konuğundan  biri annem, biri de yine hepimizin çok sevdiği üniversite arkadaşımız,   tasavvuf da aşk sohbetleri ile gönlümüzde bambaşka yeri olan, neşesi, enerjisi, herkesle bol bol paylaştığı sevgisiyle sevgili Ayşe Sakar’dı.Damatlar Necil ve Haluk bizlerle olmaktan  çok keyifliydiler. Davetin en önemli özelliği, sağlıklı, hafif, abartmadan  yeterli miktarda bir yemeği, hep beraber hazırlayıp, servis edip, hep beraber keyif yapmaktı. Benim misafirlere özel sürprizim ise herkesin tabaklarına koyduğum Yeşil Kagider Farkındalık  Yaratma, Hatırlatma Projesi olarak kullanacağımız akıl yüzükleri oldu. Bu minik zarif yüzüklerlerin özelliği,amacı, her zaman Yeşil Kagideri, tweeterda, facebookda blogumuzda takip ederek, doğa dostu olmamızı, hatırlatmaktı. Çok da anlamlı  ve yararlı oldu. Ertesi gün, güzel geri dönüşler geldi,sonra anlatacağım, mutlaka.Sohbet güzeldi, yemekler güzeldi, annem herkesin servise ve mutfağa yardım etmesine çok şaşırdı ve alışamadı ama çok keyifli bir akşam oldu.

Ayın  diğer iki davetinden biri,  Leyla bebeğin bir yaş partisi idi.

Bebekler hayatın çok farklı, en güzel mutluluğu, onların büyümesini izlemek,dokunmak, konuşmak, anlamak, anlatmak, herşeye değer. O kadar saf, korumasız, ve güzeller ki.Bu dönem de hayatımdaki önemli bebeklerden biri Leyla, onunla zaman zaman bir araya gelme şansım olduğu için çok mutluyum. Leyla sakin, güleryüzlü, biraz ürkek,zarif, minicik bir kız bebek. Şimdi de bir yaşını doldurdu. Mutlulukla, keyifle yaşgünü partisindeydi, anlamaya çalşıyordu, ama zordu tabi.

İlk kez bu kadar kalabalık ilgi, bütün sevdikleri, tanıdıkları, tanımaya çalıştıkları oradaydı, minik başka bebekler vardı, onlarla oynadı, pastasını üflemeye çalıştı,  bol bol gülümsedi, güldü, çok mutluydu. Bizde onunla çok keyifli ve mutlu olduk. Hiç başka şeyler düşünmeden onunla ve çevremizdeki bu çok değerli sevgiyi, güzelliği mutluluğu paylaştık.

Haftanın  önemli  davetlerinden biri de sevgili arkadaşımız Nilgün Gülen‘in Bağdat Caddesindeki Mağazası BNQ‘nun  sezon açılışı idi.

Bu güzel mağazada, Avrupa ‘da Milano’da bir Türk markası olarak kendini kabul ettiren defileler, tanıtımlar  yapan çok beğendiğimiz başarılı markasının yeni koleksiyonunu onunla paylaşmak, görmek, dokunmak, denemek, sipariş vermek, almak, çok hoşdu.Sezon modellerinde Milano tanıtımından çeşitlerde vardı, hem farklı, hem spor, hem abiye, hem rahat, hem şık koleksiyonu ile ve hep güleryüzlü  tarzıyla   Nilgün de koleksiyon da içimizi ısıttı, hava yine biraz soğusa da artık yazdayız dedik.

Hepsinde güzel olan sıcak samimi ortamlar eski yeni dostlarla bir araya gelmek, birbirimizden güzel enerjiler, bilgiler, tüyolar almak, en güzeli,gülmek, gülebilmekdi.

Benim Yeşil Farkındalık Filmim

Yeşil yolculuğumu geçtiğimiz hafta  Yeşil Kagider Blog’da yazdım. Bugünde bu yolculuk içinde Yeşil Farkındalıklarım neler oldu, neler yaptım, yapıyorum, onları film ve fotoğraflarla aşağıda paylaştım. Filmdeki karakter Mimi’ nin anlatımı ve müziği, kulağıma ve gözüme hoş geldiği için onu seçtim.

Daha doğrusu bu güzel filmi önce                                         doğa dostu sevgili prensim keşfetti. O beğenince benim beğenmemem mümkün değil zaten.

Prensim yuva çıkışı boş su şişesini dönüşüm kutusuna atarken….

Filmdeki sırayla anlatırsam,

1-Kağıtları çift taraflı kullanmak her zaman yaptığım birşeydi.Gereksiz israfdan hep sakınırım.İşyerlerimde, evim de de buna çok dikkat ederim.Ama son iki senedir, printer’ı hayatımdan çıkardım. Çok mecbur kalmadıkça derken, artık hiç kullanmıyorum.Her yerde her şekilde de hallediyorum. Sözleşmeler dışında.

Ayrıca artık geri dönüşümlü özel kağıt kullanıyorum, defterlerim notebooklarım,çok sevdiğim Yeşil Yolculuk Ajandam hep geri dönüşümlü kağıt.Geri dönüşümlü notebooklar  hediye etmek, ya da ederek, hatırlatıcı olmak, çok hoşuma gidiyor.Kızımın da bana hediye ettiği, dışı deri içi, dönüşümlü kağıt, günlüğüm de en değerlim.

2-Carpooling; biz Kadıköy grubu, Kadıköy’de yaşayanların ,en sevdiğimiz şey her yere beraber gitmek, toplu taşıt kullanmak.Bunu hep yapardık, devam diyoruz. Yine 2004 de evimizi Ulus’dan Fenerbahçe’ye taşıyınca eşimle ben tek araba kullanmaya başladık.Bu bizi ne kadar mutlu ve rahat ettirdi, çünkü ayrı ayrı gittiğimiz özellikle akşam ziyaretlerinde, iki araba dönmek bize çok sorun oluyordu.  Hem evimiz ile işimizide  birbirine çok yakın mesafede konumladık. İşyerimiz de de hiç uzakta oturan eleman almadık.Bize yapılan başvurularda önce oturduğu yerin yakın olmasına dikkat ettik. İşimiz evimiz, vakit geçirmeyi çok sevdiğimiz, mekanlar hep yürüme mesafesinde,anneciğimide yakına taşıdım. Yüremeyi zaten çok severim, keyifle devam ettim.Benim sarı limuzin tutkum ise beni nasıl özgür, mutlu ve cool yapıyor anlatamam. Evet sarı lumizinlerimle (Bağdat Caddesi minübüsleri) bir yere gideceksem kıyafetlerimi de daha rahat seçiyorum, çantalarımı da. Yanlış anlamayın çok şık olabiliyorum, ama sadece, dar olmayan rahat inip bineceğim kıyafetler.Kadıköy yakasında minübüs kullananmak bence çok büyük konfor, hemen sizi görür görmez dururlar, beklerler. Her zaman caddede bir yere ya da Kadıköy’e giden, öğrenci, işadamı, kadını, emekliler, çelışanlar sanatçılar, sanatsevenler, operaya, konsere gidenler hep minübüsdedir.Nereye park edeceğim, derdi olmayınca hayat birden ne kadar kolaylaşır. Çoğu arkadaşım da benim gibi,şoförünü, arabasını almaz, limuzini tercih eder. Gerçekten konfor, özgürlük, ve farkındalıkdır, münübise binmek.Bu özel keyfimi size daha çok anlatabilirim.

3-Çamaşır makinesinde genelde soğuk su kullanırım, zaten yıkananlar çok kirli de olmadıkları için son derece ekonomik ve yararlı. Evdeki beyaz eşyaların zaten değişme vakti gelmişti, hepsini yeni ekonomik, çevre dostu sisteme döndürdük.2004 den beri kurutma makinemi hiç kullanmadım.Kurulu dolap içinde duruyor. Bu evimize taşınırken dolap odamızda, boydan boya cam olan bölüme  dolap yaptırmadık, kurutma yeri haline getirdik, hem sağlıklı ve çabuk kuruyorlar hem de elektirik tasarrufu yapıyoruz Yukarıda resmini gördüğünüz bölümün önüne istersek kapatabileceğimiz çok şık bir paravan perde de yaptırdık ama ona da gerek kalmadı, hem çamaşırları bir taraftan asıyoruz, bir taraftan ütüleyip kaldırıyoruz, hem kolay ve çabuk ütüleniyorlar.Bodrum’daki ev de de arka bahçemizde çok şık bir ahşap paravanla ayrılmış  yerimiz var, yine anında kuruyorlar, hemen ütüye hazır hale geliyorlar.

Şalımla mutluyum,hem yeşil dikkatinize

4-Artık kalorifer ve klimaları minumumda kullanıyoruz,hem daha sağlıklı oluyor, hem kışın şallarla, yazın, hava giren güzel esintilerle daha keyifli oluyor.Ampulleri hemen değiştirdik zaten. Elektrikli aletleri kullanmadığımız zamanlarda prizden çekmeye özen gösteriyoruz. Ama şimdi yeşil ofis programındaki sistemi bir tesisatçıya yaptırarak daha da  kontrol etmiş olacağız.

Bunun dışında, çöpleri ayrıştırma, gazeteleri, kağıtları, plastikleri, şişeleri ayırma konusunda harika bir belediyemiz var, biz de sadece dikkatli davranıyoruz. Her zaman doğaya yararlı hediyeleri tercih ediyorum, ağaç dikme sertikası, yeşil yayınlar gibi, ve devamlı yeni şeyler öğrenmenin uygulamanın keyfini yaşıyorum. Doğa dostu olmak bana çok ama çok keyif veriyor, kendimi çok huzurlu hissediyorum, sevgiler