Kagider BKM de’ Son Haberler…

Kagider’in BKM deki gösterisine sadece 2 gün kaldı, heyacan çok, arkadaşlarımız nerdeyse her akşam oyuna hazırlanıyorlar, aşağıda Kagider’in sevgili YK üyesi başarılı iş kadını üyesi Sanem Oktar’ın anlatımıyla son gelişmeleri Posta Karnaval haberi ile paylaşıyorum. Tiyatroya bekliyoruz; sevgiler, sevgiler….

0 

‘Ben Bir Gün Kadınken’ isimli oyunda rol alan KAGİDER üyesi iş kadınlarından Direct Comm Marketing Group Kurucu ve Yönetici Ortağı Sanem Öğüt’le projeyi konuştuk.

Hazırlayan:Sanem Öğüt

– Tiyatro fikri nereden çıktı?

Girişimci olmak isteyen kadınları eğiteceğimiz KAGİDER Akademi’yi hayata geçirmek istiyoruz. Zaten bu eğitimleri ‘İşimi Kuruyorum’ adıyla veriyoruz. Girişimci olmuş ama tam oturtamamış veya sıfırdan iş kurmak isteyenler başvuruyor. Ama sınırlı sayıda kadına ulaşabiliyoruz. Online akademiyi hayata geçirebilirsekTürkiye’deki tüm kadınlara ulaşmış olacağız. Bunun için fon gerekiyor. Nasıl fon oluşturabileceğimizi düşünürken üyemiz Şila tiyatro fikrini ortaya attı. Hoşumuza gitti, bu işi en iyi kim yapar, bize destek olur sorusuna da hep birlikte ‘BKM olur’ dedik. Yılmaz Erdoğan ve Zümrüt Arol ricamızı kırmadılar. Salonu, kostümleri, yönetmeni bize açtılar. Onların sayesinde hem mesajlarımızı iletebileceğiz, hem de kadın girişimcilere destek olacak akademimizi açabileceğiz. 3 yıldır çalıştığımız, ‘Teknolojide Kadının Yeri’ ile ilgili projeler gerçekleştirdiğimiz Vodafon ve ‘Beş İlde Beş Zirve’ projemizin sponsoru Garanti Bankası da bu projeye destek.

– ‘Ben Bir Gün Kadınken’ nasıl bir oyun?

Madem ki kadını günlük ve toplumsal hayatta güçlendirmeyi hedefliyoruz, biraz da empati yoluyla anlatalım dedik. Bunu çok öğretici, didaktik değil de eğlenceli yaparak gülerken düşündürsün istedik. BKM’nin iki genç yazarı Erkan Ersezer’le Gürkan Kanyaş yazdı oyunu. Uzun uzun onlarla konuştuk, hatta bazı rakamları verdik. Kadının Türkiye’de istihdam oranının yüzde 26 olduğunu, Avrupa Birliği’nde yüzde 78’lere vardığını anlattık. Bir karıkocanın hayatındaki değişimden yola çıkarak oyunu hazırladık. Yönetmen Celal Tak hem oyuncu hem yönetmen olduğu için kadınların dilinden çok iyi anlıyor.

1119_big

– Yönetmen işi sıkı tutuyormuş… 

Hak vermemek elde değil. Hep beraber sahneye çıkınca birden 6 yaş sendromuna giriyoruz. Sürekli konuşuyoruz. Daha da ileri giderek yönetici kimliğimizle nasıl yönetmesi gerektiğini anlatıyoruz. Dün dayanamayıp “Madem ki ben yönetmenim şimdi benim dediğimi dinleyeceksiniz!” dedi.

– İşten provalara vakit bulabiliyor musunuz?

Çok özveri gerekiyor. Tiyatro projesinde 15 kadınız, her birimiz aslında 50-100 kişilik şirketler yönetiyor. Sabah 7.30’da işimize giriyoruz, akşam bambaşka bir dünyada bambaşka bir role bürünüyoruz. 4 saat prova yapıyoruz. Çünkü bu akademiyi hayata geçirmek istiyoruz.

 -Siz daha önce oyuncuydunuz, tek sahne tecrübesi olan sizsiniz… 

Oyunculuğa Ferhan Şensoy’un tiyatrosunda başlamıştım. Öğrenciydim, bir sene amatör, bir sene profesyonel olarak iki sene Ferhan Şensoy’la Küçük Sahne’de çalışma fırsatı buldumOkul hayatı, iş hayatı derken 20 senedir sahneden uzaktım. Sahneye çıkmak doğru ve güzel konuşmayı, karşındakini iyi anlamayı gerektiriyor. İş hayatımda çok faydalandığım şeylerdi.

fft2mm4586975

– Yıllar sonra sahneye çıkınca ne hissettiniz?

Tekrar sahneye çıkmak benim için hem heyecan verici hem de biraz ürkütücü. Kalp çarpıntısıyla yapıyorum. Ama derlerdi sahne tozu yutmuş olmanın önemini. Hakikaten orası ayrı bir dünya.

1966783_10152280668751067_222288202_n

– Oyun tek bir gala mı; turneye de olacak mı?

Farklı yerlerde oynamak istiyoruz. Mesajlarımızın daha çok kişiye ulaşmasını istiyoruz. Belki daha sonra DVD olarak çıkaracağız. Senaryo hakkı KAGİDER’in. Bu oyunu oynamak isteyen başka dernekler de çıkabilir, memnuniyetle paylaşırız.

 – Bilet fiyatları ne kadar ve nereden temin edilebilir? 

250 lira. Proje için 500 bin liraya ihtiyacımız var. Bilet talepleri meltemkaraarslan@kagider.org adresine veya 0212 266 82 61 nolu telefona iletilebilir.

( Posta karnaval’dan alınmıştır.)

10153872_10203419626961920_1267037790_n

 

 

Yılmaz Erdoğan İle ….

Yılmaz Erdoğan, Dünya Tiyatrolar Günü’nü Kagider’de Kutladı

Türkiye’de kadın girişimciliğini artırmak ve kadınların istihdamına katkı sağlamak amacıyla çalışmalar yapan KAGİDER, kahvaltı toplantılarının mart ayı etkinliğini 27 Mart günü KAGİDER’in Şişli’deki merkezinde gerçekleştirdi. Show dünyasının başarılı ismi Yılmaz Erdoğan’ın KAGİDER üyeleriyle buluştuğu kahvaltı toplantısında, BKM tarafından desteklenen KAGİDER Tiyatro projesi konuşuldu.

KAGİDER, Dünya Tiyatrolar Günü’ne denk gelen mart ayı kahvaltı toplantısında Yılmaz Erdoğan’ı ağırladı. Erdoğan, “Çağımızın gereğince, bundan sonraki gerçeğimiz, ‘özgür kadın’ kavramı olmak zorunda.” dedi.

1966783_10152280668751067_222288202_n

 

Kagider’in yeni projesi Kagider Akademi‘ye bir tiyatro oyunu ile fon sağlanacak. Çok önemli bu projeye Kagider Kadınları bir tiyatro oyunu sahneleyerek, finansman yaratacak. Dünya Tiyatrolar Gününde sevgili Yılmaz Erdoğan bizlerleydi. Ünlü oyuncuya her konuda sorular yöneltildi. Cevaplar çoğunlukta farklı, çarpıcı ve  düşündürerek güldüren oldu. Bu hafta projeyi ve tiyatro çalışmalarını tüm detayları ile sizlerle paylaşacağım.Bu gün sadece Dünya Tiyatrolar Günü Kahvaltı sohbeti haberini paylaştım, sevgiler, sevgiler…

yilmaz-erdogan-dunya-tiyatrolar-gunu-nu-kagid-5836596_400Toplantının moderatörlüğünü yapan KAGİDER Başkanı Gülden Türktan şunları söyledi:

“Girişimcilik projeleri konusunda 11 yıllık deneyimimiz ve kadın girişimciliğinin sadece bir cinsiyet meselesi değil aynı zamanda bir kalkınma, bir eşitlik, bir ekonomik gelişim fırsatı olduğu savımız ile açıkladığımız yeni projemiz KAGİDER Akademi’ye fon yaratılması adına girişimci kadın ruhuna yakışır bir yöntem aradık. Bir tiyatro oyunu sahneleme fikri ortaya ilk çıktığında ise bunu işinin en iyisi ile yapmak istediğimizi fark ettik. Bu vesileyle kapısını çaldığımız BKM, başta Yılmaz Erdoğan olmak üzere tüm ekibiyle KAGİDER’e destek olmayı kabul etti. Dünya Tiyatrolar Günü’nde KAGİDER’de ağırladığımız BKM ekibinin lideri sevgili Yılmaz Erdoğan’a her şeyden önce bu yardım ve desteği için tüm üyelerimiz adına konuklar huzurunda teşekkür etmek istiyorum.”

10153872_10203419626961920_1267037790_n

Yılmaz Erdoğan ise “Çağımızın gereğince, bundan sonraki gerçeğimiz, ‘özgür kadın’ kavramı olmak zorunda. Ünlülerin hakkındaki olumsuz şeye inanma hızı, olumlu şeye inanma hızının neredeyse yüz katıdır ve ülkemizde kadınların da başına gelen aynen budur. Kadın girişimcilere bir gözlemimi de buradan aktarmak istiyorum, artık kentten köye ters göçün başladığı bir sürece girdik. Bu göç eden ve edecek insanlara hitap eden alanlarda girişimciler için önemli fırsatlar olduğunu düşünüyorum. Farkındalığın 5 basamağı var, duymak, anlamak, deneyimlemek, bilmek, yapabilmek. Yapabilme noktasına gelmeden hiçbir şeyin farkında olmuyorsunuz. Girişimcilik ise işte bu yapabilmek noktasında başlıyor. Artık birbirimizi yemeyeceğimiz bir ortamda, herkesin haz ve dolayısıyla fayda alacağı işler yapabilmesini diliyorum.” dedi.
KAGİDER’in düzenlediği kahvaltı toplantısı, salondan gelen soruların yanıtlanması ile son buldu.

 

Prens’le Lego Filmi Hakkında…

indirBu sene prensimle sık sık sinemaya gidiyoruz.Hatta bir hafta önceden gideceğimiz filmi frekmanlarından  seçiyoruz.Geçtiğimiz hafta Lego filmine tekrar gitmek istediğini söyleyince, ben de merak ettim, ve onunla, ben ilk kez o ikinci kez seyretmek üzere koltuklarımıza kurulduk. Bana hep heyacanla kötü polisin sonunda nasıl iyi polis olduğunu anlatmaya çalışıyordu.Filmi seyredince, sadece çocuklar için değil, büyükler için de çok güzel mesajlar içeren çok güzel bir film ile karşılaştım. Günümüzün kapitalist düzeninin, yanlışları,  çok güzel  hicvediliyor.Sonun da verilen mesaj  ise filmin en güzel yeri.Keyifle seyrettim. Prensimin bu derece iyi anlaması beni çok şaşırttı, mutlu etti. İnşallah her seyredene de aynı duyguları yaşatır.Filmin sonunda yazılar çıkmaya başladığında beni durdurdu, filmin en güzel parçalarından Batman’in şarkısını da bekleyelim, dinleyelim istedi.Sonunda onunla bu güzel filmi, şarkılarıyla, yorumlarıyla çok severek izledim, sizlerle de filmin iki şarkısını,  yorumları   ve özet tanıtımını paylaşıyorum. Vaktiniz olursa kaçırmayın, derim..

warner brosun animasyon işinde çok iyi bir iş çıkardığını söyleyebiliriz. lego movie o kadar eğlenceli ve derin bir film ki(evet derin) yapmadığı gönderme, memnun etmediği fandom, hicvetmediği alan kalmıyor. bu sırada sizi deli gibi eğlendiriyor. işçi sınıfına mensup bir karakterin, resmen kapitalizm ile mücadelesini izlerken, bize o müthiş şarkısı ile batman ve arkadaşları eşlik ediyor. filmin türkçe dublajıda ayrı bir güzel olmuş

 

LEGO® FİLMİ, Warner Bros. Pictures ve Village Roadshow Pictures’ın sunduğu  ilk uzun metrajlı LEGO®macera filmidir.

3D formatında ve bilgisayar animasyonu olarak hazırlanan LEGO® FİLMİ, macerasında; sıradan, kurallara her zaman uyan, ortalama bir LEGO® minifigürü olan Emmet adlı karakterin, yanlışlıkla dünyayı kurtaracak en sıra dışı kişi olarak tanınması konu ediliyor. Umutsuz ve gülünç bir şekilde bu duruma hazırlıksız yakalanan Emmet, kendisini yabancı bir birliğin içinde bulur ve zalim bir hükümdarı durdurmak için epik bir yolculuğa çıkar.

Türkiye’de Türkçe dublajlı olarak da vizyona girecek “LEGO® FİLMİ / THE LEGO® MOVIE” baş karakterlerini; Chris Pratt, Will Ferrell, Elizabeth Banks, Liam Neeson, Will Arnett, Nick Offerman, Alison Brie ve Morgan Freeman seslendiriyorlar. Okumaya devam et

Fener-Balat-Cibaliye -Ayvansaray Hattı

Yarın HATSAİL’in düzenlediği FENER-BALAT-CİBALİYE-AYVANSARAY gezisine katılacağım. Çok önemli işlerimi erteleyip; gitmeyi planladığım bu gezi için şimdiden heyacanlıyım. Firmadan gelen bilgi yazısını okuyunca o kadar hoşuma gitti ki , gitmeden sizlerle paylaşmak istedim.Yazıyı okuyunca sizler de göreceksiniz, kültürümüzde, ne kadar farklı güzellikler bir arada.Gezi fotoğraflarını yarından sonra paylaşacağım, sevgiler, sevgiler…

 

indirGezimize ilk olarak Kariye Müzesi’nden başlıyoruz. Tarihi 3.yüzyıla kadar inen bu yapı, Bizans  Mozaik ve Fresk sanatının zirveye ulaştığı yer olarak ün yapmıştır. Hz. İsa ve Hz. Meryem’in hayatları mozaiklerde hayat bulmuş olarak karşınıza çıkacak, adeta canlıymış gibi görünen bu şaheserleri seyrederken rehberimizin anlatımıyla Dinler Tarihinde adeta kısa bir yolculuk yapacaksınız.

Kariye Müzesinden tarihi surları takip edip, Topkapı Sarayında sergilenen Kaşıkçı Elması’nın da bulunduğu yer ve  Bizans sivil saray mimarisinin günümüze kalan tek örneği olan Tekfur Sarayına ulaşıyoruz.

Tekfur Sarayı’ndan sonra aracımızla Haliç’e gelmeden hemen önce Feshane’nin tam karşısında bugüne kadar hiç görmediğiniz hatta hiç duymadığınız ama eminim Paris, Roma ya da Venedik’te olsaydı çoktan duyup gezmiş olacağınız, bir özelliğe itibariyle dünyada tek olan Mimar Sinan yapısı Hokkalı Camii’ni göreceğiz. Caminin ilginç hikâyesini Rehberimizden dinleyeceksiniz.

Hokkalı Cami’den sonra durağımız  Meryem Ana Ayazması olarak bilinen tarihi kilise. Kilise diğerlerinden biraz farklı Çünkü burası dünyada Cuma günü ayin yapılan tek Ortodoks kilisesi.

GennadiosDaha sonra yine bir ilk olan, Anadolu’daki çelik konstrüksiyon üzerine yapılmış tek kilise Bulgar Sveti Stefan kilisesini gezip 450 milyonluk Ortodoks dünyasının merkezi olan Fener Rum Ortodoks Patrikhanesine ulaşıyoruz. Hz. İsa’nın çarmıha gerilmeden önce bağlanıp kırbaçlandığı sütun, Üç büyük azizeye ait kemiklerin muhafaza edildiği gümüş ve bakır sandukalar,  Kin Kapısı en çok ilgi çeken eserler arasında yer almaktadır.

Öğle yemeğimizi eski bir Rum Evi olan Ottoman Balıkçısı’nda aldıktan sonra, Fener sırtlarında bulunan ve Marsilya’dan getirilen tuğlaları ile Disneyland’dan fırlamış bir Şato’yu andıran bugün halen daha kullanılan Fener Rum Lisesi’ni geziyoruz. Etkileyici Haliç manzarasını görüp,  Lise’nin hikâyesini dinledikten sonra İstanbul’da fetihten sonra camiye çevrilmeyen tek orijinal Bizans Kilisesi olan Kanlı Meryem Kilisesi’ni ziyaret ediyoruz

Daha sonra birçok filme, tiyatroya konu olmuş Cibali Karakolu, Her Eylül ayında yapılan ayinle dikkat çeken Surp Hreşdagabet Ermeni Kilisesi, Osmanlı Musikisinin temelini atan eski Boğdan Voyvodası Dimitri Kantemir Sarayı, Bizans sivil mimarisinin en güzel örneklerinin yer aldığı Balat ve Fener Sokakları, Agora Meyhanesi, Cıfıt Çarşısı, Gül Camii, Çarşamba, Yavuz Sultan Selim Camii, Ayakapı, St Nikalaus Kilisesi’ni dışarıdan görüp bu güzel günü noktalıyoruz.

 

Antakya Medeniyetler Korosu

Hafta sonu Antakya’da Kagid Girişimci Kadınlar derneğinin davetlisiydik.Bizleri çok iyi misafir eden  Kagid Başkanı Dilek Karadeniz‘e eski başkan Belgin Ünal’a ve bütün değerli arkadaşlarına Kagid 2. Zirve buluşması  organizasyonu için çok çok teşekkür ediyorum.Program, panel,şehir kültür turları,hepsi çok güzeldi ama,  Antakya Medeniyet Korosu  Konseri  programın en güzel bölümü idi.Bu muhteşem grubu ve hikayesini, sevgili Antakyalı Kagider  üyemiz Zekiye Yiğitbaş‘ın röportajından sizlerle paylaşıyorum.Zekiye Yiğitbaş’a da çok özel konukseverliği için sonsuz teşekkürler. Sizler de inşallah bir yerlerde rast gelir dinlersiniz, dileklerimle. Sevgiler, sevgiler….

1505124_595225360553430_1873535106_n

 

Antakya Medeniyetler Korosu, din, ırk ve mezhep savaşlarının süregeldiği ve “Medeniyetler Çatışması” kavramının sıkça söz edildiği günümüzde; farklılıkların oluşturduğu birlikteliğin aslında zenginlik olduğunu kanıtlıyor, dünyayı dolaşarak adeta barış elçiliği yapıyor.

 

Farklı dil ve dinden insanların asırlardır barış içinde yaşadığı Antakya’da; Hıristiyan, Musevi, Alevi ve Sünni Müslümanların katılımıyla kurulan koro, ülkemizin birlik ve beraberliğini tüm dünyaya taşıyor. Barış, sevgi, hoşgörü ve kardeşlik mesajı vermek üzere kurulan koronun elemanları, bu duygularla birbirlerinin ilahilerin söylüyorlar.

Hatay Valiliği tarafından, 2007 yılında Turizm Haftası etkinlikleri kapsamında oluşturulan,559985_281950681880901_1472143942_n

2008 yılında dernek statüsünü kazanan koroda Müslüman, Hıristiyan ve Musevi dinlerine mensup 140 kişi yer alıyor. Antakya Medeniyetler Korosu’nun şefliğini Şeyda Koyaş, genel koordinatörlüğünü ise Yılmaz Özfırat yapıyor. Koristlerin kostüm tasarımı, ünlü moda tasarımcısı Bahar Korçan tarafından Harbiye İpeği kullanılarak yapılmış.  Koro, imamdan rahibeye, kuyumcudan manifaturacıya kadar farklı mesleklere mensup kişileri bünyesinde barındırıyor. Kentteki hoşgörüyü yansıtan Antakya Medeniyetler Korosu, seslendirdikleri ilahi ve şarkılarla barış içinde ve bir arada yaşamanın en güzel örneğini sergiliyor.

indirÖnümüzdeki günlerde Türkiye’nin birçok kentinde, ayrıca “İstanbul’da Hatay Günleri Fuarı”nda konser verecek olan Antakya Medeniyetler Korosu; Mayıs ayı sonuna kadar İsviçre, Yunanistan, İtalya, İspanya, Portekiz, Fransa, İngiltere, Belçika, Almanya, Hollanda, Danimarka’yı kapsayan Avrupa turnesine çıkıyor.  Biz de bir konser öncesi koronun provasını izledik ve gördük ki; konserlerinde verdikleri o pozitif enerji, kardeşlik, dostluk duyguları her daim var. Çizilmiş sınırları reddeden, kendi yaşadıklarından beslenen, birlikte yaşama kültürünün sembolü olan koronun hiçbir üyesi rol yapmıyor ve her biri doğup büyüdüğü kentin kültürüyle yoğrulmuş, sevgi dolu insanlar. Antakya Medeniyetler Korosu Dernek Başkanı ve Genel Koordinatörü Yılmaz Özfırat ile bu prova sonrasında bir söyleşi gerçekleştirdik.

Bizler, Birbirimizin İlahisini Söyleyebilecek Kadar Derin Bir Hoşgörüye Sahibiz

Z.Y. Yılmaz Bey, koronun kuruluş öyküsünü anlatır mısınız?

Y.Ö. Her yıl kutlanan Turizm Haftası, 2007 yılında Antakya’da start aldı. Bu nedenle Hatay Valiliği’nde, sivil toplum kuruluşlarının da katıldığı bir toplantı düzenlendi. Bu toplantıya Antakya Akademi Halk Dansları Derneği Başkanı olarak ben de davet edildim. Toplantının resmi kısmı bittikten sonra Vali Yardımcısı Sayın Ömer Bedrettin Sağsöz ile Hatay’ın daha fazla tanınması, markalaşması konusunda neler yapılabileceği konusunda sohbet etmeye başladık. O dönemde Kültür ve Turizm Bakanı olan Sayın Atilla Koç’un kentimizde bir gece daha kalabilmesi için fikir üretilirken, kimisi “ oruk, künefe yapalım” veya” panel düzenleyelim” dedi. Ben de kendilerine Şener Şen’in “Selamsız Bandosu” filmini anlattım. Öykünün geçtiği kasabaya dikkat çekmek için belediye başkanının kurduğu bando vardı. Başkan, Cumhurbaşkanının binmiş olduğu treni durdurarak kasabanın sorunlarını göstermek istiyordu. Buradan yola çıkarak ve zaten Antakya’da var olan farklı dinlere mensup insanları bir araya getirip bir müzik topluluğu oluşturulabileceğini, böylece Hatay’ın hoşgörüsünü anlatarak marka olunabileceğini söyledim. O da “bu işin koordinatörlüğüne seni atadım, başla” dedi. Müzik öğretmeni olan değerli arkadaşım Şeyda Akgöl Koyaş ve cemaat önderleri ile İl Kültür Müdürlüğü’nde toplandık. 1.5 ayda koroyu oluşturduk. Önceleri herkes kendi ilahini söylüyordu. Biz bunun ayrımcılık olduğunu düşünerek, herkesi birbirlerinin ilahisini söyler formata getirdik.

Z.Y. Koristlerin giydiği kostümlerin tasarımı, ünlü moda tasarımcısı Bahar Korçan tarafından yapıldı. Bu konuda neler söylemek istersiniz? 

Y.Ö. Siz Bahar Hanım ile bizi tanıştırarak bu konuda ön ayak oldunuz, çok teşekkürler. Bahar Hanım’a burada 6 farklı medeniyet olduğunu, herkesin bir arada huzur içinde yaşadığını anlattık. Öyle bir kostüme ihtiyacımız vardı ki, herkesin ortak paydada birleştiği bir kostüm olmalıydı. Sağolsun Bahar Hanım, Harbiye İpeği ile çok güzel bir tasarım yaptı. Böylesi devasa bir moda tasarımcısının kostümlerimizi tasarlaması çok hoş tabi. Bu kostümlere kim baksa kendinden bir parça buluyor. Örneğin Sünniler, “Bu bizim derviş kıyafetimiz” diyor. Hıristiyanlar, “Bu bizim kilisede giydiğimiz cübbe” Museviler ise “ Evet, bu bizim ayinlerde üstümüze attığımız elbisenin kumaşındandır” diyor. Yani her kesim kendinden bir şey buluyor. Rengi çok özel, koristlerimiz adeta melek gibi oldu.  

Z.Y. Birçok konserinize katıldım. Bu konserler esnasında koristlerin yüzü gülüyor ve heyecanlarını hiç kaybetmiyorlar. Bunun sırrı nedir?

Y.Ö. Bizler, birbirimizin ilahisini söyleyebilecek kadar derin bir hoşgörüye sahibiz. Bir Ermeni, bir Sünni ya da Alevi parçası söylendiği zaman oradaki tüm insanlar, ayrım yapmaksızın bize katılıyorlar. Onlar, o anda sadece Allah’a olan sevgilerini dile getiriyorlar. Bizim bir çok özelliğimiz farklı ama hepimiz Allah için varız. Bu yüzdendir ki, koristlerimiz de o anda pozitif enerjilerini dinleyicileriyle paylaşıyorlar.

Z.Y. Koro ile ilgili olarak bundan sonraki hedefleriniz ve planlarınız nelerdir?

Y.Ö. Bu koronun bir misyonu var. İnsanları doğruya çekmek, farklılıklara rağmen bir arada ve barış içinde yaşanabileceğini göstermek istiyoruz.  Antakya, hoşgörü kültürünü yaşam tarzı haline getirmiş ve bu ortamda devamlılığını sağlayabilen dünyadaki ender kentlerden biridir. Yani kısaca hoşgörünün başkentidir. İşte biz de Antakya Medeniyetler Korosu olarak, özelde Antakya’nın,  genelde Türkiye’nin tanıtımına katkı sağlamak, halen var olan birtakım güzellikleri herkesle paylaşıp onlara yeni bir ufuk açıp insanlığı doğruya ve güzelliğe çekip medeniyetler arasında köprü oluşturarak evrensel bir dil olan müzikle bir arada tutmayı hedefledik. Dünyanın nesrinde “öteki” deniliyorsa, biz de onlara “ötekileştirmemek” gerektiğini göstermek istiyoruz. En büyük hayalimiz ise Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde Filistin ve İsrail Devlet Başkanları’nın bir arada bulunduğu Batı Şeria’da bir konser vererek orada yaşayan insanlara barış, sevgi ve hoşgörüyü götürmektir.

Z.Y. Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteriliyorsunuz. Bu konudaki düşünceleriniz nedir?

Y.Ö. Çok çeşitli kültürel yapıların yüzyıllardan beri bir arada yaşamalarının ürünü karşılıklı saygı ve hoşgörü ortamını tüm dünyaya örnek olarak gösteriyor ve haklı olarak öğünüyoruz. Antakya Medeniyetler Korosu olarak 2012 yılı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmemiz onur verici bir durum ve bizi çok heyecanlandırdı.  Nobel’e aday gösterilmenin haklı gururunu yaşıyoruz.

Sevgi, Barış, Hoşgörünün Başkenti Antakya

Anadolu’da yapılan ilk cami olarak bilinen Habib-i Neccar Camii, adını Hz. İsa’nın havarilerine ilk inanan ve bu uğurda canını veren bir Antakyalı olan Habib-i Neccar’dan almış.

Hz. İsa Antakya’ya elçiler göndererek halkı gerçek dinine çağırır. Ancak halk bu çağrıya tepki göstererek elçileri öldürmek ister. Habib-i Neccar dağdaki marangoz atölyesini bırakarak şehre gelir ve Antakya halkına elçilere uymalarını söyler. Ancak halk hem Habib-i Neccar’ ı hem de elçileri şehit ederler. Habib-i Neccar, Hz. İsa’nın havarilerine ilk inanan kişidir. Kuran-ı Kerim’de Yasin Suresi’nde övülen bir şehit olup, türbesi caminin 4 metre derininde olup Hz. İsa’nın havarilerinden Pavlus ve Yuhanna’nın da türbeleri de bu camidedir. Habib-i Neccar Camii, Hıristiyanlara ait mezarların olması nedeniyle dinler arası hoşgörünün simgesi olmuştur.

3 Din ve 6 mezhebin temsilcileriyle, bol yağmurlu bir günde tüm dinler tarafından kutsal sayılan Habib-i Neccar Camii’nde buluştuk. Onların anlatmaktan bıkmadığı, sonsuza kadar da bıkmayacağı şehirde var olan dokuyu; yani sevgi, barış, hoşgörü ve kardeşlik kavramlarını bir kez daha anlatmalarını rica ettik.

Mustafa Sinanoğlu (Hatay İl Müftüsü)

Antakya, birçok medeniyete evsahipliği yaptığı için çokkültürlülüğü her zaman özümsemiş bir şehirdir. Çokkültürlü olan bu kentin, 638 yılında Müslümanlar tarafından fethedilmesiyle birlikte hoşgörü katsayısı artmıştır. İslam dini, dil, din ırk ayrımı yapmaksızın, tüm insanları kucaklayan bir dindir. İslam’ın kelime anlamı barıştır. Bizler de burada barışı en üst düzeyde yaşıyor, yaşatıyoruz. Antakya, bu yönüyle yüzlerce yayın kuruluşunda haber oldu. Ancak bizler rol yapmıyor, gerçekten böyle yaşıyoruz. Şimdi hep birlikte sohbet ederken, kimse kimsenin hangi din mensubu olduğu düşünmüyor. İsterdim ki, bu güzellik bütün dünyada yaşansın. Dünyada cennet hayatı yaşamak her zaman mümkündür. Bu da sevgiyle, saygıyla, hoşgörüyle; hangi din mensubu olursa olsun, insana insan olduğu için değer vermekle olur. Antakya bu konuda en iyi örnek olabilen bir şehirdir.

Şaul Cenudioğlu ( Musevi Cemaati Başkanı)

Bu şehirde var olmaktan dolayı çok mutluyum. Çünkü biz burada yıllardır huzur içinde yaşıyoruz. Değişik dinlere mensup insanların bir arada yaşadığı Antakya’da, hiç kimse kimseye “sen Hıristiyansın, sen Müslümansın, sen Yahudisin” diyerek ayrım yapmaz. Herkes kendi ibadetini yapar. Dışarı çıktıklarında ise kimsenin kimseden farkı yoktur. Kardeşliğin tesis olduğu bir şehirde yaşamaktayız. Bu hoşgörünün tüm dünyaya yayılmasını, dünyanın buradaki yaşam tarzını örnek almasını isterim. İnsanlar bu ölümlü dünyada neyi paylaşamıyor? Antakya’yı anlatmaya kelimeler yetmez. Antakya’da yaşayıp bu havayı teneffüs eden insanlar Antakya’nın güzelliğini ve insanlarını hoşgörüyü toplumsal barışı yaşar. 3 din 6 mezhep mensubundan oluşan, Kurmuş olduğumuz Antakya Medeniyetler Korosu, dünyaya barış mesajları veriyor. Temennim, tüm dünyanın tıpkı Antakya gibi barış ve huzur içinde yaşamasıdır.

Domenico Bertogli (Katolik Kilisesi Ruhani Reisi)

Bizler Müslüman, Hıristiyan Musevi ne olursak olalım, önce insanız. İnsan olarak hepimiz Allahtan geldik. Ben İtalyanım ama 24 senedir Antakya’da yaşıyorum. Burada dinler arası diyalog çok iyi. İnsanlar son derece toleranslı ve hoşgörülü. Sevgi, saygı, birlikte çalışmak çok önemli. Bütün bunlar da bu şehirde mevcut. Dolayısıyla Antakya’da yaşadığım için çok mutluyum.

Soengho Chang/ Yakup Can (Protestan Kilisesi Pastörü)

2007 de Güney Kore’den geldim. Antakya’da olduğum için çok mutluyum. Dinler arası diyalog çok mükemmel burada. Bu konuda kimse rol yapmıyor. Burada herkes gerçekten hoşgörüyü yaşıyor. Bunu çok hissediyor ve çok mutlu oluyorum. Antakya Medeniyetler Korosu’nun misyonu da çok önemli ve kutsal. 3 din 6 mezhep mensubundan oluşan koromuz dünyaya barış, sevgi, hoşgörü, kardeşlik mesajları veriyor.

Dimitri Doğum (Antakya Hıristiyan Ortodoks Kilisesi Pederi)

Burası dinlerin buluştuğu şehir. Bu şehirde asırlardır var olan barış ve hoşgörüyü tüm dünyaya anlatmaktan hiçbir zaman bıkmayacağız. Devletimizin tayin ettiği en büyük din adamı olan müftümüz ve diğer cemaat liderleri olarak bizler, gördüğünüz gibi bir aradayız, el eleyiz. Bizim yaşam tarzımız bu, gerçekten böyle yaşıyoruz. Bizler rol yapmıyoruz. Mahallede, okulda, apartmanlarda şimdiye kadar hep böyle yaşadık, böyle yaşamaya devam edeceğiz. Dinlerimiz, ibadet şekillerimiz ve mekânlarımız farklı olsa da; hepimiz tek bir tanrı için dua ediyoruz. Günümüzde bu konuda rahat bir ülke yokken, bizlerin burada yaşadığı bu ortamı belki başkaları kıskanıyorlar. Kıskanmak yerine keşke bizi örnek alsalar…

Ali Yeral (Ehl-i Beyt Kültür ve Dayanışma Vakfı Başkanı)

Tarih boyunca farklı din, dil, ırk, mezhebe mensup insanlar; maalesef birbirinin kanını, gözyaşını akıtmışlardır. Dini kitapların hiçbiri bunu emretmemiştir. Buradaki cemaat liderleri olarak bizler; bayramlarımızda, cenazelerimizde, normal günlerimizde her zaman yan yana, omuz omuza yaşamaktayız. Bizim tek temennimiz, buradaki barış ve kardeşlik havasının; komşumuz Suriye başta olmak üzere, tüm Ortadoğu’ya ve dünyaya yansımasıdır. Farklı din veya mezhep mensubu olduğu için insan kanını akıtmak günahtır. Allah-u Teâlâ, peygamberlerin hiç birine bunu göndermemiştir, hiçbir kitapta bu yoktur. Ne zamanki insanlar Allahın gönderdiği kitaplardan uzaklaştıysa; karşısında insanın, malına canına kastetmiş, “benim dinimden, mezhebimden olmayan kâfirdir” gibi kötü düşüncelere kapılmıştır. Hz. Ali’nin bu konuda veciz bir sözü vardır. “Bütün insanlar iki çeşittir. Ya dindar kardeşimdir ya da yaratılışta eşittir. Benim dindar kardeşim olmayan Hz. Adem ve Havva’dan olma özbeöz kardeşimdir. Hz. Ali Ehl-i Beyt Peygamberimiz bunu buyurduktan sonra, herkes benim kardeşimdir. Bu kardeşliğin tüm dünyada tesis edilmesi en büyük dileğimdir.

Şeyda Akgöl Koyaş (Antakya Medeniyetler Korosu Şefi)

Bu koronun bir parçası olmak için illa ki koroda söylüyor olmaya gerek yoktur. Bizim gibi düşünen, hoşgörüyle ve gönül gözüyle bakabilen herkes bu koronun bir parçasıdır. Bizler, yüzyıllardan beri süregelen kültürün parçaları ve elimizden geldiğince temsilcileriyiz. Bu koroda bugün biz varız, fakat yarın başkaları olacaktır. Koro, kültürümüz gibi uzun solukla devam edecektir.