Bu gün çok özel bir arkadaşımı, çevre dostu mimarlık ofisi sahibi Özgül Öztürk‘ü sizlere tanıtmak istiyorum.Çevreci iş kadınlarımıza her geçen gün yenileri eklenirken Özgül uzun süredir bu konuda aktif çalışyor, gönlünü sevgisini koyuyor.
Doğa ve hayvan dostu, özüne ailesine ilkelerine bağlılığı, müzik tutkusu ile Özgül’ün girişim ve hayat hikayesi bize çok farklı çerçevelerden mesajlar veriyor. İlk tanıştığımız gündü, bana mimar olduğunu iki sene önce de ” Ses getiren bir şeyler yapmak istedim, onun için perküyson çalmaya başladım.” dedi. Bu kendini ifade ediş kısmı hiç aklımdan çıkmadı tabi. Bize çok yakın ofisi vardı, onun için zaman zaman ofislerimizde buluştuk. Kagider’e yeni üye olmuştu. O zamanlarda daha üyeler birbirlerini evlerinde, ofislerinde büyük gruplar halinde ağarlamıyorlardı. Kagider’li arkadaşlarını kahvaltıya ofisine çağıran ilk arkadaşımız bence.Özgül sıcak kanlı, hep cıvıl cıvıl, hep renkli, sevgi dolu yüreği ile hemen farkediliyor. Özellikle çevre dostu olması, bu konuda emek verip farkındalık yaratmaktan öte ona başka misyonlar da yüklemiş. İşinde, evinde ofisinde, doğada çalışmalar yapıyor.Çok tatlı arkadaşım Özgül yazdı ben de paylaşıyorum,önce çevre dostu çalışmalarla başladım;sonra feng-shui ve köklere gidiş, hayat hikayesi ve girişimcilik öyküsü ile de sonlandırdık, fotoğraflarla da sizlere daha anlamlı aktarmaya çalıştık. İyi okumalar sevgiler.
“Uzun yıllar şehrin göbeğinde olup da doğanın içindeki ofisimizde Mimarlık ve Dekorasyon hizmeti verirken, 2008 senesinde arkadaşlarımız tanıdık çevremizle birlikte tamamen kendi enerjisini üreten, doğaya saygılı, doğal malzemelerden yapılmış yaşama alanı tasarlayıp uygulamak hayalimi gerçekleştirmek için Kaz dağlarında yer arayışına gittik, araştırdık, bulduk. Tek başına tamamını maddi anlamda üstlenebilecek güce sahip değildim.
Projeler çalışılmaya başlandı. Grup içerisinde aynı yaşam alanını 2 katlı ev yapmaktansa çok daha yüksek katlı binalar yaparak çok daha fazla gelir elde edebileceğimiz sesleri gelince proje hayata geçemedi, kaldı. İşbirliği yapılması düşünülen işlerde ortak bilinç aynı yerden bakmıyorsa, henüz o işbirliği için doğru zaman olmadığını gördüm.
Krishnamurti’nin sözü tam da bu duruma en uygun sözdü : “Eğer bir amaç için bir araya gelmişseniz orada gerçek bir işbirliği yoktur. Eğer bir aradayken mutluysanız işte o zaman gerçek bir işbirliğinden söz edilebilir. Çünkü eğer bir fikir sizi birleştirebiliyorsa bir başka fikir de bölebilir”
2010 senesinde Antalya’ya taşınmamızla Ekolojik Mimari, Doğal Yapılar konusunda çalışmalar içinde bulundum. Kaz dağları’nda Ekomimari ve Doğal Yapılar Atölyesinde 2 Amerikalı 1 Fransız öğretmenden kerpiç ev, saman balyasından ev, dekoratif kil sıva yapma konusunda çalışmalara katıldım. İçtiğimiz şarap şişeleri dönüşerek tohum ambarının camları oldu. Yörenin kendi toprağından çıkan kil, duvar ve sıva malzemesi olarak kullanıldı. Doğanın kendi içindeki bütünlük, döngü ve muhteşem düzen harika. Şehirden uzakta dağ, orman ve birkaç köyde bulunma, çalışmalara katılma mutluluğunu yaşadım.
Gönüllü çalışmalarda bulundum. Kolektif çalışma ve ortak akıl ile ortaya çıkan işlerin tadı bambaşka. Antalya Beycik’te Flora Akdeniz Bahçesinde Moğol Çadırı YURT yapımında yer aldım. “Başka bir dünya mümkün” Malzemeleri geri dönüştürerek mekanlarda kullanmayı, tüketimi azaltırken, yaşama değer katmayı, doğal kaynakları kullanarak enerji verimliliğini dikkate almayı önemsiyorum. Hong Kong’da yaşayan Çin’li Feng Shui, Çin Astrolojisi ve İ Ching Ustası Grand Master Raymond Lo’dan Uluslararası standartlarda kabul gören, IFSA (Uluslararası Feng Shui Derneği) tarafından onaylı, 2. Sene sonunda toplam 5 modülden oluşan Feng Shui eğitimi aldım. Feng Shui, yaşadığınız çevre ile ilgili hislerinize bilimsel bir yaklaşım sunar. Nasıl, neden soruları binlerce yılın birikimi içinde yanıtlarını bulur.
Çinliler 3500 senedir mekanların insanlar üzerindeki etkisini araştırmışlar ve bu, bir bilim, bir yaşama sanatı haline gelmiş. Feng Shui, insanları her bakımdan besleyecek, mutlu edecek mekanları yaratmanın yollarını gösteren kadim bir metafizik bilimidir. Çinliler bu kadim bilgileri kullanırken referans olarak insan ve doğayı inceler, önemli olan insanın kendi doğasını tanımasıdır.
14- 16 Haziran 2013 tarihlerinde İstanbul’da Al Gore’un verdiği Climate Reality Leaders eğitimine katılıp sertifika aldım. Kurumlarda veya etkinliklerde iklim değişikliğinin boyutlarını gösteren sunumlar yapmaya yetkiliyim.
2013 son çeyreğinde Eko Yapı Dergisi – Erke Tasarım işbirliğinde LEED (Leadership in Energy and Environmental Design /Enerji ve Çevre Dostu Tasarımda Liderlik) GREEN ASSOCIATE EĞİTİMİ aldım. Amerikan kaynaklı olması etkisiyle de dünyada tanınırlığı ve kabul edilebilirliği en yüksek yeşil bina sertifikasyonudur.
Bu sene 22.yılı tamamlayacağım mesleğimde Mimarlık ve Dekorasyon tasarım, proje ve uygulama deneyimimi, son yıllarda sürdürülebilirlik, ekoloji ve feng shui üzerine yaptığım çalışmalar ve araştırmalarla, bilgi ve tecrübelerimi paylaşmak ; doğaya ve insana saygılı, havayı, suyu, toprağı kirletmeden, mekanların ve o mekanın enerjilerinin de insanlar üzerindeki etkisini dikkate alarak, gelecek nesillere temiz yapılı yaşam alanları bırakmak, yaşama değer katarak, farkındalık yaratmayı hedeflemekteyim. 2010-2013 arası Antalya’da geçen zaman akabinde 2013 ikinci yarısı itibariyle tekrar İstanbul’dayız.
2012 yılında ise, kardeşlerim, kuzenlerim, amcalarım, ailem ve tanıdıklar ile 200 kişiye yakın bir topluluk olarak, uzun yıllar önce dedelerim ve babalarının İstanbul’a göç etmesiyle hiç yaşamadığım ama köklerimin Elazığ’da olduğunu bildiğim hiç gitmediğim köyümüze Nimri’ye gittim. Ben çok değerli yabancı öğretmenlerden doğal yapılar konusunda eğitim alırken atalarımın yaşadığı kendi köyümün eski yapılarının ne kadar güzel kerpiç sıvalı, ardıç ağaç iskeletli, taş yapılar olduğunu gördüm. Köy ile aramda kurulan ilk bağ o zamandır. Yıllar öncesinde büyük şehirlere başlayan göç ile köyde sürekli yaşayan insan sayısı yok denecek kadar az kalmış. Deprem sonrası 60 yaş üzeri kesimin köyde ev yaptırma isteği ile tatil amaçlı gidenlerin başlaması akabinde yeni yapılaşma çok kötü olmuş, eski ise değeri bilinmeden kenarda kaderine bırakılmış halde idi. Köyün uzun yıllardır devam eden ve bugünlere kadar büyüklerimizin kuruculuğu sayesinde gelen, ama pek aktif olmayan derneğinin yönetimini, İstanbul’da yaşamış eğitimini almış, gençlerden oluşan ve büyük destek alan yeni bir liste ile yeni yönetimi oluşturduk. Üstelik Doğu Anadolu’da bulunan köy derneğinin daha önce bir adet kadın üyesi yokken , derneğin yeni başkanı kadın olup, 9 kadın 9 erkek ile yeni yönetimi kurarak, pek çok kadını da derneğe üye yaptık. Mimari, köy ve civarında doğal hayatın korunması, geliştirilmesi, çevre bilinci ve duyarlılığının arttırılması yönünde çalışmalar, kültürel,dayanışma, imece, değerler, türküler, hikayeler, anılar , şifalı otları, kadim bilgilerini derleme çalışmaları ile hedefler koyduk. Bu çalışmaların bir kısmı son birkaç yıl içinde sosyal medya ve internet sitesi aracılığıyla başlamıştı zaten, biz ivmeyi artırarak herkesin katılımını hedefleyen, eşitlikten yana, ayrım gözetmeden, kadının varlığını ve dinamiğini önemseyen taze kan getirdik aslında. Köklerimizle buluştuğumuz, daha büyük bir çemberde bağların kuvvetlenmeye başladığı ata topraklarında, kendi adıma – bugüne kadar aldığım mimarlık eğitimi-doğa sevgisi-ekolojik mimari deneyimimin buluşmasına, yol bulup önemsediğim değerlere ufak da olsa katkım olmasına niyet ediyorum, önemsiyorum.
1972 Ankara doğumluyum. Ankara’lılığım babamın mimarlık öğrenciliği son sınıf bitirme projesi teslimi ile 33 gün kadar sürmüş… Başkentte Deniz Gezmiş’in arandığı, sıkıyönetim halleri, gece sokağa çıkma yasağı ve annemin sancısı tutmasıyla Jandarma aracı eşliğinde 20 Mart gecesi hastaneye gidilir, 20 yaşındaki gencecik annem ürker, beklerler gece boyu, ben de ürkmüşüm belki kim bilir ve baharın ilk günü olan 21 Mart’ta gelmeyi seçmişim. Ne güzel bir gündür gece gündüzün eşit olduğu, orman haftası, dünya şiir günü, uluslararası ırk ayrımı ile mücadele günü, doğanın uyanışı, nevruz … Her sene kendime özgü ritüellerle kutlar ve kutsarken kıpır kıpır olur içim yeniden tazelenirim sanki, doğum dakikamı yıllardır aksatmadan arayan anneme ve gelmeme vesile olan babama şükran duygularımla … Babam çocukluğumda mimarlığı bırakmış ticaretle uğraşmaktadır, bununla birlikte doğduğum zaman kız meslek lisesi mezunu olan el becerisi kuvvetli annem, babamın bitirme proje maketini yapar ve paftalarca şablon yazılarını yazarken, babam beni sallar uyutur diğer köşede. Kağıt kokusu, T cetveli, mimarlık sevgisi o günlerden kalmış gizli bir yerlerde herhalde. Balıkesir’de babamın askerliği ile 2 senelik Balıkesir dönemi, 30 ağustos ve 29 Ekim’de annemle beraber, halkça kutladığımız törenlerde babamı izlemeye gidişlerimiz, 4 yaşına (ta ki kardeşim doğana kadar) kadar anne ve babama Aytül ve Cemil diye hitap ederek törende birkaç karış boyumla “Cemiiiiiiil Cemiiillllll” diye el sallayışlarım, anne tarafından ilk torun olarak anneannemle aramızdaki özel sevgi bağı, birbirimize düşkünlüğümüz, onu çok özleyişlerim … Babamın askerlik sonrası müteahhit olarak Antalya’da çalıştığı şehrin mandalina, portakal, limon, narenciye, turunç koktuğu, şehrin henüz beton yüzünü sadece Konyaaltı, Bahçelievler civarında gördüğü zamanlar … 2010 da tekrar giderek 3 sene yaşadığım Antalya’da artık AVM li, sahili baştan sona bol otelli, yine de yeşili ve temiz havası olan bir Antalya buldum karşımda. 1976’da 19 yaşındaki dayımı ani bir vefat ile kaybedince, anneannemin üzüntüden felç geçirmesi, ailede ani şok ve İstanbul’a geri dönüşümüz…
Gözlemleyici, anne ve babamın tabiriyle cin gibi bıcırık bir çocukmuşum. 9 aylıkken konuşup yürümeye başlamışım. 3 yaşında okuyup yazıyordum. Aytül(anne) ve Cemil(babam) ın maskotuymuşum evde minicik komik hallerde. Okumaya devam et
Category Archives: Yeşil İş
Süslü Kadınlar Turu Yapıldı
Bugün yapılan güzel bir haberi,çevreci bir etkinliği ,Kadıköy Gazetesi’nin haberini dün Yeşil Kagider Blog’da paylaştım. Bugün yarış gerçekleşti, çok renkli çok ilgi çekici idi.Hem izlemeye, hem fotoğraflamaya çalıştık.Caddebostan Migros önünden geçerlerken Melih’in objektifinden üç fotoğraf seçtim. Daha da ekleyeceklerim var.Otomobilsiz Kentler Günü Etkinliğinde ;BİSİKLETLİ KADINLAR aynen söylediklerini yaptılar.
| Süslü kadınlar bisiklet kullanıyor! |
|
“Egzoz kokusuna karşı parfüm kokusu… ” diyen bir grup bisikletli kadın, “Süslü Kadın Bisiklet Turu” düzenliyor.
Gökçe UYGUN
Otomobilsiz Kentler Günü’nde İzmir ve İstanbul’da 22 Eylül Pazar günü eş zamanlı olarak yapılacak turu, hem bisiklete şık kıyafetlerle de binilebileceğini kanıtlamayı hem de bisiklet kullanımı konusunda farkındalık yaratmayı amaçlıyor.
Etkinliğin düzenleyicisi bisikletli kadınlar, ‘’Bisiklete herkesin binebildiğini, hatta çok güzel bindiğini, o da yetmezmiş gibi süslü püslü bindiğini göstermek için Otomobilsiz Kentler Gününde süslü kadınlar yollarda olacak. İstanbul’un yollarını, boğaz köprüsünü egzoz dumanı kokusu değil, parfüm kokusu saracak. Yaptır saçları, sür parfümünü, giy kokoş elbiseni, tak şalını, sür rujunu-ojeni, giy topuklunu; sadece kendini mi süsleyeceksin? Hayır… Bisikletini de süsle, çık yollara…’’ çağrısını yapıyor. ‘’Tura katılım için kadın olmak, süslü olmak, süslü bir bisiklete sahip olmak, en fazla 10 km hızla ilerlemek ve şaşkın şaşkın bakanlara el sallamak yeterli..’ diyen kadınlar, 15.30’da Kadıköy İskelesi’nde buluşacaklar. Topuklu ayakkabılarla pedallayarak Kadıköy çarşısından geçerek Yoğurtçu Parkı’na varacaklar. Süslü kadınlar için 15 dakika makyaj tazeleme molasının ardından, 16.30 sularında Bağdat Caddesi’ne hareket edecekler. Bağdat Caddesi Migros’ta 15 dakika ihtiyaç ve makyaj tazeleme molası verecek olan kadınlar, tura yeni katılımlarla 17.30’da Bağdat Caddesi turunu gerçekleştirecekler. Kadınlara daha sonra Kadıköy Boğa’ya dönerek turu tamamlayacaklar.
Otomobil değil bisiklet!
Öte yandan Bisikletliler Derneği de 22 Eylül dünya Otomobilsiz Kent Günü’nde her sene olduğu gibi bu kez de etkinlik düzenliyor. Teması “TEMİZ HAVA”! olan etkinlikte bisikletliler, sabah 10.30’da Lütfi Kırdar’dan başlayıp Boğaz Köprüsü’nden geçerek Haydarpaşa’ya pedallayacaklar. Burada da Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkililerinin de katılımıyla etkinlik düzenlenecek.
|
Doğal Oyuncaklar Üretti
Ayşe Ünlü, 2011’de Türkiye’nin Kadın Girişimcisi yarışmasında oyuncak sektöründe gelecek vaat eden kadın girişimcilerden…
Çin malı olmayan oyuncak yok ki” cevabını alınca yeni bir iş fikrine sahip oldu. Bu fikri, uzmanlığı ile birleştirince farklı ülkelere ihracat yapan ahşap oyuncak şirketi doğdu.
SEVGİYLE ÜRETİLEN OYUNCAKLAR
25 seneyi aşkın zamandır pek çok projeye imza atmış olan Eray Mimarlık Dekorasyon Ahşap Sanayi Şirketi’nin ortakları Ersin-Ayşe Ünlü çifti 2008 yılında çocuklarına organik oyuncaklar yapmak arzusuyla ahşap oyuncaklar hazırlamaya başladılar. Ortaya çıkan puzzle hayvan oyuncaklar çocuklarından ve çevrelerindeki dostlarından o kadar çok ilgi gördü ki; onlar için de oyuncak yapar halde buldular kendilerini.
Sonra bu fikri tüm çocuklar için nasıl geliştirebiliriz düşüncesinden yola çıkarak oyuncak işini tamamen profesyonel bir seviyeye taşıdılar ve Eray Unique Wooden Toys markasını yarattılar.
Şu anda 2.000 metrekare kapalı, 10.000 metrekare açık alana sahip üretim tesislerinde tamamen doğal, kesinlikle çocuklar için hiçbir zararlı madde içermeyen, çocukların algısını yormayan, beceri geliştirmelerine olanak tanıyan, hayal güçlerini belirli hikaye ve kalıplarla kısıtlamayan, derinlik algısını öğrenmelerine, el-göz koordinasyonlarının gelişmesine yardımcı olan ahşap oyuncakları sevgiyle üretiyorlar.
Ersin-Ayşe Ünlü’nün yaptıkları işle ilgili tanımları gayet yalın ve sevgi dolu: “Çocukluğumuzun vazgeçilmez gelenekselahşap oyuncaklarını günümüz teknolojisi, yorum ve sevgiyle yeni nesile taşıdık.” Çocuklarımız Deniz, İsmail ve Demir ile beraber, ürettiğimiz ahşap puzzle, şirin bloklar ve arabalarımızla oynamaktan çok keyif alıyoruz…
ÇOCUKLARIMIZIN SAĞLIĞI
KONUSUNDA ÇOK ÇALIŞTIK.
1965 yılında Antalya da doğdum. Hayalim, ailemin de isteği ile tıp eğitimi almaktı. 1983’de Ankara ODTÜ Matematik bölümünü kazandım. Hazırlık okurken mimarlık beni etkiledi. Tekrar sınava girerek Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık bölümünü kazandım.1989’da mezun oldum. 1990-1995 Arası Nurol Tarabya Evlerinde mimar olarak görev yaptım.
Koleksiyon Mobilya’da kısa süreli toplu pazarlamada çalıştıktan sonra, eşimle birlikte 1996 yılında Eray mimarlık ve dekorasyon şirketimizi kurduk. Yedikule Altınkapı restorasyon, Cem Uzan (Yeniköy yalısı), Hülya Avşar (Nurol Evi), Erdal Özyağcılar (Kuruçeşme), W Otel (Akaretler Ahşap İşleri) vb. projelerimiz gerçekleşirken, kızım Deniz ve oğullarım İsmail ve Demir’in arkasından onları da çok ilgilendiren ahşap oyuncaklar tasarlamaya ve üretmeye başladım.
2011 Yılı Türkiye’nin Kadın Girişimcisi yarışmasında 5600 kişi içinden oyuncak sektöründe gelecek vadeden kadın olarak ilk 5’in içindeydim ve “Bireysel Koçluk Ödüllü aldı ve eğitimi aldım.
“Goldman Sachs ve Hüsnü Özyeğin 10.000 Women” girişimci kadın programını oyuncak sektöründe iş planımı yaparak tamamladım ve şimdi de koçluk hizmeti olarak çalışmalarımız devam ediyor.
Antalya lise yıllarımda atletizm de 400 engelli Türkiye birinciliklerim var. Her zaman hedef odaklı yaşamışımdır. 1997 Engelliler Spor Federasyonu Sosyal İşler Başkanlığı, Görme Engelliler Federasyon Başkanlığı ve Beşiktaş Engelliler Spor Kulübü kurucusuyum.
Kendi işinizi yapmaya nasıl karar verdiniz? Bunu yapmaya karar verirken kimden destek aldınız?
Çocukları ve oyuncakları çok seviyorum. 2 yıl önce, 3 yaşındaki çocuğumuza yüzde 100 doğal oyuncak almak istedik. Neredeyse bütün oyuncakçıları dolaştık. O günlerde haberlerde sürekli Çin mallarının sağlığa zararlı olduğundan bahsediliyordu. Bir gün, alışveriş merkezindeki bir kasiyere, “Çin malı olmayan oyuncaklarınız ne tarafta?” diye sorduk. O da, “Çin malı olmayan oyuncak yok ki” dedi. O gün ofise dönüp kıl testereyle bir tane oyuncak yaptık. Ardından, 1,5 sene boyunca, “Bu konuda ne yapabiliriz?” diye düşündük. Sonunda bulduk. Ahşaptan tamamen doğal maddeler içeren puzzle oyuncaklar üretecektik.
Eşim ve ortağım Ersin Ünlü nün maksimum desteği olmuştur .
Yine oyuncak sektöründe başarılı iş kadını Cemile Tankurt Şenulubaş; “Leonardini” adıyla mağazalar zincirlerinin kurucusu, hep bu konuda büyük düşünmemi sağlamıştır. 21 kişilik ekibim , dışarıdan mevsimlik çalışma arkadaşlarım ve yakın çevremin desteğini hep görüyorum.
Ne üzerine bir iş yapıyorsunuz? Başka iş fikirleri varken neden bu işi yapmaya karar verdiniz?
İş fikri OYUNCAK sektöründe ve sektör dünya çapında 55 milyar ABD doları ile çok büyük bir pazar oluşturmaktadır. Gün geçtikçe bu pazar daha da büyümektedir. Dünya üzerinde ana üreticinin Çin ve Hong Kong, ana alıcının da ABD olduğu bilinmekte.
Türkiye Oyuncak sektörü neredeyse tamamen ithalata bağlıdır.
Unique Wooden Puzzle Toys markamızla, CNS ve kendi bulduğumuz yöntemlerle, geleneksel ahşap oyuncakların Türkiye’de ilk kez seri imalatını gerçekleştirip, paketleyerek sektörün önde gelen oyuncak mağaza zincirlerine ürün sağlamaktayız.
Ormanlarımızda hammadde (kereste fazlalığı), eğitime yönelik, ahşap oyuncağa ebeveynlerin verdiği önemin olumlu yönde değişimi, markalı oyuncak satışlarında ithal edilen Çin oyuncaklara sıkı kalite yönetmelikleri sebebi ile ithalatın zorlaşması, oyuncak güvenliğine dikkat edilmesi sonucunda Avrupalı için ülkemizi cazip hale geldiğini gözlemledik.
Mimarlık ve Mühendislik Eğitimi sonrası tasarım, uygulama ve ahşap üzerine bilgi birikimlerimiz, imalatı teknoloji ile birleşme becerilerimiz ile imalat maliyetlerini Avrupa ve Çin’den daha ucuza üretebilmekteyiz. Avrupa pazarına kısa sürede ulaştırabiliyoruz. Şu anda, Avrupa, Rusya ve Amerika ile ciddi bağlantılar yapıyoruz.
Bu işi yaparken ne tip sıkıntılarla karşılaştınız ve bunları nasıl aştınız? Sizce kendi işinizi kurarken nelere dikkat etmek gerekiyor? Hangi konularda bilgi sahibi olmak gerekiyor?
Doğru iş planı yapmamda, Goldman Sachs ve Hüsnü Özyeğin 10.000 Women girişimci kadın programı eğitmenlerinden ve sektörün duayenlerinden dersler aldık ve halen ayda bir tüm desteklerini vermekteler ve her şey sosyal sorumluluk projesi olarak ücretsiz. Sermayeye erişim de eğitim konularımızın içindeydi. Çektiğimiz zorluk; maalesef büyük zincir mağazalar ve kitapevleri konsinye ve uzun vadeli ödemelere alışmışlar.Oyuncaklarımızın, Unifree ve Opus ile havaalanı dış hatlarda satışlarından memnun kalınca ihracat bizim için öncelikli oldu. İç piyasadaki sıkıntıyı bu şekilde aşmak istiyoruz.
İşini bilen adamlarla çalışmak gerçekten çok önemli. Mutlaka yapacağınız işin bir iş planı, pazarlama planı olmalı. Biz sektörde farklı tasarım, kaliteli ürün ve uygun fiyatla öne çıkmalıyız.
İş hayatında kadın olarak yer almanın zorlukları var mı sizce? Varsa nelerdir?
Kadın olmanın zorlukları benim için açıkçası olmadı. Uzun yıllar şantiyelerde çalıştım. Kadın veya erkek benim için aynı. 3 çocuk annesi olarak onlardan organize olmak adına çok şey öğrendim. Çok kolay yakın çevremden destek sağlayabiliyorum.
Yaptığınız işten istediğiniz sonuçları alabildiniz mi? İleriye yönelik koyduğunuz hedefler nelerdir?
İnternet sayesinde farklı kültürlerde ülkelerin ahşap oyuncak isteklerine çözüm üretmek aramak çok heyecan verici. D&R, Remzi, Kabalcı kitapevleri, dış hatlar gibi sektörün önemli 100-150 noktasında oyuncaklarımız satılıyor.
Çocukların ilgisini çeken çizgi film karakterleri ile ilgili lisans hakları alıp, ürünler yapmak. Eğlenceli, eğitici ve ilgi çekici oyuncaklar geliştirmek.
Kontraplak puzzle seri üretimine girmek.
Atık ahşap malzemelerini şömine odunu haline getirecek makine parkını kurmak ve sıfır zayiat ile doğaya saygılı üretim yapmak.
Abeslang ahşap, ahşap fırça sapı, ahşap züccaciye ürünleri, tematik ürünler vs. gibi yeni imalat bantları oluşturmak.
Piyasa payını artırmak.
Unique Wooden Puzzle Toys markasını Dünyada bilinir yaparak sürdürülebilir kılmak istiyorum.
Kendi işini yapmak isteyen kadınlara neler tavsiye edersiniz?
Gün içinde, tüm iletişim araçlarını farklı tasarımlar, farklı düşünceler ve farklı satış noktaları olarak algılarım ve takip ederim.
Hayata gelişimizi, gelişmek ve öğrenmek olarak algılamalarını öneririm.
Etrafımızda muhteşem, güvendiğimiz insanları bulup, sormaktan ve eleştiri almaktan korkmayalım. Evrimimiz için gerekli bunlar.
Başarılı insanların öykülerini her zaman dinleyip yada okumalıyız.Ve hepsinin temelinde çok sevmek, çalışma, özveri ve inanç olduğunu düşünüyorum. Yapmak istediğiniz her ne iş ise, kolaya kaçmanın gelecekte çok zorluk çıkaracağını düşünüyorum.
Konuyla ilgili sizden fikir almak isteyenlerin size ulaşabileceği bir e-posta adresi veya veya yaptığınız işle ilgili bilgi almak isteyenlerin girebileceği bir web sayfası var mı?
eraymimarlik@hotmail.com
üzerinden bana ulaşabilirler.
Yoğurtçuparkı Çapulcu Pazarı’nda
Facebook’taki bu haber çıkınca ben de bir koşu gidip görmek istedim.Ama evde kullanmadıklarımı sürekli verdiğim için götürecek birşey de bulamadım. Bir daha sefere artık diyerek yakınımdaki iki çevreci arkadaşımı haberdar ettim, ve buluşup gittik.Onlar hemen birşeyler bulup yanlarına almışlardı.
Onikiye doğru oradaydık, pazar yeni hazırlanıyordu. Güzel bir organizasyon ile ekip liderleri hazırlıkları başlattılar. Getirilen malları herkes bir araya koyuyor, yerleştiriyordu.
İlk kez yapmanın heyacanı, keyfi, enerjisi çok güzeldi.Biraz dolaştık, ellerimizdeki malları yerleştirdik, sonra iyice kurulsun tekrar gezelim diye.
Parkın içinde ağaçları altında kahve molası verdik. Tekrar alana geldiğimizde, oldukça kalabalık olmuştu.
Sürekli de ellerinde kullanmadıkları eşyaları ile yeni gelenler vardı.Çocuklar oyuncakların olduğu yerde özgürce oynuyor, sonra da beğendiklerini alıp gidiyorlardı.
Çocuklar, gençler,anneler, babalar hepsi bir arada çok hoş ve faydalı bir iş başlattılar.Her pazar devam etmek istiyorlar.
Ramazanda biraz geç saatlerde başlatıp belki sonra hep beraber yemek yemeyi düşünüyorlar. Hepsi güzel fikirler.
Bugün ilk günleri , gün bitiminde daha net kararlara ulaşacakları da kesin.Tebrikler….Çevreci,sosyal paylaşımcı, bu hareket bütün dünyada senelerdir yapılıyor. Bakalım biz de nasıl gidecek.Sevgiler, sevgiler…
Başka Bir Dünya Mitingi
WWF‘den gelen aşağıdaki maili alınca ben ve benim gibi çevre dostu arkadaşım Esen ile Haydarpaşa’da buluşup bu çok renkli mitinge katıldık.Yeşil Kagider pankartlarımız olmadığı için üzgündük, ama aktivist gençler hemen elimize “Diren Gezegen” pankartları verdiler.
“Bizler yaşam hakkına sahip çıkan her yaştan, her düşünceden insanlar olarak doğa için tek yürek olduk. Şimdi ise mücadelemizi dünyanın dört bir tarafındaki iklim hareketleri ile birlikte 29 Haziran’da iklim değişikliğini durdurmak için harekete geçiyoruz.
Dünyanın her tarafında olduğu gibi değişen iklim koşulları yüzünden; Samsun’da, Sinop’ta, Antalya’da, Trakya’da da yaşadığımız sellerde; Akdeniz’de yaşadığımız hortumlarda yurttaşlarımızı kaybediyoruz. Anadolu’yu vuran kuraklık sebebiyle, gittikçe artan gıda fiyatlarıyla karşılaşıyoruz.
Tüm dünyada iklimin değiştiğini ve bunun, bizi yiyeceğimizden, içecek suyumuza kadar etkilediğini biliyoruz. Daha fazla bekleyecek zamanımız kalmadı; şimdi iklim değişikliğini durdurmak için harekete geçme zamanı!
İklim değişikliğini durdurmak ve “başka bir dünya mümkün” demek için dünyanın altı kıtasındaki 140’tan fazla ülkeden gelen yüzlerce insanla birlikte 29 Haziran’da Kadıköy’de olacağız. Onlara, Türkiye’nin her yerinden kömüre, sürdürülebilir olmayan HES’lere ve nükleer santrallere, 3. köprüye, 3. havalimanına, çevreye zarar verecek yeni yatırımların önü açan Tabiat ve Orman Kanunu tasarılarına karşı mücadele eden binlerce insan katılacak.
Başta kömür olmak üzere iklim krizini derinleştiren enerji kaynaklarına “Hayır” diyeceğiz. Tüm dünyada onlarca farklı şehirde destek eylemleri düzenlenecek.
Geleceğimize hep birlikte sahip çıkacağız ve ne istediğimizi söyleyeceğiz:
“%100 temiz ve yenilenebilir enerji, hemen, şimdi!”
Başka bir dünyanın mümkün olduğunu şenlikli bir şekilde göstermek için 29 Haziranda, saat 15:00’da Kadıköy Haydarpaşa Numune Hastanesi önünde buluşalım.
Bizde Esen ile bir anda grubun içinde onlarla bütünleştik.Tema’nın gömlekleri üstümüzde, pankartlar elimizde düdüklerimizi müziğe uydurmaya çalışarak, grubu seyretmeye, fotoğraflamaya da çalışarak yürüdük.
Aktivistler, ellerinde “Toprak yaşamdır”, “Başka bir dünya mümkün” ve “Nükleere hayır” “Diren Mersin”, “Diren Gezen”, “Diren Şırnak ” gibi çok çeşitli lisanlarda yazılar resimler olan binbir çeşit pankartlar taşıdılar.
Mitingde konuşan Küresel Eylemci Grubu aktivisti Nuran Yüce, “Gezi direnişinden aldığımız ilhamla, şimdi daha büyük bir sorunana karşı ara vermeden mücadele etmeliyiz. Bu sorun tüm canlı yaşamını gözlerimizin önünde yavaş yavaş yok oluşa sürükleyen iklim değişikliği. İklim değişiminin nedenlerini yani büyük şirketlerin, devletlerin, kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtlara dayalı enerji politikalarını geri püskürtemezsek, bildiğimiz dünyanın sonu beklediğimiz bir hızla gelecek” dedi.
Dünyaca bilinen insan hakları aktivisti Güney Afrikalı Dr. Kumi Naidoo da mitinge katılarak çevrecilere destek verdi. Naidoo ile birlikte sahneye çıkan bir grup, Nelson Mandela için pankart açtı. Mitingde konuşan ünlü aktivist, “Demokrasi işte budur. Bu, demokrasinin neye benzediğinin göstergesidir. Demokrasinin sadece oyla olduğunu düşünenlerin tekrar düşünmesi lazım. Tüm kıtalardan toplanan insanlar burada, kömürün bitmesi gerektiğini gösteriyoruz. Siyasetçiler ve işletmeciler kömürün zararını inkar edemezler. Kömüre yapılacak bir kuruluşluk daha yatırım çocuklarımız ve torunlarımızın ölümünü anlamına geliyor” dedi.
Mitinge katılan aktivistler, alternatif enerji kaynaklarını göstermek için bisiklet pedalı çevirerek büyük bir balon şişirdi. Ayrıca miting alanına, “aktivistlerin hiçbir şeyden korkmadığını” göstermek amacıyla 5 metre uzunluğunda bir korkuluk getirildi. Sizlere yaşadıklarımın , duygularımın ne kadarını aktarabildim bilmiyorum,ama bana çok iyi geldiği kesin; SEVGİLER, SEVGİLER…..
















