Melek Yatırımcılık yazıları; yine farklı gruplarla, sevgili Hande Çilingir’in hazırladığı bölümle devam ediyor.Önümüzdeki hafta farklı röportajları paylaşmaya devam edeceğim. Sevgiler
10) Tımar Ventures Yatırım Şirketi (Girişim Sermayesi Şirketi)
AÇIKLAMA
Haziran ayında Türk Telekom’dan ayrılan eski CEO Paul Doany, TIMAR Ventures un kurucusudur.
Türkiye’nin ilk kurumsal girişim sermayesi fonu olan Golden Horn’un kurucusu ve Genel Müdürü olan Mehtap Mae Özkan ile birlikte TIMAR Ventures’ta kurucu ortak olan Doany, Türkiye ile Körfez Bölgesi’nde büyüme vaadeden şirketlere yatırım yapmayı amaçlamaktadır.
Yaklaşık olarak 150 milyon dolarlık bir fona sahip olan şirket hızla büyümekte ve yatırımlarını arttırmaktadır.
11) Türkven Yatırım Şirketi (Girişim Sermayesi Şirketi)
AÇIKLAMA
2000’de yaklaşık 15 şirketin katılımıyla kurulan şirket, 3,5 milyar $ civarında yatırım fonuna sahiptir. Şirket genellikle büyümekte olan şirketlere yatırım yapmayı amaçlamaktadır.
KİMLER YARARLANABİLİR?
Türkiye pazarında belli bir ölçeğe sahip, işini büyütmek ve Türkiye sınırları dışına çıkarmak isteyen girişimciler.
12) Verusa Private Equity Company ( GirişiM Sermayesi Şirketi
AÇIKLAMA
Şirketin misyonu, şirketlerin mevcut hissedarlarıyla ortaklık yaparak ve onlara gerek finansal gerekse yönetim desteği sağlayarak yatırım yaptığımız şirketlerin organik ve inorganik büyümelerine katkıda bulunmak, dolayısıyla büyüme ve kar maksimizasyonlarını sağlamaktır. Aynı zamanda amacımız, yönetici kadrolarının, tüm hissedarlara fayda sağlayacak uzun dönemli değer inşa etmelerine yardımcı olmaktır.
Uygun yatırım fırsatlarını genellikle finans endüstrisinde oluşturduğu geniş irtibat ağı aracılığıyla belirlemekte. Özel sermaye yatırımlarımızı, her şirketi kendi özel koşul ve durumuna dayandırarak yapılandırılmakta.
KİMLER YARARLANABİLİR?
Genellikle 5 ila 200 Milyon USD arasında ciroya sahip büyüme evresinde ve halka arz öncesi safhasındaki yerleşik şirketlere yatırım yapmak amaçlanmakta.
Tercih edilen özsermaye yatırım değer aralığı $ 5 ila $ 100 Milyon USD arasında bulunmaktadır.
Verusa, farklı coğrafyalarda yatırım yapmayı göz önüne almakla beraber geniş bir yelpazede bulunan sektörlerdeki firmalara da yatırım yapmaktadır. Tüm sektörlerdeki fırsatlara açık olmanın yanında Verusa, kendi uzmanlığını göstermiş ve de ihtisaslaşmış olduğu imalat, inşaat, telekomünikasyon, lojistik, enerji, medikal ve gayrimenkul sektörlerinde odaklanmaktadır.
13) Young Turkish Ventures (Girişim Sermayesi Şirketi)
AÇIKLAMA
2005 yılında Cem Sertoğlu tarafından kurulan şirket, fırsat odaklı çalışmakta ve buna göre yükselişte olan veya büyümeye gayret gösteren şirket yapılanmalarına yatırım yapmaktadır. Bugüne kadar ki yatırımları arasında gittigidiyor.com, yemeksepeti.com, grupanya.com ve eÇift.com bulunmaktadır.
KİMLER YARARLANABİLİR?
İnternet alanında, fikir aşamasında olan ya da kurulmuş projelere yatırım yapmaktır.
Özellikle internet ve yazılım alanında yenilikçi fikirler ve projelere yatırım yapan bu isimlerin bazıları ve yapmış oldukları yatırım sayısı aşağıda görülmektedir.
Sevgili Münteha Kagider‘e üye olduğu günden beri, çok renkli, bana göre çok farklı kültürle büyümüş, sıra dışı, orjinal, katkısız,Urfa’lı arkadaşım.İstanbul’da Kalamış’da ve Bodrum’ da evlerimiz çok yakın. Birbirimizi çok kolay görebiliyoruz. Çok sevdiğim tatlı kızları ve eşi Alpaslan ile de beraber her zaman keyifli vakit geçirme şansına sahibiz. Özellikle de ortak toplantılar için karşıya geçerken, yoğun trafikte, çoğu zaman beraber geçerek, uzun uzun bir arada olmanın keyfini çıkarıyoruz. Beraber çok seyahat ettik, zaman zaman oda arkadaşı olduk. Çok güldük eğlendik, bazen üzüldük, endişelendik. Bazen ortak projelerde gönüllü olduk. beraber çalıştık.
Bu gün, bu çok renkli, çok sesli, çoşkulu, heyacan dolu, çok farklı özellikleriyle sevgili arkadaşım, Münteha Adalı‘nın girişimcilik öyküsünü paylaşacağım. Genelde yaptığım gibi, biraz onun anlatımıyla aktaracağım, biraz ben anlatacağım.Bu hikayede ;ortak proje konumuz Başarısız Olmanın Dayanılmaz Hafifliği‘nde olduğu gibi; başarıları da, başarısızlıkları da, hataları da Münteha’nın anlatımını da ekleyerek paylaşmaya çalıştım.
Hikayeye önce aşağıda sevgili Münteha ile ofisinde yapılan bir röportajı ekleyerek başladım.
İSTANBULA GELİŞ ;
1977-1978 yıllarında Güneydoğu’da terör olayları başlayınca çoğu aile gibi onlarda Urfa’danİstanbul’a göç ediyorlar.İlk izlenimlerini “sanki ülkeler arası değişim yaşamış gibi hissettim,” diye anlatıyor.Toprak sahibi, köyleri olan geniş aile kültürü içinde büyük evlerde tüm aile ve akrabalarla hep bir arada yaşanılan düzenden; çocuklarının, ailesinin güvenliği için babalarının kararı ile Erenköy’de üç oda bir salon apartman katına gelmek, tüm aile için travma etkisi yapıyor.
Yukarıdaki resimde kucakta olan minik güzel kız Münteha, ailenin sekiz çocuğundan yedincisi. Sekizinci çocuk henüz doğmamış.Böyle bir aileye sahip olmak da kolay değil, çocuk olmak da.
Sevgili Münteha 1979 da ailece İstanbul’a gelişini böyle anlatıyor.Kalabalık ailesinin içinde sekiz çocuktan yedincisi olmak (6 kız, 2 erkek, kardeş.) Münteha’nın küçük yaşlardan itibaren bir örgütlenme içinde olmasını sağlamış.
Çocuk yaşlardan itibaren kendini kalabalıklar içinde; yalnız ve hep olgun olmak zorunda hissediyor. Destek almayı bilmiyor.İçinde olduğu durumdan biran önce çıkmak, televizyonlarda seyrettiği farklı, özel bireysel, özgür yaşama kavuşmak istiyor.“İlk günlerattan inip eşeğe binmek gibi birşeydi.” diyor.Annenin güçlü liderlik özelliği onu etkiliyor.Evdeki geleneksel yapıyı kırmak için hep iyi bir gözlemci oluyor. Anne babayı hiçbir zaman karşısına almadan çözüm üretiyor.Özgürlüğü için mücadele ediyor.Bunun için bedel ödemesi gerektiğine inanıyor. Koşulsuz başarılı olmaya şartlanıyor.Lise yıllarında geldiği Erenköy lisesinde Güneydoğu Anadolu’dan gelmiş olması kendini eksik ve yalnız hissettiriyor. Arkadaşları ile uyum sağlamakta zorlanıyor. Lisede ilk arkadaşı kendi gibi Güneydoğu Anadolu’dan gelen sevgili Ayşe Lerzan oluyor. Birbirlerini anlamaları çok daha kolay oluyor. Ailesinin köklerinde Kafkas Türkleri de var.Siverek’te yaşayan büyük aile de kürtçe, arapça, zazaça konuşuluyor. Geldiği bölgenin farklı şartları ve farklı kültür zenginliği, onun ilerideki dönemlerde hep artıları ve başarı nedenleri oluyor. Dezavantaj gibi gözüken her durumu avantaja dönüştürmeyi keşfediyor..
İLK İŞ HAYATI,YKB’NİN HAYATINDAKİ ÖNEMİ;
Abisinin yönlendirmesi ile açık Öğretim Üniversitesinde normal bir öğrenci gibi okuyup mezun oluyor.Sonra da Yapı Kredi Tarlabaşı şubesinde çalışmaya başlıyor,kendi anlatımıyla Tarlabaşı sonrası Taksim şubesine tayin oluşunu “ önce pavyona düştümsonra assolist oldum” diyerek bu süreci esprili şekilde özetliyor.
Memurluğun ona uygun olmadığını daha ilk günden fark edip müşteri iletişimini sevdiğinden bu sürece katlanıyor, Bankada çalışmaya başladığı ilk günden itibaren bu süreci üstüne para aldığı bir kurs olarak gördüğünü ifade ediyor.
Bankada eğitimci olduğu dönem de iş arkadaşlarıyla.
Bankada çalışmaya başladıktan sonra dış işlemler departmanına geçerse kariyerinin farklı olacağını hissediyor . Tarlabaşı şubesinde bilgisayar sisteminin ve dış işlemler departmanı olmamasına rağmen bu bölümün kurulmasına, ne yapıp edip dış işlemleri öğreneceğini şube müdürüne söyleyerek ikna ediyor, 3 yılda şef ve kariyer planlamada ithalat-ihracat ve kambiyo dersleri vermek üzere eğitimler veren eğitmen oluyor..
EVLİLİK VE GÜVENSAN’A GEÇİŞ;
Bankada; üçüncü senesinde kocası ile tanışıyor, 1994 de de sevgili Alparslan ile evleniyorlar. Kocası 1992 de arkadaşları ile ( sanayi tipi temizlik makineleri ve temizlik sektörünün ihtiyaçlarına yönelik ürün ithalatı ve temizlik hizmeti veren) kendi şirketini kuruyor, Münteha şirket kurulduktan sonra, ilk seneler bankada çalışmaya devam ediyor. Bir müddet sonra bankada ki çok başarılı kariyerine hiç umulmadık( aslında içinde planladığı kariyer planı ile) herkese göre bir anda alınmış karar gibi dokuz sene sonra son veriyor.
1996 da kendi işini yapmak isteği ( girişimciliği özgürlük olarak tanımlıyor ) yani özgürlüğe geçişi eşinin yanına giderek ve yavaş yavaş kendini kabul ettirerek çok farklı konulara el atma,yönetimde ve iş de devrim niteliğindeki çalışmaları sonunda; şirket Münteha ile bambaşka başarılı bir yola giriyor.
Bankadan ayrıldığının 1.ayında Eczacıbaşı-Baxter ihalesine girerek ilk büyük işini, 1 yıl sonrada ( 13 yıl devam edecek olan ) çalıştığı banka olan Yapı Kredi bankasını ihalesine katılıp tedarikçisi olarak çalışmaya başlaması , orada profesyonel olarak çalışırken yazılan performans raporları neden oluyor. “ İş hayatında patronlar için çalışmadığımızı kendi ahlakımız ile iş ürettiğimizi” söyleyen Münteha yani ektiğini biçiyor. “Herkes ne yaparsa kendine yatırım yapar.” sözünün burada çok güzel bir örneği oluyor.
Eşi ortaklarından ayrılıyor ve beraberce bu zor iş de, dengeli, bir sorumluluk paylaşımı ile devam ediyorlar. Kim hangi alanda iyi ise o işi yapsın mantığından hareket ederek iş bölümü yapıyorlar.
Girişimcilik günlerinin başlangıcını Münteha aşağıdaki sözleriyle anlatıyor.
“Sektör karışık, merdiven altı tabir edilen firmalar çoğunlukta, iş güvenliği ve işçi sağlığı konularında hem rakipler, hem müşteri, hem de çalışan bilinçli değil, ya SGK vicdanlara kalmış bir durum.. O kadar çok boşluk vardı ki ticaret yapan her firmanın yapması gereken yasal zorunluluklar , bizim farkımız oldu. Bu haksız rekabet ortamında kendi yolumuzu belirleyerek bu acımasız rekabet içine girmeden nerede ve kimlerle nasıl yol alacağımız konularında taviz vermeden bugünlere geldik.
Bankacı -Müşteri iletişimini maalesef bu sektöre geçtiğimiz de uzun süre bulamadık. Temizlik firması olarak iş almanın zorluğu ile karşılaştığımda şok oldum, uzun saatler kapıda beklemeler, yaptığınız işin önemsenmemesi aslında bu iş için kimse zeka ,iş bilgisi beklemiyordu .Müşteriler tarafından yönetilen sektörde yapacağım çok şey olduğunu gördüm, yılmadan, bu sektörde çalışmamın nedenlerinden biri bu, diğeri ise vasıfsız eleman; çok ama temizlikçi olmanın kariyer planlaması olmadığından kimse uzun sürede çalışmak istemiyordu.
Vasıfsız eleman en büyük sorundu. Bankadaki eğitmenlik deneyimimi Güvensan da harekete geçirdim ve “ GÜVENSAN AKADEMİ” nin ilk temellerini o yıllarda attık..
Bu durumda; tercih edilen firma olmamıza neden oldu. Çalışan herkesi yakından tanımak, onları anlayarak birlikte çalışarak sektörü ,işi ve kendi yönetim şeklimizi oluşturmamızı sağladı. Temizlik elemanı olarak çalışmaya başlayan arkadaşlarım şu anda bölge müdürü olarak bizimle birlikteler. Verdiğim sözlerin arkasında durma, verilmeyecek sözler vermeme hassasiyetlerimiz ile bu konudaki farkımız da sektörde bizi hep farklı bir yere taşıdı.
21 yılın içinde olan Güvensan da ki çalışmalardan elde edilen birikim ile bu yıl iki sosyal girişimcilik projesini hayata geçirdik. Bu sektörün boşlukları nedeniyle ev hizmetlerinde çalışan kadınların eğitimi ve yasal haklarının güvenceye alınmasından yola çıkarak housekeeper (kususrsuz ev işleri eğitim projesi) ile greenstep(sistemli tesis hizmetleri eğitim projesi) projeleri hayata geçti.
Bu iki proje ile hem çalışanların, hem müşteri haklarının korunması hedeflenmiştir.
Girişimcilik sürecinde başarısızlığım ve başarım;
Kaygılarımı yönetemememnedeniyle çok hatalarım oldu özellikle müşteri ilişkisinde. Kendimi yönetmem için öncelikle kaygılarımın nedenlerini bulmam gerektiğini fark ettim ve bunları belirleyip yendiğim gün hayatımda başka bir dönem başladı hafifledim ,yaratıcılığım ve girişimciliğim daha da gelişti.
Ticari hayatımızda yaptığımız maliyet ve analizleri kendimiz için de yapmalıyız , ara ara durup soluklanmamız gerektiğini ve faydasını gördüğümü söyleyebilirim.
Münteha’nın evlilik yıldönümünlerinin 15. yılında yaptığı kutlama partisi hiç unutulmayacak, kadar güzel ve sürprizlerle doluydu.
Yukarıdaki süreçte 1998 yılında evlendikten 4 yıl sonra Zeynep dünyaya geldi,1994-1998 arasında Zeynep’ten büyük olan ilk çocuğum GÜVENSAN ‘nın doğumu ve gelişimi süreci beni bayağı yormuştu.
2. kızım Miran 2004’te aramıza katıldı.
Çocuklarım ile yoğun tempo arasında ilgilenmeye çalışıyordum, koşullar neyi gerektirirse onu yapmaya koşullandığım için bu durum beni ara ara rahatsız etse de, yoluma devam etim.
İş kadını, anne, kadın olmak, hedef ve tutkularım ve karışan duygularım… Bu karmaşık durumda işte kendimi yalnız hissetmeme neden oluyordu, benimle aynı sorunları yaşayan diğer kadınlara ,arkadaşlara ihtiyacım vardı bu durum beni Kagider ile buluşturdu..
STK SÜRECİ NASIL BAŞLADI;
STK’yla tanışmama biraz geç oldu,2004 yılında ki yardımcım (şu anda Genel müdür yard.) Sevgili Funda’nın gazetede gördüğü KAGİDER haberini bana göstermesi ile Kagider süreci başladı.Kagider üyesi olduktan 6 ay sonra derneğin kurucusu ve ilk başkanı Meltem Kurtsan’ın 2.dönem başkanlığında ki Yönetim Kurulunda yedek YK üyesi olarak görev aldım .İlk STK tecrübesini farklı bir kariyer yolculuğu olarak gördüm.Yoğun iş hayatı içinde kendime uzun zamandır yatırım yapmadığımı fark ettim. Farklı ortamlarda bulunmayı da eğitimin bir parçası olarak algıladım. Çok güzel dostluklarım oldu her paylaşımın kıymetini bilerek yol aldım.
Ve sonra TOBB’nin İstanbul Kadın Girişimciler Kurulu’nun oluşumunda Meltem Kurtsa’ın liderliğinde Kagider’den (Zehra Güngör, Selma Akdoğan, Melek Bar Elmas inşallah ismini unuttum yoktur ) birkaç arkadaşla görev aldık..
Hep proje üretmeye ve yapılmayanları yapmaya dikkate ederek STK’cı yönümü keşfettim etkili çalışmaya gayret gösterdim.
Derneğe katıldığım ilk günden beri GENÇLER’ in mutlaka aramızda olması gerektiğini iki tarafın ihtiyacı olarak görüp bu düşüncemi ilk 2005 yılında paylaştığımda derneğin buna hazır olmadığını fark edip ama GENÇLER fikrinden hiç uzaklaşmadan her ortamda bu konunun gerekliliğini paylaştım.. Ta ki 2011 itibari ile YK üyesi olma sürecinde; eğer seçilirsek bu projeyi hayata geçireceğim diyerek tutkumun gerçeğe dönüşmesine daha yakınlaşmıştım.
Bu fikrime yıllar önce ilk destek veren de sendin sevgili Meral ..”
Ve projenin hayata geçmesinde ki en büyük şans, JPM’ın sponsor olmasıyla hız kazanıyor.. Genç Kagider projesinin Koordinatörü olması ve gençlerin gönlünde taht kurması, hep çoşkulu samimi, azimli, çalışmalarının neticesi oluyor.Süreci ve krizi iyi yönetim becerisi ve gelenek göreneklerle akıllı mücadelesi, çalışkanlığı, zorun üstüne gitmesi onu hep daha başarılı yapan en önemli özellikleri olmuştur.
Bu sürecide aşağıda yine Münteha’nın anlatımıyla ekledim.
“Gençlerle iyi anlaşmamı şuna bağlıyorum evin küçüğü olduğumdan ailede bir konuda fikrimi söylemeye kalktığımda duyduğum ve aklımda kalan ilk cümle ”kendini küçük çayda büyük balık mı zannediyorsun ” du . Büyüsen de küçük olmak ve küçük kalmak hem iyi hem kötü bir durumdu tek sevdiğim kısmı ” AİLEDE HEP KÜÇÜK KALMAK “ .
Her yaştan her konumdaki kişilerle iletişim kurmak ve bu yönümü farklı şekilleri ile keşfetme sürecime destek ve neden olan GENÇ KAGİDER’in hayatımda yeri hep farklı olacaktır. Yüzünü görmediğim gençlere liderlik etmek , iletişimde olmak mesafelere rağmen bir amaç etrafında toplanmak ve hızlı organizasyon ile 10 farklı üniversitede etkinlik yapma keyfi tüm yorgunlukları unutturuyordu.
Bu projenin başarısını senin de dediğin gibi doğal, samimi, açık ve tutkunun peşinden gitmek dışında birilerine dokunmak, onların hayatında yer edinmek, rol model olmak, inanmak ve inandırmak olarak özetleyebilirim. Başarının asıl ve en önemli kısmı dernekteki tüm arkadaşların bu projeye olan inancı, maddi ve manevi desteğiydi. Kagider olarak güzel bir takım çalışması sergiledik.
Gezi olaylarındaki genç hareketi herkesi büyülemişti ama biz bu gücü daha önceden fark etmenin gururu içindeydik.. Gençlere yapılan her yatırım ve destek geleceğimize yatırımdır. Şirketimde de gençlerle çalışmayı ,staj imkanı sağlamayı kişisel gelişimim dışında şirketimin ve genç tecrübenin kazancı olarak görüyorum..”
Münteha 2012 de WPO Ttürkiye Chapter üyesi oluyor.
Münteha hem kendi işinde hem Genç Kagider ile çok çarpıcı projeleri ile gençlerin olduğu kadar, tüm Güneydoğulu kadınların, Kagider’in hepimizin gururu, mutluluğu olmaya devam ediyor.
Hem güçlü, tuttuğunu koparan,zor nedir bilmeyen bir kadın, hem gelenek ve görenekler içinde bunu dengelemek başarısının en önemli sırlarından.Harika bir anne ve eşiyle birbirlerini çok iyi tamamlayan, anlayan destekleyen bir aile düzenleri var.Bu güzel aileyi tanımaktan çok mutluyum.
Sevgili Münteha Başarısızlığın Dayanılmaz Hafifliği projesiyle, sadece başarıları değil, başarısızlıkları da anlatalım, bu konuda da örnekler hikayeler paylaşalım, dediğinde kendi girişimcilik ve hayat hikayesinde de zorlukların nasıl avantaja çevrildiğini yürekten hissetmiş ve anlatmak istemişti. Hikayenin tümünde zorluklar nasıl aşılmalı diye yola çıkıldıkça, başarı kendiliğinden geliyor. Ama zorluklar olmasa idi; Münteha şimdi nasıl yaşıyordu? diye sorsak; bize ne anlatırdı, acaba?
Girişimcilikte zorluklarla savaşmak olmazsa olmaz zaten. Girişimci her zaman iyi bir savaşçı olmak zorunda. Benim de onunla her dönemini anlattıklarıyla paylaştığım; yaşadığım, geçtiğimiz yıllarda; onu sonunda pes ettiren, artık yeter dedirten, çok önemli cirolara sahip müşterisi ile yaşadığı zorluklar karşısında aldığı karar ve sonrasını belki bize bir başka zaman artı ve eksileri ile anlatacaktır. Neleri göze aldı? neler yaşadı? bu gün neler oldu?
Çok teşekkürler, başarılar Münteha’cım. Bundan sonra zorluklarla değil keyifle yapılan uğraşlar ve mücadeleler ile kazanacağın başarıların olsun diyorum. Çocukların eşin güzel ailenle mutlu ve huzurlu ol. Sevgiler, sevgiler…
Sizlere zaman içinde; Melek Yatırım Gruplarıyla ve onlardan katkı almış girişimcilerle yapılmış röportajları anlatmaya devam edeceğim. Bu yazılar bence hiç bitmeyecek, hiç de bitmesin zaten. Aşağıda sevgili Duygu Eren’in İnovent genel müdürü Ömer Hızıroğlu ile çok değerli bir röportajını sizlerle paylaştım. Ömer Hızıroğlu Duygu Eren’e şirketi, çalışmaları, girişimcilerini, önerilerini, çok güzel anlatmış.Kadın girişimcilere verdiği önemi de özellikle vurgulamış ve Vistek‘i örnek göstermiş. Vistek, Aytül Erçil bu senenin Kadın Girişimci Yarışması birincisi oldu. Onu da hemen paylaşacağım. Okurken heyacanlandım, keyif aldım. Sizler de beğeneceksiniz umarım. Sevgiler, sevgiler
Stratejik İletişim ve Kariyer Danışmanı Duygu Eren Sabah.com.tr’ye üniversiteden çıkan inovatif bir şirketin hikayesini yazdı.
Üniversiteler, girişimciliğin yaygınlaşması ve özendirilmesi açısından çok önemli platformlar. İnsanlar, okul yıllarında hayatlarını şekillendirmeye başlıyorlar. Fikri olan öğrenciler için, bu fikirlerin değerlendirilebileceği doğru ortamlar ve danışabilecekleri kişiler olması büyük değer taşıyor. Bugün, aşağıda okuyacağınız şirket, en yenilikçi üniversite sıralamasında ilk sırada olan Sabancı Üniversite‘sinin teknoloji yatırım ve fikri haklar yönetim şirketi. Özellikle, kompleks teknolojilere yaptıkları yatırımlar ve aldıkları patentlerle adlarından söz ettiriyorlar. Güler Sabancı‘nın vizyonu ve girişimciliğe verdiği değerle, Sabancı Üniversitesi tarafından kurulmuş olan Inoventle ilgili bilgi almak için, genel müdürü Ömer Hızıroğlu’yla görüştüm:
Eğitiminiz ve özgeçmişinizi öğrenebilir miyiz?
Boston, Tufts Üniversitesin’de ekonomi, İsviçre Lozan Üniversitesinde Avrupa Birliği Hukuğu master programı devamında yine Boston’da hukuk okudum. Kariyerime Boston da Bose şirketinin fikri mülkiyet avukatı olarak başladım. Eğitimim dahil toplam 20 seneyi aşkın bir zaman yurt dışında yaşadıktan sonra 2004 senesinde İstanbul’a döndüm. Halen New York, Massachusetts ve İstanbul barolarına kayıtlı avukat olmakla beraber kuruluşundan beri dahil olduğum Inovent’te 2012 de Genel Müdür oldum.
Inovent’i tanıyabilir miyiz?
Inovent, 2006 yılında kar amaçlı bir şirket olarak Sabancı Üniversitesinin bir iştiraki olarak kuruldu. Bu Güler Sabancı’nın vizyonu doğrultusunda, üniversite içinden çıkacak olan girişimlerin fikri mülkiyet haklarını korumak için ticari anlamda yönlendirmek amacıyla kurulan bir şirket. İşin en temelinde ise Sakıp Sabancı’nın “şirketlerime rakip şirketler çıksın” amacı ile ayırdığı bir fon ve dünya bakışı var. Kuruluşumuz ile birlikte, Teknopark’ta kuluçka merkezimizde girişimci şirketler kurmaya başladık. Bizim ilgi alanımız akademik menşeli illeri kompleks teknolojiler. Sabancı Üniversitesi, Türkiye’de bunu yapan ilk üniversite. Aynı zamanda hakkı sayılır bir patent portfoyüne sahip olan ilk üniversite yine Sabancı Üniversitesi. Burada amaçlarımızdan biri, patentleri lisans yoluyla ticarileştirmek. Türkiye’de sanayiye lisans altında teknoloji transfer etmiş olan ilk ve tek üniversiteyiz. Şu ana kadar 20’ye yakın şirket kurduk. 4,4 milyon TLlik yatırım yaptık.
Inovent’ten çıkan şirketlerin başarı hikayeleri nasıl?
Başarılı çıkışlar yaptığımız şirketlerimizden biri, AMS şirketti 3 patent başvurusu, 1 ürün, 1 prototip’ e sahip. 2008 de çıkış yaptığımız bir şirketimiz OBSS‘nin cirosu 10 milyon $a ulaştı. OBSS, Sabancı Üniversitesinin mezunları tarafından kurulmuş olması ve yakaladığı başarı ile bizim için özel bir niteliği var. Visitothink, Nanotego halen portfoyümüzde bulunan diğer başarılı şirketlerimizden. Nerdeyse kurulduğu günden beri karda olan ve Geokodlama / coğrafi bilgi sistemleri alanında çalışan Visitothink için 2013 de büyük beklentilerim var. Yaklaşık bir sene kadar önce kurduğumuz, SDM, Uzakdoğu’lu bir türbin üretcisi ile 4.3 milyon USD lık bir sözleşme imzaladı. Portföyümüzdeki şirketlerin bugün 45 kişilik bir istihdamı var. Toplamda portföy şirketlerimizde, 2 patent başvurusu, 3 lisans altında kullanılan patent, 5 marka başvurusu ve Telif hakkına tabi (copyrighted) 3 adet yazılımı var. Inovent girişimcisi olma süreci nasıl gelişiyor?
Şirketlerimizin sermaye ve kaynak ihtiyacını karşılayan farklı mekanizmalarımız var. Çok spesifik durumlarda çekirdek sermayesi (“proof of concept”) yatırımı yapmak için kullandığımız bir çekirdek fonumuz var. Ayrıca, Sakıp Sabancı’nın vasiyetinden gelen üniversiteden çıkan şirketler için kullanılmasını istediği bir fon var. Bu iki fondan da faydalanmayan şirketlerimize iç kaynaklarımızdan daha ufak destekler sunmaktayız. Her halükarda tüm şirketlerimizin faydalandığı ve bizce en büyük katma değerimiz olan kuluçka merkezimiz ve accelerator hizmetlerimiz var. Şirket kurulduğu an hissedar olmuş oluyoruz. Genelde yaptığımız yatırım aralığına göre %10 – 40 arası hisse alıyoruz. Başlangıç birkaç farklı şekilde olabiliyor. İlk durumda, bir akademisyen araştırma yaparken, buluş yaptım diyip Üniversitenin Teknoloji transfer ofisine (“TTO”) başvurabiliyor. Buluş bildirim formunu dolduruyor, O form ön elemeden geçip sonrasında ben, TTO yöneticimiz Zeynep Birsel, Rektör yardımcımız Prof. Hasan Mandal ve Nanoteknoloj merkezimizin direktörü Volkan Özgüz’den oluşan fikri mülkiyet ve girişimcilik komisyonuna gidiyor. Akademisyen gelip sunum yapıyor. Komisyon buluşun ticari değeri olup olmadığına bakıyor. Eğer değeri olup patentlenebileceğine kanaat getirirsek onay veriliyor. Her patent için 100 – 200 bin TL arası bir bütçe var. Sonrasında ya şirket kuruluyor ya da altyapı yatırımı yapmayıp bir şirkete lisanslıyoruz. Örneğin, bir Nanoteknoloji şirketi için 250 bin TLlik yatırım gerekiyordu, şirketi içeride tuttuk ancak 2,5 milyon TLlik bir altyapı yatırımı gerekseydi lisanslama daha uygun bir ticarileştirme stratejisi olurdu. İkinci durumda ise, öğrenci buluş yaptım diyip bize geliyor. Bu durumda mevzuata göre Inovent ya da Üniversite hak talep edemiyor. Eğer öğrenci destek isterse, devreye giriyoruz. Sonrasında, komisyona giriyor ve süreç aynı şekilde işliyor. Zaman zaman Sabancı Üniversitesi bünyesinden çıkmayan ancak tabanında önemli teknoloji bulunduran iş fikirlerine de yatırım yaptığımız oldu. Ekim ayı içinde öğrencilerin kurduğu bir şirketi daha portföyümüze eklemeyi amaçlıyoruz.
Fikri mülkiyet hakları nasıl devreye giriyor?
Patenti üniversiteden alıp lisans altında şirkete verip üniversiteden şirket çıkardığımızda sözleşme yapıyoruz. Teknoloji alanında başarılı olursa üniversite olarak royalty alıyoruz. Bütün bu noktalarda fikri mülki hakların korunması çok önemli. Burada Teknoloji Transfer Ofisine çok önemli bir rol düşüyor ve Zeynep ve ekibi bu süreci mükemmel yönetiyor olması ise benim için çok kritik bir katma değer.
Inovent’in girişimciye sunduğu başka hizmetleri var mı?
Teknoparkta kuluçka merkezi var. Bu şirketler vergi avantajından yararlanmış oluyorlar. Bizim isteğimiz şirketlerin iki senede kendi kanatlarıyla uçmaya başlamaları. Talebe bağlı olarak rehberlik ve iş geliştirme hizmeti veriyoruz. Örneğin, ben Inovent iştiraklerine Asya piyasasında yumuşak giriş yapmalarını sağlamak için gelecek ay Singapur’a gideceğim. Giderken yanımda girişimci arkadaşlarımın bana verdiği bir talep listesi götürüyor olacağım. Bu arada 2013 içinde Singapur da sunduğumuz stratejik destek hizmetlerini ABD ve Avrupa’da sunmak içinde temaslara başladık. Bunlar dışında altı ayda bir durum raporlarına bakıyoruz. Mali tablolarını kontrol ediyoruz. Üniversite içinde yardım edemeyeceğimiz bir konu olursa Sabancı Holding’ten danışmanlık alıyoruz. Inovent için patent, marka başvuruları, ekonomik istihdam çok önemli. Periyodik olarak şirketlerimiz için bu doğrudan ekonomik olmayan katma değerlerini de ölçmekteyiz. Neticede, biz bir teknik direktör gibiyiz. Girişimcilerimize belli bir strateji ve vizyon getirmeye ve tecrübelerimiz paylaşmayı amaçlıyoruz. Takımı en üst seviyedeki maçları kaldıracak bir güce ulaştırmak istiyoruz ama maç günü sahaya çıkıp maçı kazanacak olanlar futbolcular olacak.
Yatırımın geri dönüşü için beklentiniz nedir?
Yatırımın geri dönüşü için beklentimiz, ilk başta öngörülen iş modeline indeksli yaptığımız değerlendirmeye orantılı. Elbette, öngörümüz var ancak bunlar kesinlik içinde değil. Şirketin gidişatına göre bunlar değişiyor ve gelişiyor. Akademik temelli girişime odaklamış bir yapı olarak diğer klasik anlamdaki risk yatırım fonlarına göre daha esnek ve uzun vadeli bir yaklaşımımız var.
Sizce, başarılı girişimci nasıl olmalı?
Başarılı girişimciler odak dağıtmayanlar. Belli bir stratejiye göre gitmek bütün girişimciler için önemli. Aynı zamanda ana nihai istikameti unutmadan gerek görüldüğü zaman rota değiştirebilecek esnekliği gösterebiliyor olmalılar. Teknoloji alanındaki girişimciler içinse; know how satmak yerine ürüne yönelmek ve ölçeklenebilir bir iş planı yaratmaları gerekir. Aynı zamanda kendi eksiklerini de iyi tespit ediyor olmalılar. Başarılı iştiraklerimizin ortak noktası doğru pazarlama stratejileri uygulamaları ve mümkün olan en kısa zaman içinde kadrolarına pazarlamacı ve profesyonel yönetici katmış olmaları. Ben girişimcimi bir savaşçı olarak görmek istiyorum: olumsuz şartlarda bile yılmayan, gerektiğinde komutan gerektiğinde asker olmayı bilmeli ama savaşların lojistik ve organizasyon ile kazanıldığını bilmeli. Belki tüm girişimcilerin Sun Tzu’yu okuması lazım. Türkiye’deki girişimcilik kültürü nasıldı ve gelecekte nasıl olacak?
Türkiye’de girişimcilik her zaman vardı. Türk insanın en büyük avantajı pratik zekasında. Ancak, girişimcilik körü körüne her iş fikrine fizibilite, planlama yapmadan atlamak değildir. Özelikle teknolojik girişimcilikte dünyada kendimize bir yer edinecek istek vizyon, strateji, fikri mülkiyet hakları, rekabet ortamı, küresel trendleri iyi bilmek lazım. Her şeyden önce kısa vadede, rantçı mantaliteyi girişimcilik konseptinden ayrıştırmak gerekiyor. Türkiye’deki girişimcilikte benim şahsen çok değer verdiğim bir açı ise kadın girişimcilerimiz. Burada Türkiye’nin optimize edemediği çok değerli bir potansiyel var. Inovent’in en başarılı eski iştiraklerinden birisi, Vistek, bir kadın girişimcinin başarı hikayesidir. Portfoyümdeki eksiklik ise kadın girişimci sayısının az olması, bunu geliştirmeye çalışıyorum. Kadınların girişimciliğin olmazsa olmazı olan pragmatik yaklaşımı kendi iş hayatımda örnek almaya çalıştığım çok önemli bir değer.
Melek Yatırımcılık yazılarına bugün 5 farklı Melek Yatırımcılık grubu ile devam ediyoruz. Bu değerli bilgileri sevgili Hande Çilingir hazırladı.Haftaya yine röportajlar ve farklı gruplarla yazılara devam edeceğiz. Sevgiler, iyi hafta sonları…
5) Aksoy İnternet Ventures (Girişim Sermayesi Şirketi)
AÇIKLAMA
Türkiye’nin en büyük ilan ve e-ticaret platformlarından biri olan sahibinden. com ’un kurucusu Aksoy Group tarafından kurulan Aksoy Internet Ventures, Türkiye ve yurtdışında gelecek vaat eden internet şirketlerine erken dönem yatırımı gerçekleştiriyor.
KİMLER YARARLANABİLİR?
Öncelikli olarak, internet sektöründe faaliyet gösteren ve işini büyütmek isteyen girişimciler.
ŞARTLAR
Başvurular, Yatırım Komitesi tarafından değerlendiriliyor. Yatırım kararları Aksoy Group yönetim kurulu üyeleri, sahibinden.com Genel Müdürü Burak Ertaş ve profesyonellerden oluşan bu komite tarafından alınıyor.
Yatırım kararında önde gelen kriterler girişimcinin geçmişte yaptıkları ve projeye olan tutkusu, hedeflenen pazarın büyüklüğü ve fikrin fark yaratıyor olması. Ek olarak projenin teknik olarak tamamlanmış veya deneme sürümünün hayata geçmiş olması da yatırım kararı için önemli bir ölçüt, bu noktada erken dönem (early stage) yatırım stratejisi yürütülüyor. Ayrıca yatırım kararı verilirken şirket değerlemesi, hukuki konular ve yatırım yapılacak alan ile ilgili danışman desteği de alınabiliyor. Erken dönem yatırım gerçekleştirilmesi planlandığı için projenin sunum aşamasındaki büyüklüğü, kısa vadede büyüme potansiyeli gibi parametrelere göre farklı senaryolar üzerinde çalışılıyor.
6) Golden Horn Ventures (Girişim Sermayesi Şirketi)
AÇIKLAMA
Golden Horn Ventures, tüm dünyada, Türkiye gibi gelişen pazar’lardaki start-up aşamasındaki fikirlerin ve iş oluşumlarına sermaye aktarımı yapmak için kurulmuştur. Gelişmekte olan piyasalarda, teknolojik çalışmalarda ve sermaye girişimlerine destek olmaktadır.
KİMLER YARARLANABİLİR?
Öncelikli olarak, internet sektöründe faaliyet gösteren ve işini büyütmek isteyen girişimciler.
ŞARTLAR
Yenilikçi bir teknolojiye sahip, hem Türkiye’de başarılı olabilecek, hem de global arenaya taşınabilecek hem fikir aşamasında olan, hem de ileri düzeydeki şirket sahipleri.
2006 yılında Sabancı Üniversitesi tarafından kurulan İnovent, Türkiye’nin ilk teknoloji ticarileştirme ve transferi şirketidir. Aynı zamanda Türkiye’nin ilk risk sermayesi ve çekirdek sermaye yatırımları yapan şirketi olan İnovent, Gebze Organize Sanayi Bölgesi Teknopark’ında yerleşik İnkübasyon Merkezinde yatırım yaptığı ve destek verdiği projelere ofis ortamı sağlar. İş modeli, ticarileştirme sürecinin geneline kapsamlı bir yaklaşım sergiler. Uygun fikri mülkiyet hakları bulmaktan, gelecek vaat eden, büyüme potansiyeli yüksek işleri geliştirmeye ve bunlardan değer sağlamaya kadar olan tüm ticarileştirme süreçlerini takip etmeyi amaçlar. İnovent kuruluşundan bugüne dek 17 start-up şirketin kuruluşuna destek olmuş, yatırım yaptığı 4 şirketten başarılı bir şekilde hisselerini satmak suretiyle
çıkmıştır. Mevcut durumda İnovent’in portföyünde 11 aktif şirket bulunmaktadır. İnovent ayrıca Galata İş Melekleri Ağı ile Türkiye Lisans Yöneticileri Derneği’nin (LES Türkiye) kurucularındandır.
KİMLER YARARLANABİLİR?
İnovent Çekirdek Sermaye Fonu 2009 yılında Türkiye’deki teknoloji startuplarına direkt yatırım yapmak için kurulmuştur. Fonun odaklandığı aşamalar çekirdek sermaye ve ticarileştirme olmakla beraber 25,000TL ile 250,000TL arasında yatırımlar yapmayı hedefler.
Fon Türkiye’de inovatif, yıkıcı fikir ve teknolojilere, büyük ve hızla büyüyen pazarları açık ve net bir pazara giriş stratejisi ve planıyla hedefleyen ve yüksek getiri potansiyeli teşkil eden iş fikirlerine ve kararlı ve tutkulu girişimcilere, takımlara ve startuplara yatırım yapmayı hedefler.
Yukarıda belirtilen kriterlere uygun iş fikirlerine sahip girişimciler, takımlar ve startuplar, şu linke giderek iş fikirlerinin kısa bir özetini Inovent ile paylaşabilirler. İlk değerlendirmeden sonra, Inovent ekibi seçilen iş fikirlerini, teknolojileri, değer teklifini, iş planını ve pazar potansiyelini daha iyi anlayabilmek için fikir sahipleri ile temasa geçecektir. Bu temasın ardından, Inovent seçeceği fikir sahiplerini 3 ayda bir toplanan Inovent Yatırım Kurulu’na bir yatırım sunumu yapmak için davet edecektir. Inovent Yatırım Kurulu’nun olumlu kararına mütakip, Inovent yönetim ekibi iş fikri sahibi ile daha detaylı bir inceleme sürecine girecek, yatırım teklifi yapacak ve yatırım kararını uygulamaya çalışacaktır.
8) İnventram Capital Ventures Company (Girişim Sermayesi Şirketi)
AÇIKLAMA
Koç Holding ve Koç Üniversitesi işbirliğiyle buluş sahipleri ve girişimciler için Türkiye’de önemli bir başvuru noktası olmak amacıyla kurulan Inventram A.Ş, pazar potansiyeli olan yenilikçi teknolojileri keşfetmek ve bu fikri sermayeyi ürün ve hizmete dönüştürmek konusunda katkıda bulunmaktadır.
Şirketin yatırım stratejisi, başlangıç ve erken aşama fırsatlarına odaklanmak, yenilikçi iş fikirleri veya teknolojilere konsantrasyon, Ar-Ge yapan ve teknoloji üreten gruplar ile yakın ilişkide olmak, akademik ve Ar-Ge kökenli ürünlerden şirket yaratabilme yetkinliğini geliştirmek, başarılı olan yatırım modellerini belirleyip Inventram standardı haline getirmek, iş yönetim bilgilerini ve güçlerini erken aşama yatırım portföyündeki şirketlerine aktarmak olarak açıklanıyor.
KİMLER YARARLANABİLİR?
Yatırım kriterleri:
Yenilikçilik,
Rekatbetçilik,
Hedef Kitle,
Yaratılan Etki:
– Hangi probleme çözüm üretiyor?
– Paradigmalarda değişiklik yaratabilir mi?
– İş dünyasında rekabete yeni bir boyut getirebilir mi?
9) İnventures Yatırım Şirketi (Girişim Sermayesi Şirketi)
AÇIKLAMA
İnternet, mobil ve yazılım alanlarındaki girişimler için inkübatör rolü üstlenerek, teknolojik danışmanlık veya iş geliştirme desteği sunmakta ya da projenin hayata geçmesi için yeterli olacak düzeyde yatırım yapmaktadır. Inventures tarafından gerçekleştirilen girişimlerin büyük bir kısmı kendi alanlarında Türkiye’nin ya da dünyanın ilk örnekleri olma özelliğine sahiptir. Bir kısmı tamamen Inveon özkaynaklarıyla, bir kısmı stratejik iş ortaklıkları ile gerçekleşen bu girişimler arasında Türkiye’nin yepyeni kişisel alışveriş sitesi Bonvagon; Perakende sektörünün devlerini bir araya getiren özel alışveriş projesi Bir Varmış Bir Yokmuş, 1V1Y; Türkiye’nin ilk yurtiçi uçak bileti arama motoru Bulucak.com;kurumların karar alma ve inovasyon süreçlerine yardımcı olacak bir sanal fikir borsası olan We-Decide.net; dünyanın ilk kurumlara yönelik grup satış sitesi olan Firmanya, private shopping konseptinin Türkiye’deki en önemli üyelerinden biri olan Trendyol; Türk blogcularının ve kaliteli içerik arayan kitlenin tek buluşma noktası BloXoo ve perakende sektörüne özel hizmet veren PikCVgibi örnekler bulunmaktadır.
Sevgili Fatmanur Erdoğan ile Ağustos ayında nihayet tanıştık, tesadüfen karşılaştık, hem de çok hoş bir tesadüf ile.Nihayet diyorum; çünkü ben kendisinin iki senedir “Kariyer Yolculuğu” blogunun takipçisiyim. Blog yazmaya başladığımda beni yazıları tarzı ile çok etkiledi, benim de onun gibi fayda yaratan, sevilerek okunan bir blogum olsun istedim.
Onun yazıları daha çok kariyer yolculuğunda olan gençleri hedef alırken ben de girişimci olmak isteyen gençleri hedeflemiştim.Blogunda iyi bir bloger olmanın tüyolarını da veriyordu. Benim için çok iyi bir yol gösterici oldu.Ne kadar başarılı oldum bilmiyorum ama yazılarını hep ilgiyle severek okudum.Sonra bu sene yayınlanan “Beyaz Yakalı Girişimci”kitabının tanıtımını blogumda yaptığımda; yine tesadüfen telefonda konuştuk, tanıştık. Sonra da bir Ağustos akşamı aynı masada yemek yediğimiz grupla fotoğraflar çekerken birbirimizi çekmeye çalışırken anladık ki, bu sefer gerçekten karşılaşmıştık. Konuştuk sohbet ettik, sonra sevgili Fatmanur’u katıldığı bir panelde dinlemeye gittim. Eveet önce yazılarıyla tanıdığım, bu çok güzel tatlı, kadını panelde ki söyleşisinde de beğenerek ilgiyle dinledim.
Artık birbirimizi daha çok tanıyorduk, ama keşfetmediğimiz çok yönlerimiz olduğu da kesindi, en kısa sürede daha uzun süreli buluşmak ümidiyle birbirimizi aramaya haberleşmeye devam etmeye başladık. Önümüzdeki günlerde bir araya gelmeyi planlarken ben sizlere, sevgili Fatmanur’un blogunda ki kendi tanıtım yazısını, sizlerle paylaşmak istedim.Kendi anlatımıyla bu yaşam hikayesi de benim çok ilgiyle okuduğum Fatmanur Erdoğan yazılarından. Sizin de blogunu ve kendisini çok seveceğinizi ve çok şeyler öğreneceğinize eminim.
Hayatımın hiç bir döneminde doktor olmayı düşünmedim.
Çocukken “Büyüyünce ne olmak istersin?” diye sorduklarında ’henüz bilmiyorum’ cevabını verirdim. Daha çocuk yaşlardan itibaren ‘geleceği’ düşünmeyi yani yarına odaklanmayı öğreniyoruz. Öyle ki daha hayat hakkında fazla bir şey bilmeden bir seçim yapmamız bekleniyor bizden…
Dünyaya ciddi anlamda açılmaya üniversite yıllarımda başladım. Her gittiğim ülkede yeni fikirler, farklı kişilikler, değişik hayatlar ve ilginç hikayelerle karşılaştım. Üniversitede kapitalizm üzerine yazdığım bir arguman’ın artık ateşli savunucusu değildim. Işletme fakültesindeki tezimi Japon Yönetim Sistemleri üzerine hazırlarken, dünyayı keşfetmekten ne kadar büyük haz aldığımı birkez daha farkettim.
Norveç’in fyord’ları hep çekmiştir beni. İş hayatıma dünya’nın en büyük petrokimya şirketlerinden bir tanesinde “Market Researcher” göreviyle başladım. Araştırma alanlarım Uruguay, Paraguay ve İsrail oldu. 13 kişiden oluşan departmanda aynı ülkeden iki kişi yoktu. Yeni dostlarım nezaket olsun diye benimle İngilizce konuşmuyorlardı yani. Ortak bir dile ihtiyaç vardı…İşte bu grup harikaydı.
İskandinavya’nın soğuklarına ara verip, Uzakdoğu’nun nemli sıcaklarına doğru yol almak isteğim, buradaki kültürleri anlamak ihtiyacımla birleşti. Hayat beni Norveç’ten Singapur’a sürükledi. Orada ilk önce bir Çinli, Koreli, Taiwan’lı, Singapurlu, Endonezyalı ve Malezyalıyı birbirinden nasıl ayırt edebileceğimi öğrendim. İsimler konusunda fazla sorun yoktu. Çoğu “Kim yada Lim”di zaten. Üstelik isimlerini söylemekten önce kartvizitlerini uzatıyorlardı. Uluslararası bir şirkette “Marketing Executive” olarak Hintli bir CEO ve Hong Kong’lu bir Pazarlama Direktörü ile çalıştım. 3 ırkın bir arada yaşadığı bu toplumda mücadele vermeyi gerçek anlamda öğrendim. Japonlar ile Çinliler arasındaki yönetim farklılıklarını ve Çinliler ile Türkler arasındaki benzerlikleri gördüm.
Biraz daha büyük oynamanın ve belki de okyanus’da surf yapmanın zamanı gelmişti.Kaliforniya bana kollarını açtı. Kendimi Amerika’nın en önemli ve en büyük Macintosh konferansı olan Mac Summit Konferansının organizasyonunda buldum. İlk olarak Apple Inc’in bir zamanlar CMO’su olan Guy Kawasaki’ye merhaba dedim. Dreamworks stüdyolarının yapımcıları, Dana Ashley gibi tasarım ve teknoloji dehalarının arasındaydım bir anda. O zamanlar bu gibi insanlarla tanışmanın öyle zor olmadığını bilmiyordum. Kumsalda otururken yanınızda Google.com’un kurucusunun bağdaş kurup sohbet etmeye başlayabileceği fikri pek yakın gelmiyordu. Oysa Tom Peters, Sergio Zyman, John Gray, Don Pepper, Martha Roggers, George Stephanapolis, Michael Douglas, Stephen Hawkins gibi alanında isim yapmış başarılı isimlerle bir araya gelmenin o kadar da ulaşılmaz olmadığını gördüm.
Singapur’da Internet’le haşır neşir olmanın sadece üst düzey yöneticilere ait olduğu bir ortamdan, “teknoloji hepimiz içindir” diyen açık bir anlayışa yolculuktu Amerika’daki hayatım. Kaliforniya’nın “Internet Boom” adı verilen dönemine ayak basmamla yeni bir öğrenim süreci de böylece başlamış oldu.
Oldukça başarılı geçen bir organizasyonun arkasından yeni bir iş teklifine ve okyanus kenarında, 365 günü güneşli olan bir hayata evet dedim. “International Marketing Manager” göreviyle dünyanın dört bir yanında ve çok çeşitli kültürlerle reklam ve pazarlama stratejileri geliştirmek muhteşem bir deneyimdi. Internet’in doğuş yeri olan üniversitelerden biri olan University of California’da aldığım pazarlama eğitimimin içeriğini de etrafımdaki insanların ve iş dünyasının etkisiyle e-commerce, web design ve graphic design olarak genişlettim. Bu süre içerisinde işim gereği dünyanın dört bir ucunu dolaşmaya devam ettim. Yolculuklarımda dostlarıma hikayelerimi anlattım. Dedim ki, “İnanamıyorum!…Bir iki gün önce bir beyin fırtınası yaptık bir oturumda. Bunlar şortlu ve sandaletli iş insanlarıydı. Kravat takmıyor, ceket etek giymiyorlardı. İş yerlerinde deniz koltukları vardı. Evlerinin garajlarından küçük bir bilgisayarla çalışıyorlardı. Ertesi gün fikirlerini beğenen biri çıkıyor, öyle ki fikrinize yatırım yapmak istiyorum diyordu. Bir anda bir şirket kurulup, bir grup “Angel Investor” ve “Venture Capital” sermayesi ile hayata geçiyordu… Bir sene sonra şirket 200 kişinin çalıştığı bir yer oluyordu. “Satışlar nasıl?” diyordum. “Henüz hiç satmadı.” diyorlardı. Muhteşem bir döngüydü bu. Diğer bir şirket “Satışlar çok ama kara geçemedik diyordu.” Dostum diyorum, burada hayat çok hızlı gidiyor. Öyle hızlı ki deniz, kum ve güneş olmasa bu hızda yaşamak pek mümkün olmazdı!
Bu arada öğrendiğim software programları her altı ayda bir ‘upgrade’ oluyordu. Oysa ben daha yeni öğrenmiştim bir önceki versiyonu kullanmayı! Yani daha adapte olmaya ve alışmaya zaman bile olmuyordu ki versiyon değişiyordu. Buradaki döngü, dünyanın hiç bir yerinde hissetmediğiniz kadar hızlıydı. Öyle ki eğer bu hız başınızı döndürmüyorsa, oradaki hayatın içinde olmadığınız söylenebilirdi.
Bu baş dönmesi yerini birkaç yıllık oturaklı bir e-biz dönemine bıraktı. Heyecan yerini iki kere düşünerek iş kurma ve daha tutucu yatırım yapma devresine çoktan bırakmıştı.Amerika’nın bu durgunluk döneminde, daha hareketli bir ortama atlamanın da benim için zamanı gelmişti…
Türkiye’ye döndüğümde kuralsız bir toplum düzeni ile karşılaştım. Arabayla Bodrum’a doğru yol alırken trafik kuralına uyduğum için camını şiddetle aşağı indiren bir sürücünün nazik sözlerine maruz kaldım. Haklıydı. Önemli olan toplumun oluşturduğu sistematikdi belkide. Yazılı olan kurallar değil. Kuralsız bir ortamın içerisinde oluşturulmuş bir sistem vardı. Alışılması, öğrenilmesi ve değiştirilmesi gereken.
‘Büyüyünce Ne Olmak İstersin?’ sorusunun cevabı “uluslararasılığı aşılayan bir elçi olmak” olarak ifade buldu bende.
Sevgili Fatmanur ile kesişen, ortak çok konumuz var, en kısa zamanda uzun uzun sohbet imkanımız olacağı buluşmalarda bir arada olmak dileğimle sevgiler, sevgiler